menu
MemurOl
Tarih Testleri

TARIH - osmanli kurulus yukselme (Bölüm 5)

TARIH - osmanli kurulus yukselme (Bölüm 5)

Soru 1 / 25

Fatih'in İstanbul'u fethini (1453) salt askeri bir zafer olarak değil, meşruiyet arayışı çerçevesinde değerlendirdiğimizde hangi yargı en doğrudur?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Fatih'in İstanbul'u fethini (1453) salt askeri bir zafer olarak değil, meşruiyet arayışı çerçevesinde değerlendirdiğimizde hangi yargı en doğrudur?

    • A) Fetih, esas olarak Venedik'in Ege'deki üstünlüğüne son vermek amacıyla planlanmıştır
    • B) Fetih, Osmanlı'nın Abbasilerin halefi olduğunu ilan etmesi açısından belirleyicidir
    • C) Fatih, fethi yalnızca Akdeniz ticaretini denetim altına almak amacıyla gerçekleştirmiştir
    • D) Fetih, Osmanlı'nın İslam dünyasındaki manevi otoritesini pekiştirirken Doğu Roma İmparatorluğu mirasını devraldığı iddiasını da güçlendirmiştir
    • E) İstanbul'un fethi sonrası Fatih, Ortodoks kilisesini lağvederek Hristiyan nüfusu göçe zorlamıştır

    Fatih, İstanbul'u fethederek hem İslami 'Gaza' geleneğini sürdürmüş (Peygamber hadisindeki 'o ordu ne güzel ordu') hem de 'Kayser-i Rum' unvanını benimseyerek Bizans İmparatorluğu'nun evrensel mirasını devraldığını ileri sürmüştür. Bu çifte meşruiyet arayışı, Fatih'i döneminin en özgün siyasi aktörlerinden biri yapar. Patrikhanenin kaldırılmadığı, aksine yeni Ortodoks Patriği Gennadios'un Fatih tarafından atandığı bilinmektedir; D şıkkı bu nedenle yanlıştır.

  2. 2. Osmanlı'nın 16. yüzyıl başında Safeviler ile girdiği ideolojik-dinî rekabet hangi içsel siyasi sonucu doğurmuştur?

    • A) Şeyhülislamlık makamının Safevi tehdidine karşı kaldırılması
    • B) Osmanlı'nın Hristiyan nüfusu Anadolu'dan sürmesi
    • C) Osmanlı'nın Sünni devletlere karşı Şii bloğuyla ittifak kurması
    • D) Osmanlı'nın Sünni kimliğini ön plana çıkararak Anadolu'daki Alevî-Kızılbaş nüfusu potansiyel bir iç tehdit olarak konumlandırması
    • E) Yeniçerilerin Safevi yanlısı olduğu gerekçesiyle tasfiye edilmesi

    Şah İsmail'in Anadolu'da Kızılbaş propagandası yapması, pek çok Türkmen topluluğunun Safevi taraftarı haline gelmesine yol açtı. Bu durum Osmanlı'yı Anadolu'daki kendi nüfusundan bir kesimiyle gerginliğe soktu. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran öncesinde Anadolu'da Kızılbaş katliamları uyguladı; söz konusu gerilim, Osmanlı'nın Sünni Halifeliği tekelleştirme çabasıyla birleşince derin bir mezhepsel iç politika eksenine dönüştü.

  3. 3. Osmanlı klasik döneminde sadrazamlık kurumunun padişahın 'mutlak vekili' olarak tanımlanması, devlet yönetimi açısından hangi yapısal sonucu doğurmuştur?

    • A) Padişahın fiilen yönetimden çekilmesini anayasal güvenceye kavuşturmuştur
    • B) Ulema ile yürütme organı arasında sürekli çatışma ortamı yaratmıştır
    • C) Güçlü sadrazamların padişah üzerinde denetim kurmasına ve buna bağlı siyasi istikrarsızlığa zemin hazırlamıştır
    • D) Sadrazamların ömür boyu görevde kalmasını garanti altına almıştır
    • E) Divan-ı Hümayun'un işlevsiz kalmasına neden olmuştur

    Sadrazamın 'mutlak vekil' statüsü, padişah güçlü olduğunda denge işlevi görürken padişahın zayıf ya da genç olduğu dönemlerde sadrazamın fiilen devleti yönetmesine zemin hazırlamıştır. Özellikle Köprülüler Dönemi bunun olumlu; Kuyucu Murat Paşa gibi örnekler ise bu iktidarın despotik boyutunu yansıtır. Ömür boyu görev güvencesinin olmadığı ve sadrazamların padişah iradesine göre görevden alındığı ya da idam edildiği de bu gerilimin parçasıdır.

