Paragraf Test 11
Paragraf Test 11
(I) Salın, on beş yirmi günde bir temizlenen bir bekar evi gibi dağınıktı. (II) Epey giyilmiş kirli bir çift çorap sandalyenin arkalığına asılmıştı. (III) Krem bir gömlek, ütüsüz kahverengi bir pantolon gelişigüzel fırlatılmıştı koltuğa. (IV) Odanın duvarlarında ünlü ressamlara ait olan güzel resimler görülüyordu. (V) Portatif küçük bir masada yemek artıklar, boş şişeler, kirli tabaklar bırakılmıştı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. (I) Salın, on beş yirmi günde bir temizlenen bir bekar evi gibi dağınıktı. (II) Epey giyilmiş kirli bir çift çorap sandalyenin arkalığına asılmıştı. (III) Krem bir gömlek, ütüsüz kahverengi bir pantolon gelişigüzel fırlatılmıştı koltuğa. (IV) Odanın duvarlarında ünlü ressamlara ait olan güzel resimler görülüyordu. (V) Portatif küçük bir masada yemek artıklar, boş şişeler, kirli tabaklar bırakılmıştı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) I.
- B) III.
- C) IV. ✓
- D) II.
Parçanın genelinde odanın dağınıklığı ve kirliliği betimlenirken, IV. cümlede duvarlardaki güzel resimlerden bahsedilmesi bu olumsuz betimleme akışını bozmaktadır.
2. Çocuklardan birine Don Kişot’u vermiştim. Okuyup getirdi. Yapıtı çok beğendiğini ve bir çırpıda okuduğunu söyledi, ancak hepsi bu kadardı. Ben de ilk okumamda bu yapıtı elimden düşürmemiş, bir günde bitirmiştim. Ancak ikinci okumamda daha farklı şeyler gördüm bu yapıtta. Üç dört kez okuyan bir arkadaşım da benim gördüklerimden daha ilginç ve farklı şeyler bulduğunu belirtmişti bir konuşmamızda. İşte gerçek sanat yapıtı budur. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Bir yapıttan herkesin farklı anlamlar çıkarabildiği
- B) İnsanların, klasik yapıtlara küçük yaşlarda daha fazla ilgi duyduğu
- C) Don Kişot’un, okuyucuyu etkileyen sürükleyici bir anlatıma sahip olduğu
- D) Gerçek sanat yapıtlarının, her okunuşta okuyucusuna farklı bir lezzet verdiği ✓
Parçada gerçek bir sanat yapıtının her okunuşta yeni ve farklı anlamlar, zenginlikler sunduğu vurgulanmaktadır.
3. … Çünkü en derin düşünceler ve en soylu duygular gerçek derinliklerini, gerçek büyüklüklerini ancak birer özgün sanat biçimi içinde ifade edilmesiyle kazanır. Bir yapıt salt anlattıklarıyla değerlendirilseydi insanlığın baş tacı ettiği konuları işleyen yapıtlar şaheser olurdu. Bu parçanın başına, anlam akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
- A) Sanatçıların yaşamsal deneyiminden beslenmeyen yapıtlar sanatseverlerce benimsenmez.
- B) Bir sanat yapıtı sadece biçemsel özellikleriyle bir değer taşımaz.
- C) Sanat yapıtları değerlendirilirken sadece yapıt göz önünde bulundurulmalıdır.
- D) Neyi anlatırsa anlatsın bir yapıtın, anlatımıyla değerleneceği yadsınamaz bir gerçektir. ✓
Metnin devamındaki 'birer özgün sanat biçimi' ve konuların tek başına yeterli olmadığı fikri, yapıtın değerinin anlatım biçiminde (üslup) yattığını savunan D seçeneği ile desteklenir.
4. Ayvalık İskelesi’nden çıkınca yolun her iki yanındaki dükkanlar selamlar sizi. Yamru yumru taşlarla, çukurlarla dolu olan bu yol sizi kasabanın meydanına çıkarır. Kasabanın belki en eski, fakat tarihi özelliklerini kaybetmemiş evleri buradadır. O zamanın ölçülerine göre dar sayılmayan sokaklardan bugün ancak bir araba geçebilir. Kışın bozacılar, yazın dondurmacılar geçer tarih kokan sokaklardan bağıra bağıra. Evlerin arka tarafında bahçelerin demir parmaklıklarını saran hanımellerinin kokusu sizi alır başka dünyalara götürür. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Betimlemeye başvurulmuştur.
