menu
MemurOl
Türkçe Testleri

TURKCE - paragraf (Bölüm 4)

TURKCE - paragraf (Bölüm 4)

Soru 1 / 25

Aşağıda verilen beş cümle, anlam bütünlüğü olan bir paragraf oluşturacak biçimde sıralanmak isteniyor. Doğru sıralama hangisidir? I. Bu nedenle salt sözcük dağarcığı gelişimine odaklanan dil öğretimi yöntemleri zamanla yetersiz kalmaktadır. II. Dil, yalnızca sözcük ve dilbilgisi kurallarından ibaret değildir; aynı zamanda bir kültürün dünyayı algılama biçimidir. III. Başarılı bir dil öğrenicisi ise bu kültürel örüntüleri içselleştiren kişidir. IV. Her dil, kendine özgü kavramsal örüntüler ve çağrışım ağları barındırır. V. Bu algılama biçimi, o dili konuşan toplumun tarihsel deneyimleriyle şekillenir.

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıda verilen beş cümle, anlam bütünlüğü olan bir paragraf oluşturacak biçimde sıralanmak isteniyor. Doğru sıralama hangisidir? I. Bu nedenle salt sözcük dağarcığı gelişimine odaklanan dil öğretimi yöntemleri zamanla yetersiz kalmaktadır. II. Dil, yalnızca sözcük ve dilbilgisi kurallarından ibaret değildir; aynı zamanda bir kültürün dünyayı algılama biçimidir. III. Başarılı bir dil öğrenicisi ise bu kültürel örüntüleri içselleştiren kişidir. IV. Her dil, kendine özgü kavramsal örüntüler ve çağrışım ağları barındırır. V. Bu algılama biçimi, o dili konuşan toplumun tarihsel deneyimleriyle şekillenir.

    • A) IV – V – II – I – III
    • B) IV – II – V – III – I
    • C) II – V – IV – I – III
    • D) II – IV – V – I – III
    • E) II – V – I – IV – III

    Paragraf bir tanımla başlamalıdır: II. cümle 'dil nedir?' sorusuna yanıt vererek temel tezi koyar. V. cümle 'bu algılama biçimi' ifadesiyle II'yi doğrudan devam ettirir ve tarihin rolünü ekler. IV. cümle dilin içerdiği 'kavramsal örüntüleri' tanıtarak somutlaşmayı sağlar. I. cümle 'bu nedenle' bağlacıyla IV'ün mantıksal sonucunu çıkarır. III. cümle ise 'başarılı dil öğrenicisi' tanımıyla paragrafı özetler ve kapatır. B seçeneğinde IV'ün V'den önce gelmesi, 'bu algılama biçimi' ifadesinin bağlamını kopar. D seçeneğinde I'in çok erken gelmesi mantıksal sırayı bozar.

  2. 2. Aşağıdaki parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı hangisidir? "Bir kentin mimarisi yalnızca estetik bir tercih değildir; o kentin sosyal hiyerarşisini, ekonomik ilişkilerini ve siyasi ideolojisini somutlaştırır. Osmanlı döneminde külliye anlayışı, hem dini hem de sosyal işlevleri tek bir yapısal örüntüde birleştirirken; 19. yüzyılda yükselen kışla ve hükümet konakları, merkezileşen devlet gücünün mekânsal yansımasıydı. Erken Cumhuriyet döneminin anıtsal yapıları ise laik ve ulusal kimliği beton ve taşa işlemeye çalışıyordu."

    • A) Erken Cumhuriyet mimarisinin temel amacı milliyetçi bir kimlik inşasıdır
    • B) Her dönemin mimarisi bir öncekine tepki olarak şekillenmektedir
    • C) Kentsel dönüşüm, toplumsal değişimin en güvenilir göstergesidir
    • D) Osmanlı mimarisi, dini ve sosyal işlevleri en başarılı şekilde bir araya getirmiştir
    • E) Mimari, dönemin siyasi ve ideolojik yapısını yansıtan bir belgedir

    Parça üç ayrı dönemi ele alarak her birinde mimarinin o dönemin yapısını yansıttığını göstermektedir. Bu örnekler tek bir genel yargıyı desteklemek için kullanılmıştır: 'mimari, dönemin ideolojik ve siyasi yapısını belgeler.' B seçeneği bu genel çerçeveyi en geniş biçimde karşılar. A seçeneği parçanın yalnızca bir dönemini kapsayan bir yargıdır ve 'en başarılı' nitelendirmesi metinde geçmez. C seçeneği de yalnızca bir döneme özgüdür ve 'temel amaç' çıkarımı metinde bu denli kesin ifade edilmemiştir. D seçeneğinde 'öncekine tepki' fikri metinden çıkarılamaz; parça ardışıklığı gösterir ama tepkiselliği değil. E seçeneği metinde geçen 'kentsel dönüşüm' kavramıyla uyuşmamaktadır.

  3. 3. Aşağıdaki parçada yazarın temel savı hangisidir? "Özgünlük tartışmaları sanatta her zaman paradoksal bir tuzak barındırmıştır. Sanatçının kendinden önceki ustaları reddettiği iddiasıyla kurduğu yapıt, çoğu zaman bu reddin söylemi üzerinden tanımlanır ve böylece reddedileni gizlice içselleştirmiş olur. Bir ressam 'empresyonizmi aşıyorum' dediğinde, zihnini empresyonizmle ne denli meşgul ettiğini fark edemeyebilir. Gerçek özgünlük belki de öncüllerini reddetmekten değil, onları özümseyerek dönüştürmekten geçer."

    • A) Gerçek bir sanatçı, kendinden önceki tüm akımları özümsemek zorundadır
    • B) Özgünlük iddiası, reddedilen unsurlardan tam anlamıyla kurtulamadığı için kendi içinde çelişkilidir
    • C) Empresyonizm, Batı resim sanatının en etkili akımı olduğundan aşılması imkânsızdır
    • D) Sanatçılar, önceki dönem akımlarını yeterince incelemeden reddettikleri için özgün eserler üretemezler
    • E) Sanat tarihindeki özgünlük tartışmaları büyük ölçüde sanatçıların yanlış anlamasından kaynaklanır

    Yazarın temel savı, özgünlük iddiasının paradoksal yapısıdır: bir akımı reddetmek, onu zihinsel olarak daha da merkeze almak anlamına gelebilir ve bu durum 'özgünlük' iddiasını kendi içinde çelişkili kılar. Son cümlede ise bu paradokstan çıkış yolu olarak 'özümseyerek dönüştürmek' önerilir. B seçeneği bu temel paradoksu doğrudan ifade etmektedir. A seçeneği 'yeterince incelememek' gibi bir neden öne sürer; oysa parça inceleme eksikliğini değil, reddin bizzat kendisinin paradoksunu ele almaktadır. D seçeneği bir öneri gibi görünse de parçanın ana savını değil, yalnızca son cümlenin bir yorumunu verir ve 'zorundadır' ifadesiyle metni aşar. E seçeneği 'yanlış anlama' ifadesiyle parçanın tonunu değiştirmektedir.

