TARIH - tanzimat mesrutiyet (Bölüm 7)
TARIH - tanzimat mesrutiyet (Bölüm 7)
II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki'nin iktidara tam olarak hâkim olmasında dönüm noktası sayılan 1913 Bâbıâli Baskını'nın temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki'nin iktidara tam olarak hâkim olmasında dönüm noktası sayılan 1913 Bâbıâli Baskını'nın temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesi doğrudan bu baskının hemen ardından gerçekleşmiştir.
- B) Sultan V. Mehmed Reşad tahttan indirilerek yerine İttihat ve Terakki'nin belirlediği bir şehzade getirilmiştir.
- C) Baskın sonrasında yeni bir anayasa hazırlanmış ve mebusan meclisine daha geniş yetkiler tanınmıştır.
- D) Kamil Paşa hükümeti devrilmiş, İttihat ve Terakki rakip siyasi odakları tasfiye ederek fiilî tek parti hâkimiyetini kurmuştur. ✓
- E) Balkan Savaşları'nda kaybedilen toprakların bir bölümü bu baskının ardından yürütülen diplomatik süreçle geri alınmıştır.
Ocak 1913'te Enver Paşa önderliğinde gerçekleştirilen Bâbıâli Baskını'nda Sadrazam Kamil Paşa zorla istifaya sevk edilmiştir. Ardından Mahmut Şevket Paşa sadrazamlığa getirilmiş; birkaç ay içinde suikaste kurban gitmesinin ardından İttihat ve Terakki Enver, Talat ve Cemal Paşalar üçlüsü aracılığıyla tam anlamıyla iktidarı ele geçirmiştir. Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girişi baskından yaklaşık bir buçuk yıl sonrasına (Kasım 1914) denk geldiğinden A doğrudan bir sonuç değildir. V. Mehmed Reşad tahtını korumuştur; bu yüzden E yanlıştır.
2. Tanzimat döneminde çıkarılan 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi'nin temel amacı ve sonuçları değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?
- A) Kanunname, köy tüzel kişiliklerini tanıyarak muhtarlık sistemini toprak düzeniyle hukuken ilk kez bütünleştirmiştir.
- B) Kanunname ile yabancı uyrukluların Osmanlı topraklarında mülk edinmesi ilk kez yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
- C) Kanunname, vakıf arazilerini tamamen lağvederek bunları doğrudan hazineye devretmiştir.
- D) Kanunname, tüm tarım arazilerini devletleştirerek köylüleri topraktan koparmayı hedeflemiştir.
- E) Kanunname, miri arazileri düzenleyerek tasarruf belgesi (tapu) sistemini yaygınlaştırmış; ancak uygulamada büyük toprak sahiplerinin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. ✓
1858 Arazi Kanunnamesi miri araziler üzerindeki tasarruf haklarını tapu senetleriyle belgelemeyi amaçlamış; böylece modern mülkiyet anlayışına doğru bir adım atılmıştır. Ancak uygulamada pek çok köylü tapu kaydı yaptırmaktan kaçınmış (vergi ve askerlik kaygısıyla) ya da okuma yazma bilmediği için bu süreçten yararlanamamıştır. Sonuçta büyük toprak sahipleri ve ağalar bu boşluğu doldurup geniş arazileri kendi adlarına tescil ettirmiştir. Yabancıların mülk edinmesi konusu ayrı bir düzenlemeyle (1867) ele alınmıştır; bu nedenle D yanıltıcıdır.
3. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde 'Osmanlıcılık' ideolojisinin temel savı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İslam dinini merkeze alarak Müslüman tebaa arasında siyasi birliğin sağlanması
- B) Din ve etnik köken ayrımı gözetmeksizin tüm Osmanlı vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu ortak bir üst kimlik oluşturulması ✓
- C) Osmanlı topraklarındaki Türk nüfusun haklarının azınlıklar karşısında korunması
- D) Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki tüm toplulukların özerkliğinin tanınarak federatif bir yapıya geçilmesi
- E) Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tüm toplulukların ortak bir Türk kimliği etrafında birleştirilmesi
Osmanlıcılık, Tanzimat aydınları ve ardından Yeni Osmanlılar tarafından savunulan bir ideolojidir. Temel tezi şudur: Müslüman, Hristiyan, Yahudi ya da hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün Osmanlı vatandaşları ortak 'Osmanlı' kimliği altında eşit hak ve sorumluluklarla bir arada yaşayabilir. Bu anlayışın Türk kimliğini merkeze almadığını (A) ve bir İslamcılık projesi olmadığını (C) vurgulamak gerekir. Balkan Savaşları'nın ardından bu ideoloji güç kaybetmiş; yerini Türkçülük ve İslamcılık akımlarına bırakmıştır.
4. Aşağıdaki olayların kronolojik sıralaması hangi seçenekte doğru verilmiştir? I. Islahat Fermanı'nın ilanı II. Tanzimat Fermanı'nın ilanı III. Kanun-i Esasi'nin ilanı IV. Sened-i İttifak'ın imzalanması
- A) IV – II – I – III ✓
- B) II – IV – I – III
- C) IV – I – II – III
- D) II – I – IV – III
- E) I – IV – II – III
Sened-i İttifak 1808'de II. Mahmud döneminde ayanlarla imzalanmıştır. Tanzimat Fermanı 1839'da, Islahat Fermanı 1856'da, Kanun-i Esasi ise 1876'da ilan edilmiştir. Doğru kronolojik sıra şöyledir: Sened-i İttifak (1808) → Tanzimat Fermanı (1839) → Islahat Fermanı (1856) → Kanun-i Esasi (1876). Bu durum A şıkkına karşılık gelmektedir.
