menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 5

Paragraf Test 5

Soru 1 / 25

Ben kelimelerin de tıpkı insanlar gibi bir ömürleri olduğuna inanıyorum. Ve kelimelerin ecelleriyle ölmeleri gerektiğini savunuyorum. Yani 'ihtimal' kelimesi yaşamaya devam ediyorsa bırakalım yaşasın. Zorla, bir kelimeyi ortadan kaldırmaya çalışmak, dilin akışkanlığını bozar. En kötüsü de kuşaklar arası süreklilik kalmaz. İnsanlar birbirlerinin dilini anlamaz. Ama öte yandan 'olasılık' kelimesi yaşıyorsa o da yaşasın. Duruma göre bazen bu kelimelerden biri uygun düşer, bazen öbürü. Tabii bir de şu var: Eğer bir kelime ölmüşse, artık yaşamıyorsa, onu zorla diriltmeye çalışmak da doğru değil. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Ben kelimelerin de tıpkı insanlar gibi bir ömürleri olduğuna inanıyorum. Ve kelimelerin ecelleriyle ölmeleri gerektiğini savunuyorum. Yani 'ihtimal' kelimesi yaşamaya devam ediyorsa bırakalım yaşasın. Zorla, bir kelimeyi ortadan kaldırmaya çalışmak, dilin akışkanlığını bozar. En kötüsü de kuşaklar arası süreklilik kalmaz. İnsanlar birbirlerinin dilini anlamaz. Ama öte yandan 'olasılık' kelimesi yaşıyorsa o da yaşasın. Duruma göre bazen bu kelimelerden biri uygun düşer, bazen öbürü. Tabii bir de şu var: Eğer bir kelime ölmüşse, artık yaşamıyorsa, onu zorla diriltmeye çalışmak da doğru değil. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

    • A) Eski sözcüklerin kullanımında ısrarcı olmanın kuşaklar arası iletişimi güçlendirdiği
    • B) Dildeki kelimelerin varlığının ve değişiminin doğal sürecine bırakılması gerektiği
    • C) Aynı anlama gelen sözcüklerden yalnızca yeni olanın tercih edilmesi gerektiği
    • D) Kullanımdan düşmüş sözcükleri yeniden canlandırmanın dile zenginlik kattığı

    Parçada yazar, kelimelerin de insanlar gibi doğup, yaşayıp, öldüğünü savunmaktadır. Yaşayan kelimelerin (ihtimal, olasılık vb.) dilden zorla atılmaması, ömrünü tamamlamış kelimelerin ise zorla diriltilmeye çalışılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Yani metnin ana düşüncesi, dildeki kelime kullanımının dışarıdan müdahale edilmeden dilin doğal akışına ve sürecine bırakılması gerektiğidir.

  2. 2. Kuşkusuz her sanatçının yapıtı, değişik ölçülerde de olsa kendi kişiliğine bağlıdır. Yapıtların odağı, sanatçının kendisi olduğuna göre bu bağlılık kaçınılmaz bir olgudur. O kadar ki yapıtını açıklamak ya da çözümlemek, bir bakıma o sanatçının kendisini açıklamak olur. Bu yüzden bir eser, sanatçısını tanıtır ve onu kuşatan bir ülke kurar. Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?

    • A) Sanatçıların, yapıtlarında kendi yaşamlarının dışına çıkamadıklarından
    • B) Her sanat eserinin, sanatçısının kişiliğini yansıttığından
    • C) Sanatçının kişiliğinin oluşmasında, yaşadığı çevrenin etkisinin bulunduğundan
    • D) Sanat eserinin çözümlenebilmesi için, oluşturulduğu şartların bilinmesi gerektiğinden

    Parçanın genelinde yapıt ile sanatçının kişiliği arasındaki kopmaz bağ ve yapıtın sanatçıyı yansıtması üzerinde durulmaktadır.

