menu
MemurOl
Tarih Testleri

Genel Tekrar Testi - 251

Soru 1 / 25

Aşağıda I. Dünya Savaşı ile ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıda I. Dünya Savaşı ile ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

    • A) Balkan Savaşları'nın yarattığı toprak anlaşmazlıkları savaşın dolaylı nedenlerinden biridir.
    • B) İtalya, İttifak Devletleri üyesi olmasına rağmen savaşın başında tarafsızlığını ilan etmiştir.
    • C) Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri ile Sevr Antlaşması'nı Mondros Mütarekesi'nden önce imzalamıştır.
    • D) ABD, Almanya'nın sınırsız denizaltı savaşı ilan etmesinin ardından 1917'de savaşa girmiştir.
    • E) Rusya, Ekim Devrimi'nin ardından Brest-Litovsk Antlaşması ile savaştan çekilmiştir.

    Mondros‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Mütarekesi 30 Ekim 1918'de imzalanmıştır. Sevr Antlaşması ise 10 Ağustos 1920'de imzalanmıştır; yani Mondros'tan yaklaşık iki yıl sonradır. Diğer şıklar doğrudur: ABD 1917'de sınırsız denizaltı savaşı gerekçesiyle savaşa girmiştir; Rusya 1918'de Brest-Litovsk ile çekilmiştir; Balkan Savaşları savaşın arka planını oluşturmuştur; İtalya da 1882 tarihli İttifak üyeliğine rağmen 1914'te tarafsızlık ilan etmiştir.

  2. 2. I. Dünya Savaşı'nda Batı Cephesi'nde uygulanan siper savaşı yönteminin uzun süre pozisyon değiştirememesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Her iki tarafın da hava kuvvetlerine aşırı bağımlı kalması
    • B) İngiltere'nin deniz ablukası nedeniyle Almanya'nın cephane temin edememesi
    • C) Tarafların anlaşma zemini arayarak saldırı planlarını ertelemesi
    • D) Savunma teknolojisinin (dikenli tel, makineli tüfek) saldırı kapasitesini aşması
    • E) Fransız ordusunun Alsace-Lorraine'i geri almayı öncelikli hedef olarak belirlemesi

    Batı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cephesi'nde savaş, dikenli tel engelleri, makineli tüfekler ve topçu ateşinin birleşimiyle savunmayı saldırıya karşı ezici biçimde üstün kıldı. Saldıran taraf açık arazide büyük kayıplar verirken savunmacı siperlerden etkin ateş açabiliyordu. Bu teknolojik asimetri, cephenin yıllarca neredeyse hiç kımıldamamasına yol açtı. Diğer seçenekler ya kısmen doğru olgular içermekte ya da cephe durgunluğunun nedeni olarak temelsizdir.

  3. 3. Wilson'ın 14 İlkesi arasında yer alan 'self-determinasyon' (kendi kaderini tayin) ilkesinin I. Dünya Savaşı sonrası uygulanmasındaki en belirgin çelişki aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Almanya'nın tüm deniz aşırı sömürgelerini yitirmesi
    • B) Milletler Cemiyeti'nin kurulmasına rağmen ABD'nin örgüte katılmaması
    • C) Savaş tazminatlarının yalnızca Almanya'ya yüklenmesi
    • D) Orta Doğu'nun Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde İngiltere ve Fransa arasında paylaşılması
    • E) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun birden fazla bağımsız devlete bölünmesi

    Wilson'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 14 İlkesi, halkların kendi yönetimlerini belirleme hakkını esas alıyordu. Ancak Orta Doğu'da daha savaş sürerken gizlice imzalanmış olan Sykes-Picot Anlaşması (1916), Arap halklarının görüşü alınmadan bölgeyi İngiltere ve Fransa arasında nüfuz bölgelerine ayırıyordu. Bu durum self-determinasyon ilkesiyle doğrudan çelişmekteydi. D şıkkı ise pratikte ilkeyle uyumlu bir gelişmedir; Avusturya-Macaristan'daki çok uluslu yapının çözülmesi bağımsız ulusal devletlerin doğmasını sağlamıştır.

  4. 4. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda İttifak Devletleri safında yer almasında aşağıdaki gelişmelerin hangisi en doğrudan belirleyici rol oynamıştır?

    • A) Rusya'nın Boğazlar üzerindeki tarihsel baskısı ve Osmanlı-Alman yakınlaşması
    • B) İtalya'nın İttifak Devletleri'nden ayrılarak İtilaf safına geçmesi
    • C) Almanya'nın Osmanlı'ya altın ve askerî malzeme göndermesi
    • D) Osmanlı'nın Balkan Savaşları'ndaki yenilgilerden Rusya'yı sorumlu tutması
    • E) İngilizlerin sipariş edilen Osmanlı savaş gemilerine el koyması

    Osmanlı'nın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İttifak safını seçmesinde tek bir neden değil, birden fazla etken rol oynamıştır. Ancak en temel yapısal neden, yüzyıllık Rus baskısına (Boğazlar, Karadeniz, Balkanlar) karşı denge arayışı ve 1913'ten itibaren derinleşen Osmanlı-Alman askerî ittifakıdır. İngilizlerin gemilere el koyması (B) ve Alman altını (C) süreci hızlandırmıştır; ancak bunlar altta yatan yapısal nedenin ürünleridir. D ve E seçenekleri ilgisiz ya da dolaylıdır.

