Paragraf Test 10
Paragraf Test 10
Yaş, hiçbir zaman edebiyat dünyasında bir ölçü olmamıştır. Yaşlılığından dolayı bir yazarı köhne sayan bir anlayış ile genç yaştaki bir edebiyatçının yetkin eser veremeyeceğini düşünen anlayış, aynı yanlışın parçalarıdır. Edebiyat tarihi, başyapıtlarını gençlikte verdikten sonra, zamanla değerini kaybetmiş yazarlar kadar en yetkin eserlerini, yaşlılık dönemlerinde vermiş olanları da yan yana sıralar. Bu parçanın bütününde asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Yaş, hiçbir zaman edebiyat dünyasında bir ölçü olmamıştır. Yaşlılığından dolayı bir yazarı köhne sayan bir anlayış ile genç yaştaki bir edebiyatçının yetkin eser veremeyeceğini düşünen anlayış, aynı yanlışın parçalarıdır. Edebiyat tarihi, başyapıtlarını gençlikte verdikten sonra, zamanla değerini kaybetmiş yazarlar kadar en yetkin eserlerini, yaşlılık dönemlerinde vermiş olanları da yan yana sıralar. Bu parçanın bütününde asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yazın hayatında yaşın bir ölçüt sayılamayacağı ✓
- B) Sadece belli bir yaşın üzerindeki yazarların nitelikli eserler oluşturabileceği
- C) Sanat eserinin, coşkunluk ve deneyimin bir ürünü olarak ortaya çıktığı
- D) Genç yazarların başarılı olamayacaklarını düşünmenin yanlış olduğu
Yazar genel anlamda yaşın eserlerin yetkinliğinde belirleyici olmadığından bahsetmektedir; gençliğinde harikalar yaratıp sonra bozulanlar da yaşlılıkta zirve yapanlar da mevcuttur. Yani edebiyatta yaş bir ölçüt değildir.
2. Şiir, başka dile çevrilemeyen ürün olarak tanımlanır. Hatta şiirin, yazıldığı dile bile çevrilemeyeceği söylenir. Madem öyle, neden o kadar şiir çevirisi yapılmış ve hâlâ yapılıyor? Uluslar birbirinden ne kadar uzakta yaşarsa yaşasın; dilleri, dinleri ne kadar başka olursa olsun gene de bazı ortak düşünüşleri, görüşleri vardır. Şairler bu ortak görüşleri ve düşünüşleri dile getiren güçlü kişilerdir. Bu yüzden çeviri bir şiiri okurken de ondan bir tat alırız. Bu parçada şiirle ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Şiirin hiçbir zaman çevirisinin yapılamayacağı
- B) Evrensel konuları işleyen şiirlerin çevirisinin de zevkle okunabileceği ✓
- C) Şiirin çevirisi yapılamaz, görüşünün hâlâ geçerliliğini koruduğu
- D) Gerçek şiirin, açıklamasının bile yapılamayacağı
Parçanın sonunda 'şairler ortak görüşleri dile getirir ve bu yüzden çeviri şiiri okurken ondan bir tat alırız' ifadeleri, uluslara dair evrensel duyguları barındıran şiirlerin çevrilip de okunabileceğini ve tadılabileceğini bildirmektedir.
3. Roman okuyan bir çocuğun, gözünün başka bir şeyi görmemecesine sayfalarda yitip gitmesi, romanın özelliğindendir. Söz gelimi zavallı Robenson’u adadan kurtarmak için günlerce kafa yorması, romanın doğasından gelen bir durumdur. Bir filme dalıp gitmiş bir yetişkinin, odaya başka birinin girmesiyle birden irkilmesi, gerçek dünyaya, ancak birkaç saniye duraladıktan sonra uyum sağlayabilmesi tıpkı buna benzer. Romanın kurmaca dünyası, gerçek dünyadan çekip uzaklaştırmıştır okuru. Bu parçanın bütününde romanın hangi özelliği vurgulanmaktadır?
