menu
MemurOl
Tarih Testleri

Genel Tekrar Testi - 247

Soru 1 / 25

Aşağıdaki gelişmeler kronolojik sıraya konulduğunda, Osmanlı anayasal sürecinin mantıksal tutarlılığını bozan halka hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıdaki gelişmeler kronolojik sıraya konulduğunda, Osmanlı anayasal sürecinin mantıksal tutarlılığını bozan halka hangisidir?

    • A) Sened-i İttifak → Tanzimat Fermanı → Islahat Fermanı → Genç Osmanlıların sürgünü → Kanun-i Esasi
    • B) Sened-i İttifak → Tanzimat Fermanı → Islahat Fermanı → Kanun-i Esasi → I. Meşrutiyet
    • C) Islahat Fermanı → Tanzimat Fermanı → Genç Osmanlıların sürgünü → I. Meşrutiyet → II. Abdülhamid'in tahta çıkışı
    • D) Tanzimat Fermanı → Islahat Fermanı → Müderris Kıyafet Nizamnamesi → Genç Osmanlıların yurt dışı faaliyetleri → I. Meşrutiyet
    • E) Tanzimat Fermanı → Islahat Fermanı → Genç Osmanlıların sürgünü → Kanun-i Esasi → Meclis-i Mebusan'ın açılışı

    Doğru‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kronoloji şöyledir: Tanzimat Fermanı (1839) → Islahat Fermanı (1856) → Genç Osmanlıların sürgünü (1867) → Kanun-i Esasi (1876) → I. Meşrutiyet'in ilanı (1876) → II. Abdülhamid'in tahtı devralması (bu sürecin içinde yer alır, tahta 1876'da çıkmıştır). C şıkkında 'Islahat Fermanı → Tanzimat Fermanı' sıralaması kronolojik açıdan tamamen yanlıştır; Tanzimat 1839, Islahat ise 1856 tarihlidir. Bu hata, kronolojik tutarsızlığı yaratan 'bozuk halka'dır. Diğer şıklardaki sıralamalar ya doğrudur ya da küçük kavramsal sorunlar içermekle birlikte mantık bütünlüğünü bu ölçüde bozmamaktadır.

  2. 2. Namık Kemal'in 'Hürriyet Kasidesi'nde dile getirdiği düşünceler ile Şinasi'nin 'Tercüman-ı Ahval' gazetesindeki yazıları karşılaştırıldığında, Tanzimat aydınının Batı liberalizmini nasıl özümsediğine dair aşağıdaki çıkarımlardan hangisi en savunulabilir olanıdır?

    • A) Tanzimat aydını, bireysel özgürlük yerine vatanperver kolektif kimlik üzerinde yoğunlaşarak liberalizmi İslamcı ve Osmanlıcı söylemle yoğuran melez bir dil kurmuş; bu da Batılı anlamda sivil toplum talebinden ziyade siyasi katılım talebine yönelmesine yol açmıştır
    • B) Şinasi'nin gazetecilik faaliyetleri yalnızca edebi amaçlar taşıdığından siyasi liberalizmin yaygınlaşmasına herhangi bir katkı sağlamamış; asıl siyasallaşma Namık Kemal'in ardından gelen kuşakta gerçekleşmiştir
    • C) Her iki aydın da Batı liberalizmini bütünüyle reddederek özgünlük söylemini Osmanlı-İslam geleneğine dayandırmış; hürriyeti Batılı değil tasavvufi bir kavram olarak konumlandırmıştır
    • D) Namık Kemal Rousseau'yu ve Montesquieu'yü doğrudan aktararak tam anlamıyla laik bir cumhuriyet talebini dile getirmiş; Şinasi ise bunu anayasal monarşi çerçevesinde savunmuştur
    • E) Her iki aydının Batı liberalizmine yaklaşımı özünde aynıdır; aralarındaki tek fark üslup ve yayın organı seçiminde gözlemlenebilmektedir

    Tanzimat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ dönemi aydınları Batılı hürriyet ve anayasa kavramlarını kendi toplumsal zeminlerine uyarlamıştır. Namık Kemal'de 'vatan', 'millet' ve 'hürriyet' kavramları liberalizmin bireyci zemininden koparılarak kolektif/vatanperver bir çerçeveye oturtulmuştur. Hürriyet, kişisel özgürlükten çok siyasi katılım ve ulusal bağımsızlık anlamında kullanılmıştır. Şinasi ise modernleşmeyi dil ve basın aracılığıyla tabana yaymaya çalışmıştır. Bu melez yapı, Batılı liberalizmin bütünüyle aktarılmadığını; İslami ve Osmanlıcı söylemle yoğrulduğunu gösterir. A yanlıştır çünkü her ikisi de Batılı kavramlardan beslendi. E ise Namık Kemal'in cumhuriyetçi değil meşrutiyetçi olduğunu göz ardı etmektedir.

  3. 3. I. Meşrutiyet'in (1876) ilan süreci değerlendirildiğinde, Kanun-i Esasi'nin Osmanlı anayasacılığı açısından aşağıdaki hangi kısıtı en belirleyici yapısal sorun olarak barındırdığı savunulabilir?