  5. 5. I. Dünya Savaşı'nda Almanya ile imzalanan Versailles Antlaşması (1919) hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) ABD Senatosu antlaşmayı onaylayarak Milletler Cemiyeti'nin kurucu üyesi olmuştur.
    • B) Saar havzası kalıcı olarak Fransa'ya devredilmiş, Alsace-Lorraine ise özerk bölge statüsü kazanmıştır.
    • C) Antlaşma, Almanya ile müzakere edilerek karşılıklı uzlaşı zemininde hazırlanmıştır.
    • D) Almanya'nın ordusunun tamamen lağvedilmesini ve toprak bütünlüğünün korunmasını öngörmüştür.
    • E) Almanya tüm savaş sorumluluğunu üstlenmiş, büyük tazminat ve toprak kayıplarını kabul etmiştir.

    Versailles‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Antlaşması, Almanya'ya 'savaş suçluluğu maddesi' (231. Madde) aracılığıyla tüm savaş sorumluluğunu yüklemiş; ağır tazminat (132 milyar altın mark), toprak kayıpları (Alsace-Lorraine Fransa'ya, Posen Polonya'ya vb.) ve ordusunun 100.000 askerle sınırlandırılmasını şart koşmuştur. A yanlıştır (ordu lağvedilmemiş, sınırlandırılmıştır). C yanlıştır (Almanya müzakereye alınmamıştır). D yanlıştır (Saar 15 yıllık manda, Alsace kalıcı Fransa toprağı). E yanlıştır (ABD Senatosu antlaşmayı onaylamamıştır).

  6. 6. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi I. Dünya Savaşı'ndaki cephe-önem açısından yanlış verilmiştir?

    • A) Kafkas Cephesi – Osmanlı'nın Pantürkist politika çerçevesinde Orta Asya'ya ulaşma hedefi
    • B) Çanakkale Cephesi – İngiltere'nin Rusya ile deniz bağlantısı kurma girişimi
    • C) Suriye-Filistin Cephesi – Arap İsyanı'nın İngilizler tarafından desteklenmesi
    • D) Kanal Cephesi – Fransa'nın Mısır üzerinden Osmanlı'ya karşı açtığı saldırı harekâtı
    • E) Irak Cephesi – İngiltere'nin Hint Yolu ve petrol kaynaklarını güvenceye alma amacı

    Kanal‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cephesi (Süveyş Kanalı Cephesi), Osmanlı'nın Mısır'ı ele geçirmek ve Süveyş Kanalı'nı İngilizlere kapatmak amacıyla açtığı bir harekâttır. Bu cephede İngilizler savunmadadır; saldırıyı başlatan Osmanlıdır. Dolayısıyla D şıkkındaki 'Fransa'nın Mısır üzerinden Osmanlı'ya karşı açtığı saldırı harekâtı' ifadesi tamamen yanlıştır. Diğer şıklar kısmen ya da tamamen doğru bilgiler içermektedir.

  7. 7. I. Dünya Savaşı'nın uzun soluklu bir savaşa dönüşmesinde aşağıdaki gelişmelerin hangisi en belirleyici role sahiptir?

    • A) Rusya'nın Doğu Cephesi'nde Almanya'yı baskı altında tutması
    • B) ABD'nin savaşa girerek İtilaf Devletleri'ne askerî destek sağlaması
    • C) Schlieffen Planı'nın başarısız olması ve Batı Cephesi'nde cephe savaşına geçilmesi
    • D) Osmanlı'nın birden fazla cephede savaşarak İtilaf kuvvetlerini dağıtması
    • E) Almanya'nın sınırsız denizaltı savaşı ilan ederek İngiltere'yi denizde zorlaması

    Almanya'nın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'yıldırım savaşı' anlayışıyla hazırladığı Schlieffen Planı, Batı'da Fransa'nın hızla çökertilmesini öngörüyordu. Planın Marne Muharebesi'nde (Eylül 1914) duraksaması ve ardından her iki tarafın siper sistemine geçmesiyle savaş hareketsiz bir pozisyon savaşına dönüştü. Bu gelişme savaşın dört yıla yayılmasının temel nedenidir. Diğer seçenekler önemli gelişmeler olmakla birlikte savaşı uzatan değil, seyrini etkileyen faktörlerdir.

  8. 8. Paris Barış Konferansı (1919) kararlarıyla oluşturulan yeni dünya düzeni hakkında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

    • A) Çekoslavakya ve Yugoslavya gibi yeni devletlerin kurulmasına izin verilmemiş, eski sınırlar korunmuştur.
    • B) Milletler Cemiyeti, uluslararası barışı koruma amacıyla kurulmuş ancak ABD bu örgüte katılmamıştır.
    • C) Almanya'ya yüklenen ağır koşullar, ileride totaliter rejimlerin yükselişine zemin hazırlamıştır.
    • D) Manda sistemi aracılığıyla eski Osmanlı ve Alman sömürgeleri İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmıştır.
    • E) Yenilen devletlerle ayrı ayrı antlaşmalar imzalanmış; Almanya için Versailles, Osmanlı için Sevr uygulanmıştır.

    Paris‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Barış Konferansı kararları sonucunda Çekoslavakya, Yugoslavya, Polonya, Finlandiya, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi yeni devletler kurulmuştur. Bu, eski sınırların korunmasının tam tersidir. Dolayısıyla D şıkkı yanlıştır. Diğer şıklar doğrudur: ABD Senatosu Milletler Cemiyeti'ni onaylamamıştır (A); yenilen her devletle ayrı antlaşma imzalanmıştır (B); manda sistemi oluşturulmuştur (C); Versailles koşulları Nazi yükselişine katkıda bulunmuştur (E).

  9. 9. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan kimyasal silahlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) Hardal gazı savaşın ilk yılında kullanılmış ve en fazla can kaybına yol açan ajan olmuştur.
    • B) Kimyasal silahlar ağırlıklı olarak Doğu Cephesi'nde etkili olmuş, Batı Cephesi'nde sınırlı kalmıştır.
    • C) Kimyasal silahlar yalnızca Almanya tarafından kullanılmış, İtilaf Devletleri bu yönteme başvurmamıştır.
    • D) Kimyasal silah kullanımı hemen ardından Cenevre Sözleşmesi ile yasaklanmıştır.
    • E) Klor gazı ilk kez 1915'te İpres'te (Ypres) Almanya tarafından büyük ölçekli biçimde kullanılmıştır.

