Paragraf Test 12
Paragraf Test 12
Dostoyevski, beni romancı olarak değil insan olarak çok etkilemiştir. İnsan ruhu ve karakteri hakkında beni bilgilendirmiş, yaşamı değerlendirişimi etkilemiştir. Yani… Bir adam yalancı mı veya söylediği şeyin doğruluğuna kendisi ne derece inanıyor gibi yaşam hakkında psikolojik bin bir gerçeği bana genç yaşımdayken öğretmiştir. Bir yazarın zenginliği size kısa yoldan bir çeşit bilgi vermekse Dostoyevski bana bunu kazandırmıştır. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Dostoyevski, beni romancı olarak değil insan olarak çok etkilemiştir. İnsan ruhu ve karakteri hakkında beni bilgilendirmiş, yaşamı değerlendirişimi etkilemiştir. Yani… Bir adam yalancı mı veya söylediği şeyin doğruluğuna kendisi ne derece inanıyor gibi yaşam hakkında psikolojik bin bir gerçeği bana genç yaşımdayken öğretmiştir. Bir yazarın zenginliği size kısa yoldan bir çeşit bilgi vermekse Dostoyevski bana bunu kazandırmıştır. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) yapıtlarıyla düşünce dünyamın sınırlarını zorlayamamıştır.
- B) insanı ve yaşadıklarını anlatmayan bir romancı, romancı değildir.
- C) romanlarındaki anlam, her okuyuşunda beni derinden etkilemiştir.
- D) insanları anlama noktasında düşüncelerimi zenginleştirmiştir. ✓
Dostoyevski'nin insan ruhuna dair verdiği psikolojik bilgilerle konuşmacının insanları ve yaşamı değerlendirişini derinleştirdiği belirtilmektedir.
2. Batılı veya Doğulu, her insan düşler kurar; ama Batılı insan düşler kurduğunda bu düş şöhret ve eylemdir. Hâlbuki Doğulu insan sessizliği ve dinçliği elde etmeye çalışır. Biri kendini aşmaya, diğeri evrenle kaynaşmaya, kendini evrenin ahengi ile uzlaştırmaya can atar. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Betimleme
- B) Açıklama
- C) Karşılaştırma ✓
- D) Örneklendirme
Metinde Batılı insan ile Doğulu insanın hayallere ve evrene bakış açıları arasındaki farklar ortaya konduğu için 'karşılaştırma' ağır basmaktadır.
3. Geleneksel toplumun kültür dünyasında şiirin, açıklanmayı ve doğrulanmayı gerektirmeyecek apaçık bir anlamı vardı. Şair ve okur anlamın doğrudan iletildiği bir yazın yolculuğunu gerçekleştiriyordu. … Açıklanmayı ve doğrulanmayı bekleyen dolaylı bir nitelik kazandı. Şairler şiirlerinde duygu ve düşüncelerini imge ve sembollerle anlatmaya başlamıştır. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) Ancak içinde bulunduğumuz çağda şiir, dolaysız anlatımını yitirmiştir. ✓
- B) Günümüz şiiri, geleneksel şiirden hiçbir zaman kopmamıştır.
- C) Günümüzde şiir, diğer türlere göre daha geride kalmıştır.
- D) Artık şiir herkesin okumaktan zevk aldığı bir tür haline gelmiştir.
Metinde geleneksel şiirin doğrudanlığı ile modern şiirin imge ve sembollere dayalı dolaylı yapısı arasındaki değişim anlatılmaktadır.
