menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Karma Test 14

Karma Test 14

Soru 1 / 25

“Bırakmak” sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde, “Bıraksalar Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.” cümlesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. “Bırakmak” sözcüğü aşağıdakilerin hangisinde, “Bıraksalar Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.” cümlesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

    • A) Biraz kâr bıraksa, eşten dosttan borç alarak kurduğu bu işi sürdürecekti.
    • B) Kimse yardım etmediyse sen de elindekileri olduğu gibi masanın üstüne bıraksaydın.
    • C) Yaz geldi ya, annesi bıraksa bu bacaksız akşama kadar sokakta oynayacak.
    • D) Bir an önce tamirciye götürmesi gerekiyor, yoksa bu külüstür bir gün onu yolda bırakacak.

    Örnek cümledeki 'Bıraksalar...' sözcüğü 'izin verseler, serbest bıraksalar' anlamındadır. C seçeneğindeki 'annesi bıraksa' ifadesi de 'annesi izin verse' anlamını taşır.

  2. 2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, mecaz anlamda kullanılmamıştır?

    • A) Yarına kalmayı önemseyen bir sanatçı, topluma _ayna tutmakla_ yetinmemelidir.
    • B) _Doğa sevgisi_, en uç noktasına ulaşmış büyük bir tutkudur bu şairde.
    • C) Durmadan _iğneli sözler_ söylüyor, bizi kızdırmaktan zevk alıyor sanki.
    • D) Hiç değişmeyecek bu adam, elli yaşına geldi ama hâlâ _çocuk_.

    Altı çizili olması beklenen 'Doğa' sözcüğü temel (gerçek) anlamıyla kullanılmıştır. Diğer şıklardaki ifadeler ('ayna tutmak', 'iğneli sözler', 'çocuk') mecaz anlam taşır.

  3. 3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, açıklamasıyla birlikte verilmiştir?

    • A) Ben çocuğu okuldan alıp eve gelene kadar, şu eşyalara göz kulak oluver.
    • B) Müşterilere kaba davranan bu memurun kulağının bükülmesi, dikkatli olması için uyarılması gerekiyor.
    • C) Gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık, sonunda bu parkı açılışa ve kullanıma hazır hale getirdik.
    • D) Amcam yurtdışından döndükten sonra her şeyden elini eteğini çekti, bağdaki küçük eve yerleşti.

    'Kulağının bükülmesi' deyimi, hemen ardından gelen 'dikkatli olması için uyarılması' ifadesiyle açıklanmıştır.

  4. 4. Eleştiriye gönül veren, onu kendine özgü kurallarıyla açıklayan, bağımsız bir tür olarak gören yazarlar yoktu o günlerde. Sanatçıya ve yapıta ciddiyetle yaklaşan, bütünleyici, sistematik bir çözümleme yöntemini esas alan bir anlayış gelişmemişti. Eleştirmenliğe soyunanlar güncele abanıyor, bilimselliğe sürekli teğet geçiyorlardı. Bu parçada geçen “güncele abanmak” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Kalıcılığı gözetmeyen, popüler, gelip geçici bir anlayışla hareket etmek
    • B) Yaptığı işi önemsiz, yararsız bir çaba olarak görmek
    • C) Güncel sorunlara çözüm üretmeyi ilke edinen bir yaklaşımı öne çıkarmak
    • D) Günübirlik olanın yakıcı, kuşatıcı, sıcak gerçeklerinden yakasını kurtaramamak

    Güncele abanmak, 'bilimselliğe teğet geçmek' bağlamında kullanıldığı için, kalıcı olmayan, o anki popüler konulara aşırı odaklanmak anlamını taşır.

  5. 5. Ömür, umuttan önce bitmeli. Bu cümleden, aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    • A) Ölene kadar umutla yaşamalıyız.
    • B) Yaşamın olduğu yerde umutlar da vardır.
    • C) Yaşadığımız sürece umutlarımızı yitirmemeliyiz.
    • D) Umutsuz insan, yaşamamalıdır.

