menu
MemurOl
Türkçe Testleri

TURKCE - paragraf (Bölüm 9)

TURKCE - paragraf (Bölüm 9)

Soru 1 / 25

Aşağıdaki parçada yazarın temel savı hangisidir? 'Modernliğin en büyük yanılsamalarından biri, ilerlemenin sürekli ve kaçınılmaz olduğu inancıdır. Bu inanç, tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz; zira tarih, doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemez. Uygarlıklar çökmüş, bilgiler unutulmuş, özgürlükler yeniden kazanılmak zorunda kalınmıştır. Bununla birlikte modern insan, geçmişin bu derslerini kendi dönemine taşımak yerine onu yalnızca bir referans noktası olarak kullanmayı tercih etmektedir. Bu tutum, bizi tarihten öğrenmekten değil, yalnızca onu okumaktan ibaret bir konuma mahkûm etmektedir.'

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıdaki parçada yazarın temel savı hangisidir? 'Modernliğin en büyük yanılsamalarından biri, ilerlemenin sürekli ve kaçınılmaz olduğu inancıdır. Bu inanç, tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz; zira tarih, doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemez. Uygarlıklar çökmüş, bilgiler unutulmuş, özgürlükler yeniden kazanılmak zorunda kalınmıştır. Bununla birlikte modern insan, geçmişin bu derslerini kendi dönemine taşımak yerine onu yalnızca bir referans noktası olarak kullanmayı tercih etmektedir. Bu tutum, bizi tarihten öğrenmekten değil, yalnızca onu okumaktan ibaret bir konuma mahkûm etmektedir.'

    • A) Tarih bilgisi modern insanın karar alma süreçlerinde belirleyici bir işlev görmemektedir.
    • B) Uygarlıkların çöküşü, ilerlemeci tarih anlayışının teorik zeminini tamamen çürütmektedir.
    • C) İlerlemeci tarih anlayışı, bilimsel verilere değil ideolojik önyargılara dayanmaktadır.
    • D) Tarihten öğrenme kapasitesini yitiren toplumlar kaçınılmaz olarak gerilemeye mahkûm olmaktadır.
    • E) Modern insan tarihi işlevsel biçimde içselleştirmediği için ilerleme yanılsamasını aşamamaktadır.

    Parçanın ana savı iki katmanlıdır: (1) ilerlemenin kaçınılmaz olduğu yanılsaması var, (2) bu yanılsamanın devam etmesinin sebebi modern insanın tarihi yalnızca okuyup içselleştirmemesidir. C seçeneği bu iki katmanı birleştiren tek seçenektir. A seçeneği doğru olmakla birlikte parçanın sonuç cümlesini açıklamıyor, yalnızca bir tespiti yansıtıyor. D seçeneği ise parçanın destekleyici argümanını ana sav olarak sunmakta, bu nedenle yanıltıcıdır. B'deki 'ideolojik önyargı' ifadesine parçada hiç değinilmemiştir.

  2. 2. Aşağıdaki iki parçadan çıkarılabilecek ortak yargı hangisidir? Parça I: 'Dilin sadeliği, düşüncenin derinliğini azaltmaz; aksine onu daha erişilebilir kılar. Karmaşık bir üslupla örtülmüş basit bir fikir, ancak gösteriş değeri taşıyabilir.' Parça II: 'Felsefe tarihinin en kalıcı metinleri, çoğunlukla en yalın üslupla yazılanlardır. Okuyucuyu yormak yerine onu düşünmeye davet eden yazı, gerçek entelektüel değer taşır.'

    • A) Dilsel yalınlık, düşünsel değeri artırır; ağır üslup ise değeri gizler.
    • B) Karmaşık üslup, içerik yetersizliğini gizleme aracına dönüşebilir.
    • C) Üslubun sadeliği ile düşüncenin niteliği arasında doğrudan bir ilişki yoktur.
    • D) Felsefi derinlik, ancak sade ve anlaşılır bir dille ifade edilebilir.
    • E) Okuyucuyu düşünmeye davet eden yazı, kalıcı entelektüel iz bırakır.

    Her iki parça da 'sade dil = daha iyi iletişim' ve 'karmaşık üslup = gerçek derinliği örtme tehlikesi' yargısını taşımaktadır. C seçeneği bu iki boyutu da kapsayan tek seçenektir. A seçeneği aşırı genelleyicidir; parçalar 'felsefi derinlik ancak sadelikle ifade edilir' demiyor, sadeliğin erişimi kolaylaştırdığını söylüyor. D seçeneği yalnızca II. parçanın bir boyutuna karşılık gelmektedir. B seçeneği ise yalnızca I. parçanın bir tespitini yansıtır, ortak yargı değildir.

  3. 3. Aşağıdaki parçada altı çizili cümlenin parça içindeki işlevi nedir? 'Ekonomik büyüme uzun yıllar boyunca refahın tek göstergesi olarak kabul edildi. Gayri safi yurt içi hasıla rakamları, bir ülkenin başarısının özeti sayıldı. Ancak bu anlayış, derin bir eksiklik barındırıyordu. __Bir ülkenin ortalama geliri yüksek olabilir; ama bu gelir, nüfusun küçük bir kesiminde yoğunlaşıyorsa mutluluk ve refah o ülkede eşit dağılmıyordur.__ Bu nedenle pek çok ekonomist artık insani gelişme endeksleri, eşitsizlik katsayıları ve öznel iyi oluş ölçütleri gibi çok boyutlu göstergelere yönelmektedir.'

    • A) Paragrafın ana savını özetleyen bir çıkarım niteliği taşımaktadır.
    • B) Önceki tezin yanlışlığını somut verilerle kanıtlamaktadır.
    • C) Sonraki önerilerin teorik temelini açıklamaktadır.
    • D) Alternatif ölçütlerin neden yetersiz kaldığını dolaylı biçimde ortaya koymaktadır.
    • E) Önceki tespitteki eksikliği somutlaştırarak argümanın köprüsünü kurmaktadır.

