menu
MemurOl
Tarih Testleri

Genel Tekrar Testi - 245

Soru 1 / 25

1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından gerçekleşen 31 Mart Vakası (Nisan 1909) için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından gerçekleşen 31 Mart Vakası (Nisan 1909) için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) Alman askeri danışmanların kışkırttığı, İTC'nin iktidarını pekiştiren bir karşı darbedir.
    • B) İTC'yi iktidardan uzaklaştırmayı amaçlayan, Rumeli'den getirilen Hareket Ordusu tarafından bastırılan bir isyandır.
    • C) İkinci Meşrutiyet anayasasının iptalini ve I. Meşrutiyet koşullarına dönüşü talep eden bir harekettir.
    • D) Makedonya'daki İTC subaylarının İstanbul'daki yönetime karşı başlattığı askeri darbedir.
    • E) Erken seçim yapılması talebiyle patlak veren bir parlamento krizi olup şiddet olaylarına yol açmamıştır.

    31‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Mart Vakası, Nisan 1909'da İTC yönetimine ve laik politikalara karşı patlak veren bir isyandır; şeriat yanlısı unsurlar ile İTC'den hoşnut olmayan askerler bu harekette bir araya geldi. Ancak isyan kısa sürede bastırıldı: Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu Makedonya'dan İstanbul'a yürüyerek denetimi yeniden ele geçirdi. Bunun üzerine II. Abdülhamit tahttan indirildi, yerine V. Mehmet geçirildi; aynı zamanda anayasada köklü değişiklikler yapılarak padişahın yetkileri kısıtlandı. Bu gelişme, İTC'nin ülke yönetiminde belirleyici konuma yerleşmesinde dönüm noktası oldu.

  2. 2. Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti'nin Avrupa'dan ilk dış borcunu almasının (1854) temel gerekçesi neydi?

    • A) Kırım Savaşı'nın askeri harcamalarını karşılamak
    • B) Tanzimat reformlarının gerektirdiği altyapı yatırımlarını finanse etmek
    • C) İflasın ardından yeniden yapılandırılan Osmanlı bankacılık sistemini ayakta tutmak
    • D) Mısır'ın ödemediği vergi borçlarını telafi etmek
    • E) Kaybedilen toprakların geri alınması için öngörülen genişleme politikasını desteklemek

    Osmanlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Devleti'nin Avrupa'dan aldığı ilk dış borç (1854), Kırım Savaşı'nın (1853–1856) ağır mali yükünü karşılamak amacıyla İngiltere ve Fransa'dan temin edildi. Bu borçlanma, Osmanlı'yı Batılı kredi piyasalarına bağımlı kılan ve 1881'de Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kurulmasıyla sonuçlanan borç sarmalının başlangıcını oluşturur. Tanzimat reformlarının finansmanı ya da bankacılık krizi borçlanmanın gerekçesi değildir. Kırım Savaşı'nın getirdiği ani ve büyük harcamalar, dış borçlanmayı kaçınılmaz kılan asıl etkendir.

  3. 3. Kanun-ı Esasi'nin 1909'da değiştirilmesiyle getirilen düzenlemeler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaktadır?

    • A) Osmanlı topraklarında yaşayan tüm dinlerden bireylere eşit oy hakkı tanınması
    • B) Padişahın meclisi feshetme yetkisinin tamamen kaldırılması
    • C) Bakanların padişaha değil, meclise karşı sorumlu tutulması ve padişahın sürgün yetkisini ortadan kaldıran 113. maddenin yürürlükten kaldırılması
    • D) Meclis-i Ayan'ın halk oyuyla seçilir hale getirilmesi
    • E) Seçimlerin iki yılda bir yapılmasının anayasal güvenceye kavuşturulması

    1909‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ anayasa değişiklikleri, İkinci Meşrutiyet'e gerçek bir parlamenter nitelik kazandırmaya yönelik önemli düzenlemeler içeriyordu: Bakanlar artık meclise karşı sorumlu tutuldu; padişahın kişileri sınır dışı etme yetkisini düzenleyen 113. madde kaldırıldı; meclis üzerindeki padişah denetimi önemli ölçüde kısıtlandı; toplantı ve dernek kurma özgürlükleri genişletildi. Bununla birlikte padişahın meclisi feshetme yetkisi tamamen ortadan kalkmadı, yalnızca sınırlandırıldı. Meclis-i Ayan üyeleri yine padişah tarafından atanmaya devam etti.

  4. 4. Tanzimat Fermanı'nın (1839) ilanında aşağıdaki gelişmelerin hangisi doğrudan belirleyici bir etken olmuştur?

