menu
MemurOl
Tarih Testleri

TARIH - kurtulus savasi (Bölüm 4)

TARIH - kurtulus savasi (Bölüm 4)

Soru 1 / 25

İstiklal Mahkemeleri'nin Kurtuluş Savaşı dönemindeki işlevi değerlendirildiğinde, bu mahkemelere ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. İstiklal Mahkemeleri'nin Kurtuluş Savaşı dönemindeki işlevi değerlendirildiğinde, bu mahkemelere ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

    • A) Kararları temyize taşınabildiğinden bireysel haklar büyük ölçüde korunmuştur.
    • B) Yalnızca savaş süresince faaliyet göstermiş, zafer sonrasında lağvedilmiştir.
    • C) Yalnızca Yunan iş birlikçilerini yargılamak amacıyla kurulmuştur.
    • D) Firar, isyan ve cephe gerisindeki asayiş sorunlarını hızla sonuçlandırmak için oluşturulmuştur.
    • E) Münhasıran Ankara'da faaliyette bulunmuştur.

    İstiklal Mahkemeleri (1920), savaş koşullarında asker kaçaklığını, isyanı ve bozgunculuğu engellemek amacıyla kurulmuş olağanüstü yargı organlarıdır. Kararları kesin olup temyize taşınamazdı. Mahkemeler sadece Kurtuluş Savaşı döneminde değil, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da (örn. Şeyh Said İsyanı, İzmir Suikastı davaları) faaliyette kalmıştır.

  2. 2. Misak-ı Millî (28 Ocak 1920) belgesinde yer alan ve Lozan Antlaşması'nda tam anlamıyla gerçekleştirilemeyen madde aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Kapitülasyonların kaldırılması
    • B) Boğazların Türk egemenliğine bırakılması
    • C) Batı Trakya'nın statüsünün halk oylamasıyla belirlenmesi
    • D) Azınlıklara karşılıklılık ilkesi çerçevesinde davranılması
    • E) Osmanlı borçlarının ilgili devletlere paylaştırılması

    Misak-ı Millî, Batı Trakya'nın statüsünün serbestçe yapılacak halk oylamasıyla belirlenmesini öngörmüştür. Ancak Lozan'da bu talep kabul edilmemiş; Batı Trakya Yunanistan'da kalmıştır. Diğer şıklardaki konular (kapitülasyonların kaldırılması, Boğazlar vb.) Lozan'da büyük ölçüde Türkiye lehine sonuçlanmıştır.

  3. 3. Büyük Taarruz'un (26 Ağustos 1922) hemen ardından gerçekleşen Başkomutan Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922) için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Türk kuvvetlerinin Yunan ordusunu kuşatarak imha ettiği bir çevirme harekâtıdır.
    • B) Muharebe, Afyonkarahisar-Dumlupınar ekseninde gerçekleşmiştir.
    • C) Muharebe sonucunda Yunan Başkomutanı General Trikupis esir alınmıştır.
    • D) Yunan kuvvetleri bu muharebeden önce stratejik geri çekilme kararı alarak düzenli biçimde çekilmiştir.
    • E) Bu zaferin ardından Türk kuvvetleri İzmir'e yönelmiştir.

    Başkomutan Meydan Muharebesi'nde Yunan kuvvetleri planlı ve düzenli bir geri çekilme gerçekleştirememiştir. Türk kuvvetlerinin hızlı kuşatma harekâtı karşısında Yunan ordusu büyük ölçüde dağılmış ve imha edilmiştir. General Trikupis de bu çöküş sırasında esir alınmıştır. Dolayısıyla 'düzenli biçimde çekildi' ifadesi doğru değildir.

  4. 4. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi'nde 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.' ifadesini kullanmıştır. Bu ifadenin, dönemin koşulları dikkate alındığında asıl olarak hangi anlayışa karşı çıkıldığını ortaya koyduğu söylenebilir?

    • A) İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını paylaşma planları
    • B) Padişah otoritesinin Anadolu'da fiilen sona ermesi
    • C) Osmanlı ordusunun işgallere karşı direniş gösterememesi
    • D) Kurtuluşun yabancı bir devletin himayesiyle sağlanabileceği düşüncesi
    • E) Manda ve himaye tartışmalarının İstanbul basınında yer bulması

    Amasya Genelgesi'nin yayımlandığı Haziran 1919 döneminde Osmanlı aydınları ve bazı yöneticiler arasında ABD mandası veya İngiliz himayesi altında kurtuluşun mümkün olduğuna dair görüşler yaygındı. Mustafa Kemal'in bu ifadesi, doğrudan bu 'dış güç arayışı' anlayışına karşı milli iradeyi öne çıkaran bir manifesto niteliği taşımaktadır. Diğer seçenekler gerçek olmakla birlikte, söz konusu cümlenin birincil olarak hedef aldığı zihniyeti tam olarak yansıtmamaktadır.