    Altı çizili cümle, öncesinde soyut olarak dile getirilen 'derin eksiklik' tespitini somut bir örnekle açıklamakta (gelir yüksek olabilir ama eşitsiz dağılıyorsa refah yok) ve bu sayede arkasından gelen 'çok boyutlu göstergelere yönelme' sonucuna mantıksal geçişi sağlamaktadır. Bu işlev D'de tanımlanmaktadır. A yanlıştır çünkü 'somut veriler' değil, hipotetik bir örnek kullanılmaktadır. C yanlıştır çünkü altı çizili cümle paragrafın ana savını değil, bir ara argümanı özetlemektedir.

  4. 4. Aşağıdaki parçada yazarın görüşüyle çelişen ifade hangisidir? 'Sanat eleştirisi, sanatı izah etmek için değil, onunla karşılaşmayı derinleştirmek için vardır. İyi bir eleştiri, eserin önüne geçmez; onu gölgelemez. Aksine izleyiciye ya da okuyucuya, esere girecek yeni kapılar açar. Eleştirmenin görevi yargılamak değil, olası anlamları genişletmektir. Bu nedenle bir eleştiri metnini okuduktan sonra esere olan ilginiz azalmışsa, o eleştiri kendi işlevine ihanet etmiştir.'

    • A) Eleştirinin asıl amacı, izleyiciyi esere daha derin bir şekilde bağlamaktır.
    • B) İyi eleştiri, esere yaklaşmak için farklı perspektifler sunar.
    • C) Eleştiri, eserin tüm anlamlarını nihai olarak belirleyip sınıflandırmalıdır.
    • D) Eleştirmenin rolü yargılamak değil, anlam olanaklarını çoğaltmaktır.
    • E) Bir eleştiri esere olan ilgiyi öldürüyorsa amacından sapıyor demektir.

    Parçada eleştirinin işlevi 'olası anlamları genişletmek', 'yeni kapılar açmak' olarak tanımlanmaktadır. A seçeneğinde ise eleştirinin anlamları 'nihai olarak belirleyip sınıflandırması' gerektiği söylenmektedir; bu, parçanın savunduğu açık uçlu, genişletici eleştiri anlayışıyla doğrudan çelişmektedir. B, C, D ve E seçeneklerinin hepsi parçanın içeriğiyle uyumludur.

  5. 5. Aşağıdaki parçada geçen 'suskunluğun dili' metaforuyla kastedilen anlam hangisidir? 'İletişim araştırmacıları, sözcüklerin iletişimdeki payının tahmin edilenden çok daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Sesimizin tonu, duruşumuz, gözlerimizin yönü; bunların tümü konuşmadan önce konuşur. Dahası kimi zaman en anlamlı şeyi söyleyen, susandır. Bir konuşmada kritik bir noktada oluşan sessizlik, uzun bir açıklamadan daha fazlasını ifade edebilir. Bu bağlamda 'suskunluğun dili', söylemediğimiz şeylerin söylediklerimizden daha yüklü anlam taşıyabileceğine işaret eder.'

    • A) Sessizliğin bazen kasıtlı bir iletişim stratejisi olarak kullanıldığı
    • B) Söylenmeyenlerin, söylenenlerden daha derin anlam içerebildiği
    • C) İnsanların gerçek duygularını sözcüklerle değil suskunlukla aktardığı
    • D) Sessizliğin bir iletişim biçimi olarak toplumdan topluma farklı yorumlandığı
    • E) Sözsüz iletişimin sözlü iletişimden her durumda daha etkili olduğu

    Parçanın son cümlesi metaforu doğrudan açıklamaktadır: 'söylemediğimiz şeylerin söylediklerimizden daha yüklü anlam taşıyabileceği.' C seçeneği bu tanımı yansıtmaktadır. A seçeneği dar ve kasıtlılık boyutunu öne çıkaran bir yorum sunar; parçada bu vurgu yoktur. B seçeneğinde 'her durumda' genellemesi parçayla çelişir, çünkü parça 'kimi zaman' ifadesini kullanmaktadır. D seçeneği 'her zaman' içeren aşırı bir genelleme yapmaktadır.

  6. 6. Aşağıdaki parçanın anlam akışına göre, yazarın sonraki paragrafta en muhtemel olarak ele alacağı konu hangisidir? 'Küreselleşme, kültürel çeşitliliği tehdit eden bir güç olarak mı, yoksa onu zenginleştiren bir fırsat olarak mı değerlendirilmelidir? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde hangi kültürlerin küresel bilgi akışının merkezinde, hangilerinin çeperinde yer aldığına bağlıdır. Güçlü ekonomilere sahip toplumların kültürel ürünleri dünya genelinde kolayca dolaşırken, küçük ya da ekonomik olarak zayıf toplumların kültürel ifadeleri görünmez kalmaya devam etmektedir. Bu asimetrik ilişki, yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil; aynı zamanda sembolik bir tahakküm biçimidir.'

    • A) Küçük toplumların kültürel kimliklerini koruma stratejileri
    • B) Sembolik tahakkümün kırılması için önerilen kültürel politika modelleri
    • C) Küresel kültür endüstrisinin tarihsel gelişimi ve dönüşümü
    • D) Ekonomik eşitsizlik ile kültürel çeşitlilik arasındaki nedensellik ilişkisi
    • E) Küreselleşme karşıtı hareketlerin kültürel söylem üzerindeki etkisi

    Parça, asimetrik kültürel ilişkinin 'sembolik bir tahakküm biçimi' olduğu tespitiyle bitmektedir. Bu güçlü bir sorun tespitinin sonuç cümlesidir. Akademik yazı geleneğinde böyle bir sorun tespitinin ardından genellikle bu durumun nasıl aşılabileceğine dair politika önerileri ya da çözüm modelleri gelir. B seçeneği bu mantıksal akışı en doğru biçimde yansıtmaktadır. D seçeneği cazip görünebilir ancak daha dar ve bireysel bir strateji boyutuna işaret etmektedir; parçanın sistemik/yapısal dili, B'deki 'kültürel politika modelleri' ifadesiyle daha uyumludur.

