menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 9

Paragraf Test 9

Soru 1 / 25

Edebiyatımızda çevirmenleri görmezden gelmek yaygın bir davranış oldu. Fakat ben konuda eleştirmenlerle okurları aynı kefeye koymayacağım. Okurlar daha sağduyulu hareket ediyor. Okurlar, eleştirmenler gibi değil. Bunu çevirmen olarak deneyimlerimden biliyorum. Onlar, bir çevirinin, çevirmenin yapıtı olduğunu çok iyi biliyorlar. Çevirmeni, başarılı bir yazar olarak görüyorlar. Çeviriyi de özgün bir yapıt gibi okuyorlar. Doğrusu da budur zaten. Size bir örnek vereyim: Melih Cevdet Anday’ın Annabell Lee çevirisi öylesine sevilmiş ve benimsenmiştir ki yazarının Edgar Allen Poe olduğu unutulmuştur bile. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Edebiyatımızda çevirmenleri görmezden gelmek yaygın bir davranış oldu. Fakat ben konuda eleştirmenlerle okurları aynı kefeye koymayacağım. Okurlar daha sağduyulu hareket ediyor. Okurlar, eleştirmenler gibi değil. Bunu çevirmen olarak deneyimlerimden biliyorum. Onlar, bir çevirinin, çevirmenin yapıtı olduğunu çok iyi biliyorlar. Çevirmeni, başarılı bir yazar olarak görüyorlar. Çeviriyi de özgün bir yapıt gibi okuyorlar. Doğrusu da budur zaten. Size bir örnek vereyim: Melih Cevdet Anday’ın Annabell Lee çevirisi öylesine sevilmiş ve benimsenmiştir ki yazarının Edgar Allen Poe olduğu unutulmuştur bile. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eleştirmenler, çeviri eserleri nesnel ölçütlerle değerlendirmeli, yapıcı önerilerde bulunmalıdır.
    • B) Çevirmeni, gerçek bir yazar; çeviriyi, orijinal bir yapıt olarak değerlendirmek gerekir.
    • C) Tanınmış yazarlar tarafından çevrilen yapıtlar, okurların daha çok ilgisini çekmektedir.
    • D) Çeviride kültürel etkileşimin önemli olduğu, çevirinin dilsel aktarımla sınırlı kalmadığı unutulmamalıdır.

    Yazar, okurların çeviriyi çevirmenin bir yapıtı olarak gördüklerini ve çevirmeni de başarılı bir yazar gibi değerlendirdiklerini belirterek bu durumun "doğrusu" olduğunu ifade etmiştir. Asıl anlatılmak istenen, çeviri ve çevirmene yönelik bu doğru bakış açısıdır.

  2. 2. Soru sormakla başlar bilinçlenme. Kişi, sorularla çevresini, insanları, dünyayı keşfeder. Neler sormaz ki! “Kuş niye uçar, kedi neden uçmaz?” Daha neler, neler. Zamanla bu soruları yanıtlamak güçleşir. Bir an gelir, cevap verilemez olur. Yine de bu cevapsız sorular üzerinde kişi ne denli düşünürse, onlardan bir şeyler duyarsa, anlarsa o denli bilinçlenmiş sayılır. İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı yeni baştan ölçüp biçerek düzenler kafasında ve bu edinimleriyle yaşamını istediği biçimde yönlendirir. Bu parçanın bütününde anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İnsanın yeni şeyler öğrenmesinin tek yolu soru sormaktır.
    • B) Her insan, sorular sorarak dünyayı anlamlandırıp kendi zihninde özümseyerek yaşamını şekillendirir.
    • C) İnsanın, yaşamının her evresinde öğreneceği şeyler farklıdır.
    • D) İnsan, zihnindeki düşüncelere bir yön verebildiği sürece yaşamına anlam kazandırabilir.

    Metinde insanların, sorularla çevrelerini tanımaya başladıkları, bunu zihinlerinde tartıp doğru ve yanlışı değerlendirdikleri ve bu şekilde tecrübelerle yaşamlarını şekillendirdikleri anlatılmıştır.