    22‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Nisan 1915'te Belçika'nın İpres kentinin yakınlarında Almanya tarafından klor gazı kullanılması, tarihte büyük ölçekli kimyasal silah kullanımının ilk örneği olarak kabul edilmektedir. A yanlıştır: İtilaf Devletleri de kimyasal silah kullanmıştır. C yanlıştır: Kimyasal silahlar ağırlıklı olarak Batı Cephesi'nde kullanılmıştır. D yanlıştır: 1925 Cenevre Protokolü savaştan yıllar sonra imzalanmıştır. E yanlıştır: Hardal gazı 1917'de kullanılmaya başlanmıştır.

  10. 10. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde yaşadığı Sarıkamış Harekâtı (Aralık 1914 - Ocak 1915) ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) Sarıkamış'taki yenilgi, Osmanlı'nın Almanya'dan acil askerî yardım istemesine ve Goeben-Breslau'nun devredilmesine neden olmuştur.
    • B) Bu harekâtın başarısı, Osmanlı'nın Kafkas Cephesi'ndeki etkinliğini sonraki yıllarda artırmıştır.
    • C) Osmanlı kuvvetleri bu harekâtta Rusları gerileterek Kars ve Ardahan'ı geri almayı başarmıştır.
    • D) Harekât sırasında Rus ordusu kesin bir çevirme harekâtıyla Osmanlı kuvvetlerini esir almış, kış koşullarının etkisi ihmal edilebilir kalmıştır.
    • E) Harekât, Enver Paşa'nın komutasında başlatılmış; kış koşulları ve lojistik yetersizlikler nedeniyle ağır kayıplarla sonuçlanmıştır.

    Sarıkamış‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Harekâtı, Enver Paşa'nın bizzat komuta ettiği ve Kafkasya'yı ele geçirmeyi hedefleyen büyük çaplı bir taarruz harekâtıdır. Eksi 30-40 dereceye ulaşan kış koşulları, dağlık arazi ve yetersiz lojistik destek, Osmanlı ordusunun büyük bölümünü (90.000'in üzerinde kayıp) yok etmiştir. Bu harekât Osmanlı'nın savaştaki en büyük felaketi olarak değerlendirilmektedir. A ve C seçenekleri sonuç itibarıyla yanlıştır. D seçeneği kronoloji açısından hatalıdır (Goeben-Breslau 1914 Ağustos'ta devredilmişti). E seçeneği ise kış koşullarının etkisini önemsizleştirdiğinden yanlıştır.

  11. 11. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişini sağlayan Almanya ile gizli ittifak antlaşması 2 Ağustos 1914'te imzalanmış; ancak savaşa fiilen Kasım 1914'te girilmiştir. Bu süreçte Osmanlı hükümetinin savaşa girmekte gecikmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki Almanya karşıtı grupların antlaşmayı tanımaması
    • B) Osmanlı donanmasının yetersizliğini giderecek Alman gemilerinin henüz Boğazlara ulaşmamış olması ve kamuoyunun savaşa hazırlanması için zaman kazanılmak istenmesi
    • C) Balkan Savaşları'nın yaralarını sarmak için Osmanlı'nın Rusya ile ayrı bir tarafsızlık antlaşması imzalamış olması
    • D) İngiltere'nin Osmanlı'ya kapitülasyonları kaldırma ve toprak bütünlüğünü garanti etme teklifi sunması
    • E) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın Almanya'nın savaşı kazanamayacağını düşünerek antlaşmayı fiilen askıya alması

    Osmanlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Devleti, 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli ittifak imzalamasına karşın tarafsız görüntüsünü sürdürdü. Bu süreçte iki önemli etken rol oynadı: İngilizler tarafından el konulan Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarının yarattığı kamuoyu baskısını fırsata çevirmek için Alman gemileri olan Goeben ve Breslau'nun Boğazlara getirilmesi beklendi; bu gemiler Ağustos ortasında Boğazlara sığındı ve Yavuz ile Midilli adını alarak Osmanlı donanmasına dahil edildi. Hükümet aynı zamanda savaşa giriş gerekçesini hazırlamak ve kamuoyunu şartlandırmak için zaman kazandı. Fiili savaş başlangıcı ise Yavuz ve Midilli'nin 29 Ekim 1914'te Rus limanlarını bombalamasıyla gerçekleşti. Diğer şıklar tarihsel açıdan doğrulanmayan ya da yanıltıcı bilgiler içermektedir.

  12. 12. Aşağıdaki tabloda I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri saflarında savaşa giren devletler ve savaşa giriş gerekçeleri eşleştirilmiştir. Hangi eşleştirme yanlıştır?

    • A) Romanya – Transilvanya ve Erdel üzerindeki Romen nüfusunu koruma ve toprak kazanımı beklentisi
    • B) İtalya – Londra Antlaşması (1915) ile İtilaf Devletleri'nden toprak vaadi alması
    • C) Yunanistan – Venizelos hükümetinin İtilaf baskısına boyun eğmesi ve Kral Konstantin'in dışlanması
    • D) Japonya – ANZUS Antlaşması çerçevesinde İngiltere'ye olan ittifak yükümlülükleri
    • E) ABD – Almanya'nın sınırsız denizaltı savaşı ve Zimmermann Telgrafı

    ANZUS‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Antlaşması 1951 yılında imzalanmış olup I. Dünya Savaşı dönemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Japonya, 1902 tarihli İngiliz-Japon İttifakı (Anglo-Japanese Alliance) çerçevesinde ve Pasifik'teki Alman sömürgelerine el koymak amacıyla Ağustos 1914'te İtilaf saflarına katıldı. Diğer şıklardaki gerekçeler tarihsel olarak doğrudur: İtalya gerçekten Londra Antlaşması, Romanya toprak vaatleri, Yunanistan iç siyasi baskılar, ABD ise sınırsız denizaltı savaşı ve Zimmermann Telgrafı nedeniyle savaşa girmiştir.