    Cümle, umudun hayati önem taşıdığını belirtir; ancak 'Umutsuz insan yaşamamalıdır' gibi kesin bir hüküm çıkarılamaz.

  6. 6. Numaralanmış cümlelerin hangisinde “tehdit” anlamı yoktur? I. Sınıflar ve koridorlar istediğim gibi tertemiz olmazsa vay halinize! II. Size bir saat süre veriyorum, bu süre içinde ödevlerinizi yapmayın da göreyim. III. Yeni aldığım bu eşyalara, benden izinsiz dokunanın elini kırarım. IV. Biraz oturup dinlenin, kurulanın önce, öyle terli terli soğuk su içmeyin! V. Bir daha böyle abuk sabuk önerilerle karşıma çıkarsan karışmam.

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) IV.

    IV. cümle, sağlıkla ilgili bir tehlikeye karşı yapılan uyarıdır; diğerleri ise olumsuz bir sonuçla karşılaşılacağını belirten tehdit cümleleridir.

  7. 7. (I) Ören yerlerini, tarihsel kalıntıları gezmekten herkes zevk almayabilir. (II) Hatta çoğu insan onları, modası geçmiş, önemini çoktan yitirmiş taş yığınları olarak görebilir. (III) Çağlar öncesinin göz kamaştırıcı medeniyetlerini ilkellikle niteleyebilir. (IV) Belki de onların tamamen yok edilmesini, ortadan kaldırılmasını isteyenler bile vardır. (V) Oysa tarih bilincinin zihinlerde kalıcılığını başka neyle sağlayabiliriz? Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde “tahmin, olasılık” anlamı söz konusu değildir?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) V.

    I., II., III. ve IV. cümleler '-ebilir' ve 'belki' gibi ifadelerle olasılık/tahmin içerir. V. cümle ise kesin bir gerekliliği vurgular.

  8. 8. (I) Her kalıbı belirleyen, biçimlendiren bir içerik vardır. (II) Bu yüzden biçimin içerikten ayrı olarak düşünülmesi olanaksız bir şeydir. (III) Yani ne yalnız biçimde ne de yalnız içerikte yenilik düşünülebilir. (IV) Her yeniliğin, biçimle birlikte içerikte de aranması gerekir. (V) Bir sanatçı bu ikisi arasındaki ilişkiyi doğru olarak saptayabildiği oranda iyi sanatçıdır. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangi ikisi aynı anlama gelmektedir?

    • A) I. ve II.
    • B) II. ve III.
    • C) III. ve IV.
    • D) II. ve V.

    III. cümle, tek başına biçimde ya da içerikte yenilik olamayacağını olumsuz bir ifadeyle, IV. cümle ise yeniliğin hem biçimde hem içerikte aranması gerektiğini olumlu bir ifadeyle belirterek aynı fikri aktarır.

  9. 9. (I) Yazar bu üç yapıtında da okuru masalsı bir evrene sürüklüyor ve bunu ustaca başarıyor. (II) Daha önceki yapıtlarında olduğu gibi burada da olağanüstü olaylarla karşılaşıyoruz ve bunu hiç yadırgamadan okuyoruz. (III) Ancak bu son yapıtında yazar, daha alaycı gözlerle bakıyor her şeye. (IV) Yer yer müthiş birer kara mizah örneği sayılabilecek ögelerle karşılaşıyoruz. (V) Özellikle Anadolu kasabalarında, evde kalmış kızlar ve evlenme çağına gelmiş genç tüccarlarla ilgili konulara değiniyor. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisi, kanıtlanabilirlik yönünden diğerlerinden farklıdır?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) V.

    I, II, III ve IV. cümleler yazarın öznel yorumlarını ('ustaca', 'alaycı', 'kara mizah') içerirken, V. cümle yapıtın ele aldığı konuları belirterek nesnel bir bilgi sunar ve kanıtlanabilirdir.

