COGRAFYA - yeryuzu sekilleri (Bölüm 5)
COGRAFYA - yeryuzu sekilleri (Bölüm 5)
Bir bölgede yürütülen uzaktan algılama ve arazi çalışması şu sonuçları vermiştir: • Kuzey-güney doğrultusunda sıralanan asimetrik tepeler • Tepelerin batı yamaçları yumuşak eğimli ve kumtaşı litolojili, doğu yamaçları dik ve kaya çıkıntılıdır • Akarsular doğu yamacı boyunca konsantre olmuş, batı yamaçlarında ise dağınık • Arazi genel olarak doğuya eğimlidir Bu veriler, söz konusu bölgenin hangi yapısal jeomorfik biçimle açıklandığını en iyi gösterir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (16 soru)
1. Bir bölgede yürütülen uzaktan algılama ve arazi çalışması şu sonuçları vermiştir: • Kuzey-güney doğrultusunda sıralanan asimetrik tepeler • Tepelerin batı yamaçları yumuşak eğimli ve kumtaşı litolojili, doğu yamaçları dik ve kaya çıkıntılıdır • Akarsular doğu yamacı boyunca konsantre olmuş, batı yamaçlarında ise dağınık • Arazi genel olarak doğuya eğimlidir Bu veriler, söz konusu bölgenin hangi yapısal jeomorfik biçimle açıklandığını en iyi gösterir?
- A) Tektonik graben serisi
- B) Kuestalar (cuesta) ve eşsürtünme yüzeyleri
- C) Antiklinal sırtlar ve senklinyal vadiler
- D) Homoklinal sırtlar ve asimetrik vadi sistemi ✓
- E) Fay basamakları ve yükseltim düzlükleri
Verilen özellikler homoklinal (tek yönlü eğimli tabakalar) bir yapıyı yansıtmaktadır. Asimetrik tepeler, bir yamanın yumuşak eğimli ve tabakaların uzandığı dip yönde (dip slope = batı yaması), diğer yamanın ise tabakaların kesit verdiği dik yönde (scarp face = doğu yaması) olduğu klasik kuesta/homoklinal sırt yapısına uymaktadır. Ancak kuesta terimi genellikle yarı dik tabakalar için kullanılırken homoklinal sırt daha genel bir terimdir. Akarsular dik yamaçta (doğu) konsantre olur çünkü yapısal denetim akarsuları scarp boyunca yönlendirir. Antiklinal-senklinyal seçeneği (D) simetrik ya da çift yönlü eğim gerektirirdi. Graben serisi kırılma kaynaklı çukurlar yaratırdı. Fay basamakları ise farklı bir yüzey morfolojisi gösterir.
2. Türkiye'de akarsuların oluşturduğu vadiler incelendiğinde, Karadeniz'e dökülen akarsuların vadilerinin Akdeniz'e dökülen akarsulara kıyasla daha kısa ve derin olduğu görülmektedir. Bu durumun temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Karadeniz kıyılarındaki kayaçların daha yumuşak yapıda olması
- B) Karadeniz kıyı dağlarının denize paralel uzanması ve kıyıya yakın konumda yer alması ✓
- C) Karadeniz'e dökülen akarsuların daha büyük havzalardan beslenmesi
- D) Karadeniz'deki tuzluluk oranının düşük olması nedeniyle aşındırma gücünün artması
- E) Karadeniz kıyılarında yağış miktarının daha fazla olması
Kuzey Anadolu Dağları (Karadeniz Dağları) denize paralel uzanmakta ve kıyıya çok yakın konumda bulunmaktadır. Bu durum, akarsuların denize olan yatay mesafeyi çok kısa bir alanda katetmelerini zorunlu kılar; dolayısıyla eğim son derece yüksek olur. Yüksek eğim, yamaç eğimini artırarak akarsuların derine doğru aşındırma (derin aşınım) yapmasına neden olur. Akdeniz kıyılarında ise dağlar kıyıya daha uzak ya da kıyıyla daha geniş açı yapacak biçimde konumlanmıştır; vadiler daha uzun ve geniş gelişme gösterir.
3. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır? Yeryüzü şekli — Oluşum süreci
- A) Lös ovası — Rüzgârın biriktirme faaliyeti
- B) Peneplen — Uzun süreli aşınımla ana kayaya yaklaşan düzlük
- C) Tömbölo — İki adayı birbirine bağlayan kıyı kumulları
- D) Dolin — Volkanik patlama sonucu çöküntü oluşumu ✓
- E) Polye — Karstik erime ile oluşan geniş çukurluk
Dolin, karstik (eriyik) bir yer şeklidir; kireçtaşı gibi çözünebilir kayaçların yüzey sularınca ya da yeraltı sularınca eritilmesiyle oluşan küçük çukurluklardır. Volkanik patlama ya da çöküntüyle ilişkisi yoktur. Volkanik çöküntü sonucu oluşan yapılar kaldera olarak adlandırılır. Diğer tüm eşleştirmeler doğrudur: lös rüzgâr biriktirmesiyle, peneplen uzun süreli aşınımla, polye karstik eritmeyle, tömbölo ise iki adayı ya da ada ile kıyıyı birleştiren kıyı kumullarıyla oluşur.
4. Bir bölgede faylanmanın yoğun biçimde görüldüğü ve horst-graben sisteminin geliştiği bilinmektedir. Bu bölgede aşağıdaki durumlardan hangisinin gözlemlenmesi beklenmez?
- A) Sıcak su kaynaklarının ortaya çıkması
- B) Blok dağların yaygın olması
- C) Deprem riskinin yüksek olması
- D) Grabenlerde göllerin oluşması
- E) Kıvrımlı dağ sıralarının düzenli biçimde uzanması ✓
Horst-graben sistemi, levha tektoniğindeki gerilme kuvvetlerinin etkisiyle oluşur; kırılma (faylanma) baskındır, kıvrılma değil. Kıvrımlı dağ sıraları ise sıkışma kuvvetlerinin hâkim olduğu ortamlarda (örneğin levha çarpışma kuşaklarında) meydana gelir. Bu iki oluşum birbirinin karşıtı olan tektonik ortamların ürünleridir. Graben çukurlarında göl oluşumu (örneğin Ege Bölgesi'ndeki çöküntü gölleri), depremsellik ve fay hatlarında sıcak su kaynakları bu sistemle uyumludur.
5. Türkiye'de delta ovalarının en geniş şekilde geliştiği kıyı kesimi aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İç Anadolu kıyıları, karasal koşulların biriktirme faaliyetini artırması nedeniyle
- B) Ege kıyıları, çünkü akarsuların uzun vadilerden geçmesi boyuna kıyı oluşumunu destekler
- C) Akdeniz kıyıları, çünkü kıyı önündeki sığ şelf alanı birikimi kolaylaştırır ve dalga enerjisi görece düşüktür ✓
- D) Marmara kıyıları, çünkü kapalı deniz niteliği nedeniyle akıntılar malzemeyi dağıtmaz
- E) Karadeniz kıyıları, çünkü yağış fazlalığı nedeniyle akarsular çok miktarda malzeme taşır
Türkiye'deki en büyük delta ovaları Akdeniz kıyısında yer alır: Çukurova (Seyhan-Ceyhan), Amik Ovası ve Silifke çevresi bu ovalar arasında sayılabilir. Akdeniz kıyısında Toros Dağları'ndan inen akarsular bol miktarda alüvyon taşır; kıyı önündeki şelf nispeten sığdır ve bu alanda dalga enerjisi büyük delta gelişimini engelleyecek kadar güçlü değildir. Karadeniz'de ise dağlar kıyıya çok yakın olduğundan akarsular kısa ve derin vadilere sahip olup taşıdıkları malzeme sınırlıdır; ayrıca kıyı şeridi dardır. Ege'de boyuna kıyı yapısı hâkimdir ve delta gelişimi görece daha azdır.
6. Karstik arazi üzerinde gelişen bir platoda dolinlerin birleşip büyümesiyle oluşan çukurluklara uvala adı verilmektedir. Bir uvalanın zamanla daha da genişleyip derinleşmesi durumunda hangi yeryüzü şekline dönüşmesi beklenir?
- A) Lapya
- B) Polye ✓
- C) Traverten
- D) Mağara
- E) Kör vadi
Karstik şekillerin büyüme sırası şu şekilde özetlenebilir: Çözünme yüzeyinde önce lapyalar (oluklarla oyulmuş kayalık yüzeyler) oluşur; ardından tekil çukurluklar olan dolinler gelişir; birden fazla dolinin birleşmesiyle uvala meydana gelir; uvalanın daha da genişleyip taban düzleşmesiyle polye oluşur. Polye, karstik sahalardaki en büyük kapalı çukurluk şeklidir ve tabanında akarsu birikintileri bulunabilir. Lapya başlangıç evresidir, mağara ve kör vadi yeraltı karsıyla ilişkilidir, traverten ise çökelme ürünüdür.
