GUNCEL - kultur sanat spor (Bölüm 3)
GUNCEL - kultur sanat spor (Bölüm 3)
Aşağıdaki spor dallarından hangisinde Türkiye, olimpiyat tarihinde en fazla altın madalya kazanmıştır?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Aşağıdaki spor dallarından hangisinde Türkiye, olimpiyat tarihinde en fazla altın madalya kazanmıştır?
- A) Güreş ✓
- B) Judo
- C) Halter
- D) Atletizm
- E) Boks
Türkiye, olimpiyat tarihinde en fazla altın madalyayı güreş branşında kazanmıştır. Yaşar Doğu, Ahmet Kireçci, Hamza Yerlikaya, Rıza Kayaalp gibi dünya çapında tanınan güreşçilerle bu alan Türk olimpizmine en büyük katkıyı sağlamıştır. Halter de Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu gibi isimlerle güçlü bir geçmişe sahip olsa da güreşteki altın madalya sayısı daha fazladır.
2. Osmanlı döneminde inşa edilen ve Türkiye'nin UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan 'Selimiye Camii' hangi şehirde bulunmaktadır ve mimarı kimdir?
- A) Edirne – Balyan
- B) Edirne – Sinan ✓
- C) İstanbul – Balyan
- D) İstanbul – Sinan
- E) Bursa – Sinan
Selimiye Camii, Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve 1574 yılında Edirne'de tamamlanmıştır. Sinan'ın kendi ifadesiyle 'kalfalık eserim' olarak nitelendirdiği Süleymaniye'ye karşın Selimiye'yi 'ustalık eserim' olarak tanımladığı bilinmektedir. Cami, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Balyan ailesi ise 19. yüzyılda faaliyet gösteren ve Osmanlı sarayına hizmet eden Ermeni asıllı mimarlardır.
3. Türk müziğinin uluslararası arenada tanınmasına büyük katkı sağlayan ve 'Hicaz' makamını Batı müziğiyle harmanlayan çalışmalarıyla tanınan bestekâr kimdir?
- A) Münir Nurettin Selçuk
- B) Ahmet Adnan Saygun ✓
- C) Fazıl Say
- D) Arel-Ezgi sistemi kurucuları
- E) Zülfü Livaneli
Ahmet Adnan Saygun (1907-1991), Türk müziği ile Batı klasik müziğini sentezleyen en önemli bestekârlardan biridir. Bartók ile birlikte Anadolu'da halk müziği derleme çalışmaları yürütmüş; 'Yunus Emre Oratoryosu' başta olmak üzere pek çok eseri uluslararası sahnelerde icra edilmiştir. Fazıl Say ise çağdaş dönemde öne çıkan, caz ve klasik müziği harmanlayan bir piyanist ve bestekârdır.
4. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bulunduğu Ankara'da inşa edilen ve Türk mimarisinin cumhuriyet dönemi simgelerinden sayılan Anıtkabir'in mimarları kimlerdir?
- A) Sedat Hakkı Eldem – Emin Onat
- B) Mimar Sinan – Sedat Hakkı Eldem
- C) Turgut Cansever – Emin Onat
- D) Vedat Tek – Kemalettin Bey
- E) Emin Onat – Orhan Arda ✓
Anıtkabir, Emin Onat ve Orhan Arda tarafından tasarlanmıştır. 1944'te başlanan inşaat 1953 yılında tamamlanmıştır. Sedat Hakkı Eldem de cumhuriyet dönemi Türk mimarlığının önemli isimlerinden biridir; ancak Anıtkabir'in tasarımında yer almamıştır. Vedat Tek ve Kemalettin Bey ise birinci ulusal mimarlık akımının öncüleri olarak geç Osmanlı ve erken cumhuriyet döneminde eserler vermiştir.
5. Türkiye'de yayımlanan ve Türk edebiyatında postmodern romanın öncü eseri olarak değerlendirilen 'Tutunamayanlar' adlı yapıtın yazarı kimdir?
- A) Erdal Öz
- B) Orhan Pamuk
- C) Tahsin Yücel
- D) Oğuz Atay ✓
- E) Bilge Karasu
'Tutunamayanlar', Oğuz Atay tarafından yazılmış ve 1972 yılında yayımlanmıştır. Türk edebiyatında bilinç akışı tekniğini ve postmodern anlatıyı ustalıkla kullanan ilk örneklerden biri kabul edilmektedir. Orhan Pamuk ise Nobel Edebiyat Ödülü'nü 2006'da kazanmış olup 'Kara Kitap' gibi eserleriyle postmodernizme katkıda bulunmuştur; ancak 'Tutunamayanlar'ın yazarı Oğuz Atay'dır.
6. Aşağıdaki basketbolculardan hangisi, NBA'de forma giyen ilk Türk oyuncusudur?
- A) Mehmet Okur
- B) Furkan Korkmaz
- C) Mirsad Türkcan ✓
- D) Hedo Türkoğlu
- E) Cedi Osman
Mirsad Türkcan, 1998 yılında New York Knicks ile sözleşme imzalayarak NBA'de forma giyen ilk Türk oyuncu olmuştur. Hedo Türkoğlu ve Mehmet Okur ise NBA'de daha uzun ve başarılı kariyerler yaşamışlardır; Mehmet Okur 2004'te Detroit Pistons ile şampiyonluk kazanmıştır. Ancak 'ilk Türk NBA oyuncusu' unvanı Mirsad Türkcan'a aittir.
7. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı ve dünya çapında katılım sağlayan ilk büyük çok sportif organizasyondur?
- A) 1993 Akdeniz Oyunları ✓
- B) 2005 Dünya Atletizm Şampiyonası
- C) 2005 Akdeniz Oyunları
- D) 1992 Dünya Atletizm Şampiyonası
- E) 2010 Basketbol Dünya Kupası
1993 Akdeniz Oyunları, Türkiye'nin Languedoc-Roussillon değil Langüedok değil; İzmir'de ev sahipliği yaptığı ve uluslararası çapta geniş katılımlı ilk büyük çok sportif organizasyondur. Bu oyunlar, Türkiye'nin büyük organizasyonlar düzenleme kapasitesini göstermesi açısından önemli bir dönüm noktası sayılmaktadır. 2005 Dünya Atletizm Şampiyonası da Helsinki'de değil Helsinki'de; Helsinki'de yapılmış olup İstanbul bu şampiyonaya aday olmuş ancak kazanamamıştır.
8. Türk hat sanatının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ve 'celî sülüs' hattında zirveye ulaştığı değerlendirilen Osmanlı hattatı kimdir?
- A) Hamid Aytaç
- B) Ahmed Karahisarî
- C) Kazasker Mustafa İzzet Efendi
- D) Hafız Osman
- E) Şeyh Hamdullah ✓
Şeyh Hamdullah (1429-1520), Türk-Osmanlı hat geleneğini köklü biçimde yenilemiş ve 'Kıbletü'l-küttab' (kâtiplerin kıblesi) unvanıyla anılmıştır. Sülüs ve nesih başta olmak üzere pek çok hatta geliştirdiği üslup, sonraki yüzyıllarda standart kabul edilmiştir. Hafız Osman ise 17-18. yüzyıl hat sanatının zirvelerinden biri olup celî sülüs alanında da derin izler bırakmıştır; ancak Şeyh Hamdullah'ın tarihteki belirleyici konumu daha kapsamlı ve erken dönemlidir.
9. Türkiye'de 1950'li yıllarda başlayan ve devlet desteğiyle şekillenen sinema hareketine verilen ad ile bu dönemde ortaya çıkan 'köy filmleri' türünün temel özelliği arasındaki ilişkiyi en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?
- A) Köy filmleri Yeşilçam'ın melodram formülünü köy mekânına taşıyan yapıtlardır; toplumsal gerçekçilik iddiası taşıyan köy filmleri ise 1960 sonrasında Hababam Sınıfı geleneğinden ayrışarak güçlenmiştir.
- B) Köy filmleri yalnızca Yılmaz Güney'in yönetmenliğinde çekilen yapıtları kapsamakta olup Yeşilçam estetiğiyle doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır.
- C) Yeşilçam sineması, köy filmlerinde Anadolu halkının romantik bir bakış açısıyla idealize edilmesini esas almış; bu durum dönemin CHP ideolojisiyle birebir örtüşmüştür.
- D) Yeşilçam sineması ticari kaygılarla şekillenirken köy filmleri, Türk Sineması'nın uluslararası arenaya taşınmasını sağlayan toplumsal gerçekçi bir alt tür olarak eleştirel bir nitelik kazanmıştır. ✓
- E) Yeşilçam sineması devlet destekli bir yapıya sahip olduğundan köy filmlerinde sansür mekanizması hiçbir zaman işlememiş, yönetmenler tam bir özgürlükle üretim yapmıştır.
Yeşilçam sineması ağırlıklı olarak ticari kaygılarla melodram, komedi ve aksiyon türlerinde üretim yapmıştır. Köy filmleri ise özellikle 1960 anayasasının getirdiği görece özgürlük ortamında Yılmaz Güney, Lütfi Ömer Akad ve Memduh Ün gibi yönetmenler eliyle toplumsal gerçekçi bir nitelik kazanmış; Türk sinemasının uluslararası festivallerde tanınmasını sağlamıştır. Bu iki eğilim arasındaki gerilim, Türk sinema tarihinin temel tartışma eksenlerinden birini oluşturmaktadır.
10. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi 'yapıt – sanatçı – akım' bütünlüğü açısından yanlıştır?
- A) 'Huzur' romanı – Ahmet Hamdi Tanpınar – Toplumcu gerçekçilik ✓
- B) 'İnce Memed' romanı – Yaşar Kemal – Yeni Türk edebiyatının epik geleneği
- C) 'Kuyucaklı Yusuf' romanı – Sabahattin Ali – Toplumcu gerçekçilik
- D) 'Çalıkuşu' romanı – Halide Edib Adıvar – Milli Edebiyat akımı
- E) Sarayburnu Konseri (1934) – Mustafa Kemal Atatürk'ün girişimiyle – Türk müziğinin modernleşme politikası
'Huzur' (1949), Ahmet Hamdi Tanpınar'ın en olgun yapıtlarından biridir; ancak Tanpınar toplumcu gerçekçilik akımıyla değil, Doğu-Batı sentezi, zaman felsefesi ve psikolojik derinlik ekseninde değerlendirilen 'saf edebiyat' ya da 'estetizm' geleneğiyle ilişkilendirilir. Toplumcu gerçekçilik Sabahattin Ali, Orhan Kemal ve Fakir Baykurt gibi isimlerle anılır; Tanpınar bu çizgiden hem estetik hem ideolojik açıdan uzak durmuştur.
