TARIH - mudanya lozan (Bölüm 5)
TARIH - mudanya lozan (Bölüm 5)
Mudanya Mütarekesi'nin imzalanma sürecinde Yunanistan'ın durumu aşağıdakilerden hangisiyle doğru biçimde özetlenebilir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (22 soru)
1. Mudanya Mütarekesi'nin imzalanma sürecinde Yunanistan'ın durumu aşağıdakilerden hangisiyle doğru biçimde özetlenebilir?
- A) Yunanistan, Mudanya yerine ayrı bir ikili ateşkes imzalamak için Türkiye ile doğrudan görüşme talep etmiştir.
- B) Yunanistan müzakere masasında yoktu; mütareke yalnızca İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından imzalandı. Yunan kuvvetleri bir süre direniş gösterdikten sonra Doğu Trakya'yı tahliye etmek zorunda kaldı. ✓
- C) Yunanistan, Mudanya'nın tüm şartlarını önceden kabul ettiğini açıklamış ve konferansa katılmaksızın antlaşmayı onaylamıştır.
- D) Yunanistan Mudanya Mütarekesi'ni diğer devletlerle birlikte imzalamıştır.
- E) Yunanistan Mudanya'yı imzalamayı kabul etmiş; ancak iç siyasi kargaşa nedeniyle tahliyeyi geciktirmiştir.
Mudanya Konferansı'nda kritik bir ayrıntı sıklıkla gözden kaçmaktadır: Yunanistan görüşmelere katılmamış ve mütarekeyi imzalamamıştır. Konferansta Türkiye adına İsmet Paşa, Müttefik devletler adına İngiliz General Harington, Fransız General Charpy ve İtalyan General Monbelli imzalamıştır. Yunanistan, imzadan kaçınmasına rağmen Müttefiklerin baskısı ve siyasi-askeri çöküşün yarattığı zorunluluk nedeniyle Doğu Trakya'dan çekilmek durumunda kaldı. Bu durum, Yunanistan'ın savaşı fiilen teslimiyetle bitirdiğini, barışı ise mecburen kabul ettiğini göstermektedir.
2. Lozan Antlaşması'nda Osmanlı borçları (Düyun-u Umumiye) meselesi nasıl çözüme kavuşturulmuş; Türkiye bu konuda hangi temel ilkeyi kabul ettirmeyi başarmıştır?
- A) Osmanlı borçlarının tamamı silinmiş; Türkiye herhangi bir ödeme yükümlülüğü altına girmeksizin müzakerelerden ayrılmıştır.
- B) Türkiye Osmanlı dönemine ait tüm dış borçları olduğu gibi devralmış; ödeme takvimi de aynı şekilde korunmuştur.
- C) Osmanlı borçları Türkiye ile Fransa arasında eşit olarak paylaşılmış; diğer Osmanlı ardıl devletleri bu yükümlülüğün dışında tutulmuştur.
- D) Osmanlı borçları, Osmanlı coğrafyasının paylaşıldığı devletler arasında orantılı biçimde bölüştürülmüş; her devlet kendi toprak payına düşen borç miktarını üstlenmiştir. Türkiye bu ilkede ısrar ederek borç miktarını önemli ölçüde düşürmeyi başarmıştır. ✓
- E) Osmanlı borçları meselesinde Lozan'da herhangi bir çözüm üretilememiş; konu daha sonra ayrı bir konferansa havale edilmiştir.
Lozan'daki Osmanlı borçları müzakeresi, antlaşmanın en teknik ve uzun soluklu bölümlerinden birini oluşturuyordu. Türkiye, borçların 'toprak paylaşımı' ilkesine göre dağıtılması tezini savundu: Osmanlı coğrafyasından koparılan her devlet, o topraklara karşılık düşen borç miktarını üstlenmeliydi. Bu ilke genel çerçevede kabul edildi; Türkiye ancak 1881'den sonraki Düyun-u Umumiye kontrolüne girmiş borçların kendisine düşen payını ödemeyi kabul etti. Böylece toplam yük önemli ölçüde azaltıldı. Antlaşmanın bu hükmü, Türkiye'nin salt toprak değil, mali egemenlik alanında da önemli kazanımlar elde ettiğini ortaya koymaktadır.
3. Mudanya'dan Lozan'a uzanan süreçte Türkiye'nin uluslararası statüsünün dönüşümü ele alındığında, Lozan'ın Sevr'den ayrıştığı temel parametreler konusunda aşağıdaki hangi çözümleme en kapsamlı tabloyu sunar?
- A) Lozan yalnızca sınır çizmekte Sevr'den ayrılır; diğer koşullar büyük ölçüde aynı kalmıştır.
- B) Lozan, Sevr'in toprak kayıplarını ve azınlık hükümlerini büyük ölçüde aynen korumuş; yalnızca kapitülasyonları kaldırmıştır.
- C) Sevr ve Lozan arasındaki yegâne fark, Yunanistan'ın İzmir üzerindeki kalıcı egemenliğinin Lozan'da iptal edilmesidir.
- D) Lozan, Sevr'den kökten farklı bir egemenlik anlayışı ortaya koymuştur: Kapitülasyonların ilgası, azınlık komisyonu yerine ikili azınlık düzenlemeleri, Doğu Trakya'nın iadesi, İstanbul'un Türkiye'de kalması, zorunlu nüfus mübadelesiyle toplumsal homojenleşme ve Anadolu'da Ermeni yurdu ile Kürt özerklik bölgesi öngörülerinin gündemden çıkarılması Lozan'ın mimarî değişikliklerini oluşturmaktadır. ✓
- E) Lozan, Sevr'in hükümlerini daha geniş bir uluslararası güvence mekanizmasıyla pekiştirmiş; Türkiye'nin yükümlülükleri Milletler Cemiyeti gözetimi altına alınmıştır.
