menu
MemurOl
Vatandaşlık Testleri

VATANDASLIK - temel haklar (Bölüm 5)

VATANDASLIK - temel haklar (Bölüm 5)

Soru 1 / 5

Olağanüstü hâl (OHAL) kararname yetkisi bakımından Anayasa'nın 121. maddesi (2017 öncesi) ile 119. maddesi (2017 sonrası) arasındaki en belirleyici fark aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (5 soru)
  1. 1. Olağanüstü hâl (OHAL) kararname yetkisi bakımından Anayasa'nın 121. maddesi (2017 öncesi) ile 119. maddesi (2017 sonrası) arasındaki en belirleyici fark aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) 2017 sonrasında OHAL kararnameleri kanun hükmünde kararname statüsünde değil, doğrudan Anayasa değişikliği niteliğinde kabul edilmektedir.
    • B) 2017 öncesinde OHAL kararnamelerinin anayasal dayanağı münhasıran Bakanlar Kurulu'ydu; 2017 sonrasında Cumhurbaşkanı bu yetkiyi tek başına kullanabilmektedir.
    • C) 2017 öncesinde OHAL kararnameleri Anayasa Mahkemesi denetimine tabiiydi; 2017 sonrasında bu denetim kaldırılmıştır.
    • D) 2017 öncesinde OHAL kararnameleri TBMM onayına sunulmazdı; 2017 sonrasında bu zorunluluk getirilmiştir.
    • E) 2017 öncesinde temel haklara ilişkin OHAL kararname düzenlemesi tamamen yasaktı; 2017 sonrasında serbest bırakılmıştır.

    2017 anayasa değişiklikleriyle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş; eski sistemde Bakanlar Kurulu'nun Cumhurbaşkanı başkanlığında aldığı OHAL kararname kararı, yeni sistemde münhasıran Cumhurbaşkanı'nın yetkisine bırakılmıştır. 2017 öncesinde de OHAL kararnameleri TBMM denetimine sunulurdu (A yanlış); AYM denetimi 2017 öncesinde de tartışmalıydı ve kesin yasak yoktu (B tartışmalı ama C daha doğrudan bir farkı yansıtır).

  2. 2. Sosyal devlet ilkesi bağlamında 'eşitlik' ve 'hakkaniyet' ayrımına ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin kabul ettiği yaklaşım hangisidir?

    • A) Pozitif ayrımcılık uygulamaları eşitlik ilkesiyle her koşulda bağdaşmaz.
    • B) Anayasa yalnızca şekli (formel) eşitliği güvence altına almaktadır; maddi eşitlik anayasal bir yükümlülük doğurmaz.
    • C) Eşitlik ilkesi, aynı hukuki durumda bulunanlar arasında farklı muameleyi yasaklar; farklı durumdakilere farklı muamele eşitlik ilkesini ihlal etmez, aksine zorunlu kılabilir.
    • D) Anayasa'nın 10. maddesi yalnızca cinsiyet eşitliğini düzenlemekte olup diğer ayrımcılık gerekçelerini kapsamaz.
    • E) Sosyal devlet ilkesi gereğince devletin güçsüzleri kayırması eşitlik ilkesini ihlal eder.

    AYM'nin yerleşik içtihadına göre Anayasa m.10'daki eşitlik ilkesi mutlak değil görelidir: aynı durumda bulunanlara aynı muamele, farklı durumda bulunanlara ise farklı muamele yapılmasını gerektirir. Güçsüz kesimlere yönelik pozitif ayrımcılık (kadınlar, çocuklar, engelliler vb.), maddi eşitliği sağlamaya yönelik olduğundan Anayasa m.10/4-5 kapsamında eşitlik ilkesiyle bağdaşır. C, D ve E yanlış; A ise Anayasa'nın 10. maddesinin bütününü yansıtmamaktadır.