11. UNESCO'nun 2003 tarihli 'Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi' kapsamında Türkiye'nin tescil ettirdiği kültürel unsurlarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- A) Karagöz, 2001 yılında İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası Başyapıtları listesine girmiş; bu tarihten önce sözleşme kapsamında herhangi bir unsur tescil edilmemiştir.
- B) Meddahlık, Türkiye'nin bu sözleşme çerçevesinde tescil ettirdiği ilk unsur olup 2003 yılında listeye alınmıştır.
- C) Nevruz, yalnızca Türkiye tarafından tescil ettirilmiş olup diğer ülkelerin ortak başvurusu kabul edilmemiştir.
- D) Ebru, Türkiye tarafından tek başına değil Azerbaycan ile ortak başvuruyla tescil ettirilmiştir.
- E) Türk kahvesi kültürü ve geleneği, 2013 yılında UNESCO Temsili Listesi'ne alınmış olup bu tescil sosyal bir pratik olarak kahve içme ritüelini kapsamaktadır. ✓
Türk kahvesi kültürü ve geleneği, 2013 yılında UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Mirasın Temsili Listesi'ne alınmıştır. Bu tescil kahveyi hazırlama, sunma ve birlikte içmeye dair sosyal pratiklerin bütününü kapsamaktadır. Nevruz birden fazla ülkenin ortak başvurusuyla listeye girmiştir. Ebru, Türkiye'nin tek başına yaptığı başvuruyla 2014'te tescil edilmiştir. Karagöz ise 2009'da UNESCO listesine alınmıştır; 2001 tarihli başvurular farklı bir mekanizma üzerinden gerçekleşmiştir.
12. Türkiye'de modern tiyatronun kurumsallaşması sürecinde Darülbedayi'nin (İstanbul Şehir Tiyatroları'nın öncülü) kuruluşuna öncülük eden isim ile bu kurumun kuruluş yılı ve ilk yönetmeni arasındaki ilişkiyi doğru veren seçenek hangisidir?
- A) Darülbedayi 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla eş zamanlı olarak kurulmuş; Muhsin Ertuğrul'un yönetiminde Batılı tiyatro anlayışını Türkiye'ye taşımıştır.
- B) Darülbedayi 1914'te kurulmuş; Fransız tiyatro adamı André Antoine'ın katkılarıyla şekillenmiş ve ilk yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul yapmıştır.
- C) Darülbedayi, Osmanlı döneminde değil doğrudan Cumhuriyet döneminde kurulmuş olup Ankara Devlet Tiyatrosu ile eş zamanlı faaliyete geçmiştir.
- D) Darülbedayi 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanının hemen ardından kurulmuş; ilk yönetmenliğini Namık Kemal üstlenmiştir.
- E) Darülbedayi 1914'te İstanbul Şehremaneti'nin girişimiyle kurulmuş; kuruluş sürecinde Fransız tiyatro adamı André Antoine danışman olarak görev almış ve kurumun ilk müdürü Reşad Rıdvan olmuştur. ✓
Darülbedayi, İstanbul Şehremaneti (belediyesi) bünyesinde 1914 yılında kurulmuştur. Fransız tiyatro yönetmeni André Antoine, kurumun yapılandırılmasında danışman sıfatıyla çalışmış; ancak I. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle Türkiye'de uzun süre kalamamıştır. Kurumun ilk müdürü Reşad Rıdvan'dır. Muhsin Ertuğrul ise sonraki dönemlerde kurumun en etkili ismi hâline gelmiştir. Bu bilgi, Türk tiyatro tarihi soruları arasında sıklıkla karıştırılan bir konudur.
13. Aşağıdaki sanatçı-ödül eşleştirmelerinden hangisi Türk müziği ve uluslararası arenada alınan ödüller bakımından yanlış bir bilgi içermektedir?
- A) Sezen Aksu, Türk pop müziğine katkılarından dolayı 2021 yılında Grammy Akademisi'nin tam üyeliğine kabul edilmiştir. ✓
- B) Mercan Dede (Arkın Alliance), elektronik müzikle Sufi geleneğini harmanlayan yapıtlarıyla uluslararası platforma taşınan Türk asıllı Kanadalı bir müzisyendir.
- C) Zülfü Livaneli, hem müzisyen hem de yazar kimliğiyle pek çok ülkede kültür elçiliği ve onursal doktora gibi nişanlamalara layık görülmüştür.
- D) Fazıl Say, piyano yorumculuğu ve bestelediği yapıtlarla uluslararası alanda Echo Klassik ödülüne layık görülmüştür.