7. Bir volkan konisi üzerinde, patlamadan geriye kalan büyük çaplı çöküntü alanına kaldera adı verilmektedir. Aşağıdakilerden hangisi kaldera ile maar'ı birbirinden ayıran en temel özelliktir?
- A) Maar kalderadan her zaman daha geniş ve derin bir çukurluk oluşturur
- B) Maar yalnızca kireçtaşı arazilerde oluşabilirken kaldera tüm kayaç türlerinde görülür
- C) Kaldera zamanla karstik bir şekle dönüşebilirken maar'ın bu dönüşümü gerçekleşemez
- D) Maar daha yüksek irtifada oluşurken kaldera alçak kesimlerde gelişir
- E) Kaldera büyük bir volkanik koninin çökmesi ya da patlamasıyla oluşurken maar, magmanın yeraltı suyuyla temasından kaynaklanan freatomagmatik patlamadan oluşur ✓
Kaldera, büyük bir volkan konisinin zirvesinin büyük bir patlama sonrasında ya da magma boşalmasından dolayı çökmesiyle meydana gelir; çapı kilometrelerce olabilir (örneğin Krakatoa, Yellowstone). Maar ise basalt bölgelerinde magmanın yüzeye yakın yeraltı suyuyla buluşması sonucu oluşan freatomagmatik (buhar patlaması kaynaklı) küçük, sığ krater gölü şeklidir; büyük bir volkanik koni çökmesiyle ilgisi yoktur. Maar tipik olarak daha küçük çaplıdır ve bazaltik patlama ürünleri içerir. Diğer şıklardaki tanımlamalar teknik açıdan yanlıştır.
8. Türkiye'de "genç kıvrım dağları" ile "eski kütleler (masifler)" birbirinden farklı jeolojik süreçlerin ürünüdür. Bu iki yapı arasındaki en belirgin fark aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?
- A) Eski kütlelerde deprem riski genç kıvrım dağlarına oranla çok daha fazladır
- B) Genç kıvrım dağları Alpin orojenez sürecinde şekillenirken eski kütleler Hersiniyen ya da daha eski orojenezlerle oluşmuş, sonradan kırılarak yükselmiş rijit yapılardır ✓
- C) Eski kütleler yalnızca Karadeniz kıyısında yer alırken genç kıvrım dağları iç kesimlerde yaygındır
- D) Eski kütle (masif) alanlarında toprak örtüsü çok daha incedir
- E) Genç kıvrım dağları granit kayaçlardan oluşurken eski kütleler tortul kayaçlardan meydana gelir
Türkiye'deki genç kıvrım dağları (Kuzey Anadolu Dağları, Toros Dağları vb.) Alpin orojenezi sürecinde (Mesozoyik sonu–Tersiyer) levha çarpışmasıyla kıvrılarak yükselmiştir ve tortul kayaçlardan oluşur. Eski kütleler (Kırşehir, Menderes, Bitlis masifi vb.) ise çok daha eski orojenezlerin (Hersiniyen, Kaledoniyen) ürünü olan, zamanla aşınmış, kristalize olmuş sert kayaç bloklarıdır; Alpin hareketler sırasında kırılarak ya da blok halinde yükselip alçalmışlardır. Dolayısıyla ana ayrım oluşum dönemleri ve yapısal süreçlerdedir. Diğer seçeneklerdeki ifadeler teknik açıdan hatalı ya da aşırı genelleyicidir.
9. Erozyon süreçleri düşünüldüğünde, bir bölgede "baz seviyesi" kavramının önemi büyüktür. Bir akarsu havzasında yapay bir barajın inşa edilmesiyle birlikte yukarı havzada erozyon hızında ne tür bir değişiklik gözlemlenir?