4. Toroslar’da gündüz, ne kadar sıcak ve kavurucuysa gece de alabildiğine soğuk oluyor. İçimize işleyen soğuk, bedenimizi bıçak gibi kesiyor. Güneşin doğuşunu beklerken dağların doruklarındaki bulutların gittikçe büyümeye başladığını görüyoruz. Kaç gündür berrak bir gökyüzünün ardından gelen bulutlar bana Karadeniz üzerinden gelen sevda yüklü bulutların Kaçkarlar’la buluşmasını ve dansını hatırlatıyor. Toprağın doğal halısı olan yapraklar ve yumuşacık çimenler üzerinde bu duygularla yürüyoruz. Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Benzetmeye başvurma
- B) İnsana özgü nitelikleri doğaya aktarma
- C) İşitsel ögelerden yararlanma ✓
- D) Karşıt durumlara yer verme
Parçada 'bıçak gibi kesiyor' ve 'doğal halısı' ifadeleriyle benzetmeye; bulutların 'dans etmesi' ifadesiyle insana özgü niteliklerin doğaya aktarılmasına (kişileştirme) ve 'gündüz sıcak / gece soğuk' sözleriyle karşıt durumlara (tezat) yer verilmiştir. Metnin tamamında görme ve dokunma duyularına hitap edilse de, işitme (ses) ile ilgili herhangi bir ögeye yer verilmemiştir.
5. Gençlik yıllarımda Nietzche’den, Camus’dan çok etkilendim. Onların okuduktan sonra öykü yazmaya karar verdim ve kendimi edebiyat dünyasında buldum. Onların, eserlerinde uyguladığı tekniği ben de öykülerimde kullandım. Öykülerimde olaylara ve şahıslara karışmıyor, onları yönlendirmiyorum. Sadece dışarıdan bakıyor ve anlatıyorum. Yorum yapmıyorum. Böylece okuyucunun değerlendirme gücünü geliştiriyorum. Bu parçada sözü edilen yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Başka sanatçıların etkisi altında kaldığı
- B) Okuyucuyu düşünmeye yönelttiği
- C) Olayları yansız bir şekilde anlattığı
- D) Sanat hayatında önemli bir yere geldiği ✓
Parçada yazarın etkilendiği isimler ve anlatım tarzı belirtilmiştir ancak edebiyat dünyasında 'önemli bir yere geldiği'ne dair bir ifade bulunmamaktadır.
6. (I) Necatigil’in bir zamanlar pek yalın, pek açık bulduğumuz şiirleri de, tıpkı yenileri gibi, bir yorum gerektirir. (II) Bütün fark, bu ozanın eski şiirlerini yorumlarken yeterli bulduğumuz yöntemlerin yeni şiirleri karşısında yetersiz kalmalarıdır. (III) Ama bu, Necatilgil’in son şiirlerinin güç anlaşılır olduklarını göstermekle kalmaz, eski şiirlerini yanlış bir yöntemle yorumladığımızı da gösterir. (IV) Her şey gibi şiire ancak yorum yoluyla yaklaşabiliriz. (V) Bir şiir için bize güzel, çirkin, açık ya da kapalı dedirten de her şeyden önce bu aracı, bu yorumdur. (VI) Şiirin, dolayısıyla ozanın okurdan istediği, beklediği de işte bu yorumdur. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
- A) II.
- B) IV. ✓
- C) I.
- D) III.
İlk üç cümlede Necatigil'in şiirleri ve yorumlanması üzerinde durulurken, IV. cümleden itibaren genel anlamda şiir ve yorum ilişkisine geçilmiştir.
7. Yazın dünyasına atılmak, uzun bir yolculuğa çıkmak gibidir. Böyle bir yolculuğa çıkarken yol arkadaşınızı iyi seçmeniz gerekir. Aksi takdirde yol bitmez, bitse de kendiniz de tükenmiş olursunuz. Hikaye gibi daha kısa soluklu bir şey yazıyorsanız tekrar tekrar başa dönmek o kadar da sakıncalı olmayabilir. Ama romanda özellikle çok yol aldıktan sonra böyle olmuyor, baştan başlayayım, demek kolay değil. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- A) Düz bir anlatım yolu tutulmuştur.
- B) Yansız bir söylem benimsenmiştir.
- C) Benzetmeden hareketle asıl düşünceye gidilmiştir. ✓
- D) İmgelerle anlatımda yoğunluk sağlanmıştır.