- E) Türk asıllı piyanist Gülsin Onay, uluslararası piyano yarışmalarında elde ettiği dereceler ve Türk bestecilerin yapıtlarını dünyaya tanıtma misyonuyla öne çıkmaktadır.
Sezen Aksu'nun 2021'de Grammy Akademisi'ne tam üye kabul edildiğine dair resmi ve doğrulanmış bir bilgi bulunmamaktadır; bu ifade yanıltıcıdır. Grammy üyeliği prosedürleri belirli teknik kriterler gerektirmekte olup Sezen Aksu'nun Grammy üyeliği bu şekilde kamuoyuna duyurulmamıştır. Diğer seçeneklerdeki bilgiler genel hatlarıyla doğrudur. Bu soru, Türk sanatçılara ilişkin abartılmış ya da uydurma ödül iddiaları ile gerçek başarıları birbirinden ayırt etme becerisini ölçmektedir.
14. Türk edebiyatında 'Garip Hareketi'nin (I. Yeni) ortaya çıkışı ve etkileri değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi hem hareketin estetik ilkeleri hem de dönemin toplumsal bağlamı açısından en doğru analizi sunmaktadır?
- A) Garip Hareketi yalnızca Orhan Veli'nin ölümünden sonra II. Yeni adını almış ve toplumcu gerçekçi şiirle özdeşleşerek devam etmiştir.
- B) Garip Hareketi aruz veznini hecenin yerine geçirmek amacıyla kurulmuş; Fransız sembolizmiyle doğrudan bağ kurmuş ve Türk şiirine empresyonist bir yön vermiştir.
- C) Garip Hareketi 1941'de Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat tarafından başlatılmış; hece veznini ve divan şiiri imgeciliğini reddederek sıradan insanın dünyasını ve gündelik dili şiire taşımıştır. Bu yönüyle Cumhuriyet'in erken dönem resmi edebiyat anlayışıyla çelişmiş; ancak bütünüyle siyasi bir muhalefet niteliği taşımamıştır. ✓
- D) Garip Hareketi hececi şiiri temel referans alarak divan şiirini reddetmiş; köy gerçekçiliğini ön plana çıkarmış ve bu yönüyle 1940'ların Milli Şef dönemi ideolojisiyle örtüşmüştür.
- E) Garip Hareketi şiirde bilinçaltı tekniklerini ve sürrealist imgeyi ön plana çıkarmış; bu yönüyle Nâzım Hikmet'in toplumcu şiiriyle doğrudan bir süreklilik kurmuştur.
Garip Hareketi, 1941'de yayımlanan 'Garip' adlı ortak şiir kitabıyla Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat tarafından başlatılmıştır. Hareket; hece veznini, divan şiiri söz varlığını ve 'yüksek' şiir imgeciliğini reddederek sokaktaki insanın dilini, gündelik yaşamı ve küçük insanın dünyasını şiire taşımıştır. Cumhuriyet'in erken döneminde baskın olan milliyetçi-halkçı şiir anlayışından biçimsel olarak ayrılmış, ama doğrudan siyasi bir muhalefet niteliği taşımamıştır. II. Yeni ise bambaşka bir harekettir; Garip'in aşırı yalınlığına tepki olarak doğmuştur.
15. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri bağlamında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hem organizasyonun kapsamı hem de eleştiriler açısından en dengeli ve doğru tespiti içermektedir?
- A) İstanbul 2010 etkinlikleri Ankara'da merkezi bir koordinasyon yapısıyla yönetilmiş; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sürece hiçbir katkısı olmamıştır.
- B) İstanbul 2010, Türkiye'nin AB üyelik sürecindeki en kritik kültürel diplomatik hamle olarak değerlendirilmiş; etkinlikler yalnızca Boğaziçi kıyısındaki semtlerde yoğunlaşmış ve bu durum eleştirilere yol açmamıştır.
- C) İstanbul 2010 etkinlikleri, kültürel yatırımların İstanbul dışına taşınmaması ve yerel halkın sürece yeterince dahil edilememesi gibi gerekçelerle eleştirilmiş; bununla birlikte Türkiye'nin Avrupa kültür gündemine dahil olması açısından sembolik değer taşımıştır. ✓
- D) İstanbul 2010'da gerçekleştirilen tüm etkinlikler devlet kurumları tarafından finanse edilmiş; özel sektör ve sivil toplum katılımı sözleşme gereği yasaklanmıştır.
- E) İstanbul 2010 organizasyonu, Türkiye'nin Ermeni soykırımı tartışmalarını gündemden uzaklaştırmak amacıyla AB'ye sunduğu bir kültür paketi olarak tüm Avrupa basını tarafından eleştirilmiştir.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri gerçekten önemli eleştiriler almıştır: Kültürel etkinliklerin kentin yalnızca belirli prestijli bölgelerinde yoğunlaşması, Anadolu yakasının ve varoşların kapsam dışında kalması, yerel halkın sürece dahil edilmemesi ve etkinliklerin 'kentsel dönüşüm' söylemiyle iç içe geçmesi bu eleştirilerin başında gelmektedir. Bununla birlikte organizasyon, Türkiye'nin Avrupa kültür gündemine entegrasyonu açısından diplomatik ve sembolik bir değer taşımaktadır. Diğer seçeneklerdeki ifadeler ya abartılı ya da olgusal olarak yanlıştır.