  5. 5. Sivas Kongresi'nde alınan kararlar arasında 'manda ve himaye kabul olunamaz' hükmü yer almaktadır. Ancak bu kongre öncesinde toplanan Erzurum Kongresi'nde de benzer bir karar alınmıştı. İki kongre arasındaki bu konuya ilişkin en temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Erzurum Kongresi'nin yalnızca Doğu Anadolu'yu temsil etmesi, Sivas Kongresi'nin ise tüm Anadolu'yu temsil etmesi
    • B) Sivas Kongresi'nde mandacılık tartışmalarının ilk kez gündeme gelmesi
    • C) Sivas Kongresi'nde ABD mandası lehindeki delegelerin çoğunluğu oluşturması
    • D) Erzurum Kongresi kararlarının Osmanlı hükümeti tarafından tanınmış olması
    • E) Erzurum Kongresi'nin manda meselesini gündemine hiç almamış olması

    Erzurum Kongresi yalnızca Doğu Anadolu'daki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini temsil eden bölgesel bir kongre niteliği taşırken, Sivas Kongresi tüm yurt genelindeki cemiyetleri tek çatı altında toplayan ve Anadolu'nun tamamını temsil iddiasındaki ulusal bir kongreydi. Dolayısıyla her iki kongrede alınan manda karşıtı karar özde aynı olsa da Sivas Kongresi bu kararı tüm millet adına almış ve ulusal bir irade belgesi hâline getirmiştir. Bu fark, kararın meşruiyet zemini ve temsil gücü açısından belirleyicidir.

  6. 6. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'de açılmasının hemen ardından çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun, saltanata karşı değil de doğrudan 'vatana ihanet' çerçevesinde düzenlenmesinin temel siyasi gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) TBMM'nin kuruluşta kendisini olağanüstü yetkilerle donatma ihtiyacı duyması
    • B) İtilaf Devletleri'nin Osmanlı hukuk sistemine müdahalesini önleme amacı
    • C) Saltanat karşıtı bir söylemin Anadolu halkında karşılık bulmayacağının bilinmesi
    • D) TBMM'nin o dönemde halifelik kurumunu tanıyor olması
    • E) Kanunun yalnızca İstanbul hükümetini değil tüm işbirlikçileri kapsaması gerekliliği

    Milli Mücadele'nin ilk döneminde Anadolu halkının büyük çoğunluğu padişah ve halifeye bağlılığını sürdürmekteydi. Şeyhülislamın Mustafa Kemal ve arkadaşlarına yönelik idam fetvası da bu ortamda etkili olmaktaydı. TBMM, saltanata doğrudan karşı çıkan bir tutum sergilemiş olsaydı meşruiyet tabanını zedeleyecek ve halkın desteğini kaybedecekti. Bu nedenle kanun, 'vatana ihanet' gibi evrensel ve tartışmasız bir kavram üzerine inşa edilerek TBMM'nin ulusal egemenlik anlayışıyla örtüştürülmüştür.

  7. 7. I. İnönü Muharebesi sonrasında İtilaf Devletleri'nin Londra Konferansı'na hem İstanbul hem de Ankara hükümetini davet etmesi, aşağıdaki gelişmelerin hangisine zemin hazırlamıştır?

    • A) TBMM'nin saltanatı kaldırma kararını hızlandırmasına
    • B) Osmanlı hükümetinin Ankara ile ittifak arayışına girmesine
    • C) TBMM'nin uluslararası arenada fiilen tanınmasına
    • D) Ankara hükümetinin Sovyetler Birliği ile ilişkilerini kesmesine
    • E) İtilaf Devletleri'nin Sevr'i revize etme kararı almasına

    I. İnönü Zaferi'nin ardından İtilaf Devletleri, Londra Konferansı'na İstanbul hükümeti yanında Ankara hükümetini de davet etmek zorunda kaldı. Bu davet, TBMM hükümetinin uluslararası düzeyde muhatap alınan fiilî bir güç olduğunun kabulü anlamına gelmekteydi. Büyük devletlerin masaya otururken iki Türk tarafı arasında denge kurmaya çalışması, Ankara'nın diplomatik meşruiyetini pekiştiren önemli bir adımdı. Nitekim bu gelişme TBMM'nin dış politikadaki etkinliğini somut biçimde artırmıştır.

  8. 8. Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Mustafa Kemal'e TBMM tarafından 'Başkomutanlık' yetkisinin verilmesi, başlangıçta üç aylık süreyle sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın temel nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir?