    • A) Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanması üzerine Rum azınlığın haklarını güvence altına alma zorunluluğu
    • B) Osmanlı'nın Londra Konferansı'nda imzaladığı antlaşmanın bir gereği olarak reformları hayata geçirme yükümlülüğü
    • C) Osmanlı'nın Rusya ile yaşadığı 1828-1829 Savaşı'nı kaybetmesi
    • D) Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından doğan siyasi boşluğun doldurulması
    • E) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın yarattığı tehdit karşısında Batılı devletlerin desteğini sağlama ihtiyacı

    Mısır‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Valisi Mehmet Ali Paşa'nın ordusu Nizip'te Osmanlı kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmış (1839), Osmanlı'nın varlığı tehlikeye girmiştir. Bu ortamda İngiltere ve Fransa'nın desteğini kazanmak için onların beklentilerine yanıt verecek reformları ilan etmek zorunlu görülmüştür. Tanzimat Fermanı bu diplomatik baskı altında hazırlanmış ve Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından ilan edilmiştir. Diğer şıklar tarihsel gerçeklikle örtüşse de Fermanın ilanında belirleyici olmayan unsurlardır.

  5. 5. Islahat Fermanı (1856) ile Tanzimat Fermanı (1839) karşılaştırıldığında, Islahat Fermanı'nı diğerinden ayıran en temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Müsadere uygulamasının kaldırılarak mülkiyet hakkının tanınması
    • B) Devlet kademelerinde liyakat ilkesinin esas alınacağının taahhüt edilmesi
    • C) Gayrimüslim tebaanın haklarının Müslümanlarla eşit düzeye getirilmesinin öngörülmesi
    • D) Osmanlı vatandaşlığı kavramının ilk kez hukuki bir zeminde tanımlanması
    • E) İlk kez can ve mal güvenliğinin devlet güvencesi altına alınmış olması

    Tanzimat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Fermanı can, mal ve namus güvenliğini tüm tebaaya vadetmiş; ancak Müslim-gayrimüslim ayrımını kaldırmamıştır. Islahat Fermanı ise doğrudan gayrimüslim tebaanın haklarını güçlendirmeyi hedeflemiş; askerlik, devlet memuriyeti ve yargı alanlarında Müslümanlarla eşit hak tanımıştır. Bu ferman Kırım Savaşı sonrası Paris Antlaşması (1856) çerçevesinde Batılı devletlerin baskısıyla hazırlanmıştır. A ve B şıkları Tanzimat Fermanı'nın içeriğine, D ve E şıkları ise herhangi bir fermana özgü ayırt edici nitelik taşımayan unsurlara karşılık geldiğinden yanıltıcıdır.

  6. 6. Osmanlı Devleti'nde 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi'ye göre kurulan Meclis-i Umumi'nin yapısı incelendiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

    • A) Heyet-i Ayan üyeleri bölgeden bölgeye farklılık gösteren seçim usulleriyle belirleniyordu.
    • B) Meclis, biri seçimle biri padişahın atamasıyla oluşturulan iki kanatlı bir yapıya sahipti.
    • C) Meclis tamamen seçimle oluşturulan tek bir meclisten ibaretti.
    • D) Padişah her iki meclisin kararlarını onaylamak zorundaydı, veto yetkisi yoktu.
    • E) Heyet-i Mebusan üyeleri halk tarafından doğrudan seçiliyordu.

    Kanun-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Esasi ile kurulan Meclis-i Umumi iki kanattan oluşmaktaydı: Heyet-i Mebusan (halk tarafından dolaylı seçimle oluşturulan alt meclis) ve Heyet-i Ayan (padişah tarafından atanan üst meclis). Padişahın güçlü veto ve fesih yetkileri bulunduğundan D şıkkı yanlıştır. Seçimler doğrudan değil iki dereceli (dolaylı) usule göre yapıldığından C şıkkı yanıltıcıdır. Heyet-i Ayan üyeleri ise seçimle değil atamayla belirlendiğinden E şıkkı da hatalıdır.

  7. 7. II. Abdülhamid 1878'de Meclis-i Mebusan'ı kapatarak I. Meşrutiyet'e fiilen son vermiştir. Bu kararın gerekçesi olarak öne sürdüğü resmi neden aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin mecliste çoğunluğu ele geçirme girişimi
    • B) Azınlık milletvekillerinin bağımsızlık taleplerini meclise taşıması
    • C) Kanun-i Esasi'nin padişaha olağanüstü hâllerde meclisi feshetme yetkisi vermesi
    • D) 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı'nın yarattığı olağanüstü koşullar
    • E) Mebusan'ın bütçe görüşmelerinde hükümeti sürekli engellemesi

    II.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Abdülhamid, Osmanlı-Rus Savaşı'nın (1877-78) sürdüğü olağanüstü koşulları gerekçe göstererek Kanun-i Esasi'nin kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmış ve Meclis-i Mebusan'ı tatil etmiştir. Ferman teknik olarak meclisi 'tatil' (erteleme) biçiminde ifade etmiş, doğrudan bir fesih kararı değildir. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu dönemde henüz örgütsel güce kavuşmamıştı, dolayısıyla C yanıltıcıdır. D şıkkı ise fesih yetkisiyle tatil yetkisini birbirine karıştırdığından dikkatli değerlendirme gerektirir.