  10. 10. Bilgeliği “bir insanın kendi düşüncesine, bütün öbür düşünceleri hiçe sayarcasına önem vermesini hor gören bir tutum” sayanlara katılıyorum. Ne diyor Valery: “Bizim düşüncemize, kendi düşüncemiz olduğu için inanmamayı öğrenmeliyiz. Tersine onu kuşkuyla karşılamalıyız.” Ama politikacılar, Valery gibi düşünmüyorlar. Onlar, kendi düşüncelerini en üstün, en mantıklı, en işlevsel düşünce sanıyorlar. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangileri bir arada kullanılmıştır?

    • A) Tanımlama – örnekleme
    • B) Tanık gösterme – karşılaştırma
    • C) Karşılaştırma – benzetme
    • D) Tanık gösterme – örnekleme

    Parçada Valery'den alıntı yapılmıştır (Tanık gösterme) ve bilgece/kuşkucu tutum ile politikacıların mutlakiyetçi tutumu kıyaslanmıştır (Karşılaştırma).

  11. 11. (I) Genel sanat görüşümde olduğu gibi, tiyatroda da ulusal tiyatrodan yanayım. (II) Ne var ki şimdiye dek sahnelenmiş ya da yayımlanmış oyunlarımın ulusal olmadığı sanılmıştır. (III) Çünkü özellikle tiyatroda, ulusal olanla yerel ve bölgesel olan birbirine karıştırılmaktadır. (IV) Bence, tiyatroda ulusal olmak, kısaca, o ulusa özgü genel davranış niteliğini tiyatro biçiminde yansıtmak diye tanımlanabilir. (V) Ulusallık, o ulus insanlarının herhangi bir olay karşısında takındıkları genel davranış demektir. (VI) Bu davranış yalnız o ulus insanına özgüdür ve yalnız onları yansıtır. Bu parça iki ayrı paragrafa bölünmek istense, ikinci paragraf kaç numaralı cümleyle başlar?

    • A) II.
    • B) III.
    • C) IV.
    • D) V.

    İlk üç cümle yazarın genel görüşünü ve yanlış anlaşılmaları konu eder. IV. cümle ile tiyatroda ulusal olmanın tanımı verilirken, V. cümle ise ulusallığın genel tanımına geçerek konuyu daha kapsamlı ele alır, bu da yeni bir paragraf başlangıcı için uygun bir geçiştir.

  12. 12. Beşiktaş’ın diğer iki kulübün ardından daha az büyükmüş gibi göründüğü doğru ama bu görüntü başka bir toplumsal anlayış gerçeğinden kaynaklanıyor. Beşiktaşlılar, Baba Hakkı zamanından beri başarının altını çizmemişlerdir. Şampiyonlukların, kupaların, yıldızların üzerinde çığlık çığlığa tepinmemişlerdir. Beşiktaş’ın çizgisi budur. Bu parçaya göre Beşiktaş’ın çizgisi aşağıdakilerin hangisiyle nitelendirilebilir?

    • A) Alçakgönüllü
    • B) Kanaatkâr
    • C) Seçkin
    • D) İstikrarlı

    Başarıya rağmen 'altını çizmemek' ve 'çığlık çığlığa tepinmemek' tavrı, alçakgönüllülük (tevazu) özelliğini belirtir.

  13. 13. - - - -. Söz gelimi, son derece yoksul ve cahil bir işçiye, günlüğünü ödeyip bir kuyu açtırabilirsiniz. Aynı işçiye, yine günlüğünü ödeyip bu kuyuyu doldurtabilirsiniz. Bu işi bitirdikten sonra, aynı adamdan kuyuyu tekrar açmasını isteyecek olursanız, canının sıkıldığını fark edersiniz. Ne çare ki ekmek parası için işi yine kabul edecektir. Fakat kuyuyu tekrar açtıktan sonra doldurmasını isterseniz, o muhtaç adam bile bırakır gider. Karın doyurmak pahasına da olsa onu işe devam ettiremezsiniz. Anlam akışı dikkate alındığında, bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • A) Para karşılığında bile olsa, insanları zorla çalıştıramazsınız
    • B) İnsanlarda, yaptıkları işin yaralı olduğunu görmek gibi samimi bir istek vardır
    • C) Yoksulluk ve eğitimsizlik, insanları yararsız işleri yapmaya mecbur eder
    • D) Ülkemizde yararsız işlerle uğraşan pek çok insan görebilirsiniz

    Verilen örnekler, işçinin anlamsız (yararsız) işi para karşılığında bile reddetmesi üzerine kuruludur. Bu da insanların işin faydalı olmasını istediğini gösterir.