  13. 13. Versay Antlaşması'nın 231. maddesi (Savaş Suçu Maddesi) Almanya'yı savaşın tek sorumlusu ilan etmiş ve ağır tazminat yükümlülükleri getirmiştir. Bu maddenin uzun vadedeki en kritik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Almanya'nın Milletler Cemiyeti'ne üyeliğinin kalıcı olarak engellenmesi
    • B) Alman sanayi kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılarak ekonomik çöküşün kaçınılmaz hale gelmesi
    • C) Prusya militarizmine dayanan Alman ordusunun yeniden yapılanma imkânını kalıcı biçimde yitirmesi
    • D) Alman toplumunda derin bir mağduriyet ve intikam duygusu yaratarak aşırı milliyetçiliğin yükselişine zemin hazırlaması
    • E) Almanya'nın Doğu Avrupa'daki topraklarının tamamını yeni kurulan devletlere devretmek zorunda kalması

    231.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ madde, tarihçilerin 'War Guilt Clause' olarak adlandırdığı savaş suçu maddesidir ve Almanya üzerine 132 milyar altın mark tazminat yüklemiştir. John Maynard Keynes başta olmak üzere pek çok ekonomist bu şartların Almanya'yı mahvedeceğini öngörmüştür. Nitekim bu ağır koşullar, Alman toplumunda derin bir Dolchstoßlegende (sırttan bıçaklanma efsanesi) ve kolektif mağduriyet bilinci oluşturmuş; ekonomik kriz ile siyasi istikrarsızlıkla birleşince Hitler'in yükselişine elverişli ortam hazırlamıştır. Almanya Milletler Cemiyeti'ne 1926'da kabul edilmiştir (A yanlış). Sanayi kapasitesi tamamen ortadan kaldırılmamış, kısıtlanmıştır (D abartılı). Ordu 100.000 askerle sınırlandırılmış olsa da yeniden yapılanma olanağı fiilen kullanılmıştır (E yanlış).

  14. 14. Birinci Dünya Savaşı'nda Batı Cephesi'ndeki sipere dayalı savaş anlayışının ortaya çıkmasında belirleyici olan teknik-askeri etken aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Her iki tarafın da taarruz doktrininden vazgeçerek savunmayı esas alan stratejilere yönelmesi
    • B) İngiliz Kraliyet Donanması'nın Kuzey Denizi'ni abluka altında tutması ve cephe ikmalini engellemesi
    • C) Alman Schlieffen Planı'nın Fransız ordusu tarafından önceden deşifre edilmesi
    • D) Makineli tüfek ve dikenli tel kombinasyonunun savunmayı taarruza karşı ezici biçimde üstün kılması
    • E) Zehirli gaz kullanımının her iki tarafı da ilerleme yapmaktan alıkoyması

    Siper‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ savaşının yapısal nedeni, savunma teknolojisinin taarruz kapasitesini aşmasıdır. Makineli tüfek, dakikada 400-600 mermi ateşleyerek açık arazide ilerleyen piyade birliklerini büyük kayıplarla durduruyordu; dikenli tel ise saldırıları yavaşlatarak bu keskin atışa maruz kalan askerlerin süreyi uzatmasına yol açıyordu. Topçu ateşi de savunma mevzilerini yerinden etmeye yetmiyordu. Bu kombinasyon, 1914 sonundan itibaren İsviçre'den Kuzey Denizi'ne uzanan yaklaşık 700 km'lik bir sipere dayalı cephenin doğmasına neden oldu. Zehirli gaz etkili olmakla birlikte belirleyici faktör değil, sonraki bir gelişmedir (A ikincil). Schlieffen Planı deşifre edilmemiş, Marne Muharebesi'ndeki stratejik hatalar nedeniyle başarısız olmuştur (C yanlış).

  15. 15. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki dört büyük cephesini (Çanakkale, Kafkas, Irak-Filistin, Suriye) değerlendiren bir tarihçi, hangi cephenin Osmanlı için hem askeri hem de siyasi açıdan en ağır ve kalıcı sonuçlar doğurduğunu savunuyorsa bu cephe hangisi olmalıdır?

    • A) Suriye Cephesi – Şam'ın kaybı Osmanlı merkezi yönetiminin Arap coğrafyasındaki çöküşünü simgelediğinden ve Mondros'a giden süreçte belirleyici olduğundan
    • B) Hicaz-Yemen Cephesi – Şerif Hüseyin'in isyanının İslam dünyasını bölmesi ve İngilizlerin Arap coğrafyasında kalıcı nüfuz kurmasını sağlaması
    • C) Kafkas Cephesi – Enver Paşa'nın Sarıkamış hezimeti ordunun direncini kırmış, Doğu Anadolu'nun savunmasız kalması Ermeni tehcirine giden süreci başlatmıştır
    • D) Irak-Filistin Cephesi – Bağdat ve Kudüs'ün kaybı Osmanlı'nın halifelik otoritesini temelden sarstığından ve ekonomik kaynakları tükettiğinden
    • E) Çanakkale Cephesi – İtilaf kuvvetlerinin yenilgisi Osmanlı'nın prestijini tüm dünyada artırdığından ve savaş sonrası müzakerelerde pazarlık gücü sağladığından