16. Türkiye'de spor tarihinde 'Fenerbahçe – Galatasaray' rekabetinin kurumsal kimlik açısından taşıdığı anlamı ve bu iki kulübün tarihsel-toplumsal konumlanmasını ele alan aşağıdaki analizlerden hangisi en isabetli değerlendirmeyi sunmaktadır?
- A) Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki rekabet yalnızca futbol sahasında cereyan etmiş; iki kulübün sosyal sınıf, mahalle kültürü veya siyasi yelpaze gibi boyutlarla herhangi bir ilişkisi kurumsal düzeyde hiçbir zaman iddia edilmemiştir.
- B) Galatasaray, ağırlıklı olarak eğitimli ve Batı'ya açık bir elit kesimle özdeşleştirilen Galatasaray Lisesi geleneğinden beslenirken Fenerbahçe, Kadıköy'ün köklü İstanbul burjuvazisini temsil eden bir kulüp olarak konumlanmıştır. Bu iki kulübün rekabeti tarihsel süreçte yalnızca sporun değil, İstanbul'un toplumsal haritasının da yansıması olmuştur. ✓
- C) Her iki kulüp de 1923 sonrasında Cumhuriyet'in sporu araçsallaştırma politikasının ürünü olarak kurulmuş; bu nedenle aralarındaki rekabet tamamen yapay ve ideolojik bir inşadır.
- D) Fenerbahçe, kuruluşundan bu yana yalnızca devlet kurumlarının ve ordunun himayesinde büyüyen bir kulüp olduğundan rekabet, esasen sivil toplum ile devlet arasındaki gerilimin tezahürü olarak yorumlanmıştır.
- E) Galatasaray, 1905'te İstanbul'un Avrupa yakasında Rum ve Ermeni azınlıklar tarafından kurulmuş; Fenerbahçe ise Anadolu yakasında Müslüman-Türk tüccar sınıfının kulübü olarak şekillenmiştir.
Galatasaray Kulübü 1905 yılında kuruluşunu Galatasaray Lisesi geleneğine dayandırmaktadır ve tarihsel süreçte Batı eğitimi almış, kozmopolit, Avrupa'ya açık bir elit kesimle özdeşleştirilmiştir. Fenerbahçe ise Kadıköy merkezli, köklü İstanbul burjuvazisini ve ticaret erbabını temsil eden bir kulüp olarak konumlanmıştır. Bu iki kulübün rekabeti, yalnızca futbol düzleminde değil İstanbul'un toplumsal, kültürel ve ekonomik haritası üzerinden de okunmaktadır. Diğer seçeneklerdeki bilgiler tarihsel gerçeklerle örtüşmemektedir.
17. Türkiye'nin uluslararası kitap fuarları ve yayıncılık endüstrisi bağlamında aşağıdaki ifadelerden hangisi hem kurumsal tarih hem de güncel veriler açısından en doğru bilgiyi içermektedir?
- A) Türkiye'de kütüphane sayısı ve kişi başına düşen kitap okuma miktarı AB ortalamasının üzerindedir; bu durum OECD'nin 2022 raporuyla da teyit edilmiştir.
- B) Türk yayıncılık sektörü, 2010'ların ortasından itibaren dünya genelinde çeviri hakkı ihracatında ilk beş ülke arasına girmiş ve bu konumunu kesintisiz korumuştur.
- C) TÜYAP Kitap Fuarı, Türkiye'nin en büyük ve en uzun soluklu kitap fuarı olup 1980'den itibaren İstanbul'da düzenlenmekte; Türkiye'nin Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki onur konukluğu ise 2008 yılında gerçekleşmiştir. ✓
- D) İstanbul Kitap Fuarı, Türkiye'nin en köklü kitap organizasyonu olup 1960'lardan bu yana kesintisiz düzenlenmektedir.
- E) Türkiye, Frankfurt Kitap Fuarı'nda ilk kez 2008 yılında 'onur konuğu' statüsüne kavuşmuş; bu fuar Türk edebiyatının Almanca çeviriler yoluyla Avrupa'ya açılmasını sağlamıştır.
TÜYAP (Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş.) Kitap Fuarı, 1980'den itibaren İstanbul'da düzenlenmekte olup Türkiye'nin en büyük ve en köklü kitap fuarıdır. Türkiye'nin Frankfurt Kitap Fuarı'ndaki 'onur konuğu' statüsü ise 2008 yılında gerçekleşmiş ve bu süreçte pek çok Türk eserinin Almancaya çevrilmesi için özel destekler sağlanmıştır. Diğer seçeneklerdeki bilgiler yanlış ya da doğrulanmamış iddiaları içermektedir.
18. Türk plastik sanatları tarihinde 'D Grubu'nun önemi ve bu grubun Türk sanatı üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğru analizi sunmaktadır?
- A) D Grubu, 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte kurulmuş ve devlet tarafından finanse edilerek resmi Cumhuriyet sanatının sözcüsü hâline gelmiştir.
