Paragraf Test 14
Paragraf Test 14
Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin başkenti Saraybosna, Osmanlı kültürünün izleriyle dolu tarihî bir şehir. Dağların çevrelediği bir vadi içindeki Miljacka Nehri’nin iki yakasına kurulan kent, Balkanların özünü yansıtan eşsiz bir kültürel senteze sahip. Caddelerin bir ucunda tarihî camiler ve hanlar, diğer ucunda ise klasik Avrupa mimarisini örnekleyen binalar görebilirsiniz. Başçarşı ya da yerel deyişle Başçarşiya, kentin karakterini hissettiren tarihî bir bölge. Türk Mahallesi olarak da anılan bölge, eski bir Anadolu kasabası âdeta. Kiremit çatılı ahşap evlerin çevrelediği çarşı meydanının ortasında tarihî bir şadırvan yükseliyor. Osmanlı Dönemi’nden kalma bir saat kulesinin de bulunduğu çarşıda kuyumcular, dericiler ve çeşitli zanaatkârlar geçmişte olduğu gibi bugün de mesleklerini sürdürüyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin başkenti Saraybosna, Osmanlı kültürünün izleriyle dolu tarihî bir şehir. Dağların çevrelediği bir vadi içindeki Miljacka Nehri’nin iki yakasına kurulan kent, Balkanların özünü yansıtan eşsiz bir kültürel senteze sahip. Caddelerin bir ucunda tarihî camiler ve hanlar, diğer ucunda ise klasik Avrupa mimarisini örnekleyen binalar görebilirsiniz. Başçarşı ya da yerel deyişle Başçarşiya, kentin karakterini hissettiren tarihî bir bölge. Türk Mahallesi olarak da anılan bölge, eski bir Anadolu kasabası âdeta. Kiremit çatılı ahşap evlerin çevrelediği çarşı meydanının ortasında tarihî bir şadırvan yükseliyor. Osmanlı Dönemi’nden kalma bir saat kulesinin de bulunduğu çarşıda kuyumcular, dericiler ve çeşitli zanaatkârlar geçmişte olduğu gibi bugün de mesleklerini sürdürüyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Günlük konuşma havasında yazılmıştır.
- B) Öznelliğe yer verilmemiştir. ✓
- C) Niteleyici sözcükler kullanılmıştır.
- D) Adlandırmadan yararlanılmıştır.
Parçada 'eşsiz bir kültürel sentez', 'karakterini hissettiren', 'Anadolu kasabası adeta' gibi ifadelerle yazarın öznel izlenimleri yansıtılmıştır. Bu nedenle öznelliğe yer verilmediği söylenemez.
2. Sonbahar, usul usul kapımıza dayandı. Takvimin değil, içinde yaşadığımız şehrin sonbaharı… Havada tarifi imkansız bir hüzün… Güneşte soluk bir renk… Gökyüzü gözleri dolmuş bir insanı andırıyor. Ağaçlar, yavaş yavaş sararan yapraklarını dökmeye başladı. Kuşlarda sıcak ülkelere göçme hazırlığı… Yaz, elini eteğini iyiden iyiye çekti buralardan. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Öğretici bir yol izlenmiştir. ✓
- B) Varlıklar niteleyici özellikleriyle yansıtılmıştır.
- C) Mecazlı söyleyişlere yer verilmiştir.
- D) Yinelemelerden yararlanılmıştır.
Parça tamamen duygu yüklü, izlenimci ve betimleyici bir üslupla yazılmıştır. Nesnel bilgi verme amacı güden 'öğretici anlatım' yoktur.
3. (I) Biz durmamacasına gerçeği düşselden ayırmaya, aralarına bir sınır çekmeye çalışsak da mümkün değildir bu. (II) Daha dün gerçek saydığımızı, dedelerimizin bilimini, onlara gerçeğin ta kendisi gibi görüleni bugün bir düş ürünü sayabildiğimize göre çok bulanık çok değişken bir sınırdır bu. (III) Sürekli gerileyen bu sınırın günün birinde bir yerde duracağını sanmak da boşuna olur. (IV) Öte yandan imgesel ögeler bir gereksinimin karşılığıdır, bir işlevi yerine getirir. (V) İmgesel kişiler gerçeğin boşluklarını doldurur, bu boşluklar konusunda bize ışık tutar. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi parçanın ana düşüncesi olmaya en uygundur?