    • A) Kanun-i Esasi'nin gayrimüslim tebaa için ayrı seçim hükümleri öngörmesi nedeniyle meclisin ulusal temsil işlevini hiçbir zaman yerine getirememiş olması
    • B) Bakanlar Kurulu'nun padişaha değil meclise karşı sorumlu tutulmuş olması, yürütme yetkisini fiilen yasama organına devretmiş ve kurumsal çatışmanın önünü açmıştır
    • C) Kanun-i Esasi'nin yargı bağımsızlığını hiçbir maddesiyle güvence altına almamış olması, mahkemeleri doğrudan Bâb-ı Âli'ye bağlı kılmıştır
    • D) Kanun-i Esasi'nin 113. maddesiyle padişaha herhangi bir yargısal denetim ya da meclis onayı aranmaksızın sürgün kararı verme ve meclisi feshetme yetkisi tanınmış olması, anayasal güvenceleri işlevsiz kılmıştır
    • E) Kanun-i Esasi'nin Meclis-i Ayan üyelerini seçimle değil padişah atamasıyla belirlemiş olması, yasama gücünün yürütme denetiminden bağımsızlaşmasını fiilen engellemiştir

    Kanun-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Esasi'nin 113. maddesi, Osmanlı anayasacılığının Achilles topuğudur. Bu madde padişaha, devlet güvenliği için tehlikeli gördüğü kişileri meclis kararı ya da mahkeme hükmü aranmadan sürgün etme ve meclisi feshetme yetkisi vermiştir. II. Abdülhamid, Rusya ile savaşı (1877-78) gerekçe göstererek meclisi feshederek bu maddeyi kullanmış ve Meşrutiyet fiilen askıya alınmıştır. Bu yapısal sorun, anayasal denetim mekanizmalarını baştan çökertmiştir. A teknik olarak doğrudur ancak asıl belirleyici sorun değildir; Ayan, denge işlevi görebilirdi. E ise yanlıştır; bakanlar meclise değil padişaha karşı sorumlu tutulmuştu, bu da ayrı bir sorundur.

  4. 4. Osmanlı Devleti'nde 1876-1908 döneminde (II. Abdülhamid dönemi) basın ve eğitim politikaları birlikte değerlendirildiğinde, aşağıdaki sentez yargılarından hangisi bu dönemin ideolojik yapısını en tutarlı biçimde tanımlamaktadır?

    • A) Bu dönemde sansür ve eğitim genişlemesi arasındaki paradoks, aslında birbiriyle çelişmemekte; aksine devlet denetiminde modernleşmeyi hedefleyen İslamcı-paternalist bir yönetim anlayışının iki ayrı aracı olarak işlev görmektedir
    • B) II. Abdülhamid'in eğitim yatırımları, Avrupa'daki pozitivist akımlara doğrudan teslim olunduğunun kanıtı olup ileride İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni doğuracak olan laik aydın kuşağı bilinçli biçimde yetiştirilmiştir
    • C) Basın sansürü ve eğitim yatırımları birbirini dışlayan politikalar olduğundan, II. Abdülhamid dönemi kendi içinde tutarsız bir modernleşme süreci yaşamış ve bu nedenle kalıcı kurumsal gelişme sağlanamamıştır
    • D) II. Abdülhamid, hem basın üzerindeki sansürü hem de eğitimi yoğunlaştırarak her türlü modernleşme girişimine karşı çıkmış; bu dönemde açılan okullar yalnızca askeri personel yetiştirmek amacıyla işlev görmüştür
    • E) II. Abdülhamid döneminde açılan yüksekokullar ve idadiler, ağırlıklı olarak gayrimüslim tebaa için tasarlanmış olup Müslüman nüfusun eğitimden dışlandığı bir ayrımcı sistem inşa edilmiştir

    II.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Abdülhamid dönemi görünürde çelişkili iki politikayı eş zamanlı uygulamıştır: sıkı basın sansürü ve geniş çaplı eğitim yatırımları. Bu çelişki ancak dönemin yönetim felsefesiyle anlaşılabilir: padişah, devlet kontrolünde teknik-bürokratik modernleşmeyi desteklerken siyasi muhalefeti bastırmayı hedeflemiştir. Mekteb-i Mülkiye, Harbiye, Hukuk Mektebi gibi kurumlar bu dönemde güçlenmiş; ancak müfredatlara siyasi içerik sokulmamış, İslam kimliği ön plana çıkarılmıştır. Bu yapı, ironi olarak daha sonra muhalefeti örgütleyecek olan İTC kadrolarını da yetiştirmiştir. C bu sonucu doğru tespit etmekle birlikte niyeti yanlış yorumlamaktadır; padişah bu kuşağı bilinçli olarak yetiştirmemiştir.

  5. 5. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), 1908 Devrimi'nden sonra mecliste çoğunluğu ele geçirdiği hâlde başlangıçta hükümeti doğrudan kurmak yerine perde arkasından yönetme (Bâb-ı Âli'ye baskı uygulama) yolunu tercih etmiştir. Bu tercih aşağıdaki hangi gerekçeyle en tutarlı biçimde açıklanabilir?