  4. 4. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisi paragrafın anlam bütünlüğünü bozmaktadır? (I) Bellek, geçmişi olduğu gibi değil, şimdinin ihtiyaçlarına göre yeniden inşa eder. (II) Bu nedenle anılar, zaman içinde ayrıntı ve duygusal yük bakımından dönüşüme uğrar. (III) Nitekim tanıklık psikolojisi alanındaki araştırmalar, görgü tanıklarının ifadelerinin güvenilirlik sorununu gözler önüne sermiştir. (IV) Hukuki sistemlerin bu bulguları ne ölçüde dikkate aldığı ise ayrı bir tartışma konusudur. (V) Dolayısıyla belleği statik bir arşiv gibi değerlendirmek, hem bireysel hem de toplumsal hafızayı yanlış anlamaya yol açar.

    • A) I
    • B) IV
    • C) III
    • D) II
    • E) V

    Paragrafın ana eksenini oluşturan düşünce 'belleğin yeniden inşa edici yapısı'dır. I. cümle bu tezi kurar; II. cümle mekanizmasını açıklar; III. cümle bunu araştırmalarla destekler; V. cümle ise 'dolayısıyla' bağlacıyla bir sonuca varır. IV. cümle ise 'hukuki sistemlerin bu bulguları dikkate alıp almadığı' meselesini gündeme getirir; bu konu paragrafın geri kalanında hiç işlenmez ve V. cümleyle de mantıksal bağı yoktur. IV. cümle bağımsız bir paragrafın konusu olabilecek, paragrafın akışını kesintiye uğratan bir tümcedir. Diğer tüm cümleler 'belleğin dinamik yapısı' temasını tutarlı biçimde işlemektedir.

  5. 5. Aşağıdaki parçada yazar, hangi düşünceye karşı çıkmaktadır? "Teknoloji karşıtlığının köklü bir nostaljiye yaslandığı genellikle gözden kaçar. 'Eski günler daha insancıldı' söylemi, tarihsel gerçekliği seçici biçimde kurgulamaktadır. O 'insancıl geçmiş', aynı zamanda salgın hastalıkların, çocuk işçiliğinin ve kitlesel cahilliğin geçmişidir. Üstelik her nesil, kendi dönemiyle gelen değişimlere yabancılaşma duygusuyla tepki vermiştir; bu tepki, Gutenberg'in matbaasına da gösterilmişti. Teknolojik değişimi eleştirmek meşrudur; ancak bu eleştirinin nostaljik bir yanılsama üzerine kurulmaması gerekir."

    • A) Teknoloji karşıtlığı, aydın çevrelerde tutarsız bir konum olarak değerlendirilmektedir
    • B) Her teknolojik değişim başlangıçta toplumsal direnişle karşılaşır
    • C) Teknolojik gelişmelerin toplumsal maliyetleri göz ardı edilmemelidir
    • D) Matbaa gibi köklü buluşlar toplumsal dönüşümlerin önünü açmıştır
    • E) Geçmiş, teknolojisizliği nedeniyle daha erdemli ve insancıl bir dönemdi

    Yazarın itiraz ettiği asıl düşünce, geçmişin teknolojiyle kirlenmemiş olması nedeniyle daha insancıl olduğu yanılsamasıdır. 'Eski günler daha insancıldı' söylemini doğrudan hedef almaktadır. B seçeneği bu yanılsamayı en net biçimde ifade etmektedir. A seçeneği yazar tarafından zımnen kabul gören bir düşüncedir ('Teknolojik değişimi eleştirmek meşrudur' ifadesinden anlaşılır), karşı çıkılmaz. C seçeneği yazar tarafından bir gözlem olarak sunulmaktadır, itiraz konusu değildir. D ve E seçenekleri ise parçanın içeriğiyle ilgisiz yargılardır.

  6. 6. Aşağıdaki parçada anlam akışına göre numaralanmış cümleler arasındaki ilişki en doğru biçimde nasıl tanımlanabilir? "(I) Felsefe tarihinde 'beyin fıçısı' düşüncesi, deneyimin güvenilirliğini sorgulamak için başvurulan en uç zihin deneyi olagelmiştir. (II) Buna göre algıladığımız tüm dünya, bizi uyaran elektriksel sinyaller aracılığıyla bir bilgisayar tarafından da oluşturulabilir. (III) Bu olasılığın mantıksal olarak çürütülememesi, bazı filozofların dış dünyaya ilişkin her türlü bilgiden kuşku duymaya başlamasına yol açmıştır. (IV) Ancak Wittgenstein, kuşkuyu dile getirmenin bile dile güvenmeyi zorunlu kıldığına dikkat çekmiştir."

    • A) I genel bir giriş yapar, II ve III birbirini destekleyen örneklerdir, IV konuyu genişletir
    • B) I ve II birlikte bir paradoks kurar, III bu paradoksu çözer, IV yeni bir soru açar
    • C) I iddialı bir tez öne sürer, II bunu kanıtlar, III karşı argüman verir, IV uzlaşı sağlar
    • D) I kavramı tanıtır, II açıklar, III sonuç çıkarır, IV bu sonuçla çelişen bir tezi sunar
    • E) I soruyu ortaya koyar, II önceki sorunun yanıtını verir, III ve IV birbirine karşıt tezlerdir

    I. cümle 'beyin fıçısı' zihin deneyini kavram olarak tanıtır. II. cümle bu deneyin içeriğini açıklar. III. cümle 'bu olasılığın çürütülememesi' ifadesiyle mantıksal bir sonuç çıkarır: filozofların dış dünyaya güvensizliği. IV. cümle ise 'ancak' bağlacıyla Wittgenstein'ın görüşünü sunar; bu görüş III. cümlede varılan sonuçla (mutlak kuşkuculuk) çelişmektedir çünkü kuşkuyu dile getirmenin dile güveni gerektirdiğini gösterir. A seçeneği bu yapıyı en doğru biçimde betimlemektedir. B'deki 'uzlaşı' ve 'kanıt' kavramları yanlış; C'deki 'paradoksu çözer' ifadesi III. cümleye uymaz. D'de 'II yanıt verir' yanlış; II sadece açıklar. E seçeneğinde II ve III'ün birbirini desteklediği söylenir; oysa III, II'nin mantıksal devamıdır, ayrı bir örnek değildir.

