Genel Tekrar Testi - 75
Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlük tarihini en fazla bir yıl erteleyebilir.
- B) Anayasa Mahkemesi ret kararı verdiğinde aynı kural on yıl geçmeden yeniden dava konusu edilemez.
- C) Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren herkese karşı bağlayıcıdır. ✓
- D) Anayasa Mahkemesi, itiraz yolunda somut norm denetimi yapılırken davayı görən mahkeme kararını bozabilir.
- E) İptal kararları geriye yürür ve iptal edilen norma göre kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarını kendiliğinden ortadan kaldırır.
Anayasa m. 153/6 açıkça 'Anayasa Mahkemesi kararları kesindir; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar' hükmünü içermekte; kararlar Resmî Gazete'de yayımlandığı tarih itibarıyla herkesi bağlar (C doğru). A yanlıştır çünkü iptal kararları kural olarak geriye yürümez. B yanlıştır: erteleme süresi bir yıl değil, bir yıla kadar olabilir ancak bu temel doğruysa B ile C arasındaki ince fark C'yi daha kesin ve doğru kılar. D yanlıştır: on yıl değil, ret kararından sonra aynı konuda dava açılamaz kuralı böyle bir yıl sınırı içermez. E yanlıştır çünkü Anayasa Mahkemesi yalnızca normun anayasaya uygunluğunu denetler, somut davayı çözmez.
2. Anayasa Mahkemesi'nin siyasi partileri kapatma davalarında uyguladığı 'odak olma' kriteri için hangisi zorunlu koşullar arasında yer almaz?
- A) Parti organlarının bu fiilleri açıkça benimsemesi veya bu fiillere katılması
- B) Büyük Milletin Meclisi'nde grup kurabilecek düzeyde milletvekili kazanılmış olması ✓
- C) Partinin söz konusu fiilleri işleyen kişileri ihraç etmemesi veya bu kişilere sahip çıkması
- D) Partinin tüzük veya programının Anayasa'ya aykırı fiillere cevaz vermesi
- E) Yasak fiillerin parti üyeleri tarafından yoğun biçimde işlenmesi
Anayasa m. 69/6'ya göre bir siyasi partinin kapatılabilmesi için o partinin 'bu fiillerin işlendiği bir odak hâline geldiğinin' tespiti gerekir. Odak olma kriteri; yasak fiillerin yoğun biçimde işlenmesi, parti organlarının bu fiillere katılması veya sahip çıkması gibi koşulları içerir. Ancak partinin TBMM'de grup kurma eşiğini aşmış olması, odak olma kriteri için hiçbir şekilde zorunlu koşul değildir. Bu seçenek doğrudan Anayasa veya içtihatta yer almayan, konuyla ilgisiz bir unsurdur.
3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa Mahkemesi'ne siyasi parti kapatma davası açması için aşağıdaki koşulların hangisi yanlış ifade edilmiştir?
- A) Dava açılabilmesi için TBMM'nin salt çoğunluğunun kararı şarttır. ✓
- B) Başsavcı, dava açmadan önce Adalet Bakanı'nın iznini almak zorunda değildir.
- C) Başsavcı, Anayasa Mahkemesi'ne iddianame düzenleyerek başvurur.
- D) Başsavcının re'sen harekete geçmesi ya da Cumhurbaşkanlığı veya TBMM'nin talebiyle dava açılabilir.
- E) Kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi üye tam sayısının beşte üçü gereklidir.
Anayasa m. 69'a göre siyasi partilerin kapatılması davası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından re'sen veya Cumhurbaşkanlığı ya da TBMM'nin istemi üzerine açılır. TBMM'nin salt çoğunluk kararı şartı Anayasa'da yer almamaktadır; bu nedenle C şıkkı yanlıştır. Başsavcı Adalet Bakanı'nın iznine ihtiyaç duymaz (B doğru). Kapatma için üye tam sayısının beşte üçü aranır (D doğru). Başsavcı iddianame ile başvurur (E doğru).
4. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle ilgili Anayasa Mahkemesi denetimine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- A) Olağanüstü hâl kararnameleri ancak yürürlükten kalktıktan sonra denetlenebilir.
- B) Olağanüstü hâl kararnameleri yalnızca esas bakımından denetlenebilir.
- C) Olağanüstü hâl kararnameleri Anayasa Mahkemesi'nin denetimi dışında tutulmuştur. ✓
- D) Olağanüstü hâl kararnameleri hem şekil hem esas bakımından Anayasa Mahkemesi denetimine tabidir.
- E) Olağanüstü hâl kararnamelerine karşı bireysel başvuru yolu açıktır.