  8. 8. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat döneminde hukuk alanında gerçekleştirilen düzenlemelerin bir sonucudur?

    • A) Şer'iye mahkemelerinin tamamen lağvedilerek nizamiye mahkemelerinin kurulması
    • B) Kapitülasyonların kaldırılarak yabancı uyrukluların Osmanlı mahkemelerinde yargılanmaya başlaması
    • C) Mecelle'nin hazırlanarak tüm hukuk alanlarında şer'i hukuku yeniden kodifiye etmesi
    • D) Medeni Kanun'un Fransız Medeni Kanunu'ndan iktibas edilerek yürürlüğe girmesi
    • E) Karma ticaret ve ceza mahkemelerinin kurularak yabancıların yargılanabileceği laik bir zemin oluşturulması

    Tanzimat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ döneminde yabancı tüccarlara yönelik olarak karma ticaret mahkemeleri (1847) kurulmuş; böylece Müslim, gayrimüslim ve yabancıları bir arada yargılayabilen laik nitelikli mahkemeler oluşturulmuştur. Şer'iye mahkemeleri Tanzimat döneminde kaldırılmamış, Cumhuriyet dönemine dek varlığını sürdürmüştür; bu nedenle A yanlıştır. Mecelle (D şıkkı) Tanzimat döneminde hazırlanmış olmakla birlikte tüm hukuk alanlarını değil yalnızca medeni hukuku kapsayan bir derleme niteliğindedir. Fransız Medeni Kanunu'ndan doğrudan iktibas ise Cumhuriyet dönemine aittir.

  9. 9. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanını sağlamasından sonra izlediği yönetim anlayışı için aşağıdakilerden hangisi en doğru değerlendirmedir?

    • A) Cemiyet, tüm yönetim sürecinde padişaha bağlı kalmış ve reformları yalnızca saray onayıyla hayata geçirmiştir.
    • B) Cemiyet, iktidarı doğrudan ele geçirerek sultanı tahttan indirmiş ve cumhuriyetçi bir yönetim kurmuştur.
    • C) Cemiyet özellikle Balkan Savaşları'ndan sonra milliyetçilik yerine Osmanlıcılık ideolojisini ön plana çıkarmıştır.
    • D) Cemiyet, Balkanlardaki toprak kayıplarını durdurmak amacıyla Rusya ile ittifak kurmuştur.
    • E) Cemiyet başlangıçta anayasal monarşiyi desteklemiş; ancak zamanla sivil hükümeti baskı altına alan fiilî bir askerî-siyasi güce dönüşmüştür.
    • ) Cemiyet 1908'den itibaren seçimlerden uzak durarak meşruiyetini ordu desteğinden almıştır.

    İttihat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ve Terakki 1908'de anayasal monarşiyi yeniden tesis etmiş ve başlangıçta sahnede görünmeden hükümetleri etkilemeyi tercih etmiştir. Ancak 1913 Bâbıâli Baskını'ndan itibaren fiilen tek parti iktidarı kurmuş; Enver, Talat ve Cemal Paşalar üçlüsünün yönlendirdiği askerî-siyasi bir yapıya dönüşmüştür. 1909'da II. Abdülhamid tahttan indirilmiş; ancak bu adım cumhuriyet ilanıyla değil V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. Balkan Savaşları'nın ardından Osmanlıcılık gerilemiş, Türkçülük ve milliyetçilik ön plana çıkmıştır; bu yüzden E şıkkı yanıltıcıdır.

  10. 10. Tanzimat dönemi aydınlarından Namık Kemal ile Şinasi'nin düşünsel tutumları karşılaştırıldığında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

    • A) Her ikisi de Osmanlı Devleti'nin yıkılarak yeni bir ulusal devlet kurulması gerektiğini savunmuştur.
    • B) Her ikisi de Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer alarak aynı siyasi çizgide buluşmuştur.
    • C) Namık Kemal İslamcılığı, Şinasi ise Türkçülüğü temel ideoloji olarak benimsemiştir.
    • D) Şinasi daha çok dil ve edebiyat yenileşmesine odaklanırken, Namık Kemal siyasi özgürlük ve anayasal düzen taleplerini ön plana çıkarmıştır.
    • E) İkisi de Batı'nın tüm kurumlarını olduğu gibi Osmanlı'ya aktarılması gerektiğini savunmuştur.