- B) D Grubu, 1950'lerde kurulan ve soyut ekspresyonizmi Türkiye'ye taşıyan tek sanat topluluğudur; öncesinde Türk resminde Batı etkisi hiç görülmemiştir.
- C) D Grubu, 1933'te kurulmuş olup Türk resmini Batı'daki kübizm, konstrüktivizm ve soyut akımlarla tanıştırmayı hedeflemiştir. Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci ve Cemal Tollu gibi isimler grubun kurucu üyeleridir. ✓
- D) D Grubu'nun temel ilkesi 'Millî Sanat' anlayışını Osmanlı minyatür geleneğiyle harmanlayarak özgün bir Türk estetiği yaratmaktı; Batı akımlarıyla bağ kurmak ise grubun açıkça karşı çıktığı bir yaklaşım olmuştur.
- E) D Grubu, yalnızca heykel alanında faaliyet göstermiş; resim yerine kamusal heykellerin tasarımına odaklanarak Ankara'nın mimari dönüşümünde rol üstlenmiştir.
D Grubu, 1933'te İstanbul'da kurulmuştur. Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu ve Abidin Dino gibi sanatçıları bünyesinde barındıran grup, Türk resmini o dönemde Avrupa'da etkili olan kübizm, fovizm ve konstrüktivizm gibi modern akımlarla buluşturmayı amaçlamıştır. Grup, devlet tarafından kurulan ya da finanse edilen bir yapı değildir; bağımsız bir sanatçı topluluğudur. Osmanlı minyatür geleneğine dönüş ise grubun benimsediği bir tutum değildir.
19. Türkiye'de olimpiyat tarihiyle ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi hem katılım hem de madalya tarihi açısından doğrudur?
- A) Türkiye, 1948 Londra Olimpiyatları'ndan itibaren her olimpiyatta güreş branşında en az bir altın madalya kazanmıştır.
- B) Naim Süleymanoğlu, 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda üç altın madalya kazanarak tek bir olimpiyatta birden fazla altın kazanan ilk Türk sporcu unvanını almıştır.
- C) Türkiye, modern Olimpiyat oyunlarına ilk kez 1924 Paris Oyunları'nda katılmış ve bu oyunlarda güreşte ilk olimpiyat madalyasını kazanmıştır.
- D) Türkiye'nin olimpiyat tarihindeki ilk altın madalyası 1936 Berlin Olimpiyatları'nda Yaşar Erkan tarafından güreşte kazanılmıştır. ✓
- E) Türkiye, olimpiyat tarihinde en fazla madalyayı güreş branşında kazanmış olup kadın sporcuların olimpiyat madalyası kazanması ise 2012 Londra Oyunları'nda Aslı Çakır Alptekin ile gerçekleşmiştir.
Türkiye'nin olimpiyat tarihindeki ilk altın madalyası 1936 Berlin Olimpiyatları'nda serbest güreş 61 kg kategorisinde Yaşar Erkan tarafından kazanılmıştır. Bu tarihsel bilgi zaman zaman karıştırılmaktadır. Aslı Çakır Alptekin'in 2012'deki madalyası; Naim Süleymanoğlu'nun 1992'deki üç altını da doğrudur ancak Naim, 1988'de de altın kazanmıştır. 'Türkiye 1948'den itibaren her olimpiyatta güreşte altın kazanmıştır' ifadesi ise doğrulanamayan bir genellemedir. En temiz ve doğrulanmış bilgi şık E'dedir.
20. Türkiye'de mimarlık ve kentsel miras bağlamında aşağıdaki ifadelerden hangisi hem uluslararası tescil hem de koruma tartışmaları açısından en doğru değerlendirmeyi içermektedir?
- A) Çatalhöyük, M.Ö. 8000 yılına tarihlenen ve dünyanın en eski bilinen kenti unvanını taşıdığı gerekçesiyle 1985'te UNESCO listesine alınmıştır.
- B) Nemrut Dağı, M.Ö. 1. yüzyılda Kommagene Krallığı döneminde yapılan anıtsal heykelleriyle 1987'de UNESCO listesine girmiş; sit alanlarının korunması konusundaki yetersiz denetim ise uluslararası eleştirilere konu olmuştur. ✓
- C) İstanbul'un tarihi alanları 1985'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmış; bu tescil yalnızca Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii'ni kapsamaktadır.
- D) Türkiye'deki UNESCO Dünya Mirası alanlarının tamamı kültürel miras statüsünde olup doğal miras statüsünde tescil edilmiş herhangi bir alan bulunmamaktadır.
- E) Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, karma miras (kültürel-doğal) statüsüyle 1985'te UNESCO listesine girmiş; bu yapının özgün mimarisi Selçuklu dönemine aittir.
Nemrut Dağı, Kommagene Krallığı'nın kurucusu Antiokhos I dönemine ait devasa heykelleri ve tümülüsüyle 1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Sit alanının korunması ve kaçak kazıların önlenmesi konusundaki yetersiz denetim zaman zaman uluslararası kamuoyunda gündeme gelmektedir. İstanbul'un tarihi alanları yalnızca sayılan yapıları değil, Boğazkesen gibi geniş bir coğrafyayı kapsar. Türkiye'nin doğal miras alanı bulunmaktadır (Hierapolis-Pamukkale karma statüde, Göreme karma statüde). Çatalhöyük 2012'de listeye alınmıştır. Divriği karma değil kültürel miras statüsündedir.
