TARIH - cok partili donem (Bölüm 6)
TARIH - cok partili donem (Bölüm 6)
Türk siyasi tarihinde 'merkez sağ'ın AP → ANAP → DYP → AKP çizgisinde dönüşümü incelendiğinde, bu süreçte hangi ideolojik kayma en belirgin biçimde gözlemlenebilir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (18 soru)
1. Türk siyasi tarihinde 'merkez sağ'ın AP → ANAP → DYP → AKP çizgisinde dönüşümü incelendiğinde, bu süreçte hangi ideolojik kayma en belirgin biçimde gözlemlenebilir?
- A) Laikliğe bağlılık söyleminin merkez sağ partilerin tüm dönemlerinde değişmeksizin korunması
- B) Milliyetçi söylemin azalması ve Türk siyasi kültürünün küreselleşmeci bir çizgide homojenleşmesi
- C) Devletçilik karşıtı liberal ekonomi vurgusunun giderek yerini siyasal İslam'ın sosyal politika yaklaşımına bırakması
- D) Kırsal seçmen tabanının tamamen terk edilerek kentli oy bloklarına odaklanılması
- E) Din-kültür ekseninin giderek daha belirgin bir kimlik siyaseti unsuruna dönüşmesi ve bu unsurun seçmen mobilizasyonundaki ağırlığının artması ✓
AP 1960'larda ağırlıklı olarak muhafazakâr-milliyetçi ama laiklik ekseninde görece ılımlı bir profil çizerken, ANAP döneminde 'dört eğilimin' sentezi denenmiş ve dindar-milliyetçi seçmen açıkça kucaklanmıştır. DYP-RP koalisyonu bu sürecin geçiş noktasını oluşturmuş; AKP'de ise din-kültür ekseninin kimlik siyasetine dönüşümü belirginleşmiştir. Bu dönüşüm seçim kampanyalarında, sosyal politika dilinde ve yönetici kadroların sembolik davranışlarında belgelenebilir. B kısmen doğru olmakla birlikte 'en belirgin kayma'yı tam yakalayamaz; D bu kaymayı hem daha doğru hem daha geniş kapsamlı tanımlar.
2. Türkiye'de 2017 anayasa referandumu ile kurulan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, Fransız yarı-başkanlık sistemiyle karşılaştırıldığında en temel kurumsal farklılık aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Fransız sisteminde parlamentonun cumhurbaşkanını güvensizlik oyuyla görevden uzaklaştırabilmesi
- B) Türk sisteminde anayasa mahkemesinin yürütme kararnamelerini denetleme yetkisinden yoksun bırakılmış olması
- C) Fransız ve Türk sistemlerinin yargı bağımsızlığı güvencesi açısından özdeş düzenlemeler içermesi
- D) Türk sisteminde başbakanlık kurumunun kaldırılmış olması ve yürütme yetkisinin cumhurbaşkanlığında toplanması, Fransız sisteminde ise başbakanın ayrı bir yürütme gücü teşkil etmesi ✓
- E) Fransız sisteminde cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilirken Türk sisteminde parlamento tarafından seçilmesi
Yarı-başkanlık sisteminin özü 'ikili yürütme'dir: Fransa'da cumhurbaşkanı ve başbakan ayrı yürütme güçleri oluşturur; başbakan parlamentoya karşı sorumludur ve parlamentonun güvensizliği onun görevine son verebilir. 2017 anayasa değişiklikleriyle Türkiye'de başbakanlık lağvedilmiş, yürütme yetkisi cumhurbaşkanlığında toplanmış ve bakanlar parlamentoya değil cumhurbaşkanına karşı sorumlu olmuştur. Bu, sistemi yarı-başkanlıktan uzaklaştıran temel yapısal ayrımdır. A yanlıştır; Fransa'da cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir, Türkiye de 2014'ten itibaren bu uygulamaya geçmiştir. C yanlıştır; Fransız parlamentosu cumhurbaşkanını değil başbakanı/hükümeti düşürebilir.
3. Türkiye'de muhalefet partilerinin 1950-2023 dönemindeki tarihsel performansına ilişkin aşağıdaki önermelerden hangisi, ampirik kanıtlarla en çok çelişen bir yargıyı içermektedir?