    Şinasi,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Türkçe gazeteciliğin (Tercüman-ı Ahval, Tasvir-i Efkâr) öncüsü olarak dil sadeleşmesi ve edebiyat yenileşmesine ağırlık vermiştir. Namık Kemal ise anayasal yönetim, hürriyet ve vatan kavramları üzerine yoğunlaşmış; kaleme aldığı oyun ve makaleler nedeniyle sürgüne gönderilmiştir. Şinasi Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kuruluşunu tamamlamadan Paris'e gitmiş, cemiyet daha çok Namık Kemal ve arkadaşlarıyla özdeşleşmiştir; bu yüzden E şıkkı kısmen yanıltıcıdır. Her iki isim de Batı'nın kurumlarını körü körüne taklit yerine seçici bir uyarlamadan yana olduklarından D yanlıştır.

  11. 11. 1876 Kanun-i Esasi'sine göre aşağıdaki haklardan hangisi tüm Osmanlı vatandaşlarına güvence altına alınmamıştır?

    • A) Kişi dokunulmazlığı ve konut güvencesi
    • B) Dilekçe hakkı ve yargılanmadan tutuklanmama güvencesi
    • C) Padişahı ve hükümeti mecliste yazılı ya da sözlü olarak eleştirme serbestisi
    • D) Eğitim hakkı ve basın özgürlüğü
    • E) Mal ve mülkiyet güvencesi ile müsadereye karşı koruma

    Kanun-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Esasi bireysel haklar bakımından dönemine göre önemli güvenceler içermiş olmakla birlikte padişahın şahsını ve dolayısıyla hükümetin temel politikalarını açıkça eleştirme hakkını tanımamıştır. Padişah, hükümeti baskı altına aldığı ya da devletin güvenliğine tehdit oluşturduğu değerlendirilen kişileri sürgüne gönderme yetkisini elinde tutmuştur. Basın özgürlüğü Kanun-i Esasi'de belirtilmiş olmakla birlikte bu özgürlük devletin bütünlüğüne aykırı yayınlara karşı kısıtlanabilirdi. Diğer şıklarda belirtilen haklar metinde düzenlenmiştir.

  12. 12. Osmanlı'da Tanzimat döneminde kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye'nin işlevi bakımından önemi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde ifade edilir?

    • A) Sadece gayrimüslim tebaanın şikâyetlerini değerlendirmek üzere oluşturulan bir arabuluculuk kurumu olması
    • B) Yasama ve yargı işlevlerini üstlenerek kanun hazırlama ve yargı denetimi görevini yerine getiren merkezi bir organ olması
    • C) Taşra yönetimini denetlemek amacıyla kurulan ve valileri doğrudan yargılayan özel bir mahkeme niteliği taşıması
    • D) Yürütme ve yargı erklerini kesin biçimde birbirinden ayıran ilk anayasal kurum olması
    • E) Batılı devletlerin baskısıyla kurulan ve üyelerinin büyük çoğunluğunu Avrupalı hukukçuların oluşturduğu danışma organı olması

    1838'de‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye Tanzimat reformlarının hazırlanması ve uygulanmasında merkezi bir rol üstlenmiştir. Bu kurul hem yeni kanunları tasarlamış hem de üst yargı işlevlerini yerine getirmiştir; bu bakımdan yasama ile yargının birleştiği karma bir yapı olarak değerlendirilebilir. Batılı anlamdaki kuvvetler ayrılığı ilkesini tam olarak uygulamadığı için A şıkkı hatalıdır. Yalnızca gayrimüslimlere yönelik bir kurum olmadığından D de yanlıştır. Üyelerin tamamı Osmanlı'dan oluştuğundan E şıkkı da geçersizdir.

  13. 13. II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki'nin iktidara tam olarak hâkim olmasında dönüm noktası sayılan 1913 Bâbıâli Baskını'nın temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesi doğrudan bu baskının hemen ardından gerçekleşmiştir.
    • B) Sultan V. Mehmed Reşad tahttan indirilerek yerine İttihat ve Terakki'nin belirlediği bir şehzade getirilmiştir.
    • C) Baskın sonrasında yeni bir anayasa hazırlanmış ve mebusan meclisine daha geniş yetkiler tanınmıştır.
    • D) Kamil Paşa hükümeti devrilmiş, İttihat ve Terakki rakip siyasi odakları tasfiye ederek fiilî tek parti hâkimiyetini kurmuştur.
    • E) Balkan Savaşları'nda kaybedilen toprakların bir bölümü bu baskının ardından yürütülen diplomatik süreçle geri alınmıştır.