5. II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki temel ideolojik ayrışma noktası aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Hürriyet ve İtilaf Osmanlı'nın İngiltere ile ittifak kurmasını desteklerken İttihat ve Terakki Fransa ittifakını tercih ediyordu.
- B) İttihat ve Terakki padişahlığın kaldırılmasını savunurken Hürriyet ve İtilaf saltanatın güçlendirilmesi taraftarıydı.
- C) Her iki parti de milliyetçi bir çizgide buluşuyor; ancak bu milliyetçiliği farklı etnik temeller üzerine inşa ediyordu.
- D) İttihat ve Terakki merkeziyetçi ve milliyetçi bir çizgide dururken Hürriyet ve İtilaf adem-i merkeziyetçi ve liberal bir tutumu savunuyordu. ✓
- E) İttihat ve Terakki dine daha bağlı bir devlet anlayışını savunurken Hürriyet ve İtilaf tam bir laikliği hedefliyordu.
1911'de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İttihat ve Terakki'nin merkeziyetçi ve Türkçü politikalarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Programında adem-i merkeziyetçilik ve yerel yönetimlere daha geniş otonomi yer almış; azınlık grupları ve muhalif unsurların büyük desteğini kazanmıştır. İttihat ve Terakki ise güçlü merkezi devlet, Türkleştirme politikaları ve modernleşme üzerine kurulu bir tutum sergiliyordu. Her iki parti de sultan karşısında farklı tutumlar benimsemiş olmakla birlikte hiçbiri saltanatın kaldırılmasını o dönemde gündemine almamıştı; bu nedenle D yanıltıcıdır.
6. Tanzimat döneminde eğitim alanında gerçekleştirilen reformlar değerlendirildiğinde, aşağıdaki gelişmelerden hangisi bu döneme ait değildir?
- A) Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılarak medrese ve modern okulların tek çatı altında birleştirilmesi ✓
- B) Rüştiye mekteplerinin yaygınlaştırılarak orta düzey eğitimin güçlendirilmesi
- C) Darülfünun'un kurularak yükseköğretimin modernleştirilmeye çalışılması
- D) Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin çıkarılarak eğitimin devlet denetimine alınması
- E) Mekteb-i Mülkiye'nin kurularak bürokrasi için nitelikli eleman yetiştirilmesinin amaçlanması
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) 1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti döneminde çıkarılmıştır; bu nedenle Tanzimat dönemine ait bir reform değildir. Darülfünun'un ilk kuruluş girişimleri (A), rüştiye mekteplerinin yaygınlaştırılması (B), 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (C) ve Mekteb-i Mülkiye'nin kuruluşu (E) Tanzimat dönemine aittir. D şıkkı özellikle Tanzimat reformlarına hâkim olmayan öğrenciler için yanıltıcı bir çeldirici niteliği taşımaktadır.
7. Tanzimat Fermanı'nın (1839) ilanında etkili olan dış faktörler değerlendirildiğinde, aşağıdaki yargılardan hangisi dönemin koşullarıyla çelişmektedir?
- A) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın yarattığı tehdidin merkezi otoriteyi reformlara zorlaması
- B) Avrupalı devletlerin Osmanlı'nın iç işlerine müdahalesini meşrulaştıracak gerekçeleri ortadan kaldırma isteği
- C) Avrupa kamuoyunda Osmanlı'nın ıslahat yapmaya muktedir olduğunu kanıtlama ihtiyacı
- D) İngiltere'nin Rusya'ya karşı güçlü bir Osmanlı Devleti'ni destekleme politikası
- E) Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı sürdürmek amacıyla Tanzimat reformlarını bizzat teşvik etmesi ✓
Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması (1833) ile Osmanlı üzerinde büyük bir nüfuz kazanmıştı. Tanzimat reformları ise Osmanlı'nın Batılı güçlerle, özellikle İngiltere ile yakınlaşmasını sağlayan bir süreçti. Bu durum Rusya'nın Osmanlı üzerindeki avantajını zayıflattığından, Rusya'nın Tanzimat'ı teşvik etmesi tarihsel gerçeklikle çelişir. Nitekim 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile Hünkâr İskelesi hükümleri geçersiz kılınmıştır.
8. Islahat Fermanı (1856), Tanzimat Fermanı'ndan (1839) farklı olarak gayrimüslim tebaaya devlet memurluğu ve askerlik hizmetlerine katılım hakkı tanımıştır. Bu gelişmenin aşağıdaki sonuçlarından hangisi doğrudan ve birincil bir etki olarak değerlendirilemez?