- A) I. ✓
- B) II.
- C) III.
- D) IV.
Parçanın başında yer alan, gerçek ile hayal arasındali sınırın kesin olarak çizilemeyeceği düşüncesi temel iddia olup diğer cümlelerle desteklenmiştir.
4. Baharın ilk günlerindeyiz. Her tarafı çiçek kokuları sarmış. Sokaklarda yürürken sert esen lodosun gürültülü sesi sürekli kulağımızda. İskele meydanındaki restoranlarda çeşitli deniz ürünleri seçiminize sunuluyor. Akşam saatlerinde Anadolu Kavağı’na düşen ışık, Boğaz’’ın sularını gümüş rengine boyuyor. Buraya gelen turistler bu eşsiz manzaranın tertemiz ve ılık denizin tadını çıkarıyor. Bu parçada aşağıdaki duyulardan hangisine yer verilmemiştir?
- A) Dokunma
- B) Görme
- C) İşitme
- D) Tatma ✓
Metinde çiçek kokusu (koklama), rüzgarın sesi (işitme), ışık (görme) ve ılık deniz (dokunma) vardır. Ancak deniz ürünlerinin sunulduğu söylense de bir 'tat' alma durumu anlatılmamıştır.
5. Değerbilir okurların desteğini alarak on iki yıldır kitap yayımlıyor, yayınevimiz. Özverili çalışmasıyla kırk yıllık yayınevlerine taş çıkartıyor. Bu başarıyı gerçekleştirirken sadece kültür ve bilim hayatına yaptığı, yapacağı katkıyı düşünüyor. Bu madalyalık hizmeti okurlar da manevi bir madalyayla, ilgileriyle ödüllendiriyorlar. Çıkan her kitabın ilk baskısı öyle bin falan değil, en azından beş atlı bin satılıyor. Eh,bu ödül yeter de artar bu ekonomik şartlarda. Bu parçada, sözü edilen yayıneviyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) On yılı aşkın bir süredir hizmet verdiğine
- B) Daha eski yayınevlerine göre iyi durumda olduğuna
- C) Sanatsal yayınlardan çok bilimsel yayınlara önem verdiğine ✓
- D) Çalışmalarının okurlar tarafından izlendiğine
Yayınevinin kültür ve bilim hayatına katkı sağlamayı hedeflediği belirtilmiş olsa da sanatsal ve bilimsel yayınlar arasında bir öncelik sıralaması yaptığına değinilmemiştir.
6. Son yaptığım televizyon programında çok yoruldum. Yapılan iş harcanan enerjiyi pek karşılamıyor. Oturup bu kadar uğraşın sonunda ne kazandığımı düşünmeye başladım. Bir çeşit iç hesaplaşma gibiydi. İnsanlar nereye gidiyor? Neden varız? Neden çalışıyoruz? gibi sorular eskiye göre daha çok düşündürmeye başladı beni. Biraz da kendimle ilgileneyim dedim. Felsefenin içinde kendimi daha rahat ve huzurlu hissetmemi sağlayan bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Ben bu yaşımda hayatın çalışmaktan ibaret olmadığını anlıyor, onu yeniden keşfediyor ve birçok şeyi yeni öğreniyorum ne yazık ki … Bu sözleri söyleyen kişi aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?
- A) Hayatını düş gücüyle yönlendiren
- B) Hayatın anlamsız olduğunu savunan
- C) Gerçeklerden kaçan
- D) Kendini ve hayatı sorgulayan ✓
Konuşmacı, yoğun bir tempodan sonra yaşamın amacını, harcanan emeği ve kendi felsefesini düşünmeye başlamış; hayatı anlamlandırma çabasına girmiştir.
7. Yaşanan her şey öyle ya da böyle romana konu oluyor. Bu yüzden ben, “Roman, hayatın, hayatın her anının yazıya dökülmüş halidir.” diyorum. Başka bir deyişle roman; savaşların, aşkların, kavgaların, barışların anlatıldığı türdür. Yaşamdaki her şey romanın konusu olunca her edebiyatçının el attığı ilk yazınsal tür olmuştur. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
- A) Nesnel bilgilere
- B) Tanımlamaya ✓
- C) Örnekler vermeye
- D) Tartışmacı bir yol izlemeye
Metinde 'Roman nedir?' sorusuna 'hayatın yazıya dökülmüş halidir' şeklinde cevap verilerek 'tanımlama' yapılmıştır.