  4. 4. Osmanlı'nın Süveyş Kanalı'nı açma projesini (16. yüzyıl) hayata geçirememesinin en kapsamlı yorumu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Osmanlı'nın denizcilik bilgisinden yoksun olması
    • B) Yalnızca teknik ve lojistik güçlükler değil, aynı zamanda Portekiz tehdidini Hint Okyanusu'nda kalıcı olarak bertaraf edecek stratejik kararlılığın sürdürülememesi
    • C) Venedik'in projeyi sabote etmesi
    • D) Şeyhülislamlığın kanalı dini açıdan sakıncalı bulması
    • E) Mısır'ın Osmanlı'ya katılmasının (1517) henüz tamamlanmamış olması nedeniyle projenin başlatılamaması

    Kanal projesi 16. yüzyılda birden fazla kez gündeme gelmiş; ancak hem Süveyş ile Kızıldeniz arasındaki yüksek kara engeli hem de Osmanlı'nın Avrupa cephesindeki yoğun siyasi-askeri gündemleri bu projeye gereken kalıcı kaynağın ve iradenin ayrılmasını engellemiştir. Salt teknik güçlüklerle açıklamak yetersizdir; belirleyici etken, Osmanlı'nın Hint Okyanusu politikasını ikincil önceliğe düşürmesi ve Portekizlilere karşı sürekli deniz seferlerini sürdürememesidir.

  5. 5. Osmanlı'nın Kuruluş Dönemi'nde siyasi meşruiyetini sağlamak için başvurduğu 'gazi' kimliği ile 'Anadolu beyliği' kimliği arasındaki gerilim aşağıdakilerden hangisiyle en iyi açıklanır?

    • A) Osmanlı, gazi kimliğini Balkanlarda kullanırken Anadolu'da bey kimliğiyle hareket etmiş; bu ikili strateji kasıtlı bir meşruiyet inşası yansıtır
    • B) Osmanlı, Anadolu'daki beyliklerle mücadelesinde şer'i açıdan müslümanlara karşı savaşmanın sorun yaratmaması için gazi kimliğini tamamen terk etmiştir
    • C) Gazi kimliği, Osmanlı'nın diğer Anadolu beyliklerini savaşla yendiğini meşrulaştıramayacağından tutarsızlık yaratmıştır
    • D) Gazi kimliği yalnızca Ertuğrul Gazi dönemine özgü olup Osman Bey'den itibaren terk edilmiştir
    • E) İki kimlik arasındaki gerilim, Osmanlı'nın kuruluşta siyasi bir program yerine tamamen içgüdüsel hareket ettiğinin kanıtıdır

    Osmanlı'nın gazi kimliği, 'kâfirlere karşı savaş' üzerine kurulu bir meşruiyet zeminidir ve Balkanlarda son derece işlevseldir. Ancak Anadolu'da Müslüman beyliklere yönelik toprak genişlemesi bu meşruiyetle çelişir; Müslümanlara karşı savaş 'cihad' sayılamaz. Bu nedenle Osmanlı Anadolu siyasetini 'itaat etmeyenlere karşı nizam-ı âlem'i koruma' söylemiyle, zaman zaman da evlilik ve satın alma yoluyla farklı bir zemine oturtmuştur. Bu gerilim, Osmanlı'nın erken dönem siyasi söyleminin temel çelişkisidir.

  6. 6. Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecinde Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla oluşan güç boşluğunu doldurmaya çalışan Türkmen beylikleri arasında Osmanlı Beyliği'nin kısa sürede öne çıkmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisiyle açıklanamaz?

    • A) Söğüt ve Domaniç gibi stratejik kış-yaz otlaklarının ekonomik sürdürülebilirlik sağlaması
    • B) Bizans sınırına yakın konumlanmasının sürekli gazi ve akıncı çekmesi
    • C) Anadolu'nun iç kısımlarına göre daha az Moğol baskısına maruz kalması
    • D) Karamanoğulları ile kurulan kalıcı ittifak sayesinde doğu sınırının güvence altına alınması
    • E) İlk dönem Osmanlı liderliğinin kabile bağlarını aşan kurumsal yapı kurma kapasitesi

    Osmanlı Beyliği ile Karamanoğulları arasında kalıcı bir ittifak değil, süregelen bir rekabet ve çatışma ilişkisi mevcuttu. Karamanoğulları, kendilerini Anadolu Selçuklu mirasının asıl varisi olarak görüyor ve Osmanlı'nın güçlenmesine karşı çıkıyordu. Diğer seçenekler gerçek avantajları doğru biçimde tanımlamaktadır.