- A) Avrupalı devletlerin azınlıklar üzerindeki himaye iddialarının hukuki zemininin daralması
- B) Gayrimüslim cemaatlerin millet sistemi içindeki özerkliğinin fiilen zayıflaması
- C) Paris Antlaşması'nın Osmanlı iç işlerine yabancı müdahaleyi tamamen engellemesi ✓
- D) Müslüman halkın kendi içindeki eşitlikçi talepleri dile getirme isteğinin artması
- E) Osmanlı ulema sınıfının dinî hukuk alanındaki mutlak egemenliğinin sarsılması
Islahat Fermanı Kırım Savaşı'nın ardından Paris Antlaşması (1856) sürecinde ilan edilmiş olsa da antlaşmanın ilgili maddesi, Osmanlı'nın iç işlerine yabancı müdahaleye hiçbir hak vermediğini teorik olarak vurgulasa da pratikte Avrupalı devletler azınlık meselelerini müdahale gerekçesi olarak kullanmaya devam etmiştir. Dolayısıyla Islahat Fermanı'nın yabancı müdahaleyi 'tamamen engellemesi' söz konusu değildir; bu yargı yanlış bir sonuçtur ve doğrudan birincil etki olarak değerlendirilemez.
9. Namık Kemal'in 'Vatan yahut Silistre' adlı tiyatro eserinin 1873'te İstanbul'da gösterilmesinin ardından yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde, Yeni Osmanlılar hareketinin temel çelişkisi aşağıdakilerden hangisinde en doğru biçimde özetlenmiştir?
- A) Padişaha karşı çıkarken onun mutlak desteğini de aramalarının yarattığı siyasi tutarsızlık
- B) Basın özgürlüğünü savunurken kendi yayınlarında sansürü meşrulaştıracak söylemler kullanmaları
- C) Meşrutiyet taleplerini İslam geleneğiyle uzlaştırmaya çalışırken Batılı liberalizmden yararlanmaları
- D) Osmanlı kimliğini ön plana çıkarırken etnik milliyetçiliklerin önünü fiilen açmaları
- E) Halk kitlelerini örgütlemeyi hedeflerken yalnızca seçkin bürokratlar ve aydınlara hitap etmeleri ✓
Yeni Osmanlılar'ın temel çelişkisi, anayasal yönetim, vatan ve hürriyet kavramlarını halk arasında yaymak istedikleri hâlde gazete ve tiyatro gibi araçlarla yalnızca İstanbul'un aydın ve bürokratik çevrelerine ulaşabilmeleridir. Taşraya ve geniş halk kitlelerine nüfuz edemeyen hareket, organik bir siyasi güç oluşturamamıştır. Namık Kemal'in sürgünüyle sonuçlanan tiyatro olayı da bu kırılganlığı gözler önüne sermiştir.
10. I. Meşrutiyet'in (1876) ilan edilmesinde belirleyici rol oynayan Mithat Paşa'nın 1877'de sürgüne gönderilmesi, ardından Meclis-i Mebusan'ın kapatılması (1878) sürecine bakıldığında, II. Abdülhamit'in bu adımları atabilmesini kolaylaştıran birincil etken aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İngiliz ve Fransız hükümetlerinin meşruti yönetimin ertelenmesini resmen talep etmeleri
- B) Mebusan Meclisi'nin bütçe oylamasında hükümeti düşürecek bir güvensizlik oyu kullanması
- C) Meclis'te Türk ve Arap üyeler arasındaki derin mezhepsel çatışmaların hükümet otoritesini felç etmesi
- D) Kanun-ı Esasi'nin padişaha meclisi kapatma yetkisi tanımaması nedeniyle anayasal boşluğun istismar edilmesi
- E) 93 Harbi'nin (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) yarattığı olağanüstü savaş koşulları ve askeri yenilginin meşrutiyet karşıtı söylemi güçlendirmesi ✓
Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) hem ağır toprak kayıplarına hem de büyük mali bunalıma yol açmıştır. Meclis bu süreçte yönetimi yoğun biçimde eleştirmiş, ancak II. Abdülhamit savaşın yarattığı olağanüstü koşulları ve millî tehlike söylemini kullanarak Kanun-ı Esasi'nin kendisine tanıdığı askıya alma yetkisini (Madde 113) uygulamıştır. Böylece anayasa yürürlükte kalmış, ancak meclis fiilen işlevsiz kılınmıştır.
11. Tanzimat dönemi Osmanlı hukuku incelendiğinde, 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi'nin uzun vadeli sonuçları bakımından aşağıdaki yargılardan hangisi tarihsel açıdan en savunulabilir yorumu temsil etmektedir?
- A) Yabancı uyrukluların Osmanlı topraklarında mülk edinmesini yasal güvenceye kavuşturarak doğrudan yabancı yatırımı artırmıştır
- B) Özel mülkiyet kavramını yerleştirmiş, ancak uygulamada büyük toprak sahiplerinin ve aşiret liderlerinin lehine sonuçlar doğurmuştur ✓
- C) Arazi tescilini kolaylaştırarak küçük köylü mülkiyetini güçlendirmiş ve feodal yapıyı tasfiye etmiştir
- D) Tapu sistemini tüm eyaletlerde eşit biçimde uygulamayı başararak merkezi tapu kadastro idaresini tesis etmiştir
- E) Vakıf arazilerini devlet denetimine alarak din kurumlarının ekonomik gücünü kalıcı olarak kırmıştır
1858 Arazi Kanunnamesi teorik olarak bireysel mülkiyet tescilini düzenlemiş olsa da pratikte çeşitli aksaklıklar yaşanmıştır. Köylüler tescil süreçlerine hâkim olmadığından ya da bürokratik engeller nedeniyle arazilerini kendi adlarına tescil ettirememiş; bu boşluktan yararlanarak toprak ağaları, şeyhler ve yabancı tüccarlar büyük arazileri üzerlerine geçirmiştir. Özellikle Suriye ve Irak gibi eyaletlerde bu süreç, köylü yoksullaşmasını hızlandırmıştır.