    • A) İTC'nin tüm üyeleri askeri kökenli olduğundan sivil yönetim deneyiminden yoksundular; bu nedenle dolaylı denetim mekanizmasını bilinçli olarak tercih etmişlerdir
    • B) İTC'nin örgütsel yapısı, merkez komitesini gizli tutmayı gerektirdiğinden üyeler parlamentoda oy kullanamazlardı; bu nedenle kamuya açık iktidar kullanımı örgüt tüzüğüyle çelişiyordu
    • C) Padişah II. Abdülhamid, İTC'nin kabineye girmesini açıkça yasaklamış; cemiyet bu yasal engel nedeniyle dolaylı yönetim modelini benimsemek zorunda kalmıştır
    • D) İTC, 1908-1913 arasında anayasal düzene kesinlikle bağlı kaldığı için parlamenter teamüllere aykırı düşeceğini düşündüğü her türlü doğrudan iktidar ele geçirme girişiminden kaçınmıştır
    • E) Doğrudan hükümet sorumluluğu üstlenmek, başarısızlık durumunda İTC'nin kamuoyu nezdinde meşruiyetini zedeleyecekti; oysa perde arkasından yönetim, hem esneklik hem de sorumluluktan kaçınma imkânı sunuyordu

    İTC'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 1908-1913 arasında perde arkasından yönetme stratejisi, öncelikle pragmatik bir risk hesabının ürünüdür. Örgüt, henüz yönetim deneyimi kazanmamış; Balkan krizleri, toprak kayıpları ve ekonomik sorunlar gibi ağır sorunlarla boğuşan bir devleti devralmaktan çekinmiştir. Sorumluluğu bürokratik kabinenin üzerine yıkarak kendi prestijini korumak ve başarısızlık durumunda esnekliğini sürdürmek istemiştir. Bu strateji ancak 1913 Bâb-ı Âli Darbesi'yle terk edilmiş ve İTC fiilen tek parti diktatörlüğüne geçmiştir. A kısmen doğru olmakla birlikte eksiktir; sivil deneyimsizlik tek belirleyici etken değildir. C ise İTC'nin anayasaya bağlılığını abartmaktadır; örgüt seçim hileleri de dahil olmak üzere pek çok antidemokratik yönteme başvurmuştur.

  6. 6. Osmanlı'da 'Osmanlıcılık', 'İslamcılık' ve 'Türkçülük' ideolojilerinin zaman içindeki dönüşümü incelendiğinde, aşağıdaki yorumlardan hangisi bu ideolojik kaymanın yapısal mantığını en kapsamlı biçimde açıklamaktadır?

    • A) Bu üç ideoloji çakışan dönemlerde eş zamanlı olarak var olmuş; ancak Osmanlı'nın yaşadığı toprak kayıpları ve demografik dönüşümler, giderek daralan bir imparatorlukta 'kurtarıcı ideoloji' olarak Türkçülüğün ön plana çıkmasına zemin hazırlamıştır
    • B) Üç ideoloji birbirini kronolojik olarak tamamen dışlamıştır; Osmanlıcılık Tanzimat dönemine, İslamcılık Hamidiye dönemine, Türkçülük ise yalnızca Birinci Dünya Savaşı'na özgüdür ve bu sınırların dışına taşmamışlardır
    • C) Üç ideolojinin dönüşümü aslında birer dış baskının ürünüdür; Osmanlıcılık Fransız, İslamcılık Alman, Türkçülük ise Rus ideolojik etkisinin Osmanlı siyasi düşüncesine aktarılmasından başka bir şey değildir
    • D) Osmanlıcılık, teorik tutarsızlıkları nedeniyle hiçbir dönemde gerçek bir devlet politikasına dönüşememiş; İslamcılık ise yalnızca II. Abdülhamid'in kişisel inancından beslenen ve onun ölümüyle birlikte devlet politikasındaki ağırlığını tamamen yitiren geçici bir söylem olmuştur
    • E) İslamcılık ve Türkçülük arasında gerçek bir ideolojik geçiş yaşanmamıştır; İTC, Balkan Savaşları'ndan sonra yalnızca söylemsel bir Türkçülük maskesi takınmış; ancak gerçek politika her zaman Osmanlıcılık ekseninde kalmıştır

    Osmanlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ideolojik panoramasında bu üç akım hiçbir zaman birbirini tam olarak dışlamamıştır. Osmanlıcılık, Balkanlardaki Hristiyan isyanları ve toprak kayıplarıyla (1878 ve 1912-13) Müslüman olmayan tebaayı tutma kapasitesini yitirmiştir. İslamcılık II. Abdülhamid döneminde zirveye çıkmış; ancak Arap isyanları ve İslam dünyasının dağılmasıyla bu söylem de yanıtlayıcılığını yitirmiştir. Türkçülük ise özellikle Balkan Savaşları'ndan sonra (1912-13) demografik homojenleşmeyle birlikte İTC içinde ağırlık kazanmıştır. Bu kayma, ideoloji seçiminin büyük ölçüde imparatorluğun küçülmesinin ve nüfus yapısının değişmesinin bir işlevi olduğunu göstermektedir. B'nin katı dönemlendirmesi tarihsel gerçeklikle örtüşmemektedir.