  3. 3. Gece bitiyor ve serin bir yaz şafağı söküyor usulca. Birazdan, güneş bir sihirbaz gibi yenileyecek koca şehri. Güne yeniden başlamanın sevinci kaplayacak her yeri. Yeni bir günün ilk ışıklarıyla canlanacak her şey. Önce kuşlar yuvalarını terk edecek, ilk çocuğu ağlayacak, ilk pencere açılacak, ilk fırının tezgahına ilk ekmekler düşecek. Çarşılar yine taze ekmek kokusuyla başlayacak güne. Sokaktan sesler geliyor ve taze ekmek kokusu sarıyorsa etrafı, her şeye rağmen hayat devam ediyordur. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Günün belli bir anı betimlenmiştir.
    • B) Birden fazla duyudan yararlanılmıştır.
    • C) Tanık göstermeye başvurulmuştur.
    • D) Anlatıma duygular katılmıştır.

    Parçada betimleme, duygular (sevinç), farklı duyular (görme, koklama, işitme) ve benzetme (güneş bir sihirbaz gibi) kullanılmıştır. Ancak tanık gösterme yoktur.

  4. 4. Öncelikle, şiirsiz duramam, onun için. Sonra, öteki kitaplardan daha kolay okunur şiir kitabı. Sık sık bölünmez dikkatiniz. Örneğin üç dört saatlik bir otobüs yolculuğunda güzel bir oyunu, bir romanı kesintisiz okuyamazsınız. Oysa şiiri çabucak okursunuz. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?

    • A) Niçin şiiri bu kadar çok seviyorsunuz?
    • B) Niçin şiir yazıyorsunuz?
    • C) Niçin yolculukta şiir kitaplarını tercih ediyorsunuz?
    • D) Niçin yola çıkarken yanınıza kitap alıyorsunuz?

    Yazar cevabında 'otobüs yolculuğunda' romanın kesintisiz okunamayacağını ama şiirin okunabileceğini örnek vererek neden şiiri (özellikle o durumda) tercih ettiğini açıklamaktadır. 'Niçin şiir yazıyorsunuz' sorusu şıkları arasında yer alsa bile cevap okumakla ilgilidir.

  5. 5. Bu kente üç defa, üçünde de farklı yollardan gittim. Bu yolculukların birincisinde çocuk denecek yaştaydım. Balkan Harbi’nin sonuydu ve babamın memurluk yaptığı bir kentten dönüyorduk. On bir gün, belki daha fazla süren bu yolculukta geceleri çadırda kalırdık. Böcek seslerini, dere uğultularını dinler, çoban köpeklerinin sesleriyle ürperirdik. Büyükannemin anlattığı masallarla büyülendiğim bu geceleri hiç unutamam. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Geçmişle ilgili bir beğeniyi dile getirme
    • B) Birinci kişili anlatımla oluşturulma
    • C) Öyküleyici bir anlatım yolu benimseme
    • D) Devrik cümlelerle anlatıma canlılık kazandırma

    Parçada 'gittim, dönüyorduk, kalırdık' gibi yüklemler cümlenin sonunda yer aldığı için devrik cümleler ağırlıkta değildir, kurallı cümleler hakimdir. Diğer özellikler (beğeni, birinci kişi, öyküleme) mevcuttur.

  6. 6. Onun istediğiniz bir hikâyesini seçin, seçtiğiniz hikâyenin herhangi bir yerinden bir kelime çıkarın ya da onun yerine başka bir kelime koymaya çalışın. Bunu genellikle başaramadığınızı göreceksiniz. Bu parçada sözü edilen yazarın öykülerinde görülen anlatım özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Açıklık
    • B) Akıcılık
    • C) Duruluk
    • D) Doğallık

    Parçada, metinden bir kelime bile çıkarılamaması veya değiştirilememesi, gereksiz sözcük kullanılmadığını gösterir. Bu özellik 'duruluk'tur.

  7. 7. İkinci Yeni; yanlış kuramlar, gereksiz tartışmalarla bir saman alevi gibi parlayıp sönmüş olan bir şiir akımıdır. Bu akımın önde gelen sanatçıları, şiire getirmek istedikleri yenilikleri iyi anlatamamışlardır. Buna rağmen bu akım, edebiyatımıza birçok usta şair kazandırmıştır. Bu akıma bağlı şairlerin, belki bir süre anlama sırt çevirip sadece şiirin biçimsel özellikleriyle ilgilenmeleri, coşturucu sözlerle şiiri yakalama yoluna sapmaları, şiir işçiliğine önem vermeleri onları başarıya ulaştırmıştır. Bu yüzden İkinci Yeni şiiri, yeni biçimlerle doludur. Bu parçada İkinci Yeni’yle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Etkisinin kısa süreli olduğuna
    • B) Anlamdan çok şekle önem verildiğine
    • C) Edebiyat dünyamıza başarılı şairler kazandırdığına
    • D) Bazı akımların etkisinden kurtulamadığına

    Parçada İkinci Yeni'nin 'saman alevi gibi parlayıp söndüğü' (kısa süreli), 'biçimsel özelliklerle ilgilendiği' (şekle önem verdiği), 'usta şairler kazandırdığı' belirtilmiştir. Ancak 'başka akımların etkisinden kurtulamadığına' dair bir ifade yoktur.