12. Osmanlı Devleti, 1881'de Düyun-ı Umumiye İdaresi'ni kurarak dış borç yönetimini yabancı alacaklılara devretmiştir. Bu gelişmeyi Tanzimat'ın mali politikalarının doğrudan bir sonucu olarak değerlendiren bir tarihçi, aşağıdaki argümanlardan hangisini kullanırsa en güçlü analitik zemine sahip olur?
- A) Tanzimat, Galata bankerlerinin yerini Avrupa finans kuruluşlarına bırakmasına yol açmış, yapısal bağımlılık böylece başlamıştır
- B) Tanzimat, vergi gelirlerini merkezileştirerek hazineyi güçlendirmiş, ancak Kırım Savaşı harcamaları borçlanmayı kaçınılmaz kılmıştır
- C) Tanzimat reformlarının getirdiği askeri modernleşme harcamaları ve altyapı yatırımları iç gelir artışının çok üzerinde dış borçlanmaya neden olmuş, Düyun-ı Umumiye bu kronik açığın kurumsal çıktısıdır ✓
- D) Tanzimat bürokratları, Avrupa'dan bilinçli olarak ucuz kredi temin ederek sanayileşmeyi finanse etmeyi planlamış, ancak bu strateji başarısız olmuştur
- E) Tanzimat, Osmanlı piyasalarını Batılı mallara açarak gümrük gelirlerini düşürmüş ve bu nedenle borçlanma tek alternatif hâline gelmiştir
En kapsamlı ve analitik açıdan güçlü argüman C seçeneğidir. Tanzimat döneminde ordu reformu, demiryolu yapımı, Osmanlı Bankası'nın kurulması ve bürokrasinin genişlemesi gibi harcamalar önemli ölçüde artmış; ancak vergi tabanının modernleştirilememesi ve kapitülasyonlar nedeniyle iç gelir bu harcamaları karşılayamamıştır. 1854'ten itibaren büyük dış borç alma politikası başlamış ve 1875'teki moratoryumun ardından Düyun-ı Umumiye kurulması kaçınılmaz olmuştur.
13. II. Meşrutiyet'in (1908) ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Osmanlı siyasetindeki rolü değişime uğramıştır. Aşağıdaki gelişmelerden hangisi, İTC'nin 'perde arkasından yönetim' anlayışından 'doğrudan iktidar' modeline geçişinin en belirgin kırılma noktasıdır?
- A) Enver Paşa'nın 1914'te Harbiye Nazırı olmasıyla fiilen askeri diktatörlüğün kurulması
- B) 1914'te Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na Almanya yanında girmesi kararını tek başlarına almaları
- C) 1913 Bâbıâli Baskını ile rakip Hürriyet ve İtilaf iktidarına son vermeleri ✓
- D) 1908 seçimlerinde meclisteki çoğunluğu ele geçirmeleri
- E) 1909 31 Mart Vakası'nın bastırılmasının ardından II. Abdülhamit'i tahttan indirmeleri
İTC 1908-1912 arasında seçilmiş bir parti olarak parlamenter çoğunlukla yönetmiş ve Balkan Savaşı yenilgisinin ardından Kamil Paşa hükümetinin zamanında erk kaybetme tehlikesiyle karşılaşmıştır. Ocak 1913'teki Bâbıâli Baskını ile silah zoruyla Sadrazam'ı istifaya zorlamış ve iktidarı doğrudan ele geçirmiştir. Bu eylem, meşruti-parlamenter görünümden tek parti fiili egemenliğine geçişin simgesidir.
14. Tanzimat dönemi aydınlanmasında Şinasi ve Namık Kemal gibi isimler 'hürriyet' kavramını Osmanlı-İslam düşünce geleneğiyle bağdaştırmaya çalışmıştır. Bu sentez girişiminin aşağıdaki kısıtlarından hangisi, dönemin fikir ortamı açısından en belirleyici çelişkiyi temsil etmektedir?
- A) Fransız Devrimi'nin özgürlük kavramının din karşıtı ve cumhuriyetçi kökenlerini gizleyerek Osmanlı okuyucusuna sunma zorunluluğu ✓
- B) Padişah sansürü nedeniyle fikirlerin yalnızca Paris ve Londra'daki sürgün basınında dile getirilebilmesi
- C) Osmanlı matbaacılığının yetersizliği nedeniyle fikirlerin geniş kitlelere yayılamaması
- D) Halk arasında Arapça'nın kutsal dil olarak benimsenmesi nedeniyle Türkçe aydınlanma metinlerinin etkisiz kalması
- E) İslam geleneğindeki şura ve biat kavramlarının Batılı anayasal temsil mantığıyla özsel bir uyumsuzluk içinde olması
Namık Kemal ve Şinasi, Fransız Devrimi'nin özgürlük ve eşitlik kavramlarını alırken bu kavramların din karşıtı, laikleşmeci ve cumhuriyetçi boyutlarını öne çıkarmaktan kaçınmışlardır. Hürriyet kavramını İslam şurası ve meşveret geleneğiyle özdeşleştirme çabası, hem gerçek bir entellektüel çaba hem de zorunlu bir siyasi pragmatizmdi. Bu tutum, söz konusu sentezin 'seçici ithal' üzerine inşa edildiğini ve dolayısıyla kavramsal özüyle çelişkili bir yapı taşıdığını ortaya koymaktadır.