    Bu‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ soru değerlendirme ve sentez gerektirmektedir. Irak-Filistin Cephesi'nin kalıcı sonuçları en ağır olandır: Bağdat'ın Nisan 1917'de İngilizlere teslimi, Mezopotamya'nın Osmanlı elinden çıkmasını simgeledi ve petrol bölgelerinin İngiliz kontrolüne geçmesi uzun vadeli jeopolitik sonuçlar doğurdu. Kudüs'ün Aralık 1917'de Allenby tarafından alınması ise Osmanlı'nın İslam'ın koruyucusu olduğu iddiasını ve halifelik prestijini derin biçimde sarstı. Tüm bu gelişmeler ekonomik kaynak tüketimi ile birleşince Mondros Mütarekesi'ni zorunlu kıldı. Kafkas Cephesi (B) insani ve toplumsal açıdan yıkıcıdır; Çanakkale (A) ise Osmanlı'nın kazandığı nadir cephedir. Ancak kalıcı toprak kayıpları ve siyasi otorite çöküşü açısından Irak-Filistin Cephesi öne çıkmaktadır.

  16. 16. 1917 yılı, I. Dünya Savaşı'nın seyrini köklü biçimde değiştiren iki kritik gelişmeyi barındırmaktadır. Bu iki gelişme ve etkileri değerlendirildiğinde, birbirini dengeleyip dengelemediğine ilişkin hangisi doğru bir analiz sunar?

    • A) Rusya'nın çekilmesi ve ABD'nin girmesi birbirini tam olarak dengeler; çünkü Rusya Doğu Cephesi'ni tutarken ABD yalnızca Batı Cephesi'ne katkı sağladı
    • B) İki gelişme birbirini dengelemez; Rusya'nın çekilmesiyle serbest kalan Alman kuvvetlerinin Batı'ya aktarılması, ABD'nin cepheye tam anlamıyla hazır konuma gelmesinden önce gerçekleşti ve 1918 Ludendorff taarruzları bu fırsatı kullandı
    • C) Rusya'nın savaştan çekilmesi İtilaf'ı avantajlı konuma getirdi; zira Doğu Cephesi'ndeki Alman kuvvetleri artık serbest kalmayacak, Batı Cephesi'ne aktarılamazdı
    • D) ABD'nin katkısı sembolik düzeyde kaldı; savaşın sonucunu belirleyen asıl etken Almanya'daki iç cephenin çöküşü ve 1918 ilkbahar taarruzlarının başarısızlığıydı
    • E) Rusya'nın savaştan çekilmesi İtilaf Devletleri'ni dengesiz bıraktı; ABD'nin savaşa girmesi ise hem asker hem de ekonomik kaynak aktarımıyla bu açığı kapatıp İtilaf lehine kalıcı üstünlük sağladı

    En‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ doğru ve nüanslı analiz E şıkkındadır. Brest-Litovsk Antlaşması (Mart 1918) ile Rusya'nın savaştan çekilmesi, Almanya'nın Doğu Cephesi'ndeki yaklaşık 44 tümenini Batı'ya aktarmasına olanak tanıdı. Ludendorff bu fırsatı Mart-Temmuz 1918 arasındaki dört büyük taarruzda (Operasyon Michael, Georgette, Blücher-Yorck, Gneisenau) kullandı. ABD ise Nisan 1917'de savaşa girmesine karşın kitlesel asker sevkiyatı ancak 1918 ortasında gerçekleşebildi. Dolayısıyla iki gelişme anlık olarak dengelenmedi; Almanya geçici stratejik üstünlüğü kullandı, ancak Ludendorff taarruzları nihayetinde başarısız oldu ve Alman kuvvetleri tükendi. ABD'nin katkısı sembolik değil, belirleyici olmuştur (C yanlış). A şıkkı zamansal örtüşmeyi görmezden geldiği için eksik bir analizdir.

  17. 17. Sykes-Picot Antlaşması (1916) ve Balfour Deklarasyonu (1917), İngiliz Ortadoğu politikasında açık bir çelişki barındırmaktadır. Bu çelişkinin özü aşağıdakilerden hangisinde doğru biçimde özetlenmiştir?

    • A) Balfour Deklarasyonu Filistin'in Fransız mandası olacağını öngörürken Sykes-Picot bu bölgeyi doğrudan İngiliz egemenliğine bıraktı
    • B) Rusya'nın antlaşmayı deşifre etmesiyle Şerif Hüseyin'e verilen sözler geçersiz sayıldı ve İngiltere yalnızca Sykes-Picot'u tanıdı
    • C) Sykes-Picot, Fransız nüfuzunu sınırlarken Balfour bağımsız Arap devletlerini tanıdığından iki belge Fransız-İngiliz çıkarlarını çatıştırdı
    • D) İki belge çelişmez; Sykes-Picot askeri işgal bölgelerini, Balfour ise barış sonrası kalıcı sınırları düzenlediğinden tamamlayıcı niteliktedir
    • E) İngiltere, Sykes-Picot ile Fransızlara ve Ruslara bölge üzerinde nüfuz alanları tanırken Balfour ile Filistin'de Yahudi yurdu kurulacağını vaat etti; oysa aynı topraklarda Şerif Hüseyin'e bağımsız Arap devleti kurma sözü de vermişti

    İngiltere,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 1915-1916'da Şerif Hüseyin ile yürüttüğü McMahon yazışmalarında Arap bölgelerinde bağımsız Arap devletinin kurulmasını destekledi. Aynı dönemde Fransızlarla Sykes-Picot Antlaşması'nı imzalayarak bölgeyi İngiliz ve Fransız nüfuz alanlarına böldü. 1917'de ise Balfour Deklarasyonu ile Filistin'de Yahudi ulusal yurdu kurulmasına destek vereceğini açıkladı. Bu üç taahhüt birbirleriyle açıkça çelişmektedir ve günümüz Ortadoğu sorunlarının temel kaynaklarından biri olarak değerlendirilir. Rusya, Bolşevik Devrimi'nin ardından Sykes-Picot belgesini kamuoyuna açıkladı; ancak bu deşifre İngiltere'nin yükümlülüklerini değiştirmedi (E yanıltıcı). D şıkkı tarihsel çelişkiyi gizleyen yanlış bir yaklaşımdır.