- B) Farklı duyulardan yararlanılmıştır.
- C) Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur. ✓
- D) İkilemelere yer verilmiştir.
Metinde gözlemler 'siz' üzerinden veya nesnel bir dille aktarılmış olup yazarın doğrudan 'yaptım, gördüm' dediği bir 'birinci kişili anlatım' bulunmamaktadır.
5. Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçişin öyküsünü kaleme alan bir tarihci, kurumsal sorunların bireylere yansıma biçimlerini ayrıntılarıyla betimleyebilme olanağından elbette yoksundur. Ama geleneksel tarih bilgilerine göre Adalet Ağaoğlu’nun “Ölmeye Yatmak” romanının vereceği eğitimi de ekleyenler, çok ciddi bir geçiş dönemini bireysel yaşantıların sağladığı bakış açısından ve insan gerçeğinin türlü yansımalarıyla kavrayabilirler. Bir Yakup Kadri’nin eserlerine “Biraz da edebiyat okuyalım.” anlayışıyla değil, fakat gerçek edebiyat ürünlerinin -bütün sanat eserleri gibi-toplumun yansımaları olduğu bilinciyle eğilenler, içinde yaşadıkları toplumun Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk evrelerine kadarki haritasını kurumsal ve bireysel düzlemlerde çıkartabilirler. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinin üzerinde durmaktadır?
- A) Sanat eserlerinin, geçiş dönemindeki sorunların bireylere yansımasını daha iyi ortaya koyduğu ✓
- B) Edebiyat eserlerinin, biraz da edebiyat okuyalım, mantığıyla değerlendirmenin doğru olmadığı
- C) Bilimsel doğrularla sanatsal doğruların birbiriyle uyumlu olmasının mümkün olmadığı
- D) Edebiyat ürünlerinin tarihsel bir belge olarak görülmesinin mümkün olmadığı
Tarih kitaplarının kurumsal düzeyde kaldığı, ancak edebiyat eserlerinin bu değişimlerin bireyler üzerindeki duygusal ve yaşamsal etkilerini yansıtmada daha başarılı olduğu anlatılmıştır.
6. (I) Kanımca olumlu eleştiriler, sanatçının kendi öz eleştirisini yapmasıdır. (II) Ancak böyle eleştiriler sanatçıyı doğru yola çıkarır. (III) Çünkü sanatçı bu şekilde neyin yapılıp neyin yapılmayacağını, uygulayarak öğrenir. (IV) Kendi yapıtlarına karşıdan bakıp “Oldu!” ya da “Olmadı!” derken öznel ve yapıcı eleştirinin en üst katına yükselir. (V) Eleştiri deyince aklımıza bir yapıtın veya sanatçının eksik yönlerini ortaya koyma işi gelmemelidir. (VI) Sanatçının başarısı işte bu değerlendirme gücüne ulaşmakla doğru orantılıdır. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) V. ✓
- B) III.
- C) II.
- D) IV.
Parçada sanatçının kendi yapıtlarını değerlendirme gücü ve öz eleştirisi üzerinde durulurken, V. cümlede eleştiriye dair genel bir tanım yapılması akışın yönünü değiştirmektedir.
7. Fethiye kıyıları, yaz aylarında insan akınına uğrar. Büyük kentlerden kopup gelen tatilciler tatil köylerine, kıyı kasabalarına, beyaz boyalı evlerin gölgesine atarlar kendilerini. Kızgın güneşin ter içinde bıraktığı bedenlerini denize bırakmakla geçirirler günlerini. Oysa, yaz sıcağında insanı bunaltan Fethiye, bahar aylarında bir düş kadar güzeldir. Özellikle yağmur sonralarında havada uçuşan, ama gözle görülmeyen küçücük su damlaları, güneş ışığını bir pırıltı sağanağına dönüştürür. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Birinci kişili anlatım ✓
- B) Benzetme
- C) Anlatıma duyguların katılması
- D) Karşılaştırma
Mevsimler karşılaştırılmış, benzetmeler yapılmış ve öznel bir anlatım tercih edilmiştir. Fakat anlatıcı olayları kendi üzerinden anlatmamıştır (III. şahıs anlatımı vardır).