- A) MHP, tarihsel süreçte koalisyon ortağı sıfatıyla devletin güvenlik aygıtını yeniden yapılandırma fırsatı yakalamıştır
- B) Kürt siyasi hareketini temsil eden partiler 1990'dan itibaren her seçimde bölge bazında birinci parti konumunu korumuştur ✓
- C) CHP, 1950-1973 yılları arasında tek başına iktidar olamamış ve seçim sonuçları açısından uzun bir dip yaşamıştır
- D) İslami eğilimli partiler 1995'ten itibaren birinci ya da ikinci parti konumunu kaybetmemiştir
- E) Merkez sağdaki parçalanma, 1990'larda seçimlerde oyların dağıldığı ama hiçbir partinin güçlü bir muhalefet oluşturamadığı sonucunu doğurmuştur
C şıkkındaki önerme ampirik kanıtlarla çelişmektedir. Kürt siyasi hareketini temsil eden partiler (HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP) bölgede güçlü olmuştur; ancak 'her seçimde bölge bazında birinci parti konumunu korumuştur' iddiası doğru değildir. Güneydoğu illerinde çeşitli seçimlerde RP/AKP ve diğer partiler birinci olmuştur. Öte yandan yüzde on barajı nedeniyle bu partiler ulusal ölçekte temsil edilememe sorunuyla defalarca yüzleşmiştir. A, B, D ve E önermeleri ise tarihsel kanıtlarla büyük ölçüde örtüşmektedir.
4. 1946 seçimlerinde CHP'nin tek dereceli seçim sistemine geçmesinin temel siyasi hesabı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Muhalefet partilerinin seçime katılmasını anayasal güvenceye bağlamak
- B) İnönü'nün cumhurbaşkanlığını güvence altına almak
- C) ABD'nin çok partili sisteme geçiş baskısına karşılık vermek
- D) Demokrat Parti'nin henüz örgütlenemediği dönemde erken seçime giderek muhalefeti etkisiz kılmak ✓
- E) Köylü seçmen kitlesinin desteğini doğrudan kazanmak
CHP, Demokrat Parti'nin Ocak 1946'da kurulmasının ardından Temmuz 1946'da beklenmedik biçimde erken seçime gitmiştir. DP'nin henüz teşkilatlanmasını tamamlayamadığı bu süreçte erken seçime gidilmesi, muhalefeti hazırlıksız yakalamayı hedeflemiştir. Söz konusu seçimde açık oy-gizli sayım uygulaması da CHP lehine sonuçların manipüle edilmesine olanak tanımıştır. Diğer seçenekler bu kararın temel siyasi motivasyonunu değil, ikincil unsurları veya yanlış çağrışımları yansıtmaktadır.
5. Türkiye'de 1950 seçimlerinde DP'nin %53 oranında oy almasına karşın TBMM'deki sandalyelerin yaklaşık %83'ünü elde etmesi hangi yapısal sorunun göstergesidir?
- A) D'Hondt yönteminin küçük partiler aleyhine işlemesi
- B) Seçim bölgelerinin nüfusa orantısız biçimde düzenlenmesi
- C) Dar bölge çoğunluk sistemiyle orantısız temsil sorunu ✓
- D) CHP'nin seçim sonuçlarına itiraz etmemesi nedeniyle sandalye transferleri
- E) Bağımsız adayların oy oranlarının sandalye hesabına katılmaması
1950 seçimlerinde Türkiye'nin uyguladığı çoğunluk sistemi (dar bölge-liste usulü), bir partinin oy oranıyla aldığı sandalye sayısı arasında derin bir uçurum yaratmıştır. Çoğunluk sistemlerinde kazanan her şeyi alır ilkesi geçerli olduğundan, yaklaşık %53 oy alan DP TBMM'nin %83'üne sahip olmuştur. Bu durum, orantılı temsil yerine çoğunlukçu demokrasinin siyasi yarışmayı nasıl çarpıttığının somut örneğidir. D'Hondt yöntemi ise orantılı temsil sistemlerinde kullanılır; Türkiye 1950'de bu sistemi uygulamamaktaydı.