  7. 7. Aşağıdaki parçada kullanılan anlatım tekniği ve bu tekniğin işlevi en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir? "Bir sözcüğü bin kez duymak onu öğrenmez; ama doğru bağlamda bir kez karşılaşmak zihne kazır. Bir şehri rehber kitapla gezmek onu tanımaz; ama kaybolmak o şehri içselleştirir. Bilgi, tekrarda değil; şaşırtıcı karşılaşmada filizlenir."

    • A) Benzetme yoluyla soyut kavramların somutlaştırılması; amacı okuyucunun düşünce dünyasını genişletmektir
    • B) Somuttan soyuta giden bir anlatım; amacı pedagojik ilkeleri özetlemektir
    • C) Tümdengelimli bir kanıtlama yöntemi; amacı öğrenmenin bilimsel açıklamasını yapmaktır
    • D) İroni yoluyla eğitim sisteminin eleştirilmesi; amacı okuyucuda rahatsızlık yaratmaktır
    • E) Koşut yapılarla kurulan zıtlık; amacı alışılmış öğrenme anlayışını sorgulatmaktır

    Parçada iki koşut yapı kullanılmaktadır: 'bin kez duymak ≠ öğrenmek' ile 'rehberle gezmek ≠ tanımak.' Her iki yapıda da beklenen (tekrar, sistematik yaklaşım) ile beklenmeyen (şaşırtıcı karşılaşma, kaybolmak) karşıt tutularak okuyucunun öğrenmeye ilişkin alışılmış kabulü sorgulanmaktadır. B seçeneği hem tekniği (koşut yapılarla zıtlık) hem de işlevi (alışılmış anlayışı sorgulatmak) doğru biçimde ifade etmektedir. A seçeneğinde benzetme var gibi görünse de bu bir benzetme değil, koşut somut örneklemedir. C seçeneğinde tümdengelim iddiası yanlıştır; tümdengelim genel önermeden özel sonuca gider, burada ise özel örneklerden genel sonuca ulaşılır (tümevarım). D seçeneğindeki ironi ve eğitim sistemi eleştirisi metinden çıkarılamaz.

  8. 8. Aşağıdaki parça, aynı konuyu işleyen iki farklı paragraftan oluşmaktadır. Bu iki paragrafın birbirine göre konumu en iyi nasıl tanımlanabilir? "I. Paragraf: Küreselleşme, kültürel homojenleşmenin hem motoru hem de süsü olagelmiştir. Markaların, müzik türlerinin ve yaşam biçimlerinin giderek birbirine benzemesi, yerel olanı önce egzotize etmekte; ardından piyasalaştırarak tüketmektedir. II. Paragraf: Ne var ki küreselleşme süreçlerinin yerel kimlikleri silinmeye mahkûm ettiği savı, deneysel verilerle her zaman örtüşmemektedir. Bazı topluluklar, küresel akışlarla temaslarını yerel kimliklerini güçlendirme fırsatına dönüştürmüştür."

    • A) Birinci paragraf bir paradoks kurar, ikinci paragraf bu paradoksu çözer
    • B) Birinci paragraf bir tezi kurar, ikinci paragraf bu tezi tamamlar ve güçlendirir
    • C) Birinci paragraf genel bir eleştiri yapar, ikinci paragraf bu eleştirinin sınırlarını gösterir
    • D) Birinci paragraf bir iddia öne sürer, ikinci paragraf bu iddiayı tamamen çürütür
    • E) Birinci paragraf sosyolojik bir gerçeği tanımlar, ikinci paragraf bunu tarihsel örneklerle destekler

    Birinci paragraf, küreselleşmenin kültürel homojenleşmeye yol açtığına dair eleştirel bir iddia kurmaktadır. İkinci paragraf ise bu iddiayı tamamen çürütmez; 'her zaman örtüşmemektedir' ve 'bazı topluluklar' gibi ifadeler kısmi bir itirazı, yani birinci paragrafın evrensellik iddiasının sınırlarını göstermektedir. C seçeneği bu ilişkiyi en doğru tanımlayandır: 'Eleştirinin sınırlarını gösterir.' A seçeneği yanlış, çünkü ikinci paragraf birinciye itiraz eder, tamamlamaz. B seçeneği yanlış, çünkü ikinci paragraf tam anlamıyla çürütme değil, sınırlama yapar. D seçeneğinde 'tarihsel örnekler' ifadesi yanlış; ikinci paragrafta tarihsel veri değil, genel sosyolojik gözlem vardır. E seçeneğinde paradoks unsuru bulunmamaktadır.

  9. 9. Aşağıdaki parçanın mantık yapısına göre, yazar sonunda hangi yargıya ulaşmaktadır? "Bir dili konuşmak, o dilde düşünmek demek değildir. Çocuklar dili öğrenmeden çok önce nedenselllik, sayı ve mekân gibi kavramları işlemeye başlarlar. Yetişkin bireyler de zaman zaman sözcüklere dökemeyecekleri fikirlere sahip olduklarını hissederler. Öte yandan dilin olmadığı yerde bazı ince ayrımların yapılamadığı da gözlemlenmiştir: Renk adlarının zenginliğiyle renk algısının keskinleştiği bilinmektedir."