    Ocak‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 1913'te Enver Paşa önderliğinde gerçekleştirilen Bâbıâli Baskını'nda Sadrazam Kamil Paşa zorla istifaya sevk edilmiştir. Ardından Mahmut Şevket Paşa sadrazamlığa getirilmiş; birkaç ay içinde suikaste kurban gitmesinin ardından İttihat ve Terakki Enver, Talat ve Cemal Paşalar üçlüsü aracılığıyla tam anlamıyla iktidarı ele geçirmiştir. Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girişi baskından yaklaşık bir buçuk yıl sonrasına (Kasım 1914) denk geldiğinden A doğrudan bir sonuç değildir. V. Mehmed Reşad tahtını korumuştur; bu yüzden E yanlıştır.

  14. 14. Tanzimat döneminde çıkarılan 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi'nin temel amacı ve sonuçları değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

    • A) Kanunname, köy tüzel kişiliklerini tanıyarak muhtarlık sistemini toprak düzeniyle hukuken ilk kez bütünleştirmiştir.
    • B) Kanunname ile yabancı uyrukluların Osmanlı topraklarında mülk edinmesi ilk kez yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
    • C) Kanunname, vakıf arazilerini tamamen lağvederek bunları doğrudan hazineye devretmiştir.
    • D) Kanunname, tüm tarım arazilerini devletleştirerek köylüleri topraktan koparmayı hedeflemiştir.
    • E) Kanunname, miri arazileri düzenleyerek tasarruf belgesi (tapu) sistemini yaygınlaştırmış; ancak uygulamada büyük toprak sahiplerinin güçlenmesine zemin hazırlamıştır.

    1858‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Arazi Kanunnamesi miri araziler üzerindeki tasarruf haklarını tapu senetleriyle belgelemeyi amaçlamış; böylece modern mülkiyet anlayışına doğru bir adım atılmıştır. Ancak uygulamada pek çok köylü tapu kaydı yaptırmaktan kaçınmış (vergi ve askerlik kaygısıyla) ya da okuma yazma bilmediği için bu süreçten yararlanamamıştır. Sonuçta büyük toprak sahipleri ve ağalar bu boşluğu doldurup geniş arazileri kendi adlarına tescil ettirmiştir. Yabancıların mülk edinmesi konusu ayrı bir düzenlemeyle (1867) ele alınmıştır; bu nedenle D yanıltıcıdır.

  15. 15. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde 'Osmanlıcılık' ideolojisinin temel savı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İslam dinini merkeze alarak Müslüman tebaa arasında siyasi birliğin sağlanması
    • B) Din ve etnik köken ayrımı gözetmeksizin tüm Osmanlı vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu ortak bir üst kimlik oluşturulması
    • C) Osmanlı topraklarındaki Türk nüfusun haklarının azınlıklar karşısında korunması
    • D) Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki tüm toplulukların özerkliğinin tanınarak federatif bir yapıya geçilmesi
    • E) Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tüm toplulukların ortak bir Türk kimliği etrafında birleştirilmesi

    Osmanlıcılık,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Tanzimat aydınları ve ardından Yeni Osmanlılar tarafından savunulan bir ideolojidir. Temel tezi şudur: Müslüman, Hristiyan, Yahudi ya da hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün Osmanlı vatandaşları ortak 'Osmanlı' kimliği altında eşit hak ve sorumluluklarla bir arada yaşayabilir. Bu anlayışın Türk kimliğini merkeze almadığını (A) ve bir İslamcılık projesi olmadığını (C) vurgulamak gerekir. Balkan Savaşları'nın ardından bu ideoloji güç kaybetmiş; yerini Türkçülük ve İslamcılık akımlarına bırakmıştır.

  16. 16. Aşağıdaki olayların kronolojik sıralaması hangi seçenekte doğru verilmiştir? I. Islahat Fermanı'nın ilanı II. Tanzimat Fermanı'nın ilanı III. Kanun-i Esasi'nin ilanı IV. Sened-i İttifak'ın imzalanması

    • A) IV – II – I – III
    • B) II – IV – I – III
    • C) IV – I – II – III
    • D) II – I – IV – III
    • E) I – IV – II – III

    Sened-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İttifak 1808'de II. Mahmud döneminde ayanlarla imzalanmıştır. Tanzimat Fermanı 1839'da, Islahat Fermanı 1856'da, Kanun-i Esasi ise 1876'da ilan edilmiştir. Doğru kronolojik sıra şöyledir: Sened-i İttifak (1808) → Tanzimat Fermanı (1839) → Islahat Fermanı (1856) → Kanun-i Esasi (1876). Bu durum A şıkkına karşılık gelmektedir.