8. Ben her şeyden önce bütün insanların iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Uluslararası düşmanlıkların halklar bazında olmadığını, politik sürtüşmelerin halklara mal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Unutmayın ki sende kişi başına 187 doların silah için harcandığı bir dünyada yaşıyoruz. Gezdikçe, gördükçe insanlar arasında kardeşlik köprüleri kuruluyor ve o zaman da insanları birbirine düşman eden ve silahlanmaya zorlayan politik zihniyetlerin anlamsızlığı ortaya çıkıyor. Bu parça aşağıdaki soruların hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
- A) Gezdiğiniz yerlerdeki insanlar size karşı hoşgörülü davranıyor mu?
- B) Uluslararası düşmanlıklar tarihsel nedenlere mi dayanıyor?
- C) Silahsızlanmayı sağlamanın sizce en etkili yolu nedir?
- D) Değişik ülkeler gezmenin insanlar arası ilişkileri olumlu yönde değiştirdiğine inanıyor musunuz? ✓
Gezgin, farklı coğrafyaları görmenin insanlar arasındaki ön yargıları yıktığını ve kardeşlik bağlarını güçlendirdiğini savunmaktadır.
9. Trenle, kararmış ahşap evlerin arasından geçtik. Bulunduğumuz vagon buz gibiydi ve küf kokuyordu. İstanbul’un tepelerine yaslanmış minareler, lambalar geride kaldı. Trenin raylara her dokunuşunda kulakları tırmalayan bir ses çıkıyordu. Yedikule surları, eskiliğine rağmen bütün haşmetiyle ayaktaydı. Birazdan güneş batacak ve İstanbul gözlerden yavaş yavaş kaybolacaktı. Bu parçanın anlatımında aşağıdaki duyuların hangisinden yararlanılmamıştır?
- A) Tatma ✓
- B) Dokunma
- C) İşitme
- D) Görme
Vagonun soğukluğu (dokunma), çevre (görme) ve rayların sesi (işitme) metinde vardır. Ama tad alma duyusu kullanılmamıştır.
10. Sabah uyanır uyanmaz akla ilk gelen, ince belli bardaklarda şöyle tavşankanı bir çay içmektir. Gün ilerler, öğle yemeği yenir; üstüne çay içilir, çayın beraberinde sohbetin de tadına varılır. Akşama doğru beş suları, bir bardak çay, yanında da çıtır çıtır simit ve beyaz peynir… İşte, çay bizim yaşam kültürümüzde böylesine önemli bir yer tutar. En az İngiliz, Çin ve Japon kültüründe olduğu kadar… Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Birden fazla duyudan yararlanılmıştır.
- B) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
- C) Karşıt kavramlar kullanılmıştır. ✓
- D) Öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.
Metinde farklı duyulardan (tavşankanı: görme, çıtır çıtır: işitme) ve öykülemeden yararlanılmıştır. 💡 ÖSYM Püf Noktası (Sıkça Karıştırılır): • 'Uyanır uyanmaz' fiil ekleriyle kurulan bir ikilemedir; KARŞIT KAVRAM (Zıt Anlam) DEĞİLDİR. Bir fiilin olumsuzu o fiilin zıttı veya karşıt kavramı sayılamaz (gelmek-gelmemek zıt anlamlı olmadığı gibi). • Metinde karşıt kavramlar kullanılmadığı için C seçeneği 'söylenemez' ve doğru yanıttır.
11. … Çünkü, eğitim gördüğüm Fransız Lisesindeki sıkıntılı hava, beni yazmaya yöneltti. Anneme yazdığım uzun mektuplarda bu sıkıntılara biraz da sınıfta okuduğumuz edebi parçalardan esinlenerek parlak sözcükler ve süslü cümlelerle anlatmaya çalışıyordum. Baudelaire’i okuyunca onun gibi yazabilir miyim, diye düşündüm. Lamartine’le karşılaşınca kalemi elime aldım. Başladım karalamaya. Bu parçanın başına aşağıdakilerin hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) Lise yıllarımda gazeteye ilgim edebiyat dersiyle başladı.