- A) Anlatılanların sürükleyiciliği ✓
- B) Anlatımının yalınlığı
- C) Konusunun sıra dışılığı
- D) Üslubunun özgünlüğü
Parçada okurun romana dalması, sayfalarda yitip gitmesi ve gerçek dünyadan kopması anlatılmaktadır. Bu da anlatılanların sürükleyici gücünü, okuru içine hapsetmesini (sürükleyiciliğini) göstermektedir.
4. Bir romanın yüzlerce sayfayla yapamadığını, kimi zaman dört sayfalık bir öykü başarır. Yaşanan bir anla, kesitle ya da can alıcı bir cümleyle bir görüntüyü, sesi, insanı birden içinizde duyarsınız; o güne kadar anlayamadığınız bir insanlık hâlini sezersiniz içiniz sızlayarak. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- A) Öyküde insanların iç dünyaları daha ayrıntılı olarak verilir.
- B) Öykü yazmak romana göre daha zordur.
- C) Öykünün romana göre daha yoğun ve etkileyici bir anlatımı vardır. ✓
- D) Roman yazmak, belli bir birikim ve deneyim gerektirir.
Sadece dört sayfayla, tek bir anla veya can alıcı bir cümleyle insanın içine işlemek ve bir insanlık hâlini sezdirmek, öykünün (romana kıyasla) çok daha yoğun ve sarsıcı/etkileyici bir gücü olduğunu yansıtır.
5. Ben, yapıtlarımın hiçbirini kurgulamadım. Tamamıyla kendiliğinden gelişti her eserim. Çünkü dil, biz yazarların istediği şekli verebileceği bir varlık değil. Dilin bir gücü var ve birçok şeyi kendisi getiriyor. Kendiliğinden, üstelik beni şaşırtarak gelişiyor eser. Dolayısıyla bir sanatçının, eserin ortaya koyucusu olduğu iddiasına güler geçerim sadece. Böyle düşünen biri aşağıdakilerden hangisini söylerse kendisiyle çelişmiş olur?
- A) Yapılan bir planın, eserin oluşmasında hiçbir etkisinin bulunmadığını düşünüyorum.
- B) Yeni bir eser yazmadan önce kapsamlı bir tasarlama yapar ve buna göre eserimi oluştururum. ✓
- C) Romandaki kişilerin bazen bana rağmen konuşmalarına engel olamıyorum.
- D) Düşündüklerimle yazdıklarım arasındaki farklılık eserin beni de aşan yönünü ortaya koyuyor.
Yazar metinde 'hiçbirini kurgulamadım', 'kendiliğinden gelişti' demektedir. 'Kapsamlı bir tasarlama (kurgu) yapıp ona göre yazarım' diyen biri, metindeki kendiliğinden gelişme fikriyle çelişmiş olur.
6. Mimar olup evler yapmak, iyi bir spor adamı olmak, bir yandan da eğitimle uğraşmak gibi hayallerle doluydu çocukluk evreni. Mimarlık tutkusuna, yapılarda mimar yardımcılığı görevi üstlenerek hatta evini kendisi yaparak ulaştı. Sporda ise önce futbol, sonra voleybol antrenörlüğü yaptı. Yıllar sonra dönüp arkasına baktığında belki öğretmen olamamıştı; ama gençlere, çocuklara bir şeyler öğrettiği antrenörlük yaşamı, bu imkânı fazlasıyla vermişti ona. Bu parçada anlatılan kişiyle ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Çocukluk hayallerini değişik yollarla da olsa gerçekleştirmiştir. ✓
- B) Disiplinli olması amaçlarına ulaşmasını sağlamıştır.
- C) En büyük tutkusu olan öğretmenliği yapamamıştır.
- D) Mimarlık ve öğretmenlik tutkusu bir özlem olarak kalmıştır.