  7. 7. Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi Tanzimat-Meşrutiyet dönemi kurumsal dönüşümleri açısından yanlış bir bilgi içermektedir?

    • A) Nizamiye Mahkemeleri → Müslüman ve gayrimüslim tebaanın ticari ve hukuki uyuşmazlıklarını şer'iye mahkemelerinden bağımsız olarak çözmek amacıyla kurulmuş; bu durum dini yargı tekeline ilk kez anlamlı biçimde meydan okumuştur
    • B) Posta ve Telgraf Nezareti → Tanzimat döneminde kurulan modernleşme kurumları arasında yer almakta olup haberleşme altyapısının merkezileşmesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir
    • C) Şûrâ-yı Devlet → Fransız Danıştayı'ndan esinlenerek oluşturulan ve idari davaları karara bağlamak ile yasa taslaklarını hazırlamak işlevlerini üstlenen kurumdur
    • D) Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye → Tanzimat döneminde yasama ve yargı işlevlerini birlikte üstlenen üst kurul niteliğinde olup ilerleyen süreçte Şûrâ-yı Devlet ile Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye ayrılmıştır
    • E) Meclis-i Mebusan → Kanun-i Esasi'ye göre yalnızca Müslüman erkekler tarafından seçilen temsilcilerden oluşmakta olup gayrimüslim tebaa bu meclise üye olamamıştır

    C‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şıkkı yanlış bilgi içermektedir. Kanun-i Esasi (1876), Meclis-i Mebusan üyeliğini Müslümanlarla sınırlı tutmamıştır. Aksine, gayrimüslim tebaa da nüfus oranlarına göre seçimle meclise girebilmiştir; nitekim açılan ilk Meclis-i Mebusan'da Rum, Ermeni, Bulgar ve Yahudi kökenli temsilciler de yer almıştır. Üyelik, cinsiyet (yalnızca erkekler) ve belirli bir servet ile ikamet koşullarına bağlanmış; din ise ayrımcı bir ölçüt olarak belirleyici rol oynamamıştır. Mecliste yalnızca hangi üyelerin kabineye güven oyu verebileceğine ilişkin bazı kısıtlamalar mevcuttu, ancak üyelik doğrudan dinden bağımsızdı. Diğer şıklardaki bilgiler ise tarihsel olarak doğrudur.

  8. 8. II. Meşrutiyet'in (1908) ilanının hemen ardından Osmanlı basınında yaşanan patlama ile ardından gelen sansür uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde, bu dönem için aşağıdaki yorumlardan hangisi en tutarlı çerçeveyi sunmaktadır?

    • A) 1908 sonrasında basın özgürlüğünün genişlemesi, İTC'nin ideolojik bir ilke olarak benimsediği liberal değerlerin kararlı biçimde hayata geçirilmesinin göstergesiydi; ardından gelen sansür uygulamaları ise yalnızca Balkan savaşlarının olağanüstü koşullarının zorunlu kıldığı geçici bir önlemden ibaretti
    • B) II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı basını üzerindeki bütün kısıtlamalar Bâb-ı Âli tarafından uygulanmış; İTC ise bu kısıtlamalara sürekli karşı çıkarak basın özgürlüğünü savunma tutumunu hiçbir zaman terk etmemiştir
    • C) Bu dönemdeki basın politikası tutarsızlıkları, İTC içindeki asker-sivil ayrışmasından kaynaklanmakta olup asker kanat sansürü, sivil kanat ise özgürlükleri savunmaktaydı
    • D) Özgürlük ortamı ile ardından gelen baskı politikası arasındaki gerilim, İTC'nin basın özgürlüğünü bir araç olarak gördüğünü ortaya koymaktadır; iktidar pekişince bu araç işlevsizleşmiş, muhalefeti susturmak için sansür yeniden devreye girmiştir
    • E) 1908 sonrası basın patlamasının yarattığı çoğulcu ortam, İTC iktidarı boyunca kesintisiz sürmüş; Birinci Dünya Savaşı'na girilmesiyle birlikte ancak olağanüstü hal koşullarında kısmen kısıtlanmıştır

    II.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı basınında olağanüstü bir çoğullaşma yaşandı; onlarca yeni gazete kuruldu. Ancak bu durum kısa sürdü. İTC, 1909 31 Mart Olayı'nın ardından ve özellikle 1913 Bâb-ı Âli Darbesi'nden sonra basın üzerindeki denetimi giderek artırdı. Muhalif gazeteler kapatıldı, gazeteciler sürgüne yollandı ya da tutuklandı. Bu örüntü, İTC'nin basın özgürlüğüne ideolojik değil araçsal baktığını göstermektedir: muhalefet döneminde özgürlük yararlıydı, iktidar döneminde tehdit haline geldi. C ve D tarihsel olgularla açıkça çelişmektedir. E'deki asker-sivil ayrımı kısmen gerçek olmakla birlikte basın politikasını açıklamaya yetmez; çünkü her iki kanat da zaman içinde sansürü desteklemiştir.