Sevr (1920) ile Lozan (1923) arasındaki fark tekil bir madde farklılığı değil; bütünüyle farklı bir egemenlik rejiminin kurulmasıdır. Sevr'de: Boğazlar uluslararasılaştırılıyor, Doğu Trakya ve İzmir Yunanistan'a veriliyor, Ermenistan için yurt, Kürdistan için özerklik öngörülüyor, kapitülasyonlar korunuyor, azınlıklar üzerinde dış denetim sağlanıyor, Türk ordusu sembolik düzeyde tutuluyordu. Lozan'da: Tüm bu maddeler ya tamamen kaldırılmış ya da esaslı biçimde dönüştürülmüş; nüfus mübadelesiyle azınlık sorunu ama aynı zamanda toplumun kökten yeniden yapılandırılması da başlatılmıştır. Lozan, bir barış antlaşmasından ziyade yeni bir devlet hukuku düzeninin kurucu belgesi niteliğindedir.
4. İsmet Paşa, Lozan'da işitme güçlüğü yaşadığı bilindiği halde müzakerelerde bu durumu zaman zaman diplomatik bir avantaja dönüştürdüğü değerlendirilmektedir. Bunun ötesinde, İsmet Paşa'nın müzakere stratejisine ilişkin aşağıdaki hangi saptama tarihsel literatürde en sık öne çıkan özellikleri yansıtmaktadır?
- A) İsmet Paşa'nın en büyük başarısı kapitülasyonlar konusunda uzlaşmayı ilk oturumda sağlamasıdır.
- B) İsmet Paşa konferansta yalnızca toprak meselelerine odaklanmış; ekonomik ve azınlık konularını Türk heyetinin diğer üyelerine bırakmıştır.
- C) İsmet Paşa, Batılı diplomatların baskısına kolaylıkla boyun eğmiş; Türk tezlerini savunmakta zorlanmıştır.
- D) İsmet Paşa, Ankara'dan bağımsız hareket ederek birçok tavizi tek başına kabul etmiştir.
- E) İsmet Paşa kişisel inisiyatifle değil, Mustafa Kemal ve hükümetle sürekli telgraf yazışması yaparak karar aldı; esneklik gerektiren konularda ise kazanç sağlayabileceği alanlarda taviz verip hayati meselelerde direnç gösterdi. ✓
Tarihsel kayıtlar ve diplomatik yazışmalar, İsmet Paşa'nın son derece disiplinli ve merkezi yönetimle sürekli koordineli biçimde hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal'in telgrafları ve İsmet Paşa'nın raporları, Ankara'nın müzakere sınırlarını belirlediğini, İsmet Paşa'nın ise bu sınırlar içinde taktiksel esneklik kullandığını göstermektedir. Müzakere stratejisinin öne çıkan özellikleri şunlardır: Önem sıralaması yaparak öncelikli konularda ısrar etmek, tartışmalı meselelerde uzun süreli direnç göstererek karşı tarafın yıpranmasını beklemek ve Ankara'dan açık onay almadan büyük taviz vermemek. Kapitülasyonlar ise birinci oturumda çözüme kavuşturulamadığı için ikinci oturuma taşındı.
5. Lozan Antlaşması'nın Batılı devletler açısından 'kabul edilebilirliğini' artıran en önemli unsur neydi? Diğer bir deyişle, Türkiye'nin galip devlet olarak masaya oturduğu bu müzakerede Batılı güçler neden nihayetinde anlaşmayı imzaladı?
- A) Milletler Cemiyeti, Batılı güçlere Türkiye ile anlaşmaları yönünde bağlayıcı karar almıştır.
- B) Batılı güçler arasındaki çıkar çatışmaları, artan Bolşevik tehlikesi algısı, Yunanistan'ın savaş kapasitesinin tükenmesi ve özellikle İngiltere'nin iç siyasi baskılarla (Lloyd George'un düşüşü) zayıflamış tutumu, Lozan'da uzlaşıyı zorunlu kılan yapısal etkenlerdir. ✓
- C) Batılı devletler Türkiye'nin savaş alanındaki üstünlüğünden etkilenerek tüm Türk taleplerini baştan kabul etmiştir.
- D) Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'nin yanında konferansa tam üye olarak katılmış ve Batılı güçleri uzlaşıya zorlamıştır.
- E) Türkiye, Sovyetlerle ittifak yapma tehdidini açıkça masaya taşıyarak Batılı güçleri anlaşmaya zorlamıştır.
Lozan'da uzlaşının sağlanmasının ardında tek bir etken değil, birbirini güçlendiren yapısal koşullar yatmaktadır. İngiltere'de Lloyd George hükümeti, Çanak Krizinin (Ekim 1922) yarattığı siyasi baskıyla düşmüş ve yerine Bonar Law'ın daha temkinli kabinesi gelmişti. Fransa ve İtalya, Türkiye ile zaten ayrı uzlaşılar sağlamıştı. Yunanistan fiilen çökmüştü. Bolşevik Rusya'nın Türkiye ile kurduğu yakın ilişkiler, Ankara'nın Sovyet kartını oynama kapasitesini canlı tutuyordu. Tüm bu etkenler, Batılı güçlerin Türkiye karşısında monolitik ve direngen bir blok oluşturmasını engelledi ve masada Türkiye'ye gerçek bir müzakere gücü sağladı.