Adam mimar olamamış ama mimar yardımcılığı yapmış veya evini yapmıştır. Öğretmen olamamış ama antrenörlük yaparak eğitim verme hevesini tatmin etmiştir. Sonuçta farklı biçimlerde de olsa çocukluk hayallerini yaşamıştır.
7. Roman, kurmacasal bir çabanın ürünüdür. Doğal olarak yaşamı değil, yazarın düş dünyasını yansıtır. Okuyucuda “O kadar gerçekçi ki inandırıcılığı yok.” izlenimi uyandırmamalıdır roman. Bu parçada tırnak içinde verilen sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Okurların sanat yönü zayıf eserleri beğenmeleri imkansızdır.
- B) Romancılar, gerçekçiliğin dozajını ayarlayamazsa eserlerinin inandırıcılığına gölge düşürürler. ✓
- C) Toplumla iç içe olmak, romanlarda yaşamı anlatmak için yeterli olmaz.
- D) Romanlarda anlatılan yaşamlar, gerçek yaşamda asla görülmez.
Yazar, gerçekliğin ölçüsü aşıldığında absürtlüğün ve inandırıcılığın kaybolacağından bahsederek kurgu (roman) ile aşırı gerçeklik dozajı arasındaki hassas dengeye dikkat çekmiştir.
8. Eleştiri çok zaman alan ve bilgi yenilenmesi gerektiren bir uğraştır. Bu özelliği ile eleştirmenler de eleştirilmeyi göze almak zorundadır. Yazınımızda eleştirmenler kendilerini eleştirilemez görür ve kendilerine yönelik değerlendirmeleri göz ardı ederlerse eleştirinin çıtası çok aşağılarda kalır diye düşünüyorum. Bu parçaya göre eleştirinin çıtasının yükselmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
- A) Eleştirmenlerin öznellikten uzak bir yaklaşım içinde olmasına
- B) Eleştirmenlerin, eleştirileriyle ilgili önerileri dikkate almalarına ✓
- C) Yazarların eleştirmenlerin düşüncelerine değer vermelerine
- D) Eleştirmenlerin, geçmişi ve günümüzü doğru bir biçimde yorumlamasına
Parçada çıtanın aşağıda kalmasının sebebinin eleştirmenlerin kendilerini eleştirilemez görmeleri olduğu söylendiğine göre, eleştirinin ve çıtanın yükselmesi 'kendilerine yönelik değerlendirme ve önerileri dikkate almalarına' bağlıdır.
9. Bütün edebiyat yapıtları okurlar için yazılır. Ancak okurun satın alması düşünülerek yazılmış bir edebiyat yapıtı olamaz. Yazarın görevi yazmaktır. Yapıtın değerini keşfetmek ya da fark edememek de toplumun bileceği bir iştir. Çok okunduğu için değerli sayılmış kötü bir yapıt ya da okunmadığı için değersiz bulunmuş iyi bir yapıt yoktur edebiyatımızda. Kısacası nitelikli eserler her durumda kalıcılığı ve ilgiyi yakalayacaktır. Bu parçada vurgulanan düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Gerçek edebiyat eseri, hak ettiği değeri mutlaka bulur. ✓
- B) Okurların bir yapıtın değerini anlaması uzun zaman alır.
- C) Edebi ürünleri başarıya ulaştıran yakaladıkları satış rakamlarıdır.
- D) Her sanat yapıtı mutlaka birilerine seslenir.
Parçanın son cümlesindeki "nitelikli eserler her durumda kalıcılığı ve ilgiyi yakalayacaktır" ifadesi ve çok okunan kötü / az okunan iyi yapıt olmadığı düşüncesi, gerçek sanat eserinin hak ettiği değeri mutlaka göreceğini vurgulamaktadır.