Yazar, yazın dünyasına girişi 'uzun bir yolculuk' benzetmesiyle başlatarak, roman ve hikaye yazma sürecindeki zorlukları bu benzetme üzerinden temellendirmiştir.
8. Okumak, sadece gözlerin satırlar üzerinde gezinmesi değil, bir zihnin başka bir zihinle sessizce gerçekleştirdiği en derin sohbettir. Yazarın bıraktığı kelimeler, okurun kendi iç dünyasındaki aynaya çarptığında asıl anlamını kazanır. Bu yüzden her kitap, her okurda farklı bir yankı bulur; kiminde fırtınalar koparırken kiminde dingin bir göle dönüşür. Kitabı bitirdiğinizde fırlatıp atmıyorsanız, sayfalar arasında kendinizden bir parça bulabilmişseniz gerçek bir okuma yapmışsınız demektir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yazarların başarısı, bütün okurlar üzerinde aynı etkiyi bırakmalarına bağlıdır.
- B) Kitapların kalıcılığı yazarın üslubuna bağlıdır.
- C) Okuma eylemi, okurun kişisel yorumuyla tamamlanan öznel bir süreçtir. ✓
- D) Nitelikli eserler okuru her zaman derin bir hüzne sevk eder.
Parçada okumanın sadece fiziksel bir eylem olmadığı, okurun kendi dünyasıyla birleştiğinde anlam kazandığı ve her okurda 'farklı bir yankı' bulduğu vurgulanmıştır. Bu durum okumanın 'öznel ve yorumlanabilir' bir süreç olduğunu kanıtlar.
9. Buraya tayinim çıktığından beri köyün bir yol meselesi var ki bunu kendime iş edindim. Aylardır bu işle uğraşıyorum. İlk geldiğim gün kamyonda canımı çıkaran o yol, meğer bütün vilayetin en büyük derdiymiş. Herkesin eli mahkum, mahsulünü ve yolcusunu bu yoldan geçirmeye. Başka yol yok ve buna da yol demek için pek bol keseden atmak lazım. İşin garibi, vilayet merkezini altmış kilometre uzaktaki demir yoluna bağlayan yol da bu! Herhalde daha önemli işler bunun yapılmasını bu kadar geri bırakmış. Ben, hem bizim köyden hem de başka köylerden vilayete müracaat ettirdim; yolun yaptırılmasının ne kadar lazım olduğunu dilim döndüğü kadar anlattım. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Öneri içeren cümleler kullanılmıştır. ✓
- B) Deyimlere yer verilmiştir.
- C) Senli benli bir havası vardır.
- D) Açıklama niteliği taşıyan cümleler vardır.
Metinde 'canımı çıkarma', 'eli mahkum' gibi deyimler, samimi bir dil ve olay akışı vardır. Ancak yazar yolun yapılması için bir 'çözüm yolu' sunmamış, sadece durumu anlatmıştır.
10. Benim yetiştiğim yıllarda bir insanın Orhan Kemal’i, Sait Faik’i, Memduh Shveket’i, Refik Halit’i okumadan hikâyeci olmasını düşünmek imkânsızdı. Ama şimdilerde öyle mi? Bir iki sene önce genç bir yazarımız, “Ben mecbur muyum bu sanatçıları okumaya?” demişti bir röportajında. Bir mecburiyet yok tabii ki ama bir kültür zinciridir bu, bir mihenk taşıdır yapıtlarınızın değerini ölçebileceğiniz. Sevmeye değil ama bilmeye, ölçüp biçmeye mecburuz. Onların sanat ve edebiyat alanında yaptıklarının tam tersini yapacaksınız belki ama bunları bilmeden nasıl gerçekleşecek ki bu? Bu parçanın bütününde sanatçının vurgulamak istediği düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Geçmişin izlerini aynen takip etmenin bir sanatçının başarıyı yakalaması için zorunlu olduğu
- B) Yeni yazarların kültürel birikimden haberdar olması gerektiği ✓
- C) Özgünlüğü yakalamanın kısa bir zaman dilimi içinde başarılamayacağı
- D) Günümüzü iyi anlamanın eskiyle sıkı bağlar kurmaya bağlı olduğu
Yazar, başarılı ve özgün bir sanatçı olabilmek için geçmişteki birikimi ve ustaları tanımanın bir zorunluluk (mihenk taşı) olduğunu belirtmektedir.
