Paragraf Test 8
Bir romanın yüzlerce sayfayla yapamadığını, kimi zaman dört sayfalık bir öykü başarır. Yaşanan bir anla, kesitle ya da can alıcı bir cümleyle bir görüntüyü, sesi, insanı birden içinizde duyarsınız; o güne kadar anlayamadığınız bir insanlık hâlini sezersiniz içiniz sızlayarak. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Bir romanın yüzlerce sayfayla yapamadığını, kimi zaman dört sayfalık bir öykü başarır. Yaşanan bir anla, kesitle ya da can alıcı bir cümleyle bir görüntüyü, sesi, insanı birden içinizde duyarsınız; o güne kadar anlayamadığınız bir insanlık hâlini sezersiniz içiniz sızlayarak. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- A) Öyküde insanların iç dünyaları daha ayrıntılı olarak verilir.
- B) Öykü yazmak romana göre daha zordur.
- C) Öykünün romana göre daha yoğun ve etkileyici bir anlatımı vardır. ✓
- D) Roman yazmak, belli bir birikim ve deneyim gerektirir.
Sadece dört sayfayla, tek bir anla veya can alıcı bir cümleyle insanın içine işlemek ve bir insanlık hâlini sezdirmek, öykünün (romana kıyasla) çok daha yoğun ve sarsıcı/etkileyici bir gücü olduğunu yansıtır.
2. Ben, yapıtlarımın hiçbirini kurgulamadım. Tamamıyla kendiliğinden gelişti her eserim. Çünkü dil, biz yazarların istediği şekli verebileceği bir varlık değil. Dilin bir gücü var ve birçok şeyi kendisi getiriyor. Kendiliğinden, üstelik beni şaşırtarak gelişiyor eser. Dolayısıyla bir sanatçının, eserin ortaya koyucusu olduğu iddiasına güler geçerim sadece. Böyle düşünen biri aşağıdakilerden hangisini söylerse kendisiyle çelişmiş olur?
- A) Yapılan bir planın, eserin oluşmasında hiçbir etkisinin bulunmadığını düşünüyorum.
- B) Yeni bir eser yazmadan önce kapsamlı bir tasarlama yapar ve buna göre eserimi oluştururum. ✓
- C) Romandaki kişilerin bazen bana rağmen konuşmalarına engel olamıyorum.
- D) Düşündüklerimle yazdıklarım arasındaki farklılık eserin beni de aşan yönünü ortaya koyuyor.
Yazar metinde 'hiçbirini kurgulamadım', 'kendiliğinden gelişti' demektedir. 'Kapsamlı bir tasarlama (kurgu) yapıp ona göre yazarım' diyen biri, metindeki kendiliğinden gelişme fikriyle çelişmiş olur.
3. Roman, kurmacasal bir çabanın ürünüdür. Doğal olarak yaşamı değil, yazarın düş dünyasını yansıtır. Okuyucuda “O kadar gerçekçi ki inandırıcılığı yok.” izlenimi uyandırmamalıdır roman. Bu parçada tırnak içinde verilen sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Okurların sanat yönü zayıf eserleri beğenmeleri imkansızdır.
- B) Romancılar, gerçekçiliğin dozajını ayarlayamazsa eserlerinin inandırıcılığına gölge düşürürler. ✓
- C) Toplumla iç içe olmak, romanlarda yaşamı anlatmak için yeterli olmaz.
- D) Romanlarda anlatılan yaşamlar, gerçek yaşamda asla görülmez.
Yazar, gerçekliğin ölçüsü aşıldığında absürtlüğün ve inandırıcılığın kaybolacağından bahsederek kurgu (roman) ile aşırı gerçeklik dozajı arasındaki hassas dengeye dikkat çekmiştir.
4. Bütün edebiyat yapıtları okurlar için yazılır. Ancak okurun satın alması düşünülerek yazılmış bir edebiyat yapıtı olamaz. Yazarın görevi yazmaktır. Yapıtın değerini keşfetmek ya da fark edememek de toplumun bileceği bir iştir. Çok okunduğu için değerli sayılmış kötü bir yapıt ya da okunmadığı için değersiz bulunmuş iyi bir yapıt yoktur edebiyatımızda. Kısacası nitelikli eserler her durumda kalıcılığı ve ilgiyi yakalayacaktır. Bu parçada vurgulanan düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Gerçek edebiyat eseri, hak ettiği değeri mutlaka bulur. ✓
- B) Okurların bir yapıtın değerini anlaması uzun zaman alır.