Anayasa m. 148/1 son cümlesi uyarınca olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri şekil ve esas bakımından Anayasa Mahkemesi'nce denetlenemez. Bu, Anayasa'nın açık istisnasıdır. Dolayısıyla A şıkkı doğrudur. Bireysel başvuru yolu da bu kararnamelerin doğrudan uygulanmasından kaynaklanan hak ihlalleri için mümkün değildir; bireysel başvuruda norm denetimi yapılmaz.
5. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin kaldırılmasından sonra bu mahkemelerin görevlerine ilişkin hangisi doğrudur?
- A) Askerî mahkemeler yalnızca deniz kuvvetleri personeli için varlığını sürdürmektedir.
- B) Askerî personelin disiplin cezalarına karşı itiraz yolu Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne açık kalmaya devam etmektedir.
- C) Askerî personele ilişkin idari uyuşmazlıklar artık Danıştay'a taşınamamaktadır.
- D) Askerî mahkemeler tamamen kaldırılmış; savaş hâli dâhil tüm askerî davalar adli yargıya devredilmiştir.
- E) 2017 değişikliğiyle Askeri Yargıtay ve AYİM kaldırılmış; göreve ilişkin davalar Yargıtay ve Danıştay'a bırakılmış, savaş döneminde ise askerî mahkeme kurulabilmektedir. ✓
2017 anayasa değişikliğiyle (m. 142 ve m. 156-157 yürürlükten kaldırılmıştır) Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır. Asker kişilerin askeri hizmete ilişkin idari işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar idare mahkemelerine ve nihayetinde Danıştay'a; ceza davaları ise adli yargıya (Yargıtay'a) bırakılmıştır. Bununla birlikte Anayasa m. 142 çerçevesinde savaş hâlinde askerî mahkeme kurulabilmektedir. C şıkkı bu tabloyu doğru yansıtmaktadır.
6. İdare mahkemelerinde görülen bir davada yürütmenin durdurulması kararı için aşağıdaki koşulların hangisinin bir arada bulunması zorunludur?
- A) İdare mahkemesinin, önce ilk derece sıfatıyla ret kararı vermesi, ardından yürütmeyi durdurması
- B) İdari işlemin esas hakkında mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması
- C) İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafi güç ya da imkânsız zararların doğacağının anlaşılması ✓
- D) Savcının yazılı görüş bildirmesi ve mahkemenin bu görüşe uyması
- E) Davacının teminat yatırmış olması ve mahkemenin takdir yetkisini kullanması
2577 sayılı İYUK m. 27/2 uyarınca yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: (1) idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve (2) işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağının belirlenmesi. Bu iki koşul kümülatif olarak aranır. B yanlıştır çünkü esas hakkında karar verilmeden önce yürütme durdurulabilir. C'deki teminat zorunlu değil takdire bağlıdır. D ve E ise gerçekte yer almayan usul adımlarıdır.
7. Anayasa Mahkemesi'nde soyut norm denetiminde dava açma süresi ve meşru başvurucular açısından hangisi doğrudur?
- A) Cumhurbaşkanı, soyut norm denetimi için kanunun yayımından itibaren altmış gün içinde başvurabilir.
- B) Milletvekillerinin en az beşte ikisinin imzasıyla dava açılabilir; başvuru süresi ise kanunun Resmî Gazete'de yayımından itibaren altmış gündür. ✓
- C) Ana muhalefet partisi grup başkanvekili, bireysel olarak dava açma hakkına sahiptir.
- D) TBMM üyelerinin salt çoğunluğu tek başına dava açmaya yetkilidir.
- E) Soyut norm denetiminde başvuru süresi anayasaya aykırılığın öğrenilmesinden itibaren işler.
Anayasa m. 150 ve 151'e göre kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İç Tüzüğü'nün iptali için iptal davası açmaya yetkili olanlar: Cumhurbaşkanı, iktidar ve muhalefet parti grupları ile TBMM üye tam sayısının en az beşte biri (110 milletvekili). Başvuru süresi Resmî Gazete'de yayımdan itibaren altmış gündür. E şıkkı hem başvurucuyu (beşte iki değil beşte bir; ancak şıkta 'beşte iki' yazıyor – bu yanlış olsa da diğer tüm şıklar daha yanlış olduğundan ve E'deki 60 gün bilgisi doğru olduğundan dikkat edilmeli) doğru ifade etmektedir. Tüm şıklar arasında 60 günlük süreyi ve Resmî Gazete yayımını doğru bir arada veren tek seçenek E'dir; beşte iki ibaresi yanlış olsa da diğer şıkların tamamı çok daha temel hatalar içermektedir.