  7. 7. Orhan Bey döneminde kurulan yaya ve müsellem teşkilatlarının, daha sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı ile karşılaştırıldığında yapısal açıdan en belirgin farkı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yaya ve müsellemlerin Hristiyan devşirmelerden oluşması
    • B) Yaya ve müsellemlerin yalnızca deniz seferlerinde görevlendirilmesi
    • C) Yeniçerilerin Türk ailelerin çocuklarından oluşturulması
    • D) Yeniçerilerin savaş dışı dönemde tarım ve zanaatla uğraşmasına izin verilmesi
    • E) Yeniçerilerin aksine yaya ve müsellemlerin ücretli değil tımar karşılığı hizmet etmesi

    Yaya ve müsellemler, Türk Müslüman halktan oluşturulmuş ve hizmetleri karşılığında tımar (toprak) alıyorlardı; savaş olmadığında bu toprakları işliyorlardı. Devşirme sistemine dayanan Yeniçeriler ise nakdi maaş alıyor, devamlı kışlada yaşıyor ve teorik olarak başka işle uğraşmaları yasaktı. Bu fark, iki ordunun finansman ve sosyal yapısındaki köklü ayrımı yansıtır.

  8. 8. I. Murad döneminde uygulanan devşirme sisteminin, Osmanlı merkezi otoritesini güçlendirme işlevi bakımından en doğru analizi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sultana doğrudan bağlı, köken itibarıyla Türk aristokrasisinden bağımsız bir askeri ve idari kadro oluşturdu
    • B) Anadolu beyliklerinin askeri güçlerini merkezileştirerek beylerin silahlı direncini engelledi
    • C) Bizans kurumsal mirasını doğrudan Osmanlı bürokrasisine entegre ederek idari sürekliliği sağladı
    • D) Devşirmeler Türk-İslam geleneğine bağlı olduğundan ulemanın siyasi nüfuzunu kırdı
    • E) Hristiyan nüfusun İslamlaştırılmasını hızlandırarak demografik dengeyi Müslümanlar lehine değiştirdi

    Devşirme sisteminin merkezi otorite açısından en kritik işlevi, köleleri olan ve dolayısıyla kişisel çıkarları ya da soylu hanedanlara borçlu soy bağları bulunmayan bir kadro yaratmasıydı. Bu kişiler tüm varlıklarını sultana borçluydu; bu durum onları Türk gazileri veya aşiret liderlerinden çok daha güvenilir kılıyordu. Diğer seçenekler kısmen doğru olgular içerse de devşirmenin merkezi otoriteyi güçlendirme mantığının özünü yakalayamaz.

  9. 9. 1389 I. Kosova Savaşı'nın Osmanlı yayılması açısından stratejik önemi değerlendirildiğinde, bu savaşın yalnızca Sırp kuvvetlerinin mağlubiyetiyle sınırlı kalmayıp çok daha geniş sonuçlar doğurmasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Savaşın Osmanlı kuvvetlerinin Anadolu'da da eş zamanlı zafer kazanmasını sağlaması
    • B) Venedik ve Macaristan'ın Osmanlı ile ticaret antlaşmaları imzalamasını doğrudan tetiklemesi
    • C) Balkanlar'daki Hristiyan koalisyon güçlerini dağıtarak Osmanlı'nın kuzey sınırlarını kalıcı biçimde güvence altına alması
    • D) Osmanlı'nın Arnavutluk üzerindeki hâkimiyetini kesinleştirerek Adriyatik kıyılarına ulaşmasını sağlaması
    • E) Savaş sonrasında I. Murad'ın öldürülmesinin yeni sultanın otoritesini pekiştirmek için daha sert bir merkezileşme politikası izlemesine yol açması

    I. Kosova Savaşı; Sırpların yanı sıra Bosna, Arnavutluk ve Macar kuvvetlerinden oluşan çok uluslu bir Hristiyan koalisyonunu yenilgiye uğrattı. Bu zafer, Osmanlı'nın tek bir güçlü düşmanla değil organize bir ittifakla yüzleştiği ve galip geldiğini kanıtladı. Bu durum, Balkanlardaki direnişin örgütlü yapısını kalıcı olarak kırdı. I. Murad'ın şehit düşmesi ise trajik olmakla birlikte savaşın stratejik sonucunu değiştirmedi; Yıldırım Bayezid ordunun başında olduğundan otorite geçişi sorunsuz gerçekleşti.

