Paragraf Test 13
Paragraf Test 13
Sonbaharın gelişiyle o capcanlı doğayı bir hüzün kapladı. Soğuk havaya dayanamayan ağaçların narin yaprakları önce sapsarı oldu, sonra da dökülü. İnsanlar da artık eskisi gibi rahatça çıkamıyorlar dışarıya. Kendilerini korumaya alıyorlar. Özenle saklanan kışlıklar sandıklardan çıkarılıyor, uzun zamandır bir köşede sessizce bekleyen montlar, kazaklar vazgeçilmezler arasında yerlerini alıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Sonbaharın gelişiyle o capcanlı doğayı bir hüzün kapladı. Soğuk havaya dayanamayan ağaçların narin yaprakları önce sapsarı oldu, sonra da dökülü. İnsanlar da artık eskisi gibi rahatça çıkamıyorlar dışarıya. Kendilerini korumaya alıyorlar. Özenle saklanan kışlıklar sandıklardan çıkarılıyor, uzun zamandır bir köşede sessizce bekleyen montlar, kazaklar vazgeçilmezler arasında yerlerini alıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Gözlemlerden yararlanılmıştır.
- B) İkilemelere yer verilmiştir. ✓
- C) Pekiştirilmiş sözcüklere yer verilmiştir.
- D) Anlatıma duygular katılmıştır.
Metinde 'capcanlı', 'sapsarı' gibi pekiştirmeli kelimeler ve kişisel gözlemler/hisler vardır. Ancak 'yavaş yavaş', 'eğri büğrü' gibi herhangi bir ikileme kullanılmamıştır.
2. Sonbahar, yavaş yavaş terk ediyor şehri. Utangaç bir güneş sızıyor pencerelerden. Kışın geldiğini nereden mi bileceksiniz? Günler aceleci yolcular gibi kalkıp gidecek. Camlar buğulanacak. Pencere önlerine şaşkın güvercinler konacak. Çocukların elleri kırmızı kırmızı, yanakları gül pembesi olacak. Sonra köşe başlarında kestane ve mısır satıcıları, gecenin bir yarısında baştan başa dolaşan bozacılar… Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Örneklerden yararlanma ✓
- B) Öznel bir anlatıma başvurma
- C) Yinelemelere yer verme
- D) Söz sanatlarından yararlanma
Metinde 'yavaş yavaş', 'kırmızı kırmızı' gibi yinelemeler, benzetmeler (söz sanatı) ve öznel bir üslup vardır. Ancak bir düşünceyi somutlaştırmak için genel kategorinin alt birimleri (örnekleme) sıralanmamıştır.
3. Kültür dili sözünü, günlük konuşma ve bilim dili dışında, geniş anlamda yazılı ve sözlü edebiyat dili karşılığı olarak kullanıyorum. Günlük konuşma dili, günlük ihtiyaçlara cevap vermesinden dolayı bilimsel ve edebi bir amaç gütmez. Dolayısıyla kültür dili grubuna girmez. Sözlü halk edebiyatı ise biçimi ve içeriği bakımından günlük dilden farklıdır. Bundan dolayı o, kültür diline girer. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Anlatılanları nedeniyle belirtme
- B) Açıklayıcı anlatım yolunu seçme
- C) Tanık göstermeden yararlanma ✓
- D) Karşılaştırmaya başvurma
Konuşmacı kültür dili üzerine karşılaştırmalı bir açıklama yapmıştır. Ancak düşüncesini desteklemek için başkasının sözüne başvurmamıştır (tanık gösterme yoktur).
4. Monet; Venedik’in kan kırmızıya, siyaha boyalı evlerini, dereler gibi kıvrıla kıvrıla denize inen sokaklarını, su üstünde yüzen kuşları andıran kayıklarını günler boyunca izledi. Her günün sonunda bir kenara çekilip bu sihirli tabiatın resmini çizmek istedi. Gökyüzünün, insanın ve doğanın birleşip bu kadar zarif ve göz okşayıcı görünümler oluşturabileceklerini nasıl düşünebilirdi ki… Gördükleri her bakışta değişiyor, doyumsuz güzelliklere dönüşüyordu. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Betimleyici ögelere yer verilmiştir.