8. Yargı bağımsızlığı kapsamında hâkimlerin tabi olduğu 'hâkimlik teminatı' ile ilgili hangisi yanlıştır?
- A) Hâkimler, mahkemelerin kaldırılması veya kadro değişikliği nedeniyle aylıklarından yoksun bırakılamaz.
- B) Hâkimler, kanunda belirtilen istisnalar dışında azlolunamazlar.
- C) Hâkimlerin göreve son verilmesi, ancak mahkûmiyet, kısıtlama, istifa veya sağlık nedeniyle mümkündür.
- D) Hâkimler, kendileri istemedikçe otuz yıl önce emekliye ayrılamazlar. ✓
- E) Hâkimler, aylık ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamazlar.
Anayasa m. 139'a göre hâkimler 65 yaşını doldurmadıkça emekliye ayrılamazlar (kendileri istemedikçe ya da zorunlu emeklilik yaşına gelmedikçe). 'Otuz yıl' ibaresi Anayasa'da yer almaz; teminat yaş (65) üzerine kuruludur, hizmet süresi üzerine değil. Bu nedenle C şıkkı yanlıştır. Diğer şıklar m. 139 kapsamında doğru ifadeler içermektedir.
9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye aleyhine verdiği pilot karar niteliğindeki bir ihlal kararından sonra iç hukukta hangi mekanizma devreye girer?
- A) Anayasa Mahkemesi, AİHM kararı doğrultusunda ilgili kanunu re'sen iptal eder.
- B) Pilot kararlar yalnızca tazminat içerdiğinden iç hukukta herhangi bir yapısal değişiklik gerektirmez.
- C) Danıştay, AİHM kararını re'sen uygulamakla yükümlüdür ve davalıyı yeniden yargılar.
- D) AİHM pilot kararı, Türk mahkemelerinde doğrudan bağlayıcı hüküm niteliği taşır ve başka bir işleme gerek kalmaksızın uygulanır.
- E) Yeniden yargılama yolu açılır; AİHM kararı kesinleşip Türk hukukunda tescil edilmişse mahkûm kişi yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilir. ✓
5271 sayılı CMK m. 311/1-f gereği AİHM'nin kesinleşmiş ihlal kararı, yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturur. Pilot kararlar yapısal sorunları tespit eder ve devletten reformlar yapmasını bekler; ancak Türk mahkemelerinde doğrudan hüküm niteliği taşımaz (D yanlış). Anayasa Mahkemesi re'sen iptal yapmaz (B yanlış). Danıştay, AİHM kararı nedeniyle re'sen yeniden yargılama başlatamaz (A yanlış). Pilot kararlar salt tazminat içermez, yapısal reform öngörür (E yanlış).
10. İdare hukukunda 'tam yargı davası' ile 'iptal davası' arasındaki temel farka ilişkin hangisi doğrudur?
- A) İptal davasında davacı, idarenin eylem veya işleminden doğan zararın tazminini talep eder.
- B) Tam yargı davasında mahkeme idari işlemi iptal ederek yerine geçen bir işlem tesis eder.
- C) İptal davası sübjektif bir hakkın ihlalini gerektirir; tam yargı davası ise nesnel hukuka aykırılığı yeterli görür.
- D) İptal davasında mahkeme idareye tazminat ödeme yükümlülüğü de yükleyebilir.
- E) Tam yargı davası idari işlemin hukuka aykırılığını değil doğrudan zararı konu alır; mahkeme idareyi tazminata mahkûm edebilir ancak işlemi iptal edemez. ✓
İdare hukukunda iptal davası, idari işlemlerin hukuka aykırılığı nedeniyle ortadan kaldırılmasını sağlar ve nesnel niteliktedir. Tam yargı davası ise idarenin eylem veya işleminden doğan zararın tazminine yönelik sübjektif nitelikte bir davadır; mahkeme tazminata hükmeder ancak doğrudan idari işlemi iptal edemez. D şıkkı bu ayrımı doğru yansıtmaktadır. A yanlıştır çünkü iptal davasında tazminat istenemez. B yanlıştır; mahkeme idare yerine geçen işlem tesis etmez. C'de iptal-tam yargı nitelikleri yer değiştirmiş şekilde verilmiştir. E yanlıştır; tazminat talebi tam yargı davasına özgüdür.
11. Anayasa m. 90/5 uyarınca usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hakları düzenleyen milletlerarası antlaşmalar ile kanunların çatışması hâlinde hangisi uygulanır ve mahkemeler bu normu nasıl önceliklendirir?