  14. 14. Bir tiyatro yazarı olarak, tiyatro bütününü oluşturan parçalardan biri saydığım seyirciyi göz önünde tutmadan bu sanatın tamamlanabileceğine pek inanmıyorum. Ama bu, seyircisine göre iş yapılmalı anlamına da alınmamalıdır. Yalnız tiyatroda değil, tüm sanatlarda amaç, her insanda var olan yaratıcılık gücünü, o sanat dalı ile harekete geçirmeye yönelik olmalıdır. Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı olabilir?

    • A) Sizce sanatçının yaratıcılığı amaçtan mı kaynaklanır?
    • B) Tiyatro sanatında seyirci faktörü, amaç bakımından onu diğer sanatlardan ayırır mı?
    • C) Yapıtlarınızı üretirken başlangıç noktası olarak neyi seçersiniz?
    • D) Oyunlarınızı yazarken onların seyircileri nasıl etkilediğini göz önünde tutar mısınız?

    Yazar, seyirciyi (etkileme faktörünü) göz önünde tuttuğunu belirterek ('seyirciyi göz önünde tutmadan... inanmıyorum') sorulan soruya yanıt vermiştir.

  15. 15. Sanatçının herhangi bir düşünüre üstünlüğü insanı sıkmamasından, eğlendirerek öğretebilmesinden geliyor. Başkalarından dinleyemeyeceğimiz şeyleri o anlatınca dinliyoruz. Ya kötü bir kişiyse, bizi kandırıp başka yollara sürüklerse… Olabilir, sanatçının yanılması, kötülüğe araç edilmesi görülmemiş şey değil. Ama öylelerinin arasından da büyük sanatçı çıkmıyor. Bildiğim eski yeni bütün sanatçıları düşünüyorum, hepsi de doğruyu söylemiş, çağının önünde yürümüş insanlar. Gerçekten inanmadıkları sözler çıkmamış ağızlarından. İnsanlığa yeni haberler getirmişler, köşe başlarında insanların yoluna ışık tutmuşlar. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Büyük sanatçıların başarılarının altında yatan en önemli güç, konularını gerçek yaşamdan seçmeleridir.
    • B) Sanatını kötülüğe âlet edenler hiçbir zaman büyük sanatçı olamazlar.
    • C) Büyük sanatçılar anlatımlarıyla insanları etkilemiş, anlattıklarıyla onlara yararlı olmuşlardır.
    • D) Sanatçıların kimileri, sanatı kişisel çıkarlarına âlet etmişlerdir.

    Parça, büyük sanatçıların doğru sözlü, inançlı ve insanlığa yol gösteren kişiler olduğunu vurgulamakta, yani onların ahlaki değerlerinin önemini belirtmektedir.

  16. 16. İnsan için ya da toplum için eskiden yazgı sayılan çoğu olgu, artık bilimin avuçları arasındadır. Nice ölümcül hastalığın çaresi bulunmuştur. Artık ne zenginlik bir yazgıdır ne de yoksulluk. İnsanda ve toplumda az gelişmişlik ya da geri kalmışlık yazgı değildir. Toplumbilim, tarihsel olayların yasalarını açıklamıştır; ekonomi bilimi kalkınmasının sırlarını keşfetmiştir. Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı, aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bilimin gelişmesi insanı ve toplumu, olumlu ve olumsuz yönde, oldukça etkilemiştir.
    • B) Bilimsel gelişmelerle toplumsal gelişmeler birbirine paralel yürümüştür.
    • C) Çoğu insan, toplumun geri kalmışlığını yazgı olarak kabul eder.
    • D) Bilim, insan ve toplum için yazgı sayılan birçok konuyu çözecek kadar ilerlemiştir.