- C) Edebi ürünleri başarıya ulaştıran yakaladıkları satış rakamlarıdır.
- D) Her sanat yapıtı mutlaka birilerine seslenir.
Parçanın son cümlesindeki "nitelikli eserler her durumda kalıcılığı ve ilgiyi yakalayacaktır" ifadesi ve çok okunan kötü / az okunan iyi yapıt olmadığı düşüncesi, gerçek sanat eserinin hak ettiği değeri mutlaka göreceğini vurgulamaktadır.
5. Şiir okumak, yazmak iyidir, hoştur da yazdıklarını başarılı birer yapıt sayarak ortaya çıkmak hoş değildir. Şairlik heveslilerinin en başta yapacakları, kendilerinden önce neler yazılmış, nasıl yazılmış, hangi gerekçelerle, sürüklenmelerle, duygulanmalarla yazılmış bunları bilmek, özümsemek, incelemektir. Kaç kişi bunu yapar? Kendi beğenisini şaşmaz ölçüt sayan kişi hemencecik toplar dizelerini bir kitapta, getirir sunar, “eleştirinizi bekliyorum” diyerek. Nesini eleştireceksiniz, ne diyeceksiniz, şaşırıp kalırsınız. Bu parçada genç şairlerle ilgili asıl yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Şiirlerine yönelik yazılan eleştirileri dikkate almamalarından
- B) Usta şairleri aynen taklit etmelerinden
- C) Şiirlerinde yalnız bireysel konuları işlemelerinden
- D) Kendilerinden önce ortaya konan ürünleri incelememelerinden ✓
Yazar, şairlik heveslilerinin 'kendilerinden önce neler yazılmış nasıl yazılmış bunları incelemeden' ortaya çıkmasından yakınmaktadır.
6. Eleştirmen-yazar arasında hiyerarşik bir ilişkiden söz etmek problemli bir yaklaşımdır. Çünkü yazar ve eleştirmen alt-üst ilişkisinin olmadığı yatay bir düzlemdedir. Nasıl, eleştirmen yapıt odaklı değerlendirmeler yapan bir yazar sayılırsa ve yazarın üzerinde konumlandırılamazsa; kendi ürettiği yapıt üzerinden varlık bulan yazar da eleştirmenin üstünde değildir. Bu parçada anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eleştirinin olmadığı yerde sanat ve sanatçının varlığından söz etmek anlamsızlaşır.
- B) Edebiyat ve eleştiri birbirlerinin oluşumunu beslediklerinden denk bir konumdadır. ✓
- C) Sanat ve edebiyat ortamının yetkinliği eleştiri kurumunun yetkinliğiyle doğru orantılıdır.
- D) Yapıtın en doğru biçimde anlaşılması için, eleştiri kaçınılmaz bir gereksinimdir.
Yazar ve eleştirmen arasında alt-üst (hiyerarşik) bir ilişkinin değil, yatay bir düzlemde eşit (denk) bir ilişkinin olduğu anlatılmaktadır.
7. Edebiyat yapıtında temel amaç, bir düşünceyi okura iletmek değildir. Yine de edebiyat bir düşüncenin aktarılmasında araç olabilir. Yazar, hayal gücünün ve duygu dünyasının elverdiği ölçüde düşüncelerini yapıtına yansıtabilir. Ancak yapıtta düşünce, bardaktaki suyun içinde erimiş buz parçası gibi olmalı, içeni etkilemeli; ancak görünmemelidir. Bu parçaya göre bir yazarın asıl yapması gereken aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yapıtlarında, sadece düşünceyi öne çıkarmak
- B) Düşüncelerini soyut kavramlardan uzaklaştırıp gerçeklere dayandırmak
- C) Düşüncelerini, yapıtın içinde belli olmayacak şekilde vermek ✓
- D) Yapaylıktan uzak bir anlatımı tercih etmek
Parçada düşüncenin, edebiyat yapıtında 'suyun içinde erimiş buz parçası' gibi içeni etkilemesi ama görünmemesi gerektiği benzetmesiyle, bağırgan olmaması (belli edilmeden verilmesi) gerektiği belirtilmektedir.