  3. 3. Günümüzde bazı eleştirmenler, kendilerini edebiyat dünyamızın tek sahibi zannediyorlar. Okunması için gençlere tavsiye edilen yazarlar arasında, ismini duymadıkları bir yazarımızın bulunmasına şaşırıyorlar. Bu yazarın hak ederek mi yoksa türlü oyunlarla mı tavsiye edildiğini araştırmaya koyuluyorlar. Onlara göre okunmaya değer bir eser olsaydı mutlaka kendileri bilirdi. Hâlbuki bu beylerin ismini duymadığı, eserleriyle edebiyatımızda yarına kalacak birçok yazar var. Bu parçada yazar, aşağıdakilerden hangisini eleştirmektedir?

    • A) Eleştirmenlerin, değerlendirmelerinde yaşlı genç ayrımı yapmalarını
    • B) Kimi eleştirmenlerin, kendilerini edebiyat dünyasının otoritesi olarak görmelerini
    • C) Edebiyatımızda nitelikli yapıtlar ortaya konulamamasını
    • D) Yetkin yazarların, gençlere yol göstermemesini

    Parçada kendilerini edebiyat dünyasının tek sahibi sayan, 'ben bilmiyorsam yetkin değillerdir' zannıyla hareket eden eleştirmenlerin kibri, yani otorite pozlama halleri eleştirilmektedir.

  4. 4. Okurun önüne allanıp pullanmış olarak çıkan yazıların, öykülerin, romanların yazana neler çektirdiğini bir bilseniz! Yazar, bir yazıya başlamadan önce stresli, sinirli bir ruh hâliyle gezinir durur. Bir denemenin sütü mayalanıncaya, paragrafın ucu görününceye kadar sürer bu. Yazı belirmeye başladı mı oturur masaya aralıksız yazmaya başlar. Sancılı, sıkıntılı anların yerini keyifli dakikalar alır artık. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yazmak, gerekli eğitimi almamış kişilerin üstesinden geleceği bir iş değildir.
    • B) Yazar, ortaya koyduğu güzel bir ürünü okuruyla paylaştığında bütün sıkıntılarını unutur.
    • C) Yazarın içinde bulunduğu koşullar, yazısının içeriğini önemli ölçüde etkiler.
    • D) Her bakımdan güzel kabul edilen yapıtlar, yazılma sürecinin ilk anlarında yazarına sıkıntı vermiştir.

    Yazarın çok sevilen, başarılı ürünleri ortaya çıkarana dek başlangıç aşamasında sancılar ve zorluklar (stresli süreçler) çektiği fakat üretim hızlandıkça durumun düzeldiği asıl olarak verilmektedir.

  5. 5. İster şiir ister roman olsun bir yapıtı bütünüyle anlamak, okurun yoğun ve bilinçli bir birikime sahip olmasını gerektirir. Örneğin bir şairi, hangi yılda çıktığı bilinmeyen bir tek şiiriyle ya da kitabıyla okuyup anlayamaz insan. Hiçbir şey vermez okura bu türlü bir okuyuş. Hele bugünün şiirini, hikâyesini, romanını okuyup sevebilmesi için okurun, edebiyatımızın geçmişini ve ondaki değişimleri bilmesi gerekir. Sanat yapıtı kendinden bekleneni ancak böyle bir hazırlıktan sonra verebilir. Bu parçada yazarın vurguladığı düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat yapıtının, geçmişten kopuk olmaması gerektiği
    • B) Şiir, hikâye, roman gibi yapıtları yazmanın zorluğu
    • C) Her şiir okurunun, şiiri tam olarak anlayamayacağı
    • D) Belli bir birikimi olmayan okurlara, sanatın kazandıracağı çok şey olmayacağı

    Parçada, okurun bir edebiyat metnini doğru anlayıp metnin zenginliğini hissedebilmesi için kendi arka planında yoğun bir birikim, tarihsel bağlam ve okuma tecrübesinin bulunmasının şart olduğu anlatılmaktadır.