  7. 7. Aşağıdaki parçada yazarın eleştirdiği düşünce biçimi hangisidir? 'Bir sorunla karşılaştığımızda çoğu zaman ilk başvurduğumuz çözüm, sorunu ortadan kaldırmak değil, görünmez kılmaktır. Kentlerdeki yoksulluğu çözmek yerine yoksulları gözden ırak mekânlara taşırız. Trafik sorununu çözmek yerine tüneller ve köprülerle onu gizleriz. Ruhsal acıyı işlemek yerine onu uyuşturmaya çalışırız. Bu eğilim yalnızca bireysel değil, kurumsal ve toplumsal düzeyde de kendini gösterir. Sorunları yönetme adına aslında onları derinleştirdiğimizin farkında bile olmayız.'

    • A) Sorunları bastırarak ya da gizleyerek yönetmeyi çözüm sayan yanılgı
    • B) Kurumsal çözüm mekanizmalarının bireysel müdahalelere tercih edilmesi
    • C) Sorunların yapısal nedenlerini değil görünür belirtilerini hedef alan yaklaşım
    • D) Toplumsal sorunların teknik araçlarla çözülebileceğine duyulan aşırı güven
    • E) Sorunların kısa vadeli çözümlerle kalıcı sonuçlar doğurabileceğine olan inanç

    Parçada verilen örneklerin ortak paydası şudur: sorun çözülmüyor, sadece görünmez hale getiriliyor (yoksulları taşımak, tünelle gizlemek, uyuşturmak). Yazar bu eğilimi, sorunu 'yönetme adına onu derinleştirme' olarak nitelendiriyor. D seçeneği bu eleştiriyi en doğrudan şekilde ifade etmektedir. B seçeneği 'yapısal nedenler' gibi bir boyutu öne çıkarıyor ki bu parçada vurgulanmıyor; parça nedenlerden değil müdahale biçiminden söz ediyor. A seçeneğinin 'kısa vadeli çözümler' ifadesi parçayla ilgisiz bir boyutu hedef almaktadır.

  8. 8. Aşağıdaki parçada anlam bakımından diğerlerinden farklı işlev üstlenen cümle hangisidir? (I) Teknoloji, zamanı yönetmemizi kolaylaştırmak için tasarlanmıştır. (II) Ne var ki araştırmalar, akıllı cihazların yoğun kullanıcılarının zamanı daha verimli değil, daha parçalı biçimde yaşadığını göstermektedir. (III) Bildirimler, dikkat süresini kısaltarak derin düşünce için gerekli zihinsel ortamı ortadan kaldırmaktadır. (IV) Sosyal medya platformları ise kullanıcıyı sürekli uyarılmış ama hiçbir şeyi tamamlamamış bir döngüde tutmaktadır. (V) Dolayısıyla teknolojiyle ilişkimizi yeniden düşünmek, bireysel bir tercih değil varoluşsal bir zorunluluk haline gelmiştir.

    • A) I
    • B) V
    • C) III
    • D) II
    • E) IV

    Cümle I, teknolojinin tasarım amacını tarafsız biçimde aktarmaktadır ve 'karşı tez' ya da 'başlangıç önermesi' işlevi görmektedir. Diğer cümleler (II, III, IV, V) bu önermeyi çürüten bir argüman zinciri oluşturmakta; II genel veriyle karşı argümanı başlatmakta, III ve IV somut mekanizmalarla desteklemekte, V ise sonuca ulaşmaktadır. Dolayısıyla I, içerik olarak diğerlerinden farklı bir işlev (karşı tezin kurulacağı zemin) üstlenmektedir.

  9. 9. Aşağıdaki parçada boşluğa gelecek en uygun cümle hangisidir? 'Empati, başkasının acısını hissetmek değil, onu anlamaya çalışmaktır. Bu ayrım küçük görünebilir ama sonuçları itibarıyla büyüktür. Birinin acısını hissettiğimizde odak, farkında olmadan karşıdaki kişiden bize kayar; onun deneyimini kendi duygusal tepkimiz üzerinden yorumlamaya başlarız. _______ Bu nedenle gerçek empatinin, duygu seline kapılmaktan değil; dinginlikle, sabırla ve önyargısız bir dikkatle dinlemekten geçtiğini söylemek yanlış olmaz.'

    • A) Nitekim duygusal zeka araştırmacıları da benzer bir ayrıma dikkat çekmektedir.
    • B) Böylece karşımızdaki kişinin ne hissettiğini daha iyi kavramış oluruz.
    • C) Oysa empati kurmak için ortak deneyimlere sahip olmak şart değildir.
    • D) Bu da bizi anlama çabasından uzaklaştırarak yansıtıcı bir dinleyiciye dönüştürür.
    • E) Aksi halde empati, bireyler arasında duygusal bir köprü işlevi göremez.

    Boşluktan önce, acıyı hissetmeye çalışırken odağın karşıdaki kişiden kendimize kaydığı söylenmektedir. Boşluktan sonra ise 'duygu seline kapılmanın' değil, 'dinginlikle dinlemenin' gerçek empati olduğu sonucuna varılmaktadır. B seçeneği bu iki düşünceyi bağlamaktadır: odak kayışının bizi 'yansıtıcı bir dinleyiciye', yani anlama çabasından uzak birine dönüştürdüğünü söyleyerek hem önceki gözlemi tamamlar hem de sonuç için zemin hazırlar. C seçeneği öncekiyle çelişir; D parçanın mantıksal akışına katkı sağlamaz.