10. Şiir yazmayı öğretecek bir okul yoktur, olamaz da. Şiir yetenek işidir. Özünde şiir yazma yeteneği olan bir kişi, içinde beliren ilhamı, kuvvetli gözlem ve duygularla desteklediği zaman ortaya çok güzel eserler çıkar. Şairin duyuşu, sezişi yeteneğinden; uygun sözcükleri bulması ve belli bir ahenk içerisinde düzenlemesi ise dili kullanmadaki ustalığındandır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Güzel şiirler yazmanın temel koşulu, iyi bir gözlemci olmaktır.
- B) Şiir yazma becerisi her insanın ruhuna yerleştirilmiş bir yetenektir.
- C) Yeni bir üslup bulmak, şair olabilmek için temel ilke olmalıdır.
- D) Şair, doğuştan gelen şiir yazma yeteneğini belli ögelerle destekleyip geliştirir. ✓
Parçaya göre şiir yazmak özünde olan yeteneği kuvvetli gözlem, duygu, dil ustalığı ve ilham gibi ögelerle desteklemeyi gerektirir. Şiir okulla öğrenilmez, doğuştan yetenekle birlikte kendini desteklemekle ortaya çıkar.
11. Şiir okumak, yazmak iyidir, hoştur da yazdıklarını başarılı birer yapıt sayarak ortaya çıkmak hoş değildir. Şairlik heveslilerinin en başta yapacakları, kendilerinden önce neler yazılmış, nasıl yazılmış, hangi gerekçelerle, sürüklenmelerle, duygulanmalarla yazılmış bunları bilmek, özümsemek, incelemektir. Kaç kişi bunu yapar? Kendi beğenisini şaşmaz ölçüt sayan kişi hemencecik toplar dizelerini bir kitapta, getirir sunar, “eleştirinizi bekliyorum” diyerek. Nesini eleştireceksiniz, ne diyeceksiniz, şaşırıp kalırsınız. Bu parçada genç şairlerle ilgili asıl yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Şiirlerine yönelik yazılan eleştirileri dikkate almamalarından
- B) Usta şairleri aynen taklit etmelerinden
- C) Şiirlerinde yalnız bireysel konuları işlemelerinden
- D) Kendilerinden önce ortaya konan ürünleri incelememelerinden ✓
Yazar, şairlik heveslilerinin 'kendilerinden önce neler yazılmış nasıl yazılmış bunları incelemeden' ortaya çıkmasından yakınmaktadır.
12. Edebiyatımızın son yetmiş yıllık gelişimine baktığınızda, çok keskin bir şekilde geçmiş kaynaklarla ilgisini kesmiş olduğunu görürsünüz. Tanzimat’tan sonra yepyeni ve Avrupalı bir edebiyat olmuştu. Fakat bu yeniliğin yararlı olduğunu söylemek çok zor. Çünkü bir edebiyat, ancak kendi geleneği içinde yetişebilir. Dış etkiler, geleneğin üzerine aşılandığında edebiyatı zenginleştirir, genişletir, eksiklerini tamamlar. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?
- A) Her toplumun kendine özgü bir edebiyat anlayışı vardır.
- B) Edebiyatımızda son zamanlarda bir durgunluk göze çarpmaktadır.
- C) Edebiyatımızın evrensele ulaşabilmesi, dünya edebiyatından yararlanmasına bağlıdır.
- D) Edebiyatımız, kendi kaynaklarından beslendiğinde gelişme gösterebilir. ✓
Parçada bir edebiyatın ancak kendi geleneği içinde yetişebileceği ve geçmiş kaynaklarla ilişiği kesmenin yararlı olmadığı belirtilmiş, yani edebiyatın önce kendi kaynağından beslenmesi gerektiği anlatılmıştır.
13. Eleştirmen-yazar arasında hiyerarşik bir ilişkiden söz etmek problemli bir yaklaşımdır. Çünkü yazar ve eleştirmen alt-üst ilişkisinin olmadığı yatay bir düzlemdedir. Nasıl, eleştirmen yapıt odaklı değerlendirmeler yapan bir yazar sayılırsa ve yazarın üzerinde konumlandırılamazsa; kendi ürettiği yapıt üzerinden varlık bulan yazar da eleştirmenin üstünde değildir. Bu parçada anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eleştirinin olmadığı yerde sanat ve sanatçının varlığından söz etmek anlamsızlaşır.