- A) Barajın arkasında su birikeceğinden yukarı havzadaki erozyon hızlanır
- B) Baraj inşaatı sonrası yukarı havzada rüzgâr erozyonu artar, su erozyonu azalır
- C) Baz seviyesi değişiminin erozyon hızı üzerinde anlamlı bir etkisi yoktur
- D) Baraj yalnızca aşağı havzada erozyonu etkiler; yukarı havzada hiçbir değişiklik olmaz
- E) Baraj, baz seviyesini yükselttiği için yukarı havzadaki akarsu eğimini azaltır ve erozyon yavaşlar ✓
Baz seviyesi, bir akarsu sisteminin derine aşındırabileceği en alt düzeydir (genellikle deniz ya da göl yüzeyi). Baraj gölü, yukarı havzadaki akarsuyun döküldüğü yeni bir baz seviyesi oluşturur ve bu baz seviyesi doğal baz seviyesinden daha yüksektedir. Baz seviyesinin yükselmesi, yukarı havzadaki akarsu eğimini azaltır; düşük eğim akarsu hızını düşürür ve dolayısıyla derine aşınım (ve genel erozyon) hızı yavaşlar. Barajın mansabında (aşağı havza) ise taban aşınması artar çünkü baraj mansap tarafında sediment tutarak akarsu açlığı oluşturur.
10. Aşağıdaki yeryüzü şekillerinden hangisi hem dağlık hem de kurak bölgelerde ortak olarak gelişebilen bir birikim şeklidir?
- A) Drumlin
- B) Yardang
- C) Esker
- D) Alüvyal yelpaze ✓
- E) Tombolo
Alüvyal yelpaze, eğimin birden azaldığı alanlarda (dağ etekleri, vadi çıkışları) akarsuyun taşıdığı malzemeyi bırakmasıyla oluşan yarı dairesel birikim şeklidir. Hem dağlık nemli bölgelerde hem de kurak/yarı kurak bölgelerde (özellikle çöl dağ eteklerinde, piedmont alanlarında) yaygın biçimde görülür. Drumlin ve esker buzul kökenlidir; yardang rüzgâr aşındırmasının ürünüdür; tombolo kıyı ortamına özgüdür. Alüvyal yelpazenin hem dağlık hem kurak ortamda oluşabilmesi, onu diğer şekillerden ayıran temel özelliktir.
11. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaygın olan plato yüzeyleri üzerinde, çevresine göre belirgin biçimde yüksek kalan kalıntı tepelere ne ad verilir ve bu şekillerin varlığı o bölge için ne anlama gelir?
- A) Hamada — Bölgede rüzgâr aşınmasının baskın olduğunu gösterir
- B) Mesa — Volkanik faaliyetin platoya hâkim olduğunu kanıtlar
- C) Monadnok — Bölgenin şiddetli tektonik hareketlere maruz kaldığını gösterir
- D) Monadnok — Bölgede uzun süreli aşınımın yaşandığını ve erozyon direncli kayaçların varlığını kanıtlar ✓
- E) İnselberg — Bölgenin yakın jeolojik geçmişte denizel etkiye maruz kaldığını gösterir
Monadnok (ya da inselberg olarak da adlandırılan yapı), bir peneplen ya da plato üzerinde çevresine kıyasla çok daha dirençli kayaçtan oluştuğu için aşınıma karşı daha iyi dayanmış ve çevresi aşınırken yükselti olarak kalmış kalıntı tepelerdir. Bu şekillerin varlığı, bölgede uzun süreli aşınım dönemlerinin yaşandığının ve söz konusu tepelerin altındaki kayaçların kimyasal/fiziksel aşınmaya karşı dirençli olduğunun (örneğin granit, bazalt gibi sert magmatik ya da metamorfik kayaçlar) göstergesidir. Mesa farklı bir şekildir (yassı tepeli, sert bir şapkası olan tablo dağı), hamada rüzgâr kökenlidir, inselberg ile monadnok zaman zaman eş anlamlı kullanılsa da kavramsal fark vardır.