  8. 8. Edebiyat gibi kültür ve dil de bir milletin tarihi ile yakından ilgilidir. Bundan dolayı onları tarihsel çerçeve içinde görmeyenler bunun anlam ve önemini kavrayamazlar. Türkiye’de bazı aydınların dil konusunda yanılmalarının başlıca nedeni budur. Yukarıdaki parçaya göre yazarın vurguladığı kavramlar nelerdir?

    • A) Edebiyat, tarih, kültür ve dil
    • B) Kültür, dil, aydınlar
    • C) Dilin anlamı, tarihi olaylar
    • D) Edebi eserlerle kültür unsurları

    Yazar parçada edebiyat, kültür, dil ve tarih kavramlarının birbiriyle olan ilişkisini ve ayrılmazlığını vurgulamaktadır. Bu dört kavram metnin ana eksenini oluşturur.

  9. 9. Tabii. Bazı şiirler çevrilemeyebilir. Hatta daha önce kimi şiirlerini çevirdiğiniz bir şairin çevrilemeyecek başka şiirleri de olabilir. Önemli olan çevirmenin, çevrilecek ve çevrilmeyecek şiir ayırt edebilmesidir. Ben de çok beğendiğim kimi şairlerin birçok şiirini çevirmemişimdir. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı olabilir?

    • A) Şiirin çevrilemeyeceği düşüncesine katılıyor musunuz?
    • B) Şiir çevirilerini en iyi, şairler mi yapar?
    • C) Şiirin çevirisi, öteki türlerin çevirisinden daha çok ilgi görür mü?
    • D) Sizin çevirmeye yanaşmadığınız şiirler oldu mu?

    Parçada yazarın 'Ben de çok beğendiğim kimi şairlerin birçok şiirini çevirmemişimdir' diyerek kişisel bir deneyimini paylaşması, ona yöneltilen sorunun 'Sizin çevirmeye yanaşmadığınız şiirler oldu mu?' olduğunu göstermektedir.

  10. 10. Şiirin gerçek gerçek anlamda ne olduğunu belki şairler söyleyebilir; fakat onlar da söylediklerinin kişisel olduğunu ve kendilerini bağladığını bilirler. Çünkü şiirin sınırlarını belirlemek mümkün değildir. Eleştirmenler de şiirin nasıl olması gerektiğini söyleyebilir; ama şiiri onların söyledikleriyle de elbette sınırlayamayız. Şairlerin de eleştirmenlerin de akıllarına gelmeyen şiir yapıları mutlaka vardır. Bunda, şiirin büyülü bir söyleyişinin olmasının etkisi büyüktür. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Şairlerin şiirle ilgili görüşlerinin öznel olduğu
    • B) Şiirin belli bir tanımının yapılamayacağı
    • C) Eleştirmenlerin önerilerine göre şiir yazılması gerektiği
    • D) Eleştirmenlerin şiirle ilgili söylediklerinin eksik olduğu

    Parçada eleştirmenlerin şiirle ilgili görüş bildirebileceği ama şiirin bunlarla sınırlanamayacağı söylenmiştir. Eleştirmenlerin önerilerine GÖRE şiir yazılması gerektiği gibi bir zorunluluktan bahsedilmemiştir.

  11. 11. Son yıllardaki moda deyişle medyada, bazı özel TV kanallarında yeni tip sunucular, haber ve spor sunucuları da moda oldu. Oysa sunuculukta dili doğru, düzgün ve pürüzsüz kullanma, fizikî güzellikten önce gelir, önce gelmelidir. Bu konuda başarılı olanlar elbette var; ama dil bilinci ve Türkçe sevgisi onlarda özellikle aranmalı, onlara özellikle kazandırılmalıdır. Çünkü bu kişiler her gün milyonlara sesleniyor, milyonlarla yüz yüze geliyor. Bu parçaya göre bir sunucuda aranması gereken en önemli özellik nedir?