  9. 9. Tanzimat dönemi hukuk reformları bütünsel olarak değerlendirildiğinde, 'iki hukuk sisteminin bir arada var olması' (şer'iye mahkemeleri ve nizamiye mahkemeleri) Osmanlı modernleşmesini aşağıdaki açıdan nasıl etkilemiştir?

    • A) Şer'iye mahkemelerinin yetkisi Tanzimat'ın ilanıyla eş zamanlı olarak tamamen kaldırılmış; yeni kurulan nizamiye mahkemeleri tüm hukuki meseleleri 1840'tan itibaren tek elden yürütmeye başlamıştır
    • B) Bu ikili yapı, her iki sistemi de güçlendirerek birbirini tamamlayan bir hukuk ekosistemi oluşturmuş ve dini azınlıkların haklarını en geniş biçimde güvence altına almıştır
    • C) İkili yapı, hukuki belirsizlik ve yetki çatışması yaratmış; vatandaşların hangi mahkemeye başvuracaklarını bilemediği ve aynı davanın farklı sonuçlar doğurabildiği yapısal bir hukuki ikiliği sürdürmüştür
    • D) Bu ikili yapı Osmanlı'ya özgü bir çözüm olmayıp Fransa ve Almanya'da da aynı dönemde kilise mahkemeleri ile devlet mahkemelerinin bir arada var olmasıyla birebir örtüşen bir model izlenmiştir
    • E) Nizamiye mahkemelerinin şer'iye mahkemelerini fiilen dışladığı alanlar yalnızca ticaret ve ceza hukuku alanlarıyla sınırlı kalmış; medeni hukuk bütünüyle şer'iye mahkemelerinin denetiminde tutulduğundan gerçek anlamda bir hukuki modernleşme yaşanmamıştır

    Tanzimat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ döneminde nizamiye mahkemeleri kurulmuş, ancak şer'iye mahkemeleri kaldırılmamıştır. Bu durum yapısal bir ikiliğe yol açmıştır: aile hukuku, miras ve vakıf meseleleri şer'iye mahkemelerinde görülürken ticari ve cezai davalar giderek artan ölçüde nizamiye mahkemelerine aktarılmıştır. Bu çakışma, mükerrer davalar, yetki uyuşmazlıkları ve farklı hukuk standartlarının uygulanması gibi sorunlara zemin hazırlamıştır. Gayrimüslim tebaa ise zaman zaman her iki sistemi de kullanmak arasında tercih yapmak durumunda kalmıştır. C kısmen doğru olmakla birlikte fazla basitleştiricidir; medeni hukuk da nizamiye mahkemelerinde kısmen ele alınmıştır. E ise tamamen yanlıştır; şer'iye mahkemeleri Cumhuriyet'e dek (1924) var olmaya devam etmiştir.

  10. 10. Genç Osmanlıların (Yeni Osmanlılar) 1867-1871 yılları arasındaki yurt dışı faaliyetleri ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1889-1908 yılları arasındaki muhalefet stratejileri karşılaştırıldığında, bu iki hareket arasındaki en belirleyici yapısal farklılık aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Genç Osmanlılar kurulu devlet düzenini bütünüyle devirmeyi hedeflerken, İTC yalnızca anayasanın yeniden yürürlüğe konulmasını talep etmiştir
    • B) Genç Osmanlılar hem Anadolu'da hem de Rumeli'de geniş bir kitlesel taban oluşturmayı başarmışken, İTC faaliyetlerini yalnızca Selanik ve İstanbul'daki askeri çevrelerle sınırlı tutmuştur
    • C) Genç Osmanlılar esas itibarıyla yazın ve gazetecilik faaliyetleriyle kamuoyu oluşturmayı hedefleyen aydın bir hareketi niteliği taşırken; İTC askeri örgütlenmeyi siyasi çalışmanın merkezine koyarak düzenin taşıyıcısı olan kurumların içine sızmayı stratejik öncelik haline getirmiştir
    • D) İTC'nin en önemli farkı, uluslararası destek aramak yerine tamamen iç dinamiklere yaslanmasıdır; oysa Genç Osmanlılar Avrupa kamuoyunu dönüştürmek için yabancı devletlerin desteğine kesinlikle ihtiyaç duymamışlardır
    • E) İki hareket arasındaki temel fark ideolojiktir: Genç Osmanlılar İslamcı, İTC ise bütünüyle laik bir çizgide konumlanmıştır

    Genç‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Osmanlılar, ağırlıklı olarak bürokrat ve yazarlardan oluşan bir aydın hareketidir. Namık Kemal, Ziya Paşa ve diğerleri gazetecilik, tiyatro ve şiir aracılığıyla Anayasa ve meşrutiyet fikirlerini yaymayı hedeflemiştir. Doğrudan askeri örgütlenme veya kurumsal sızma bu hareketin stratejisi değildir. İTC ise farklı bir modeli benimsemiştir: Mekteb-i Tıbbiye (1889) kaynaklı gizli örgüt, zamanla askeri okullara ve orduya sızmış, Rumeli'deki askeri birlikler içinde örgütlenmiş ve iktidarı nihayetinde askeri baskıyla ele geçirmiştir. Bu yapısal fark, iki hareketin sonuçlarını da belirlemiştir. C abartılıdır; İTC'nin tüm üyeleri laik değildi ve örgüt İslamcı söylemi zaman zaman kullandı. A ise Genç Osmanlıların devrim değil reform peşinde olduğunu göz ardı etmektedir.