    • A) Başkomutanlık yetkisinin kalıcı kılınmasının anayasal güçlükler doğurması
    • B) Mustafa Kemal'in dönemsel yetki talebinde bulunmuş olması
    • C) Meclis'in ordunun komuta kapasitesine güven duymadığının göstergesi olması
    • D) İtilaf Devletleri'nin bu yetkiyi tanımayacağına ilişkin diplomatik baskılar
    • E) TBMM'nin yürütme ve yasama yetkilerinin tek elde toplanmasına ilişkin kaygılar taşıması

    TBMM, ulusal egemenlik ve meclis üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulmuş bir yapıydı. Başkomutanlık yetkisinin süresiz tanınması, bu yetkilerin fiilen tek kişide toplanması anlamına gelecek ve meclis egemenliği anlayışıyla çelişecekti. İkinci Grup başta olmak üzere muhalif milletvekilleri bu yetkinin kalıcılaşmasına karşı çıkmıştır. Üç aylık sınır, hem pratik savaş ihtiyacını karşılayan hem de meclisin denetim işlevini korumayı amaçlayan bir uzlaşma formülüdür. Nitekim yetki her üç ayda bir yenilenmek zorunda kalınmıştır.

  9. 9. Mudanya Ateşkesi'nde (Ekim 1922) İtilaf Devletleri'nin Doğu Trakya'yı Türklere bırakmayı kabul etmesi, ancak İstanbul ve Boğazlar üzerindeki egemenliğin Lozan'a bırakılması, aşağıdaki durumlardan hangisine yol açmıştır?

    • A) TBMM'nin Mudanya'yı yetersiz bularak antlaşmayı onaylamamasına
    • B) Türk ordusunun Boğazlar bölgesine geçişinin İngilizler tarafından silah zoruyla engellenmesine
    • C) Saltanatın kaldırılmasının hızlanmasına ve İstanbul hükümetinin işlevsiz kalmasına
    • D) Yunanistan'ın ateşkesi imzalamayı reddederek savaşa devam etmesine
    • E) Osmanlı hükümetinin Mudanya'ya katılmayı reddetmesine

    Mudanya'da Doğu Trakya'nın Türklere bırakılması Ankara'nın askeri zaferini diplomatik zemine taşıdı. Ancak İstanbul ve Boğazlar'ın statüsü Lozan'a ertelendi; bu durum Osmanlı hükümetinin artık fiilen işlevsiz olduğunu ortaya koyuyordu. Lozan'a kimin katılacağı meselesi, iki hükümet arasındaki çelişkiyi gün yüzüne çıkardı. Mustafa Kemal, bu durumu fırsat bilerek 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı; böylece İstanbul hükümeti tarihe karıştı ve Türkiye Lozan'a tek meşru hükümet olarak katıldı.

  10. 10. Lozan Antlaşması'nda Türk-Yunan nüfus mübadelesi, 'Ortodoks Hristiyanlar' ile 'Müslümanlar' esas alınarak düzenlenmiş; etnik değil dinî kimlik belirleyici kılınmıştır. Bu yaklaşımın pratik sonuçları açısından en doğru değerlendirme hangisidir?

    • A) Türkçe konuşan Ortodoks Hristiyanların Yunanistan'a gönderilmesine yol açmıştır
    • B) Karamanlılar olarak bilinen Türkçe konuşan Ortodoksların Yunanistan'a gönderilmesine yol açmıştır
    • C) Yunanistan'daki Müslüman Türklerin bir bölümünün Türkiye'de kalmasını mümkün kılmıştır
    • D) Ermeni topluluklarının mübadele kapsamına alınmasına neden olmuştur
    • E) Patrikhane mensuplarının tamamının Türkiye'den çıkarılmasını zorunlu kılmıştır

    Lozan Mübadelesi'nde kimlik ölçütü olarak etnisite değil din kullanılmıştır. Bu yaklaşımın en çarpıcı sonucu, Karamanlılar üzerinde görülmüştür: Türkçe konuşan, Türk kültürüyle yoğrulmuş Ortodoks Hristiyanlar etnik kimliklerine bakılmaksızın Yunanistan'a gönderilmiştir. Benzer şekilde Rumca konuşan bazı Müslümanlar (Girit'tekiler gibi) Türkiye'ye gelmiştir. Bu durum, mübadelenin dilsel veya etnik değil tamamen dinsel bir mantıkla biçimlendirildiğini somut olarak ortaya koyar.

  11. 11. Tekâlif-i Milliye Emirleri'nin (Ağustos 1921) uygulanması sürecinde kurulan İstiklal Mahkemelerinin işlevi, olağan askeri mahkemelerden hangi yönüyle temelden ayrılmaktaydı?

    • A) Mahkemelerin meclis üyelerinden oluşması ve kararlarının temyize kapalı olması
    • B) İstiklal Mahkemelerinin yalnızca sivil suçluları yargılaması
    • C) Kararlarının ancak Mustafa Kemal'in onayıyla kesinleşmesi
    • D) Yalnızca savaş dönemiyle sınırlı geçici yetkilerle donatılmış olmaları
    • E) İstiklal Mahkemelerinin Başkomutanlık emriyle değil doğrudan meclis kararıyla kurulması

    İstiklal Mahkemeleri olağan yargı hiyerarşisinin dışında, doğrudan TBMM'ye bağlı ve meclis üyelerinden oluşan özel mahkemelerdi. Kararları kesin olup Yargıtay'a temyiz yolu kapalıydı; bu da hukuki denetime karşı güçlü bir dokunulmazlık anlamına geliyordu. Bu yapı, savaş koşullarında hız ve caydırıcılık ihtiyacıyla gerekçelendirilmişti. Söz konusu özellik, mahkemelerin olağan askeri mahkemelerden temel ayrımını oluşturmaktadır; zira olağan mahkemelerde temyiz yolu açıktır ve hâkimler mesleki yargıçlardan oluşur.