6. Menderes hükümetinin 1954-1960 döneminde izlediği ekonomi politikalarının enflasyon ve dış borç kriziyle sonuçlanmasında aşağıdaki faktörlerin hangisi diğerlerine kıyasla daha belirleyici bir rol oynamıştır?
- A) Tarım sektörüne aşırı kaynak aktarımının sanayi üretimini sekteye uğratması
- B) İthal ikameci politikaların sanayi yatırımlarını olumsuz etkilemesi
- C) Plansız altyapı ve popülist harcamalarla birlikte döviz gelirlerinin ihracat artışına yetişememesi ✓
- D) Özel sektörün kredi talebini karşılamak için merkez bankası kaynaklarına başvurulması
- E) Marshall Yardımı'nın kesilmesinin döviz rezervlerini hızla tüketmesi
Menderes döneminde yol, baraj ve tarımsal mekanizasyon gibi altyapı yatırımları popülist bir çizgide aşırı genişlemiş; bu harcamalar büyük ölçüde para basımıyla finanse edilmiştir. Dış ticaret dengesi ihracat gelirleri ithalat talebiyle yarışamadığından bozulmuş, döviz rezervleri erimeye başlamıştır. 1958'de IMF ile zorunlu bir istikrar anlaşması imzalanmak durumunda kalınmıştır. Marshall Yardımı 1950'lerin başında büyük ölçüde sona ermişti ancak krizin ana tetikleyicisi değildi. E seçeneğinde belirtilen uygulama gerçekleşmiş olsa da doğrudan belirleyici etken, harcama-gelir makasının aşırı açılmasıdır.
7. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi'nin iç dinamikleri incelendiğinde, 'on dörte karşı on dört' olarak bilinen bölünmenin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) MBK içindeki sosyalist eğilimli subayların tasfiyeye karşı direnmesi
- B) Türkiye'nin NATO üyeliğinin sürdürülüp sürdürülmemesi meselesi
- C) Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesine ilişkin anlaşmazlık
- D) Sivil yönetime geçişin hızı ve yeni anayasanın içeriği konusundaki ideolojik çatışma ✓
- E) Menderes ve arkadaşlarına uygulanacak yaptırımların şiddeti konusundaki görüş ayrılığı
MBK içinde Alparslan Türkeş önderliğindeki 'Yassıada sonrası kalıcı yönetim' yanlısı grup ile kısa sürede sivil düzene dönülmesi gerektiğini savunan ılımlı grup arasında derin bir ayrışma yaşanmıştır. Bu bölünme, yeni anayasanın güvenceler ve çoğulculuk bakımından içeriği ile sivil yönetime geçişin takvimi üzerinde odaklanmıştır. Nihayetinde 14 subay Kasım 1960'ta MBK'dan ihraç edilerek yurt dışına atanmıştır. Diğer seçenekler bu tarihin bilinen olgularıyla örtüşmemektedir.
8. 1961 Anayasası'nın Türkiye'ye kazandırdığı kurumsal yenilikler arasında, 1982 Anayasası ile kıyaslandığında hangisi en köklü biçimde 'yumuşatılmış' ya da 'işlevsizleştirilmiş'tir?
- A) Devlet Planlama Teşkilatı'nın bağımsız statüsü ve plan bağlayıcılığı
- B) Senato'nun çift meclis yapısı içindeki denge işlevi
- C) Anayasa Mahkemesi'nin kanunları iptal yetkisi
- D) Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların dar yorumu ✓
- E) Milli Güvenlik Kurulu'nun yürütme üzerindeki tavsiye niteliği
1961 Anayasası, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alırken sınırlama gerekçelerini dar tutmuş; Anayasa Mahkemesi bu gerekçeleri dar yorumlaması için anayasal bir çerçeveye kavuşturulmuştur. 1982 Anayasası ise temel hakları çok daha kapsamlı ve muğlak 'genel sınırlandırma' klozu (madde 13) aracılığıyla kısıtlamış, özgürlüklerin kullanım alanını fiilen daraltmıştır. Diğer seçeneklerdeki kurumlar da değişikliğe uğramıştır; ancak temel hakların güvence kapsamındaki daralma, 1961 ruhundan en belirgin sapmanın yaşandığı alandır.