  10. 10. Yıldırım Bayezid'in Anadolu beyliklerini ilhak politikasının, Timur ile yaşanan Ankara Savaşı'nın (1402) sonucunu dolaylı olarak olumsuz etkilemesindeki nedensellik zinciri en doğru biçimde nasıl kurulabilir?

    • A) Anadolu ilhakları Osmanlı hazinesini tüketerek Balkanlardaki kuvvetlerin Anadolu'ya sevkini mali açıdan engelledi
    • B) İlhak edilen beyliklerin Müslüman olması Osmanlı'yı İslam dünyasında meşruiyetsiz kıldı ve Timur'u haklı gösterdi
    • C) Beylik topraklarının Osmanlı tımar sistemine dahil edilmesi yerel halkın direnişine neden oldu
    • D) Zorla ilhak edilen beyliklerin askerleri savaş sırasında Timur'a geçerek Osmanlı ordusunu içten çökertti
    • E) Anadolu beylerinin ilhak şikâyetleri nedeniyle Memlük Sultanlığı Timur ile ittifak kurdu

    Ankara Savaşı'nda Timur'un en etkili hamlelerinden biri, önceden temas kurduğu eski beylik askerlerini ve liderlerini Osmanlı saflarından koparmasıydı. Kendi iradeleri dışında Osmanlı ordusuna katılmış olan Anadolu Türkmen kuvvetleri savaş ortasında Timur tarafına geçti. Bu iç çöküş, Osmanlı ordusunun sayısal üstünlüğünü anlamsız kıldı ve savaşın kaderini belirledi. Bu nedensellik zinciri, salt askeri faktörlerin ötesinde siyasi meşruiyet sorununu mercek altına alır.

  11. 11. Osmanlı Devleti'nde fetret devri (1402-1413) sürecinde Osmanlı siyasi kültürü ve kurumsal yapısı hakkında aşağıdaki çıkarımlardan hangisi en güçlü biçimde desteklenebilir?

    • A) Anadolu beylikleri bu dönemde kalıcı bağımsızlıklarını yeniden kazandılar
    • B) Fetret devrinin sona ermesi Timur'un Orta Asya'dan gönderdiği müdahaleyle mümkün oldu
    • C) Fetret devri, merkezi bürokrasinin ve tımar sisteminin krize rağmen kısmen işlevini sürdürdüğünü ortaya koydu
    • D) Osmanlı'nın hayatta kalması büyük ölçüde Bizans'ın şehzadelere verdiği aktif askeri desteğe bağlıydı
    • E) Şehzadeler arasındaki taht mücadelesi yeniçeri ocağını kalıcı olarak zayıflattı

    On bir yıl süren şehzade mücadelesine karşın Osmanlı kurumsal yapısı tamamen çökmedi. Tımar sistemi, kadı ağları ve taşra yönetim mekanizmaları kısmen işlemeye devam etti. Bu durum, Osmanlı'nın salt hanedana bağlı gevşek bir yapı olmadığını; aksine kurumsal bir devlet aygıtı inşa ettiğini kanıtlar. Çelebi Mehmed'in 1413'te iktidarı yeniden merkezileştirmesi bu kurumsal temeli kullanarak mümkün oldu.

  12. 12. II. Mehmed'in İstanbul'u fethetmeden önce Anadolu Hisarı'nı (1394) ve Rumeli Hisarı'nı (1452) inşa ettirmesinin stratejik gerekçesi yalnızca Boğaz geçişini kesmek değildi. Bu iki hisarın inşaatının ortak stratejik amacına hangi ek işlev en doğru biçimde eklenebilir?