  6. 6. Sanatta doğrunun, iyinin, güzelin kuralları yoktur. Birtakım kimseler kafa yorup ölçüler bulmak için istedikleri kadar çalışsınlar; ölçüye, kalıba gelmez bu iş. Tarifi bile yapılamıyor ki zaten. Romanı, şiiri tarif etmeye kalkıp da bir sonuca vardığınızı sandığınız günün ertesinde, dünyanın bir köşesinde birinin, yepyeni ölçülerle eser oluşturarak sizin tarifinizi hallaç pamuğu gibi savurduğunu görürsünüz. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat eserinin, belli kalıplarla sınırlandırılamayacağı
    • B) Bugüne kadar birçok roman tanımının yapıldığı
    • C) Herkesin roman, şiir, öykü yazmaya kalktığı
    • D) Sanatın evrensel bir nitelik taşıdığı

    Yazar, sanatın kuralları ve ölçüleri olmadığını, 'ölçüye ve kalıba gelmeyeceğini' belirterek, her yeni eserin eski tanımları (kalıpları) yıkabileceğini, yani sanat eserinin kalıplara sığdırılamayacağını anlatmaktadır.

  7. 7. Savaşlar, kıtlıklar, deprem ve salgın hastalıklar sosyal hayatta bir karabasan gibi etkisini gösterir. Bu acıların insanların ruhunda açtığı yaralar ve kederler, zamanla kalemlere ve dillere yansır. Konuşmacıların konuşmalarında, yazarların yapıtlarında hep bu acıklı tablonun yansımaları görülür. Hiçbir yazar, içinde yaşadığı toplumun dertlerine duyarsız kalamaz. Bu parçada, aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?

    • A) Felaketlerin, toplumların sanat yaşamını olumsuz etkilediğinden
    • B) Toplumsal olayların, sanat yapıtına mutlaka yansıdığından
    • C) Sanat yapıtlarının, her çağda görülebilecek olayları yansıtması gerektiğinden
    • D) Sanatın, insanların sorunlarını çözmek gibi bir işlevinin bulunduğundan

    Yazar, yaşanılan tüm toplumsal acıların (savaş, deprem, kıtlık) yazarların eserlerine ve dillerine er geç yansıdığını, hiçbir yazarın buna duyarsız kalamayacağını belirtmektedir.

  8. 8. Eski İstanbul’un kenar mahalleleri, sokakları, o sokaklara özgü insanları, kalabalıkları… Hüseyin Rahmi Gürpınar, döneminin hemen hemen bütün romancılarının tersine, seçkin kişileri yapıtlarına taşımak ya da roman kahramanlarında seçkinlik aramak yerine, doğrudan sokağa yönelmişti. Yüzyılın başında, günlük yaşam görünümlerini onun gibi veren başka bir yazar bulmak kolay değil. Ahmet Hamdi Tanpınar da, “Edebiyatımıza sokak onunla girmiştir.” diyor. Herhalde yaşanan dönemi bir romanda yansıtmanın en iyi yollarından biridir onun bu tutumu. Bu parçaya göre, yaşanan dönemin romanda yansıtılmasının en iyi yolu, aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yaşamdaki ilgi çekici olayları anlatmak
    • B) Sokağı bütün gerçekliğiyle yansıtmak
    • C) Kahramanları yaşamlarının bütün yönleriyle anlatmak
    • D) Güncel olayları seçkin bir üslupla vermek

    Hüseyin Rahmi'nin seçkinlik aramak yerine sokağı esere taşıdığı ve dönemi yansıtmanın en iyi yolunun sokak günlük yaşam görünümlerinin verilmesi, yani sokağı edebiyata sokmak, gerçekliğiyle yansıtmak olduğu vurgulanmıştır.