    • A) Dil, düşünceyi değil; yalnızca algıyı etkileyen bir araçtır
    • B) Dil ile düşünce birbirinden tamamen bağımsız süreçlerdir
    • C) Dil olmadan düşünce mümkün değildir; dil tüm bilişsel süreçlerin temelidir
    • D) Çocukların bilişsel gelişimi, dilsel gelişiminden her zaman önde gitmektedir
    • E) Dilin düşünceyle ilişkisi tek yönlü değil; ikisi birbirini kısmen koşullandırmaktadır

    Parçanın yapısı iki yönde ilerlmektedir. İlk kısım (iki örnek: çocukların dil öncesi kavramları ve yetişkinlerin söze dökememe deneyimi) dilin düşünce için zorunlu olmadığını öne sürmektedir. İkinci kısım ('öte yandan' bağlacıyla) ise dilin algıyı ve ince ayrımları etkilediğini göstermektedir. Bu iki yön birlikte değerlendirildiğinde yazar ne 'dil her şeydir' ne de 'dil hiçbir şeydir' sonucuna varmaktadır; aksine karşılıklı ve kısmi bir koşullandırma ilişkisi tanımlanmaktadır. C seçeneği bu dengeyi doğru ifade etmektedir. A seçeneği yanlış, çünkü parçanın ilk yarısı bunu çürütür. B seçeneği yanlış, çünkü ikinci yarı bağımlılığı gösterir. D seçeneği parçanın yalnızca bir örneğini genelleştirir ve 'her zaman' ifadesiyle metni aşar. E seçeneği yanlış, çünkü renk örneği algıyı değil; düşüncenin bir boyutunu (ince ayrım yapma) etkilediğini göstermektedir.

  10. 10. Aşağıdaki parçada altı çizili ifadenin işlevi nedir? "Popüler bilim yazarlığı zaman zaman ikilemli bir konumda bulunur. Karmaşık araştırmaları anlaşılır kılmak için basitleştirme kaçınılmazdır; ancak bu basitleştirme, çoğu zaman araştırmanın can alıcı nüanslarını budamaktadır. ___'Süt içmek zekâyı artırır'___ türü başlıklar, asıl bulgunun yalnızca belli bir örneklemde, belli koşullar altında gözlemlendiğini okuyucudan gizlemektedir. Böylece popüler bilim, farkında olmadan bilimsel okuryazarlığın değil; bilimsel yanılsamanın yaygınlaşmasına katkıda bulunabilir."

    • A) Popüler bilim yazarlığının etik sorunlarını açıklayan kavramsal bir çerçeve sunmak
    • B) Bilimsel araştırmaların medyada nasıl çarpıtıldığını istatistiksel bir veriyle desteklemek
    • C) Soyut düzeyde ele alınan basitleştirme sorununu somut ve tanınabilir bir örnekle göstermek
    • D) Okuyucuda duygusal etki yaratarak konuya ilgi çekmek
    • E) Bilimsel bulguların halk tarafından yanlış anlaşıldığına dair örüntüyü belgelemek

    Paragrafın bu noktasına kadar olan kısmı soyut bir argüman kurmaktadır: basitleştirme nüansları bozar. Altı çizili cümle ('Süt içmek zekâyı artırır' türü başlıklar) bu soyut iddiayı hemen herkesin gazetelerde görmüş olabileceği türde somut, tanıdık bir örneğe indirgemektedir. Sonrasında ise bu örnek üzerinden soyut sonuç yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla işlev B seçeneğinde tanımlandığı gibi 'somut ve tanınabilir bir örnekle göstermek'tir. A seçeneği altı çizili ifadeyi değil paragrafın tamamını tanımlar. C seçeneği yanlış, çünkü istatistiksel bir veri sunulmamaktadır; bu bir örnek cümlesidir. D seçeneği kısmen doğru görünse de birincil işlev duygusal etki değil, örneklemeyle desteklemedir. E seçeneği 'belgelemek' ifadesiyle yanlış yönde tanımlamaktadır; belgeleme ampirik veri gerektirir.

  11. 11. Aşağıdaki parçada yazarın kullandığı kanıtlama stratejisi hangisidir? "Özgür iradeye inancımızın ne denli kırılgan bir temele dayandığını görmek için uzak felsefi tartışmalara gitmeye gerek yoktur. Beyin görüntüleme çalışmaları, bilinçli 'karar verme' deneyiminden yaklaşık 300-500 milisaniye önce sinirsel hazırlık sürecinin başladığını ortaya koymaktadır. Yani karar verdiğimizi düşündüğümüz an, beyin bu kararı çoktan almış olmaktadır. Bu bulgu, özgür iradenin rasyonalizasyon olduğu iddiasını güçlendirmektedir."

    • A) Felsefi tartışmalarda ulaşılan sonuçları deneysel bulgularla karşılaştırma
    • B) Ampirik nörobilim bulgularını, evrensel kabul gören bir felsefi iddiaya karşı kullanma
    • C) Sezgisel ve gündelik kanıtlara dayanarak felsefi bir argümanı güçlendirme
    • D) Özgür irade tartışmasını nörobilimsel bir zemine taşıyarak felsefi boyuttan uzaklaştırma
    • E) Deneysel araştırmaların bulgularını, önceden kurulan felsefi bir iddia için kanıt olarak sunma

    Paragrafın yapısı şöyledir: önce bir felsefi iddia (özgür irade kırılgan temelde) ima edilir; ardından nörobilimsel bir bulgu (sinirsel hazırlık sürecinin karardan önce başlaması) sunulur; son olarak bu bulgu önceki iddiayi güçlendirmek için kanıt olarak kullanılır. D seçeneği bu stratejiyi en doğru biçimde tanımlamaktadır: 'önceden kurulan felsefi iddia için ampirik kanıt sunma.' A seçeneği yanlış, çünkü sezgisel veya gündelik kanıt değil; bilimsel veri kullanılmaktadır. B seçeneği yanlış, çünkü karşılaştırma değil, destekleme yapılmaktadır. C seçeneği yanlış, çünkü bulgu 'evrensel kabul gören bir iddiaya karşı' değil, 'yazar tarafından benimsenen bir iddiayı desteklemek için' kullanılmaktadır. E seçeneği yanlış, çünkü parça felsefi boyuttan uzaklaşmaz; aksine nörobilimi felsefi iddiaya bağlar.

  12. 12. Aşağıdaki parçada yazar, iki farklı kavram arasındaki ilişkiyi hangi yöntemle açıklamaktadır? "Empati ve sempati çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da aralarındaki ayrım hem kavramsal hem de pratik açıdan belirleyicidir. Sempati, başkasının acısına dışarıdan bakmaktır; empati ise o acının içine girmektir. Sempatiyle söylenen 'ne üzücü, geçmiş olsun' cümlesi mesafeyi korur. Empatide ise insan 'bu acının bende nasıl hissettireceğini bilmek istiyorum' diyerek konumunu değiştirir. Biri gözlemcidir, öbürü deneyimleyicidir."