6. Lozan Antlaşması ile Türkiye'nin uluslararası hukuktaki statüsünün ele alınış biçimi karşılaştırıldığında, antlaşmanın 'yeni devlet' ilkesi açısından taşıdığı özgün anlam nedir?
- A) Lozan'a göre Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun tüm uluslararası yükümlülüklerini eksiksiz olarak devralmıştır.
- B) Lozan, Türkiye'yi Osmanlı İmparatorluğu'nun devamı olarak kabul etmiş ve tüm uluslararası yükümlülüklerin sürdürülmesini şart koşmuştur.
- C) Türkiye, Lozan'da tam anlamıyla sıfır halef devlet statüsünü kabul ettirmiş ve Osmanlı döneminden kalan hiçbir yükümlülüğü üstlenmemiştir.
- D) Lozan, Türkiye'nin Osmanlı'dan tamamen kopuk yeni bir devlet olduğu tezini desteklemiş; ancak bu Türkiye'nin Osmanlı borçlarının hiçbirini üstlenmediği anlamına gelmemektedir. Türkiye, kısmi halefiyet modeliyle hem süreklilikten hem de yeni devlet statüsünden seçici biçimde yararlandı. ✓
- E) Lozan'da Türkiye'nin Osmanlı'nın doğrudan devamı olup olmadığı tartışması hiç gündeme gelmemiş; antlaşma yalnızca sınır sorunlarını çözmüştür.
Lozan müzakerelerinin hukuki boyutundaki en derin gerilim burada yatmaktadır. Türkiye bir yanda 'yeni devlet' tezini savunarak özellikle yabancı şirket imtiyazları ve borç devrinde sorumluluktan kaçınmaya çalışırken, öte yanda Anadolu toprakları üzerindeki egemenliğini Osmanlı halefliğine dayandırmak zorundaydı. Sonuç, 'seçici halefiyet' olarak nitelendirilebilecek bir modeldi: Türkiye bazı borçları ve yükümlülükleri üstlendi (toprak dağılımı formülüyle hesaplanmış borç payı), bir kısmını ise reddetti ya da sona erdiği kabul edildi (kapitülasyonlar, azınlıklara tanınmış eski imtiyazlar). Bu hukuki muğlaklık Lozan'ın en rafine diplomatik boyutunu oluşturmaktadır.
7. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) ile Lozan Antlaşması'nın imzalanması (24 Temmuz 1923) arasındaki yaklaşık dokuz aylık süreçte Ankara'da gerçekleşen en kritik iç siyasi gelişme ve bu gelişmenin Lozan müzakerelerine yansıması değerlendirildiğinde, aşağıdaki hangi çözümleme en doğrudur?
- A) Bu süreçte Ankara'da herhangi bir önemli siyasi değişiklik yaşanmamış; hükümet yapısı Mudanya'dan Lozan'a değişmeksizin korunmuştur.
- B) Saltanatın kaldırılması (Kasım 1922), Osmanlı hanedanının tasfiyesi ve ardından İstanbul'da Osmanlı hükümetinin sona ermesi, Lozan'da Türk tarafının sözcüsünün artık yalnızca Ankara olduğunu uluslararası alanda fiilen kabul ettirmiştir. Bu gelişme, İngilizlerin konferansa iki ayrı Türk muhatap davet etme girişimini de etkisiz kılmıştır. ✓
- C) Saltanatın kaldırılması iç siyasi bir düzenleme olduğundan Lozan müzakerelerine herhangi bir yansıması olmamıştır.
- D) Bu süreçte Mustafa Kemal cumhurbaşkanı seçilmiş; bu durum İsmet Paşa'nın Lozan'daki temsil yetkisini zayıflatmıştır.
- E) Ankara, bu dönemde Sovyetlerle kapsamlı bir ittifak antlaşması imzalamış ve bu durum Batılı devletlerin Lozan'daki tutumunu doğrudan etkilemiştir.
İngiltere, Lozan Konferansı'na daveti hem Ankara Hükümeti'ne hem de İstanbul'daki Osmanlı hükümetine gönderdi. Bu, Ankara'yı açıkça köşeye sıkıştırmaya yönelik stratejik bir hamliydi. Ancak Mustafa Kemal, TBMM'yi harekete geçirerek 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. Vahdettin ülkeyi terk etti; İstanbul hükümeti fiilen çöktü. Böylece Lozan'da tek meşru Türk muhatap Ankara Hükümeti oldu. Bu gelişme, konferansa büyük damgasını vurdu ve yıllar içinde yerleşik devlet kurumlarıyla müzakere eden Batılı diplomasilerin, artık bütünüyle Ankara'nın belirlediği koşullarla yüzleşmek zorunda kalacağını açıkça ortaya koydu.