  12. 12. Kuvâ-yi Milliye birliklerinin düzenli orduya dönüştürülmesi sürecinde bazı Kuvâ-yi Milliye komutanlarının bu dönüşüme direnmesinin ardındaki temel neden, aşağıdakilerin hangisiyle açıklanabilir?

    • A) Kuvâ-yi Milliye komutanlarının Mustafa Kemal'in otoritesini tanımaması
    • B) Merkezileşmenin kendi özerk güç alanlarını ortadan kaldıracağına dair çıkar kaygıları
    • C) Düzenli ordunun Yunan kuvvetlerine karşı yetersiz kalacağına ilişkin kaygılar
    • D) Batı Anadolu halkının düzenli ordu disiplinine direnmesi
    • E) Düzenli ordunun eğitim sürecinin savaş temposunu yavaşlatacağına ilişkin askeri değerlendirme

    Kuvâ-yi Milliye komutanları (Çerkez Ethem ve kardeşleri gibi), yerel otorite ve özerkliklerini savaş koşullarında büyük ölçüde genişletmişlerdi. Düzenli ordu disiplinine entegrasyon, bu komutanların kişisel güç alanlarının, adam toplama yetkilerinin ve lojistik denetimlerinin merkezi komutaya devredilmesi anlamına geliyordu. Direnişin özünde askeri değerlendirmeden çok, siyasi ve ekonomik nüfuzun kaybedilmemesi kaygısı yatmaktaydı. Nitekim Çerkez Ethem'in fiilen Yunan tarafına geçmesi, meselenin yalnızca askeri bir görüş ayrılığından ibaret olmadığını kanıtlamıştır.

  13. 13. Lozan görüşmelerinde İsmet Paşa'nın Musul meselesinde İngilizler karşısında geri adım atarak konuyu 'dokuz ay içinde ikili görüşmelerle' çözülmek üzere ertelemesi, Türk dış politikası açısından aşağıdaki sonuçların hangisine yol açmıştır?

    • A) Türkiye'nin 1926'da Musul'u kaybetmesine ancak Milletler Cemiyeti üyeliğini kazanmasına
    • B) Musul'un fiilen Türkiye'de kalmasına ve İngiliz taleplerinin gündemden düşmesine
    • C) Türkiye'nin İngilizlerle 1926'da imzalanan antlaşmayla Musul'u bırakması karşılığında nüfus oranı üzerinden petrol geliri elde etmesine
    • D) Irak'ın manda statüsünden çıkarak bağımsızlığını kazanmasını hızlandırmasına
    • E) Musul meselesinin 1932'de Irak'ın bağımsızlığına kadar fiilen askıda kalmasına

    Lozan'da çözüme kavuşturulamayan Musul meselesi, 1924-1926 yılları arasındaki ikili görüşmelerde de uzlaşıyla sonuçlanamadı. Konu Milletler Cemiyeti'ne taşındı ve 1926'da Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Türkiye, Musul üzerindeki haklarından vazgeçti; karşılığında Irak'tan 25 yıl süreyle petrol gelirinin yüzde onu oranında pay alacağı bir düzenleme kabul edildi; ancak bu ödeme daha kısa sürede toplu tazminat şeklinde tasfiye edildi. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne 1932'de, Musul meselesinden bağımsız olarak katılmıştır.

  14. 14. Milli Mücadele döneminde TBMM'nin hem yasama hem yürütme hem de yargı yetkilerini bünyesinde toplamasının teorik dayanağı 'kuvvetler birliği' ilkesine dayandırılmıştır. Bu ilkenin pratikteki en önemli işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İstiklal Mahkemelerinin aldığı kararların uluslararası hukuk açısından meşrulaştırılmasını sağlamıştır
    • B) Yürütme erkinin tek bir kişide birikmesini önleyerek kolektif liderliği zorunlu kılmıştır
    • C) Olası bir anayasa mahkemesi denetimini engellemiş ve meclisin her kararını geçerli kılmıştır
    • D) Yabancı devletlerin TBMM kararlarını tanımasını kolaylaştıran hukuki bir çerçeve sunmuştur
    • E) Padişah ve halifeye karşı alternatif bir egemenlik kaynağı oluşturmuş, iktidarı İstanbul'dan Ankara'ya fiilen kaydırmıştır

    Kuvvetler birliği, savaş döneminin olağanüstü koşullarında hız ve etkinlik sağlama amacı taşımakla birlikte, teorik ve siyasi açıdan asıl işlevi egemenliğin kaynağını değiştirmek olmuştur. TBMM, milletin tek ve gerçek temsilcisi olarak tüm devlet yetkilerini uhdesinde topladığını ilan ederek Osmanlı hükümetini ve dolayısıyla padişahı fiilen devre dışı bırakmıştır. Böylece egemenlik, teoride millet adına hareket eden meclise devredilmiş, Osmanlı hukuki çerçevesi aşılmış ve yeni devletin meşruiyet zemini oluşturulmuştur.