  11. 11. Osmanlı modernleşmesinde 'yukarıdan aşağıya reform' modelinin sınırlılıkları tartışılırken, aşağıdaki hangi argüman bu modelin yapısal yetersizliğini en güçlü biçimde ortaya koyar?

    • A) Osmanlı reformcuları, devlet yerine sivil toplumu merkeze alarak ilerleme sağlasalardı reformların başarı şansı çok daha yüksek olurdu; ancak dönemin koşulları sivil örgütlenmeye hiçbir surette izin vermemiştir
    • B) Reformları uygulayacak bürokratik kapasitenin yetersizliği, hukuki altyapının eksikliği ve reformların toplumsal tabanı olmaksızın salt merkezi irade tarafından dikte edilmesi; reformların kâğıt üzerinde kalmasına ve yerel dirençle zayıflamasına yol açmıştır
    • C) Bürokratik reformların başarısız olmasının asıl nedeni, reformcuların İslam'la uzlaşma yolunu aramamış olmalarıdır; din alimlerini sürece dahil etselerdi reformlar toplumsal zemin bulurdu
    • D) Tanzimat reformlarının tamamı Fransız aydınlanmasından doğrudan kopyalanmış olduğundan, Osmanlı toplumunun özgün dinamikleriyle hiçbir zaman örtüşmemiş ve uygulamada daima başarısız olmuştur
    • E) Yukarıdan aşağıya reform modelinin temel sorunu, padişahların yetkilerini kısıtlayan düzenlemelere karşı çıkmasıdır; bu direnç olmasaydı Tanzimat reformları eksiksiz biçimde hayata geçirilirdi

    Osmanlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'yukarıdan aşağıya' reform modelinin yapısal sorunu çok boyutludur. Tanzimat reformları, büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmıştır; çünkü reformları hayata geçirecek eğitimli bürokrat sayısı yetersizdi, adalet sistemi ikilikten kurtarılamamış, reformların gerçekleşmesi için gereken ekonomik altyapı oluşturulamamış ve en önemlisi toplumsal rıza inşa edilmeden emirle dayatılan değişimler yerel güç odaklarının direnciyle zayıflamıştır. Vergi reformları ayan ile çatışmış, hukuk reformları kâdılar ve yerel liderler tarafından baltalanmıştır. A yanlıştır; kopyalama iddiası çok indirgemeci olup reformlar uyarlanmaya çalışılmıştır. C ise tarihi seçici okumaktadır; ulema zaten reform sürecine dahildi ancak asıl sorun uygulama kapasitesiydi.

  12. 12. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı'daki milliyetçilik hareketleri ile Tanzimat reformları arasındaki ilişkiyi değerlendiren en çelişkili ama tarihsel açıdan en savunulabilir önermedir?

    • A) Tanzimat reformlarının yarattığı eşitlik söylemi ve modern eğitim kurumları, paradoks biçimde azınlık milletçiliğini bastırmak yerine besleyerek ulus-devlet taleplerinin ideolojik zeminini hazırlamıştır
    • B) Tanzimat reformları, Osmanlı tebaasını ortak bir anayasal kimlik etrafında bir araya getirmeyi hedeflemiş ve kısa vadede Balkan milliyetçi hareketlerini fiilen dizginlemeyi başarmıştır
    • C) Milliyetçi hareketler yalnızca dış güçlerin körüklediği yapay olgulardır; içsel dinamiklerle beslenmediklerinden Tanzimat reformlarıyla gerçek anlamda herhangi bir bağlantıları yoktur
    • D) Tanzimat döneminde ilan edilen eşitlik ilkesi, azınlıkları Osmanlıcılık çatısı altında tutmayı başarmış; Balkan toprak kayıpları yalnızca askeri yenilgilerden kaynaklanmış olup milliyetçilikle ilgisi bulunmamaktadır
    • E) Tanzimat reformları, Müslüman tebaa üzerinde vergi yükünü artırırken gayrimüslimlere tanınan ayrıcalıkları genişletmiş; bu dengesizlik Müslüman milliyetçiliğinin doğrudan kaynağını oluşturmuştur

    Bu‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ soru tarihsel ironiyi ölçmektedir. Tanzimat reformları, Osmanlıcılık ideolojisi çerçevesinde tüm tebaayı eşit haklara sahip vatandaşlar olarak konumlandırmış ve modern eğitimi yaygınlaştırmıştır. Ancak bu süreç paradoks bir sonuç doğurmuştur: modern okullar Rum, Ermeni, Bulgar ve diğer topluluklar arasında ulus bilincini pekiştirmiş; eşitlik söylemi ise bu toplulukların özerklik ve bağımsızlık taleplerini meşrulaştırmalarına zemin hazırlamıştır. Milliyetçilik ideolojisini anlamlandıracak dili ve kurumsal çerçeveyi bizzat reform süreci sağlamıştır. Bu olgu, sosyal tarihçilerin sıkça vurguladığı 'modernleşmenin milliyetçiliği beslemesi' paradoksunu yansıtmaktadır. A yanlıştır; Balkan milliyetçi ayaklanmaları Tanzimat döneminde dahi sürmüştür. C ise dış etken ile iç dinamikleri hatalı biçimde birbirinden soyutlamaktadır.