    • A) Dil bilincine ve sevgisine sahip olma
    • B) Fizikî bir güzelliğe sahip olma
    • C) İyi bir eğitime sahip olma
    • D) Doğru bir Türkçeye sahip olma

    Parçada sunucularda 'dil bilinci ve Türkçe sevgisinin özellikle aranması' gerektiği vurgulanmıştır. 'Doğru Türkçe' de önemlidir ancak metinde vurgulanan temel değer 'dil bilinci ve sevgisi'dir (A şıkkı).

  12. 12. Karanlık kavuştuğu için aşağıdan akan derenin uğultusu daha çok geliyordu. Kalkıp yürümeye başladık. Güneş batmış, bulunduğumuz yer, yerini birdenbire artan serin rüzgârlara bırakmıştı. Kazdağı’nın bu yamacında saatlerce sürecek akşam başlamıştı. Yukarıdaki parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Tartışmacı anlatıma başvurulmuştur.
    • B) Öyküleyici anlatım kullanılmıştır.
    • C) Görsel öğelere yer verilmiştir.
    • D) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.

    Parçada olay akışı (yürümeye başlamak), betimleme (karanlık, güneş batmış), işitme (uğultu) ve dokunma (serin rüzgar) vardır. Ancak herhangi bir fikri savunma veya çürütme amacı taşıyan 'tartışmacı anlatım' yoktur.

  13. 13. Avrupa’da halkın konuştuğu dille; bilim, felsefe ve edebiyatın dilini birleştirmek, diğer bir deyişle düşündüğünü konuşur gibi yazmak, ilk iş olmuştur. Rönesans dedikleri gelişme bir bakıma halk dilinin yazı dili olması demektir. Bu parçadaki cümleler aşağıdaki görüşlerden hangisini desteklemek için söylenmiş olabilir?

    • A) Yazı dili ayrı konuşma dili ayrı kavramlardır.
    • B) Yazı dili konuşma diliyle aynı olmalıdır.
    • C) Bizde de bir Rönesans gerçekleştirilmiştir.
    • D) Kırsal dil, bilim diliyle bağdaştırılmalıdır.

    Parçada, Avrupa'da Rönesans'la birlikte 'halk dilinin yazı dili olması'nın hedeflendiği ve bunun bir gelişim olduğu anlatılmaktadır. Bu da 'yazı dilinin konuşma diliyle aynı olması' gerektiği görüşünü destekler.

  14. 14. Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat, düş gücü gelişkin bir kadın oyuncu arıyordu. Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti. Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu. O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar. Genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı. Kısa bir konuşmadan sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için “Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?” dedi. Genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuarını açtı. Önce eline gelen iri kır¬mızı elmayı çıkarıp anlattı: “Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım.” Sonra çantadan bir kitap çıkardı. Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi belirlenebilir?

    • A) Hikâyenin gözlemci bakış açısıyla yazıldığı
    • B) Metnin yazılış amacı
    • C) Yazarın sahip olduğu zihniyet
    • D) Metin – gelenek ilişkisi

    Parçada anlatıcı, olayları dışarıdan izleyen bir kamera gibi aktarmaktadır (yorgundu, içeri aldılar, çantaya uzandı). Karakterlerin iç dünyasına (zihin okuma) girilmemiştir, sadece gözlemlenen eylemler anlatılmıştır. Bu da gözlemci bakış açısıdır.

  15. 15. Akdeniz bölgesinin çatısı Toros Dağları tarafından meydana getirilmektedir. Dağlar bazı yerlerde denize çok sokulur, kayalık ve az girintili çıkıntılı bir kıyı üzerine dikine inerler. Bazı yerlerde ise kıyı çizgisi ile dağ sınırları arasına Adana Ovası gibi geniş düzlükler girer. Bu bölge özelliğini kendine komşu olan ılık denizden alır. Fakat denizin etkisi yüzey şekillerine ve yükseltiye göre değişir. Akdeniz iklimi kıyı ovalarından içeriye sokulduğu halde dağlık yerlerde ancak dar bir şerit üzerinde kendini belli eder ve yükseklere doğru önemli değişikliklere uğrar. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?