  10. 10. Aşağıdaki parçada yazar, hangi iki düşünceyi birbirinin karşısına koymaktadır? 'Özgürlük kavramı, felsefe tarihinde iki farklı eksen üzerinde tartışılmıştır. Birinci eksen, özgürlüğü dış kısıtlamaların yokluğu olarak tanımlar: engel yoksa özgürsünüzdür. İkinci eksen ise özgürlüğü iç kapasite olarak ele alır: gerçek özgürlük, seçeneklerinizin bulunmasından değil, bu seçenekleri anlamlı biçimde kullanabilme yetkinliğinden geçer. İlk anlayışa göre bir çocuk müzisyen olmakta özgürdür; ikinci anlayışa göre ise bu özgürlük, eğitim, kaynak ve fırsat olmadan anlamsızdır.'

    • A) Bireysel özgürlük anlayışı ile kolektif özgürlük anlayışı
    • B) Negatif özgürlük ile pozitif özgürlük
    • C) Doğal özgürlük ile toplumsal özgürlük
    • D) Liberal özgürlük anlayışı ile sosyalist özgürlük anlayışı
    • E) Biçimsel özgürlük ile fiilî özgürlük

    Parçada iki eksen sunulmaktadır: (1) engel yoksa özgürsün (soyut/hukukî/biçimsel boyut) ve (2) seçenekleri kullanabilme yetkinliği gerekir (gerçek hayatta işlevsel olan/fiilî boyut). D seçeneğindeki 'biçimsel özgürlük' ve 'fiilî özgürlük' ayrımı bu iki boyutu tam olarak karşılamaktadır. B seçeneği (negatif/pozitif özgürlük) felsefe literatüründe Isaiah Berlin'in kavramlarına denk düşse de parçada bu terminoloji kullanılmamaktadır; parçanın sunduğu ayrım 'biçim/işlev' boyutuna daha yakındır. Soru 'parçada yazar hangi iki düşünceyi karşı karşıya koymaktadır?' diye sorduğundan metin odaklı yanıt D'dir.

  11. 11. Aşağıdaki parçada yapılan akıl yürütmedeki temel mantıksal hata nedir? 'Çocukken bol bol klasik müzik dinleyenlerin yetişkinlikte daha başarılı olduğuna dair araştırmalar mevcuttur. Bu veriden hareketle şunu söyleyebiliriz: Klasik müzik, çocukların bilişsel gelişimini doğrudan artırmaktadır. Öyleyse okullarda müzik derslerini artırmak, öğrencilerin akademik başarısını yükseltecektir.'

    • A) Müzik eğitiminin içeriği ile niteliği göz ardı edilmektedir.
    • B) İlişkisellik ile nedensellik birbirine karıştırılmaktadır.
    • C) Sonuç, kanıtlanmamış bir öncülden tümdengelimle çıkarılmaktadır.
    • D) Akademik başarı ile bilişsel gelişim özdeş kavramlar olarak ele alınmaktadır.
    • E) Araştırmaların genellenebilirliği sorgulanmadan kabul edilmektedir.

    Parçada yapılan temel hata, 'klasik müzik dinleyenler daha başarılı oluyor' gözleminden (korelasyon/ilişkisellik) 'klasik müzik bilişsel gelişimi artırıyor' sonucuna (nedensellik) geçişin meşru sayılmasıdır. Bu, klasik bir korelasyon-nedensellik yanılgısıdır. Başarılı çocukların daha zengin ailelerde yetişmiş olması, ya da o ailelerin hem müzik hem de eğitime yatırım yapması gibi üçüncü değişkenler göz ardı edilmektedir. B seçeneği bu hatayı tam olarak ifade etmektedir. D seçeneği cazip görünebilir ancak parçadaki hata tümdengelimsel biçimle değil, öncülün kendisinin yanlış türetilmesiyle ilgilidir.

  12. 12. Aşağıdaki parçanın anlam bütünlüğünü bozan cümle hangisidir? (I) Çevre etiği, yalnızca doğayı korumakla ilgilenen bir disiplin değildir. (II) Aynı zamanda insanın doğayla kurduğu ilişkinin ahlaki boyutlarını sorgulamaktadır. (III) Bu sorgulama, çevre sorunlarını teknik çözümlerle aşmaya çalışan mühendislik anlayışını destekler niteliktedir. (IV) Bir ormanı kesmek yalnızca ekonomik bir karar değil, aynı zamanda ahlaki bir tercih içermektedir. (V) Dolayısıyla çevre sorunlarına salt ekonomik ya da teknik yaklaşmak yetersizdir; etik bir boyut da zorunludur.

    • A) II
    • B) III
    • C) I
    • D) V
    • E) IV

    Parça, çevre etiğinin teknik çözümcülüğün ötesinde ahlaki bir boyut taşıdığını savunmaktadır. Cümle III ise 'teknik çözümlerle aşmaya çalışan mühendislik anlayışını destekler' demektedir ki bu, diğer cümlelerin kurduğu 'etik boyut şarttır, teknik yeterli değil' argümanıyla doğrudan çelişmektedir. V. cümle bu çelişkiyi daha da belirgin kılmaktadır. I, II, IV ve V birbirini mantıksal olarak destekleyen bir zincir oluştururken III bu zinciri kırmaktadır.

  13. 13. Aşağıdaki parçaya göre, 'anlatının gücü' kavramı ile ilgili hangisi söylenemez? 'İnsanlar verilere değil, hikayelere inanır. Bu, bir zayıflık değil; evrimsel bir uyarlamadır. Atalarımız, yaşananları nedensellik zincirlerine dökerek anlatan bireyler sayesinde hayatta kaldı. Anlatı, soyut bilgiyi somut deneyime dönüştürür; böylece bilgi, yaşanmış bir şeyin izini taşır. Ne var ki bu güç, siyasetçiler, pazarlamacılar ve demagoglar tarafından araçsallaştırılabilir. Verilerin ortaya koyduğu gerçeği alt edebilecek güçte bir anlatı üretmek mümkündür; ve insanların çoğu, bu durumda anlatıyı seçer.'