  17. 17. II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki temel ideolojik ayrışma noktası aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Hürriyet ve İtilaf Osmanlı'nın İngiltere ile ittifak kurmasını desteklerken İttihat ve Terakki Fransa ittifakını tercih ediyordu.
    • B) İttihat ve Terakki padişahlığın kaldırılmasını savunurken Hürriyet ve İtilaf saltanatın güçlendirilmesi taraftarıydı.
    • C) Her iki parti de milliyetçi bir çizgide buluşuyor; ancak bu milliyetçiliği farklı etnik temeller üzerine inşa ediyordu.
    • D) İttihat ve Terakki merkeziyetçi ve milliyetçi bir çizgide dururken Hürriyet ve İtilaf adem-i merkeziyetçi ve liberal bir tutumu savunuyordu.
    • E) İttihat ve Terakki dine daha bağlı bir devlet anlayışını savunurken Hürriyet ve İtilaf tam bir laikliği hedefliyordu.

    1911'de‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihat ve Terakki'nin merkeziyetçi ve Türkçü politikalarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Programında adem-i merkeziyetçilik ve yerel yönetimlere daha geniş otonomi yer almış; azınlık grupları ve muhalif unsurların büyük desteğini kazanmıştır. İttihat ve Terakki ise güçlü merkezi devlet, Türkleştirme politikaları ve modernleşme üzerine kurulu bir tutum sergiliyordu. Her iki parti de sultan karşısında farklı tutumlar benimsemiş olmakla birlikte hiçbiri saltanatın kaldırılmasını o dönemde gündemine almamıştı; bu nedenle D yanıltıcıdır.

  18. 18. Tanzimat döneminde eğitim alanında gerçekleştirilen reformlar değerlendirildiğinde, aşağıdaki gelişmelerden hangisi bu döneme ait değildir?

    • A) Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılarak medrese ve modern okulların tek çatı altında birleştirilmesi
    • B) Rüştiye mekteplerinin yaygınlaştırılarak orta düzey eğitimin güçlendirilmesi
    • C) Darülfünun'un kurularak yükseköğretimin modernleştirilmeye çalışılması
    • D) Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin çıkarılarak eğitimin devlet denetimine alınması
    • E) Mekteb-i Mülkiye'nin kurularak bürokrasi için nitelikli eleman yetiştirilmesinin amaçlanması

    Tevhid-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti döneminde çıkarılmıştır; bu nedenle Tanzimat dönemine ait bir reform değildir. Darülfünun'un ilk kuruluş girişimleri (A), rüştiye mekteplerinin yaygınlaştırılması (B), 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (C) ve Mekteb-i Mülkiye'nin kuruluşu (E) Tanzimat dönemine aittir. D şıkkı özellikle Tanzimat reformlarına hâkim olmayan öğrenciler için yanıltıcı bir çeldirici niteliği taşımaktadır.

  19. 19. Tanzimat Fermanı'nın (1839) ilanında etkili olan dış faktörler değerlendirildiğinde, aşağıdaki yargılardan hangisi dönemin koşullarıyla çelişmektedir?

    • A) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın yarattığı tehdidin merkezi otoriteyi reformlara zorlaması
    • B) Avrupalı devletlerin Osmanlı'nın iç işlerine müdahalesini meşrulaştıracak gerekçeleri ortadan kaldırma isteği
    • C) Avrupa kamuoyunda Osmanlı'nın ıslahat yapmaya muktedir olduğunu kanıtlama ihtiyacı
    • D) İngiltere'nin Rusya'ya karşı güçlü bir Osmanlı Devleti'ni destekleme politikası
    • E) Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı sürdürmek amacıyla Tanzimat reformlarını bizzat teşvik etmesi

    Rusya,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Hünkâr İskelesi Antlaşması (1833) ile Osmanlı üzerinde büyük bir nüfuz kazanmıştı. Tanzimat reformları ise Osmanlı'nın Batılı güçlerle, özellikle İngiltere ile yakınlaşmasını sağlayan bir süreçti. Bu durum Rusya'nın Osmanlı üzerindeki avantajını zayıflattığından, Rusya'nın Tanzimat'ı teşvik etmesi tarihsel gerçeklikle çelişir. Nitekim 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile Hünkâr İskelesi hükümleri geçersiz kılınmıştır.

  20. 20. Islahat Fermanı (1856), Tanzimat Fermanı'ndan (1839) farklı olarak gayrimüslim tebaaya devlet memurluğu ve askerlik hizmetlerine katılım hakkı tanımıştır. Bu gelişmenin aşağıdaki sonuçlarından hangisi doğrudan ve birincil bir etki olarak değerlendirilemez?