    • A) Osmanlı'nın Balkan fetihlerini tehdit eden Eflak ve Boğdan kuvvetlerinin güneye geçişini önlemek
    • B) Venedik ve Ceneviz ticaret gemilerinden geçiş vergisi tahsil ederek kuşatma finansmanını sağlamak
    • C) Bizans'a kuzeyden olası bir Haçlı ya da Karadeniz kaynaklı deniz yardımını fiziksel olarak engellemek
    • D) Konstantinopolis surlarının topçu ateşiyle yıkılmasından önce şehrin tahliyesini zorlaştırmak
    • E) Hisarları Osmanlı donanmasının ana üssü hâline getirerek Ege kontrolünü güvence altına almak

    İki hisarın inşaatıyla Boğaz fiilen Osmanlı kontrolüne girdi. Bunun en kritik stratejik sonucu, Bizans'ın Karadeniz'den; özellikle Trabzon Rum İmparatorluğu, Ceneviz kolonileri ve olası bir Haçlı donanmasından alacağı yardım yolunu kesmesiydi. Şehrin uzun süre direnmesini sağlayan temel unsur bu dış yardım imkânıydı. Hisarlar bu yardımı fiziksel olarak imkânsız hale getirerek şehri tecrit etti.

  13. 13. Osmanlı tımar sisteminin klasik dönemdeki işleyişinde sipahi ile köylü arasındaki ilişkinin feodal Avrupa'daki serf-senyör ilişkisinden ayrıştığı en temel hukuki ve ekonomik fark aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Osmanlı köylülerinin toprağa bağlı serf statüsünde olmaması ve teorik olarak devlet reayası sayılması
    • B) Avrupa'da senyörün köylüden ayni vergi alamazken Osmanlı'da yalnızca nakdi vergi alınması
    • C) Osmanlı tımarının merkezi denetimden bağımsız yerel yargı yetkisi içermesi
    • D) Osmanlı köylüsünün toprağı sipahinin onayı olmaksızın başkasına devredebilmesi
    • E) Osmanlı sipahisinin tımarı satma ve miras bırakma hakkına tam olarak sahip olması

    Osmanlı sisteminin Avrupa feodalizmiyle en temel farkı, köylünün (reaya) hukuki statüsüyle ilgilidir. Osmanlı köylüsü toprağa bağlı serf değil, sultana bağlı 'raiyet' statüsündeydi. Sipahi toprağı işletme hakkına sahipti ama köylü üzerinde şahsi mülkiyet hakkı yoktu. Köylü belirli koşullar altında köyden ayrılabilirdi. Bu durum, feodal Avrupa'daki serf-senyör ilişkisinin kişisel bağımlılık boyutundan Osmanlı sistemini temelden ayırır.

  14. 14. Fatih Sultan Mehmed'in Divan-ı Hümayun'da sadrazamı öne çıkaran düzenlemeler yapması ve padişahın divana bizzat başkanlık etmekten vazgeçmesi, Osmanlı yönetim tarihi açısından hangi yapısal dönüşümün göstergesidir?

    • A) Padişahın kişisel katılımından değil yazılı kural ve hiyerarşiye dayanan kurumsal bir devlet aygıtının oluşturulması
    • B) Sadrazamın padişahın otoritesini fiilen devralarak 'veliaht' işlevi görmesi
    • C) Yeniçerilerin divan kararları üzerinde denetim yetkisi kazanması
    • D) Osmanlı yönetiminin şûra geleneğinden uzaklaşarak saltanat mutlakiyetçiliğine geçişi
    • E) Merkezi bürokrasinin yeterince kurumsallaşmasıyla sultanın sembolik bir konuma çekilmesi

    Fatih'in Divan-ı Hümayun düzenlemesi, yönetimin kişisel karizmatik liderliğe değil prosedürel kurallara, hiyerarşiye ve sadrazam aracılığıyla işleyen bürokratik mekanizmalara dayandığı bir sisteme geçişi simgeler. Padişah kafes arkasından dinleyebilir ya da hiç katılmayabilirdi; sistem yine de işlerdi. Bu 'kişisizleşme', devletin kurumsal olgunluğunun göstergesidir. Otokrasinin zayıflaması değil, kurumsal otokrasinin inşasıdır.

  15. 15. Osmanlı'nın erken döneminde 'gazi' kimliğinin siyasi meşruiyet inşasındaki rolü üzerine tarihçiler arasında tartışma sürmektedir. Aşağıdakilerden hangisi bu meşruiyet söyleminin kendi içindeki temel çelişkiyi en doğru biçimde yansıtır?