    • A) Anlatı, insanların karar alma süreçlerini doğrudan etkileyebilir.
    • B) Anlatı, evrimsel bir süreçte işlevsel bir araç olarak gelişmiştir.
    • C) Anlatı, manipülasyon amaçlı da kullanılabilmektedir.
    • D) Anlatının ikna gücü, içerdiği gerçeklik payıyla doğru orantılıdır.
    • E) Anlatı, bilgiyi daha kolay özümsenebilir hale getirir.

    Parçada şu açıkça söylenmektedir: 'verilerin ortaya koyduğu gerçeği alt edebilecek güçte bir anlatı üretmek mümkündür; ve insanların çoğu, bu durumda anlatıyı seçer.' Bu ifade, anlatının ikna gücünün gerçeklik payından bağımsız olabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla 'ikna gücü gerçeklik payıyla doğru orantılıdır' şeklindeki B seçeneği parçada yer almayan ve parçayla çelişen bir yargıdır. Diğer seçeneklerin hepsi parçanın içeriğinden çıkarılabilmektedir.

  14. 14. Aşağıdaki parçada yazarın asıl vurgulamak istediği düşünce hangisidir? 'Seyahat, çoğu zaman bir kaçış olarak kurgulanır: gündelik hayattan, sorumluluklardan, kendinden. Oysa deneyimli gezginler bilir: nereye gidersen git, kendini de yanında götürürsün. Bu paradoks, seyahatin anlamını ortadan kaldırmaz; aksine onu derinleştirir. Çünkü gerçek seyahat, coğrafi bir yer değiştirmeden ibaret değildir. Alışılagelen zihinsel çerçevelerin sorgulandığı, başka türlü bakmanın mümkün kılındığı bir süreçtir. Bu anlamda seyahat, kaçışın değil karşılaşmanın; hem dışarıyla hem de kendinizle karşılaşmanın adıdır.'

    • A) Kendinden kaçmayı amaçlayan seyahat, kişiyi ister istemez kendisiyle yüzleşmeye zorlar.
    • B) Gerçek seyahat, kişinin hem dış dünyayla hem de iç dünyasıyla yüzleşmesini gerektirir.
    • C) Seyahat etmek, var olan sorunları çözmez; yalnızca bakış açısı değişikliğine zemin hazırlar.
    • D) Seyahat, kaçış işlevini ancak kültürel farklılıklarla karşılaşıldığında yerine getirebilir.
    • E) Seyahatin değeri, gidilen yerin coğrafi uzaklığıyla değil kültürel yabancılığıyla ölçülür.

    Parçanın son cümlesi yazarın tezini özetlemektedir: seyahat 'hem dışarıyla hem de kendinizle karşılaşmaktır.' Bu, B seçeneğiyle örtüşmektedir. E seçeneği cazip görünebilir; ancak parçada 'ister istemez zorlama' değil, 'farkında olarak seçilen bir karşılaşma' vurgulanmaktadır. C seçeneği parçada yer almayan 'sorunları çözmez' tespitini sunmakta; D ise 'kültürel yabancılık' boyutunu öne çıkarmaktadır ki bu parçanın odak noktası değildir. B, hem 'dışarı' hem 'iç dünya' boyutunu kapsayan ve son cümleyle en tutarlı seçenektir.

  15. 15. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre hangisi getirilmelidir? 'Edebiyat tarihçileri, bir dönemin yazarlarını sınıflandırırken çoğunlukla 'okul' ya da 'akım' kavramına başvurur. Oysa bu sınıflandırmalar, yazarın özgün sesini geri plana iter; onu bir kalıbın temsilcisi hâline getirir. Balzac'ı yalnızca gerçekçiliğin kurucusu olarak tanımlamak, onun romantik damarını; Baudelaire'i yalnızca sembolistlerin öncüsü saymak ise onun Parnasçı disiplinini görmezden gelmek olur. ________ Bir yazarı tek bir etiketle tanımlamak, onu anlamak için değil, onu raflara yerleştirmek için yapılan bir edimdir.'

    • A) Dolayısıyla edebî akımlar, yazarın biyografisiyle örtüşen olgulardır.
    • B) Nitekim sınıflandırma, edebiyat tarihçilerinin vazgeçemediği temel bir yöntemdir.
    • C) Öte yandan gerçekçilik ve sembolizm, on dokuzuncu yüzyılın egemen akımlarıdır.
    • D) Bu nedenle akımlar, yazarları birbirine bağlayan ortak bir dil oluşturur.
    • E) Sınıflandırma, karmaşıklığı bastırarak anlaşılırlık yanılsaması yaratır.

    Parçanın ana fikri, yazarları tek bir akımla etiketlemenin onların çok boyutluluğunu örttüğüdür. Boşluktan önce Balzac ve Baudelaire örnekleriyle bu sorun somutlaştırılmış; boşluktan sonra ise 'anlamak için değil, raflara yerleştirmek için' ifadesiyle sınıflandırmanın işlevselci ve indirgemeci niteliğine vurgu yapılmıştır. D seçeneği ('karmaşıklığı bastırarak anlaşılırlık yanılsaması yaratır') hem önceki örnekleri özetleyen hem de sonraki cümleyi mantıksal olarak hazırlayan köprü görevini üstlenmektedir. Diğer seçenekler ya düşünceye karşıt bir yön çizmekte (A, B, E) ya da bağlam dışı kalmaktadır (C).

  16. 16. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşünce bütünlüğünü bozmaktadır? (I) Bilim, doğrulanabilirlik ilkesi üzerine kurulmuştur; bir önermenin bilimsel sayılabilmesi için sınanabilir olması gerekir. (II) Ancak bu ölçütün kendisi de felsefi bir varsayımdır ve ampirik yollarla doğrulanamaz. (III) Popper, doğrulanabilirlik yerine yanlışlanabilirliği önermiş; böylece sözde bilimi bilimden ayırt etmeye çalışmıştır. (IV) Kuhn ise bilimsel devrimlerin rasyonel bir ilerleme değil, paradigma kaymaları olduğunu savunmuştur. (V) Nitekim günümüzde fizik ve kimya, en gelişmiş deneysel yöntemleri kullanan bilim dallarıdır.