- B) Benzetmeden yararlanılmıştır.
- C) Öznellik ağır basmaktadır.
- D) Devrik cümleler kullanılmıştır. ✓
Metindeki tüm cümleler kurallı yapıdadır; yargı bildiren kelimeler (yüklemler) sonda yer almaktadır. Bu nedenle devrik cümlelerin kullanıldığı söylenemez.
5. Bu öyküleri okurken kendinizi tıpkı bir bilgisayar oyununun sürekli temposu ve heyecanı içinde buluyorsunuz. Onları bir an önce okup bitirmek ile yer yer durup sindire sindire ilerlemek arasında bocalıyorsunuz. Bir solukta bitirdiğiniz kitabı yeni baştan okuduğunuzda yer yer gizli, yer yer apaçık bazı cevherleri atlamış olduğunuzun farkına varıyorsunuz. Bu parçada sözü edilen öyküleri okurken yapılan en önemli yanlış aşağıdakilerden hangisinde belirtilmiştir?
- A) Özensiz bir okumayla dil zevkine varamamak
- B) Kararsız kalarak kitabın içeriğini fazla önemsemek
- C) Yapıtın temposuna ayak uyduramamak
- D) Kitabın sürükleyiciliğine kapılıp hızlı okumak ✓
Metinde kitabın temposuna ve sürükleyiciliğine kapılarak hızlı okunması sonucunda içerikteki önemli ayrıntıların (cevherlerin) kaçırıldığı ifade edilmiştir.
6. Romantik dönem yapıtları, sanatçıların kendi yaşantıları, iç gözlemleri üzerine kuruludur. Bu dönem sanatçıları, geleneksel, kendiyle yetinen, düzenli bir toplumun parçası değil; yapayalnız, toplumla kolay kolay uzlaşmaz bir bireydir. Öteden beri kurulu toplum düzenine başkaldırmış olan kahramanlara hayrandır. Yapıtlarında bu tür kahramanlara yer vererek onları yüceltir. İnsanı, bilgisi sınırlı bir yaratık olarak değil; çok güçlü bir varlık olarak ele alır. Yine bu dönemdeki yapıtlarda Ortaçağ dünyasına ilgi duyulduğu, o dünyanın bin bir renkli olağanüstü masallarına özlemle yaklaşıldığı ve eserlerin bu çizgide oluşturulduğu görülür. Bu parçadan romantik sanatçılarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Kahramanlarını sisteme karşı çıkan insanlar arasından seçtikleri
- B) Tüm insanları ilgilendiren konuları işledikleri ✓
- C) Yapıtlarında olağanüstü olaylara yer verdikleri
- D) Toplumsal düzenle ters düştükleri
Parçada Romantiklerin bireysel dünyası, toplumla çatışmaları ve masalsı unsurları anlatılmış ancak evrensel (tüm insanları ilgilendiren) konuları işledikleri belirtilmemiştir.
7. (I) İnsanı, toplum içindeki yaşam ve deneyimlerinin üç boyutu ile kavrayan tiyatro sanatı, niteliği gereği, öteki sanat kollarından daha aktif, daha tesirli bir yapıya sahiptir. (II) En eski çağlardan beri toplum üzerindeki etkisini sıkı kurallara bağlı olmasıyla sürdürür. (III) Bu sanatın, hayatın gerçeklerine sıkı sıkıya bağlılığı ve tesirlerinin kesinliği de işte bu yüzdendir. (IV) Çünkü tiyatro, ferdin şahsında aileyi, ailenin şahsında toplumu, toplumun şahsında da bütün insanlığı hedef alır. (V) Bu bakımdan tiyatro, köklerini doğrudan doğruya hayatın, şu midemiz ve kalbimizle kıskıvrak bağlı bulunduğumuz hayatın gerçeklerini içine salmıştır. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) I.
- B) II. ✓
- C) III.
- D) IV.