8. Elbette hayır. Bizim geleneğimizde şiir, daha çok, söz oyunlarına dayanır. Başından beri yenileşme çabalarında, yüzyılların bu alışkanlığından bütünüyle kurtulduğumuz söylenemez. Söz oyunu, gazetelerin çapraz bulmacalarına çevirir şiiri. Anlatılmak istenenden uzaklaştırır okuru. Nasıl o bulmacaları çözenler, kareleri tamamladıkça kendi zekalarından hoşnut kalırlarsa şiiri de öyle anlamaya kalkarlar, bulmacasını çözerek anlayışlı kişiler olduklarını kanıtlarla. Peki, şiir bu mudur; hayır, şiir söz ve anlam sanatıdır, söz oyunu değil. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
- A) Bir şiirin, oluşturulduğu dönemde ilgi görmemesi, onun niteliksiz olduğunu mu gösterir?
- B) Türk şiirinin içinde bulunduğu çıkmaza, geleneğe sırt çevirmenin sebep olduğu görüşüne katılıyor musunuz?
- C) Gerçek şiirin toplumsal bir duyarlılıkla yazılması gerektiğini söyleyebilir miyiz?
- D) Şiirde söz oyunlarına önem vermek anlamdan daha önemlidir denebilir mi? ✓
Şiiri sadece zeka oyununa çeviren ve anlamdan uzaklaştıran söz oyunlarının eleştirilmesi, sorulan sorunun şiirdeki teknik ve anlam dengesiyle ilgili olduğunu gösterir.
9. I. Başkalarına sorarak yazdıklarının iyi mi kötü mü olduğunu anlamak isteyenleri hep uyarırım. II. Kimseye bu konuda bir şey sormayın. III. Sık sık mektuplar alırım, şiirlerini gönderirler, ardından da yazdıklarını beğenip beğenmediğimi açıklamamı isterler. IV. Kendi yolunuzu kendiniz bulmalısınız. V. Kimileri de, şiirin nasıl yazıldığını öğrenmek ister. VI. Çünkü onlar da bunun gizlerini bilmezler. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden bir paragraf oluşturulmak istense cümleler aşağıdakilerden hangisine göre sıralanır?
- A) I-III-IV-II-V-VI
- B) III-V-I-II-VI-IV ✓
- C) I-V-III-II-VI-IV
- D) III-I-V-VI-II-IV
Paragraf, yazarın mektuplar aldığını belirterek (III) başlamalı, mektupların içeriğini (V) detaylandırmalı ve ardından bu kişilere verdiği uyarılarla (I-II-VI-IV) devam etmelidir.
10. Sadece mesai saatlerinde değil, artık hemen günün her saati duraklarda bekleyen kalabalık, üzeri rengarenk reklam panosuna dönüşen otobüslerden birinin durağa yanaşmasıyla aracın çift kanatlı kapısı önüne yığılır ve bir ritüeldir sürüp gider; bileti satış ve şoförün önünden otobüsün içine süzülüş. Kendini içeri atanların yüzlerinde sevinç çizgileri belirirken arkadan gelenler canhıraş gayretlerle bu ritüeli sürdürmeye çalışırlar. İçeridekilerin son bir gayretiyle arkadakiler de binmeye muvaffak olunca eziyetli bir şehir içi yolculuğu daha başlıyor demektir. Binemeyen bir pişmansa binen bin pişman. Ayrıca inmek de büyük çaba gerektirir. Yolculuk ederken durmadan arkaya doğru yürünür. Paranız az, vaktiniz bolsa binebilirsiniz. Üzerinde yazılı olan yere mutlaka ulaşır, ama kim bilir ne zaman… Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden özellikle söz edilmiştir?
- A) Yolcuların birbirine anlayışsız davrandıklarından
- B) Otobüslerin reklam panosuna dönmesinin çirkinliğinden
- C) İnsanların otobüse binip otobüsten inme adabını bilmediklerinden
- D) Otobüslere binmenin ve onda seyahat etmenin çok eziyet verici olduğundan ✓
Şehir içi otobüs taşımacılığındaki kalabalık, bekleyiş ve yolculuk sürecinin zorluğu ve yıpratıcılığı betimlenmiştir.