8. Çocukluğumda resim yapmak, benim en büyük zevkimdi. Gençlik yıllarımda ise büyük bir merakla müziğe yöneldim. O zamandan beri de büyük bir tutkuyla müzik çalışmalarıma devam ediyorum. Uğraş olarak müzikte karar kılmamda ve müziğe aşk derecesinde bağlılığımın oluşmasında, yüreğimde biriken duyguların bütün insanlarda ortak olduğunu fark edip bunu en iyi müzikle dile getireceğimi anlamam etkili olmuştur. Bu sözleri söyleyen kişi, müziğin hangi özelliğini vurgulamaktadır?
- A) İleri yaşlarda öğrenilebildiğini
- B) Diğer sanatlardan üstün olduğunu
- C) Evrensel bir nitelik taşıdığını ✓
- D) İnsanı belli yönleriyle anlattığını
Yazar, 'yüreğimde biriken duyguların bütün insanlarda ortak olduğunu fark edip bunu en iyi müzikle dile getireceğimi anlamam' sözüyle müziğin tüm insanları kapsayan, evrensel bir yönü olduğunu vurgulamaktadır.
9. Şiirin sadece anlamdan oluştuğunu söylemek ne derece hatalıysa yalnızca ses ve söyleyişten ibaret olduğunu ileri sürmek de o denli yanlıştır. Şiirde ses ve anlam, insanda bedenle ruh gibidir. Bedeni ruhtan, ruhu da bedenden ayrı düşünemediğimiz gibi, şiirde de sesi anlamdan, anlamı da sesten ayıramayız. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sözü şiir yapan, şairin söyleyiş güzelliğidir.
- B) Şiir, şairin gözlemlerini ve duygularını yansıtır.
- C) Şiir, kişisel duyguların estetik bir yapı içerisinde aktarılmasıyla oluşur.
- D) Şiir, biçim ve içerikten oluşmuş bir bütündür. ✓
Parçada şiirde ses ve anlamın birbirinden ayrılamayacağı, ikisinin bir bütün olduğu vurgulanmıştır. Bu da şiirin biçim (ses/söyleyiş) ve içerik (anlam) yönüyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu gösterir.
10. Elimde yer yer okurun sabrını sınama noktasına gelip dayanan dil karmaşasına karşın mutlaka okunması gereken bir yapıt var. Okurken biraz zorlanıyorsunuz; ancak yapıt bittiğinde, çektiğiniz zahmetin gereksiz olmadığını düşünüyorsunuz. Son sayfaya geldiğinizde, okumadan önceki siz olarak kalmıyorsunuz; bir şeyler ekleniyor, katılıyor kişiliğinize. Bir yazı yapıtını değerli kılan da okura bu olanağı vermesi değil midir? Bu parçaya göre, bir yazın yapıtını değerli kılan özellik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Okurun beklentilerine cevap vermesi
- B) Okuru etkilemesi ve onun kişiliğini zenginleştirmesi ✓
- C) Yalın ve akıcı bir üslupla oluşturulması
- D) Anlatılanların yoruma açık olması
'Son sayfaya geldiğinizde, okumadan önceki siz olarak kalmıyorsunuz; bir şeyler ekleniyor, katılıyor kişiliğinize.' cümlesi, okunulan kitabın kişinin kişiliğini zenginleştirdiğini, ona şeyler kattığını açıkça göstermektedir.
11. (I) Şiir yazmaya başladığım sıralarda meşhur olmaya çok imrendiğimi saklamayacağım. (II) Fakat sonra sonra gerçek şöhretleri yalancı şöhretlerden ayırt etmeye başlayınca bir okuyucu kitlesi tarafından sevilip beğenilmenin kolay bir şey olmadığını anladım. (III) Hem bırakın meşhur olmayı, gerçek güzel bir şey yazmanın insana verdiği haz az şey midir? (IV) Üç beş edebiyatçı, beş on şiir okuyucusu tarafından bilinmeye şöhret denemez şüphesiz. (V) Bugün az çok meşhur sayılan bir şair olarak şöhretin bir sanatçı için amaç olmaması gerektiğini söylemek istiyorum. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde sanatçının düşüncesinde yanıldığı anlaşılmaktadır?