  15. 15. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali sırasında (Mayıs 1919) Osmanlı Hükümeti'nin resmi tavrı ile bölge halkının tepkisi arasındaki derin çelişki, aşağıdaki gelişmelerin hangisini en doğrudan tetiklemiştir?

    • A) Wilson İlkeleri Cemiyeti'nin İzmir meselesini Paris Barış Konferansı'na taşımasını
    • B) Mustafa Kemal'in Samsun'a gönderilme kararının İstanbul tarafından alınmasını
    • C) İngilizlerin Osmanlı subaylarını silahsızlandırma politikasını hızlandırmasını
    • D) Osmanlı ordusunun Batı Anadolu'da fiilen dağılarak Kuvâ-yi Milliye'ye katılmasını
    • E) Yerel Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin İstanbul otoritesinden bağımsız hareket etmeye başlamasını

    İzmir'in işgaline İstanbul hükümetinin pasif ve teslimiyetçi tepki vermesi, bölge halkında derin bir hayal kırıklığı yaratmış ve merkezi otoriteye güvensizliği artırmıştır. Halkın direniş iradesi, ancak İstanbul'dan bağımsız biçimde örgütlenen Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri aracılığıyla somutlaşabilmiştir. Kilikyalılar, Trabzonlular, Doğu Anadolulular ve sonunda İzmir halkı, İstanbul'u devre dışı bırakarak kendi örgütlenme yapılarını kurmuşlardır. Bu süreç, merkezden kopuşun ve Anadolu'da özerk ulusal örgütlenmenin başlangıç noktasını oluşturmuştur.

  16. 16. Birinci Dünya Savaşı'ndan Milli Mücadele'ye uzanan süreçte Osmanlı Devleti'nin Almanya ile ittifakı, Kurtuluş Savaşı'nın diplomatik boyutunu hangi açıdan olumsuz etkilemiştir?

    • A) Yunanistan'ın İzmir'i işgal kararının İngilizler tarafından daha kolay alınmasına ortam hazırlamıştır
    • B) Almanya'nın Lozan'a katılmasının önünü kapamıştır
    • C) İtilaf Devletleri'nin Türk toprak taleplerini başından itibaren reddetmesine zemin hazırlamıştır
    • D) Sovyet Rusya'nın Ankara hükümetiyle ilişki kurmaktan kaçınmasına yol açmıştır
    • E) ABD'nin Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı'ya karşı olan devletleri desteklemesini güçlendirmiştir

    Osmanlı Devleti, savaşta yenik çıkan tarafın üyesi olarak Paris Barış Konferansı'nda galip devletlerin belirlediği koşulları kabullenmek durumundaydı. Bu konum, Wilson ilkelerini referans alan Türk tarafının taleplerini diplomatik açıdan büyük ölçüde zayıflattı. ABD, Osmanlı'nın savaştaki rolünü ve Hristiyan azınlıklara yönelik uygulamaları gerekçe göstererek Türk tarafını haklı bulmaya yatkın bir tutum sergilemedi. Bu durum, Türkiye'nin barış görüşmelerinde meşruiyet zemini oluşturmasını ve Amerikan desteği kazanmasını en başından itibaren güçleştirmiştir.

  17. 17. Lozan Antlaşması'nda Osmanlı Devleti'nin dış borçlarının nasıl paylaştırılacağı meselesi, antlaşmanın ekonomik boyutunda en çetrefilli sorunlardan birini oluşturmuştur. Varılan çözümün temel mantığı aşağıdakilerden hangisiyle örtüşmektedir?

    • A) Tüm Osmanlı borçlarının yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmesi
    • B) Borçların Osmanlı'dan toprak kazanan devletler arasında nüfus oranına göre dağıtılması
    • C) Yabancı alacaklılara olan Osmanlı borçlarının Türkiye'nin savaş tazminatından mahsup edilmesi
    • D) Borçların Osmanlı'dan ayrılan her devlete Osmanlı dönemindeki idari katkıları oranında paylaştırılması
    • E) Osmanlı borçlarının tamamının Batılı alacaklılar tarafından silinmesi

    Lozan'daki borç müzakerelerinde temel ilke, Osmanlı borçlarının halef devletler arasında Osmanlı dönemindeki ekonomik ve idari katkı oranları esas alınarak paylaştırılması oldu. Türkiye bu borcun bir bölümünü üstlendi; ancak görüşmelerde İsmet Paşa'nın ısrarcı tutumu sayesinde Türkiye'nin yükü önemli ölçüde sınırlandırıldı. Bu formül, hem Türkiye'nin yeni başladığı ekonomik hayatını gereğinden fazla yük altında bırakmamak hem de alacaklı devletlerin taleplerini kısmen karşılamak arasında kurulan hassas bir denge üzerine oturtulmuştur.