    • A) Avrupalı devletlerin azınlıklar üzerindeki himaye iddialarının hukuki zemininin daralması
    • B) Gayrimüslim cemaatlerin millet sistemi içindeki özerkliğinin fiilen zayıflaması
    • C) Paris Antlaşması'nın Osmanlı iç işlerine yabancı müdahaleyi tamamen engellemesi
    • D) Müslüman halkın kendi içindeki eşitlikçi talepleri dile getirme isteğinin artması
    • E) Osmanlı ulema sınıfının dinî hukuk alanındaki mutlak egemenliğinin sarsılması

    Islahat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Fermanı Kırım Savaşı'nın ardından Paris Antlaşması (1856) sürecinde ilan edilmiş olsa da antlaşmanın ilgili maddesi, Osmanlı'nın iç işlerine yabancı müdahaleye hiçbir hak vermediğini teorik olarak vurgulasa da pratikte Avrupalı devletler azınlık meselelerini müdahale gerekçesi olarak kullanmaya devam etmiştir. Dolayısıyla Islahat Fermanı'nın yabancı müdahaleyi 'tamamen engellemesi' söz konusu değildir; bu yargı yanlış bir sonuçtur ve doğrudan birincil etki olarak değerlendirilemez.

  21. 21. Namık Kemal'in 'Vatan yahut Silistre' adlı tiyatro eserinin 1873'te İstanbul'da gösterilmesinin ardından yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde, Yeni Osmanlılar hareketinin temel çelişkisi aşağıdakilerden hangisinde en doğru biçimde özetlenmiştir?

    • A) Padişaha karşı çıkarken onun mutlak desteğini de aramalarının yarattığı siyasi tutarsızlık
    • B) Basın özgürlüğünü savunurken kendi yayınlarında sansürü meşrulaştıracak söylemler kullanmaları
    • C) Meşrutiyet taleplerini İslam geleneğiyle uzlaştırmaya çalışırken Batılı liberalizmden yararlanmaları
    • D) Osmanlı kimliğini ön plana çıkarırken etnik milliyetçiliklerin önünü fiilen açmaları
    • E) Halk kitlelerini örgütlemeyi hedeflerken yalnızca seçkin bürokratlar ve aydınlara hitap etmeleri

    Yeni‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Osmanlılar'ın temel çelişkisi, anayasal yönetim, vatan ve hürriyet kavramlarını halk arasında yaymak istedikleri hâlde gazete ve tiyatro gibi araçlarla yalnızca İstanbul'un aydın ve bürokratik çevrelerine ulaşabilmeleridir. Taşraya ve geniş halk kitlelerine nüfuz edemeyen hareket, organik bir siyasi güç oluşturamamıştır. Namık Kemal'in sürgünüyle sonuçlanan tiyatro olayı da bu kırılganlığı gözler önüne sermiştir.

  22. 22. I. Meşrutiyet'in (1876) ilan edilmesinde belirleyici rol oynayan Mithat Paşa'nın 1877'de sürgüne gönderilmesi, ardından Meclis-i Mebusan'ın kapatılması (1878) sürecine bakıldığında, II. Abdülhamit'in bu adımları atabilmesini kolaylaştıran birincil etken aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İngiliz ve Fransız hükümetlerinin meşruti yönetimin ertelenmesini resmen talep etmeleri
    • B) Mebusan Meclisi'nin bütçe oylamasında hükümeti düşürecek bir güvensizlik oyu kullanması
    • C) Meclis'te Türk ve Arap üyeler arasındaki derin mezhepsel çatışmaların hükümet otoritesini felç etmesi
    • D) Kanun-ı Esasi'nin padişaha meclisi kapatma yetkisi tanımaması nedeniyle anayasal boşluğun istismar edilmesi
    • E) 93 Harbi'nin (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) yarattığı olağanüstü savaş koşulları ve askeri yenilginin meşrutiyet karşıtı söylemi güçlendirmesi

    Osmanlı-Rus‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Savaşı (1877-78) hem ağır toprak kayıplarına hem de büyük mali bunalıma yol açmıştır. Meclis bu süreçte yönetimi yoğun biçimde eleştirmiş, ancak II. Abdülhamit savaşın yarattığı olağanüstü koşulları ve millî tehlike söylemini kullanarak Kanun-ı Esasi'nin kendisine tanıdığı askıya alma yetkisini (Madde 113) uygulamıştır. Böylece anayasa yürürlükte kalmış, ancak meclis fiilen işlevsiz kılınmıştır.

  23. 23. Tanzimat dönemi Osmanlı hukuku incelendiğinde, 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi'nin uzun vadeli sonuçları bakımından aşağıdaki yargılardan hangisi tarihsel açıdan en savunulabilir yorumu temsil etmektedir?