11. Edebiyatımızda önemli bir yeri olan bu sanatçımız, şiirimizin iki önemli akımı içinde yer aldı. Böyle olmasına rağmen ikisinden de beslenerek bağımsız bir edebiyatçı kimliği oluşturdu kendisine. Türkçemizi belli bir kıvama getirerek kullandı yapıtlarında. Şiirini daima üzerine bir şeyler koyarak farklı evrelerden geçirdi. Onun şiirindeki değişimler birbirinden kopuşlarla değil, tutarlı bir bütünün kendini yenilemesi biçiminde gerçekleşir. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Kullandığı dili belli bir seviyeye yükselttiğine
- B) Sanat çizgisinin durağan bir yapıda olmadığına
- C) Kendine özgü bir edebiyat anlayışına sahip olduğuna
- D) Yeni şairleri kendi sanat anlayışı doğrultusunda yönlendirdiğine ✓
Sanatçının bağımsız kimliği ve dil kullanımı üzerinde durulmuştur ancak yeni şairleri yönlendirdiğine dair bir bilgi verilmemiştir.
12. (I) Ben sokağa çok yakın bir insanım, geceleri sabaha kadar yalnız başıma dolaştığım çok görülmüştür. (II) O saatten sonra zaten adınızın, kimliğinin özellikleri kalkar. (III) Geceleyin kendini sokaklara vurmuş, her türlü felaketle karşılaşabilecek, herhangi bir figürsünüzdür artık. (IV) Beyoğlu, yalnızlığı seven herkesin kendini bulduğu sihirli bir havaya sahiptir. (V) Ben işte böyle uzun gece yolculukları yapan, tehlikeyi ve macerayı seven, Beyoğlu’nun tuhaf dehlizlerinden içeriye burnunu sokmaya bayılan bir ruh taşıyorum. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) III.
- B) I.
- C) IV. ✓
- D) II.
Yazarın gece yürüyüşleri ve sokaktaki kimliksizleşme hissi anlatılırken, IV. cümlede Beyoğlu'nun genel havasından bahsedilmesi öznel anlatım akışını kesintiye uğratmıştır.
13. Birçok yazar ve şairin hayatında, müziğin önemli bir yeri vardır. Fransız şair Baudelaire, konuşma yeteneğini yitirdiği ve yatağa bağımlı yaşadığı bir dönemde, sevdiği bir müziği duyunca ağlamış. Hiçbir şeye tepki veremeyecek kadar hasta olmasına rağmen müziğe tepki vermesi oldukça anlamlı. Araştırılsa yaşamında müziğin ayrı bir yeri olan daha nice sanatçı bulunur. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
- A) Tanık gösterme
- B) Öyküleme
- C) Karşılaştırma
- D) Örneklendirme ✓
Yazar, müziğin sanatçıların hayatındaki etkisini kanıtlamak için Baudelaire'in yaşadığı bir durumu 'örneklendirme' olarak kullanmıştır.