21. Türk halk müziği geleneğinde 'aşıklık' kurumunun işlevi ile bu geleneğin günümüzdeki dönüşümü üzerine yapılan aşağıdaki analizlerden hangisi en kapsamlı ve doğru değerlendirmeyi sunmaktadır?
- A) Aşıklık geleneği, Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün kültür reformları çerçevesinde yasaklanmış; 1950'lerden sonra liberal politikalar kapsamında yeniden canlandırılmıştır.
- B) Aşıklar, Osmanlı döneminde yalnızca saray çevresine hitap eden profesyonel müzisyenler olarak tanımlanmış; halk kesimiyle doğrudan bağları bulunmamaktadır.
- C) Aşıklık geleneği yalnızca Anadolu'ya özgü bir olgudur; Orta Asya Türk topluluklarında benzer bir gelenekten söz etmek mümkün değildir ve bu nedenle UNESCO tescilinde 'Türkiye'ye özgü' kategorisi kullanılmıştır.
- D) Aşıklık geleneğinde kadın aşıklar tarihsel olarak hiçbir zaman yer almamış; bu gelenek tarih boyunca yalnızca erkek icracılara özgü kalmıştır.
- E) Aşıklık geleneği; şiir, müzik, ritüel ve toplumsal bellek işlevlerini bir arada taşıyan sözlü bir kültür pratiğidir. Bu gelenek Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk topluluklarında ortak kültürel miras olarak yaşatılmaktadır; ancak kentleşme ve dijitalleşme süreçlerinde ciddi bir dönüşüm geçirmekte, usta-çırak ilişkisi zayıflamaktadır. ✓
Aşıklık geleneği; saz eşliğinde şiir söyleme, doğaçlama (atışma), toplumsal belleği aktarma ve ritüel işlevler gibi çok katmanlı bir kültürel pratik olarak Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk topluluklarında yaşatılmaktadır. UNESCO, bu geleneği 2009'da 'Azerbaycan Aşıq Sanatı' adıyla tescil etmiş; Türkiye de bu ortak kültürel mirasa dahil edilmiştir. Kadın aşıklar (Âşık Şahturna, Feyzullah Çınar gibi örneklerin yanı sıra tarihin çeşitli dönemlerinde kadın âşıklar da belgelenmiştir) da bu geleneğin bir parçasıdır. Geleneğin yasaklandığına dair bir tarihsel kayıt bulunmamaktadır.
22. Türkiye'de çağdaş sanat alanında İstanbul Bienali'nin uluslararası sanat dünyasındaki konumu ve işlevi değerlendirildiğinde aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğru tespiti içermektedir?
- A) İstanbul Bienali her yıl düzenlenmekte; yalnızca görsel sanatlara odaklanmakta ve performans sanatı, enstalasyon gibi disiplinlere yer vermemektedir.
- B) İstanbul Bienali, 2000'de kurulmuş olup Türkiye'nin AB üyelik sürecindeki kültürel lobicilik çabalarının doğrudan bir ürünüdür ve bu nedenle yalnızca Avrupa sanatçılarını kapsamaktadır.
- C) İstanbul Bienali, yalnızca Türk sanatçılara yönelik bir etkinlik olup uluslararası küratör ve sanatçılar ancak 2000'li yıllardan itibaren sürece dahil edilmiştir.
- D) İstanbul Bienali, 1987'den bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenmekte olup küresel çağdaş sanat sahnesinin önde gelen etkinlikleri arasında yer almaktadır. Bienalin farklı kentsel mekânları kullanması ve her defasında yeni bir kavramsal çerçeve benimsemesi, onu diğer bienallerden ayıran temel özellikler arasındadır. ✓
- E) İstanbul Bienali, 1973'ten bu yana düzenlenmekte olup Venedik ve São Paulo Bienalleri'nden sonra dünyanın en eski üçüncü çağdaş sanat bienalidir.
İstanbul Bienali, 1987 yılından itibaren İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından iki yılda bir düzenlenmektedir. Bienalin en belirgin özelliklerinden biri her defasında farklı kentsel mekânları (endüstriyel alanlar, tersaneler, tarihi yapılar) sanat mekânına dönüştürmesi ve her bienale özgü kavramsal bir tema belirlenmesidir. Bienalin uluslararası küratörler tarafından yönetilmesi ve küresel çağdaş sanat sahnesinin önde gelen platformlarından biri olarak kabul görmesi de ayırt edici özelliklerindendir. Diğer seçeneklerdeki tarih ve kapsam bilgileri yanlıştır.
23. Türk edebiyatının Türkiye dışındaki tanınırlığı ve çeviri edebiyatı bağlamında Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü (2006) üzerine yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hem ödülün gerekçesi hem de Türkiye'deki toplumsal yansımaları açısından en doğru ve dengeli analizi sunmaktadır?