9. İnönü liderliğindeki CHP'nin 1965 ve 1969 seçimlerinde sürekli gerileme kaydetmesine karşın 1973 seçimlerinde Ecevit önderliğinde toparlanmasının temel açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Ecevit'in 'ortanın solu' söylemini terk ederek milliyetçi bir çizgiye kayması
- B) AP'nin 12 Mart muhtırası sürecinde güvenilirliğini yitirmesi ve seçmen transferi ✓
- C) Milli Selamet Partisi'nin dindar seçmen tabanından CHP'ye kayış yapması
- D) Köylü ve alt gelir gruplarının refah vaatlerine karşı tepkisel oy davranışı sergilemesi
- E) 1971 askeri müdahalesinin ardından siyasi partilerin kapatılması nedeniyle oy parçalanması
AP, 12 Mart 1971 muhtırasını sessizce kabul ederek 'üstten müdahaleye boyun eğen' bir görüntü çizmiştir. Ecevit ise 12 Mart'ı reddeden Bülent Ecevit önderliğindeki CHP, 'demokratik sol' kimliğini pekiştirerek bu çizgide konumlandı. AP taraftarlarının bir bölümü bu sürece olan hayal kırıklığı nedeniyle ya seçmene küstü ya da CHP'ye yöneldi. 1973'te CHP yüzde kırkın üzerinde oy almayı başardı. Ecevit hiçbir zaman milliyetçi çizgiye kaymadı; MSP seçmeni ise 1974 koalisyonundan önce CHP'ye geçiş yapmamıştı.
10. Türkiye'de 1974-1980 döneminde yaşanan koalisyon istikrarsızlığının kronik bir hal almasında hangi yapısal etken belirleyici olmuştur?
- A) Seçim barajının yokluğunun meclisi parçalı bırakması ve küçük partilere orantısız güç vermesi ✓
- B) Solcu ve sağcı partilerin askeri baskı altında koalisyon kurmaktan kaçınması
- C) Anayasa Mahkemesi'nin art arda güven oylarını iptal etmesi
- D) Cumhurbaşkanı Korutürk'ün hükümet kurma yetkisini uzun süre askıda bırakması
- E) Parti içi disiplini sağlayacak yasal çerçevenin bulunmaması nedeniyle milletvekili transfer dalgaları
1961 Anayasası döneminde Türkiye'de seçim barajı bulunmuyordu; bu durum küçük partilerin meclise kolayca girmesine ve hiçbir partinin salt çoğunluk elde edememesine yol açıyordu. Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi gibi küçük ama ideolojik açıdan katı partiler, önemsiz milletvekili sayılarına karşın koalisyon pazarlıklarında kilit konuma geliyordu. Bu yapısal kusur, koalisyon ömrünü kısaltıyor ve siyasi kırılganlığı artırıyordu. 1980 sonrasında getirilen yüzde onluk baraj bu soruna doğrudan yanıt olarak tasarlanmıştır.
11. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin hemen öncesinde, ordunun müdahaleyi kamuoyuna meşrulaştırmak için öne çıkardığı söylem aşağıdakilerden hangisiyle örtüşmektedir?
- A) Türkiye'nin Sovyet nüfuz alanına girme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddiası
- B) Siyasi şiddet ortamı, ekonomik çöküş ve parlamentonun işlevsizliği ✓
- C) Anayasa Mahkemesi'nin meclis başkanlığı seçimlerini iptal etmesiyle oluşan anayasal boşluk
- D) Demirel hükümetinin NATO taahhütlerini karşılayamayacak denli zayıflaması
- E) Cumhurbaşkanlığı seçiminin uzun süredir yapılamaması nedeniyle devlet otoritesinin sarsılması
1980 müdahalesi; günde onlarca kişinin hayatını kaybettiği siyasi şiddet ortamı, yüksek enflasyon ve yaklaşan ekonomik çöküş ile Cumhurbaşkanı seçememekte olan tıkanmış parlamento üçgeninde meşruiyet zemini aramıştır. Bu üç unsur ordu tarafından 'devlet çöküşünün kanıtı' olarak sunulmuştur. A seçeneğindeki Sovyet tehdidi söylemi de var olmakla birlikte birincil gerekçe olarak öne çıkarılmamıştır. E seçeneğindeki Cumhurbaşkanlığı krizi gerçek olmakla birlikte, ana gerekçe olarak özellikle şiddet ve ekonomik kaos vurgulanmıştır.