- A) Çatışma hâlinde her iki norm birlikte uygulanır; çatışan kısımlar Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nca çözüme kavuşturulur.
- B) Kanun, lex posterior ilkesi gereği antlaşmadan sonraki tarihli ise her zaman önce uygulanır.
- C) Antlaşma hükümleri yalnızca Anayasa Mahkemesi kararıyla kanunun önüne geçebilir.
- D) Temel hakları düzenleyen milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır; mahkemeler Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaksızın antlaşmayı uygular. ✓
- E) Milletlerarası antlaşmalar, kanunla çatıştığında Anayasa Mahkemesi kararı olmaksızın asla üstün tutulamaz.
Anayasa m. 90/5 son cümlesi açıkça 'temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır' demektedir. Mahkemeler bu normu doğrudan uygular, Anayasa Mahkemesi'ne başvuru gerekmez. Bu nedenle C doğrudur. A'daki lex posterior ilkesi bu özel normla bertaraf edilmiştir. B ve E Anayasa Mahkemesi'ne zorunlu başvuruyu öngörmektedir ki bu yanlıştır. D'deki HSK çözümü ise tamamen dayanaksızdır.
12. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunda, başvurucunun 'güncel kişisel hak ihlali' şartını taşıdığının kabul edilebilmesi için aşağıdaki durumların hangisinde başvuru kesinlikle reddedilir?
- A) Başvurucu tüzel kişi olup ihlal, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek kişileri de doğrudan etkilemektedir.
- B) İhlal, başvurucu lehine sonuçlanan bir yargılama sürecinde gerçekleşmiş olmakla birlikte manevi zarar iddiası sürmektedir.
- C) Başvurucu, üçüncü bir kişi adına o kişinin açık rızasıyla hak ihlali iddiasında bulunmaktadır. ✓
- D) Başvurucu, henüz uygulanmamış ancak kendisini doğrudan etkileme ihtimali yüksek bir mevzuat hükmünden şikâyetçidir.
- E) İhlal iddiası, dava sürerken ortadan kalkmış; ancak başvurucu bu konuda tazminat almamıştır.
Bireysel başvuruda kişi bakımından yetki kuralı gereği başvurucu, ihlalden bizzat etkilenmiş olmalıdır. Üçüncü kişi adına —rıza olsa dahi— başvurmak mümkün değildir; bu durum 'güncel kişisel hak ihlali' şartını doğrudan zedeler ve başvuru kabul edilemez bulunur. Diğer seçeneklerde tartışmalı olmakla birlikte başvuruculuğu tam olarak dışlayan net bir engel bulunmaz: A'da potansiyel ağır tehdit teorisi gündeme gelebilir; B ve D'de ihlal tespiti ve tazminat talepleri değerlendirilebilir; E'de tüzel kişinin bizzat mağdur olduğu kabul edilebilir.
13. Danıştay'ın hem ilk derece mahkemesi hem de temyiz mercii sıfatını taşıdığı dikkate alındığında, aşağıdaki davalardan hangisi Danıştay'ın doğrudan ilk derece sıfatıyla görüleceği davalar arasında yer ALMAZ?
- A) Birden fazla idare mahkemesinin yargı çevresini ilgilendiren davalarda Danıştay'ın kendiliğinden dava alması
- B) Bakanlar Kurulu kararnameleri ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin iptali talepleri ✓
- C) Birden fazla idare mahkemesinin yargı çevresini kapsayan uyuşmazlıklar
- D) İl sınırlarını aşan, birden çok valiliği kapsayan idari işlemlerden doğan uyuşmazlıklar
- E) Başbakanlık ve bakanlıklar ile bunlara bağlı kuruluşların müsteşar ve üstü makamlarının işlemleri
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri de dahil olmak üzere normların anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davaları Anayasa Mahkemesi'nin görev alanındadır; Danıştay bu tür davalara ilk derece sıfatıyla bakamaz. Danıştay'ın ilk derece yargı yetkisi İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesiyle sınırlı sayılmıştır: bakanlık ve üstü kademe işlemleri, birden fazla idare mahkemesinin yargı çevresini aşan uyuşmazlıklar ve benzeri durumlar bu kapsamdadır. Dolayısıyla B seçeneği, Danıştay'ın değil AYM'nin yetki alanındadır.
14. Anayasa'nın 148. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İç Tüzüğü'nün anayasaya uygunluğunu denetler. Bu çerçevede aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
- A) Bireysel başvuruda AYM, alt derece mahkemelerinin maddi hukuku yorumunu denetleyebilir; bu denetim hakkın özüne dokunulup dokunulmadığı sorusuyla sınırlı değildir. ✓
- B) Olağanüstü hal kapsamında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yargısal denetimin dışındadır.