    • A) IV
    • B) III
    • C) II
    • D) V
    • E) I

    Parça, bilimin doğrulanabilirlik ilkesinin felsefi sorunlarını ve bu sorunlara verilen yanıtları (Popper, Kuhn) ele alan epistemolojik bir tartışma yürütmektedir. I. cümle tezi koyar; II. cümle bu teze iç eleştiri getirir; III. cümle Popper'ın çözümünü sunar; IV. cümle Kuhn'un alternatif perspektifini aktarır. V. cümle ise fizik ve kimyanın deneysel yöntemler kullandığını söyleyerek felsefi tartışmadan kopup sıradan bir olgu saptamasına geçmekte, bu nedenle bütünlüğü bozmaktadır.

  17. 17. Aşağıdaki parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı hangisidir? 'Bir dili öğrenmek, yalnızca sözcük ve dilbilgisi kurallarını edinmek değildir; o dili konuşan toplumun zaman algısını, nezaket hiyerarşisini, uzamsal yönelimini ve çatışma çözme pratiklerini de içselleştirmektir. Japonca'da özür bildiren ifadelerin çeşitliliği, o kültürdeki sosyal hassasiyetin yoğunluğunu yansıtır. Arapça'daki fiil çekimlerinin cinsiyetle kurduğu ilişki ise toplumsal cinsiyet kategorilerinin dilin derinliklerine ne denli işlediğini gösterir. Dili salt iletişim aracı olarak görenler, bu gerçeği fark etmeyebilir.'

    • A) Yabancı dil öğreniminde dilbilgisi kuralları, kültürel içerikten önce gelir.
    • B) Japonca ve Arapça, kültürel değerlerini en açık biçimde yansıtan dillerdir.
    • C) Dilin iletişim işlevi, onun kültürel boyutundan daha belirleyicidir.
    • D) Dil, bir kültürün bilişsel ve toplumsal yapısını biçimlendiren ve taşıyan bir sistemdir.
    • E) Dil öğrenimi, kültürlerarası iletişimi kolaylaştıran teknik bir süreçtir.

    Parça boyunca dil; zaman algısı, nezaket hiyerarşisi, uzamsal yönelim ve çatışma pratikleri gibi toplumsal-bilişsel boyutları taşıyan bir sistem olarak tanımlanmaktadır. Japonca ve Arapça örnekleri bu genel tezi somutlaştırmak için verilmiş özel kanıtlardır; dolayısıyla B seçeneği çok dar ve örneklere kilitlidir. D ve E seçenekleri parçanın vurguladığı anlayışın tam tersini savunmaktadır. A seçeneği dili salt teknik bir araca indirgemekte, parçanın ruhuna aykırı düşmektedir. C seçeneği, parçanın bütününden çıkarılabilecek en kapsamlı ve doğru yargıyı ifade etmektedir.

  18. 18. Aşağıdaki parçada yazar, ana düşüncesini temellendirmek için hangi yöntemi kullanmaktadır? 'Mutluluk araştırmaları, refahın gelir düzeyiyle ancak belirli bir eşiğe kadar örtüştüğünü ortaya koymaktadır. Bu eşiğin ötesinde gelir artışı, öznel iyilik hâlini belirgin biçimde yükseltmez. Buna karşın toplumlar, ekonomik büyümeyi neredeyse evrensel bir hedef olarak benimsemiştir. Eğer refah, bir noktadan sonra gelirden bağımsızlaşıyorsa büyüme politikaları, insanların gerçek gereksinimlerini değil; sistemin kendi kendini yeniden üretme mantığını yansıtıyor olabilir.'

    • A) Karşıt görüşleri çürüterek kendi tezini pekiştirme
    • B) Benzetme yoluyla soyut kavramları somutlaştırma
    • C) Ampirik bulgulardan hareketle sisteme yönelik yapısal bir eleştiri geliştirme
    • D) Tarihsel gelişim sürecini kronolojik biçimde aktarma
    • E) Otorite kaynaklarına atıf yaparak iddiasını meşrulaştırma

    Yazar, 'mutluluk araştırmaları' verilerine (ampirik bulgu) dayanan bir gözlemden yola çıkmakta; ardından bu gözlemle toplumların büyüme hedefi arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. Son cümlede ise bu çelişkiden hareketle büyüme politikalarının gerçekte neyi yansıttığına dair yapısal bir eleştiri üretmektedir. Bu, ampirik veriden sisteme yönelik eleştiriye uzanan tümdengelimsel bir temellendirme biçimidir. A seçeneğinde karşıt görüş çürütme yoktur; C'de benzetme, D'de kronoloji, E'de otorite alıntısı bulunmamaktadır.

  19. 19. Aşağıdaki parçanın anlatım bakımından en belirgin özelliği hangisidir? 'Hafıza, geçmişin arşivi değildir; her çağrışımda yeniden inşa edilen bir kurgudur. Nörobilim, hatırlamanın aynı zamanda yeniden yazma olduğunu göstermektedir: bir anıyı her canlandırdığınızda, onu biraz değiştirirsiniz. Bu durumda 'gerçek anı' dediğimiz şey, katmanlaşmış yeniden yazımların en son versiyonundan ibarettir. Geçmişinize sahip olduğunuzu sanırsınız; oysa onu her an icat etmektedesinizdir.'

    • A) Karşıtlıklardan yararlanan ve okuyucuyu doğrudan muhatap alan bir anlatım benimsenmiştir.
    • B) Kronolojik bir sırayla hafızanın evrimsel gelişimi aktarılmaktadır.
    • C) Soru-yanıt tekniğiyle okuyucunun merakı canlı tutulmaktadır.
    • D) Nesnel bir bilim dili kullanılarak hafıza tanımlanmaktadır.
    • E) Örnekseme yoluyla hafızanın toplumsal işlevi açıklanmaktadır.