    • A) Kavramlar arasındaki benzerlikleri ön plana çıkarıp ardından temel farklılığı vurgulayarak
    • B) İki kavramı önce tanımlayıp ardından tarihsel kökenlerini karşılaştırarak
    • C) Somut diyalog örnekleri ve eylem zıtlığı üzerinden iki kavramı karşıt biçimde konumlandırarak
    • D) Soyut tanımın yetersizliğini göstererek kavramları pratik uygulamalar üzerinden ayırt ederek
    • E) Psikolojik araştırmalardan elde edilen verilere dayanarak kavramları işlevsel olarak tanımlayarak

    Yazar iki kavramı açıklarken soyut tanımlarla başlar (içe girmek/dışarıdan bakmak) ancak hemen ardından somut konuşma örneği ('ne üzücü, geçmiş olsun' vs. 'bu acının bende nasıl hissettireceğini bilmek istiyorum') ve eylemsel bir zıtlık ('gözlemci vs. deneyimleyici') kullanmaktadır. D seçeneği bu yöntemi tam olarak tanımlamaktadır. A seçeneği yanlış, çünkü tarihsel kökenlerden söz edilmez. B seçeneği kısmen doğru görünse de 'soyut tanımın yetersizliğini gösterme' ön plana çıkarılmaktadır; oysa parça soyut tanımı geçersiz saymaz, somutlaştırır. C seçeneği yanlış, çünkü benzerliklere değil, doğrudan farklılıklara odaklanılmaktadır. E seçeneği yanlış, çünkü psikolojik araştırma verisi yoktur.

  13. 13. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere gelmesi gereken cümle, paragrafın mantık yapısına göre hangi işlevi yerine getirmelidir? "Bir sanat yapıtının değerini belirleyen etken yalnızca estetik niteliği midir? Müzayedelerde rekor fiyatlarla satılan tablolar, çoğu zaman sanat eğitimi almamış kişiler tarafından estetik açıdan değersiz bulunmaktadır. Öte yandan estetik açıdan takdirle karşılanan pek çok baskı veya fotoğraf, ekonomik olarak neredeyse değersizdir. ___. Bu durum, sanat değerinin aslında estetik yargıdan çok kurumsal, tarihsel ve ekonomik dinamikler tarafından belirlendiğini düşündürmektedir."

    • A) Estetik değer ile ekonomik değerin örtüşmediği bu tablonun çok sayıda örneği mevcuttur
    • B) Sanatın tanımı tarih boyunca köklü değişimlere uğramıştır
    • C) Sanat eleştirmenleri bu iki değer türü arasında köprü kurmaya çalışmaktadır
    • D) Sanat kurumları hangi eserlerin değerli sayılacağı konusunda belirleyici bir rol üstlenmiştir
    • E) Demek ki estetik yargı, öznel ve kişiden kişiye değişen bir deneyimdir

    Boş yerden önce iki somut zıtlık verilmiştir: (1) estetik açıdan değersiz bulunan tablolar yüksek ekonomik değer taşır; (2) estetik açıdan değerli baskılar ekonomik olarak değersizdir. Boş yerden sonra gelen cümle 'bu durum... kurumsal, tarihsel ve ekonomik dinamikler tarafından belirlenir' sonucunu çıkarmaktadır. Boş yere, bu iki özel örneği toparlayan ve sonuca geçişi hazırlayan bir genel gözlem gereklidir. B seçeneği 'estetik değer ile ekonomik değerin örtüşmediğinin çok sayıda örneği mevcuttur' diyerek önceki iki somut durumu genelleştirmekte ve sonraki cümleye zemini hazırlamaktadır. C seçeneği erken bir sonuç cümlesidir ve son cümlenin işlevini çalmaktadır. D seçeneği öznel yargı meselesine kayar, oysa parça bu yönde ilerlememektedir. A ve E seçenekleri parçanın mantık akışının dışında kalmaktadır.

  14. 14. Aşağıdaki parçada yazar için asıl sorun olarak öne çıkan olgu hangisidir? "Günümüzde 'eleştirel düşünme' kavramı eğitim söyleminin vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüştür. Ancak bu kavrama yapılan atıfların büyük çoğunluğu, eleştirel düşünmenin hangi koşullar altında mümkün olduğu sorusunu yanıtsız bırakmaktadır. Bir öğrenciye 'varsayımlarını sorgula' demek yeterli değildir; çünkü sorgulamanın kendisi bilgi, güven ve psikolojik güvenlik gerektirir. Üstelik eleştirel düşünmenin içeriksiz bir beceri olarak öğretilebileceği yanılsaması, onu gerçek anlamda besleyecek disiplin bilgisinden koparmaktadır."

    • A) Eleştirel düşünme kavramının içeriksizleştirilerek gerçek koşullarından koparılması
    • B) Öğrencilerin varsayımlarını sorgulamak için gerekli özgüvenden yoksun olması
    • C) Eleştirel düşünmenin bir beceri olarak öğretilmesinin pratik güçlükleri
    • D) Eğitim sistemlerinin eleştirel düşünme öğretimine yeterli zaman ayırmaması
    • E) Eğitimcilerin eleştirel düşünmeyi yanlış tanımlaması

    Parçanın iki temel şikâyeti vardır: (1) eleştirel düşünmenin nasıl mümkün olduğu sorusu yanıtsız kalmaktadır; (2) bu düşünme biçiminin içeriksiz bir beceri olarak öğretileceği yanılsaması, onu disiplin bilgisinden koparmaktadır. Bu iki şikâyetin ortak paydası, kavramın koşullarından ve içeriğinden soyutlanarak boşaltılmasıdır. C seçeneği bu temel sorunu en doğru biçimde ifade etmektedir. A seçeneği 'zaman' sorununu gündeme getirir; oysa parçada bu konuda bir eleştiri yoktur. B seçeneği 'pratik güçlükler' der; oysa yazar kavramsal bir yanılsamayı sorunsallaştırmaktadır. D seçeneği parçanın yalnızca bir cümlesini (özgüven ve psikolojik güvenlik) alıp ana sorun gibi sunar. E seçeneği 'yanlış tanımlama' iddiasını öne çıkarır; oysa yazar tanım sorununu değil, koşulların görmezden gelinmesini eleştirmektedir.