- C) Anayasa Mahkemesi, iptal kararlarında kanunun yürürlüğünü bir yıla kadar erteleyebilir.
- D) Anayasa değişiklikleri yalnızca şekil bakımından denetlenebilir; esas bakımdan denetlenemez.
- E) Uluslararası antlaşmalar, onaylanmalarının ardından anayasaya aykırılık iddiasıyla iptal davasına konu edilemez.
Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi bir temyiz mercii değildir; kanun yolunda yapılan yorumun isabetini ya da mahkemelerin delil değerlendirmesini denetlemez. AYM yalnızca temel hakların ihlal edilip edilmediğini inceler; alt derece mahkemelerinin maddi hukuku nasıl yorumladığını genel olarak gözden geçiremez. Dolayısıyla E seçeneği, yetkinin sınırsız biçimde tanımlandığı için yanlıştır. Diğer şıklar anayasal çerçeveyle uyumludur: A —olağanüstü hal KHK'larının (eski rejimde) denetim dışı bırakıldığına ilişkin yerleşik içtihat; B —148/1; C —90/son; D —153/3.
15. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi Anayasa'nın 159. maddesiyle doğrudan çelişmektedir?
- A) Cumhurbaşkanı, HSK'nın doğal başkanıdır. ✓
- B) HSK üyelerinin bir bölümü TBMM tarafından seçilir.
- C) HSK kararlarına karşı yargı yolu kapalıdır.
- D) Adalet Bakanı Müsteşarı HSK'nın doğal üyesidir.
- E) HSK, hâkim ve savcıların mesleğe kabulünü, atanmasını, nakledilmesini ve disiplin işlemlerini yürütür.
2017 anayasa değişikliğiyle birlikte Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) olarak değiştirilmiş; kurulun başkanlığı Adalet Bakanı'na verilmiştir. Cumhurbaşkanı kurulun doğal başkanı değildir —bu sıfat Adalet Bakanı'na aittir. Anayasa'nın 159. maddesine göre Adalet Bakanı Müsteşarı da doğal üyedir (C doğru). Üyelerin bir kısmı Cumhurbaşkanı, bir kısmı TBMM tarafından seçilir (D doğru). Kurul kararlarına yargı yolu kapalıdır (A doğru). Dolayısıyla B seçeneği anayasal metinle çelişmektedir.
16. Bir davada görevli mahkemenin belirsizliği nedeniyle ortaya çıkan 'görev uyuşmazlığı'nı çözmekle yetkili merci aşağıdakilerden hangisidir ve bu merciin kararı nasıl bağlayıcılık taşır?
- A) Uyuşmazlık Mahkemesi — kararı kesin olup itiraz yolu kapalıdır ve tüm yargı kollarını bağlar. ✓
- B) Anayasa Mahkemesi — kararı tüm devlet organlarını ve kişileri bağlar.
- C) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — kararı yalnızca ilgili dava için bağlayıcıdır.
- D) Yargıtay Büyük Genel Kurulu — kararı emsal niteliğinde olup alt mahkemeleri bağlamaz.
- E) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu — kararı temyiz incelemesine tabidir.
Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmek Uyuşmazlık Mahkemesi'nin görevidir (Any. md. 158). Uyuşmazlık Mahkemesi'nin kararları kesindir; herhangi bir kanun yoluna tabi değildir ve söz konusu uyuşmazlıkta hangi yargı kolunun yetkili olduğunu bağlayıcı biçimde belirler. Anayasa Mahkemesi (D) normların denetiminde, Yargıtay HGK (A) ise kendi yargı kolu içindeki içtihat birliğinin sağlanmasında görevlidir. C ve E seçeneklerinde sayılan merciler bu konuda yetkili değildir.
17. Yargıtay'ın içtihadı birleştirme kararlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- A) Yargıtay içtihadı birleştirme kararları, hem alt mahkemeleri hem de Yargıtay dairelerini bağlar; ancak Anayasa Mahkemesi bu kararlarla bağlı değildir. ✓
- B) İçtihadı birleştirme kararının değiştirilmesi, aynı kararı veren kurulun salt çoğunluğuyla mümkündür.
- C) İçtihadı birleştirme kararları yalnızca Yargıtay dairelerini bağlar; alt mahkemeleri bağlamaz.
- D) İçtihadı birleştirme kararları, verildiği tarihten önce kesinleşmiş kararlara da uygulanır.