  9. 9. Yazar, romanında ayrıntılara çok dikkat etmek zorundadır. Bu, yazarlıkta temel kuraldır. Örneğin bir romanda bir adamın şapkasını askılığa asarak odaya girdiğini yazdınız. Romancı olarak bu ayrıntıyı unutmayacaksınız. Adam dışarı çıkarken şapkasını unutursa dikkatli okur bunu hemen fark edecektir. Şapkayı unutturacaksanız eğer bunu kesinlikle romanda söylemek zorundasınız. Bu parçaya göre yazardan beklenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yapıtındaki her ayrıntının bir işlevi olması
    • B) Yapıtını anlaşılır bir dille oluşturması
    • C) Yapıtını oluşturmadan önce derin araştırmalar yapması
    • D) Sıradan olayları yapıtında işlememesi

    Parçada bir yazarın romanda verdiği ayrıntıları unutmaması gerektiği, bir şapkanın odaya girerken asıldığı yazıldıysa bunun bir karşılığının (unutma veya alma) olması gerektiği belirtiliyor. Yani verilen her ayrıntının romanda bir işlevi, bir devamlılığı olmalıdır.

  10. 10. (I) “Araba Sevdası”, Bihruz Bey’in yanlış biçimlenen kişiliğini çarpıcı biçimde sergilemesi bakımından başarılı bir romandır. (II) Keşfi Bey, Bihruz Bey ve ötekilerin çalışıp maaşlarını aldıkları “kalem”, bir devlet dairesidir. (III) Burası sadece maaş almak için uğranan bir yerdir. (IV) Bu gözlemler, romana ustalıkla yerleştirilmiş ve dönemin bürokrasisine getirilen önemli bir eleştiri olmuştur. (V) Recaizade bu romanda; bir dönemin iş çevresinde, eğlencede, günlük yaşamda görülen aksaklıklarını, yani çöküşün belirtilerini sunmuştur. Bu parçada sözü edilen romanın içeriği ile ilgili en genel yargı numaralanmış cümlelerin hangisinde verilmiştir?

    • A) I.
    • B) III.
    • C) II.
    • D) V.

    Romanın içerdiği temel meselenin (bürokrasi, eğlence, çalışma ortamı, yozlaşma) genel bir tespiti olan 'bir dönemin tüm aksaklıklarını sunmuştur' ifadesi V. numaralı cümlede yer alır ve bu romanın tamamına yönelik en kapsayıcı/genel yargıdır.

  11. 11. Fotoğraf icat edildiğinden beri bir tartışma vardır: Fotoğraf bir sanat mıdır, değil midir? Genel kanı, fotoğrafın bir sanat dalı olduğu yönündedir. Ama hangi fotoğraf? Hele dijital fotoğraf makinelerinin çıkmasıyla neredeyse herkesin bol bol fotoğraf çekip dergilerde, internette yayımladığı şu günlerde bu soru daha da önem kazanıyor. Sanat, dünyayı değişik yaklaşımla yansıtma işidir. O zaman burada şunu söylemek gerekir. Fotoğraf, gizli kalmış ayrıntıları öne çıkarırsa sanat katına yükselir. Bu parçada fotoğrafın sanat dalı sayılması aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?

    • A) Yayımlamak amacıyla çekilmesine
    • B) Nesneleri olduğu gibi aktarmasına
    • C) Nesnelerin fark edilmeyen yönlerini ortaya koymasına
    • D) Objelerin kapalı yanlarını aydınlatarak sanatseverleri büyülemesine

    Parçanın son cümlesinde fotoğrafın 'gizli kalmış ayrıntıları öne çıkarırsa' sanat eserine dönüşeceği belirtilmiştir ki bu da nesnelerin fark edilmeyen yönlerinin ortaya konulması demektir.

  12. 12. “Şu televizyon denen aygıt, bütün yaşamımızı değiştirdi. Eskiden böyle miydi oysa? Bizim zamanımızda güzel sohbetler olurdu. Aile bireyleri bir araya gelince uzun uzun sohbet eder; sevinçlerini, kederlerini paylaşırlardı.” gibi sözleri çoğumuz artık, sadece büyüklerimizden, televizyondaki reklamlardan ya da öğretmenlerimizden işitir olduk. Eskinin günümüzden en önemli farkı galibe toplumu böylesine etkileyen teknolojik aygıtların olmamasıydı. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Aile bireylerinin, üzerine düşen görevleri yerine getirmediği
    • B) Toplumca bir arada yaşamanın unutulduğu
    • C) Teknolojik gelişmelerin insanın yaşamını kolaylaştırdığı
    • D) Televizyonun toplum hayatını olumsuz etkilediği

    Parçada teknolojik aygıtların, özellikle de televizyonun geçmişte aile içi iletişimi, paylaşmayı ve neşeyi nasıl kestiğini yani topluma olumsuz etki ettiğini belirten serzenişlere yer verilmiştir.