- A) II. ✓
- B) V.
- C) I.
- D) III.
'Fakat sonra sonra... anladım' ifadesi ile yazarın meşhur olmaya olan hevesinin (I. cümle) asılsız veya kolay elde edilecek bir şey olmadığı gerçeği ile yüzleştiği yani meşhur olmanın kolay olduğu düşüncesinde yanıldığı II. cümlede dile getirilmiştir.
12. Eleştiri türü yapıtlar, bir roman veya bir öykü gibi okunamaz. Ayrıca bu tür eserler okura edebî bir zevk vermekten uzaktır. Dolayısıyla okur kitlesi sınırlıdır. Okura bakan yönüyle eleştirinin durumu budur. Ancak eleştirmen yönünden bakıldığında eleştiri, çok keyifli bir uğraş olarak çıkmaktadır karşımıza. Eleştirinin onlar için; okurları aydınlatmak, okura yeni şeyler öğretmek ve onların, sanat eserlerini her yönüyle anlamalarını sağlamak gibi zevk olarak gördükleri yanları vardır. Bu parçanın bütününde anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eleştirinin, okur ve eleştirmen açısından farklı yanlarının bulunduğu ✓
- B) Eleştiri türü eserlerin okurlar tarafından sıkıcı olarak nitelendirildikleri
- C) Eleştirinin, okurun bilinçlenmesinde önemli bir rolünün olduğu
- D) Eleştirmenlerin, değerlendirmelerinde okuru yönlendirme amacı güttüğü
Parçanın bir yarısında eleştirinin 'okura bakan yönü'nden, diğer yarısında ise 'eleştirmen yönünden' bakıldığında farklı durumlar çıkardığı; dolayısıyla her iki kesim açısından da farklı durumlar bulunduğu anlatılmıştır.
13. En sağlam yenilik, eski temaları yeni duygularla işleyen yeniliktir. Başka bir ifadeyle yenilik, şiirin en eski kahramanları olan gül ve bülbülü atıp yeni ögeler bulmada değil, gülü ve bülbülü farklı anlamadadır. Sanatta ustalık, eski sazdan yeni sesler çıkarmak olduğundan, büyük sanatçıların hemen hepsi bu yolda yürümüşlerdir. Madem şimdiye dek söylenmemiş söz kalmadı, o halde söylenmişlere yeni noktalardan yaklaşabilmek… Klasik eserlerin en belirgin özelliği işte budur. Bu parçaya göre, klasik eserlerin en belirgin özelliği, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Alışılmış konuları, farklı bakış açılarıyla ele alması ✓
- B) Yeni yorumlara her zaman açık olması
- C) Usta sanatçıların elinden çıkması
- D) Okurların ilgisini çeken konuları işlemesi
Parçada "eski temaları yeni duygularla işleyen... söylenmişlere yeni noktalardan yaklaşabilmek" ifadeleri, klasik eserlerin daha önce işlenmiş (alışılmış) konuları farklı bakış açılarıyla ele aldığını açıkça ortaya koymaktadır.
14. En başarılı yaşam öykülerinin, yakından tanıdıkları kimseleri anlatan yazarların yazdığı yaşam öyküleri olduğu söyleniyor. Ama bu durumun da birtakım sakıncaları var. Anlatılan kişiyi tanımak, hele o kişinin yakını olmak, o kişinin yaşamındaki olaylarda taraf tutmaya yol açar. Dahası, yaşam öyküsünü anlatacağınız kişinin bazı davranışlarına öfkelenmiş, bazı başarılarını kıskanmış olabilirsiniz ya da aranızda bir türlü unutamadığınız bir kırgınlık yaşanmış olabilir. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yaşam öyküsü yazarken objektif olmak gerektiği
- B) Tanıdıkların yaşam öyküsünü yansız bir tutumla anlatmanın zor olduğu ✓
- C) Her yaşam öyküsünün gerçekleri yansıtmadığı
- D) Yaşam öyküsü yazmanın güç bir iş olduğu anlatılıyor.
Parçada, yakından tanınan kişilerin yaşam öyküsünü yazarken taraf tutma ihtimali, kıskançlık veya öfke gibi duygular sebebiyle tarafsız, yani yansız bir tutum sergilemenin çok zor olduğu anlatılmaktadır.