  15. 15. Bir düşünür, 'Özgürlük, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter,' derken aslında özgürlüğün tanımını sınırlı bir çerçeveye hapsetmektedir. Oysa özgürlük yalnızca başkasıyla çatışma anında değil, onunla iş birliği içinde de anlam kazanır. Tıpkı bir orkestranın her enstrümanının hem kendi partisini hem de bütünü gözetmesi gerektiği gibi. Bu durumda özgürlük, sınırın ta kendisi değil; sınırı anlamlı kılan uyumdur. Bu parçada yazarın asıl vurgulamak istediği düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Düşünürün tanımı, özgürlüğün sınırsız olamayacağını doğru biçimde ortaya koymaktadır.
    • B) Özgürlük, bireyin toplumsal kurallara tabi olmasıyla mümkündür.
    • C) Özgürlük ancak bireysel sınırların ortadan kalkmasıyla gerçek anlamını bulur.
    • D) Orkestra metaforu, özgürlüğün sanatla ilişkisini açıklamak için kullanılmıştır.
    • E) Özgürlük kavramı yalnızca bireyler arasındaki çatışma bağlamında değerlendirilemez.

    Yazar, özgürlüğün yalnızca 'başkasıyla çatışma anında' anlam kazandığını savunan görüşü eleştirmekte ve özgürlüğün 'iş birliği içinde' de anlam kazandığını öne sürmektedir. Orkestra metaforu bu iş birliğini somutlaştırmak için kullanılmıştır; özgürlüğün sanatla ilişkisini açıklamak için değil. Asıl vurgu, özgürlük tanımının çatışma bağlamıyla sınırlandırılamayacağıdır. Bu nedenle doğru yanıt B'dir.

  16. 16. Edebiyat tarihçileri, bir dönemin edebi eserlerini incelerken çoğunlukla 'dönemin ruhu'ndan söz ederler. Ancak bu yaklaşım, eseri dönemin bir ürünü olarak görüp yazarın özgün katkısını ikinci plana iter. Öte yandan eseri yalnızca yazarın bireysel dehasına bağlamak da dönemi ve toplumsal bağlamı görmezden gelir. Gerçek bir edebi çözümleme, bu iki yaklaşımın hiçbirini mutlaklaştırmadan ikisi arasında dinamik bir gerilimi sürdürmelidir. Aşağıdakilerden hangisi bu parçanın ana savına en güçlü itirazı oluşturur?

    • A) Bazı eserler dönemlerinin çok ötesinde evrensel değerler taşıdığından dönem çözümlemesi yetersiz kalır.
    • B) Yazarın bireysel katkısı ile dönem koşulları arasında kesin bir sınır çizmek metodolojik açıdan mümkün değildir; dolayısıyla 'dinamik gerilim' önerisi uygulanamaz bir soyutlamadır.
    • C) Bireysel deha yaklaşımı, Rönesans sonrası Batı edebiyatında başarıyla uygulanmıştır.
    • D) Edebi eserlerin dönemlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceği birçok çalışmayla kanıtlanmıştır.
    • E) Edebiyat tarihçilerinin kullandığı 'dönemin ruhu' kavramı bilimsel bir temel taşımamaktadır.

    Yazarın önerisi, iki yaklaşım arasında 'dinamik bir gerilimi sürdürmek'tir. Bu öneriye en güçlü itiraz, bu gerilimin pratikte nasıl kurulacağının belirsiz olduğunu ve iki değişkenin birbirinden metodolojik olarak ayrıştırılamayacağını öne süren B seçeneğidir. Diğer seçenekler ya bir yaklaşımı savunmakta ya da yazarın argümanının yanında yer almaktadır; hiçbiri yazarın çözüm önerisini doğrudan geçersiz kılmamaktadır.

  17. 17. İnsanlığın büyük sorunlarına çözüm arayanlar, çoğunlukla teknik aklın sunduğu araçlara başvurur. Bu araçlar ölçülebilir, denetlenebilir ve öngörülebilirdir. Ne var ki insan acısı, sosyal adaletsizlik ve anlam yitimi gibi sorunlar teknik çözümlere direnir; çünkü bu sorunlar özünde normatif sorulardır, yani 'ne yapabiliriz' değil 'ne yapmalıyız' sorusunu içerir. Teknik akıl bu ikinci soruyu sormayı bilmez; yalnızca birinci soruyu yanıtlar. Bu parçadan hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşmak en doğrudur?

    • A) 'Ne yapabiliriz' sorusu 'ne yapmalıyız' sorusundan her zaman önce gelmelidir.
    • B) İnsan acısı ve anlam yitimi gibi sorunlar yalnızca felsefeyle çözülebilir.
    • C) Normatif sorular, bilimsel yöntemlerle hiçbir zaman ele alınamaz.
    • D) Teknik akıl, insanlığın sorunlarını çözmede tamamen yetersizdir.
    • E) Teknik aklın uygulama alanı ile normatif soruların alanı birbirinden farklı yapılar içerdiğinden teknik çözümler normatif sorunların yalnızca bir boyutunu karşılayabilir.

    Yazar teknik aklı tamamen reddetmiyor; onun sınırlarını çiziyor. 'Teknik akıl yalnızca birinci soruyu yanıtlar' ifadesi, teknik aklın 'ne yapabiliriz' sorusuna yanıt verdiğini gösterir. Bu, teknik aklın tümüyle işlevsiz olduğu anlamına gelmez; normatif boyutu kapsayamadığı anlamına gelir. A seçeneği abartılı ve metne aykırıdır. B seçeneği 'hiçbir zaman' ifadesiyle aşırıdır. D ve E seçenekleri metinden çıkmayan yargılardır. Doğru yanıt C'dir.

  18. 18. Aşağıdaki iki paragraf birbirine bağlanarak bir metin oluşturulacaktır: [I] Geleneksel toplumların hafızası, kuşaktan kuşağa sözlü aktarımla yaşatılırdı. Bu aktarım süreci yalnızca bilgi iletmez; anlatıcının kimliğini, dinleyicinin bağlamını ve topluluğun değerlerini de içerirdi. [II] ...... [III] Bu nedenle dijital arşivleme, kültürel hafızayı korumak için yeterli değil; onu 'taşıyan' toplulukların varlığını da gerektirir. Bu metne [II]. paragraf olarak aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • A) Hafıza, bireysel deneyimlerin toplamından ibaret olmayıp toplumsal inşanın bir ürünüdür.
    • B) Oysa dijital arşivleme, içeriği bağlamından, aktarıcısından ve topluluğundan soyutlayarak yalnızca veriye dönüştürür.
    • C) Dijital teknolojiler, bu tür bilgileri binlerce yıl bozulmadan saklayabilecek kapasitededir.
    • D) Sözlü kültür geleneği, günümüzde birçok toplumda hâlâ sürdürülmektedir.
    • E) Kültürel miras kavramı, UNESCO tarafından somut ve somut olmayan miras olarak ikiye ayrılmaktadır.