Tiyatronun hayatın gerçekliğiyle bağı ve kapsayıcı yapısı anlatılırken, II. cümlede sanatın sıkı kurallara bağlı olmasından bahsedilmesi tema dışı bir bilgi olarak akışı bozmaktadır.
8. 50’li yıllardı. Fabrikada çalışan kadınların tıka basa doldurduğu salonda yetişkin ve önemli insanlar gün boyu, tek başına iki çocuğunu yetiştirmeye çalışan genç bir kadını sorguladılar. Çocukları o salonda, yabancıların kucağında oturan bu kadın, çalıştığı atölyeden 10 makara ip çalmakla suçlanıyordu. Bir yanda dinleyiciler bağrışıyor, yalvarıyordu. Diğer yandan da suçlanan kadıncağız ağlıyordu… Sonunda 8 yıl verdiler. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Açıklama
- B) Örneklendirme
- C) Öyküleme ✓
- D) Karşılaştırma
Metinde yaşanmış bir olay; zaman (50'li yıllar), mekan (salon) ve kişi (kadın) unsurlarıyla bir süreç içinde anlatıldığı için 'öyküleme' anlatım biçimi ağır basmaktadır.
9. Sanatçılara ödül verme konusunda eksiklerimiz var bizim. Bu ödüller kurumsallaştırılmadığı sürece, bunların ömrü, aile bireylerinin ömrü ile sınırlı kalmaktan kurtulamayacaktır. Oysa ödülün amacı, bir sanatçıyı eşinin ya da çocuklarının ömrü boyunca yaşatmak değildir. Sanatçıyı yarınlara taşıyabilmektir. Bu da ödüllere kurumsal bir nitelik kazandırmakla mümkün olabilir. Böyle yapılmadığı takdirde, … Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
- A) ödüllerin her zaman manevi değeri ön planda olacaktır.
- B) sanatçılarımızın dünyaca tanınmasına olanak sağlanamayacaktır.
- C) kime ödül verileceği konusunda anlaşmazlık çıkacaktır.
- D) ödüller amacına hiçbir zaman ulaşamayacaktır. ✓
Ödüllerin sanatçıyı yarınlara taşıma amacının sadece kurumsallaşma ile mümkün olabileceği, aksi halde bu amacın gerçekleşmeyeceği vurgulanmıştır.
10. Şiirlerinde daima gerçek hayatı anlatan sanatçı, gerçekçi çizginden hiçbir zaman kopmadı. Yenilenen ve değişen hayatla bütünleştirmeye çalıştı şiirlerini. Yaşamın günlük akışı içerisinde yakaladığı mutlu ve güzel anları anlatarak bunları okuyucularıyla paylaştı. İnsana çıkarsız bir sevgiyle yaklaşmaktan yana oldu bütün şiirlerinde. Dizelerinde süse, gösterişe ve abartıya yer vermedi hiç, anlaşılırlıktan vazgeçmedi. Kullandığı her imgenin yerli yerine oturmasına özen gösterdi. Bu parçada sözü edilen şairle ilgili olarak, aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Günlük yaşamdaki güzellikleri şiirlerine taşıdığına
- B) Şiirlerini, değişen yaşam koşullarına uydurmaya çalıştığına
- C) Şiirleriyle toplumu yönlendirmeye çalıştığına ✓
- D) Şiirlerinde yalın bir anlatımın olduğuna
Şairin insana yaklaşımı ve gerçekçiliği vurgulanmıştır ancak toplumu yönlendirme veya topluma mesaj verme gibi bir misyonuna değinilmemiştir.
11. Tabii zaman zaman zorlandığım oluyor. Mesela Rusya’da çok zorlanmıştım. Bir sıkıntınız olduğunda bunu anlatamamak çok güç bir durum. Diğer ülkelerden farklı olarak nedense Rusya’daki insanlar başkalarını dinlemek, anlamak istemiyorlar. Orada bir tren istasyonunda saatlerce beklediğim oldu. Çünkü yardım isteyebileceğim kimse yoktu. Kime bir soru sorsam ya yanından kovuyor ya da cevap vermiyordu. Bu tür tersliklerle karşılaştığım oldu. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
- A) Dilini bilmediğinizi insanlar arasında yaşamak zorunda olmak nasıl bir duygu?