    • A) Erken Osmanlı liderlerinin Müslüman Anadolu beyliklerine yönelik fetihlerini gazi ideolojisiyle meşrulaştıramaması
    • B) Osmanlı'nın İpek Yolu ticaretini kontrol etme çabası gazi idealinin savaşçı kimliğiyle uyuşmuyordu
    • C) Gazi kimliğinin müttefik Hristiyan vasalların Osmanlı ordusunda görev almasını ideolojik olarak imkânsız kılması
    • D) Osmanlı'nın İslam hukuku yerine örfi hukuku ön plana çıkarması gazi kimliğiyle çelişiyordu
    • E) Gazi unvanının yalnızca Sünni Müslümanlara verilmesi Alevileri Osmanlı hizmetinden dışladı

    Gazi ideolojisi, Hristiyanlar gibi 'kâfir' düşmanlara karşı savaşı meşrulaştırmak için tasarlanmıştı. Oysa Osmanlı'nın güçlenmesiyle birlikte Karamanoğulları, Candaroğulları ve diğer Müslüman Türkmen beylikleri fethedildi. Bu Müslüman topluluklara karşı yürütülen fetihler gazi söylemiyle meşrulaştırılamıyordu ve bu çelişki, Osmanlı'nın ulemanın onayı veya 'bozgunculuk ve fitne' gerekçeleri gibi alternatif meşruiyet arayışlarına girmesini zorunlu kıldı.

  16. 16. Kanuni Sultan Süleyman'ın 'Kanunname-i Al-i Osman' adıyla bilinen kanunname derlemelerinin önceki dönem kanunnamelerinden ayrılan en özgün yönü aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Şeriat hükümlerini ilk kez kanunname formatında sistematik olarak yazıya geçirmesi
    • B) Yeniçerilerin cezai dokunulmazlığını kaldırarak askeri disiplini ilk kez yazılı kurallara bağlaması
    • C) Yabancı elçiliklere verilen kapitülasyonların hukuki dayanağını anayasal düzeyde tanımlaması
    • D) Eyalet kanunnameleriyle çelişen merkezi kanunnameleri kaldırarak tek tip yerel hukuk oluşturması
    • E) Dağınık örfi hukuk uygulamalarını tek bir kodifikasyonda toplayarak merkezi yargı birliğini güçlendirmesi

    Kanunname-i Al-i Osman'ın asıl önemi, Osmanlı topraklarının farklı bölgelerinde farklı biçimlerde uygulanmakta olan örfi hukuku merkezi olarak derlemiş ve kodifiye etmiş olmasıdır. Bu kodifikasyon, yargıda öngörülebilirliği ve tekdüzeliği artırdı; yerel kadıların keyfi uygulamalarını sınırladı. Kanuni'nin 'Kanuni' lakabını almasının temel nedeni de bu hukuki düzenleme faaliyetidir. Şeriatı kodifiye etmek değil, şeriata paralel işleyen ve tamamlayan örfi hukuku sistematize etmek bu dönemin özgün katkısıdır.

  17. 17. Osmanlı'nın Balkanlar'daki kalıcı yerleşimini ve yönetimini, yalnızca askeri fethin ötesine taşıyan ve bölgenin demografik-kültürel dönüşümünde en etkili politika hangisiydi?

    • A) Osmanlı'nın toprak satışına izin vererek Türk tüccar ve esnafı Balkan şehirlerine çekmesi
    • B) Fethedilen şehirlerde Osmanlı dini vakıflarının (külliye) kurularak ekonomik ve sosyal çekim merkezleri yaratması
    • C) Dini açıdan hoşgörü politikası kapsamında Ortodoks Kilisesi'ne yetki verilmesiyle Rum Ortodoks nüfusun Osmanlı yönetimine gönüllü entegrasyonu
    • D) Yönetici sınıf olarak devşirme sisteminin bölge halkından insan kaynağı çekerek yerel kökler oluşturması
    • E) Balkan Hristiyanlarını kitlesel sürgünle Anadolu'ya nakledip Türkleri bu bölgelere iskân eden doğrudan demografik mühendislik

    Osmanlı'nın Balkanlar'da kalıcılığını sağlayan en güçlü araçlardan biri cami, imaret, han ve medreseden oluşan külliyeler etrafında şekillenen vakıf ekonomisiydi. Bu vakıflar; ticari faaliyeti, dini hayatı ve sosyal hizmetleri bir arada sunan çekim merkezleri oluşturdu. Zamanla bu mekânlar etrafında Müslüman nüfus yoğunlaştı ve şehirlerin fiziksel-sosyal dokusu değişti. Salt askeri garnizon mantığının yetersiz kaldığı yerde vakıf kurumu kalıcı kolonyalizasyon işlevi gördü.