- B) Edebiyat ve eleştiri birbirlerinin oluşumunu beslediklerinden denk bir konumdadır. ✓
- C) Sanat ve edebiyat ortamının yetkinliği eleştiri kurumunun yetkinliğiyle doğru orantılıdır.
- D) Yapıtın en doğru biçimde anlaşılması için, eleştiri kaçınılmaz bir gereksinimdir.
Yazar ve eleştirmen arasında alt-üst (hiyerarşik) bir ilişkinin değil, yatay bir düzlemde eşit (denk) bir ilişkinin olduğu anlatılmaktadır.
14. Şiir duygulardan, imgelerden, düşlerden, özlemlerden oluşmuş bir yaşantı birikiminin ürünüdür. Ozanın okuyucusu için oluşturduğu, okuyucunun paylaşacağı bir yaşantı… Bunun için şiire daha çok ilgi duyar insanlar. Örneğin, kışın yağan karı seyrediyoruz pencereden. Kar nedir, nasıl yağar, diye merak etmiyoruz. Fakat yağan karın etkisiyle Cenap Şahabettin’in “Elhan-ı Şita” şiirinin kimi dizelerini veya Ahmet Muhip Dıranas’ın “Kar yağıyor üstümüze inceden” dizesini mırıldanıyoruz. Demek ki şiir, dış dünyayı bize yepyeni bir gözle yaşattığı için daha sıcak geliyor. Bu parçada şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
- A) Yalın bir dile oluşturulmasının doğru olmadığı
- B) Yaşamı farklı bir biçimde duyumsatarak zenginleştirdiği ✓
- C) Yaşamın gerçeklerini hiç değiştirmeden anlattığı
- D) Düşlerle gerçekleri bir arada verdiği
Parçanın sonunda 'dış dünyayı bize yepyeni bir gözle yaşattığı için' denilerek şiirin sıradan hayatı (kışın yağan kar gibi) farklı bir duyarlılıkla hissettirip yaşattığı yani duyumsatarak zenginleştirdiği öne çıkarılmıştır.
15. Edebiyat yapıtında temel amaç, bir düşünceyi okura iletmek değildir. Yine de edebiyat bir düşüncenin aktarılmasında araç olabilir. Yazar, hayal gücünün ve duygu dünyasının elverdiği ölçüde düşüncelerini yapıtına yansıtabilir. Ancak yapıtta düşünce, bardaktaki suyun içinde erimiş buz parçası gibi olmalı, içeni etkilemeli; ancak görünmemelidir. Bu parçaya göre bir yazarın asıl yapması gereken aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yapıtlarında, sadece düşünceyi öne çıkarmak
- B) Düşüncelerini soyut kavramlardan uzaklaştırıp gerçeklere dayandırmak
- C) Düşüncelerini, yapıtın içinde belli olmayacak şekilde vermek ✓
- D) Yapaylıktan uzak bir anlatımı tercih etmek
Parçada düşüncenin, edebiyat yapıtında 'suyun içinde erimiş buz parçası' gibi içeni etkilemesi ama görünmemesi gerektiği benzetmesiyle, bağırgan olmaması (belli edilmeden verilmesi) gerektiği belirtilmektedir.
16. Çocukluğumda resim yapmak, benim en büyük zevkimdi. Gençlik yıllarımda ise büyük bir merakla müziğe yöneldim. O zamandan beri de büyük bir tutkuyla müzik çalışmalarıma devam ediyorum. Uğraş olarak müzikte karar kılmamda ve müziğe aşk derecesinde bağlılığımın oluşmasında, yüreğimde biriken duyguların bütün insanlarda ortak olduğunu fark edip bunu en iyi müzikle dile getireceğimi anlamam etkili olmuştur. Bu sözleri söyleyen kişi, müziğin hangi özelliğini vurgulamaktadır?