15. (I) Salın, on beş yirmi günde bir temizlenen bir bekar evi gibi dağınıktı. (II) Epey giyilmiş kirli bir çift çorap sandalyenin arkalığına asılmıştı. (III) Krem bir gömlek, ütüsüz kahverengi bir pantolon gelişigüzel fırlatılmıştı koltuğa. (IV) Odanın duvarlarında ünlü ressamlara ait olan güzel resimler görülüyordu. (V) Portatif küçük bir masada yemek artıklar, boş şişeler, kirli tabaklar bırakılmıştı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) I.
- B) III.
- C) IV. ✓
- D) II.
Parçanın genelinde odanın dağınıklığı ve kirliliği betimlenirken, IV. cümlede duvarlardaki güzel resimlerden bahsedilmesi bu olumsuz betimleme akışını bozmaktadır.
16. … Çünkü en derin düşünceler ve en soylu duygular gerçek derinliklerini, gerçek büyüklüklerini ancak birer özgün sanat biçimi içinde ifade edilmesiyle kazanır. Bir yapıt salt anlattıklarıyla değerlendirilseydi insanlığın baş tacı ettiği konuları işleyen yapıtlar şaheser olurdu. Bu parçanın başına, anlam akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
- A) Sanatçıların yaşamsal deneyiminden beslenmeyen yapıtlar sanatseverlerce benimsenmez.
- B) Bir sanat yapıtı sadece biçemsel özellikleriyle bir değer taşımaz.
- C) Sanat yapıtları değerlendirilirken sadece yapıt göz önünde bulundurulmalıdır.
- D) Neyi anlatırsa anlatsın bir yapıtın, anlatımıyla değerleneceği yadsınamaz bir gerçektir. ✓
Metnin devamındaki 'birer özgün sanat biçimi' ve konuların tek başına yeterli olmadığı fikri, yapıtın değerinin anlatım biçiminde (üslup) yattığını savunan D seçeneği ile desteklenir.
17. Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçişin öyküsünü kaleme alan bir tarihci, kurumsal sorunların bireylere yansıma biçimlerini ayrıntılarıyla betimleyebilme olanağından elbette yoksundur. Ama geleneksel tarih bilgilerine göre Adalet Ağaoğlu’nun “Ölmeye Yatmak” romanının vereceği eğitimi de ekleyenler, çok ciddi bir geçiş dönemini bireysel yaşantıların sağladığı bakış açısından ve insan gerçeğinin türlü yansımalarıyla kavrayabilirler. Bir Yakup Kadri’nin eserlerine “Biraz da edebiyat okuyalım.” anlayışıyla değil, fakat gerçek edebiyat ürünlerinin -bütün sanat eserleri gibi-toplumun yansımaları olduğu bilinciyle eğilenler, içinde yaşadıkları toplumun Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk evrelerine kadarki haritasını kurumsal ve bireysel düzlemlerde çıkartabilirler. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisinin üzerinde durmaktadır?
- A) Sanat eserlerinin, geçiş dönemindeki sorunların bireylere yansımasını daha iyi ortaya koyduğu ✓
- B) Edebiyat eserlerinin, biraz da edebiyat okuyalım, mantığıyla değerlendirmenin doğru olmadığı
- C) Bilimsel doğrularla sanatsal doğruların birbiriyle uyumlu olmasının mümkün olmadığı
- D) Edebiyat ürünlerinin tarihsel bir belge olarak görülmesinin mümkün olmadığı
Tarih kitaplarının kurumsal düzeyde kaldığı, ancak edebiyat eserlerinin bu değişimlerin bireyler üzerindeki duygusal ve yaşamsal etkilerini yansıtmada daha başarılı olduğu anlatılmıştır.