- A) Nobel Komitesi, Pamuk'a ödülü 'kültürlerin çatışması ve iç içe geçmesini araştırırken şehirlerin ve bireylerin melankolisini yeni simgeler keşfederek anlatan' yapıtları gerekçesiyle vermiştir. Türkiye'de ödül hem gurur hem de polemiğe yol açmış; Pamuk'un Ermeni ve Kürt meselelerine dair açıklamaları bazı çevrelerde tepkiyle karşılanmıştır. ✓
- B) Nobel Komitesi, Pamuk'a ödülü yalnızca 'Kar' romanındaki siyasi cesaret ve Kürt meselesiyle ilgili eleştirel tutumu gerekçe göstererek vermiştir; edebî nitelik bu kararın ikincil gerekçesi olmuştur.
- C) Pamuk, Nobel ödülünü roman türündeki katkıları nedeniyle değil, 'İstanbul: Hatıralar ve Şehir' adlı anı kitabı dolayısıyla almıştır; Nobel Komitesi biyografik yazını gerekçe göstermiştir.
- D) Pamuk, Nobel ödülünü aldıktan sonra Türkiye'de kesintisiz olarak yoğun bir kamuoyu desteğiyle karşılanmış; ödül Türk edebiyatının başarısı olarak millî bir gurur kaynağı şeklinde tüm kesimler tarafından benimsenmiştir.
- E) Nobel ödülünün ardından Türk yayıncılık sektörü, Pamuk'un yapıtlarını Türk diliyle yayımlamak için uluslararası yayınevleriyle hak savaşına girmiş ve Türk okurlar bu yapıtlara ancak 2010'dan sonra ulaşabilmiştir.
İsveç Akademisi, Orhan Pamuk'a 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü 'kültürlerin çatışması ve iç içe geçmesini araştırırken şehirlerin ve bireylerin melankolisini yeni simgeler keşfederek anlatan' yapıtları gerekçesiyle vermiştir. Bu ifade, Pamuk'un roman dünyasının merkezindeki Doğu-Batı gerilimini ve İstanbul melankoli estetiğini öne çıkarmaktadır. Ödül Türkiye'de hem millî gurur hem de tartışma zemini yaratmıştır: Pamuk'un özellikle Ermeni soykırımı ve Kürt meselesi üzerine verdiği röportajlar (2005 tarihli Das Magazin söyleşisi dahil) hakkında 301. madde kapsamında dava açılmış; bu durum uluslararası kamuoyunda da geniş yankı uyandırmıştır.
24. Türk sinemasında 'Ulusal Sinema' akımının öncüsü kabul edilen yönetmen, 1960'lı yıllarda kaleme aldığı manifestoda Yeşilçam sinemasını 'taklitçilik' olarak nitelendirmiş ve özgün bir Türk sinema dilinin oluşturulması gerektiğini savunmuştur. Bu yönetmen aynı zamanda Türk sinemasının ilk ciddi eleştiri dergisi olarak kabul edilen yayının da kurucuları arasındadır. Söz konusu yönetmen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Halit Refiğ ✓
- B) Metin Erksan
- C) Lütfi Ömer Akad
- D) Yılmaz Güney
- E) Atıf Yılmaz
Halit Refiğ, 1960'lı yıllarda 'Ulusal Sinema' akımının en güçlü kuramcısı ve uygulayıcısı olarak öne çıkmıştır. 'Ulusal Sinema Kavgası' adlı kitabında Yeşilçam'ın Batı taklitçiliğini sert biçimde eleştirmiş, Türk toplumunun kendi dinamiklerinden beslenen bir sinema anlayışını savunmuştur. Yılmaz Güney toplumsal gerçekçilik, Metin Erksan ise 1964'te Altın Ayı ödülü kazanan 'Susuz Yaz' filmiyle bireysel bir çizgide ilerlemiştir.
25. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi, bir Türk müzisyenin uluslararası alanda aldığı ödül ya da unvan bakımından yanlıştır?
- A) Ahmed Adnan Saygun – UNESCO'nun dünya mirası listesine aldığı eser
- B) Fazıl Say – Almanya'da 'Yılın Sanatçısı' ödülü
- C) Suna Kan – UNESCO'nun dünya çapındaki 'Müzik Elçisi' unvanı
- D) İdil Biret – Chopin Uluslararası Piyano Yarışması birinciliği ✓
- E) Leyla Gencer – 'La Diva Turca' lakabı
İdil Biret, 1960 Varşova Chopin Yarışması'nda birinci değil, özel bir 'Mazurka Yorumu Özel Ödülü' almıştır; yarışmanın birincisi Polonya'dan bir yarışmacı olmuştur. Biret'in uluslararası kariyeri bu yarışmadan önce başlamış olup asıl şöhreti kapsamlı diskografisi ve yoğun konser programıyla kazanılmıştır. Leyla Gencer'in 'La Diva Turca' lakabı, Suna Kan'ın keman ustalığı ve Fazıl Say'ın Almanya'daki ödülleri tarihsel olarak doğrudur. Saygun'un 'Yunus Emre Oratoryosu' ise UNESCO tarafından evrensel değer taşıyan eserler arasında anılmaktadır.