11. Anadolu’nun güzelliklerinin peşine genellikle yaz aylarında düşülür. Oysa dağları, ormanları, gölleri ve sahilleriyla Anadolu, kış mevsiminin çok yakıştığı bir coğrafyadır. Bir kış günü Anadolu’da, huzurlu bir köy evinde olmak, bir günün tadını çıkarmak için yeter de artar. Kar, ince bir yalnızlık beyazı olarak kadim kentlerin üzerine iner. Köyler, kasabalar karşı koyulmaz bir çekiciliğe bürünür. Kış, asırlık ağaçların çıplak dallarını buzdan heykellere çevirir. Kar, beyaz kubbeli camilerden başlayıp neşeli neşeli akan ırmakların üzerine cumbalı evlerin yorgun çatılarına ince ince yağar. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
- A) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
- B) Yinelemelere yer verilmiştir.
- C) Deyimlere yer verilmiştir.
- D) Anlatımda tekdüzeliğin kırılması için devrik cümlelerden yararlanılmıştır. ✓
Metinde 'ince ince', 'neşeli neşeli' gibi yinelemeler, 'yakışmak' gibi deyimler ve kişileştirmeler mevcuttur. Ancak tüm cümleler kurallı yapıda olup devrik cümlelere yer verilmemiştir.
12. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Akdeniz’de masmavi bir yerleşim yeri olan Didim’i keşfe çıkıyoruz. Renk renk şemsiyelerle bezenmiş bir sahil çıkıveriyor karşımıza. Sahil boyunca uzanmış ışıl ışıl cadede Didim’in kalp atışlarını duyuyoruz. Denizden esen ılık meltem bizi başka dünyalara götürüyor. Burada ister denize girin ister açlığınızı yatıştırın; isterseniz çeşit çeşit ürünle dolu dükkanlardan alışveriş yapın, tercih sizin. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Anlatıcının beğenilerine yer verme
- B) Birden çok duyuya seslenme
- C) Alıntı yaparak düşünceleri pekiştirme ✓
- D) Yinelemelere yer verme
Parçada renk renk, ışıl ışıl gibi yinelemeler, görme-işitme-dokunma duyuları ve öznel beğeniler vardır. Ancak bir başkasından alıntı yapılmamıştır.
13. Dünyada neler olup bittiğini bilmekle ya da tutum bilim uzmanı olmakla iyi şiir yazmanın bir ilişkisi yoktur. (I) Benim karşılıklı oturup doğru dürüst iki söz edilemeyecek kadar bilgisiz her şeyi gırgıra alan şair arkadaşlarım oldu. (II) Sıradan bir insanın kafası, duyarlılığıyla bayağı beğenilen şiirler yazıyordu.(III) Bakıyorsunuz felsefe okumuş ya da siyasal tutum bilim okumuş ya da özel okumalarıyla bilgi nitelikleri kazanmış kişiler de başarılı şiirler yazabiliyorlar. (IV) Demek ki, şiir bilgi ortamında yeşerebiliyor, bilgisizlik ortamında da. (V) Gerekli olan onu yaratacak ya da yapacak şiir uzmanı kişi, yani şair. Bu parçada numaralanmış yerlerden hangisine “Tersine de sayısız örnek var.” cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır.
- A) III. ✓
- B) II.
- C) I.
- D) IV.
Parçada önce bilgisizlerin iyi şiir yazabildiği anlatılmış, III. numaralı yerden itibaren ise tam tersi durumdaki bilgili şairlerin başarısına geçilmiştir.
14. Edebiyatın her türü onu ilgilendirirdi. Ama şiiri hepsinden üstün tutardı. Böyle olmakla beraber, son yıllarda günlük yazma merakı başladı onda. Andre Gide’in günlüklerini çok sevdiğini söylüyor, hatta ona: “Andre Gide’i anımsatıyorsunuz.” dendiğinde bundan hoşnut oluyordu. Ama edebiyat dünyasında denemeleriyle ün yaptı. Denemenin edebiyatımızdaki üstadı kabul edildi. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Bütün yazınsal türlerle ilgilendiğine
- B) Günlük türünü denemeden üstün tuttuğuna ✓
- C) Şiirden daha çok hoşlanmasına rağmen denemeleriyle tanındığına
- D) Şiire büyük bir ilgi duyardı.
André Gide'e benzetilmekten hoşlandığı ve günlük yazmaya başladığı belirtilmiş ancak günlüğü denemeden üstün tuttuğuna dair bir ifade yoktur.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olmaya en uygundur?