18. Fethiye kıyıları, yaz aylarında insan akınına uğrar. Büyük kentlerden kopup gelen tatilciler tatil köylerine, kıyı kasabalarına, beyaz boyalı evlerin gölgesine atarlar kendilerini. Kızgın güneşin ter içinde bıraktığı bedenlerini denize bırakmakla geçirirler günlerini. Oysa, yaz sıcağında insanı bunaltan Fethiye, bahar aylarında bir düş kadar güzeldir. Özellikle yağmur sonralarında havada uçuşan, ama gözle görülmeyen küçücük su damlaları, güneş ışığını bir pırıltı sağanağına dönüştürür. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Birinci kişili anlatım ✓
- B) Benzetme
- C) Anlatıma duyguların katılması
- D) Karşılaştırma
Mevsimler karşılaştırılmış, benzetmeler yapılmış ve öznel bir anlatım tercih edilmiştir. Fakat anlatıcı olayları kendi üzerinden anlatmamıştır (III. şahıs anlatımı vardır).
19. Ben her şeyden önce bütün insanların iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Uluslararası düşmanlıkların halklar bazında olmadığını, politik sürtüşmelerin halklara mal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Unutmayın ki sende kişi başına 187 doların silah için harcandığı bir dünyada yaşıyoruz. Gezdikçe, gördükçe insanlar arasında kardeşlik köprüleri kuruluyor ve o zaman da insanları birbirine düşman eden ve silahlanmaya zorlayan politik zihniyetlerin anlamsızlığı ortaya çıkıyor. Bu parça aşağıdaki soruların hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
- A) Gezdiğiniz yerlerdeki insanlar size karşı hoşgörülü davranıyor mu?
- B) Uluslararası düşmanlıklar tarihsel nedenlere mi dayanıyor?
- C) Silahsızlanmayı sağlamanın sizce en etkili yolu nedir?
- D) Değişik ülkeler gezmenin insanlar arası ilişkileri olumlu yönde değiştirdiğine inanıyor musunuz? ✓
Gezgin, farklı coğrafyaları görmenin insanlar arasındaki ön yargıları yıktığını ve kardeşlik bağlarını güçlendirdiğini savunmaktadır.
20. Trenle, kararmış ahşap evlerin arasından geçtik. Bulunduğumuz vagon buz gibiydi ve küf kokuyordu. İstanbul’un tepelerine yaslanmış minareler, lambalar geride kaldı. Trenin raylara her dokunuşunda kulakları tırmalayan bir ses çıkıyordu. Yedikule surları, eskiliğine rağmen bütün haşmetiyle ayaktaydı. Birazdan güneş batacak ve İstanbul gözlerden yavaş yavaş kaybolacaktı. Bu parçanın anlatımında aşağıdaki duyuların hangisinden yararlanılmamıştır?
- A) Tatma ✓
- B) Dokunma
- C) İşitme
- D) Görme
Vagonun soğukluğu (dokunma), çevre (görme) ve rayların sesi (işitme) metinde vardır. Ama tad alma duyusu kullanılmamıştır.
21. Sabah uyanır uyanmaz akla ilk gelen, ince belli bardaklarda şöyle tavşankanı bir çay içmektir. Gün ilerler, öğle yemeği yenir; üstüne çay içilir, çayın beraberinde sohbetin de tadına varılır. Akşama doğru beş suları, bir bardak çay, yanında da çıtır çıtır simit ve beyaz peynir… İşte, çay bizim yaşam kültürümüzde böylesine önemli bir yer tutar. En az İngiliz, Çin ve Japon kültüründe olduğu kadar… Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Birden fazla duyudan yararlanılmıştır.
- B) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
- C) Karşıt kavramlar kullanılmıştır. ✓
- D) Öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.
Metinde farklı duyulardan (tavşankanı: görme, çıtır çıtır: işitme) ve öykülemeden yararlanılmıştır. 💡 ÖSYM Püf Noktası (Sıkça Karıştırılır): • 'Uyanır uyanmaz' fiil ekleriyle kurulan bir ikilemedir; KARŞIT KAVRAM (Zıt Anlam) DEĞİLDİR. Bir fiilin olumsuzu o fiilin zıttı veya karşıt kavramı sayılamaz (gelmek-gelmemek zıt anlamlı olmadığı gibi). • Metinde karşıt kavramlar kullanılmadığı için C seçeneği 'söylenemez' ve doğru yanıttır.