- A) İleri yaşlarda öğrenilebildiğini
- B) Diğer sanatlardan üstün olduğunu
- C) Evrensel bir nitelik taşıdığını ✓
- D) İnsanı belli yönleriyle anlattığını
Yazar, 'yüreğimde biriken duyguların bütün insanlarda ortak olduğunu fark edip bunu en iyi müzikle dile getireceğimi anlamam' sözüyle müziğin tüm insanları kapsayan, evrensel bir yönü olduğunu vurgulamaktadır.
17. Objektif olacağım derken duygularını büsbütün devre dışı bırakanlara içerliyorum. En büyük natüralist Emile Zola, o büyük üstat, duygularından bütünüyle sıyrılmış mıydı? Elbette hayır. “Teressa Raquin” adlı romanında başından sonuna kadar karamsarlık hâkim. Bu tema hemen bütün romanlarında omurgayı oluşturuyor. Emile Zola’nın bile yapamadığını bu çağda kim yapabilir? Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Objektif olma kaygısıyla, duygulardan soyutlanarak yapıt oluşturma olanağı yoktur. ✓
- B) Görsel anlatımın, yazılı anlatıma baskın çıktığı bu çağda Emile Zola’nın aşılması mümkün değildir.
- C) Natüralist sanatçılar arasında en yetkin eser veren kişi Emile Zola’dır.
- D) Emile Zola’nın birçok eserinde duygusal altyapı, karamsarlık üzerine kurulmuştur.
Parça; tam tarafsız olacağım diyerek duyguları devreden çıkarmanın ustaların bile (Emile Zola gibi) başaramadığı bir şey olduğunu, dolayısıyla duygulardan tamamen kopuk eser yazılamayacağını savunur.
18. Şiirin sadece anlamdan oluştuğunu söylemek ne derece hatalıysa yalnızca ses ve söyleyişten ibaret olduğunu ileri sürmek de o denli yanlıştır. Şiirde ses ve anlam, insanda bedenle ruh gibidir. Bedeni ruhtan, ruhu da bedenden ayrı düşünemediğimiz gibi, şiirde de sesi anlamdan, anlamı da sesten ayıramayız. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sözü şiir yapan, şairin söyleyiş güzelliğidir.
- B) Şiir, şairin gözlemlerini ve duygularını yansıtır.
- C) Şiir, kişisel duyguların estetik bir yapı içerisinde aktarılmasıyla oluşur.
- D) Şiir, biçim ve içerikten oluşmuş bir bütündür. ✓
Parçada şiirde ses ve anlamın birbirinden ayrılamayacağı, ikisinin bir bütün olduğu vurgulanmıştır. Bu da şiirin biçim (ses/söyleyiş) ve içerik (anlam) yönüyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu gösterir.
19. Çoğu okur, öykülerin, yazarlar tarafından kısa sürede yazıldığını düşünür. Ancak aslında bir öykünün oluşması uzun bir sürece bağlıdır. O kısa sürede yazılan öyküler günlerin, gecelerin belki ayların hatta yılların birikimine dayanır. Öyle öyküler vardır ki yazarın zihninin bir köşesinde yirmi otuz yıl önce tasarlanmaya başlanmış, zamanla belli bir kıvama gelmiş, zamanı gelince de ortaya çıkmıştır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öykülerin tamamlanması yazarın tasarladığı zamanı aşabilir.
- B) Birçok öykünün değeri, üzerinden yıllar geçtikten sonra anlaşılır.
- C) Öyküler, yazarın kafasında uzun bir olgunlaşma döneminden sonra kaleme alınır. ✓
- D) Yoğun bir çalışma yapmadan yetkin öyküler yazmak mümkün değildir.