    • A) Öyküleme – betimleme – benzetme
    • B) Açıklama – betimleme – karşılaştırma
    • C) Tanımlama – açıklama – karşılaştırma
    • D) Karşılaştırma – tartışma – betimleme

    Parça bilgi verdiği için 'açıklama' (Akdeniz bölgesinin coğrafi özellikleri), yer şekillerini görselleştirdiği için 'betimleme' (dağların denize inmesi, kıyı şeridi) ve iklimin etkisini yer şekillerine göre kıyasladığı için 'karşılaştırma' (kıyı ovaları vs dağlık yerler) tekniklerini kullanmıştır.

  16. 16. Bu kitapta edebiyatımızın ne olduğuna değil, ne olacağına ilişkin değerlendirmeler var. Yazar, son yıllarda yazınımızda var olan durgunluk üzerinde fazla durmadan bu noktada etkili önerilerde bulunuyor. Kendi değerlerimize yönelmeliyiz, başkalarına özenerek yazdıklarımızı bir kenara bırakalım, görüşünü savunuyor. Kimi örnekler vererek tezini somutluyor. Sorunu tanımlayan, birden çok çözümü arka arkaya sıralayan yazarın bu eseri yazın dünyamızda çok ses getirecek gibi görünüyor. Bu parçada sözü edilen yapıtla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Adından söz ettirecek bir niteliğe sahip olduğuna
    • B) Yazınımızın geleceğiyle ilgili tespitler içerdiğine
    • C) Yazınsal sorunlarla ilgili çözümler sunduğuna
    • D) Yazınımızla ilgilenen araştırmacıların azlığına dikkat çektiğine

    Parçada yazarın çözüm önerileri sunduğu, geleceğe yönelik değerlendirmeler yaptığı ve eserin ses getireceği belirtilmiştir. Ancak araştırmacıların azlığına dair bir ifade yer almamaktadır.

  17. 17. Okuduğumuz romanlardan, şiirlerden farkına varmadan bir şeyler öğreniriz. Öğrendiklerimiz bilgilerimizi artırıp düşünce, duygu ve hayal evrenimizi de zenginleştirir. Kısaca yazınsal yapıtlar, …… . Bu parça düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle sürdürülmelidir?

    • A) dünya görüşümüze yön vermekten olabildiğince kaçınılmalıdır.
    • B) bizi, yaşam gerçeklerine yaslandığı ölçüde etkiler.
    • C) düşünce dünyamızı bilimsel yazılardan daha çok geliştirir.
    • D) hem kalbimize hem aklımıza seslenerek bizi geliştirir.

    Parçada yazınsal yapıtların hem 'bilgilerimizi artırdığı' (akıl) hem de 'duygu ve hayal evrenimizi zenginleştirdiği' (kalp) belirtilmiştir. Bu nedenle sonuç cümlesi her iki yönü de kapsayan D şıkkı olmalıdır.

  18. 18. Divan şiiri, oluştuğu ve geliştiği çağların sanat anlayışını yansıtan özellikleri yanında, yalnızca aruz ölçüsü, uyak kuralları açısından bile üzerinde durulması gereken kapsamlı bir alandır. Ayrıca, divan şiirinin iç yapısının ayrılmaz bir bütünleyicisi olan söz sanatlarının, Türk şiirinin her döneminde önemli bir yeri ve işlevi olmuştur. Divan şiirinde, sözcükler arasında söz sanatlarıyla kurulmuş olan derin anlam örgüsünü çözmeden bu şiiri gereğince duyabilmek ve şiirin güzelliğinin tadına varmak mümkün değildir. Bu parçada göre divan şiirindeki güzelliğin tadına varmanın yolu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Söz sanatlarıyla oluşturulan yoğun anlamı açığa çıkarmak
    • B) Aruz ölçüsünü, uyak kurallarını bir bütün olarak ele almak
    • C) Söz sanatlarının oluşumunda etkili olan olayları incelemek
    • D) Türk şiirinin bütün dönemlerinde işlevini sürdüren edebi sanatları incelemek

    Parçanın son cümlesinde 'sözcükler arasında söz sanatlarıyla kurulmuş olan derin anlam örgüsünü çözmeden... şiirin güzelliğinin tadına varmak mümkün değildir' denmektedir.