8. Mudanya Mütarekesi'nde (11 Ekim 1922) Doğu Trakya'nın boşaltılması için Yunan kuvvetlerine verilen süre 30 gün olarak belirlenmişti. Bu hükmün müzakerelerde ayrı bir tartışma konusu olmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İngiltere'nin Doğu Trakya'nın İtilaf yönetiminde kalmasını savunarak Türk taleplerini sınırlamaya çalışması
- B) Türk heyetinin kısa süre talep etmesi, İtilaf devletlerinin ise Yunanistan'a süre tanıyarak bölgede yönetim boşluğu oluşturmak istemesi ✓
- C) Yunanistan'ın Doğu Trakya'yı fiilen terk etmek istememesi ve toprak pazarlığı yapması
- D) Mudanya'nın deniz üssü statüsü nedeniyle tahliye takvimine İngiliz Donanması'nın müdahil olmasının gerekli görülmesi
- E) Fransız ve İtalyan delegelerin, sürenin uzatılması için İngiltere'ye karşı Türkiye ile ortak tutum sergilemesi
Mudanya görüşmelerinde Türk heyeti (İsmet Paşa başkanlığında) Doğu Trakya'nın olabildiğince hızlı tahliyesini isterken, İtilaf devletleri daha uzun bir geçiş süreci önermiştir. Uzun süre, bölgede fiilî bir otorite boşluğu yaratabilir ve kalıcı Türk egemenliğini belirsiz kılabilirdi. Bu çelişki müzakerelerin en tartışmalı gündem maddelerinden birini oluşturmuş; sonuçta 30 günlük tahliye-15 günlük jandarma geçişi formülüyle uzlaşılmıştır.
9. Lozan Konferansı'nda Türk heyetinin kapitülasyonların kaldırılması talebine karşı İngiltere başta olmak üzere Batılı devletlerin önerdiği 'geçiş dönemi yargı denetimi' formülünü Türkiye'nin reddetmesinin, Lozan'ın genel mimarisi açısından taşıdığı anlam aşağıdakilerin hangisinde doğru biçimde değerlendirilmiştir?
- A) Söz konusu ret, İtalya ve Fransa'nın Türkiye lehine arabuluculuğu sayesinde İngiltere'yi ikna etmesinin ardından gereksiz hale gelmiştir
- B) İsmet Paşa'nın kişisel inisiyatifiyle müzakere masasını terk etmesine yol açan ve Ankara'nın onaylamadığı bir adım olduğunun göstergesidir
- C) Türkiye'nin tam yargı bağımsızlığını egemenliğin ayrılmaz parçası olarak konumlandırdığının ve yarı sömürgeci statüden tam kopuşun sembolik sınırını çizdiğinin kanıtıdır ✓
- D) Türkiye'nin yalnızca Müslüman yargıçlardan oluşan bir mahkeme yapısı talep ettiğinin ve Batı'nın bunu reddettiğinin göstergesidir
- E) Türkiye'nin kapitülasyonları fiilen tanıyarak yalnızca adını değiştirmeyi kabul ettiğinin göstergesidir
Kapitülasyonlar, Osmanlı'yı yabancı müdahaleye açık hale getiren en temel araçlardan biriydi. 'Geçiş dönemi yargı denetimi' formülü, kapitülasyonları isim değiştirerek sürdürmenin diplomatik örtüsüydü. Türk heyetinin bunu reddetmesi, hukuki egemenliğin devleti tanımlayan çekirdek unsur olduğu ilkesinin masa başında savunulmasıdır. Bu ret, Lozan'ı Sevr'den köklü biçimde ayıran kırılma noktalarından biridir ve Türkiye'nin Batı hukuk sistemiyle değil, eşit hukuki statüyle entegre olmak istediğini ortaya koyar.
10. Lozan Antlaşması'nda Türk-Yunan nüfus mübadelesi kriterleri belirlenirken 'din' esas alınmış, 'dil veya etnik köken' esas alınmamıştır. Bu tercihin doğurduğu en tartışmalı pratik sonuç aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Türkçe konuşan Ortodoks Hristiyanların (Karamanlılar) Yunanistan'a gönderilmesi, Rumca konuşan Müslümanların ise Türkiye'ye alınması ✓
- B) Süryanice konuşan Hristiyanların hangi tarafça kabul edileceği konusunda İngiltere'nin hakemliğe davet edilmesi
- C) İstanbul Rumlarının mübadele dışı tutulması için din kriterinin yetersiz kalması ve ayrı bir protokol yapılması zorunluluğu
- D) Ermenilerin mübadele kapsamına alınıp alınmayacağı konusundaki belirsizliğin aylarca sürmesi
- E) Yunanistan'ın Müslüman Arnavutları Türkiye'ye göndermek istemesi, Türkiye'nin ise bunu reddetmesi
Din kriterinin en çarpıcı paradoksu, Türkçeyi ana dil olarak konuşan Ortodoks Hristiyanların (Karamanlılar) Yunanistan'a 'Rum' sayılarak gönderilmesi, buna karşılık Rumca konuşan Müslümanların (özellikle Girit ve Makedonya'dan gelenler) Türkiye'ye 'Türk' sayılarak alınmasıdır. Bu durum, etnik ve dilsel kimlikle dinî kimliğin örtüşmediği gruplarda büyük adaptasyon sorunlarına ve tarihsel tartışmalara yol açmıştır. Kriter tercihinin arka planında ise Türk milliyetçiliğinin etnik değil dinî temelli bir ümmet anlayışıyla Anadolu'yu homojenleştirme amacı yatmaktadır.
11. Lozan görüşmelerinde 'Boğazlar meselesi'nde Türkiye'nin ilk tutumu ile nihai kabul ettiği statü karşılaştırıldığında, Türk heyetinin en fazla taviz verdiği alan aşağıdakilerinden hangisidir?