    Parçada iki belirgin anlatım özelliği iç içe geçmiştir. Birincisi karşıtlık: 'arşiv değildir / kurgudur', 'sahip olduğunuzu sanırsınız / icat etmektedesinizdir' gibi zıt kutuplaşmalar düşünceyi güçlendirmektedir. İkincisi doğrudan muhatap alma: 'bir anıyı her canlandırdığınızda', 'geçmişinize sahip olduğunuzu sanırsınız' ifadelerinde okuyucu 'siz' olarak konuşmaya dahil edilmektedir. C seçeneği yanlıştır çünkü dil nesnellikten çok edebi ve retorik bir nitelik taşımaktadır. A, D ve E seçenekleri parçada bulunmayan özellikleri tanımlamaktadır.

  20. 20. Aşağıdaki parçada geçen 'meşruiyet krizi' ifadesi hangi bağlamda kullanılmıştır? 'Demokratik sistemler, yalnızca seçim mekanizmasıyla değil; kurumlarına duyulan güvenle de ayakta durur. Seçimler düzenli aralıklarla yapılsa bile yargı bağımsızlığı zedelendiğinde, basın özgürlüğü kısıtlandığında ya da yürütme organı denetim mekanizmalarını işlevsiz kıldığında sistemin prosedürel görünümü, özsel içeriğinden kopabilir. İşte bu kopuş, bir meşruiyet krizidir: form sürmekte, öz eriyip gitmektedir.'

    • A) Muhalefet partilerinin parlamentodaki temsil gücünü kaybetmesini
    • B) Seçimlerin yeterli katılımla gerçekleştirilememesi durumunu
    • C) Anayasa değişikliklerinin referandumsuz hayata geçirilmesini
    • D) Ekonomik başarısızlıklar nedeniyle hükümetin kamuoyu desteğini yitirmesini
    • E) Demokratik prosedürlerin sürmesine karşın özsel güvencelerin çökmesini

    Parçada 'meşruiyet krizi' kavramı çok özgün bir çerçevede tanımlanmaktadır: seçimler yapılmakta yani form (prosedür) işlemekte, ancak yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve denetim mekanizmaları gibi özsel güvenceler çökmektedir. Yazar bunu 'form sürmekte, öz eriyip gitmektedir' cümlesiyle kristalize etmektedir. Bu tanım doğrudan C seçeneğine karşılık gelmektedir. Diğer seçenekler (seçim katılımı, ekonomik başarısızlık, muhalefet temsili, referandum) parçada ne sözü edilen ne de ima edilen unsurlardır.

  21. 21. Aşağıdaki parçada yazarın temel kaygısı nedir? 'Yapay zekâ sistemleri artık roman yazıyor, beste yapıyor, hukuki belge hazırlıyor. Ancak bu sistemlerin ürettiklerini 'yaratıcılık' olarak nitelendirmek, kavramı içinden boşaltmak anlamına gelir. Yaratıcılık; deneyim, niyet ve anlam arayışının ürünüdür. Bir sistem, acının ne olduğunu bilmeden acıyı anlatan bir şiir yazabilir; peki bu şiir, acıyı mı yoksa acının dilsel örüntüsünü mü yeniden üretiyor? Kavramları esnetmek yerine, belki de yeni kavramlar üretmek gerekmektedir.'

    • A) Şiir ve müzik gibi sanat dallarının yapay zekâya karşı korunması gerektiğini savunmak
    • B) Yapay zekânın sanat ve hukuk gibi alanlarda insan emeğinin yerini almasını engellemek
    • C) Yapay zekânın hukuki belge hazırlamasının doğurabileceği riskleri tartışmak
    • D) Yapay zekâ teknolojisinin gelişimini etik denetim altına almak
    • E) Yapay zekânın üretimlerini insan yaratıcılığıyla özdeşleştirmenin kavramsal tutarsızlığını göstermek

    Yazarın odaklandığı mesele teknolojik bir tehdit ya da etik denetim değildir; asıl sorun kavramsal bir sorundur. Yazar, 'yaratıcılık' kavramının yapay zekâ ürünlerine uygulanmasının bu kavramı anlamından yoksun kılacağını savunmakta; bunun yerine yeni kavramlar türetilmesi gerektiğini önermektedir. 'Acının dilsel örüntüsünü mü yeniden üretiyor?' sorusu da bu kavramsal ayrımı keskinleştirmek için kullanılmaktadır. A, C, D, E seçenekleri parçanın değinmediği koruma, denetim ve risk temalarına kaymaktadır.

  22. 22. Aşağıdaki parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılamaz? 'Kent planlaması, zaman zaman bir mimari vizyon olarak sunulsa da aslında bir iktidar pratiğidir. Haussmann'ın Paris'i dönüştürmesi, estetik kaygıların yanı sıra işçi sınıfı mahallelerini çözmeyi ve ordu harekâtını kolaylaştırmayı hedefliyordu. Brasília'nın sıfırdan inşası ise modernliğin sembolik performansı adına yerli toplulukları yerinden etti. Mekân, tarafsız bir zemin değildir; her plan, birinin önceliğini başkasının aleyhine tesis eder.'

    • A) Brasília'nın inşası, modernleşme projesinin başarıya ulaştığının somut kanıtıdır.
    • B) Kent planlaması uygulamaları, farklı toplumsal grupları farklı biçimlerde etkileyebilir.
    • C) Kent planlaması, güç ilişkilerini mekânsal olarak yeniden üretebilir.
    • D) Estetik gerekçe öne sürülen projelerin arka planında siyasi hedefler bulunabilir.
    • E) Haussmann'ın Paris dönüşümü, yalnızca estetik ve modernleşme kaygılarıyla açıklanamaz.

    Parçada Brasília örneği, modernliğin 'sembolik performansı' adına yerli toplulukları yerinden etmesi bakımından olumsuz bir bağlamda verilmektedir. Yazar, bu projeyi modernleşmenin başarısının kanıtı olarak değil, iktidar pratiğinin mağdur yaratan boyutunun örneği olarak sunmaktadır. Dolayısıyla E seçeneğindeki 'başarıya ulaştığının somut kanıtı' yargısına parçadan ulaşmak mümkün değildir; bu yorum parçanın ruhuna aykırıdır. Diğer seçeneklerin tamamı parçanın içeriğinden doğrudan çıkarılabilir.