  13. 13. Her metinde, yazar ile okur arasında bir kovalamaca vardır. Okur, bir dedektif gibi yazarın izini sürer. Yazarsa kaçmalı. İyi yazar, kaçar. Metinde izine rastlayamadığım yazar, büyük yazardır. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Başarılı yazarların yazdıklarının, okurların beklentilerine göre şekillenmediği
    • B) Yazıyı etkili kılmak için yazarın özgün bir anlatım peşinden koşması gerektiği
    • C) Yetkin bir yazarın, yaşamının ayrıntılarına yazdıklarında yer vermemesi gerektiği
    • D) Çokça okunmayı hedefleyen bir yazarın sürükleyici konulardan söz etmesi gerektiği

    Parçada, iyi (büyük) yazarın eserinde izine rastlanmayan (kendi hayatından, ayrıntılarından izler bırakmayan) yazar olduğu anlatılmıştır.

  14. 14. Her büyük sanat eserinin sahibi ile binlerce insan iş birliği içindedir. Çünkü büyük sanatçı toplumun içinde yaşar ve üstün gözlem gücüyle toplumun bütün özelliklerini eserlerine yansıtır. Bu bakımdan her büyük eser, yalnız bir kişinin değil, bütün bir ulusun dehasının ürünüdür. Böyle eserler, bu yönüyle bir ulusun ülkülerinin, fiziksel ve ruhsal durumunun, dünya görüşünün eksiksiz bir fotoğrafıdır. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

    • A) Bir sanatçı, okur kitlesini ne kadar geniş tutarsa yetkinliği o ölçüde yakalar.
    • B) Bir sanat eserinin kalıcı olabilmesi, millî değerleri evrensel bir bakış açısıyla işlemesine bağlıdır.
    • C) Sanatçılar, nitelikli eserler ortaya koymak için toplumsal konulara ağırlık vermelidir.
    • D) Gerçek bir sanat eseri, ait olduğu milletin değerlerini her yönüyle ortaya koyar.

    Parçada her büyük sanat eserinin sadece tek bir yazarın değil, bütün bir ulusun dehasının ürünü olduğu ve 'bir ulusun ülkülerinin, durumlarının, dünya görüşünün eksiksiz fotoğrafı' olduğu, yani milletine dair değerleri her yönüyle yansıttığı anlatılmıştır.

  15. 15. Bir yönetmen, yazınsal yapıtları filmleştirmeyi iki sebepten tercih eder. İlk sebep, o kitap çok okunmuştur, çok büyük ilgi görmüştür. Belli bir beklentiye cevap vermek için de o kitabın filmi yapılır. Yani amaç tamamen ticaridir. Bir diğer seçim nedeni ise o yapıtı yazan kişiyle yönetmenin duygu ve düşüncesinin örtüşmesidir. Bu örtüşme, yönetmeni, o yapıtı görsel ve işitsel alana uyarlamaya iter. Bu parçanın bütününde aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?

    • A) Sinema ve edebiyatın birbirine olan katkısından
    • B) Yönetmenin, bir yazın yapıtını filme çekme nedenlerinden
    • C) Çok okunan yapıtların görsel alandaki başarısından
    • D) Yazılı metinlerin sinemaya uyarlanırken özünü kaybetmesinden

    Metinde açıkça yönetmenin edebi bir eseri (kitabı) filme dönüştürme motivasyonlarının (ticari veya duygu uyuşması) neler olduğundan, yani sinemaya uyarlama nedenlerinden söz edilmektedir.