- A) Edebiyat eleştirmecisinin önce edebiyat konusunda geniş bilgisi olmalıdır. ✓
- B) Başlangıçta fazlasıyla genel, fazlasıyla yüzeyseldir bu bilgi.
- C) Böyle olunca genel, doğru ve gerçek bir ölçü bulmanın güçlüğü ortaya çıkar.
- D) İkisini de o çağ ve yerdeki toplumsal koşullar etkiler biçimlendirir, yönlendirir.
Giriş cümleleri kendinden önce bir yargı gerektirmeyen, bağımsız ve kapsamlı yargılar olmalıdır. A seçeneği bu niteliğe en uygun olanıdır.
16. Sanatçı, anlatma işini sanatın genel yasalarına uygun olarak yapar. Herhangi bir sohbette çene çalmadığını, bir dakika aklından çıkarmaz. Bazen düpedüz bir sohbeti, iki insanın ahbaplığını bile, öylesine anlatır ki sanatçı kişiliğinin öznel damgasını hemen fark ederiz. Aslında konuşma, sıradan bir konuşmadır. Yani o bunu dedi şu bunu dedi meselesi. Fakat sanatçı lafları o biçimde sıralamış, o biçimde düzenlemiştir ki ortaya çıkan çalışma, estetik bir düzleme çıkabilmiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Bir eserin sanat eseri sayılması için sıradan insanın hayatından kesitleri sunması gerekir.
- B) Sıradan bir konuşmayı sanat eseri düzeyine yükseltmek yetenekli sanatçılara özgüdür.
- C) Sanatçının öznel ve estetik anlatımı, sıradan bir olayı bir sanat eseri hâline getirebilir. ✓
- D) Sanatın genel yasaları dışına çıkan sanatçılar eleştirmenlerin tepkileriyle karşılaşır.
Sanatın gücünün, sıradan bir olayı bile sanatçının özgün üslubu ve düzenlemesiyle estetik bir değere dönüştürebilmesinde olduğu vurgulanmıştır.
17. Manavgat Şelalesi’nin karşısında bir parkta oturuyoruz. Kaç gündür seyrine doyamadığım, o güzelim dağlar karşımızda… Âdeta doğanın tablolaştırılmış hâli… Günün her saatinde başka başka hâlleri var bu dağların. Eski liman altımızda… Tekneler uyukluyor. Eylülün bu son demlerinde, ağustos böcekleri konserlerine hâlâ devam ediyor. Kaleiçi denen eski mahalleler; ağaçlar, serviler arasında eski bir kabartma gibi duruyor. Eski sur parçaları, eski duvarlar… Masmavi, uçsuz bucaksız ve durgun bir deniz… Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Kanıtlayıcı bir anlatım yolu izlenmiştir. ✓
- B) Gözlemler, kişisel yargılarla aktarılmıştır.
- C) İnsana özgü nitelikler doğaya yansıtılmıştır.
- D) İkileme ve pekiştirilmiş sözcük kullanılmıştır.
Parça tamamen öznel izlenimlere ve tasvirler dayalı bir betimlemedir. Bilimsel veriler veya kanıt sunma amacı taşıyan 'kanıtlayıcı anlatım' yoktur.
18. Orhan Veli üzerinde yıllardır yazdığım yazıları derlemek istiyordum. 1960’lardan beri nerede, ne yazdımsa hepsini tek bir kitapta toplayacaktım. Ansiklopediler için yazdığım bir Orhan Veli maddesi vardı. Onu gözden geçirdim, pek beğenmedim. Düzeltilmesi gereken yerleri olduğunu gördüm. Ayrıca bu yazıyı biraz daha genişletmeliydim. Şunu da, bunu da ekleyeyim derken, iş çığırından çıktı. Bir süre sonra yazdığımın ayrı bir kitap olması gerektiğini anladım. Yani anlayacağınız bu kitap, aslında, Orhan Veli için yazdığım yazıları bir araya toplayacak derlemenin başına koymayı düşündüğüm ön sözün genişlemesiyle oluştu. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
- A) Niçin Orhan Veli’nin hayatını ele aldınız?
- B) Orhan Veli’yle ilgili kitabınızın yazılma sürecinden söz eder misiniz? ✓
- C) Son yapıtınızı yayımlamakta neden kararsız kaldınız?