12. 1982 Anayasası hazırlanırken MGK'nın Danışma Meclisi'nin hazırladığı taslakta en kapsamlı değişikliği yaptığı alan incelendiğinde, bu değişiklik aşağıdaki hangi önceliği yansıtmaktadır?
- A) Siyasi partilerin devlet denetimine tabi kılınması yoluyla çok partili sistemi sürdürmek
- B) Cumhurbaşkanını parlamentoya hesap verebilir kılmak
- C) Yargı bağımsızlığını pekiştirerek askeri yargının sivil mahkemelerle entegrasyonunu sağlamak
- D) Ekonomik hakları anayasal güvence altına alarak sosyal devlet ilkesini güçlendirmek
- E) Devlet otoritesini bireysel özgürlükler karşısında açıkça öncelikli kılmak ✓
MGK, Danışma Meclisi'nin metnini gözden geçirirken en belirgin müdahaleyi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda yapmıştır. 1982 Anayasası'nın özü, 1961 metninin tersine, kamu düzeni ve devlet otoritesine bireyin haklarından daha üstün bir yer biçmektedir. Bu anlayış; 1961 Anayasası'ndaki özgürlükçü ruhu bilinçli olarak törpülemekte, 12 Eylül'ün 'aşırı özgürlükler devleti zayıflattı' tezini anayasa normuna taşımaktadır. Yargı bağımsızlığı ile sosyal haklar da değişikliğe uğramış, ancak en köklü dönüşüm bireysel özgürlüklerin kapsamında yaşanmıştır.
13. Turgut Özal'ın 1983-1989 yılları arasındaki başbakanlık döneminde izlediği ekonomi politikalarının 'dışa açılma ve liberalizasyon' ekseninde değerlendirilmesi doğruysa da bu dönem hangi çelişkiyi barındırmaktadır?
- A) Döviz serbestisinin ilanıyla eş zamanlı olarak ihracata ağır vergilerin konulması
- B) Rekabet hukukunun liberalizasyonla eş zamanlı düzenlenerek tekel oluşumunun önlenmesi
- C) Özelleştirme programının büyük ölçüde yabancı sermayeye değil kamuya satış yoluyla yürütülmesi
- D) Serbest piyasa söyleminin yanında KİT'lerin büyük ölçüde korunması ve yeni tekel alanlarının oluşturulması
- E) Finansal serbestleşmenin bankacılık sektörü üzerindeki denetim mekanizmaları kurulmadan hayata geçirilmesi ✓
Özal dönemi liberalizasyonunun en kritik çelişkisi, sermaye hareketleri ve faiz oranlarının serbestleştirilmesinin banka gözetim ve denetim altyapısı kurulmadan uygulamaya konulmasıdır. Bu durum, Türk bankacılık sektörünü kısa vadeli spekülatif sermayeye karşı savunmasız bırakmış; 1994 ve 2001 krizlerinin tohumlarını atmıştır. KİT'ler önemli ölçüde korunmuş olmakla birlikte bu durum Özal ideolojisinin kaçınılmaz bir parçasıydı, çelişkisi değil. E seçeneğindeki rekabet hukuku altyapısı Özal döneminde kurulmamış, bu da doğru olmayan bir önerme yaratmaktadır.
14. Türkiye'de 1990'larda kurulan koalisyon hükümetlerinin ortak özelliği değerlendirildiğinde, bu dönemin siyasi istikrarsızlığını diğerlerinden daha iyi açıklayan yapısal etken hangisidir?