  16. 16. Abdülhak Şinasi Hisar, yaşamı boyunca sürekli aynı kitabı yazmıştır. Aslında, bunlar isimleri ve uzunlukları farklı altı yedi kitap hâlinde yayımlanmış tek bir kitaptır. Bir başka ifadeyle, sanatçı aynı konuyu sürekli yeniden düşünüp tekrar tekrar yazmıştır. Bu yönüyle onun kitaplarının en çok söz edilen ve okuyucuları tarafından takdir edilen yönü dilidir. “Çamlıca’daki Eniştemiz”i okuyana, aynı öyküyü bir de “Fahim Bey ve Biz”de okuma hevesi uyandıran şey, yoğun bir dil tadını tekrar alma isteğidir. Bu parçada Abdülhak Şinasi Hisar ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Geniş bir okur kitlesinin bulunduğu
    • B) Bazı yapıtlarının kalıcılığı yakalayamadığı
    • C) Yapıtlarının, anlatımı sayesinde beğeni topladığı
    • D) Yazın dünyasının seçkin sanatçılarından biri olduğu

    Yazarın eserlerindeki asıl büyünün ve onu okutmaya iten temel unsurun anlattığı olaydan çok, anlatırkenki üslubu ve dili olduğu, dil tadı sayesinde okur tarafından bu eserlerin beğenildiği anlatılmıştır.

  17. 17. Günümüzün şairleri ve yazarları güncel bir konunun, temanın peşine takılıp gidiyor. Sanatsal niteliklermiş, yapıtın biçimsel özellikleriymiş umurlarında değil. Onlar için önemli olan güncel, ilgi çekici bir olayı anlatmak, insanların ilgisini çekmek ve bu sayede üne ve paraya kavuşmak. Ama unuttukları bir nokta var: Gündem değişince yazdıklarının bir gazete parçası gibi bir köşeye atılacağı, daha adlarının saman alevi gibi parlayıp söneceği gerçeği. Bu parçada genç sanatçılarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?

    • A) Toplumsal duyarlığı yansıtmaktan uzak olduklarından
    • B) Maddi düşüncelerle geçici konuları anlatarak estetik niteliklerden uzak yapıtlar yazmalarından
    • C) Ünlü sanatçılara öykünerek yazmalarından
    • D) Yapıtlarında salt bir mesaj verme kaygısı taşımalarından

    Yazar günümüz sanatçılarının "sanatsal nitelikleri umursamadan", "gündelik güncel temaları işleyip üne ve paraya kavuşmayı ummalarından" dolayı onların asıl kalıcılığı kaçırdıklarından yakınmaktadır.

  18. 18. Günümüz yazın dünyasında bir kolaycılık, öykünme, tekdüzelik aldı başını gidiyor. Özellikle yeni şairlerin eserlerinde dil bakımından hiçbir yenilik göremiyoruz. Yaşayan dil yerine, Divan şiirinden, Halk şiirinden aldıkları ifadeleri yeni anlamlar yüklemeden, yeni çağrışım ve imgeler oluşturmadan aktarıyorlar yapıtlarına. Hiçbir dilsel emeğin, çalışmanın ortaya konmadığı görülüyor bu yapıtlarda. Bu parçada sözü edilen şairlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?

    • A) Anlatım yönüyle özgünlükten yoksun olmalarından
    • B) Şiirlerinde hep aynı konuları işlemelerinden
    • C) Okurun beklentilerini karşılayamamalarından
    • D) Çağın sorunlarına duyarsız kalmalarından

    Yazar, yeni şairlerin divan ve halk edebiyatından sözleri, kalıpları aynen alıp bunlara yeni anlamlar ve imgeler katmamasından (öykünme ve tekdüzelik) şikâyetçidir. Yani dil ve anlatımda orijinal/özgün olamamalarıdır asıl eleştirisi.