  18. 18. Aşağıdaki savaş ve sonuçları eşleştirmelerinden hangisi tarihsel açıdan yanlıştır?

    • A) Jutland Deniz Muharebesi (1916) – İngiliz Grand Fleet'inin taktik yenilgiye uğramasına karşın Almanya'nın deniz hâkimiyeti sağlayamaması
    • B) Gallipoli Muharebesi (1915) – ANZAC kuvvetlerinin katılımının Avustralya ve Yeni Zelanda milli kimliğinin oluşumunda simgesel bir rol oynaması
    • C) Somme Muharebesi (1916) – İlk gün yaklaşık 57.000 İngiliz kaybıyla tarihte tek günlük en büyük İngiliz askeri hüsranı yaşanması
    • D) Verdun Muharebesi (1916) – Alman komutan Falkenhayn'ın Fransız ordusunu 'kanını akıtarak' yıpratma stratejisinin tam anlamıyla başarıya ulaşması
    • E) Marne Muharebesi (1914) – Schlieffen Planı'nın başarısızlığa uğraması ve Almanya'nın iki cepheli uzun savaşa mahkûm olması

    Verdun‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Muharebesi (Şubat-Aralık 1916) Alman General Falkenhayn'ın Fransız ordusunu 'kan pompalama yeri' (Blutmühle) stratejisiyle yıpratma amacıyla planlanmıştır; ancak bu strateji hedefine ulaşmadı. Her iki taraf da astronomik kayıplar verdi: Fransızlar yaklaşık 377.000, Almanlar ise 337.000 kayıp. Üstelik Almanya saldıran taraf olarak kendi kuvvetlerini de tüketti. Falkenhayn Ağustos 1916'da görevden alındı ve muharebe Aralık 1916'da Fransızların savunma hatlarını korumasıyla sona erdi. Bu nedenle 'tam anlamıyla başarıya ulaşma' ifadesi tarihsel olarak yanlıştır. Diğer şıklardaki bilgiler doğrudur.

  19. 19. Wilson'ın On Dört İlkesi (Ocak 1918) incelendiğinde, hangi ilkenin hem Paris Barış Konferansı'nda en çok çiğnendiği hem de Türk Kurtuluş Savaşı açısından en büyük önemi taşıdığı söylenebilir?

    • A) Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı ilkesi – Türklerin çoğunlukta olduğu Anadolu topraklarının Sevr'le parçalanmak istenmesi nedeniyle
    • B) Gizli antlaşmaların ortadan kaldırılması ilkesi – Sykes-Picot'un varlığının zaten bilinen bir sır olması nedeniyle
    • C) Silahsızlanma ilkesi – Almanya'nın ağır silah kısıtlamalarına tabi tutulması nedeniyle
    • D) Milletler Cemiyeti'nin kurulması ilkesi – ABD Senatosu'nun cemiyete katılmayı reddetmesi nedeniyle
    • E) Denizlerde serbestlik ilkesi – İngiliz deniz ablukasının savaş boyunca sürdürülmüş olması nedeniyle

    Wilson'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ On Dört İlkesi içinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı, Türkiye açısından en kritik ilkedir. Sevr Antlaşması (Ağustos 1920), Türklerin çoğunlukta olduğu Anadolu'yu büyük ölçüde İngiliz, Fransız, İtalyan nüfuz alanlarına ve Yunan işgal bölgelerine bölerek bu ilkeyi açıkça çiğnedi. Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı bu ilkeye dayanarak meşruiyetini uluslararası kamuoyuna kabul ettirmeye çalıştı. Nihayetinde Lozan Antlaşması (1923) bu hakkın kısmi kabulünü simgeledi. Diğer şıklardaki ilkeler de konferansta çiğnenmiştir; ancak Türkiye özelinde kader belirleyici olan kendi kaderini tayin hakkıdır.

  20. 20. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan yeni silah ve teknolojilerin savaşın seyrindeki rolü değerlendirildiğinde, hangisi abartılmış ya da yanlış bir değerlendirme yapar?

    • A) Zehirli gaz silahları psikolojik etki ve kayıp açısından önemliydi; ancak gaz maskesinin yaygınlaşmasıyla stratejik belirleyiciliğini büyük ölçüde yitirdi
    • B) Topçunun ateş gücündeki artış, siper savaşının en yıpratıcı unsuru olmakla birlikte, savunma mevzilerini kalıcı biçimde tahrip etmede yetersiz kaldı
    • C) Tankların ilk kez kullanıldığı Somme Muharebesi'nde (1916) mekanik arızalar ve yetersiz sayı nedeniyle belirleyici etki sağlanamadı; esas dönüşüm Amiens (1918) gibi toplu tank kullanımıyla gerçekleşti
    • D) Uçaklar yalnızca keşif amacıyla kullanıldığından muharebe görevine hiçbir zaman dahil edilmedi ve savaş sonucunu etkilemedi
    • E) Alman denizaltıları (U-Boot) İngiliz deniz ablukasına karşı etkili bir araç oldu; ancak sınırsız denizaltı savaşı ABD'yi İtilaf saflarına çekti