    Metin, eskiden kader olarak görülen (hastalık, yoksulluk vb.) durumların bilim sayesinde çözüldüğünü/çözülebileceğini genel bir yargıyla özetler.

  17. 17. Bir zamanlar benim de severek yapmış olduğum kitap yayıncılığı, her şey yolunda gittiği sürece ilginç, zevkli, insana haz veren bir uğraştır. Sürekli olarak yazarlarla, çevirmenlerle konuşursunuz; çevrenizde sanat ve kültür insanları vardır. Matbaa aşaması da hoş antimon kokusu ve Heidelberg baskı makinelerinin müzik gibi gelen monoton sesiyle bir alışkanlık yaratır. Ama bu işin, dağıtıcılardan para tahsilatı, kitapevlerinde yer alabilmek, çekler, senetler gibi çok tatsız yanları da vardır. Buna rağmen kitap âşığı birçok genç insan, bütün zorlukları göğüsleyerek yayınevi kurma yolunu seçer. Matbaada basılıp ciltlenen yeni kitapları, fırından çıkmış, dumanı hâlâ tüten ekmekler gibi severler; koklarlar. Böyle kişisel yayıncılık girişimleri, ne yazık ki büyük yayınevleriyle, bankaların yaptıkları yayınlarla kolay kolay mücadele edemez ve bazıları kapanmak zorunda kalır. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Yayıncılıkla uğraşmak çevrenizde kültür seviyesi yüksek insanların oluşmasını da sağlar.
    • B) Yayıncılıkla uğraşmanın olumlu yanlarının yanında olumsuz yanları da vardır.
    • C) Birçok genç girişimci yayıncılık işinde başarısız olmaktadır.
    • D) Yayıncılık işinde başta bankalar olmak üzere birçok büyük yayınevi işin başlangıcında sizi destekler.

    Metinde bankaların yayıncılık yaparak küçük girişimcilerle rekabet ettiği anlatılmış, ancak bu kuruluşların küçük yayıncıları başlangıçta 'desteklediğine' dair bir bilgi yer almamaktadır.

  18. 18. Tam çağı işe başlamanın doğan günle / Buldum o kitapları yeniden / Her satırında buram buram alın teri / Her sayfası günlük güneşlik / Utanmıyorum suçun tümü benim değil / Alfabelik çocuk oldum yeniden / Duygularını, düşüncelerini böyle dile getiren bir kimse aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

    • A) Coşkulu
    • B) İyimser
    • C) Sabırsız
    • D) Alçakgönüllü

    Şiirin genel havası umut, iyimserlik, coşku ve bir tür alçakgönüllülük içerirken, **sabırsız** olduğuna dair bir nitelik çıkarılamaz.

  19. 19. Romandaki temel eksen, iktidarı çevresinde ışık görmüş pervaneler gibi dönen insanlar üzerine kurulu. İktidar insanları değiştiriyor. İktidar öyle görkemli bir şey ki “bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştırıyor.” Romanın kahramanı zenci hadım da iktidar yamaçlarına yakın duran ezilmiş bir adam tipi. Bazen kahraman, bazen korkak. Kimi zaman kendisini imparatorluk ailesine eş görüyor, kimi zaman bir hamamböceği kadar değersiz. Roman, iktidar ateşiyle kıvranan insanları konu ediniyor. Bu yüzden tarihsel değil, tarihi dekor olarak seçmiş bir roman türü. Ortega Gasset: “Tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.” diyordu. Sahakespeare’in bütün trajedilerini gerçek olaylara dayandırması ve tarih üzerine kurması rastlantı değil. Hamlet’i okuduğumuz zaman geçmiş yüzyıllardaki Danimarka sarayının yaşamını değil, insan ruhunun akla ziyan kargaşasını algılıyoruz. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?