  19. 19. (I) İnsanlık tarihi boyunca fazla kilolar, sağlığın ve refahın simgesi olarak görülegelmiştir. (II) Günümüzdeyse şişmanlık, dünyanın en varlıklı ülkelerinde yaşayan insanların sağlıklarını tehdit eden bir hastalık olarak algılanıyor. (III) Şişmanlık kalıtımsal bir hastalıktır. (IV) Özellikle gelişmiş ülkelerde şişmanlığın görülme sıklığı sürekli artıyor. (V) Öyle ki şişmanlığa bir tür salgın hastalık gözüyle bakılıyor. (IV) Bu hastalığı tedavi etmeye aday sağlık merkezleri de artıyor. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) II.
    • B) III.
    • C) IV.
    • D) V.

    Parçanın genelinde şişmanlığın tarihsel algısı ve günümüzdeki yaygınlığı/artışı (sosyal boyutu) anlatılırken, III. cümlede araya girip 'kalıtımsal bir hastalık' olduğu (tıbbi nedeni) söylenmiş ve akış bozulmuştur.

  20. 20. Her edebiyatseverin gönlünde sayısız şair ve yazar, saraylar kurmuştur ve onların hepsi mükemmel özelliklere sahiptir. Örneğin, mizah ve yergi şairi Halil Nihat Boztepe gençliğinde tam bir Halit Ziya hayranıdır. Mai ve Siyah’ı, Aşk-ı Memnu’yu okuyup yazarına hayran kalmıştır. Bir gün Halit Ziya’nın, oturduğu şehre geleceğini duyunca sabah erkenden Trabzon sahiline koşar ve gemiyi bekler. Gemi gelir, yolcular iner. Halit Ziya yoktur. Arkadaşları sorar: ” Sen Halit Ziya Bey’i tanır mısın?” O da cevap verir: “Hayır, ama çıkanları gördüm. Benim hayalimdeki Halit Ziya yoktu içlerinde.” Oysa Mai ve Siyah yazarı onun gözünden geçip çoktan bir otele yerleşmiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bir insanın dış görünüşüne bakarak sanatçı olduğunun anlaşılamayacağı
    • B) Okurun, beğendiği sanatçıyı hayalinde çok farlı biçimde canlandırdığı
    • C) Halit Ziya’nın birçok genç sanatçıyı derinden etkilediği
    • D) Genç şairin, Halit Ziya’yı görünce hayal kırıklığına uğradığı

    Parçada Halil Nihat Boztepe'nin hayalindeki Halit Ziya ile gerçek Halit Ziya'nın uyuşmadığı, bu yüzden onu tanıyamadığı anlatılmaktadır. Bu da okurun sanatçıyı hayalinde farklı canlandırdığını gösterir.

  21. 21. Usta şairin bu kitabında biçimce manileri andıran, günlük dille yazılmış şiirler bulunuyor. Ama bu bir basitlik olarak anlaşılmasın. Bu şiirlerinde o, bir iki dizede koca bir dünya çiziyor size. Bunu yaparken şiirleri tamamlamıyor. Hemen her şiir, sanki yarım kalmış da sizin tamamlamanızı bekliyor. Görüyoruz ki o, altında imzası olmadan tanınabilecek şiirler yazıyor artık. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Şiirlerinin yoğun anlamlı olduğu
    • B) Kısacık şiirler yazdığı
    • C) Şiirlerinin özgün bir nitelik taşıdığı
    • D) Şiirlerinde günlük hayatı dile getirdiği

    Parçada şairin 'günlük dille' yazdığı belirtilmiştir, ancak şiirlerinde 'günlük hayatı' konu edindiğine dair bir bilgi verilmemiştir. Dilin günlük olması ile konunun günlük hayat olması farklı şeylerdir.