- B) Başka kültürlerin insanlarıyla iletişim kurmakta hiç güçlük çektiniz mi? ✓
- C) Rusya’daki insanların yabancıları sevmediğini söyleyebilir miyiz?
- D) Gezilerinizde sürekli yer değiştirmekten bıktığınız oldu mu?
Yazar, iletişim kurmakta zorlandığı bir örnek üzerinden (Rusya) yabancı kültürlerle ve insanlarla kurulan diyaloglardaki güçlükleri anlatmıştır.
12. Büyük Sahra’daki yolculuğumuza küçük bir deve kervanıyla başladık. Küçük tepeleri andıran kum yığınlarından, geniş vahalardan geçtik. Çadırları yerinden söken kum fırtınaları yüzünden korkulu geceler yaşadık. Gündüz sıcakla, gece soğukla boğuştuk. Geri dönme ümidimizi kaybettiğimiz zamanlara göçebelerin müziği bizi kendimize getirdi. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
- B) İnsana ait özellikler doğaya aktarılmıştır. ✓
- C) Öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.
- D) Birden fazla duyudan yararlanılmıştır.
Metinde yolculuk hikaye edilmiş (öyküleme), görme-işitme-dokunma duyuları kullanılmış ve zıt kavramlara (gece-gündüz) yer verilmiştir. Ancak doğaya insani nitelik yüklenmesi yapılmamıştır.
13. Daha ortalık ışımadan alacakaranlıkta uyandık. Yıldızlar hâlâ parlıyordu. Gün ışığı, gökyüzünü doğusunda belli belirsiz soluk bir aydınlık oluşturmuştu. Horozlar nicedir ötüyordu. Erkenci ördekler, dalların, tahta parçalarının altını üstüne getirip yiyecek aramaya başlamışlardı bile. Kıyıdaki kulübenin üstünde, bir kuş sürüsü durmadan cıvıldaşıyor, odunların yığılı durduğu yerde uçuşuyordu. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Anlatıma beğeni duygusu katılmıştır. ✓
- B) Günün belli bir zamanı anlatılmıştır.
- C) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.
- D) Betimleyici bir yol izlenmiştir.
Metinde alacakaranlık vakti (zaman), horoz ve kuş sesleri (işitme) ve hareketli bir tablo (betimleme) vardır. Ancak yazar nesnel bir gözlem tercih etmiş, kişisel bir beğeni veya takdir ifadesi kullanmamıştır.
14. Yaza daha yeni alışmaya başlamıştık ki hiç beklemediğimiz bir anda geliverdi sonbahar. Hazırlıksız yakaladı bizi. Şimdilerde doğada tatlı bir telaş… Ufka doğru uzanan dağların benzi solmakta. Rüzgar keskin, soğuk, sert… Deniz kokuları getirmekte Boğaz’dan. Gözlerimiz o rengarenk çiçekleri aramaya başladı bile. Her gün eskittiğimiz sokaklarda erguvanlara hasretimiz arttı. O ruhumuzu okşayan, bize hüznü fısıldayan güz güllerine… Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Kişileştirmeye yer verilmiştir.
- B) Yinelemelere yer verilmiştir. ✓
- C) Anlatıma duygular katılmıştır.
- D) Bitirilmemiş cümlelere yer verilmiştir.
Parçada eksiltili cümleler, doğaya insani özellik yüklenmesi ve duygusal bir dil hakimdir. Ancak kelime tekrarı veya yineleme kullanılmamıştır.