- A) Boğazlar'ın tamamen kapalı bölge ilan edilmesi talebi yerine Milletler Cemiyeti denetimine açık uluslararası komisyon sistemini kabul etmesi ✓
- B) Boğazlar Komisyonu'nda Türkiye'nin oy hakkı olmamasını başlangıçta kabul etmesi
- C) Çanakkale ve İstanbul boğazlarının ayrı statülerde değerlendirilmesi önerisini reddetmesi
- D) Boğazlar çevresindeki askersizleştirilmiş bölgenin genişliği konusunda İngiltere ile uzlaşması
- E) Savaş gemilerinin geçiş hakkına ilişkin sınırlamaların yalnızca Karadeniz devletleri için geçerli olmasını talep etmesi
Türkiye, başlangıçta Boğazlar üzerinde tam egemenlik ve kapalı bölge statüsü talep etmiştir. Ancak özellikle İngiltere'nin ısrarı ve Sovyet Rusya'nın da Boğazlar üzerinde çıkarlarını öne sürmesi karşısında Türkiye, bölgede milletlerarası bir komisyon kurulmasını (Boğazlar Komisyonu) kabul etmek durumunda kalmıştır. Bu komisyonda Türkiye'nin sınırlı temsil hakkı ve egemenliği fiilen kısıtlanmıştır. Bu statü, ancak 1936'da Montrö Sözleşmesi ile revize edilmiş ve Türkiye boğazlar üzerinde gerçek egemenliğini kazanmıştır.
12. Lozan Konferansı'nın ilk oturumunun (Kasım 1922 – Şubat 1923) başarısızlıkla sonuçlanıp konferansın kesilmesinin ardından Türkiye'nin ikinci oturuma (Nisan–Temmuz 1923) girerken stratejisini değiştirdiği alan aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Türkiye, ikinci oturumda Musul meselesini gündemin dışına çıkarmayı başarmış ve Irak sınırını ikili görüşmeye ertelemiştir ✓
- B) Türkiye, Balkan devletleri ile ön görüşmeler yaparak İngiltere'yi azınlıkta bırakacak bir koalisyon zemini oluşturmuştur
- C) Türkiye, Osmanlı borçlarının paylaştırılmasında Fransa ile ikili protokol imzalayarak İngiltere'yi baskı altına almayı tercih etmiştir
- D) Türkiye, ikinci oturumda Ege adaları üzerindeki taleplerini genişletmiş ve Rodos için hakemlik önermiştir
- E) Türkiye, kapitülasyonlar konusunda uzlaşmacı bir dil benimsemiş ve yabancı yargıçlı karma mahkeme önerisini müzakereye açmıştır
İlk oturumun çökmesinin ardından en belirgin stratejik değişiklik Musul konusunda yaşanmıştır. Türkiye, ısrarlı tutumunun masayı tamamen kırdığını görerek ikinci oturumda Musul meselesini doğrudan antlaşmaya bağlamak yerine İngiltere ile ikili görüşmeye havale etmeyi kabul etmiştir. Bu esneklik, konferansın tıkandığı diğer konularda da bir açılım zemini yaratmıştır. Musul sorunu nihayetinde 1926'da Milletler Cemiyeti hakemliğiyle İngiltere lehine çözülmüş, Türkiye petrol gelirlerinden pay almıştır.
13. Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasından önce İngiltere'nin Türk kuvvetleriyle doğrudan çatışmaya girebileceği 'Çanakkale krizi' yaşanmıştır. Bu krizin diplomatik sonucu olarak aşağıdakilerden hangisi gerçekleşmiştir?
- A) Yunanistan'ın Türk kuvvetlerine karşı yeni bir taarruz başlatması ve İngiltere'nin bunu onaylaması
- B) Fransa ve İtalya'nın Türkiye ile ayrı mütareke görüşmesi yapması ve İngiltere'yi fiilen devre dışı bırakması
- C) Kemalist kuvvetlerin Çanakkale'yi aşıp İstanbul'a girmesi ve İngiltere'nin bunu engelleyememesi
- D) Amerika Birleşik Devletleri'nin İngiltere'ye destek vereceğini açıklaması ve Türkiye'nin geri adım atması
- E) Fransa ve İtalya'nın İngiltere'yle ortak cepheyi terk ederek kuvvetlerini geri çekmesi, böylece Lloyd George hükümetinin İtilaf dayanışmasını kaybetmesi ✓
Eylül 1922'deki Çanakkale (Boğazlar) krizinde, İngiltere Başbakanı Lloyd George Türk kuvvetlerini geri püsmek için askeri müdahale için Dominyon ve müttefik desteği aradı. Fransa ve İtalya, İngiliz kuvvetlerinin yanında savaşmayı reddederek kendi askerlerini bölgeden çekti. Dominyon devletleri de büyük ölçüde destek vermedi. Bu diplomatik izolasyon, İngiltere'yi müzakere masasına oturmak zorunda bıraktı. Kriz, aynı zamanda Lloyd George hükümetinin içeride sarsılmasına ve kısa süre sonra iktidardan düşmesine zemin hazırladı.