- B) Lise yıllarına geldiğimde yazı yazmaya merakım daha arttı. ✓
- C) Edebiyata karşı duyduğum heves edebiyat öğretmenimin yönlendirmesiyle başlamıştır.
- D) Yapılan hiçbir şeyden kolay kolay memnun olmayan bir çocuktum.
Devamında lise yıllarındaki yatılı okul hayatı ve mektup yazma süreciyle edebiyata atılan ilk adımlar anlatıldığı için giriş cümlesi de bu dönemi belirtmelidir.
12. Adında “dil” kelimesinin olması, bir derginin dil dergisi sayılmasına yetmez. Dil dergisinin bazı işlevleri olmalı bence. Öncelikle; dil dergisi dilin teknik yönünü, yani dilin kurallarını, kullanımını, geliştirilmesini önde tutmalıdır. İkinci olarak da dilin kazanımlarının korunması için savaşımlarını sürdürmeli, dili yozlaştıranların önlerine dikilmeli, yanlışları sergilemeli; doğru, iyi, güzel kullanımın örnekleriyle okuyucusunu donatmalıdır. Bu parçaya göre, aşağıdakilerden hangisi dil dergisinin işlevlerinden biri olamaz?
- A) Dilin doğru olmayan kullanımlarını göstermek
- B) Dilde görülen yanlış gidişe engel olmak
- C) Sayfalarını, dilin kurallarına uygun ve edebi zevk taşıyan kullanımlara açmak
- D) Sayfalarında daha çok, yeni sanatçıların dil konusundaki yazılarına yer vermek ✓
Parçada dil dergisinin teknik, korumacı ve eğitici işlevleri üzerinde durulmuş, ancak sanatçıların kıdemine dair bir işlevden bahsedilmemiştir.
13. … Böyle biri için önemli olan, bir yapıtı ilk okuyuşta ondan edindiği izlenimdir. Böyle okurlar yapıtı, okuduktan sonraki duygularına göre iyi veya kötü bulur. Halbuki böyle bir bakışla sanat yapıtının güzelliklerini görmek mümkün değildir. Böyle okurlar, yapıta yönelik doğru değerlendirme yapacak birikime ulaşıncaya kadar eleştirmenlerin yardımına başvurmalıdır. Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
- A) Bir yazınsal yapıta, sıradan bir okurun bakışı genellikle derinlikten yoksundur. ✓
- B) İncelemelerini yapıtın dışına çıkarmayan eleştirmenler değerlendirmelerinde hataya düşebilir.
- C) Sanatçıları, daha iyi eserler vermek için zorlayan okurlar da vardır.
- D) Her okurun aynı zamanda iyi bir eleştirmen olmasını beklemek boşunadır.
Sadece ilk izlenime ve duygularına göre karar veren okurların, sanat yapıtının gerçek güzelliklerini göremeyeceği ve bu yüzden eleştirmen desteğine ihtiyaç duyduğu ifade edilmiştir.
14. (I) Bugün edebiyatımızda işini ciddiye alan, çalışkan romancılara ihtiyaç var. (II) Belgesel kitapların ilgi görmeye başlamasını nitelikli yapıtların eksikliğine bağlıyorum. (III) Belgesiz, tümüyle imge ürünü romanlar yazılmaya, okunmaya devam edilecek belki de. (IV) Ama bugün tezli ve gerçekçi romanlara daha çok ilgi gösteriyor roman okuyucusu. (V) O yüzden romancılık, artık bir “meslek” olmalı, romancılar kendilerini sadece bu işe adayarak belgeler ışığında, titiz araştırmalar sonucunda romanlarını yazmalıdır. Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) IV.
- B) V. ✓
- C) I.
- D) II.
Parçanın bütününde savunulan 'romancılığın titiz araştırmalara dayanması gerektiği' fikri en kapsamlı şekilde V. cümlede özetlenmiştir.
15. Başta eleştirel düşünmeye çok yabancı oluşumuz geliyor aklıma. Düşünme geleneğinin olmaması, ezberci eğitim sistemi gibi sorunlar ister istemez karşımıza çıkıyor. Bir de öyle bir ortam var ki, eli azıcık kalem tutan, birden kendini eleştirmen sanıyor. Kendini geliştirmek, yenilemek için hiçbir çaba harcamıyor. Oysa eleştirel düşünme sürekli bir yenilenmeyi ve öğrenmeyi gerektiriyor. Hiç bitmeyen bir süreç bu. Ama bizde insanlar hiç çaba harcamadan belirli konumlara gelebileceklerini sandıkları için eleştiri, istenen düzeye ulaşamıyor. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?