- A) Cumhurbaşkanı Demirel'in hükümetlerin iç işleyişine aşırı müdahale etmesi
- B) Refah Partisi'nin ittifak kurulamaz ilan edilmesinin hükümet formüllerini daraltması
- C) Özelleştirme tartışmalarının koalisyon içi pazarlıkları sürekli sekteye uğratması
- D) Yüzde onluk seçim barajının meclisi temsil açısından meşruiyet sorunuyla karşı karşıya bırakması ✓
- E) Kürt meselesinin tüm koalisyon ortakları arasında uzlaşmaz ideolojik ayrışmalara yol açması
Yüzde onluk baraj, 1991 ve 1995 seçimlerinde oyların önemli bir bölümünün 'ziyan olmasına' yol açmış; barajı geçen partiler oy oranlarını aşan sandalye sayılarına kavuşmuştur. Bu yapısal bozulma; partilerin tabanlarının farklı beklentilerini karşılamaları gerekirken koalisyon kurmak zorunda kalmalarına neden olmuştur. Kürt meselesi ve Refah Partisi'nin konumu da gerilim kaynakları olmuştur, ne var ki asıl yapısal etken seçim sisteminin aşırı orantısız biçimde çalışmasıdır. Refah 1996'da fiilen koalisyon ortağı olduğundan E seçeneği çürümektedir.
15. 28 Şubat 1997 süreci 'postmodern darbe' olarak nitelendirilmektedir. Bu nitelendirmeyi diğer askeri müdahalelerden ayıran en temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Müdahalenin Cumhurbaşkanı tarafından değil Genelkurmay Başkanı tarafından resmen ilan edilmesi
- B) Müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gerekçe gösterilerek yapılması
- C) Hükümetin parlamentoda güvensizlik oyuyla değil bizzat istifa yoluyla düşürülmesi
- D) Ortak MGK bildirgesinin doğrudan asker konuşlandırmak yerine sivil ve kurumsal baskı mekanizmaları aracılığıyla yürürlüğe girmesi ✓
- E) Siyasi partilerin kapatılmak yerine öz-denetim altına alınması
28 Şubat'ı 'postmodern' kılan şey, tankların sokağa çıkmaması ya da anayasanın askıya alınmamasıdır. Bunun yerine; MGK toplantısında uzun bir muhtıra tebliğ edilmiş, medya ve sivil toplum kuruluşları siyasi baskı için harekete geçirilmiş ve ekonomik kuruluşlar hükümete karşı seferber edilmiştir. Erbakan nihayetinde parlamentodaki çoğunluğunu yitireceğini anlayarak istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu süreç; 1960, 1971 ve 1980 müdahalelerinden farklı olarak dolaylı ve kurumsal araçları kullanmıştır. Hükümet gensoru oyuyla devrilmemiş, istifaya zorlanmıştır; bu nedenle C seçeneği teknik olarak kısmen doğru olmakla birlikte sürecin belirleyici özelliğini yansıtmamaktadır.
16. AKP'nin 2002'de iktidara gelmesinin ardından 2007'de ikinci kez tek başına iktidar olması hangi seçmen dinamiğinin ürünüdür?
- A) CHP seçmeninin bir bölümünün AB üyelik sürecine verilen destekten etkilenerek AKP'ye yönelmesi
- B) E-muhtıranın yarattığı tepkisel oy artışı ve AKP'nin oyunu genişletmesi ✓
- C) 2007 cumhurbaşkanlığı krizinin milliyetçi seçmeni muhalefetten AKP'ye itmesi
- D) MHP'nin yüzde on barajını geçememesi nedeniyle oyların AKP'ye kayması
- E) İslamcı seçmen tabanının, laikliğe ilişkin kaygılarına rağmen ekonomik performans nedeniyle oy vermeye devam etmesi
Nisan 2007'de Türk Silahlı Kuvvetleri, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı internet üzerinden bir açıklama yayımlamıştır. Bu 'e-muhtıra' önemli bir kesimde orduya karşı sivil reaksiyon oluşturmuş; seçmenlerin önemli bir bölümü demokratik ilkeleri korumak adına sandıkta AKP'yi desteklemiştir. Temmuz 2007 seçimlerinde AKP oyu yaklaşık on puan artarak yüzde kırk altıya ulaşmıştır. Bu tepkisel oy hareketi, cumhurbaşkanlığı krizini fiilen seçmen lehine bir mobilizasyon aracına dönüştürmüştür. Diğer seçeneklerdeki etkenler birer katkıda bulunmuş olsa da e-muhtıranın yarattığı ani oy kayması 2007 seçiminin belirleyici dinamiği olmuştur.