15. Osmanlı'da 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'nin eğitim sistemi üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde, aşağıdaki yargılardan hangisi nizamnamenin uygulamadaki sınırlılıklarını en doğru biçimde ortaya koymaktadır?
- A) Kız çocuklarının eğitimine yönelik hükümler içermediğinden toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirmiş, bu durum ilerleyen dönemlerde Osmanlı feminizminin doğmasına zemin hazırlamıştır
- B) Modern okulların açılmasını sağlamış; ancak mali kaynaksızlık, taşra uygulamalarındaki zayıflık ve medrese sisteminin varlığını sürdürmesi nedeniyle ikili ve eşitsiz bir eğitim yapısı oluşmuştur ✓
- C) Nizamname, medrese eğitimini tamamen lağvederek Batı modelinde laik bir sistem kurmuş, ancak öğretmen yetersizliği hedeflere ulaşmayı engellemiştir
- D) Fransızca zorunlu müfredat dili olarak belirlendiğinden Türkçe eğitim geleneğini tahrip etmiş, Arap vilayetlerinde ciddi tepkilere neden olmuştur
- E) Yalnızca Müslüman çocukları kapsayan ayrımcı bir yapıya sahip olması nedeniyle gayrimüslim cemaat okullarının Avrupalı misyonerlerce finanse edilmesine yol açmıştır
1869 Nizamnamesi kâğıt üzerinde idadiden üniversiteye kadar kademeli ve kapsamlı bir modern eğitim sistemi öngörmüştür. Ne var ki devletin mali kaynaklarının yetersizliği, eğitimli öğretmen sıkıntısı ve özellikle Anadolu ile Arap vilayetlerindeki taşra uygulamalarının zayıflığı nedeniyle bu hedefler büyük ölçüde gerçekleştirilememiştir. Medreseler ise sistemin dışında varlığını sürdürmüş; sonuçta ikili, parçalı ve eşitsiz bir yapı ortaya çıkmıştır.
16. 1876 Kanun-ı Esasi'sinin hazırlanma sürecine bakıldığında, Mithat Paşa önderliğindeki komisyonun Belçika ve Prusya anayasalarını model almasının ardında yatan temel stratejik hesap aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Hem güçlü yürütme (padişah) yetkisini hem de temsili kurumları bir arada barındıran karma modellerin Osmanlı iktidar yapısıyla uyumlu görülmesi ✓
- B) Söz konusu ülkelerin Osmanlı'nın yakın müttefiki olması ve anayasal yardım talebinin diplomatik olarak kabul görmesi
- C) İngiliz parlamenter geleneğinin yazılı anayasa içermemesi nedeniyle Osmanlı'nın hukuki ihtiyaçlarını karşılayamaması
- D) Fransız modelinin Katolik kilisesi etkisi taşıması nedeniyle Müslüman Osmanlı toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması
- E) Bu anayasaların tam parlamenter egemenliği öngörmesi ve Osmanlı'nın da benzer bir demokratik dönüşüm yaşamasının hedeflenmesi
Belçika (1831) ve Prusya (1850) anayasaları, monarka geniş yürütme yetkileri tanırken temsili meclislerin de var olduğu karma yapılar sunuyordu. Mithat Paşa ve arkadaşları, tam parlamenter egemenliği değil, meşruti monarşiyi hedefliyordu. Bu modeller hem padişahın onayını almayı kolaylaştırıyor hem de Osmanlı'nın o dönemdeki iktidar dengesiyle uyuşuyordu. Nitekim Kanun-ı Esasi de padişaha son derece geniş yetkiler tanımış, meclisi ise görece sınırlı bir konuma yerleştirmiştir.
17. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde ortaya çıkan 'Osmanlıcılık', 'İslamcılık' ve 'Türkçülük' ideolojileri kronolojiyle birlikte değerlendirildiğinde, bu üç akımın birbirini izlemesini en iyi açıklayan tarihsel-yapısal neden aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Her ideolojinin bir öncekinin fikrî yetersizliklerini aşmak için entelektüel açıdan üretilmesi
- B) Osmanlı toplumunun etnik yapısının tarihsel süreçte homojenleşmesi ve bu nedenle her ideolojinin daha dar bir tabana hitap etmek zorunda kalması
- C) Her ideolojinin, öncekilerin başarısız olduğu kanıtlanan toplumsal bütünleşme projesinin ardından yeni bir çözüm arayışını temsil etmesi ✓
- D) Büyük güçlerin kendi çıkarlarına hizmet eden ideolojiyi sırayla Osmanlı aydınlarına dayatması
- E) Osmanlı aydınlarının Paris, Londra ve Kahire gibi merkezlerdeki fikir akımlarını gecikmeyle taklit etmesi
Osmanlıcılık, tüm tebaayı ortak kimlikte birleştirmeyi hedeflemiş; ancak Balkan milliyetçilikleri ve ayrılmacı hareketler karşısında başarısız olmuştur. Bunun üzerine İslamcılık, Müslüman tebaanın bütünleştirilmesi projesini öne çıkarmıştır; ne var ki Arap milliyetçiliği ve İttihatçıların Türk merkezci politikaları bu seçeneği de işlevsizleştirmiştir. Son olarak Türkçülük, İttihat ve Terakki döneminde hegemonik ideoloji hâline gelmiştir. Her geçiş, bir önceki bütünleşme projesinin bozguna uğraması üzerine inşa edilmiştir.