    Paragraf I, sözlü aktarımın yalnızca bilgi değil bağlam ve kimlik de içerdiğini söylüyor. Paragraf III ise dijital arşivlemenin yetersizliğinden ve topluluğun varlığının gerekliliğinden söz ediyor. Bu iki paragrafı mantıksal olarak bağlayan köprü, dijital arşivlemenin neyi kaçırdığını açıklamalıdır. B seçeneği tam olarak bunu yapmaktadır: dijital arşivlemenin bağlamı ve topluluğu yok sayarak yalnızca veriyi koruduğunu belirterek III. paragrafın gerekçesini hazırlar.

  19. 19. Bir bilim insanı şöyle diyor: 'Deneysel bulgularımız teorimizi doğrulamaktadır.' Ancak Popper'a göre bilimsel bir teori, doğrulamayla değil yanlışlanabilirlik ilkesiyle değer kazanır. Çünkü yeterince yaratıcı bir zihin, hemen her teoriyi doğrulayacak kanıt bulabilir. Asıl güçlü teori, hangi koşulda yanlışlanacağını önceden söyleyen teoridir. Bu parçaya dayanarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    • A) Doğrulama yöntemi, bilimsel araştırmalarda hiçbir işlev taşımaz.
    • B) Yanlışlanabilirlik ilkesi, yalnızca doğa bilimleri için geçerlidir.
    • C) Bilim insanının yorumu, teorisinin yanlış olduğunu göstermektedir.
    • D) Bir teorinin doğrulayıcı kanıt bulması, o teorinin bilimsel niteliğini garanti etmez.
    • E) Popper, bilim insanlarının deneysel bulguları görmezden gelmesini önermektedir.

    Popper'ın argümanı şudur: 'yaratıcı bir zihin her teori için doğrulayıcı kanıt bulabilir.' Bu, doğrulamanın tek başına bilimselliği garantilemediği anlamına gelir. A seçeneği Popper'ın görüşünü çarpıtmaktadır; o bulguları reddetmeyi değil yanlışlanabilirliği ölçüt almayı öneriyor. B seçeneği metinde yer almayan aşırı bir yargıdır. D seçeneği metinden çıkarılamaz. E seçeneği hatalıdır; metinde teorinin yanlış olduğuna dair bir bilgi yoktur. Doğru yanıt C'dir.

  20. 20. Aşağıdaki cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi üçüncü sıraya gelir? I. Ne var ki bu kabul, sanatın özerkliğini değil; onun her koşulda bir bağlam içinde var olduğunu söyler. II. Hiçbir sanat eseri, üretildiği toplumsal ve tarihsel koşullardan tam anlamıyla bağımsız değildir. III. Sanatın özerk olduğunu savunanlar bu noktada şunu öne sürer: bağlamda doğmak, bağlama mahkûm olmak demek değildir. IV. Dolayısıyla eserin bağlamla ilişkisi, bir kısıt değil; bir çıkış noktasıdır. V. Pek çok sanat eleştirmeni bu gerçeği artık tartışmasız kabul etmektedir.

    • A) IV
    • B) II
    • C) V
    • D) I
    • E) III

    Mantıksal sıralama şöyledir: II (genel önerme: sanat bağımsız değildir) → V (bu pek çok eleştirmen tarafından kabul edilmektedir) → I (ancak bu kabul özerkliği reddetmez, yalnızca bağlamı kabul eder) → III (özerklik savunucuları: bağlamda doğmak mahkûm olmak değildir) → IV (sonuç: bağlam kısıt değil, çıkış noktasıdır). Üçüncü sıraya gelen cümle I'dir. Doğru yanıt A'dır.

  21. 21. Toplumsal hareketlerin tarihine bakıldığında, başarılı olanların ortak bir özelliği dikkat çeker: bu hareketler, hedeflerini yalnızca 'karşı çıktıkları şey' üzerinden değil 'amaçladıkları şey' üzerinden de tanımlamıştır. Salt olumsuzlama üzerine kurulu hareketler, rakibinin çöküşüyle birlikte kendi varoluş gerekçelerini de yitirir ve dağılır. Yapıcı bir vizyon, harekete hem seferberlik hem de sürdürülebilirlik kazandırır. Bu parçanın düşünce akışıyla en uyumlu başlık aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Vizyon Eksikliğinin Toplumsal Hareketleri Nasıl Çökertiği
    • B) Karşı Çıkmanın Ötesinde: Toplumsal Hareketlerde Yapıcı Vizyon
    • C) Toplumsal Hareketlerin Tarihsel Başarısızlıkları
    • D) Seferberlik ve Sürdürülebilirlik Arasındaki Çelişki
    • E) Olumsuzlamanın Güçlü Bir Siyasi Araç Olarak Kullanımı

    Metnin ana fikri, başarılı hareketlerin 'ne karşısında olduklarını' değil 'ne istediklerini' de tanımlaması gerektiğidir. D seçeneği hem 'karşı çıkmanın ötesinde' ifadesiyle olumsuzlamanın yetersizliğini hem de 'yapıcı vizyon' ifadesiyle asıl mesajı doğrudan yansıtmaktadır. A seçeneği odağı başarısızlığa çeviriyor. B seçeneği olumsuzlamayı güçlü gösterdiği için metne aykırı. C seçeneği tek boyutlu. E seçeneği metinde çelişki olduğunu ima ediyor ama metin bunu söylemiyor.