14. Mudurnu köylerine giderseniz kar yağdıktan sonra tepelere doğru yükselen sisi, üzerinde ak kristaller biriken tahta çitleri, çinko damlı evlerin balkonlarına yığılmış kabakları, çamların iğne yapraklarından sarkan ince ince buzları görebilirsiniz. Çamların iğne yaprakları, Mudurnu’yu anlatmanın ipuçlarını verir insana. Bundan yüzyıl önce tüm Anadolu’ya gönderdiği el iğneleriyle ünlüydü Mudurnu. 1640’ta Mudurnu’dan geçen Evliya Çelebi sıra sıra iğneci dükkanlarının dizdiği Mudurnu çarşısını ve iğnelerini övgüyle anlatır. Makine çağının el sanatlarını yok eden silindiri, bu el yapımı iğnelerin üzerinden geçse de tarihi özelliğini asla kaybetmez. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Açıklama
- B) Alıntı yapma ✓
- C) Çoğullaştırma
- D) Betimleme
Parçada Mudurnu tasvir edilmiş (betimleme), tarihi hakkında bilgi verilmiş (açıklama) ve 'köyler, tepeler' gibi çoğul ifadeler kullanılmıştır. Ancak Evliya Çelebi'den bahsedilmiş olsa da sözü tırnak içinde olduğu gibi aktarılmamıştır (alıntı yoktur).
15. Saz şiirimizin büyük ustası, şiirlerinde aşk, yurt ve doğa sevgisini alışılagelen söyleyişten uzak bir duyarlıkla dile getirir. Zengin bir iç dünyası ve kuvvetli bir sezgi gücü vardır onun. Şairin düşündürücü, araştırıcı kişiliğini gösteren ve her haliyle bize ait olan sesi yansıttığı şiirlerinde, halkın her gün kullandığı dille geleneğe kendi sesini kattığını görürüz. Bu parçadan sözü edilen şairler ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Şiirlerinde çeşitli konuları ele aldığı
- B) Şiirlerini yalın bir dille yazdığı
- C) Duygularını farklı bir anlatım tarzıyla işlediği
- D) Halk şiirinde bir çığır açtığı ✓
Şairin geleneğe kendi sesini kattığı ve özgünlüğü belirtilmiştir ancak halk şiirinde yeni bir 'çığır açtığı' (toptan bir değişim yaptığı) yargısına ulaşılamaz.
16. Sanatçı, tarihi ve sosyal yönü olan kimsedir. Bu yönünü şiir olarak ortaya koyabilir. Bazen bakar ki diyecekleri şiirin sınırlarını aşıyor, o zaman tutar öyküye geçer. O da olmazsa romana yönelir. Bunlar, sanatçılığın yapısına aykırı değildir. Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?
- A) Bir sanatçının, birden çok yazın türünde yazması sizce doğru mu? ✓
- B) Farklı türde eser veren sanatçılar bu türlerin hepsinde başarılı olabilir mi?
- C) Sadece tek bir türde yapıt veren sanatçılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
- D) Hep aynı türde eser veren sanatçıların kalıcı olması mümkün mü?
Metinde sanatçının mesajını en iyi şekilde iletmek için tür değiştirmesinin doğal bir durum ve gereklilik olabileceği savunulmaktadır.
17. Antolojilere çok önem verirdi Mehmet Fuat. Bir antolojinin, ancak yetkin eleştirmenlerce hazırlanacağına inanırdı. Antoloji hazırlamak yüksek düzeyde eleştiri gücüne bağlıydı. Onun Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’ni ötekilerden ayrı kılan da bu titizliğiydi. Son yıllarda antolojisini 1940 doğumlulardan bugüne, hiç değilse bizim kuşağı da içine alacak biçimde genişletmesi için epeyce baskı altında kalmıştı. Okurların da isteğiydi bu, bizim de isteğimizdi. Yapmadı, yapamazdı da. Çünkü öyle bir antolojiyi günümüz şairlerini kapsayacak şekilde genişletmenin yol açacağı tartışmaların odağı durumunda kalmayı, aklının ucundan geçirmezdi. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?
- A) Antolojiyi hazırlamak eleştiri yeteneğinin iyi olmasını gerektirir.
- B) Mehmet Fuat, antoloji türünde özgün bir çalışmaya imza atmıştır.
- C) Yetkin bir antolojiyi usta eleştirmenler hazırlayabilir.
- D) Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, geçmişten günümüze kadar ürün vermiş bütün şairlerin şiirlerini içerir. ✓
Mehmet Fuat'ın antolojisini 1940 sonrası şairleri alacak şekilde genişletmeye yönelik baskılara rağmen bunu yapmadığı belirtilmektedir.