15. Bugün Türk sinemasının neden bir türlü istenen düzeye gelemediğini, bunalımda olduğunu tartışanlar; önce kendilerine, başarılı birçok karakter oyuncusuna başrolün verildiği bir filmin bugüne kadar neden çekilmediğini sormalıdırlar. Başrolün hep genç, güzel, alımlı oyunculara verilmesinden dolayı sinemamızda belli bir kitlenin yaşamı beyaz perdeye yansıtılmadı. Oysa sinemayı sadece genç insanların seyretmediği düşünülecek olursa bu sorunun cevabı alınmış olur. Bu parçada Türk sineması ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Oyuncu yetiştirmede yetersiz kaldığı
- B) Bu işle uğraşanların üzerine düşenleri yeterince yapmadığı
- C) Karakter oyuncusu bulmakta zorlandığı
- D) Gelişmemesine başrol oyuncusu seçimindeki tutumun neden olduğu ✓
Türk sinemasının gelişiminin önündeki engellerden birinin, başrol seçimlerinde hayatın gerçekliğinden uzak, sadece görselliğe dayalı klişe tercihler yapılması olduğu vurgulanmıştır.
16. Alanında başarılı olmuş insanları incelerseniz; onların en iyi, en zeki, en hızlı ya da en güçlü değil, en çok sorumluluk alan insanlar olduğunu görürsünüz. Ünlü bir Rus sanatçı, “Başarının sırrı, sorumluluk alarak hedefi takip etmektir.” demiş. Bu, başarıyı amaçlayanların en önemli özelliği olmalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sorumluluk almaktan kaçınmayan insanlar başarıyı yakalar. ✓
- B) İnsanlar, davranışlarını aldıkları sorumluluklara göre sergilemelidir.
- C) Sorumluluk, her insanda olması gereken önemli bir özelliktir.
- D) Yaşam boyunca her insanın bir sorumluluğu olmuştur.
Başarının temel anahtarının zeka veya güçten ziyade, sorumluluk bilinci ve hedef takibi olduğu anlatılmaktadır.
17. Beylerbeyi İskelesi’ndeki yolcular gibi geminin kaptanı da farklı. Kaptan köşkünden meydanı gözlüyor. Koşarak gelenleri görürse vapuru ağırdan kaldırıyor. Çımacı, iskeleyi çekmiyor. Kaptan, arkasında mahzun yolcu bırakmıyor. Büyük iskelelerde hoparlörden duyulan “Turnikeler Tamam” anonsu veya bir düdük sesiyle kapanan kapılardan, siz vapuru kaçırmanın sıkıntısı içindeyken suratınıza bile bakmayan, baksa bile sizi görmeyen, sırtını dönüp giden iskele görevlisinden sonra gördüklerinize inanmanız ve alışmanız zor oluyor. Belki de çoğunuza önemsiz bir ayrıntı gibi gelebilecek bu ortam, kentle ve çevrenizle ilişkilerinizde önemli bir özellik oluyor. Bu parçada iskeleyle ilgili aşağıdakilerden hangisi anlatılmak istenmiştir?
- A) Görevlilerin yolculara çok kötü davrandığı
- B) Gemilerde hoşgörülü kişilerin çalıştırılması gerektiği
- C) Yolcuların önemsiz ayrıntıları büyütmemeleri gerektiği
- D) Yolcularıyla, çalışanlarıyla büyük iskelelerden farklı olduğu ✓
Beylerbeyi İskelesi'ndeki samimi ve hoşgörülü ortamın, büyük ve anonim iskelelerdeki mekanik ve duyarsız işleyişten farklılığı vurgulanmıştır.
18. Antalya sanki cennetten bir köşedir. Sağda körfezi çevreleyen büyük dağ yığınının üstündeki bulutlar engin Akdeniz’e bakar. Toroslar, Akdeniz’e doğru bir kucak gibi açılmıştır. Anadolu’nun burada geniş bir nefes aldığını hisseder gibi olur insan. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Benzetmeye başvurulmuştur.
- B) Gözlem gücünden yararlanılmıştır.
- C) Bitmemiş cümleler kullanılmıştır. ✓
- D) Niteleyici sözcükler kullanılmıştır.
Metinde Antalya'nın tasviri yapılmış (gözlem), 'hisseder gibi' (benzetme) ve 'büyük dağ' (niteleme) kullanılmıştır. Ancak tüm cümlelerin yüklemi vardır, eksiltili (bitmemiş) cümle yoktur.