22. … Çünkü, eğitim gördüğüm Fransız Lisesindeki sıkıntılı hava, beni yazmaya yöneltti. Anneme yazdığım uzun mektuplarda bu sıkıntılara biraz da sınıfta okuduğumuz edebi parçalardan esinlenerek parlak sözcükler ve süslü cümlelerle anlatmaya çalışıyordum. Baudelaire’i okuyunca onun gibi yazabilir miyim, diye düşündüm. Lamartine’le karşılaşınca kalemi elime aldım. Başladım karalamaya. Bu parçanın başına aşağıdakilerin hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) Lise yıllarımda gazeteye ilgim edebiyat dersiyle başladı.
- B) Lise yıllarına geldiğimde yazı yazmaya merakım daha arttı. ✓
- C) Edebiyata karşı duyduğum heves edebiyat öğretmenimin yönlendirmesiyle başlamıştır.
- D) Yapılan hiçbir şeyden kolay kolay memnun olmayan bir çocuktum.
Devamında lise yıllarındaki yatılı okul hayatı ve mektup yazma süreciyle edebiyata atılan ilk adımlar anlatıldığı için giriş cümlesi de bu dönemi belirtmelidir.
23. Adında “dil” kelimesinin olması, bir derginin dil dergisi sayılmasına yetmez. Dil dergisinin bazı işlevleri olmalı bence. Öncelikle; dil dergisi dilin teknik yönünü, yani dilin kurallarını, kullanımını, geliştirilmesini önde tutmalıdır. İkinci olarak da dilin kazanımlarının korunması için savaşımlarını sürdürmeli, dili yozlaştıranların önlerine dikilmeli, yanlışları sergilemeli; doğru, iyi, güzel kullanımın örnekleriyle okuyucusunu donatmalıdır. Bu parçaya göre, aşağıdakilerden hangisi dil dergisinin işlevlerinden biri olamaz?
- A) Dilin doğru olmayan kullanımlarını göstermek
- B) Dilde görülen yanlış gidişe engel olmak
- C) Sayfalarını, dilin kurallarına uygun ve edebi zevk taşıyan kullanımlara açmak
- D) Sayfalarında daha çok, yeni sanatçıların dil konusundaki yazılarına yer vermek ✓
Parçada dil dergisinin teknik, korumacı ve eğitici işlevleri üzerinde durulmuş, ancak sanatçıların kıdemine dair bir işlevden bahsedilmemiştir.
24. … Böyle biri için önemli olan, bir yapıtı ilk okuyuşta ondan edindiği izlenimdir. Böyle okurlar yapıtı, okuduktan sonraki duygularına göre iyi veya kötü bulur. Halbuki böyle bir bakışla sanat yapıtının güzelliklerini görmek mümkün değildir. Böyle okurlar, yapıta yönelik doğru değerlendirme yapacak birikime ulaşıncaya kadar eleştirmenlerin yardımına başvurmalıdır. Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
- A) Bir yazınsal yapıta, sıradan bir okurun bakışı genellikle derinlikten yoksundur. ✓
- B) İncelemelerini yapıtın dışına çıkarmayan eleştirmenler değerlendirmelerinde hataya düşebilir.
- C) Sanatçıları, daha iyi eserler vermek için zorlayan okurlar da vardır.
- D) Her okurun aynı zamanda iyi bir eleştirmen olmasını beklemek boşunadır.
Sadece ilk izlenime ve duygularına göre karar veren okurların, sanat yapıtının gerçek güzelliklerini göremeyeceği ve bu yüzden eleştirmen desteğine ihtiyaç duyduğu ifade edilmiştir.
25. (I) Bugün edebiyatımızda işini ciddiye alan, çalışkan romancılara ihtiyaç var. (II) Belgesel kitapların ilgi görmeye başlamasını nitelikli yapıtların eksikliğine bağlıyorum. (III) Belgesiz, tümüyle imge ürünü romanlar yazılmaya, okunmaya devam edilecek belki de. (IV) Ama bugün tezli ve gerçekçi romanlara daha çok ilgi gösteriyor roman okuyucusu. (V) O yüzden romancılık, artık bir “meslek” olmalı, romancılar kendilerini sadece bu işe adayarak belgeler ışığında, titiz araştırmalar sonucunda romanlarını yazmalıdır. Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) IV.
- B) V. ✓
- C) I.
- D) II.
Parçanın bütününde savunulan 'romancılığın titiz araştırmalara dayanması gerektiği' fikri en kapsamlı şekilde V. cümlede özetlenmiştir.