    C‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şıkkı açıkça yanlıştır. Uçaklar I. Dünya Savaşı'nda keşfin çok ötesinde roller üstlendi. 1914'te başlayan keşif uçuşlarının ardından dogfight (hava muharebesi) kültürü ortaya çıktı; Fokker, Sopwith Camel ve SPAD gibi avcı uçakları hava üstünlüğü mücadelesinde kullanıldı. Stratejik bombalama denemeleri yapıldı (Zeppelin saldırıları, ardından uçak bombardımanları). Cephe gerisindeki ikmal hatlarına ve mevzilere hava saldırıları gerçekleştirildi. Richthofen'ın 'Kızıl Baron' efsanesi bu dönemin ürünüdür. Hava gücü savaşın sonucunu tek başına belirlemese de kesinlikle muharebe göreviyle doğrudan ilişkilendirilmiştir. Diğer şıklar tarihsel olarak doğrudur.

  21. 21. Osmanlı Devleti'nin 1914-1918 arasında savaştığı cepheler ve bu cephelerdeki sonuçlar değerlendirildiğinde, hangi cephede Osmanlı kuvvetleri İtilaf Devletleri'ne karşı en başarılı savunmayı sergilemiş ve bu başarının uluslararası yansımaları neler olmuştur?

    • A) Kafkas Cephesi – Sarıkamış'taki yenilgiye karşın Kafkas dağlarındaki savunma hattı korundu ve Rusya ilerleyemedi
    • B) Kanal Cephesi – Süveyş'e yönelik Osmanlı taarruzları İngiliz savunmasını zorladı ve Mısır'daki milliyetçi unsurları harekete geçirdi
    • C) Irak Cephesi – Kut'ul-Amare'de General Townshend komutasındaki 13.000 kişilik İngiliz kuvvetinin teslim alınması, İngiliz prestijini sarsarak sömürgelerdeki milliyetçi hareketleri cesaretlendirdi
    • D) Filistin Cephesi – Gazze Muharebeleri'nde elde edilen geçici başarılar İngiliz ilerleyişini aylarca durdurdu
    • E) Çanakkale Cephesi – İtilaf kuvvetlerinin püskürtülmesi hem Batılı kamuoyunda hem de Osmanlı'nın olası barış müzakerelerinde büyük prestij sağladı; ancak bu başarı stratejik sonuç doğurmadı

    Kut'ul-Amare‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Muharebesi (Nisan-Mayıs 1916), I. Dünya Savaşı'nda İngiliz ordusunun en büyük teslimiyetlerinden birini temsil eder. General Townshend komutasındaki yaklaşık 13.000 asker beş aylık kuşatmanın ardından Osmanlı kuvvetlerine teslim oldu. Bu teslimiyetin uluslararası yansımaları son derece önemliydi: İngiliz sömürge prestijini sarstı, Hindistan'daki milliyetçi çevreleri cesaretlendirdi ve İngiliz kamuoyunda savaş yönetimine yönelik ciddi sorgulamalara yol açtı. Osmanlı Devleti bu başarıyı propaganda amaçlı yoğun biçimde kullandı. Çanakkale (C) başarı olmakla birlikte Kut kadar geniş uluslararası etki yaratmadı; ayrıca Çanakkale'nin stratejik sonuç doğurmadığı savı tartışmalıdır.

  22. 22. Paris Barış Konferansı (1919-1920) sürecinde imzalanan antlaşmalar ve yenik devletler eşleştirildiğinde, hangi antlaşma-devlet çifti yanlıştır?

    • A) Neuilly Antlaşması – Bulgaristan
    • B) Trianon Antlaşması – Macaristan
    • C) Saint-Germain Antlaşması – Avusturya
    • D) Sèvres Antlaşması – Bulgaristan
    • E) Versay Antlaşması – Almanya

    Sèvres‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Antlaşması Ağustos 1920'de Osmanlı Devleti ile imzalanmıştır, Bulgaristan ile değil. Bulgaristan'ın barış antlaşması Neuilly Antlaşması'dır (Kasım 1919). Diğer eşleştirmeler doğrudur: Versay-Almanya (Haziran 1919), Saint-Germain-Avusturya (Eylül 1919), Trianon-Macaristan (Haziran 1920). Sèvres Antlaşması, Türkiye için gerçekleşmedi; Türk Kurtuluş Savaşı'nın ardından yerine Lozan Antlaşması (Temmuz 1923) imzalandı ve Sèvres hiçbir zaman yürürlüğe girmedi.

  23. 23. I. Dünya Savaşı'nın ekonomik boyutunu değerlendiren bir analist, 'savaş ekonomisi' kavramını ele alırken hangi önerme diğerlerine kıyasla en az geçerli kanıta dayanmaktadır?

    • A) Savaş, sanayileşmiş devletlerde kadınların işgücüne katılımını hızlandırarak uzun vadede toplumsal cinsiyet rollerini dönüştürdü
    • B) ABD, savaş boyunca İtilaf Devletleri'ne muazzam miktarda kredi ve silah sağlayarak hem ekonomik hem de siyasi bağları güçlendirdi
    • C) İngiliz deniz ablukası Almanya'da sivil nüfusu derinden etkileyen gıda kıtlığına neden oldu ve bu durum iç cephenin çöküşüne katkıda bulundu
    • D) Savaş ekonomisine geçiş, devletin ekonomi üzerindeki düzenleyici rolünü kalıcı biçimde artırdı ve 1918 sonrasında liberal ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesine yol açtı
    • E) Osmanlı Devleti'nin ekonomik alt yapısı yetersiz kaldığından dört yıllık savaş Almanya'ya olan mali bağımlılığı giderek artırdı

    C‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şıkkı en az geçerli kanıta dayanmaktadır. Savaş ekonomisine geçiş gerçekten devlet müdahalesini artırdı; ancak '1918 sonrasında liberal ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesi' iddiası tarihsel olarak doğru değildir. Savaş sonrasında birçok ülkede liberal ekonomiye dönüş girişimleri yaşandı (1920'lerin görece liberalleşme dönemi). Devlet müdahalesinin kalıcı olarak yerleşmesi daha çok 1929 Büyük Buhranı ve II. Dünya Savaşı deneyimiyle gerçekleşti. Savaş ekonomisi kalıcı yapısal dönüşümler yaratmış olsa da 'tamamen terk edilme' ifadesi abartılı ve tarihsel açıdan hatalıdır. Diğer şıklardaki önermeler ise tarihsel belgelere dayanan geçerli olgulardır.