18. Osmanlı'da yargı modernleşmesi bağlamında 1870'lerde tamamlanan Mecelle'nin hazırlanma süreci ve kapsamı incelendiğinde, aşağıdaki yargılardan hangisi Mecelle'nin tarihsel konumunu en isabetli biçimde tanımlamaktadır?
- A) Tüm Osmanlı tebaasına uygulanmak üzere hazırlanmış, gayrimüslim vatandaşların haklarını da İslam hukuku çerçevesinde güvence altına alan kapsayıcı bir kanun
- B) İslam fıkhını tamamen rafa kaldırarak Osmanlı hukukunu Fransız Medeni Kanunu'na dayandıran radikal bir laikleşme adımı
- C) Yalnızca Hanefi fıkhının muamelat bölümünü sistematize eden, kişi ve aile hukukunu dışarıda bırakan ve bu nedenle sınırlı kapsamlı bir modernleşme girişimi ✓
- D) Osmanlı hukukunu Batılı tüccarlarla yapılan ticari anlaşmazlıklarda uluslararası alanda tanınan evrensel bir hukuk sistemine dönüştürmek üzere tasarlanmış bir kod
- E) Şeyhülislamlığın nüfuzunu kırmak amacıyla Bâbıâli'nin doğrudan denetiminde hazırlanmış, dini kurumları devre dışı bırakan bir düzenleme
Mecelle (1869-1876), Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki komisyon tarafından hazırlanmış ve yalnızca Hanefi fıkhının 'muamelat' (borçlar, ticaret, eşya hukuku) kısmını modern bir kanun formatında düzenlemiştir. Aile hukuku, miras ve kişi hukuku gibi alanlar kapsam dışında kalmış; bu alanlar şer'iye mahkemelerinde geleneksel usullerle uygulanmaya devam etmiştir. Mecelle bu hâliyle tam bir medeni kanun değil, belirli alanlarla sınırlı yarım kalmış bir kodifikasyon girişimidir.
19. II. Abdülhamit döneminde (1878-1908) uygulanan 'Hamidiye politikası' olarak adlandırılan yönetim anlayışının paradoksal niteliği aşağıdakilerden hangisinde en kapsamlı biçimde ifade edilmektedir?
- A) İslamcı söylemi siyasi meşruiyet aracı olarak kullanırken iç politikada laik bir idari yapıyı sürdürmesi
- B) Sansür uygulanırken matbaacılığın ve kitap yayıncılığının teşvik edilmesi, böylece denetimli bir aydınlanmanın hedeflenmesi
- C) Azınlıklara yönelik baskıları yoğunlaştırırken uluslararası kamuoyuna Osmanlı hoşgörüsünü pazarlayan bir propaganda aparatı kurması
- D) Batılı teknolojiyi ve modernleşmeyi araçsal olarak kullanırken siyasi liberalizmi ve anayasacılığı baskı altına alması; demiryolu ağını, telgrafı ve okullaşmayı genişletirken meşrutiyet taleplerini şiddetle bastırması ✓
- E) Büyük güçlerle diplomatik denge politikası izlerken İttihat ve Terakki'yi kendi iktidarını pekiştirmek amacıyla gizlice finanse etmesi
II. Abdülhamit'in yönetimi, araçsal modernleşme ile siyasi tutuculuğu bir arada yürüten kendine özgü bir modeli temsil eder. Demiryolları, telgraf hatları, okullar (mektep), tıp ve mühendislik akademileri, Hicaz demiryolu gibi büyük projeler gerçekleştirilmiştir. Ancak aynı dönemde Kanun-ı Esasi askıya alınmış, meclis kapatılmış, muhalefet sürgüne gönderilmiş ve yoğun bir hafiye (istihbarat) ağı kurulmuştur. Bu çelişki 'Hamidiye paradoksu' olarak tarih yazımında geniş yer bulmaktadır.
20. Tanzimat döneminde kurulan Nizamiye mahkemelerinin şer'iye mahkemeleriyle bir arada bulunması, Osmanlı hukuk sisteminde özgün bir ikili yapı oluşturmuştur. Bu yapının yarattığı aşağıdaki sorunlardan hangisi, dönemin yargı modernleşmesinin en temel açmazını simgelemektedir?
- A) Nizamiye mahkemelerinin yargıç yetersizliği nedeniyle davaları yıllarca sonuçlandıramaması
- B) Şer'iye mahkemelerinin Tanzimat'tan sonra yalnızca gayrimüslim tebaanın davalarına bakacak biçimde yeniden düzenlenmesi
- C) Hangi mahkemenin yetkili olduğu konusundaki belirsizliğin davaların manipülasyonuna zemin hazırlaması ve çelişkili kararlar doğurması ✓
- D) Yabancı uyruklular için kapitülasyon mahkemelerinin üçüncü bir yargı katmanı oluşturarak iç hukuku tamamen işlevsiz kılması
- E) Nizamiye mahkemelerinde Fransız hukuku esas alınırken şer'iye mahkemelerinin Osmanlı Hanefî geleneğini sürdürmesi ve bu farkın vatandaşlar arasında derin bir hak eşitsizliği yaratması
Nizamiye ve şer'iye mahkemelerinin paralel işleyişi, yetki alanlarının zaman zaman örtüşmesi ve belirsizleşmesi gibi ciddi sorunlara yol açmıştır. Dava tarafları kendi lehine karar çıkarma olasılığını yüksek gördükleri mahkemeye yönelmiş; aynı konuda çelişkili kararlar ortaya çıkmış ve bu durum hukuk güvenliğini sarsmıştır. Bu yetki karmaşası, yargı reformunun bütünleşik değil parçacıl biçimde uygulanmasının kaçınılmaz sonucudur.