18. Gökyüzünün âdeta delindiği bir gündü. Herkesi saçak altlarına kovalayan yağmurun dinmesinden sonra saat kulesinin bulunduğu tepeye doğru tırmandık. Yerdeki killi toprak iyice kayganlaşmıştı, ama öyle güzel bir toprak kokusu vardı ki havada… Evlerine kaçmış olanlar kapılarının önüne minder atmaya başlamışlardı bile. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Deyimlere yer verilmiştir. ✓
- B) Betimlemelere duygular katılmıştır.
- C) Kişileştirmeden yararlanılmıştır.
- D) Varlıklar hareket hâlinde yansıtılmıştır.
Metinde yağmurun yağması ve toprağın kokusu gibi unsurlar kişileştirme ve duygularla verilmiştir. Ancak herhangi bir deyim (kalıplaşmış mecazlı söz grubu) kullanılmamıştır.
19. İnsan, toplumsal bir varlık olduğundan, ne kadar çabalasa da yaşadığı toplumdan soyutlayamaz kendisini. İster istemez bir dünya görüşünün içinde yer alır. Bu durum, özellikle sanatçılarda açık bir biçimde kendini gösterir. Çoğu klasik müzik sanatçısı, Bach ve Haendel’in etkisi altında yetişti. Kişiliklerine ve müziklerine bu etki bütünüyle yansıdı. Fransız Devrimi’nin rüzgarları bütün Avrupa’yı sarsarken Beethoven bu ortamın dışında kalamadı. Bestelerinde, devrim ülkelerinde oluşan hümanizmayı yansıttı. Bu parçada yazar, savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerden hangisine başvurmuştur?
- A) Örneklendirmeye ✓
- B) Tanık göstermeye
- C) Karşılaştırmadan yararlanmaya
- D) Tanımlamalara yer vermeye
Yazar, sanatçıların toplumdan etkilenmesi fikrini Bach, Haendel ve Beethoven gibi isimleri anarak 'örneklendirme' yoluyla somutlaştırmıştır.
20. Sözcüklerin iç yapılarında, dış dünyada gösterdikleri şeylerin ötesine taşan bir duygu alanı vardır. İnsanın, sözün kendisinde, şiirsel bir ritmin varlığını duyumsaması, bu duygu alanına nüfuz edebilmesine bağlıdır. Eski çağlarda sözün şiirsel etkisi ozanın varlığına bağlıydı. Modern çağın ozanı şiiri sadece oluşturur, ama onu bir kez oluşturduktan sonra şiirsel metin artık şairinden ayrılır. Şiir toplumun ortak aklının ya da duygusunun eline geçmiştir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Kanıları öne çıkarma
- B) Tanımlama ✓
- C) Koşul
- D) Saptama
Metinde sözcükler üzerine kanılar, koşula bağlılık (nüfuz etmesi... bağlıdır) ve saptamalar vardır. Fakat tırnak içindeki gibi nesnel veya öznel bir tanım cümlesi bulunmaz.
21. İster okur ya da kahramanla dalga geçmekte kullanılsın ister birbirinden ilginç bilgiler vermekte, uzatı her romancı için de çekici bir anlatı ögesi değildir. Tam tersine özellikle çağcıl romancılar ellerinden geldiğince uzak dururlar ondan, Flaubert’in uzatı oranını sıfıra düşürmek için kendini zorladığı sezilir. Bir Malraux’un, bir Hemingway’in yapıtlarında uzatıya pek rastlanmaz. Bir Alain Raobbe Grillet’nin uzatıya başvurması için roman anlayışını tümden yadsıması gerekir. Bu parçada değişik yazarların örnek verilmesi aşağıdakilerin hangisini açıklamak içindir?