- D) Orhan Veli hakkında yazdıklarınızı kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?
Parçada yazar, Orhan Veli üzerine yazdığı yazıların nasıl bir kitaba dönüştüğünü, başlangıçta bir derleme düşünürken işin nasıl genişlediğini anlatmaktadır.
19. Modern kentler, gökyüzüne uzanan beton parmaklar gibi doğanın bağrını delmekte. Cam ve çeliğin soğuk yüzü, ağaçların ve toprağın sıcaklığını her geçen gün biraz daha dışlıyor. Oysa insan ruhu, labirenti andıran bu asfalta gömülü sokaklarda değil; kuş cıvıltılarının rüzgârın fısıltısına karıştığı kırlarda nefes alabiliyor. Betonun estetiği ne kadar kusursuz olursa olsun, bir doğa parçasının rastgeleliğindeki huzuru asla vaat edemiyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Karşılaştırmaya yer verilmiştir.
- B) Sayısal verilere başvurulmuştur. ✓
- C) Benzetme yapılmıştır.
- D) Kişileştirme kullanılmıştır.
Metinde modern kentler ve doğa karşılaştırılmış, 'beton parmaklar' gibi benzetmeler yapılmış ve 'rüzgarın fısıltısı' gibi kişileştirmeler kullanılmıştır. Ancak metinde herhangi bir istatistiksel veya sayısal veri yer almamaktadır.
20. Dilimize Batı dillerinden giren “poetika” sözcüğü “şiir sanatı” yahut “şiir üzerine teoriler” anlamına gelmektedir. Sözcüğü ilk olarak Aristo kullanmış ve sözcüğün yaygınlaşmasını sağlamıştır. Fransızca’da bu sözcüğe bütün güzel sanatlarla ilgili olarak “güzellik felsefesi” anlamına gelen “estetik” kavramına yakın bir anlam verilmişse de bugün poetika, sadece şiir alanında kullanılan bir terimdir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Öğreticiliği esas alma
- B) Tanımsal nitelikli cümlelere yer verme
- C) Düşünceyi inandırıcı kılmak için alıntı yapma ✓
- D) Açıklayıcı bir yol izleme
Parçada poetika terimi hakkında bilgi verilmiş ve tanımlar yapılmıştır. Ancak birinin sözünü doğrudan tırnak içinde aktaran 'alıntı yapma' yöntemi kullanılmamıştır.
21. Ankara’nın tarihi konaklarıyla, tatlılarıyla, şifalı sularıyla ve yemekleriyle ünlü bu şirin ilçesinin, Beypazarı’nın, sokaklarında dolaşıyoruz. İlçenin en gözde yeri, yöresel ürünlerin satıldığı ve restore edilen konakların bolca bulunduğu Alaattin Sokak’tır. Bir fay hattının oluşturduğu kayalara sırtını yaslamış tarihi Beypazarı konaklarını görmekle başlıyoruz gezimize. Çok görkemli görünüyor konaklar, mis kokular geliyor işlemeli saksılarda çiçek yetiştirilen pençelerinden. Bu sokakta satılan baharatlar, tarhanalar, fasulyeler tezgahlarda sıralanıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Devrik cümleler kullanılmıştır.
- B) Betimleyici ögelerden faydalanılmıştır.
- C) İkilemelere yer verilmiştir. ✓
- D) Ara söze yer verilmiştir.
Metinde 'Beypazarı'nın' ifadesi ara söz olarak kullanılmış, betimlemelere ve devrik yapıya (Çok görkemli görünüyor konaklar) yer verilmiştir. Ancak 'ikileme' (koşa koşa, eften püften vb.) bulunmamaktadır.
22. (I) Şubat güneşi uzakta, al bir kuşakla yeri göğü birleştirerek batmaktaydı. (II) Gündüz bitmiş, kış gecesi yavaş yavaş her şeyi karanlığıyla sarmaya başlamıştı. (III) Şimdi tren, karanlık gecede kıvrıla kıvrıla yolunu açıyordu. (IV) Uzaklarda yer yer istasyon ışıkları deliyordu bozkır karanlığını. (V) Biz de yolculukla yaşamımızdaki kötü sayfaların kapanacağına inanıyorduk. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde gözleme yer verilmemiştir?
- A) III.
- B) II.
- C) I.