  13. 13. Aşağıdaki tablo, dört tarihsel belgeyi çeşitli ölçütler açısından karşılaştırmaktadır. Tablodaki bilgilere dayanılarak hangi sonuç çıkarılabilir? | Belge | Hukuki Statü | Dini Referans | Dış Baskı | Meclis Öngörüsü | |---|---|---|---|---| | Sened-i İttifak (1808) | Anlaşma | Yüksek | Yok | Yok | | Tanzimat Fermanı (1839) | Ferman | Orta | Dolaylı | Yok | | Islahat Fermanı (1856) | Ferman | Düşük | Doğrudan | Yok | | Kanun-i Esasi (1876) | Anayasa | Düşük | Dolaylı | Var |

    • A) Dini referansın azalması ile dış baskının artması arasındaki ters orantı, Osmanlı reformlarının giderek daha özgün ve bağımsız bir modernleşme çizgisine kavuştuğunun kanıtıdır
    • B) Tablodaki dört belge de özünde birer padişah fermanı niteliği taşıdığından hukuki statü sütunundaki farklılıklar yalnızca biçimseldir ve siyasi sonuçları bakımından bu belgeler birbirinden ayrışmamaktadır
    • C) Tablodaki trend çizgisi, dini referansın azalışıyla dış baskının artışı arasında kesin bir nedensellik ilişkisi bulunduğunu ortaya koymakta; dolayısıyla dini söylemin terk edilmesinin Avrupa baskısını davet ettiği sonucuna ulaşılmaktadır
    • D) Tablonun en belirleyici bulgusu, Kanun-i Esasi'nin meclis öngörmesine karşın dış baskıya maruz kalan tek belge olmasıdır; bu durum anayasal talebin özünde bir dış dayatmanın ürünü olduğunu kanıtlamaktadır
    • E) Dış baskının en yüksek olduğu Islahat Fermanı'nda dini referansın en düşük düzeyde kalması, Osmanlı devlet adamlarının İslami meşruiyeti bir müzakere kozu olarak stratejik biçimde kullandıklarına işaret etmektedir

    Tablodaki‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ en dikkat çekici örüntü, Islahat Fermanı'nda dış baskının en yüksek, dini referansın ise en düşük düzeyde olmasıdır. Bu örtüşme tesadüf değildir. Islahat Fermanı, Paris Kongresi baskısıyla şekillendirilmiş ve doğrudan Avrupalı güçlerin talepleri doğrultusunda gayrimüslim haklarını genişletmiştir. Bu bağlamda Osmanlı devlet adamlarının İslami meşruiyet argümanını kullanamaması ya da kullanmayı tercih etmemesi, diplomatik hassasiyetle açıklanabilir. Tanzimat'ta ise 'İslam'ın gereklilikleri' söylemine başvurulmuştu. Bu çıkarım, Osmanlı reformlarında dinin ne zaman ve neden öne çıkarıldığını anlamamıza katkı sağlar. A yanlıştır; dış baskının artması özgünlüğün değil bağımlılığın göstergesidir. D ise Kanun-i Esasi'nin önemli ölçüde iç dinamiklerden de beslendiğini göz ardı etmektedir.

  14. 14. I. Dünya Savaşı hangi yıllar arasında yaşanmıştır?

    • A) 1916-1920
    • B) 1914-1919
    • C) 1912-1916
    • D) 1910-1914
    • E) 1914-1918

    I.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Dünya Savaşı, Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand'ın 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da suikaste uğramasıyla başlamış ve 11 Kasım 1918'de Almanya'nın ateşkes imzalamasıyla sona ermiştir.

  15. 15. I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri arasında yer alan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Avusturya-Macaristan
    • B) Bulgaristan
    • C) Fransa
    • D) Osmanlı Devleti
    • E) Almanya

    İtilaf‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Devletleri; İngiltere, Fransa, Rusya ve sonradan katılan İtalya, ABD gibi ülkelerden oluşmaktadır. Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ise İttifak Devletleri (Merkez Devletleri) grubunda yer almıştır.

  16. 16. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'na hangi tarafta katılmıştır?

    • A) Önce İtilaf, sonra İttifak yanında
    • B) İttifak Devletleri (Merkez Devletleri) yanında
    • C) BM kararıyla belirlenen tarafta
    • D) İtilaf Devletleri yanında
    • E) Tarafsız kalmayı tercih etmiştir

    Osmanlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Devleti, Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalayarak İttifak Devletleri (Merkez Devletleri) safında savaşa girmiştir. Osmanlı Devleti, Ekim 1914'te Rus limanlarını bombalamasıyla fiilen savaşa dahil olmuştur.