Yazar, öykülerin çok kısa sürede bir anda yazılıverdiği sanrısına karşı, arka planda yıllarca süren bir birikim, zihinde tasarlanıp 'belli bir kıvama gelme' yani uzun bir olgunlaşma süreci olduğunu belirtmektedir.
20. Elimde yer yer okurun sabrını sınama noktasına gelip dayanan dil karmaşasına karşın mutlaka okunması gereken bir yapıt var. Okurken biraz zorlanıyorsunuz; ancak yapıt bittiğinde, çektiğiniz zahmetin gereksiz olmadığını düşünüyorsunuz. Son sayfaya geldiğinizde, okumadan önceki siz olarak kalmıyorsunuz; bir şeyler ekleniyor, katılıyor kişiliğinize. Bir yazı yapıtını değerli kılan da okura bu olanağı vermesi değil midir? Bu parçaya göre, bir yazın yapıtını değerli kılan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Okurun beklentilerine cevap vermesi
- B) Okuru etkilemesi ve onun kişiliğini zenginleştirmesi ✓
- C) Yalın ve akıcı bir üslupla oluşturulması
- D) Anlatılanların yoruma açık olması
'Son sayfaya geldiğinizde, okumadan önceki siz olarak kalmıyorsunuz; bir şeyler ekleniyor, katılıyor kişiliğinize.' cümlesi, okunulan kitabın kişinin kişiliğini zenginleştirdiğini, ona şeyler kattığını açıkça göstermektedir.
21. (I) Şiir yazmaya başladığım sıralarda meşhur olmaya çok imrendiğimi saklamayacağım. (II) Fakat sonra sonra gerçek şöhretleri yalancı şöhretlerden ayırt etmeye başlayınca bir okuyucu kitlesi tarafından sevilip beğenilmenin kolay bir şey olmadığını anladım. (III) Hem bırakın meşhur olmayı, gerçek güzel bir şey yazmanın insana verdiği haz az şey midir? (IV) Üç beş edebiyatçı, beş on şiir okuyucusu tarafından bilinmeye şöhret denemez şüphesiz. (V) Bugün az çok meşhur sayılan bir şair olarak şöhretin bir sanatçı için amaç olmaması gerektiğini söylemek istiyorum. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde sanatçının düşüncesinde yanıldığı anlaşılmaktadır?
- A) II. ✓
- B) V.
- C) I.
- D) III.
'Fakat sonra sonra... anladım' ifadesi ile yazarın meşhur olmaya olan hevesinin (I. cümle) asılsız veya kolay elde edilecek bir şey olmadığı gerçeği ile yüzleştiği yani meşhur olmanın kolay olduğu düşüncesinde yanıldığı II. cümlede dile getirilmiştir.
22. Bazı şairlerimiz kapalılıkta, zor anlaşılmada bir derinlik, bir olağanüstülük var sanır. Bence şair, milletine mal olmuş bir dille şiir yazmalı, kullandığı dilin inceliklerine dikkat edip onlardan büyük ölçüde faydalanmaya çalışmalıdır. Yeni sözcükler uydurarak veya uydurulmuş sözcükleri rastgele kullanarak şiirde bir yenilik yapılmış olacağı düşüncesine kapılmamalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Şiirde yenilik, dildeki sözcüklerin değiştirilmesinde değil, kullanış şeklinde aranmalıdır. ✓
- B) Şiirde kapalılık adına yapılan her şey gereksizdir.
- C) Hiçbir edebiyatta, özgün şiir diye bir şey yoktur.
- D) Şairler, halkın kullanmadığı sözcükleri bularak şiirlerinde kullanmalıdır.
Yazar yeni kelimeler uydurmayı (sözcük değiştirmeyi) değil, milletine mal olmuş o dilin inceliklerini kullanarak onda derinleşmeyi ve yeniliği mevcut sözcüklerin kullanılış biçiminde (inceliklerde) aramayı tavsiye etmektedir.