12. Karadeniz Bölgesi'nde bazı vadilerde oluşan "ria" tipi kıyılar ile Ege Bölgesi'ndeki "ria" tipi kıyılar jeomorfolojik açıdan benzer görünse de oluşum mekanizmaları birbirinden farklıdır. Bu farkın temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Ege'deki rialar buzul erimesiyle yükselen deniz suyunun vadilere girmesiyle oluşurken Karadeniz'dekiler kıyının yükselmesiyle şekillenmiştir
- B) Ege'deki rialar kıyı sığlaşmasıyla oluşurken Karadeniz'dekiler kıyının alçalmasının bir sonucudur
- C) Her iki bölgedeki rialar da aynı mekanizmayla oluşmuştur; fark yalnızca jeolojik yaştan kaynaklanmaktadır
- D) Karadeniz'deki rialar tamamen rüzgâr biriktirmesinin etkisiyle oluşmuştur
- E) Karadeniz'deki rialar aşınmış vadi ağızlarının deniz suyuyla dolmasıyla oluşurken Ege'dekiler tektonik çöküntü sonucu deniz girişiyle meydana gelmiştir ✓
Ege Bölgesi'ndeki ria tipi koylar (körfezler), Alpin orojenezi sonrası oluşan horst-graben sistemindeki çöküntü havzalarına denizin girmesiyle ya da dağların kıyıya dik uzanmasından dolayı derin girintili kıyıların ortaya çıkmasıyla şekillenmiştir; tektonik kıyı tipinin özellikleri baskındır. Karadeniz kıyısındaki ria görünümlü koylar ise akarsu vadilerinin denize boğulmasından (vadi boğulması, 'drowned valley') kaynaklanır; ancak burada Karadeniz'in geç Kuvaterner'de deniz seviyesi değişimlerine bağlı tarihsel dönüşümleri de belirleyicidir. Her iki kıyı da girintili-çıkıntılı görünse de tektonik köken ile denizel boğulma mekanizması farklıdır.
13. Türkiye'deki kapalı havzalar ve iç drenaj alanları düşünüldüğünde, Konya Ovası'nın bir iç drenaj (kapalı havza) özelliği taşımasının birincil jeomorfolojik nedeni hangisidir?
- A) Konya Ovası'nın altında karstik boşlukların bulunması ve suları tamamen yutması
- B) İklimsel kuruluğun akarsuların oluşmasını tamamen önlemesi
- C) Konya Ovası'nın denizden çok uzakta yer alması ve buharlaşmanın yağışı aşması
- D) Ovayla deniz arasındaki dağlık eşiğin akarsuların dışarıya taşınmasını engellemesi ve iç havzanın drenaj eşiğinin deniz seviyesine göre yüksekte kalması ✓
- E) Tarihsel sulama faaliyetlerinin ovanın doğal drenajını bozmuş olması
Kapalı havzalar, su toplayan havzanın kenarlarını oluşturan eşik (eşel) yükseltilerinin, içerideki akarsuların dışa açılmasını engellediği havzalardır. Konya Kapalı Havzası'nda Toros Dağları güneyden ve doğudan, Sultandağları batıdan havzayı çevreler; bu yükseltiler, havzadaki suların drenaj eşiğini aşarak dışarıya çıkabilmesini engeller. Havza tabanı deniz seviyesinin üzerinde olmakla birlikte çevresindeki eşikler ondan daha yüksekte olduğundan sular içeride birikir. İklimsel kuruluğun ve buharlaşmanın etkisi ikincil düzeydedir; asıl neden morfotektoniktir.
14. "Asimetrik vadi" kavramı, bir vadinin iki yamacının farklı eğim ve genişliğe sahip olmasını ifade eder. Orta enlemlerde doğu-batı yönünde uzanan bir vadide kuzey yamaç güney yamaca kıyasla daha dik ve daha az ayrışmış bir özellik gösteriyorsa bunun en olası açıklaması hangisidir?
- A) Güney yamaç daha çok güneş ışığı aldığı için kimyasal ayrışma ve biyolojik aktivite daha yoğundur; bu da güney yamaçta daha fazla toprak oluşumuna ve yamaç gerilemesine yol açar, kuzey yamaç ise gölgeli ve nemli kalarak daha dik durur ✓
- B) Kuzey yamacına rüzgârın daha güçlü çarptığı için mekanik ayrışmanın fazla olması
- C) Kuzey yamacında daha sert kayaçların bulunması
- D) Kuzey yarımkürede Coriolis kuvvetinin akarsuyun sağ kıyısını (güney yamaç) oymasına neden olması
- E) Vadi tabanındaki akarsuyun kuzey yamaçtan akan kollarının daha fazla olması
Doğu-batı uzanımlı bir vadide güney yamaç güneşe daha fazla maruz kalır; bu durum daha yüksek sıcaklık, daha fazla buharlaşma, daha az nem ve daha gür bitki örtüsüne yol açar. Özellikle Orta Kuşak nemli iklimlerinde güney yamaçtaki yoğun bitki örtüsü ve kimyasal ayrışma yamaç gerilemesini artırır, eğim azalır. Kuzey yamaç ise az güneş alır; donma-çözülme döngüleri daha sık yaşanır ve ayrışma/kimyasal çözünme daha azdır; dolayısıyla kuzey yamaç daha dik kalır. Coriolis etkisi (D şıkkı) akarsu yönü açısından geçerli bir faktördür ancak güney-kuzey yamaç asimetrisinin birincil nedeni güneşlenme farkıdır.