  18. 18. Kurtuluş Savaşı'nın tüm süreci değerlendirildiğinde, Ankara hükümetinin hem Sovyet desteğini hem de Batılı devletlerle diplomatik ilişkiyi eş zamanlı sürdürebilmesinin ardındaki temel denge unsuru aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Türkiye'nin stratejik konumunu Birinci Dünya Savaşı'ndaki gibi yeniden ittifak dengesi içinde konumlandırması
    • B) İtilaf Devletleri arasındaki çıkar çatışmalarının Türk dış politikası açısından elverişli bir hareket alanı yaratması
    • C) ABD'nin aktif olarak devreye girerek iki taraf arasında arabuluculuk yapması
    • D) Mustafa Kemal'in şahsına duyulan uluslararası saygınlığın tek başına belirleyici etken olması
    • E) Türkiye'nin sosyalist yönetim anlayışını benimseyeceğine dair Sovyetlere verilen gizli taahhütler

    Milli Mücadele diplomasisinin en sofistike boyutu, Ankara'nın İtilaf Devletleri'nin iç çelişkilerini ustaca kullanmasıdır. Fransa'nın Güney cephesinde Türkiye ile anlaşma yapması (Ankara Antlaşması, 1921), İtalya'nın bölgeden çekilmesi ve İngiltere'nin Yunanistan'ı tek başına bırakması, büyük devletlerin Türkiye karşısında ortak bir tutum sergileyememesine yol açtı. Ankara bu ayrışmayı bilerek kullandı: Sovyetlerden aldığı mali ve askeri destekle direnişi sürdürürken, Batılı devletlerle ayrı ayrı diplomatik kanallar açarak parçalı bir muhasım blokla karşı karşıya gelmeyi başardı.

  19. 19. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi'nde 'Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.' ifadesini kullanmıştır. Bu ifadenin, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi konjonktür açısından taşıdığı en temel anlam aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Kurtuluşun İtilaf Devletleri'nin insafına bırakılamayacağı ve manda yönetiminin reddedildiği
    • B) Padişahın otoritesinin artık meşruiyetini yitirdiğinin açıkça ilan edilmesi
    • C) Osmanlı Mebusan Meclisi'nin toplanması gerektiğine yapılan dolaylı vurgu
    • D) Milli iradeyi esas alan yeni bir egemenlik anlayışının fiilen başlatıldığının ilanı
    • E) Mustafa Kemal'in kişisel liderliğini meşrulaştırmak için kamuoyunu hazırlaması

    Amasya Genelgesi'nde kullanılan 'milletin azim ve kararı' ifadesi, kurtuluşun kaynağı olarak saltanata ya da herhangi bir dış güce değil, doğrudan millete işaret etmektedir. Bu, Rousseau'cu egemenlik anlayışının Türk siyasi tarihine girişi olarak okunabilir. Seçenek A çok sert bir ifade olup genelgenin diplomasisine aykırıdır. Seçenek B doğru olmakla birlikte sorulan 'en temel anlam' manda reddinden ziyade egemenliğin kaynağına ilişkin paradigma değişimidir. Seçenek D, soruda aranan düzeyde doğru yanıttır çünkü genelge, henüz Mebusan Meclisi açılmadan ya da kongre toplanmadan, milli iradeyi temele alan bir egemenlik anlayışının fiilen işletilmeye başladığını göstermektedir.

  20. 20. Sivas Kongresi'nde bazı delegeler, kongreye katılan kişilerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleşmesine karşı çıkmıştır. Bu muhalefetin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Mustafa Kemal'in tek elde toplamak istediği gücün ileride istibdada dönüşeceği şüphesi
    • B) Bölgesel cemiyetlerin merkezi otoriteye bağlanması hâlinde özerkliklerini yitirecekleri kaygısı
    • C) Cemiyetin bir siyasi parti hüviyeti kazanarak ordu ile ilişkisini keseceği kaygısı
    • D) Yeni cemiyetin İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin devamı olarak algılanacağı endişesi
    • E) İstanbul hükümetinin kongreyi yasadışı ilan etmesinin olası sonuçlarından duyulan korku

    Erzurum ve diğer bölge kongrelerinden gelen delegeler, yerel Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin o bölgenin özgün sorunlarına ve dinamiklerine göre şekillendiğini, merkezi bir yapıya entegre olmanın bu özgünlüğü törpüleyeceğini düşünüyordu. Bu 'bölgecilik' kaygısı kongredeki en güçlü muhalefet damarıydı. İttihatçılık şüphesi (A) de tartışıldıysa da asıl örgütsel kaygı yerel özerklik meselesiydi. Seçenek D tarihsel açıdan sonradan dile getirilen bir değerlendirmedir, kongre atmosferinde bu denli açık dile getirilmemiştir.