- A) Eleştirinin, yazınsal türler arasındaki yeri nedir?
- B) İyi bir eleştiri nasıl yazılabilir?
- C) Eleştirinin gelişmemesini neye bağlıyorsunuz? ✓
- D) Günümüz eleştirmenlerini nasıl buluyorsunuz?
Konuşmacı, eleştiri kurumunun yeterli düzeye ulaşamamasının nedenlerini eğitim sistemi, geleneksizlik ve liyakat eksikliği gibi faktörlere bağlamaktadır.
16. (I) Bir iş gezisi dolayısıyla bu ülkeye gelmiştik. (II) Güvenlik nedeniyle otelde kalmamızı uygun bulmadı yetkililer. (III) Bizim, evini pansiyon olarak sunan bir kadının yanında kalacağımız bildirdiler. (IV) Arabamız on dakikalık bir yolculuktan sonra durdu. (V) Önünde durduğumuz ev pencerelerine sarmaşıkların sardığı tarihî bir yapıydı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde betimleme yapılmıştır?
- A) IV.
- B) V. ✓
- C) III.
- D) II.
V. cümlede evin dış görünüşü (sarmaşıkların sardığı, tarihi yapı) hakkında ayırt edici özellikler verilerek zihinde resmetme (betimleme) yapılmıştır.
17. Gerçek sanatçılar, başarılarıyla yetinmeyen, fikirleriyle topluma öncülük eden ve böbürlenmekten uzak insanlardır. Bu sanatçımız bu özelliklerin hepsine sahiptir. Gerek şiirde gerek düzyazıda, zirveye çıkmış ve toplumu etkilemiştir. En büyük ödülleri kazanmış, ama yine de şımarmamıştır. Öykü alanında da dünyaca kabul görmüş yetkin bir sanatçıdır. Olgunluk döneminde günlük ve anı karışımı bir tür oluşturması da ondaki sürekli yenilik yapma sevdasının bir yansımasıdır. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?
- A) Düşünceleriyle insanlara yol gösterdiği
- B) Eskiyi aşma çabası içinde olduğu
- C) Alçak gönüllü bir sanatçı olduğu
- D) Edebiyat ödüllerini işlevsiz bulduğu ✓
Sanatçının en büyük ödülleri kazandığı ve şımarmadığı belirtilmiştir ancak ödülleri işlevsiz veya gereksiz bulduğuna dair bir bilgi yoktur.
18. Sanatçı bu uzun şiirinde -insafsız olmak istemiyorum ama-şiir yazmamış, adeta hikaye anlatmış. Mekanın, insan davranışlarının gereğinden fazla biraz da doldurma dizelerle verilişi, okuyucuda tiyatro seyrettiği izlenimi bırakıyor. Bu gereksiz uzatmalar, şiirdeki anlam akışını yer yer bozuyor ve bu bozukluk, bu bölümlerin şiire sonradan eklendiği hissi veriyor. Akışı bozan dizeler, şairin diğer şiirlerinde de var. Bakıyorsunuz şair yakaladığı şiiri birkaç dize sonra kaybedivermiş. İnsan, keşke bu şiiri burada kesseydi, gerisi olmasa da olurdu, diye düşünmekten alamıyor kendini. Bu durumda diğer şiirleri okuma isteği kalmıyor içinizde. Bu parçada, sözü edilen şiirlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Zaman zaman, şiirsel özelliklerden uzaklaştığı
- B) Gerçek yaşamdan uzak olduğu ✓
- C) Ayrıntılara gereğinden fazla yer verildiği
- D) Asıl konuyla ilgisiz dizeler bulunduğu
Parçada şiirin tekniği ve akışı eleştirilmiştir ancak şiirin konusunun gerçek yaşamdan uzak olduğuna dair bir saptama yoktur.