    • A) Tanımlama
    • B) Örnekleme
    • C) Alıntı yapma
    • D) Öyküleme

    Metin, iktidarı, romanın konusunu ve kahramanını **tanımlar**; Ortega Gasset ve Shakespeare'den **alıntı** yapar; pervaneler ve engerek ile **benzetme** yapar. Olay akışı olmadığı için **Öyküleme** yoktur.

  20. 20. Evet, insan soyu şiddete ve yok etmeye yatkın. Bunu hepimiz görüyoruz. Mesela televizyonlarda, insan bedeninin olağan bir parçası olan kadın memesi sansürlenirken insanın insana uyguladığı akıl almaz dehşet serbestçe gösteriliyor. Dünyada soyun devamı için gerekli olan ve herkesin yaptığı cinsel eylemler yasaklanırken makineli tüfeklerle insanların biçildiği, kafaların koptuğu, gözlerin oyulduğu sahnelere hiç itiraz yok. Oysa sevişmek dünyaya bir canlı getirmek güdüsüyle ilgilidir, şiddetin eğilimi ise o canlıyı yok etmek. Akıllı bir dünyada hangisi yasaklanır dersiniz? Bu parçanın anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Açıklama
    • B) Öyküleme
    • C) Betimleme
    • D) Tartışma

    Yazar, toplumsal bir çelişkiyi (şiddet ve cinsellik yasağı) sorgulayıcı bir dille sunarak kendi fikrini ispatlamaya çalışmaktadır, bu da **tartışmacı** anlatım biçimidir.

  21. 21. (I) Sophokles, insanların tekrar çocuklaşmak için yaşlandığını söylemişti. (II) Ama herkes bu düşüncede değil. (III) Bu sözde herhalde doğruluk payı var. (IV) Bir zamanlar Samuel Beckett’in gençliğe dönmek istemediğini belirten bir sözünü okumuştum. (V) Gençlik hırslarından, ateşli duygulardan, acıyla kıvranmalardan bir cehennem gibi söz ediyor ve yaşlılıkta kavuştuğu huzuru kaybetmek istemediğini söylüyordu. (VI) Çünkü insan yetişkin hırslarından arınmaya başlayınca çocuk saflığına tekrar dönme olanağına kavuşuyor. (VII) Ernest Hemingway gibi, yaşlı bir adam olamaya dayanamayan ve elden ayaktan düşmeden hayatına kendi elleriyle son verme iradesiyle tüfeği ağzına sokup ateş eden yazarlara da rastlanıyor. Bu parçada anlam bütünlüğünü sağlamak için hangi cümlelerin yeri değiştirilmelidir?

    • A) I. ve VII.
    • B) II. ve VI.
    • C) III. ve IV.
    • D) VI. ve VII.

    I. cümle ana fikri verir. VI. cümle ise I. cümlenin nedenini (gerekçesini) açıklar. II. cümle ise karşıt görüşe geçişi sağlamalıdır. Bu nedenle II. ve VI. cümlelerin yer değiştirmesi akışı düzeltir.

  22. 22. İnsanoğlu ilk çağlardan beri mutlak ve tabii güzellikle yetinmez, yetinmemiştir. O, bu iki kaynaktan hareketle ve onlardan aldığı ilhamla, hep yeni güzellikler ortaya koyma peşinde koşmuştur. Bu amaçla çevresindeki tabiat, varlık, eşya, ses, renk, şekil, hareket, olay ve hayatın akışına yeni bir şekil, düzen ve nizam verme gayreti içine girmiştir. Böylece bir gayretin insan ruhundaki güzellik duygusundan kaynaklandığı ve çevreyi, dünyayı ve hayatı daha güzel kılma amacına yönelik olduğu açıktır. İşte bu noktada da suni bir güzellik olan sanat ile karşılaşırız. Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanatın kaynağında nesnelerin insan ruhundaki yansımaları vardır.
    • B) İnsanoğlunun doyumsuzluğu yapay bir güzellik olan sanatın ortaya çıkmasını sağlamıştır.
    • C) İnsanla sanat arasındaki ilişki insanın varoluşuyla birlikte başlamıştır.
    • D) İnsan yemeden, içmeden yaşayamadığı gibi sanatsız da yaşayamamıştır.