23. Eleştiri türü yapıtlar, bir roman veya bir öykü gibi okunamaz. Ayrıca bu tür eserler okura edebî bir zevk vermekten uzaktır. Dolayısıyla okur kitlesi sınırlıdır. Okura bakan yönüyle eleştirinin durumu budur. Ancak eleştirmen yönünden bakıldığında eleştiri, çok keyifli bir uğraş olarak çıkmaktadır karşımıza. Eleştirinin onlar için; okurları aydınlatmak, okura yeni şeyler öğretmek ve onların, sanat eserlerini her yönüyle anlamalarını sağlamak gibi zevk olarak gördükleri yanları vardır. Bu parçanın bütününde anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eleştirinin, okur ve eleştirmen açısından farklı yanlarının bulunduğu ✓
- B) Eleştiri türü eserlerin okurlar tarafından sıkıcı olarak nitelendirildikleri
- C) Eleştirinin, okurun bilinçlenmesinde önemli bir rolünün olduğu
- D) Eleştirmenlerin, değerlendirmelerinde okuru yönlendirme amacı güttüğü
Parçanın bir yarısında eleştirinin 'okura bakan yönü'nden, diğer yarısında ise 'eleştirmen yönünden' bakıldığında farklı durumlar çıkardığı; dolayısıyla her iki kesim açısından da farklı durumlar bulunduğu anlatılmıştır.
24. En sağlam yenilik, eski temaları yeni duygularla işleyen yeniliktir. Başka bir ifadeyle yenilik, şiirin en eski kahramanları olan gül ve bülbülü atıp yeni ögeler bulmada değil, gülü ve bülbülü farklı anlamadadır. Sanatta ustalık, eski sazdan yeni sesler çıkarmak olduğundan, büyük sanatçıların hemen hepsi bu yolda yürümüşlerdir. Madem şimdiye dek söylenmemiş söz kalmadı, o halde söylenmişlere yeni noktalardan yaklaşabilmek… Klasik eserlerin en belirgin özelliği işte budur. Bu parçaya göre, klasik eserlerin en belirgin özelliği, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Alışılmış konuları, farklı bakış açılarıyla ele alması ✓
- B) Yeni yorumlara her zaman açık olması
- C) Usta sanatçıların elinden çıkması
- D) Okurların ilgisini çeken konuları işlemesi
Parçada "eski temaları yeni duygularla işleyen... söylenmişlere yeni noktalardan yaklaşabilmek" ifadeleri, klasik eserlerin daha önce işlenmiş (alışılmış) konuları farklı bakış açılarıyla ele aldığını açıkça ortaya koymaktadır.
25. En başarılı yaşam öykülerinin, yakından tanıdıkları kimseleri anlatan yazarların yazdığı yaşam öyküleri olduğu söyleniyor. Ama bu durumun da birtakım sakıncaları var. Anlatılan kişiyi tanımak, hele o kişinin yakını olmak, o kişinin yaşamındaki olaylarda taraf tutmaya yol açar. Dahası, yaşam öyküsünü anlatacağınız kişinin bazı davranışlarına öfkelenmiş, bazı başarılarını kıskanmış olabilirsiniz ya da aranızda bir türlü unutamadığınız bir kırgınlık yaşanmış olabilir. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yaşam öyküsü yazarken objektif olmak gerektiği
- B) Tanıdıkların yaşam öyküsünü yansız bir tutumla anlatmanın zor olduğu ✓
- C) Her yaşam öyküsünün gerçekleri yansıtmadığı
- D) Yaşam öyküsü yazmanın güç bir iş olduğu anlatılıyor.
Parçada, yakından tanınan kişilerin yaşam öyküsünü yazarken taraf tutma ihtimali, kıskançlık veya öfke gibi duygular sebebiyle tarafsız, yani yansız bir tutum sergilemenin çok zor olduğu anlatılmaktadır.