  21. 21. Misak-ı Millî'nin 'nüfus itibarıyla Müslüman ekseriyeti bulunan' bölgeleri Türk vatanı sayan hükmü, aşağıdaki hangi uluslararası ilkeyle doğrudan bağdaşmakta ve bu ilkeyle uyumun stratejik önemi nedir?

    • A) Wilson'ın self-determinasyon ilkesi; Türk taleplerini meşru bir uluslararası zemine oturtması
    • B) Denge-i kuvvet prensibi; İngiltere ile Fransa arasındaki çatışmadan yararlanma stratejisi
    • C) Sömürgecilik karşıtı Monroe Doktrini; İtilaf Devletleri'nin Anadolu'dan tecrit edilmesi
    • D) Milletler Cemiyeti Misakı'nın güvenlik klozları; Yunan işgaline karşı kolektif güvenlik talep etme
    • E) Cenevre Sözleşmesi azınlık hakları ilkesi; Ermeni ve Rum nüfusun statüsünü güvence altına alması

    Misak-ı Millî'nin nüfus esasına dayanan sınır anlayışı, Wilson'ın Ocak 1918'de ilan ettiği 14 İlke'deki self-determinasyon hükmüyle örtüşmektedir. Milli Mücadeleciler, Paris Barış Konferansı bağlamında İtilaf Devletleri'ne karşı kullanabilecekleri tek meşru uluslararası hukuk zemini olarak bu ilkeyi seçmiştir. Bu sayede taleplerini 'milliyetçi yayılmacılık' olarak değil, evrensel ilkelere dayalı 'ulusal haklar' çerçevesinde sunabilmişlerdir. Diğer şıklar ya dönemin uluslararası hukuku açısından hatalı bağlar kurmakta ya da Misak-ı Millî'nin içeriğiyle örtüşmemektedir.

  22. 22. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1921 Anayasası'nda (Teşkilât-ı Esasiye Kanunu) yürütme ve yargı yetkilerini de üstlenmiş; bu yetki birliği ilkesi 1924 Anayasası'na kadar sürmüştür. Bu düzenlemenin Kurtuluş Savaşı koşullarında yarattığı en önemli işlevsel sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Meclis içindeki muhalefet gruplarının etkisiz kılınarak tek parti iktidarının erken kurulması
    • B) Ordu komuta kademesiyle sivil idarenin bütünleştirilmesi yoluyla cephe gerisinin denetlenmesi
    • C) Olağanüstü savaş koşullarında hızlı karar alma ve uygulama süreçlerinin tek elde toplanması
    • D) Saltanata karşı ikinci bir meşruiyet odağı oluşturularak Osmanlı bürokrasisinin tasfiyesi
    • E) İtilaf Devletleri'ne karşı uluslararası hukukta tam egemenlik iddiasının güçlendirilmesi

    1921 Anayasası'nın 'kuvvetler birliği' ilkesi, teorik açıdan demokrasiye aykırı görünse de pratik işlevi savaş koşullarında hayati önem taşımaktaydı: Bir meclis kararı aynı zamanda yürütme tasarrufu sayılabildiğinden karar-uygulama döngüsü kısalmıştır. İstihkam, ikmal, seferberlik, mahkeme kararları gibi kritik alanlarda bürokratik gecikme en aza indirilmiştir. Seçenek A muhalefet gruplarının (II. Grup) 1921-23 döneminde mecliste oldukça aktif olduğunu göz ardı etmektedir. Seçenek C saltanat meselesinde dolaylı bir etki yaratmış olsa da anayasanın temel işlevsel amacı değildir.

  23. 23. Kütahya-Eskişehir Savaşları'ndan sonra Türk ordusunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesi, TBMM içinde Mustafa Kemal'e yönelik sert eleştirilere neden olmuştur. Meclisteki muhalefetin bu kritik eşikte yoğunlaşmasının en bütüncül açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Ordu komuta kademesindeki İttihatçı subayların Mustafa Kemal'i devre dışı bırakma girişimi
    • B) İngilizlerin Ankara'ya baskı uygulamak amacıyla muhalefeti dolaylı yollarla finanse etmesi
    • C) Çekilmenin Ankara'yı tehdit altına almasının yarattığı psikolojik baskı ve stratejik meşruiyet sorgulaması
    • D) Cephe gerisindeki sivil halkın büyük şehirleri terk ederek meclise yönelik kamuoyu baskısı oluşturması
    • E) Milletvekillerinin önemli bir bölümünün Yunan ilerleyişi karşısında müzakere yolunu tercih etmesi