21. Balkan Savaşları'nın (1912-13) ardından İTC'nin ideolojik dönüşümü değerlendirildiğinde, savaş öncesi Osmanlıcılık vurgusundan Türkçülük ağırlıklı bir söyleme geçişi en doğru biçimde hangi tarihsel mekanizmayla açıklanabilir?
- A) Enver Paşa'nın kişisel Pan-Türkist ideolojisinin İTC programını doğrudan belirlemesi ve Osmanlıcılığın tasfiye edilmesi
- B) Almanya ile yapılan ittifak müzakerelerinde Alman tarafının Osmanlı'nın milliyetçi bir kimlik benimsemesini ön koşul olarak öne sürmesi
- C) Balkan topraklarının yitirilmesinin Hristiyan ve Müslüman Osmanlı tebaasını bütünleştirme projesini fiilen çöküşe uğratması; geriye kalan homojen Müslüman-Türk nüfusun Türkçü kimliği işlevsel kılması ✓
- D) İTC'nin Arap vilayetlerindeki nüfuzunu yitirmesi sonucunda Türk seçkinlerinin kendi dar siyasi çıkarları doğrultusunda Türkçülüğü benimsemesi
- E) Ziya Gökalp'in Türk Ocakları aracılığıyla İTC üst yönetimini ideolojik olarak dönüştürmesi ve bu dönüşümün savaştan bağımsız biçimde gerçekleşmesi
Balkan Savaşları, Osmanlıcılık projesinin fiilen sonunu getirmiştir. Ortodoks Hristiyanların yoğun bulunduğu Balkan vilayetlerinin büyük bölümünün yitirilmesi, Osmanlı nüfusunu demografik açıdan Müslüman ve giderek daha Türkçe konuşan bir yapıya doğru yöneltmiştir. Bu demografik gerçek, Türkçü kimlik siyasetini hem ideolojik hem de pratik açıdan daha cazip kılmıştır. Böylece Türkçülük, soyut bir ülkü olmaktan çıkıp mevcut durumla örtüşen işlevsel bir ideolojiye dönüşmüştür.
22. Tanzimat Fermanı'nın (1839) ilanında, Osmanlı'nın içinde bulunduğu dış baskılar kadar iç dinamiklerin de belirleyici olduğu bilinmektedir. Aşağıdakilerden hangisi, Tanzimat'ın yalnızca bir 'Batı baskısına boyun eğme' değil, aynı zamanda merkezi bürokrasinin kendi çıkarlarını pekiştirme girişimi olduğunu kanıtlamaya en elverişli argümandır?
- A) Fermanın Londra'da değil İstanbul'da ilan edilmesi
- B) Mustafa Reşid Paşa'nın hem fermanı kaleme alan hem de sonraki süreçte Dışişleri'ni yöneten kişi olması
- C) Fermanın Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler sistemine entegrasyonunu öngörmesi
- D) Fermanın, Mısır meselesi çözüme kavuşmadan önce ilan edilerek İngiltere'nin desteğini kazanma amacı taşıması
- E) Fermanın askerlik ve vergi düzenlemeleriyle yeniçeri artıklarını ve ayanı tasfiye eden bürokratik merkezileşmenin hukuki çerçevesini oluşturması ✓
Tanzimat Fermanı; askerlik yükümlülüğünü düzenleyerek ayanın askeri gücünü, vergi reformuyla da mültezim sınıfını zayıflatan düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler, merkezi bürokrasinin (Bab-ı Ali) padişah karşısında da taşra güçleri karşısında da konumunu güçlendirmiştir. Diğer şıklar ya salt dış politika motivasyonuna (C, E), ya kişisel kariyer çözümlemesine (B), ya da anlamsız bir coğrafi ayrıma (A) işaret etmekte; merkezi bürokrasinin yapısal çıkarlarını fermanın içeriğiyle ilişkilendirememektedir. D şıkkı, fermanın sosyo-ekonomik içeriğini bürokratik merkezileşmeyle doğrudan ilişkilendiren tek argümandır.
23. Islahat Fermanı (1856), Tanzimat Fermanı'ndan (1839) farklı olarak azınlıkların haklarını çok daha ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Aşağıdakilerden hangisi bu iki ferman arasındaki en temel niteliksel farkı açıklar?