17. Türkiye'de çok partili dönemin tümü değerlendirildiğinde, hangi örüntü ordunun sivil hükümetlere müdahalesinin kalıpsal açıklaması olarak öne çıkmaktadır?
- A) Müdahalelerin her birinin kalıcı anayasal düzenlemelerle sonuçlanması
- B) Müdahalelerin yalnızca solcu hükümetlere karşı gerçekleşmesi ve sağ iktidarların bu sürecin dışında tutulması
- C) Müdahalelerin tamamının başlangıçta toplumun geniş kesimlerince desteklenerek meşruiyet kazanması
- D) Her müdahalenin ideolojik nedenden bağımsız olarak, meşruiyet bunalımıyla birleşen ekonomik krizin tetiklemesiyle şekillenmesi
- E) Ordunun Kemalist ilkelerden sapıldığını gördüğünde devreye girmesi ve ideolojik koruyuculuk rolü üstlenmesi ✓
Türk ordusunun müdahalelerinde en tutarlı örüntü; laiklik, devletçilik ve cumhuriyetçilik ekseninde tanımlanan Kemalist ilkelerden sapıldığının algılanmasıdır. 1960'ta çok partili demokrasinin otoriter bir parti diktatörlüğüne evrildiği kaygısı, 1971'de aşırılıkçı şiddet, 1980'de devlet çöküşü, 1997'de ise İslamcı tehdit bu sapmanın somutlaştığı anlar olarak kurgulanmıştır. Bu etken diğer koşullara oranla daha tutarlı biçimde karşımıza çıkmaktadır. Müdahalelerin ekonomik krizle doğrudan ilişkisi bulunmakla birlikte A ve B seçenekleri seçici ya da eksik bir tablo sunmaktadır; D ise 28 Şubat'ı kapsamamaktadır.
18. 1950-2000 yılları arasında Türkiye'nin siyasi gelişiminin Batılı konsolidasyon teorileriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi, aşağıdaki hangi analitik sonucu desteklemektedir?
- A) Türkiye, zaman zaman kesintiye uğrasa da seçimsel rekabeti koruması nedeniyle 'seçimsel otoriter' olmaktan ziyade 'kırılgan demokrasi' kategorisine girmektedir ✓
- B) Türkiye, ekonomik kalkınmayı demokratik pekişmenin önüne koyması nedeniyle güney Avrupa demokratikleşme modelinden ayrışmaktadır
- C) Güçlü sivil toplum kuruluşlarının yokluğu, demokratik konsolidasyonun gerçekleşmesini bu dönem boyunca fiilen olanaksız kılmıştır
- D) Askeri vesayetin varlığı Türkiye'yi bu dönem boyunca karma rejim kategorisinden çıkararak tam otoriter rejim olarak sınıflandırmayı gerektirmektedir
- E) Türkiye'nin çok partili rekabete erken geçişi, demokratik tutumların köklenmesini önleyen kurumsal olgunlaşmadan önce gelmiştir
Karşılaştırmalı demokratikleşme yazını, Türkiye'yi 'seçimsel otoriter rejim' ya da 'tam demokratik' olarak değil 'kırılgan demokrasi' ya da 'yarı pekişmiş demokrasi' olarak konumlandırmaktadır. Seçimler 1950'den bu yana düzenli aralıklarla yapılmış ve sonuçlar kamuoyunca kabul görmüştür; ancak askeri müdahaleler pekişmeyi periyodik olarak sekteye uğratmıştır. Bu örüntü, seçimlerin hiç yapılmadığı ya da sonuçların tamamen manipüle edildiği otoriter rejimlere karşılık 'kırılgan demokrasi' ile örtüşmektedir. E seçeneği tarihsel olarak güçlü olmakla birlikte karşılaştırmalı analitik çerçeveleri, B seçeneği ise doğrudan siyaset bilimi kategorilerini yansıtmaktadır.