  19. 19. Yazınsal ürünlerin okur tarafından algılanabilir bir özü ve bu öze uygun dilsel bir örüntüsünün olması gerekir. Fakat bundan da önemlisi okurun bu ürün karşısındaki durumudur. Her yazınsal ürün bir iletişim aracıdır. Bu yüzden, sanatçının kendine özgü yollarla oluşturduğu yapıtının dokusuna sindirdiği özü algılayabilecek gücün okurda bulunması gerekir. Okur, dilin olanaklarını ve yazarın üslubunu çok iyi bilmelidir. Ancak okur, bu donanımdan yoksunsa ister istemez yapıtın özünü anlamayacak, okurla yazar arasında iletişim gerçekleşmeyecektir. Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat yapıtlarında anlatılmak isteneni anlamak, belli bir birikime sahip olmayı gerektirir.
    • B) Bir sanat yapıtını her okur değişik biçimlerde algılayabilir.
    • C) Hiçbir sanat yapıtı, kolayca anlaşılsın diye kaleme alınmaz.
    • D) Sanatçı seslendiği okur kitlesinin beklentilerine uygun yapıtlar vermelidir.

    Parçada, sanat yapıtındaki özü algılayabilmek için okurun belli bir donanıma, güce ve dil bilgisine sahip olması gerektiği ifade edilmiştir. Bir sanat yapıtını anlamak okurun birikimiyle ilişkilendirilmiştir.

  20. 20. Bir süredir sanat dünyasında sinemanın durağanlığından söz ediliyor. Sinemanın amacının dışına çıktığı, bu durumdan ancak kendini yinelemeyi bırakarak kurtulabilceği dile getiriliyor. Sinemanın uzun süre önce girdiği bu çıkmaz yoldan yalnızca sinemanın geleceği için ciddi kaygılar duyan sanatçıların gayretiyle çıkabileceği belirtiliyor. Bu parçaya göre, yazarın sinema için çıkmaz yol dediği durum aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Diğer sanatlar kadar ilgi görmemesi
    • B) Toplumsal konulara yer verilmemesi
    • C) Birbirinin kopyası ürünlerin ortaya konması
    • D) Teknolojik yeniliklere ayak uyduramaması

    Parçada sinemanın 'kendini yinelemeyi bırakarak kurtulabileceği' ve bu şekilde 'çıkmaz yoldan' çıkabileceği belirtiliyor. Kendini yinelemesi, birbirinin kopyası ürünlerin ortaya konmasıdır.

  21. 21. Dili öğrenmede ilk öğreticimiz annelerimizdir. Giderek genişleyen bir çerçeve içinde öteki öğreticiler ailedir, sokaktır, mahalledir ve okuldur. Bu aşamada dilin, kurallarını aile ve çevre ortamında öğrenemeyiz. Dilin kuralları okullarda öğretilir. İşte asıl yanlışlık da burada başlar. Dil, kültürden, değer yargılarından, yaşam tarzından asla soyutlanamaz. Dolayısıyla dili ek, kök, tür, öge gibi kavramlar çerçevesine hapsetmek; dili yaşayan bir varlık olmaktan çıkarmak, tuğlaları incelemek için binayı yıkmak anlamına gelmektedir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Dil öğreniminin ailede başlayıp okulda tamamlandığı
    • B) Dilin kurallarının okulda kavratılması gerektiği
    • C) Dil kurallarının kültürden ayrı tutularak öğretilmesinin yanlış olduğu
    • D) Dilin ancak aile ortamında öğrenebileceği

    Yazar, dilin kültür, yaşayış ve değer yargıları ile var olduğunu (yaşayan bir varlık) belirterek, dili bunlardan koparıp sadece teknik dil bilgisi kuralları (ek, kök vs.) olarak okullarda öğretmenin yanlışlığı üzerinde durmuştur.

  22. 22. Sanat, insanın toplumsal gelişimine bağlı olarak değişir ve gelişir. Ancak, bugünün sanat anlayışını geçmişten soyutlamak da yanlıştır. Çünkü yeni; eskinin, içinde taşıdığı çelişkiler sonucu nitelik değiştirmiş şeklidir. Dolayısıyla sanattaki bu nitelik değişimini bilmek, sanat eserlerini kavrayabilmemizi sağlar. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat eserini anlamak, sanatın tarihsel gelişimini bilmekle mümkün olur.
    • B) Sanat yapıtının insandan bağımsız olarak oluşturulabileceği düşünülemez.
    • C) Sanatla ilgili tartışmalar öteden beri aynı konu etrafında dönmektedir.
    • D) Sanat eserleri geçmişler bugün arasında köprü kurmalıdır.