14. Lozan Antlaşması azınlık hükümleri (md. 38-44) incelendiğinde, Türkiye'nin 'azınlık' kavramını yorumlaması ile Batılı devletlerin yorumu arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Türkiye azınlık haklarını iç hukuk meselesi olarak değerlendirirken Batılı devletler bu hakların uluslararası denetim altında olması gerektiğini savunmuştur
- B) Türkiye azınlıkları yalnızca etnik köken temelinde tanımlarken Batılı devletler dini kriteri esas almıştır
- C) Türkiye azınlıkların kolektif haklarını savunurken Batılı devletler bireysel hakları ön plana çıkarmıştır
- D) Türkiye azınlıklar için özel özerk bölgeler kurulmasını önerirken Batılı devletler bu öneriyi siyasi istikrarsızlık gerekçesiyle reddetmiştir
- E) Türkiye azınlık statüsünü yalnızca gayrimüslim topluluklarla sınırlı tutarken Batılı devletler Müslüman Kürtler ve Aleviler gibi grupların da kapsama alınmasını talep etmiştir ✓
Lozan'da Türkiye, 'azınlık' kavramını yalnızca Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi toplulukları kapsayacak biçimde dar yorumlamıştır. Batılı devletler ise başlangıçta Kürtler ve diğer Müslüman topluluklar için de güvence istemişti. Türk tarafı bunu kesinlikle reddetmiş, İslam birliği ve tekçi ulus devlet anlayışı çerçevesinde tüm Müslümanları 'Türk' olarak konumlandırmıştır. Bu yorum farkı, Lozan sonrasında Kürt kimliği ve hakları üzerindeki tartışmaların kökenini oluşturmaktadır.
15. Aşağıdaki ifadelerden hangisi Mudanya Mütarekesi ile Mondros Mütarekesi'ni karşılaştırmalı olarak değerlendirdiğimizde YANLIŞ bir tespiti dile getirmektedir?
- A) Mondros'ta Türk tarafı fiilen yenik düşen tarafken Mudanya'da Türkiye sahada galip konumundan müzakere masasına oturmuştur
- B) Mudanya, Doğu Trakya'yı Yunan işgalinden kurtaran diplomatik çerçeveyi oluşturarak barışa zemin hazırlarken Mondros Anadolu'nun işgaline kapı aralamıştır
- C) Her iki mütareke de İngiliz baskısıyla imzalanmış, Fransa ve İtalya ise her iki süreçte de tamamen pasif kalmıştır ✓
- D) Mondros Türk ordusunu silahsızlandırırken Mudanya, Türk kuvvetlerinin Trakya'da belirli bölgelere konuşlanmasına olanak tanıyan hükümler içermektedir
- E) Mondros'ta Osmanlı Devleti imzalayan tarafken Mudanya'da TBMM Hükümeti adına İsmet Paşa imzalamış; İstanbul Hükümeti sürece dahil edilmemiştir
Mondros Mütarekesi (1918) sürecinde Fransa ve İtalya da aktif olarak yer almış, İtilaf Devletleri adına ortak bir pozisyon sergilenmişti. Mudanya'da ise Fransa ve İtalya, İngiltere'den bağımsız davranarak kendi kuvvetlerini geri çekmiş ve İngiltere'yi izole etmişlerdi. Yani her iki süreçte de Fransa ve İtalya'nın 'tamamen pasif kaldığı' ifadesi yanlıştır. Diğer şıklardaki karşılaştırmalar tarihsel açıdan doğrudur.
16. Lozan Konferansı'nda İsmet Paşa'nın sağırlığını taktik olarak kullandığına ilişkin anlatı, tarihsel gerçeklikten çok bir efsaneye işaret etmekle birlikte, bu söylemin tarih yazımındaki işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Türk tarafının teknik hazırlık eksikliğini gizlemek için sonradan üretilmiş bir mazeret olduğunu ortaya koymaktadır
- B) Türk diplomatik kimliğinin inşasında 'zayıfın zekâyla galip gelmesi' anlatısını besleyerek müzakere sürecini millî bir zafer efsanesi çerçevesine oturttuğunu göstermektedir ✓
- C) Türkiye'nin Lozan'da gerçekte büyük tavizler verdiğini gizlemek amacıyla Cumhuriyet dönemi tarih yazımının ürettiği bir mit olduğunu kanıtlamaktadır
- D) İsmet Paşa'nın gerçekten ağır işitme problemi yaşadığının ve bu durumun Türk Dışişleri arşivlerinde belgelendiğinin kanıtıdır
- E) İngiltere Başdelegesinin diplomatik tutanaklar yerine anılarına güvenilmemesi gerektiğinin akademik bir uyarısıdır
İsmet Paşa'nın sağırlığını stratejik alet olarak kullandığına dair anlatı, tarihsel kaynaklarda kesin kanıttan yoksundur. Bu anlatının asıl işlevi tarih yazımında semboliktir: Küçük ve yorgun bir ülkenin deneyimli Avrupalı diplomatlara karşı zekâ ve irade gücüyle galip gelmesi mitini besler. Bu çerçeve, Lozan'ı yalnızca hukuki bir antlaşma değil, Türk milletinin yeniden doğuşunun diplomatik kanıtı olarak sunan milliyetçi anlatıyla örtüşür. Tarihçiler bu söylemin eleştirel bir okumaya tabi tutulması gerektiğini vurgular.