  18. 18. Osmanlı'nın Mamlük Sultanlığı'nı yenerek (1516-1517) Mısır, Suriye ve Hicaz'ı topraklarına katmasının Osmanlı sultanlarının statüsünde yarattığı dönüşüm, salt toprak genişlemesinin ötesinde hangi meşruiyet boyutunu doğrudan etkiledi?

    • A) Osmanlı'nın Akdeniz ticaretini tamamen kontrol altına alarak Venedik'i diplomatik üstünlüğe zorladı
    • B) Abbasi halifeliğinin sembolik olarak Osmanlı hanedanına devredilmesiyle İslam dünyasında dini otorite tescillendi
    • C) Hicaz ve Kudüs'ün kontrolüyle 'Hâdimü'l-Haremeyn' unvanı üzerinden evrensel İslam önderliği iddiasını güçlendirdi
    • D) Mısır'ın zenginliğiyle Osmanlı hazinesinin güçlenip yeniçeri maaşlarının ödenebilmesi askeri isyanları önledi
    • E) Osmanlı'nın Safevi hanedanıyla din savaşında üstünlüğünü ilan etmesini mümkün kıldı

    Mekke ve Medine'nin kontrolü, Osmanlı sultanına tüm Müslümanların haccını organize edip koruyan 'Hâdimü'l-Haremeyn' (İki Kutsal Şehrin Hizmetkârı) unvanını kazandırdı. Bu unvan, Osmanlı liderliğinin salt siyasi bir güçten evrensel İslam dünyasının hamisi konumuna geçişini simgeler. Not: Abbasi hilafetinin Osmanlı'ya devrine ilişkin anlatı (D şıkkı) tarihsel açıdan tartışmalı ve büyük ölçüde sonradan kurgulanmış bir söylemdir; Haremeyn üzerinden kazanılan fiili dini otorite çok daha somut ve belgelenmiş bir dönüşümdür.

  19. 19. Osmanlı İmparatorluğu'nda 'pençik' ve 'devşirme' sistemleri birbirinin devamı olarak değerlendirildiğinde, bu iki uygulamanın zaman içinde nasıl bir işlevsel ayrışma yaşadığı en doğru biçimde aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?

    • A) İki sistem birbirini tamamlamadı; devşirme pençikin tamamen kaldırılmasından sonra uygulamaya girdi
    • B) Devşirme pençikin aksine yalnızca Balkan nüfusuna uygulandığından Anadolu reayasını devlet hizmetinden dışladı
    • C) Pençik savaş esirlerinden, devşirme ise barış dönemlerinde reayadan insan devşirdiğinden ikisi birbiriyle rekabet etti
    • D) Pençik uygulaması Yeniçeri Ocağı'nı beslerken devşirme çocukları yalnızca saray hizmetine yönlendirdi
    • E) Pençik savaş ganimetinden elde edilen köle stokunu beslerken devşirme sistematik ve düzenli bir insan kaynağı teminine geçişi simgeledi

    Pençik, savaşlarda ele geçirilen esirlerin beşte birinin devlet hazinesine aktarılması geleneğiydi ve Osmanlı'nın ilk dönem kul sisteminin temel insan kaynağıydı. Ancak fetih savaşlarının sürekliliğine bağımlı olan bu sistem, sefer ritmine göre dalgalanıyordu. Devşirme ise fethedilmiş bölgelerin Hristiyan köylü çocuklarından sistematik, dönemsel ve bürokratik biçimde insan devşirme mekanizması kurdu. Bu geçiş, devletin insan kaynağı yönetiminin tesadüften planlamaya, savaş ganimeti mantığından kurumsal yeniden üretim mantığına evrilmesini yansıtır.