19. Yazarlar, dilin kendilerine sunduğu olanakları sonuna değin zorlamalı, dili geliştirip zenginleştirmelidirler. Bundan dolayı bir eseri özgün bir biçimde oluşturmak dili tüm yönleriyle tanımayı, onu günlük konuşma dilinin üstüne çıkarmayı gerektirir. Çünkü … Düzyazı için de şiir için de geçerlidir bu yargı. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) sanatsal özelliklere sahip yapıtlar günlük dil üzerine temellendirilir
- B) bir yapıtın anlatımının canlılığı, konuşma dilindeki sözcüklerle sağlanır
- C) gerçekte hiçbir sanatsal yapıt, bütünüyle günlük dildeki sözcüklerle oluşturulamaz ✓
- D) yazınsal yapıtın nitelikli olması, sanatçının dil evreninin genişliğine bağlıdır
Bir yapıtı özgün kılmanın yolu, dili günlük konuşma seviyesinin üzerine çıkarmak ve sanatsal bir boyuta taşımaktır.
20. Eşsiz bir coğrafyayı sarmalayan masmavi deniz… Yeşilin en güzel tonlarını barındıran uçsuz bucaksız zeytin ağaçları… Adını bu ağaçlardan alan Zeytinliada selam duruyor bizlere. Daha o zaman anlaşılıyor dönüşün buruk olacağı. Mis kokan meyve bahçeleri, uzun sahilleri ve ılık rüzgarlarıyla bir tabloyu andırıyor. Kimilerinin “çocukluğumun Bodrum”u olarak adlandırdıkları bu belde şimdilerde tekrar eski popülerliğine kavuşuyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur. ✓
- B) Eksiltili cümleler kullanılmıştır.
- C) Bir manzara karşısındaki duygulanmalar dile getirmiştir.
- D) Söz sanatlarına yer verilmiştir.
Parçada yazar kendi izlenimlerini paylaşmış ('selam duruyor bizlere', 'anlaşılıyor') ancak tüm anlatım boyunca olayları yaşayan ve anlatan kişi olarak 'birinci kişili anlatım' (yaptım, gördüm) baskın değildir; daha çok gözleme dayalı bir tasvir hakimdir.
21. Okura ulaşmış bir eser tümüyle yazarın değildir artık. Bir bakıma aynı eser de değildir. Doğru ya da yanlış, öznel ya da nesnel her türlü yoruma açık olması nedeniyle, çoğu kez yazarın bile aklından geçirmediği gizli anlamlarla yüklü karmaşık bir yapıdır o. Burada son söz okurundur her zaman. Son söz okurun olduğu için de yazarın, yapıtını savunma, onun tam kendi istediği biçimde değerlendirilmesini sağlama yolunda harcadığı çabalar, başarısızlığa adanmış çabalardır genellikle. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
- A) Sizce okur bir yapıt için gerçek bir eleştirmen sayılabilir mi?
- B) Okurun bir eseri anlamak için yazarın, yapıtı hakkındaki görüşlerine ihtiyacı var mıdır?
- C) Yazarın, yazıp bitirdikten sonra kendi eseriyle ilgili savunma ya da değerlendirme yapması uygun mudur? ✓
- D) Yazarlar niçin kendi yapıtlarıyla ilgili değerlendirmelerden tedirginlik duyarlar?
Yazarın, eser yayınlandıktan sonra ona müdahale etme veya anlamını sınırlama çabasının yersizliği üzerinde durulmuş, eserle ilgili son sözün okura ait olduğu belirtilmiştir.
22. Bu yazar, ölçü, uyak gibi şiir ögelerine uzak durması, hiçbir kural tanımamasıyla yazın dünyasında kendine özgü bir yer edindi. Bu yeri sadece sanatsal niteliklerle değil, okurların beklentilerine cevap verebilmesiyle kazandı. Sokaktaki bireyin duyarlığını yine o kesimin diliyle eleştirdi. Şiirlerini yalnızca bireysel duygularla örgüleyenlere karşı şiirlerinde toplumun sesini duyurdu. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Şiiri öteki yazınsal türlerden üstün tuttuğu ✓
- B) Şiirlerini oluştururken özgür bir tavır takındığı
- C) Sanat dünyasında farklı bir çizgisinin olduğu
- D) Sokağın dilini şiirlerine taşıdığı
Parçada şairin şiir anlayışı, tekniği ve toplumsal yönü anlatılmıştır ancak şiiri diğer türlerden üstün tuttuğuna dair bir çıkarım yapılamaz.