17. Lozan Antlaşması'nın 'Osmanlı borçlarının paylaştırılması' hükümleri (md. 46-63) incelendiğinde, bu düzenlemenin Türkiye açısından en elverişsiz boyutu aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yeni kurulan devletlerin (Irak, Suriye, vb.) paylarına düşen borçları ödememeleri durumunda Türkiye'nin müteselsil sorumlu tutulması ✓
- B) Kapitülasyonların kaldırılması karşılığında Türkiye'nin tüm Osmanlı borçlarını tek başına devralmayı kabul etmesi
- C) Osmanlı Borçları için kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi'nin Lozan sonrasında da varlığını sürdürmesi
- D) Borç miktarının Batılı alacaklılar tarafından tek taraflı belirlenmesi ve Türkiye'nin itiraz mekanizmasından yararlanamaması
- E) Borçların faizinin Türkiye tarafından altın olarak ödenmesi zorunluluğu ve bunun döviz rezervlerini tüketme riski
Lozan borç hükümleri, Osmanlı'nın halef devletleri arasında borcun paylaştırılmasını öngörüyordu. Ancak Irak (İngiliz mandası) ve Suriye (Fransız mandası) gibi devletlerin paylarını ödememe ya da geç ödeme olasılığı karşısında, bazı antlaşma maddelerinin Türkiye'yi müteselsil sorumlu tutabilecek yorumlara açık olması önemli bir mali risk unsuru oluşturuyordu. Fiiliyatta Türkiye, özellikle 1940'a kadar büyük bir bölümü yabancı alacaklılara olan bu borçları ödemeye devam etmek zorunda kalmıştır.
18. Lozan'da çözüme kavuşturulamamış ve antlaşmanın dışında bırakılan 'Musul meselesi' Türkiye-İngiltere arasında 1926 Ankara Antlaşması ile sonuçlandırılmıştır. Bu sürecin Lozan müzakereleriyle bütünleşik değerlendirilmesi gereken boyutu aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Musul'un antlaşma kapsamı dışında tutulması, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü fiilen sağlayamadığını göstermekte ve Lozan'ın 'tam zafer' nitelendirmesini zayıflatmaktadır ✓
- B) Musul meselesinin ertelenmesi, Türkiye'nin Boğazlar konusunda daha fazla hak kazanması için İngiltere'ye sunduğu bilinçli bir diplomatik tavizdir
- C) Musul'un dışarıda bırakılması, Türkiye'nin petrol gelirlerinden tamamen vazgeçtiği ve bu kararın Atatürk tarafından yanlış bulunduğu bilinmektedir
- D) Türkiye'nin Musul'u Lozan'da ısrarla savunmuş olması, İngiltere'nin diğer tavizlerde daha sert bir tutum benimsemesine neden olmuştur
- E) Musul meselesinin çözüme kavuşturulamamasının sorumluluğu Fransız arabuluculuğunun yetersizliğinden kaynaklanmaktadır
Lozan, toprak hükümleri açısından değerlendirildiğinde Musul'un belirsizliği önemli bir eksikliktir. Musul'un 1926'da Milletler Cemiyeti kararıyla İngiliz mandası Irak'a bırakılması, Türkiye'nin millî misak sınırları içinde saydığı bir bölgeyi kaybettiği anlamına gelir. Bu durum, Lozan'ın 'mutlak zafer' olarak sunulmasının tarih yazımında eleştirel bir tartışma konusu olmaya devam ettiğini gösterir. Petrol gelirinden pay alınması (25 yıl süreyle %10) ise sınır kaybının maddi tazminat kısmını oluşturmaktadır.
19. Mudanya Mütarekesi'nin imzalanma sürecinde Mustafa Kemal'in İsmet Paşa'ya gönderdiği telgrafların analizi, Ankara'nın müzakere stratejisini nasıl belirlemektedir?
- A) Mustafa Kemal, özellikle Boğazlar bölgesinin silahsızlandırılması konusunda İtilaf önerisini kabul etme konusunda İsmet Paşa'ya esneklik tanımıştır
- B) Mustafa Kemal, Doğu Trakya'nın Yunanistan'da kalmasına rıza gösterilebileceğini bildirmiş ancak İstanbul'un teslimini kesin şart olarak koymuştur
- C) Mustafa Kemal, İstanbul ve Boğazlar üzerinde Türk egemenliğinin derhal tesisini müzakerede kırmızı çizgi ilan etmiş ve İsmet Paşa'nın bunu aşmamasını emretmiştir ✓
- D) Mustafa Kemal, Fransız ve İtalyan kuvvetlerine yönelik askeri operasyon başlatılması için İsmet Paşa'dan onay istemiş; bu talep Ankara'ya yansımamıştır
- E) Mustafa Kemal, mütarekeyi mümkün olan en kısa sürede imzalatmak için toprak konusunda azami taviz yetkisi vermiş, yalnızca İstanbul'u sınır dışı tutmuştur
Mudanya müzakerelerinde Mustafa Kemal, telgraf trafiğiyle süreci yakından yönetmiştir. Temel kırmızı çizgiler, Türk kuvvetlerinin Boğazlar bölgesine girişi, İstanbul ve Doğu Trakya'nın Türk egemenliğine geçişiydi. Başta İngilizlerin kabul etmek istemediği Boğazlar'a Türk jandarma ve kuvvetlerinin geçişi meselesi, Ankara'nın sert telgraflarıyla kesin tavır olarak ortaya konmuş ve nihayetinde kabul ettirilmiştir. Bu sıkı direktif yapısı, İsmet Paşa'nın takdir yetkisini oldukça sınırlı tutuyordu.
20. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra TBMM'nin antlaşmayı onaylarken yaşadığı iç siyasi gerilim dikkate alındığında, muhalif milletvekillerin en temel itirazı aşağıdakilerden hangisi üzerine yoğunlaşmıştır?