  3. 3. Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi (nullum crimen, nulla poena sine lege) bakımından aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

    • A) Anayasa Mahkemesi, ceza kanunlarında belirsiz ve geniş kapsamlı ifadelerin kanunilik ilkesini ihlal etmediğine hükmetmiştir.
    • B) Türk hukukunda ceza normlarında aleyhe kıyas yasaktır; ancak lehe kıyas serbesttir ve uygulanması zorunludur.
    • C) Bu ilke yalnızca ceza kanunlarını bağlar; kabahatler ve idari para cezaları kıyas yasağının dışında tutulmuştur.
    • D) Kıyas yasağı yalnızca ceza normları bakımından geçerli olup idari yaptırım normlarında kıyasa başvurulabilir.
    • E) Kanunilik ilkesi; belirlilik, öngörülebilirlik ve kıyas yasağı unsurlarını kapsar; suçun ve cezanın kanunda açıkça tanımlanmış olması zorunludur.

    Kanunilik ilkesi üç temel unsuru kapsar: (i) yazılılık – suç ve ceza kanunda yazılı olmalıdır; (ii) belirlilik/öngörülebilirlik – düzenleme yeterince açık ve anlaşılır olmalıdır; (iii) kıyas yasağı – aleyhte yorum ve kıyas yasaktır. AYM de belirsiz ceza normlarını kanunilik ilkesine aykırı bulmuştur (E yanlış). D'deki 'lehe kıyasın zorunluluğu' tartışmalıdır; lehe yorum serbestisi söz konusu olup kıyas ayrı bir kavramdır.

  4. 4. Bireysel başvuru yolunun kabul edilebilirlik koşulları bakımından aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) Bireysel başvuruda süre, ihlale ilişkin nihai kararın tebliğinden itibaren altmış gündür.
    • B) Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu, 2010 anayasa değişikliklerinin ardından 23 Eylül 2012 tarihinde işlemeye başlamıştır.
    • C) Başvurucunun ihlal nedeniyle güncel ve kişisel bir mağduriyetinin bulunması gerekir.
    • D) Olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur; aksi hâlde başvuru kabul edilemez bulunur.
    • E) Bireysel başvuruda önem kriteri bulunmadığından her başvurunun esastan incelenmesi zorunludur.

    6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca AYM, bireysel başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olanlarını ya da anayasal açıdan önem taşımayanları kabul edilemez bulabilir. Dolayısıyla her başvurunun esastan incelenmesi zorunlu değildir; önem kriteri (açıkça dayanaktan yoksun olma, kabul edilemezlik) mevcuttur. E şıkkı bu nedenle yanlıştır. Diğer şıklar usul hukukuna uygun bilgiler içermektedir.

  5. 5. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin Anayasa m.34 ve AİHM içtihadının ortaklaştığı 'önceden izin alınmaması' ilkesi bakımından aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi en doğrudur?

    • A) Türk hukukunda toplantı ve gösteri yürüyüşleri önceden alınan valiliğe ait yazılı izne bağlı olup bu sistem AİHM tarafından onaylanmıştır.
    • B) Türk Anayasası da AİHM gibi salt bildirim sistemini benimsemiş olup iznin önceden alınması yükümlülüğü anayasaya aykırıdır.
    • C) AİHM'e göre izin sistemi m.11'i ihlal eder; Anayasa'da ise bu konuda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
    • D) Önceden bildirim yükümlülüğü, toplanma özgürlüğüne orantılı bir müdahale olabilir; ancak bu bildirim sistemi fiilen izin sistemine dönüştürülemez.
    • E) AİHM, toplantıların önceden bildirime tabi tutulmasını her koşulda m.11 kapsamında ihlal saymaktadır.

    AİHM içtihadı (Oya Ataman - Türkiye vb.), önceden bildirim yükümlülüğünün başlı başına toplanma özgürlüğünü ihlal etmediğini; ancak bildirimi fiilen izin şartına dönüştüren ya da eksik bildirim gerekçesiyle toplantıları dağıtan uygulamaların m.11 ihlali oluşturabileceğini ortaya koymuştur. Türk Anayasası da 34. maddede bu hakkı güvence altına almış; 2911 sayılı Kanun ise bildirim yükümlülüğü öngörmüştür. Saf izin sistemi anayasal güvenceyle bağdaşmaz; C şıkkı bu dengeyi en doğru şekilde yansıtmaktadır.