- A) Tanzimat Fermanı'nın yalnızca Müslüman tebaayı, Islahat Fermanı'nın ise tüm tebaayı kapsaması
- B) Tanzimat Fermanı'nın ticari, Islahat Fermanı'nın ise siyasi reformları içermesi
- C) Islahat Fermanı'nın azınlıklara Müslümanlarla eşit vergi yükümlülüğü getirmesi
- D) Islahat Fermanı'nın Kırım Savaşı'nı sonlandıran Paris Antlaşması'nın bir ön koşulu olarak Avrupalı devletlerin baskısıyla hazırlanması, bu nedenle Tanzimat'tan farklı olarak iç siyasi otonomiye dayanmaması ✓
- E) Tanzimat Fermanı'nın padişah iradesiyle, Islahat Fermanı'nın ise Meclis kararıyla ilan edilmesi
Islahat Fermanı, Kırım Savaşı'nı bitiren Paris Kongresi öncesinde (Şubat 1856) İngiltere, Fransa ve Avusturya'nın açık baskısıyla hazırlanmış ve Paris Antlaşması'nın 9. maddesiyle uluslararası garantiye alınmıştır. Bu durum fermanı, Tanzimat'tan farklı olarak iç siyasi bir dönüşümün değil, dış güvence altına alınan bir zorunluluğun ürünü yapmaktadır. A şıkkı hatalıdır; Tanzimat da 'tüm tebaa' için genel güvenceleri kapsamakta olup azınlık ayrımı yapmamaktadır. C ve D şıkları tarihsel olarak yanlıştır. E şıkkı aşırı sadeleştiricidir ve temel niteliksel farkı yansıtmamaktadır.
24. Ali Paşa ve Fuat Paşa dönemi (1861-1871) Tanzimat'ının, Mustafa Reşid Paşa döneminden (1839-1858) en belirgin biçimde ayrıştığı özellik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Reformların ideolojik hedefi olarak Osmanlıcılığın 'tepeden inme' bir devlet politikası haline gelmesi ve azınlıkların millet sistemindeki ayrıcalıklarını törpülemeye yönelik adımların atılması ✓
- B) Tanzimat'ın Avrupa hukukundan esinlenen ticaret ve ceza kanunnamelerini tamamlaması
- C) Ali ve Fuat Paşaların anayasal monarşiye daha sıcak bakması
- D) Reformların meşruiyetini artık İslami söylemle değil açıkça pozitivist-laik gerekçelerle temellendirmeleri
- E) Reform sürecinin artık büyük güç müdahalesine kapalı, tamamen iç dinamiklerle yürütülmesi
Mustafa Reşid Paşa döneminde Tanzimat daha çok azınlıkları kapsayan genel taahhütler ve dış baskılara yanıt niteliği taşırken, Ali ve Fuat Paşa döneminde 'Osmanlıcılık' ideolojisi bilinçli bir devlet politikasına dönüştürülmeye çalışılmıştır. 1869 tarihli Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnamesi bu yaklaşımın somut ürünüdür. Bunun yanı sıra millet sisteminin ayrıcalıklarını sınırlamaya yönelik adımlar bu döneme özgüdür. A şıkkı yanlıştır; her iki grup da anayasacılığa mesafelidir. B şıkkı yanlıştır; Girit krizi (1866-1869) büyük güçlerin müdahalesini sürdürdüğünü göstermektedir. C şıkkı yanlıştır; her iki dönem de İslami meşruiyet söylemini büsbütün terk etmemiştir. E şıkkı doğruluk payı taşısa da yalnızca teknik-hukuki süreci tanımlamakta, iki dönemi birbirinden ayırt etmemektedir.
25. Yeni Osmanlılar hareketi (1865-1878), Tanzimat bürokratlarıyla aynı Batılılaşma çizgisinde görünmekle birlikte onlardan köklü biçimde ayrışmaktaydı. Bu ayrışmanın özündeki çelişkiyi en doğru biçimde hangisi ifade eder?
- A) Tanzimat bürokratları reformu padişah otoritesini güçlendirerek sürdürürken, Yeni Osmanlılar reformun ancak halkın katılımıyla, yani meşruti bir yönetimle meşrulaşabileceğini savunmaktaydı; aynı zamanda İslami kavramları (şura, meşveret) anayasal argüman olarak kullanmaları Batıcı bürokratları şaşırtıyordu ✓
- B) Yeni Osmanlıların Fransız İhtilali'nden değil İngiliz parlamentarizminden etkilenmesi
- C) Yeni Osmanlılar Batı teknolojisini reddederken Tanzimat bürokratları benimsemekteydi
- D) Yeni Osmanlılar Osmanlıcılığı reddedip Türk milliyetçiliğini savunmaktaydı
- E) Tanzimat bürokratları meşrutiyeti ilan etmiş, Yeni Osmanlılar ise bunu sabote etmişti
Yeni Osmanlılar (Namık Kemal, Ziya Paşa vb.) ile Tanzimat bürokratları arasındaki temel çelişki şuradadır: Tanzimat bürokratları (Ali ve Fuat Paşa), reformu tepeden inen, halkı dışarıda bırakan bir süreç olarak yürütmekte ve bu onların Bab-ı Ali bürokrasisindeki konumlarını güçlendirmekteydi. Yeni Osmanlılar ise meşvereti (danışma) İslam'ın ilkesi olarak sunarak hem Batılı parlamentarizmi hem de İslami geleneği sentezliyordu. Bu çift taraflı referans çerçevesi, onları Tanzimat bürokratlarından hem ideolojik hem de siyasi olarak ayıran özgün konumu oluşturuyordu. A ve C şıkları tarihsel olarak yanlıştır. D şıkkı kronolojik açıdan imkânsızdır. E şıkkı belirli bir doğruluk payı taşısa da temel çelişkiyi açıklamamaktadır.