- A) Antlaşmanın kapitülasyonları fiilen sürdürdüğü, yalnızca adını değiştirdiği iddiası
- B) Nüfus mübadelesi hükümlerinin Anadolu'daki Müslüman nüfusu azaltacağı ve demografik dengeyi bozacağı kaygısı
- C) Boğazlar üzerindeki uluslararası komisyon hükmünün tam egemenlikle bağdaşmadığı ve Lozan'ın yeni bir Sevr olduğu iddiası ✓
- D) Musul'un antlaşma kapsamına alınmamasının fiilî bir toprak ödünü anlamına geldiği ve millî misak ilkesinden sapıldığı eleştirisi
- E) Osmanlı borçlarının devralınması karşılığında yeterli ekonomik güvence sağlanamamış olması
TBMM'deki onay görüşmelerinde en sert eleştiriler, özellikle ikinci grup milletvekilleri ve bazı bağımsız üyelerden gelmiştir. Bu muhalefetin odak noktası, Boğazlar'ın tam egemenlik kapsamı dışında tutulması ve uluslararası komisyon mekanizmasıydı. Eleştirmenler, söz konusu hükmün Osmanlı'nın kapitülasyon düzenini farklı bir ad altında sürdürdüğünü ileri sürmüştür. Musul ve borç meseleleri de tartışılmış olmakla birlikte, Boğazlar meselesi egemenlik tartışmasını en sert biçimde simgeleyen konu olmuştur.
21. Lozan Antlaşması'nda Türkiye'nin Ege adaları üzerindeki tutumu değerlendirildiğinde, Türkiye'nin İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada'yı elde etmesini belirleyen temel etken aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İngiliz ve Fransız delegelerin Çanakkale Boğazı'nın güvenliği için bu adaların Türk egemenliğinde olmasını savunması
- B) Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğuyla oluşturulan paket anlaşmanın, adaların Türkiye'ye verilmesini diğer Ege sorunlarıyla ilişkilendirmesi
- C) Söz konusu adaların Anadolu kıyısına coğrafi yakınlığı ve stratejik konumunun Türkiye lehine kabul edilmesi, karşılığında ise adalarda Rum nüfusa özel yönetim statüsü tanınması ✓
- D) Bu adaların Osmanlı döneminde Müslüman çoğunluğa sahip olması ve Lozan'daki nüfus kriterinin doğrudan Türkiye lehine işlemesi
- E) Yunanistan'ın bu adaları zaten fiilen terk etmiş olması ve Türkiye'nin hukuki statü talep etmeksizin fiilî egemenlik kurması
İmroz ve Bozcaada, Çanakkale Boğazı'nın girişine yakın stratejik konumları nedeniyle Lozan'da Türkiye'ye bırakılmıştır. Ancak bu adalarda Rum nüfusun haklarını güvence altına almak amacıyla özel yerel yönetim statüsü tanınmıştır. Yunanistan Doğu Ege adaları üzerindeki çoğunluğu elde ederken, Türkiye'nin bu iki adayı elde etmesi coğrafi/stratejik mantığa dayanmaktadır. Bu düzenleme, Lozan'ın adalar konusundaki pragmatik dengeleme anlayışını yansıtmaktadır.
22. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasının (24 Temmuz 1923) ardından Cumhuriyet'in ilanına (29 Ekim 1923) giden süreçte, Lozan'ın dış politika statüsünün iç siyaset üzerindeki dolaylı etkisi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanabilir?
- A) Lozan müzakerelerinde edindikleri uluslararası prestijle güçlenen muhalefet milletvekilleri, cumhuriyetin ilanını engellemek için Lozan metinlerine dayanmıştır
- B) Lozan'ın toprak güvenliğini sağlaması, ordu içindeki muhalefeti susturmak için kullanılmış ve ardından Cumhuriyet ilanı zorunlu bir adım olarak gösterilmiştir
- C) Lozan'ın ardından dış tehdidin ortadan kalkması, Mustafa Kemal'e saltanatı kaldırma ve cumhuriyeti ilan etme sürecini hızlandırmak için iç siyasi güç konsantrasyonu imkânı tanımıştır
- D) Lozan'ın uluslararası tanınma sağlaması, İstanbul Hükümeti'nin meşruiyet zeminini tümüyle çökertmiş ve tek otorite olarak TBMM hükümetini tescil ettiğinden, Cumhuriyet ilanının hukuki altyapısını pekiştirmiştir ✓
- E) Lozan'ın yarattığı güven ortamında muhalefet partileri örgütlenmiş ve Cumhuriyet ilanı bu çok partili rekabet ortamının doğal ürünü olarak gerçekleşmiştir
Lozan, Osmanlı Devleti'nin hukuki mirasını tasfiye eden ve TBMM hükümetini tek meşru Türk devleti olarak uluslararası alanda tescil ettiren bir antlaşmadır. İstanbul Hükümeti zaten Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla fiilen son bulmuştu; ancak Lozan bu tasfiyeye uluslararası hukuki zemin kazandırdı. Böylece iç ve dış siyasi meşruiyet aynı yapı üzerine oturdu. Bu konsolidasyon, Cumhuriyet'in ilanının hem ideolojik hem de hukuki altyapısını güçlendiren kritik bir basamak işlevi gördü. Diğer şıklar ya tarihsel açıdan hatalı ya da sürecin iç dinamiklerini yanlış yorumlamaktadır.