    İnsanın doğal güzellikle 'yetinmemesi' (doyumsuzluğu), onu 'yeni güzellikler ortaya koyma' çabasına itmiş, bu da 'suni bir güzellik olan sanat'ı ortaya çıkarmıştır.

  23. 23. Türk-İslam geleneği düşünceye pek önem vermez. Gazali’nin etkisi altında gelişmiş olan entelektüel hayatımız, “müminlerin inancını zayıflatacağı” gerekçesiyle bilime bile kuşkulu gözlerle bakar. Oysa büyük Aristoteles yorumcusu, Kurtuba Müftüsü İbn Rüşd’ün yolu takip edilseydi bugün Türk entelijansiyası bambaşka bir noktada olabilirdi. Halk kültürümüzde de düşünme eylemini öven bir tek söz yoktur ama tersi örneklere bol bol rastlanır: “Nasrettin Hoca’nın hindisi gibi düşünmek” deyiminin yanına “Düşün, düşün …tur işin”, “Karadeniz’de gemileri batmış gibi düşünmek”, “Ayağını sıcak, başını serin tutmak ve derin düşünmemek” gibi birçok halk sözünü koyabiliriz. Böylece insan oğlunun en soylu eylemlerinden birisi olan düşünmek, bu toprakların geleneğinde yararsız, gereksiz hatta tehlikeli ilan edilmiş. Böyle bir çorak toprakta “deneme” türünün gelişmesine olanak yoktu ve olamadı. Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı yoktur?

    • A) Türk edebiyatında deneme türünün gelişmemesini nasıl açıklarsınız?
    • B) Halk kültürümüzde düşünme eylemini öven sözler var mıdır?
    • C) Türk dünyasının düşünme eylemine olumsuz etki eden kişiler var mıdır?
    • D) Halk kültüründeki deyimlerin Türk edebiyatına etkisini açıklar mısınız?

    Yazar, düşünme eyleminin olumsuz karşılanma nedenlerini ve denemeye etkisini anlatmıştır, ancak halk kültüründeki deyimlerin **genel olarak Türk edebiyatına** etkisine değinmemiştir.

  24. 24. (I) Yaşar Kemal’i okuyanlar sayfaların ve satırların içinde kaybolurlar. (II) Farkına varmadan bir yaşamın içine girer ve onu yaşadıklarını sanırlar. (III) Anlatımındaki duyarlılık dolu hava ve canlılık bir anda ruhlarını sarar. (IV) Eserleri yaşamın içinden gelen bir güçle çarpıcı ve sürükleyicidir. (V) O etkilenmişlikle farkına varmadan bir yaşamın içine girer, orada kendileriyle karşılaşırlar. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) V.

    I, II, III ve IV. cümleler birbirini mantıksal sırayla takip eden bir düşünce zinciridir (I. okuma -> II. yaşamın içine girme -> III. canlı anlatımın ruhu sarması -> IV. eserlerin çarpıcılığı). Ancak V. cümle, II. cümlede ifade edilen 'farkına varmadan bir yaşamın içine girer' fikrini kelimesi kelimesine tekrarlayarak paragrafın akışını bozmaktadır. Bu yüzden cevap V. cümledir (D seçeneği).

  25. 25. Bir yazarla ilgili aşağıdaki açıklamalardan hangisi ayraç içindeki özellikle uyuşmamaktadır?

    • A) Soyut fikirler dahi onun kaleminde herkesin anlayabileceği bir hal alır. (Açıklık)
    • B) Sözcükler dilinize takılmaz, bir solukta okursunuz yazılarını. (Akıcı)
    • C) Söz oyunlarına, sanatlara başvurmaz, söylemek istediğini doğrudan söyler. (Yalınlık)
    • D) Az sözle çok şey anlatmak ister. (Özgünlük)

    'Az sözle çok şey anlatmak' yazarın **özlülük** (yoğunluk) özelliğidir, **özgünlük** (orijinallik) değildir.