    Kütahya-Eskişehir yenilgisi ardından ordunun Sakarya'nın doğusuna çekilmesi, Yunan kuvvetlerini Ankara'ya yaklaştırmış ve mecliste 'bu strateji başarısız oldu' yorumunu güçlendirmiştir. Milletvekillerinin stratejik bir geri çekilme ile kalıcı bir yenilgi arasındaki farkı anlayabilmeleri için yeterli askeri eğitime sahip olmamaları da eleştirilerin yoğunlaşmasında rol oynamıştır. Mustafa Kemal bu baskı altında başkomutanlık yetkisini üç aylığına almak zorunda kalmıştır. A seçeneği müzakereyi öne sürmekte ancak meclisteki muhalefetin öncelikli kaygısı stratejik değerlendirmeydi. D ve C için tarihsel kanıt son derece zayıftır.

  24. 24. Londra Konferansı'nda (Şubat-Mart 1921) İtilaf Devletleri, hem İstanbul hükümetini hem de Ankara hükümetini davet etmiştir. TBMM'nin bu konferansa katılım kararı ve konferanstaki tutumu, aşağıdaki hangi stratejik hesabı yansıtmaktadır?

    • A) İstanbul hükümetini uluslararası platformda devre dışı bırakarak tek meşru Türk sesi olmak
    • B) İngiltere ile Fransa arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirerek İtilaf cephesini çözmek
    • C) Müzakere masasına oturarak Sevr'in yumuşatılmış bir versiyonunu kabul etmeye zemin hazırlamak
    • D) Yunanlıların barış müzakerelerini reddederek saldırgan niyetini dünya kamuoyuna kanıtlatmak
    • E) Uluslararası alanda tanınırlık kazanırken Misak-ı Millî'den taviz vermeyeceğini ilan etmek

    TBMM heyeti Londra'ya giderek hem uluslararası alanda tanınma zemini oluşturmuş hem de Misak-ı Millî'yi pazarlık konusu yapmayacağını net biçimde ortaya koymuştur. Konferanstan somut bir sonuç çıkmamış; ancak TBMM heyetinin varlığı, Ankara'nın İstanbul'un yanında ikinci bir Türk sesi olmaktan çıkıp birincil muhatap olma yolundaki önemli bir adım olmuştur. Seçenek C de konferansın dolaylı bir çıktısı olmakla birlikte TBMM'nin birincil stratejik hedefi değildir. Seçenek E kısmen doğru olsa da tanınırlık ve Misak-ı Millî savunusu daha kapsamlı bir açıklama sağlamaktadır.

  25. 25. Aşağıdaki tabloda verilen antlaşmalar ve kapsamları değerlendirildiğinde, Türk Kurtuluş Savaşı sürecinde doğu sınırını belirleyen antlaşmaların kronolojik sıralaması ve birbiriyle ilişkisi açısından en doğru yargı hangisidir? Gümrü Antlaşması (Aralık 1920) – Türkiye ile Ermenistan Kars Antlaşması (Ekim 1921) – Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan Moskova Antlaşması (Mart 1921) – Türkiye ile Sovyet Rusya

    • A) Kars, Gümrü'yü hükümsüz kılmış; doğu sınırının tek geçerli kaynağı Kars Antlaşması'dır
    • B) Gümrü, uluslararası hukuk açısından geçersizdi çünkü imzalandığı sırada Ermenistan bağımsız değildi
    • C) Moskova, Sovyetler'in Ermenistan üzerindeki vesayetini onaylatmış; Gümrü ve Kars bunu pekiştirmiştir
    • D) Moskova, Kafkasya'daki Sovyet egemenliğini dolaylı olarak onayladığından TBMM açısından stratejik bir hata teşkil etmiştir
    • E) Gümrü, doğu sınırının hukuki temelini atmış; Moskova ve Kars bu temeli çok taraflı güvence altına almıştır

    Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920), henüz Sovyetleşmemiş bağımsız Ermenistan ile imzalanmış ve doğu sınırının Türk lehine temel çerçevesini çizmiştir. Ancak Ermenistan'ın kısa süre sonra Sovyetler Birliği'ne katılması bu antlaşmanın statüsünü tartışmalı hale getirmiştir. Moskova Antlaşması (Mart 1921) TBMM ile Sovyet Rusya arasında imzalanarak Kafkasya'daki yeni siyasi gerçekliği tescil etmiş; Kars Antlaşması (Ekim 1921) ise Transkafkasya Sovyet cumhuriyetlerini de dahil ederek sınırları çok taraflı güvence altına almıştır. Bu üç belge birbirini geçersiz kılmaz; aksine birbiri üzerine inşa edilmiştir. E seçeneği ise tarihsel olarak hatalıdır: Gümrü imzalandığında Ermenistan henüz resmen bağımsızdı, Sovyetleşme Aralık 1920'nin sonlarında gerçekleşmiştir.