    • A) Yabancı uyrukluların Osmanlı topraklarında mülk edinmesini yasal güvenceye kavuşturarak doğrudan yabancı yatırımı artırmıştır
    • B) Özel mülkiyet kavramını yerleştirmiş, ancak uygulamada büyük toprak sahiplerinin ve aşiret liderlerinin lehine sonuçlar doğurmuştur
    • C) Arazi tescilini kolaylaştırarak küçük köylü mülkiyetini güçlendirmiş ve feodal yapıyı tasfiye etmiştir
    • D) Tapu sistemini tüm eyaletlerde eşit biçimde uygulamayı başararak merkezi tapu kadastro idaresini tesis etmiştir
    • E) Vakıf arazilerini devlet denetimine alarak din kurumlarının ekonomik gücünü kalıcı olarak kırmıştır

    1858‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Arazi Kanunnamesi teorik olarak bireysel mülkiyet tescilini düzenlemiş olsa da pratikte çeşitli aksaklıklar yaşanmıştır. Köylüler tescil süreçlerine hâkim olmadığından ya da bürokratik engeller nedeniyle arazilerini kendi adlarına tescil ettirememiş; bu boşluktan yararlanarak toprak ağaları, şeyhler ve yabancı tüccarlar büyük arazileri üzerlerine geçirmiştir. Özellikle Suriye ve Irak gibi eyaletlerde bu süreç, köylü yoksullaşmasını hızlandırmıştır.

  24. 24. Osmanlı Devleti, 1881'de Düyun-ı Umumiye İdaresi'ni kurarak dış borç yönetimini yabancı alacaklılara devretmiştir. Bu gelişmeyi Tanzimat'ın mali politikalarının doğrudan bir sonucu olarak değerlendiren bir tarihçi, aşağıdaki argümanlardan hangisini kullanırsa en güçlü analitik zemine sahip olur?

    • A) Tanzimat, Galata bankerlerinin yerini Avrupa finans kuruluşlarına bırakmasına yol açmış, yapısal bağımlılık böylece başlamıştır
    • B) Tanzimat, vergi gelirlerini merkezileştirerek hazineyi güçlendirmiş, ancak Kırım Savaşı harcamaları borçlanmayı kaçınılmaz kılmıştır
    • C) Tanzimat reformlarının getirdiği askeri modernleşme harcamaları ve altyapı yatırımları iç gelir artışının çok üzerinde dış borçlanmaya neden olmuş, Düyun-ı Umumiye bu kronik açığın kurumsal çıktısıdır
    • D) Tanzimat bürokratları, Avrupa'dan bilinçli olarak ucuz kredi temin ederek sanayileşmeyi finanse etmeyi planlamış, ancak bu strateji başarısız olmuştur
    • E) Tanzimat, Osmanlı piyasalarını Batılı mallara açarak gümrük gelirlerini düşürmüş ve bu nedenle borçlanma tek alternatif hâline gelmiştir

    En‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kapsamlı ve analitik açıdan güçlü argüman C seçeneğidir. Tanzimat döneminde ordu reformu, demiryolu yapımı, Osmanlı Bankası'nın kurulması ve bürokrasinin genişlemesi gibi harcamalar önemli ölçüde artmış; ancak vergi tabanının modernleştirilememesi ve kapitülasyonlar nedeniyle iç gelir bu harcamaları karşılayamamıştır. 1854'ten itibaren büyük dış borç alma politikası başlamış ve 1875'teki moratoryumun ardından Düyun-ı Umumiye kurulması kaçınılmaz olmuştur.

  25. 25. II. Meşrutiyet'in (1908) ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Osmanlı siyasetindeki rolü değişime uğramıştır. Aşağıdaki gelişmelerden hangisi, İTC'nin 'perde arkasından yönetim' anlayışından 'doğrudan iktidar' modeline geçişinin en belirgin kırılma noktasıdır?

    • A) Enver Paşa'nın 1914'te Harbiye Nazırı olmasıyla fiilen askeri diktatörlüğün kurulması
    • B) 1914'te Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na Almanya yanında girmesi kararını tek başlarına almaları
    • C) 1913 Bâbıâli Baskını ile rakip Hürriyet ve İtilaf iktidarına son vermeleri
    • D) 1908 seçimlerinde meclisteki çoğunluğu ele geçirmeleri
    • E) 1909 31 Mart Vakası'nın bastırılmasının ardından II. Abdülhamit'i tahttan indirmeleri

    İTC‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 1908-1912 arasında seçilmiş bir parti olarak parlamenter çoğunlukla yönetmiş ve Balkan Savaşı yenilgisinin ardından Kamil Paşa hükümetinin zamanında erk kaybetme tehlikesiyle karşılaşmıştır. Ocak 1913'teki Bâbıâli Baskını ile silah zoruyla Sadrazam'ı istifaya zorlamış ve iktidarı doğrudan ele geçirmiştir. Bu eylem, meşruti-parlamenter görünümden tek parti fiili egemenliğine geçişin simgesidir.