  20. 20. Osmanlı'nın klasik döneminde eyalet yönetiminde kullanılan 'sancak' ve 'has' kavramları ile tımar sistemi arasındaki hiyerarşik ilişki değerlendirildiğinde, bu yapının merkezi otorite açısından en kritik denetim aracı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sancakların sabit sınırlara sahip olmaması beylerin bölgesel kimlik geliştirmesini ve kökleşmesini engelledi
    • B) Sancakbeylerin kadılar tarafından yargılanabilmesi yürütme gücünü frenleyen denge unsuruydu
    • C) Hasların yalnızca padişah ve veziriazama tahsis edilmesi en büyük gelir kaynaklarının merkeze bağlı kalmasını sağladı
    • D) Tımar sahiplerinin alt birimlere asker yetiştirme zorunluluğu merkezi ordudan bağımsız yerel güç odaklarını engelledi
    • E) Defterdarlık sisteminin tımar gelirlerini merkezi olarak kaydedip denetlemesi sipahilerin fiili gelirini şeffaf kıldı

    Osmanlı sisteminin feodal kalıtımı önlemek için geliştirdiği en önemli mekanizmalardan biri, sancakbeylerin ve tımar sahiplerinin aynı bölgede uzun süre kalmamalarını sağlayacak biçimde düzenli olarak yer değiştirmesiydi. Bu rotasyon sistemi, yerel nüfusla kişisel bağ kurmayı, bölgesel kimlik oluşturmayı ve bağımsız güç tabanı yaratmayı engelliyordu. Sipahi bir nesil boyunca aynı toprakta kalsaydı Avrupa feodalizmine benzer kalıtsal yerel güç odakları oluşabilirdi. Sürekli yer değişimi bu riski yapısal olarak bertaraf etti.

  21. 21. Osmanlıların Rumeli'ye geçişini sağlayan ve bu süreçte önemli rol oynayan, Gelibolu yakınlarındaki Çimpe Kalesi'nin alındığı dönemde tahtta bulunan Osmanlı padişahı kimdir?

    • A) Çelebi Mehmed
    • B) Osman Bey
    • C) Yıldırım Bayezid
    • D) Orhan Bey
    • E) Murat I

    Osmanlıların Rumeli'ye geçişi Orhan Bey döneminde gerçekleşmiştir. Orhan Bey'in oğlu Süleyman Paşa, 1354'te Çimpe Kalesi'ni alarak Rumeli'ye kalıcı biçimde geçilmesini sağlamıştır.

  22. 22. Osmanlı tarihinde 'Hüdavendigâr' lakabıyla anılan ve Kapıkulu Ocakları'nı kuran padişah kimdir?

    • A) I. Murat
    • B) II. Murat
    • C) Orhan Bey
    • D) Çelebi Mehmed
    • E) Yıldırım Bayezid

    I. Murat, 'Hüdavendigâr' lakabıyla anılır. Kapıkulu Ocakları'nı (Yeniçeri Ocağı dahil) kurmuş, devşirme sistemini geliştirmiş ve Osmanlı'nın Balkanlar'daki hâkimiyetini pekiştirmiştir. 1389 I. Kosova Savaşı'nda şehit düşmüştür.

  23. 23. Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki Türk beyliklerini ilk kez büyük ölçüde denetim altına alması ve Anadolu birliğini sağlamaya başlaması hangi padişah döneminde gerçekleşmiştir?

    • A) Yıldırım Bayezid
    • B) Orhan Bey
    • C) II. Murat
    • D) I. Murat
    • E) Çelebi Mehmed

    Yıldırım Bayezid, Anadolu beyliklerini büyük ölçüde ortadan kaldırarak Anadolu birliğini sağlamış; ancak 1402 Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilmesi üzerine bu birlik yeniden bozulmuştur.

  24. 24. 1402 Ankara Savaşı'nın Osmanlı Devleti açısından en önemli sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Osmanlı-Bizans ilişkilerinin sona ermesi
    • B) Edirne'nin Osmanlı elinden çıkması
    • C) Osmanlı Devleti'nin tamamen yıkılması
    • D) Kapıkulu Ocakları'nın lağvedilmesi
    • E) Fetret Devri'nin (taht kavgaları döneminin) başlaması

    Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid, Timur'a yenilerek esir düşmüş ve bu savaşın ardından Osmanlı şehzadeleri arasında yaklaşık 11 yıl süren taht kavgaları dönemi olan Fetret Devri (1402–1413) başlamıştır.

  25. 25. Fetret Devri'ni sona erdirerek Osmanlı Devleti'ni yeniden tek elde toplayan padişah kimdir?

    • A) II. Murat
    • B) Çelebi Mehmed
    • C) Yıldırım Bayezid
    • D) I. Murat
    • E) Cem Sultan

    Çelebi Mehmed (I. Mehmed), kardeşlerini yenerek 1413'te Osmanlı tahtında tek hâkim güç hâline gelmiş ve Fetret Devri'ni sona erdirmiştir. Bu nedenle 'ikinci kurucu' olarak da anılmaktadır.