  23. 23. Aşağıdaki iki parça arasındaki temel görüş ayrılığı hangisidir? Parça I: 'Felsefe, kesin yanıtlar üretmez; ama doğru soruları sormayı öğretir. Bir insanın ömrü boyunca doğruluk, özgürlük ya da adalet üzerine cevapsız kalan sorularla yaşaması, bu soruları hiç sormamış olmaktan entelektüel olarak üstündür.' Parça II: 'Felsefenin pratik çıktı üretememesi, onun bir lüks olduğunu gösterir. Toplumsal sorunlar somut çözümler gerektirir; sonsuz bir soru döngüsüne hapsolmak, eylemi felç eder. Yanıtsız sorular yalnızca entelektüel bir tüketim biçimidir.'

    • A) Felsefenin tarihsel gelişimi ve önemli filozoflar
    • B) Felsefenin bir disiplin olarak üniversitelerde öğretilip öğretilmemesi
    • C) Toplumsal sorunların çözümünde hangi yöntemlerin kullanılacağı
    • D) Adalet ve özgürlük kavramlarının felsefi içeriği
    • E) Yanıtsız sorularla yaşamanın entelektüel ve pratik değeri

    Parça I, yanıtsız sorularla yaşamanın entelektüel üstünlüğünü savunmaktadır. Parça II ise yanıtsız sorular içinde dönen bir felsefenin eylemi felç eden ve yalnızca entelektüel tüketim olan bir lüks olduğunu öne sürmektedir. İki parçanın tam anlamıyla çakıştığı ve keskin biçimde karşıt tutumlar sergilediği nokta, 'yanıtsız sorularla yaşamanın değeri ya da değersizliği' meselesidir. A, B, D ve E seçenekleri her iki parçada da yer almayan unsurlardır.

  24. 24. Aşağıdaki parçada altı çizili 'epistemik alçakgönüllülük' kavramı ile anlatılmak istenen nedir? 'Bir uzmanın kendi alanındaki güveni, komşu alanlarda epistemik alçakgönüllülüğün önünde engel oluşturabilir. İktisatçılar, psikolojik değişkenleri; nörobilimciler, toplumsal yapıyı; fizikçiler ise etik boyutları çoğu kez hafife alır. Disiplinlerarası sorunlar tam da bu sınırlarda patlak verir. Alanında derinleşmek, başka alanlarda ne kadar az bildiğini bilmemenin kılığına bürünebilir.'

    • A) Disiplinlerarası çalışmalarda ortak bir metodoloji geliştirme çabası
    • B) Uzmanın kendi alanındaki bilgisini genel bir bilgelik olarak sunmaması
    • C) Akademik çevrelerde alçakgönüllü bir dil kullanma zorunluluğu
    • D) Kendi bilgi sınırlarının farkında olarak başka alanlara saygıyla yaklaşma
    • E) Uzmanın kendi alanındaki hatalarını kabul etme kapasitesi

    Parçada epistemik alçakgönüllülük, uzmanın kendi dışındaki alanlarda ne kadar az bildiğinin farkında olması ve bu farkındalıkla komşu disiplinlere yaklaşması olarak işlenmektedir. 'Alanında derinleşmek, başka alanlarda ne kadar az bildiğini bilmemenin kılığına bürünebilir' cümlesi bu kavramın tam karşısındaki tehlikeyi tanımlamaktadır. C seçeneği bu anlamı en doğru şekilde karşılamaktadır. A seçeneği kendi alanındaki hataları kabul etmeyi anlatır ki bu farklı bir kavramdır. E seçeneği ise doğru bir unsuru içerse de parçanın vurguladığı 'sınır farkındalığı' boyutunu eksik bırakmaktadır.

  25. 25. Aşağıdaki parçanın ana düşüncesi hangisidir? 'Nostalji, kaybedilmiş bir geçmişe duyulan özlem olarak tanımlanır. Ama gerçekte özlem duyduğumuz geçmiş, hiç var olmamış olabilir. Bellek seçici çalışır; acıları siler, güzellikleri büyütür. Çocukluğumuzu ya da gençliğimizi özlemle andığımızda, o dönemin nesnel gerçekliğini değil; zihnimizin o gerçekliği nasıl yeniden kurduğunu arzularız. Nostalji, geçmişe değil, geçmişin idealleştirilmiş kurgusuna yönelir.'

    • A) İnsan, geçmişini her zaman olduğundan daha mutlu bir dönem olarak algılar.
    • B) Belleğin seçici işleyişi, insanın geçmişini doğru değerlendirmesini engeller.
    • C) Nostaljinin yöneldiği nesne, yaşanmış gerçeklik değil; onun zihinsel olarak idealleştirilmiş biçimidir.
    • D) Nostalji, psikolojik bir savunma mekanizması olarak geçmişi korur.
    • E) Nostaljinin kaynağı, bireyin içinde bulunduğu mevcut mutsuzluktur.

    Parçanın kurucu argümanı şudur: nostalji geçmişe yöneliyor gibi görünse de asıl olarak zihnin o geçmişi nasıl kurduğuna yönelik bir özlemdir; dolayısıyla nesnesi gerçek geçmiş değil, idealleştirilmiş bir kurgudur. Bu saptama parçanın son cümlesinde açıkça formüle edilmiştir. C seçeneği bu ana düşünceyi en doğru ve kapsamlı biçimde karşılamaktadır. A seçeneği yalnızca bellek mekanizmasına değinerek nostaljinin özüne ulaşmamaktadır. D seçeneği doğru bir gözlemi yansıtsa da 'idealleştirilmiş kurgu' vurgusunu içermemektedir. E seçeneği ise parçada hiç ele alınmayan bir nedensellik bağı kurmaktadır.