19. Aşağıdaki cümlelerin hangisi bir paragrafın ilk cümlesi olmaya en uygundur?
- A) Karikatürle mizah yapmak üzerine çok sayıda düşünür, çeşitli fikirler ortaya atmış. ✓
- B) Demek ki aradığımız okur, yorumlayıcılığı yaratıcılık düzeyine yükselmiş biridir.
- C) Şair-şiir-okur ilişkisine bir de şöyle bakılabilir.
- D) Sanatçılarımız bunun en iyi örneklerini yıllardır veriyor.
Diğer seçeneklerde 'bunun', 'şöyle', 'demek ki' gibi kendinden önce bir açıklama olduğunu hissettiren ifadeler varken, A seçeneği bağımsız bir giriş cümlesidir.
20. … Bir şiirde ahenkli birkaç sözcüğün yan yana gelmesinden ortaya çıkmış bir musikiyi, ezgilerindeki çeşitlilik, seslerindeki zenginlikle büyük bir sanat olan gerçek musiki yanında küçümsememeye olanak var mı? Ya da ay ışığının sudaki yansımasını gösteren bir resme bakmakla onu anlatan betimlemeyi okumak aynı şey midir? İnsanın gözüne hitap eden sanatların duyurduklarıyla aklına, gönlüne, kulağına seslenen sanatların duyurdukları farklı farklıdır. Bu nedenle şiiri şiir, resmi resim, musikiyi musiki olarak kabul etmelidir. Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) Bir manzaranın resmini görmekle şiirini okumak farklı şeylerdir.
- B) Şiir diğer sanatlardan farklı olarak musikiyle iç içe bir özellik gösterir.
- C) Her sanatın kendine özgü özellikleri, kendine özgü anlatım gereçleri vardır. ✓
- D) Şiir sanatını diğer sanatlarla karşılaştırmanın mantıklı bir gerekçesi yoktur.
Parçanın devamında resim, müzik ve şiir arasındaki yapısal farklardan ve her sanatın ayrı bir duygu uyandırdığından bahsedildiği için başlangıç cümlesi C seçeneği olmalıdır.
21. İlk çağlardan beri aykırı ve yanlış olana gülme isteğinden doğan mizah, zamanla daha düzenli hâle gelmiş ve sanat dallarının içerisine girmiştir. İlk örneklerini Antik Yunan’da gördüğümüz komedi oyunları ile hem gülme ve mizah anlayışı gelişmeye başlamış hem de mizah ile muhalefet etme fikri doğmuştur. Antik Yunan’da satir yani taşlama olarak karşımıza çıkan mizah, Orta Çağ’da kralları alaya almaya başlamıştır. Zamanla türlü baskılara karşın muhalefetin olmadığı yerde muhalefet görevi üstlenmiştir. Mizah; fıkralarla, şiirlerle, karikatürlerle gerekli yerlere uyarılar yapmış bir sanattır. Bu parçanın bütününde mizah ile ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eğitmekten çok güldürmeyi amaçladığı
- B) Uyarılar yaparak toplumu şekillendirdiği
- C) Yergi ve eleştiri kimliği kazandığı ✓
- D) Zamanla vazgeçilmez bir duruma geldiği
Mizahın tarihsel süreçte eleştiri, taşlama ve muhalefet etme aracı olarak nasıl bir kimlik kazandığı anlatılmaktadır.
22. Eski Türk şiirini, Türk şiirinin gelişim sürecini iyi bilen Orhan Veli, sanatta değişmez yasalar olduğuna inanmıyordu. Sanatçı, klişeleşmiş kalıplar içinden çıkıp her zaman kendini yenileyebilirdi. O da bunu yaptı zaten. O, her zaman şiirimize düzyazı dilinden büsbütün ayrı bir düzen kazandıranlardandır. J.Cocteau’nun öğüdüne uyup şiirlerinde sıfatlardan, benzetmelerden vebadan kaçar gibi kaçmıştır. Orhan Veli’nin özelliklerinden biri, şiiri, dizelerin sonlarındaki uyak dediğimiz birbirine benzeyen seslerin çınlayışından, sağır gürültülerden kurtarmaya çalışmasıdır. Bir başkası da, şiirimizi yöresel, hatta ulusal çevreden uzaklaştırıp evrensel şiire yaklaştırmada gösterdiği çabadır. Bu parçada Orhan Veli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Şiirimizi evrensel çizgiye taşımayı hedeflediğine
- B) Alışılmış şiir anlayışlarından uzak şiirler yazdığına
- C) Şiirlerinde günlük hayata yer verdiğine ✓
- D) Şiirlerinin, düzyazı özelliklerinden tamamen ayrıldığına
Metinde Orhan Veli'nin şiir anlayışı, dili ve evrensellik çabası anlatılmış olsa da bu parçada şiirlerinde günlük hayata yer verdiğine dair bir bilgi geçmemektedir.