  24. 24. Aşağıdaki ifadelerden hangisi I. Dünya Savaşı'nın tarih yazımında (historiography) 'Fischer Tartışması' ile doğrudan ilişkilidir?

    • A) Fischer'in savaşın çıkışını bilinçli kararlar değil, büyük güçlerin yanlış algılama ve iletişim kopukluğundan kaynaklanan kazayla açıklayan tezi savunması
    • B) Fischer'in Bolşevik Devrimi'nin I. Dünya Savaşı'nı önlenemez kıldığını ve savaşın asıl sorumlusunun Rusya olduğunu ileri sürmesi
    • C) Alman tarihçi Fritz Fischer'in, Almanya'nın savaşı kazanmak için değil Avrupa hegemonyası kurmak amacıyla kasıtlı olarak başlattığını ve 1914 öncesi Alman liderliğinin saldırgan emperyalist hedefler peşinde olduğunu savunması
    • D) Fischer'in Almanya'yı değil Avusturya-Macaristan'ı savaşın tek sorumlusu ilan ederek milliyetçi Alman tarih yazımına meydan okuması
    • E) Fischer'in savaşın sorumluluğunu eşit biçimde büyük güçlere dağıtan 'paylaşılmış suç' tezini geliştirerek Versay Antlaşması'nın haksız olduğunu kanıtlamaya çalışması

    Fritz‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Fischer, 1961'de yayımlanan 'Griff nach der Weltmacht' (Dünya Gücüne Uzanan El) adlı eseriyle Almanya'nın yalnızca savunma amaçlı değil, 'Eylül Programı' gibi belgelerle kanıtlanan saldırgan emperyalist hedeflerle savaşa girdiğini savundu. Bu tez Alman tarih çevrelerinde büyük tartışma yarattı; zira Almanya'nın kasıtlı suçluluğunu vurgulayarak Versay'ın 231. maddesini bir anlamda meşrulaştırıyordu. Fischer tartışması, savaşın kökenlerine ilişkin 'kaza teorisi' (Barbara Tuchman) ve 'paylaşılmış sorumluluk' tezlerine karşı önemli bir karşı tez oluşturdu. C ve D şıkları Fischer'in tezinin tam karşıtını ifade etmektedir. B, E şıkları ise tamamen yanlış bilgi içermektedir.

  25. 25. I. Dünya Savaşı'nın bitişini resmen ilan eden Armistice (Mütareke) 11 Kasım 1918'de yürürlüğe girdi. Ancak Almanya'nın o tarihe kadar kendi topraklarında hiçbir yabancı askerin bulunmadığını ve ordusunun fiilen yenilmediğini öne süren 'Dolchstoßlegende' (sırttan bıçaklanma efsanesi) ciddi tarihsel tartışmalara konu olmuştur. Bu efsanenin tarihsel gerçeklikle çeliştiği temel kanıt hangisidir?

    • A) Alman ordusunun 1918 Ağustos ayına kadar Batı Cephesi'nde taarruzi üstünlüğünü koruduğu, çöküşün yalnızca sivil hükümet kararıyla gerçekleştiği
    • B) Erich Ludendorff'un Eylül 1918'de bizzat sivil hükümete mütareke talep etmesini emretmesi, ordunun askeri olarak tükendiğinin ve yenilginin askeri karar alıcılar tarafından kabul edildiğinin kanıtı olması
    • C) Hint ve Avustralya sömürge kuvvetlerinin savaşa dahil olmasının Almanya'yı sayısal üstünlüğe rağmen yenilgiye sürüklediğinin belgelenmesi
    • D) Mütareke şartlarının Alman ordu komutanları tarafından değil yalnızca sivil politikacılar tarafından müzakere edilmesi, dolayısıyla ordunun temiz kaldığının göstergesi olması
    • E) Fransa ve İngiltere'nin 1918 yazında Alman topraklarına girememiş olmasının ordunun çökmediğinin kanıtı sayılabilmesi

    Dolchstoßlegende'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ tarihsel gerçeklikle en net biçimde çelişen kanıtı, Alman Yüksek Komutanlığı'nın (OHL) özellikle Ludendorff'un Eylül 1918'de sivil hükümete mütareke talep etmesi yönünde baskı uygulamasıdır. Bu, ordunun kendi bozgununu askeri açıdan kabul ettiğinin belgesidir. 1918 'Kara Ağustos'undan (8 Ağustos 1918 Amiens Muharebesi) itibaren Alman savunma hatları sistematik biçimde geriledi; tükenme, çöküş ve firarlar hız kazandı. Ludendorff bu tarihi 'Alman ordusunun kara günü' olarak nitelendirdi. C şıkkı ise efsanenin propagandist mantığını yansıtmaktadır. Efsanenin işlevselliği, sorumluluk yükünü ordunun omuzlarından alıp Yahudilere, sosyalistlere ve sivil politikacılara yüklemek ve bu söylemi Hitler'in iktidara yükselişinde kullanmaktı.