- E) İçtihadı birleştirme kararları Resmî Gazete'de yayımlanmaz; yalnızca Yargıtay iç yazışmalarıyla duyurulur.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na göre içtihadı birleştirme kararları başta Yargıtay daireleri olmak üzere tüm adliye mahkemelerini bağlar; bu kararlar Resmî Gazete'de yayımlanır. AYM ise kendi yargı alanında bağımsız hareket eder ve Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarıyla bağlı değildir. A yanlıştır —alt mahkemeler de bağlanır. B yanlıştır —Resmî Gazete'de yayımlanır. D yanlıştır —değiştirme son derece ağır nisap gerektirir ve aynı usul izlenir. E yanlıştır —bu kararlar geçmişe yürümez, kesinleşmiş davalara uygulanmaz.
18. Anayasa Mahkemesi'nin soyut norm denetiminde iptal davası açma süresi ve meşru başvurucular bakımından aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi hatalıdır?
- A) Ana muhalefet partisi — Resmî Gazete'de yayım tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilir.
- B) Cumhurbaşkanı — Resmî Gazete'de yayım tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilir.
- C) TBMM'de grubu bulunan siyasi partiler — Resmî Gazete'de yayım tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilir. ✓
- D) İktidar partisi milletvekilleri (en az 1/5'i) — Resmî Gazete'de yayım tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilir.
- E) Muhalefet partisi milletvekilleri (en az 1/5'i) — Resmî Gazete'de yayım tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilir.
Anayasa'nın 150. maddesi uyarınca soyut norm denetiminde dava açabilecekler şunlardır: Cumhurbaşkanı, iktidar partisi TBMM grubu, ana muhalefet partisi TBMM grubu ve TBMM üye tam sayısının en az beşte biri kadar milletvekili. 'TBMM'de grubu bulunan siyasi partiler' ifadesi —yani iktidar ve muhalefet dışındaki tüm gruplar— doğrudan sayılan başvurucular arasında yer almaz. Grup hakkı yalnızca iktidar ve ana muhalefet partisi gruplarına tanınmıştır. Bu nedenle D seçeneğindeki geniş kapsam hatalıdır.
19. Olağanüstü hal döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri (OHAL KHK'larının mevcut karşılığı) ile normal dönem Cumhurbaşkanlığı kararnameleri arasındaki en temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Normal dönem kararnameleri kanun hükmünde sayılır; OHAL kararnameleri ise yalnızca idari işlem niteliğindedir.
- B) Normal dönem kararnameleri Anayasa'nın münhasıran kanunla düzenlenmesini öngördüğü alanlara giremezken OHAL kararnameleri bu alanlara müdahale edebilir.
- C) Her iki tür kararname de Anayasa Mahkemesi denetimine eşit biçimde tabidir; aralarında hiyerarşi yoktur.
- D) OHAL kararnameleri kişi hak ve özgürlüklerini de kısıtlayabilirken normal dönem kararnameleri kısıtlayamaz. ✓
- E) OHAL kararnameleri TBMM onayına gerek kalmaksızın yürürlüğe girer ve kesin olarak yargısal denetimden muaftır.
Anayasa'nın 119. maddesine göre olağanüstü hal döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, olağanüstü halin gerekli kıldığı ölçüde temel hak ve özgürlükleri kısıtlayabilir ya da durdurabilir. Normal dönem Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ise Anayasa'nın 104. maddesi çerçevesinde bu yetkiye sahip değildir; kanunla düzenlenmesi gereken alanlara ve temel haklara dokunamaz. B yanlıştır —her iki tür de kararname niteliğindedir. C yanlıştır —OHAL kararnameleri TBMM denetimine tabidir ve AYM içtihadı denetim sorununu tartışmaya açmıştır. D kısmen doğru olmakla birlikte A'nın öngördüğü ayrım daha belirleyicidir. E yanlıştır.
20. Türk yargı sisteminde 'kanun yararına bozma' müessesesi için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Kanun yararına bozma, kesinleşmiş bir kararın hukuka aykırılığının saptanmasını sağlar; ancak tarafların kazanılmış haklarını etkilemez. ✓
- B) Kanun yararına bozma kararı, aleyhine bozma yapılan tarafın hukuki durumunu doğrudan kötüleştirir.
- C) Kanun yararına bozma yoluna, yalnızca ceza davalarında başvurulabilir; hukuk davalarında bu yol kullanılamaz.
- D) Kanun yararına bozma yoluna yalnızca Adalet Bakanlığı başvurabilir; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu yola başvuramaz.
- E) Kanun yararına bozma kararı verilmesi halinde alt mahkemenin kararı ortadan kalkar ve dava yeniden görülür.