- A) Çağdaş romancıların uzatıdan uzak durduklarını ✓
- B) Romanın bir bilgi aktarma kitabı olmadığını
- C) Her romancının ayrı bir anlatımının olduğunu
- D) Romanda okurla dalga geçilmemesi gerektiğini
Metinde farklı modern yazarların isimleri kullanılarak, çağdaş roman anlayışında gereksiz uzatmalardan ve ek bilgilerden (uzatı) kaçınıldığı somutlaştırılmıştır.
22. Argoyu ve halk deyişlerini birbirine karıştırmaktan kaçınmalıyız. Argo, külhanbeyi dediğimiz bir zümrenin dilidir; halk deyişleri ise içine bütün sınıfları alan bir topluluğun ve bütün bir milletin ifade aracıdır. “Vız gelir.” bir argodur, “Adam sen de!” bir halk deyişidir. “Fiyakalı” argodur, “çalımlı” halk deyişidir. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
- A) Son zamanlarda dilimizde argonun yaygınlaştığı
- B) Halk deyişlerinin argodan üstün olduğu
- C) Edebî dilde halk deyişlerine yer verilmediği
- D) Argo ile halk deyişleri arasındaki farklılıklar olduğu ✓
Argo ve halk deyişlerinin tanımları ve kapsamları verilerek aralarındaki temel farklar örneklerle açıklanmıştır.
23. (I) Yayla, Orta Anadolu dağlıklarının düzü demektir. (II) Yaylalarda temiz hava ve tükenmez güneş vardır. (III) Yayla için ağlar, bütün suları için için aktığı gibi. (IV) Yaylalara daha çok, şehrin bunaltıcı havasından kurtulmak isteyenler gelir. (V) Mizaç, Anadolu’nun yaylasında dik, soğuk sularında titiz, ılık sularında sinirli, sıcak sularında kıvraktır. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) III.
- B) IV. ✓
- C) I.
- D) II.
Yaylanın tanımı ve doğası anlatılırken, IV. cümlede insanların yaylaya gidiş amaçlarından bahsedilmesi betimleme bütünlüğünü bozmaktadır.
24. (I) Kırmızı ve yeşil iki renk, bu mavi fonlu sulu boya tablonun üzerinde o kadar fazlaydı ki insana ürperti veriyordu. (II) Senelerdir görmeye alışık olmadığımız küçük bir sayfiye arabasıydı bu. (III) Arabanın dört bir yanı değişik müzik aletleri çalan kişilerin resimleriyle doluydu. (IV) Resimler, bütün müziyenler toplu halde bir ezgiyi çalıyorlar gibi bir duygu uyandırıyordu bakanda. (V) Bir çıngırak sesi beni yarı uyanık halde bulunduğum öğle sıcağında kendime getirdi. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangileri yer değiştirirse parça anlamlı bir bütün oluşturur?
- A) II. ve IV.
- B) I. ve II.
- C) I. ve V. ✓
- D) III. ve V.
V. cümle giriş cümlesi olmaya en uygundur. V numaralı cümle başa (I'in yerine), I numaralı cümle ise sona (V'in yerine) alındığında anlam akışı düzelir.
25. Eleştirmenlerin sanat yapıtlarının nitelik bakımından doğru algılanmasında önemli bir yeri vardır. O, sanat yapıtlarını kendi çağları ve oluşum koşulları içinde ele alıp inceler. İçinde yeşerdikleri tarihsel, toplumsal koşulları ortaya sererek sanat yapıtlarına daha bir açıklık getirir, onların daha iyi anlaşılmalarını sağlar. Böylece… Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) gerçek sanat yapıtlarını, okurların daha önce fark etmeleri sağlanmış olur.
- B) sanat yapıtlarına nasıl bakılacağını göstermiş olur. ✓
- C) sanat dünyasında tek otoritenin kendisi olduğunu belirtmiş olur.
- D) sanat yapıtlarını eleştirirken kendi düşüncelerini de dile getirir.
Parçada eleştirmenin sanat yapıtını tarihsel ve toplumsal bağlamıyla inceleyerek daha iyi anlaşılmasını sağladığı, okura bir rehber olduğu vurgulanmıştır.