- D) V. ✓
I, II, III ve IV. cümlelerde dış dünyadaki durumlar ve trenin hareketi anlatılarak gözleme yer verilmiştir. V. cümlede ise kahramanın iç dünyasındaki bir inanç dile getirilmiş, gözlem yapılmamıştır.
23. Şehrin, araba yakıtlarından boşalan dumanlı yaşamından sıkılmış, Ege’nin bu güzel kasabasında bir süreliğine tatil yapmak istemiştim. Bedenimin ve zihnimin, şehir yaşamında sürekli olarak aşınması karşısında, dinlenmenin tam zamanı diye düşündüm. O yılan yollarda arabayı uçarcasına kullanıyordum. İçimde çocuksu bir telaş… Dinlence olmasına karşın, şehirde bile kalkmadığım erken saatlerde kalkıp bahçedeki akşamsefası ile günaydınlaşmak, deniz kıyısında yürümek, mavinin ve yeşilin yeniden farkına varmak ve sıcak ekmek yiyebilmek için fırına yol almak… Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Söz sanatlarına başvurulmuştur.
- B) Çeşitli duyulardan yararlanılmıştır.
- C) Günün belli bir zamanı anlatılmıştır. ✓
- D) Betimleyici ögelerden yararlanılmıştır.
Parçada 'yılan yollar' (benzetme), renklerin farkına varma (görme), sıcak ekmek (dokunma/tat/koku) vardır. Ancak metin genel bir tatil sürecini ve hisleri anlatmakta, sadece günün belli bir dilimine odaklanmamaktadır.
24. Batı romanının ardında yatan düşünsel birikim, Türk romancısının yetiştiği kültür içinde yoktur. Bizdeki edebiyat birikimi, iyi roman yazmaya yeterli değildir. Dolayısıyla, bizde yazılan romanlarda mekânın somutlaştırılmadığı, eşyanın yeterince belirginleşmediği, olayların birbirini mantık çizgisinde izlemediği, en önemlisi, insanların üçüncü boyutunu kazanamadığı görülür. Olay örgüsü, romana göre değil, bir masala göre düzenlenmiş gibidir. Bu parçada yerli romanların başarılı olmaması, aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?
- A) Romanı oluşturacak birikimin bizim kültürümüzde olmamasına ✓
- B) Yazınımızda romana gereken önemin verilmemesine
- C) Romanların evrensel çizgiyi yakalayamamasına
- D) Olay örgüsü kurulurken bazı ölçütlerin dikkate alınmamasına
Yerli romanın teknik kusurları, temelinde yatan düşünsel ve kültürel birikimin eksikliğine bağlanmıştır.
25. Vüsat O. Bener, Dost’u yayımlayalı altmış yıl olmuş. Zaman yazınsal metnin dokusunu gevşetir, ögelerini bütüncül yapıdan ayırmaya başlar, böylece yapısı zayıflar, direnci kırılır. Ancak yazar, zamana göre ayarlamamış kendini, geleceğe kalma kaygısıyla da yazmamış. İçinde doğduğu edebiyatın değerlerinin ötesine geçmeye, yeni olanı yapmaya çalıştığı için zamana yenik düşmemiş. Dost’taki öyküler altmış yıl önce yayımlandığı zaman dönemin yazarları ve eleştirmenlerince tuhaf ve kapalı bulunmuş, Bener’in ne demek istediği tam anlaşılamamış, ancak yazıldıkları dönemin edebiyatının önüne geçtiği için bugün unutulmamıştır. Bu parçada anlatılanlardan yola çıkılarak yazınsal yapıtlarla ilgili aşağıdaki genellemelerden hangisine ulaşılabilir?
- A) Bir yazar, dönemine göre aykırı düşünceler ortaya koyarsa geniş bir okur kitlesinin dikkatini çekebilir.
- B) Bir yazınsal yapıtın kalıcılığa ulaşması, içinde doğduğu toplumun dokusunu yansıtmasına bağlıdır.
- C) Yazıldığı dönemin sanatsal beğenisini aşan yapıtlar, kendi döneminde anlaşılmaz bulunup yadırganabilir. ✓
- D) Bir yapıtın başarılı olması, onun kalıcı olacağı anlamına gelmez.
Yazıldığı dönemin sınırlarını zorlayan ve yenilik getiren eserlerin, kendi zamanında anlaşılamama riskine rağmen kalıcı olabildiği vurgulanmıştır.