Kanun yararına bozma (HUMK döneminden bu yana süregelen, CMK md. 309 ve HMK md. 363 kapsamında ele alınan) müessesesinin temel işlevi, kesinleşmiş kararın hukuka aykırılığının tespiti yoluyla içtihat birliğini ve hukuk düzenini korumaktır. Bu usulde verilen bozma kararı tarafların hukuki durumunu değiştirmez; kazanılmış haklar saklı kalır. A yanlıştır —tarafların durumu etkilenmez. B yanlıştır —hem Adalet Bakanı hem Cumhuriyet Başsavcısı başvurabilir. C yanlıştır —dava yeniden görülmez, tespit işlevinde kalır. E yanlıştır —hukuk yargılamasında da (HMK 363) uygulanır.
21. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararının zaman bakımından etkisi değerlendirildiğinde, 'iptal kararının geriye yürümezliği ilkesi'nin istisnası sayılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
- A) AYM iptal kararı, yürürlük tarihinden itibaren sadece idari işlemlere geriye yürür; mahkeme kararlarına yürümez.
- B) İptal kararı yürürlüğe girdiği andan itibaren tüm geçmiş ve gelecek işlemleri kapsar; hiçbir istisna tanınmamıştır.
- C) AYM, iptal kararını verirken yürürlüğü erteleme yetkisini kullanmamışsa karar geriye dönük olarak uygulanır.
- D) İptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı gün yürürlükte olan tüm benzer davalar otomatik olarak sonuçlanır.
- E) Ceza normlarının lehte olması halinde iptal kararı, daha önce bu norma dayanılarak verilen mahkûmiyet kararları için lehe yorum kapsamında uygulanabilir. ✓
Anayasa'nın 153. maddesine göre AYM iptal kararları geriye yürümez; bu kural kesinleşmiş hukuki ilişkilerin korunması amacına hizmet eder. Ancak ceza hukukunda 'lehe kanun ilkesi' (TCK md. 7/2) önemli bir istisna oluşturur: cezalandırıcı bir normun iptali, o norma dayanılarak verilen ve henüz infaz edilmemiş ya da kesinleşmemiş mahkûmiyet kararlarını etkileyebilir. Bu durum Anayasa Mahkemesi içtihadı ve infaz hukuku uygulamasında kabul görmektedir. A, D ve E hatalı genellemeler içerir. B ise geriye yürümeme ilkesini tersine çevirmektedir; yürürlüğü ertelememe geriye dönük uygulama anlamına gelmez.
22. Türkiye'de idari yargıda 'tam yargı davası' ile 'iptal davası' arasındaki temel fark bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Tam yargı davasında mahkeme, idarenin yerine geçerek işlem tesis edebilir; iptal davasında böyle bir yetki yoktur.
- B) Tam yargı davaları yalnızca Danıştay'da açılabilir; idare mahkemelerinin bu davalarda göreve gelmesi mümkün değildir.
- C) İptal davası açılabilmesi için önce tam yargı davası açılıp sonuçlandırılmış olması şartı aranır.
- D) İptal davası, idarenin hukuka aykırı işlemini ortadan kaldırmayı hedefler; tam yargı davası ise idarenin eylem ya da işleminden doğan zararın tazminini amaçlar ve mahkeme para ya da ayni tazminata hükmedebilir. ✓
- E) İptal davasında hem idari işlemin iptali hem de tazminat talep edilebilir; tam yargı davasında yalnızca tazminat istenebilir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre iptal davaları idarenin hukuka aykırı idari işlemlerinin iptali için; tam yargı davaları ise idari eylem, işlem veya sözleşmelerden kaynaklanan zararların tazmini için açılır. Mahkeme tam yargı davasında tazminata hükmeder; işlem tesis edemez (B yanlış). A yanlış —iptal davasında yalnızca iptal istenebilir, tazminat ancak tam yargı davasıyla talep edilir. C yanlış —bu tür bir ön koşul yoktur; hatta ikisi birlikte açılabilir. E yanlış —idare mahkemeleri de tam yargı davalarına bakar.
23. Anayasa'nın 138. maddesinde düzenlenen 'mahkemelere emir ve talimat verilmesi yasağı' kapsamında değerlendirildiğinde, aşağıdaki durumlardan hangisi bu yasağın ihlali sayılmaz?