    Parçada bugünün sanat anlayışının geçmişten soyutlanamayacağı ve bu geçmişi/nitelik değişimini bilmenin sanatı kavramamızı sağlayacağı yani tarihsel gelişimin sanat eserini anlamada şart olduğu vurgulanmıştır.

  23. 23. Her anın kendine göre güzelliklerinden faydalanmak, bilinçli bir yazar olmanın gereğidir. Bu yüzden, yazmayı kısa bir zaman dilimine sıkıştırmamak gerekir. Çünkü bir yazıyı tek oturumda bitirmek yerine birkaç oturumda farklı duygular altında yazmak yapıta bir çeşitlilik katar. Yazarlar, bir yapıtı belli aralıklarla, okura ileteceklerini biriktirerek tamamlarsa her yönden renkli yapıtlar ortaya koyabilir. Bu parçaya göre bir yapıta zenginlik kazandırmanın yolu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yapıtı hiç ara vermeden meydana getirmek
    • B) Yapıtı, anlatılanlara uygun bir ortamda yazmak
    • C) Usta yazarların yapıtlarını taklit etmek
    • D) Değişik zamanlarda yazarak yapıta duygu ve düşünce çeşitliliği kazandırmak

    Parçada 'yazıyı birkaç oturumda farklı duygular altında yazmak yapıta bir çeşitlilik katar' diyerek zaman yaymanın, farklı durumların ve süreçlerin hisleriyle yazıya ruh katacağı söylenmiştir.

  24. 24. Türkçenin değişik alanlardaki kullanılış güzelliğini, biçimini, rengini yansıtmak görevimizdir. Ben bunu bilinçli olarak ve severek yapıyorum. Bölgesel söyleyiş özelliklerini yansıtmak gerektiğine inanıyorum. Bugün ben yazacağım, öbürü yazacak, beriki yazacak ve bu yazılanlar bir gün bölgesellikten çıkıp herkesin kullandığı deyimler durumuna gelecek. Böylelikle Türkçe, eski zenginliğini yine kazanacak. Bu parçaya göre, Türkçenin zenginleşmesi için yazarlara düşen en önemli görev, aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yapıtlarda, anlaşılır bir dil kullanmak
    • B) Değişik söyleyiş biçimleri oluşturmak
    • C) Yöresel söyleyişlere yapıtlarda yer vermek
    • D) Yazı dilini yerellikten uzak tutmak

    Yazar, bölgesel söyleyiş özelliklerini her yazar eserinde kullandıkça bu ifadelerin kalıcı hale geleceği ve Türkçeyi zenginleştireceği düşüncesinde birleşiyor. Görevimiz yöresel söyleyişleri (bölgesel kullanımları) yansıtmaktır.

  25. 25. Şair, duyarlı insandır. Bir yerlerde birileri acı çekiyorsa şairin de canı yanar, gülen insanlar gördüğünde de mutlu olur şair. Bir yerlerde birilerine kötülük ediliyorsa üzülüyorum demez, ama üzülür ya da insanların mutluluğuyla sevinir, ama belli etmez ve bunları dizelerine yansıtır. Bunu yaparken de gördüklerini olduğu gibi değil, şair duyarlılığıyla estetik biçimde ortaya koyar. Bu parçada şairlerle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Alıngan bir kişiliğe sahip oldukları
    • B) Şiirleriyle, okurları yönlendirmeyi amaçladıkları
    • C) Toplumda meydana gelen her türlü kötülükten kendilerini sorumlu tuttukları
    • D) Yaşananlardan etkilenip onları güzel bir şekilde şiirlerinde anlattıkları

    Parçada şairin insanlara dair acı ya da sevinçlerden direkt etkilendiği, ancak bunu sadece bir yazar gibi değil 'estetik biçimde' yani güzel ve edebi bir yolla okura aktardığı (şair duyarlılığı) anlatılmaktadır.