  22. 22. Bir yazar şöyle diyor: 'Çocuklukta öğrendiğimiz ahlaki değerler, yetişkinlikte akıl yürütmeyle değiştirilemez; çünkü bu değerler duygusal belleğe işlenmiştir, bilişsel katmana değil.' Bu görüşün temel mantıksal zayıflığı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Ahlaki değerlerin duygusal bellekle ilişkili olduğu kanıtlanmamıştır.
    • B) Yazarın argümanı, kültürel farklılıkları ve ahlaki çoğulculuğu göz ardı etmektedir.
    • C) Görüş, duygusal ve bilişsel süreçlerin birbirinden kesin biçimde ayrıştırılabileceğini varsaymakta; oysa bu ayrım hem nörobilimsel hem de felsefi açıdan tartışmalıdır.
    • D) Yetişkinlerin ahlaki kararları yalnızca akıl yürütmeyle almadığı bilinmektedir.
    • E) Çocukluk döneminde öğrenilen her değer mutlaka duygusal belleğe işlenmez.

    Yazarın argümanı, duygusal bellek ile bilişsel katmanın birbirinden keskin biçimde ayrıştırılabileceğini varsayıyor. Ancak nörobilimsel araştırmalar duygu ve biliş süreçlerinin iç içe geçtiğini göstermektedir. Bu temel varsayım sorgulanmadan argümanın geri kalanı da geçersiz kalır. C seçeneği tam da bu yapısal zayıflığı, yani argümanın dayandığı gizli varsayımı eleştirmektedir. Diğer seçenekler argümanın yan ayrıntılarını ele alır; merkezi mantıksal yapısını değil.

  23. 23. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisi, metnin genel savından kopuk ya da mantıksal tutarsızlık içermektedir? (I) Modern kentler, yoğun nüfuslarına karşın insanları yalnızlaştıran mekânlar hâline gelmiştir. (II) Komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, ortak kamusal alanların azalması ve dijital iletişimin yüz yüze etkileşimin yerini alması bu yalnızlaşmanın başlıca nedenleri arasında sayılabilir. (III) Oysa tarihsel olarak köy ve küçük kasabalar, sosyal denetimin baskısıyla bireyi topluma entegre ederdi. (IV) Bu durum, geleneksel toplulukların kentlerden özce farklı olduğunu kanıtlar. (V) Dolayısıyla kent planlamacılarının öncelikli görevi, topluluk duygusunu yeniden inşa etmek olmalıdır.

    • A) II
    • B) III
    • C) V
    • D) I
    • E) IV

    IV. cümle, 'bu durum geleneksel toplulukların kentlerden özce farklı olduğunu kanıtlar' demektedir. Oysa III. cümledeki bilgi (sosyal denetim yoluyla entegrasyon), yalnızca geleneksel toplulukların farklı bir mekanizma kullandığını gösterir; 'özsel farklılık' gibi ontolojik bir sonuca varmak mantıksal açıdan hatalıdır. Üstelik bu yargı V. cümlenin sonucunu desteklememektedir. Metnin akışı I→II→III→V biçiminde kurgulanabilirdi; IV bu akışı sekteye uğratmakta ve fazladan bir ontolojik iddia eklemektedir.

  24. 24. Dil, dünyayı yansıtmaz; dünyayı inşa eder. Bu radikal görüş, dilin gerçekliği olduğu gibi aktardığını varsayan geleneksel anlayışa meydan okur. Eğer bu doğruysa, farklı diller konuşan topluluklar yalnızca farklı şeyleri söylemiyor; farklı gerçeklikler içinde yaşıyordur. Ancak bu görüşün mantıksal sınırını da görmek gerekir: eğer dil gerçekliği tamamen inşa ediyorsa, dilden bağımsız hiçbir referans noktası kalmaz ve görüşün kendisi de kendi iddiasını doğrulayamaz hâle gelir. Bu parçanın son cümlesi hangi argüman türünü kullanmaktadır?

    • A) Tarihsel örnekle sınırlama
    • B) Otorite referansı yoluyla itiraz
    • C) Analoji yoluyla çürütme
    • D) Ampirik karşı kanıt sunma
    • E) Tümdengelimsel çelişki (reductio ad absurdum)

    Son cümle, 'eğer dil gerçekliği tamamen inşa ediyorsa, görüşün kendisi de kendi iddiasını doğrulayamaz' demektedir. Bu, önermenin kendi içinde kendi geçerliliğini yok ettiğini göstermekte, yani önermeyi kendi sonuçlarına taşıyarak tutarsızlığa ulaşmaktadır. Bu yapı klasik reductio ad absurdum biçimidir: öncülü kabul edip saçma ya da paradoksal bir sonuca ulaşmak. A'da analoji, B'de deneysel veri, D'de otorite, E'de tarihsel örnek yoktur.

  25. 25. Bir tarihçi şunu iddia etmektedir: 'Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi, sistematik bir planın değil; zincir hâlinde birbirini tetikleyen hataların ve yanlış anlamaların ürünüdür.' Bir başka tarihçi ise şunu savunmaktadır: 'Savaş, büyük güçlerin ekonomik çıkarları ve emperyalist rekabet göz önünde bulundurulduğunda kaçınılmazdı; yanlış anlamalar yalnızca fitili ateşledi.' Bu iki görüş arasındaki temel metodolojik ayrılık nedir?

    • A) İki görüş arasında gerçek bir çelişki yoktur; her ikisi de aynı olguyu farklı düzlemlerde açıklamaktadır.
    • B) Birincisi bireysel eylemlere, ikincisi yapısal güçlere öncelik tanıyan tarih yazımı anlayışlarını temsil etmektedir.
    • C) Birincisi belgesel kanıtlara, ikincisi ekonomik verilere dayanmaktadır.
    • D) Birinci tarihçi barışın mümkün olduğunu savunurken, ikincisi savaşın zorunlu olduğunu ileri sürmektedir.
    • E) Birinci tarihçi savaşın suçlularını belirsiz bırakırken, ikincisi belirli devletleri sorumlu tutmaktadır.

    Birinci tarihçi, savaşın nedenini bireylerin hataları ve yanlış anlamalarına bağlamaktadır; bu bir 'aktör merkezli' (agency-based) yaklaşımdır. İkinci tarihçi ise emperyalist rekabet ve ekonomik çıkarlar gibi yapısal güçlere öncelik tanımaktadır; bu bir 'yapısal' (structural) yaklaşımdır. Tarih yazımında bu iki paradigma arasındaki gerilim temel bir metodolojik tartışmadır. B seçeneği bu ayrımı doğrudan ifade etmektedir. D seçeneği yanıltıcıdır: iki görüş birbiriyle gerçek bir gerilim içindedir, çünkü biri savaşın önlenebilir olduğunu ima ederken diğeri kaçınılmazlığı savunmaktadır.