23. Yaz çılgınlıkları bahçelerden elini eteğini çekmeye başladığı zamanlarda, fidanlıktan yeni kurtulmuş, ince bedenli kavaklar sonbahara direnir. Onlar dallarında artık ağustos böceklerinin şen seslerinin kesilmesini umursamadan sonbaharın her yönden bastıran rüzgarlarının keyfini çıkarmaya çalışır. Yalnız yaşlı kavaklar bu işten memnun değildir. Çünkü onlar poyraz ve lodoslar karşısında, ilk günden yapraklarını dökmeye başlar. Kavaklara karşılık, yaşlısıyla genciyle çam ağaçları, kışı yapraklarıyla geçirmeye hazırlanmaktadır. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Söz sanatına başvurma
- B) Örneklere yer verme ✓
- C) Olayları abartarak anlatma
- D) Birden çok duyuya seslenme
Kavunların direnmesi, memnun olmaması gibi ifadelerle kişileştirme (söz sanatı) yapılmış, görme ve işitme duyuları kullanılmıştır. Ancak bir düşünceyi desteklemek için genel kuralın alt başlıkları veya somut örnekleri sıralanmamıştır.
24. Adalar’ın sonbaharı şahanedir; renk şımarığı yapıverir insanı. Gün batımları daha erken, yollar daha tenhadır; manava mandalina turuncusu, ağaçlara en güzel sarılar çöker. Hüznün içindeki şeker tadı albenili bir lezzet katar son yaza. Sonra kış gelir. Benim dışımda pek kimsenin sevmediği kış daima vaktinde gelir, geç kalmayı hiç sevmez. Adalar’da kış, yalnızlığın en güzel görsel tanımıdır ve öyle doğaldır ki korkutucu olmaktan çıkar. Zaten doğduğu günden beri bütün hayatı boyunca denizler ortasında yalnız yaşayan adada, yalnızlık bizler için olsa olsa yalnızca yüzlerce insanlık durumundan biridir. Yine de onun kış yüzünü pek bilmeyiz, çok tanımayız, sanki kış onun mahremidir ve bilmemizi de istemez. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisi yoktur?
- A) Yinelemeler
- B) Devrik cümleler
- C) İzlenimleri belirtme
- D) Örnekler verme ✓
Metinde 'olsa olsa' ikilemesiyle 'yineleme' yapılmış, 'renk şımarığı yapıverir insanı' cümlesiyle 'devrik cümle' kullanılmış ve metnin genelinde yazarın kişisel 'izlenimlerine' (renk şımarığı, hüznün içindeki şeker tadı, yalnızlığın görsel tanımı vb.) yer verilmiştir. Ancak yazar anlattıklarını somutlaştırmak veya kanıtlamak için herhangi bir 'örnekleme' yapmamıştır.
25. Bir iki şey yazmış olabilirim. Ama o kadarını herkes yazıyor. Dergilere bir baksanıza! Şairinden romancısına herkes eleştiri yazıyor. Birbirlerinin, o arada kendilerinin, nasıl vazgeçilmez kişiler olduklarını ortaya koyuyorlar. Onca yazı yanında benim birkaç yazım devede kulak kalır. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?
- A) Yazdıklarınızın niçin şiir olmadığını söyloysunuz?
- B) Kendinizi beğenmemenizin sebebi nedir?
- C) Eleştirmenlerimizi niçin beğenmiyorsunuz?
- D) Siz hiç eleştiri yazmadınız mı? ✓
Konuşmacı, piyasadaki rastgele ve fazla miktardaki eleştiri yazıları içinde kendisinin de birkaç yazı yazdığını belirterek 'yazmadınız mı?' sorusunu yanıtlamıştır.