- A) Üst mahkemenin bozma kararında alt mahkemeye hukuki değerlendirme konusunda yol göstermesi ✓
- B) TBMM'nin, sürmekte olan bir dava hakkında 'tavsiye niteliğinde' özel karar alması
- C) Bir bakanın, belirli bir davada karar aşamasındaki hâkime telefon açarak sonucu 'tavsiye etmesi'
- D) Cumhurbaşkanlığı'nın yargı kararlarının uygulanmasını geciktiren genelge çıkarması
- E) Bir siyasi partinin, üye hâkimleri belirli kararlar vermeye yönlendiren iç yönerge yayımlaması
Anayasa'nın 138. maddesi yasama ve yürütme organlarının, devlet organlarının ve idari makamların mahkemelere emir, talimat veremeyeceğini, tavsiyede bulunamayacağını ve telkinde bulunamayacağını öngörmektedir. Ancak üst mahkemenin bozma kararı, yargı içi hiyerarşik denetimin doğal bir ürünüdür ve yargı bağımsızlığını değil bütünlüğünü ve hukuki tutarlılığını güvence altına alır; bu nedenle yasak kapsamında değerlendirilemez. A, B, D ve E ise doğrudan yürütme veya yasama erklerinin ya da yargı dışı siyasi yapıların müdahalesini temsil ettiğinden yasağın ihlali niteliğindedir.
24. Türk hukukunda 'olağan kanun yolları' ile 'olağanüstü kanun yolları' arasındaki en belirgin ayrımı ifade eden özellik hangisidir?
- A) Olağanüstü kanun yollarında süre sınırı bulunmaz; olağan kanun yollarında ise kesin süreler öngörülmüştür.
- B) Olağanüstü kanun yollarında karar kesinleşmiş olduğundan söz konusu karar kural olarak infaz edilebilir haldedir; bu yollar kesinleşmiş kararı istisnai gerekçelerle yeniden açabilir. ✓
- C) Olağan kanun yolları yalnızca hukuka aykırılık iddiasını inceler; olağanüstü kanun yolları hem hukuka aykırılık hem de maddi gerçeklik sorununu ele alır.
- D) Olağan kanun yollarına başvuru kararın kesinleşmesini engeller; olağanüstü kanun yollarına başvuru ise kararın kesinleşmesini hiçbir şekilde etkilemez.
- E) Olağan kanun yolları yalnızca ceza davalarında uygulanır; olağanüstü kanun yolları ise hem ceza hem hukuk davalarında kullanılabilir.
Olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz) karar kesinleşmeden önce başvurulan yollardır ve bu başvuru kararın kesinleşmesini engeller. Olağanüstü kanun yolları ise (yargılamanın iadesi, kanun yararına bozma, Cumhuriyet Başsavcısı'nın itirazı gibi) karar kesinleştikten sonra istisnai koşullarda işletilen mekanizmalardır; kararın infaz edilebilir nitelik kazanmış olması bu yolların temel özelliğidir. A yanlıştır —her iki yolda da farklı inceleme boyutları bulunur. C yanlıştır —her iki yol da birden fazla yargılama alanında uygulanır. D kısmen yanlış —bazı olağanüstü yollarda da süreler öngörülmüştür. E yanlıştır —E'nin ilk kısmı doğru, ikinci kısmı eksik/yanıltıcıdır.
25. Anayasa Mahkemesi'nde görülen 'siyasi parti kapatma davası'nda partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için gereken nitelikli çoğunluk ve bu kararın sonuçları bakımından hangisi doğrudur?
- A) Üçte iki çoğunlukla kapatma kararı verilebilir; kapatılan partinin malvarlığı Hazine'ye devredilir.
- B) Üçte iki çoğunlukla kapatma kararı verilebilir; kapatma kararı verilememesi halinde partiye herhangi bir yaptırım uygulanamaz.
- C) Beşte üç çoğunlukla kapatma kararı verilebilir; kapatma kararının kapsam ve sonuçlarını TBMM belirler.
- D) Üçte iki çoğunluk sağlanamazsa parti kapatılamaz; ancak mahkeme devlet yardımından kısmen yoksun bırakma kararı verebilir. ✓
- E) Salt çoğunlukla kapatma kararı verilebilir; kapatılan partinin her üyesi bir daha siyasi faaliyette bulunamaz.
Anayasa'nın 69. maddesine göre siyasi partinin kapatılmasına, AYM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyu ile karar verilir. Bu çoğunluğa ulaşılamazsa mahkeme, eylemlerin ağırlığına göre partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına hükmedebilir. Dolayısıyla C doğrudur. A'nın ikinci kısmı kısmen doğru (malvarlığı Hazine'ye devredilir) olmakla birlikte salt çoğunluk iddiası yanlıştır. B'deki salt çoğunluk ve 'her üye' ifadesi yanlıştır. D'deki beşte üç çoğunluk ve TBMM'nin rolü yanlıştır. E'deki 'herhangi bir yaptırım uygulanamaz' ifadesi de yanlıştır.