23. Pılını pırtısını toplayan kıştan sonra neşeli bir bahar geliyor. Dağlarda karlar eriyor. Yer altı suları besleniyor, tarlalara ve bostanlara sızıyor sular, köklerine ulaşıyor bitkilerin. Kış uykusu sona eriyor, uyanıyor adeta doğa. Bedenimiz geriniyor, kanımız başka türlü akmaya başlıyor damarlarımızda. Bedenimizde bir gevşeme, bakışlarımızda parlaklık beliriyor. Her yeni bahar yeni sevgiler, yeni arayışlar getiriyor. Bir şairimizin dediği gibi her bahar, varoluşumuzun tadını duyumsatıyor bizlere. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
- A) Düşsel ögelere yer verilmiştir.
- B) Söz sanatların başvurulmuştur.
- C) Değişik yapılı cümlelere yer verilmiştir.
- D) Farklı duyulardan yararlanılmıştır. ✓
Metinde kışın gitmesi ve baharın gelişiyle doğada ve insanda olan değişimler anlatılırken ağırlıklı olarak görme duyusuna hitap edilmiştir; 'farklı duyular' (işitme, tad alma vb.) belirgin değildir.
24. Ormandan çıktığımızda gözlerimizin önünde beliren manzaraya hayran kaldık. Kavakların, kırmızı kirazlarla donanmış ağaçların arasında köyün beyaz evleri, derenin serin suları bizi çağırıyordu. Sağ tarafta köprünün yanında değirmenin güneşle parıldayan bacasından, sol tarafta da ceviz ağaçları arasında koyu kırmızı kiremitlerle örtülmüş çatılardan mavi dumanlar yükseliyordu. Ördekler birbirinin arkasından nağmelerle bağırıyor; öteden horozlar, tren düdüğü gibi sesleri ile onlara cevap veriyordu. Çayırlarda tırpanların rüzgarı andıran hışırtısı, meyve bahçelerinde ise çocukların sesleri vardı. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) İnsana özgü nitelikleri doğaya aktarma
- B) Pekiştirmeli sözcüklere yer verme ✓
- C) İşitsel ögelere yer verme
- D) Benzetmelere başvurma
Nağmeler, hışırtılar (işitsel), tren düdüğü (benzetme) ve doğanın çağırması (kişileştirme) mevcuttur. Lakin 'masmavi' gibi pekiştirmeli sözcükler yoktur.
25. (I) Bu yazarın oyunlarındaki dil gerçekten canlıdır. (II) Bölgesel kişileri canlandırdığı halde bölgesel ağza girmez oyunlarında. (III) Belki sahneye koyanlar bölgesel ağza yer verir. (IV) Bölgesel özellikleri göz önünde bulundurarak giyimlerin seçimini de sahneye koyucuya bırakmıştır. (V) Sanki onun oyunları bu kişilerin elinde yeni baştan yaratılır. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra “Oyunlardaki kişilerin giyimleri üzerinde durmamıştır hiç.” cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
- A) II.
- B) III. ✓
- C) I.
- D) IV.
Parçanın anlam akışı incelendiğinde, II. ve III. cümlelerde yazarın ağız kullanımını sahneye koyanlara bıraktığı belirtilmiştir. IV. cümlede yer alan 'giyimlerin seçimini de' ifadesindeki 'de' bağlacı, tıpkı ağız kullanımı gibi giyim konusunun da yönetmenlere bırakıldığını gösterir. Bu nedenle yazarın giyim konusuna odaklanmadığını belirten geçiş cümlesi ('Oyunlardaki kişilerin giyimleri üzerinde durmamıştır hiç.'), anlamı bağlamak adına IV. cümleden hemen önce, yani III. cümleden sonra gelmelidir.