15. Türkiye'de Tuz Gölü çevresinin zamanla kuruma eğilimi göstermesinin jeomorfolojik ve klimatolojik açıklaması düşünüldüğünde, aşağıdaki ifadelerden hangisi bu süreci en bütüncül biçimde açıklar?
- A) Tuz Gölü'nün kuruma süreci tamamen insan kaynaklı su kullanımından kaynaklanmaktadır
- B) Göl, kapalı bir havzada yer almakta; buharlaşmanın yağışı büyük ölçüde aşması, suyun dışarıya drene edilememesi ve akarsulardan gelen tatlı su girişinin yetersizliği nedeniyle tuzluluk ve kuruma eğilimi artmaktadır ✓
- C) Göl, tektoniğin etkisiyle yükselmekte ve bu nedenle su derinliği azalmaktadır
- D) Gölü besleyen tüm akarsular volkanik tıkaçlar nedeniyle yatay devinim yaşamıştır
- E) Tuz Gölü bir karstik çöküntü alanı olduğundan sular yer altına sızmakta ve göl kurumaktadır
Tuz Gölü, İç Anadolu'daki kapalı bir tektonik çöküntü havzasında yer alır. Havzadan dışarıya akış olmadığı için (kapalı drenaj) tüm sular göle ulaşır ve çıkış yoktur. İç Anadolu'nun yarı kurak ikliminde yıllık buharlaşma yıllık yağışı önemli ölçüde aşmaktadır; bu nedenle göl yüzeyi buharlaşma yoluyla hızla su kaybeder. Gölü besleyen akarsulardaki (Melendiz, Peçenek gibi) su miktarı buharlaşmayı karşılayamaz. Sonuç olarak tuzluluk artar ve sığlaşma ile kuruma eğilimi hızlanır. İnsan müdahalesi süreci hızlandırmış olsa da temel mekanizma doğaldır ve jeomorfolojik-klimatolojik kökenlidir.
16. Bir dağ sırasının iklim üzerindeki etkisi incelendiğinde, rüzgârüstü (windward) yamaç ile rüzgaraltı (leeward) yamaç arasında yağış ve sıcaklık bakımından belirgin farklılıklar oluşmaktadır. Bu fenomene "föhn etkisi" ya da "gren etkisi" de denilmektedir. Föhn etkisiyle rüzgaraltı yamaçta sıcaklığın artmasının temel fiziksel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Rüzgârüstü yamaçta yağış sırasında açığa çıkan gizli ısının (yoğunlaşma ısısı) havaya karışması; aşağı yamaçta inen hava kütlesinin artık kuru adyabatik oranla ısınarak rüzgaraltı tabanına rüzgârüstü tabanından daha sıcak ve kuru ulaşması ✓
- B) Rüzgaraltı yamaçlarda okyanus akıntılarının sıcak etkisinin daha güçlü hissedilmesi
- C) Rüzgaraltı yamaçta yüksek basınç merkezi oluşması ve buna bağlı sıcaklık artışı
- D) Rüzgaraltı yamaçta bitki örtüsünün seyrek olması nedeniyle toprak yüzeyinin daha hızlı ısınması
- E) Rüzgaraltı yamaçta güneş ışınlarının dik açıyla gelmesi
Föhn etkisinin fiziksel mekanizması adyabatik süreçlere dayanır. Hava kütlesi rüzgârüstü yamaçta yükselirken önce kuru adyabatik oranla (yaklaşık 10°C/1000 m) soğur; yoğunlaşma noktasına ulaşıldığında bulut oluşur ve yağış başlar. Yağış sırasında su buharının yoğunlaşmasıyla açığa çıkan gizli ısı (latent heat) havaya karışır; bu nedenle hava artık daha yavaş soğuyan nemli adyabatik oranla (yaklaşık 6°C/1000 m) soğur. Rüzgaraltı yamaçta inen hava kütlesi artık kuru ve ısınmıştır; kuru adyabatik oranla (10°C/1000 m) ısınarak tabanına ulaştığında, yoğunlaşma sırasında kazandığı ısı sayesinde rüzgârüstü tabanına kıyasla daha sıcak olur. Bu olay Türkiye'de Karadeniz'den İç Anadolu'ya geçişte ya da Ege'den Toros'ları aşarken gözlemlenebilir.