  22. 22. Edebiyat dünyamızda, her geçen gün pek çok eser okuyucuyla buluşuyor. Eleştirmenler, bu eserleri bir süzgeçten geçirerek okurun, niteliksiz yapıtlarla zamanını boşa geçirmesini engelliyor. Bu açıdan, eleştirmeni, şoförlerin varmak istedikleri yere daha kısa sürede gitmeleri için yol kenarlarına yerleyştirilmiş trafik işaretlerine benzetebiliriz. Bu parçanın son cümlesinde yapılan benzetmeyle, eleştirmenlerle ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Okurların kimi eserlerle ilgili ön yargılarını yıktıkları
    • B) Yapıtların olumlu yönleriyle birlikte olumsuz yönlerini de ortaya koydukları
    • C) Okurların eserlerin güzel yönlerini fark etmesini sağladıkları
    • D) Bazı eserleri gereksiz yere okuyup vakit kaybetmemeleri için okurları uyardıkları

    Parçada eleştirmenlerin 'niteliksiz yapıtlarla zamanını boşa geçirmesini' engellediği ve 'trafik işareti' gibi yol gösterdiği belirtilmiştir. Bu da okurları gereksiz vakit kaybından korumak anlamını taşır.

  23. 23. I.Tarih içinde asırlarca işlene işlene bu görünümü kazanan kültür gelişir, olgunlaşır. II. Kültür, bir milletin tarih boyunca oluşturduğu eserlerle bir görünüm kazanır. III. Dil, edebiyat, müzik, mimari ve sosyal yaşamda söz konusu gelişmeleri rahatlıkla fark edebiliriz. Yukarıda numaralanmış cümleler, aşağıdakilerden hangisinde bir anlam akışı ve bütünlüğü oluşturacak biçimde sıralanmıştır?

    • A) I.-II.-III.
    • B) I.-III.-II.
    • C) III.-I. -II.
    • D) II.-I.-III.

    Sıralama II ile başlamalıdır (Genel tanım: Kültür... görünüm kazanır). Sonra I gelmelidir (Bu görünümü kazanan kültür gelişir...). Son olarak III gelmelidir (Söz konusu gelişmeleri fark edebiliriz). Akış: II -> I -> III.

  24. 24. Ozanlığın, yazarlığın bilincine varmış hiçbir yazar sözcüklerin var olan anlamlarıyla yetinmez. Sözcüklere yüklenmiş her anlam yeni bir sözcük ortaya koymuşçasına dile zenginlik kazandırır. İngilizlerin ünlü şairi Shakespeare’in, İngilizceye binlerce kelime kazandırdığından söz edilir. Shakespear’i büyük yapan, yeni sözcükler türetmesi değil, sözcüklerin art alanlarında dolaşarak anlatımına yoğunluk, özlülük kazandırmasıdır. Bu parçanın bütününden aşağıdakilerin hangisi çıkarılabilir?

    • A) Anlatıma canlılık katmak, kullanımdan düşmüş sözcüklere işlerlik kazandırmaya bağlıdır.
    • B) Bir sanatçıyı önemli kılan, dildeki kelimeleri yeni anlamlara gelecek şekilde kullanmasıdır.
    • C) Dillerin zengin ya da yoksul oluşu o dilde eser ortaya koyan yazarları önemli ölçüde etkiler.
    • D) Bir dile yeni kelimeler kazandırmak ancak sanatçıların başarabileceği zor bir iştir.

    Parçada Shakespeare örneği verilerek, önemli olanın yeni sözcük türetmek değil, var olan sözcüklerin 'art alanlarında dolaşarak' (yeni anlamlar yükleyerek) anlatıma yoğunluk kazandırmak olduğu vurgulanmıştır.

  25. 25. Yazmak istediğim yaşamı, elimle tutacak derecede tanımak isterim. Bugünkü yazarı görevi doğru yazmaktır, doğru bilgi vermektir, doğruyu doğru göstermektir. Son dönemlerde belgesel kitaplara gösterilen ilginin nedeni budur. Okur doğru bilgi istiyor. Bundan dolayı uzaktan baktığım , karşıdan seyrettiğim, elimle yakalayamadığım durumları yazamam, buna cesaret edemem. Bu parçada sanatçının kendisiyle ilgili olarak anlatmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eserlerinde kendi yaşamını anlattığı
    • B) Yazdıklarını tümüyle gerçeğe dayandırdığı
    • C) Toplumsal sorunlara çözümler ürettiği
    • D) Yapıtlarında yalnız düşsel ögelere yer verdiği

    Yazar, 'doğru yazmak, doğru bilgi vermektir' diyerek ve 'elimle yakalayamadığım durumları yazamam' diyerek yazdıklarını gerçeğe dayandırdığını belirtmektedir.