  17. 17. I. Dünya Savaşı'nı sona erdiren ve Almanya'nın imzaladığı antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sevr Antlaşması
    • B) Brest-Litovsk Antlaşması
    • C) Lozan Antlaşması
    • D) Saint-Germain Antlaşması
    • E) Versay Antlaşması

    Almanya,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 28 Haziran 1919'da Versay Antlaşması'nı imzalamıştır. Bu antlaşmayla Almanya ağır tazminat yükümlülükleri, toprak kayıpları ve askerî kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştır. Sevr ise Osmanlı Devleti ile imzalanan antlaşmadır.

  18. 18. ABD, I. Dünya Savaşı'na hangi yıl resmen katılmıştır?

    • A) 1917
    • B) 1915
    • C) 1918
    • D) 1916
    • E) 1914

    ABD,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ uzun süre tarafsızlığını korumaya çalışmıştır. Almanya'nın kısıtlamasız denizaltı savaşı politikası ve Zimmermann Telgrafı'nın ortaya çıkması üzerine Nisan 1917'de İtilaf Devletleri safında savaşa girmiştir.

  19. 19. I. Dünya Savaşı sırasında Rusya'nın savaştan çekilmesine neden olan iç gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Japonya'nın Rusya'ya savaş açması
    • B) 1917 Bolşevik (Ekim) Devrimi
    • C) Çar'ın savaşa devam kararı alması
    • D) İngiltere ile yapılan ikili antlaşma
    • E) Rus ordusunun büyük bir zafer kazanması

    1917‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Bolşevik Devrimi ile Lenin önderliğindeki Bolşevikler yönetimi ele geçirmiş ve Almanya ile Brest-Litovsk Antlaşması'nı (Mart 1918) imzalayarak savaştan çekilmiştir. Bu gelişme, Rusya'nın Doğu Cephesi'ni kapatmasına yol açmıştır.

  20. 20. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan ve modern savaş tarihine ilk kez kitlesel olarak giren silah/araç aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Zehirli gaz ve tank
    • B) Süvari birlikleri
    • C) Kılıç ve süngü
    • D) Deniz mayınları
    • E) Topçu obüsleri

    I.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Dünya Savaşı, modern silahların kitlesel kullanımıyla öne çıkmaktadır. Zehirli gaz (kimyasal silah) ilk kez Almanlar tarafından 1915'te Ypres'te kullanılmış; tank ise İngilizler tarafından 1916 Somme Muharebesi'nde savaş alanına sokulmuştur.

  21. 21. I. Dünya Savaşı'nın ardından toplanan ve yeni dünya düzenini şekillendiren konferans aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yalta Konferansı
    • B) Münih Konferansı
    • C) Potsdam Konferansı
    • D) Paris Barış Konferansı
    • E) Cenevre Konferansı

    Savaşın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ardından Ocak 1919'da Paris Barış Konferansı toplanmıştır. Bu konferansta ABD Başkanı Wilson'ın 14 İlkesi de tartışılmış; Almanya ile Versay, Osmanlı ile Sevr başta olmak üzere yenik devletlerle çeşitli antlaşmalar imzalanmıştır.

  22. 22. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişini hızlandıran en önemli gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İngiltere'nin Osmanlı'ya ait savaş gemilerine el koyması
    • B) Balkanlarda Bulgaristan'ın İttifak Devletleri'ne katılması
    • C) Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan etmesi
    • D) Osmanlı-Alman ittifak antlaşmasının imzalanması
    • E) Goeben ve Breslau'nun Karadeniz'de Rus limanlarını bombalaması

    Goeben‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ve Breslau adlı Alman savaş gemileri, Osmanlı bayrağı taşıyarak Ekim 1914'te Karadeniz'de Rus limanlarını bombaladı. Bu olay, Rusya'nın Osmanlı'ya savaş ilan etmesine zemin hazırladı ve Osmanlı'nın fiilen savaşa girmesini sağladı. İngiltere'nin gemilere el koyması Osmanlı kamuoyunun Almanya'ya yakınlaşmasını sağlasa da bu olay savaşa girişi hızlandıran doğrudan gelişme değildir.

  23. 23. I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Cephesi'ni açmasının temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Rusya'ya Boğazlar üzerinden ikmal yolu açarak Doğu Cephesi'ndeki baskıyı azaltmak
    • B) Almanya'nın ham madde ve erzak ikmal yollarını kesmek
    • C) Anadolu'dan geçerek Kafkas Cephesi'ndeki Rus kuvvetlerine ulaşmak
    • D) Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakarak İstanbul'u işgal etmek
    • E) Balkan devletlerini İtilaf Devletleri safına çekerek yeni bir cephe oluşturmak

    Çanakkale‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cephesi'nin açılmasındaki temel amaç, donma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Rusya'ya Boğazlar üzerinden cephane ve ikmal yardımı ulaştırmak ve Rusya'nın Doğu Cephesi'nde tutunmasını sağlamaktı. Bunun yanı sıra Almanya'yı iki cephede sıkıştırma ve Balkan devletlerini etkileme gibi yan amaçlar da bulunmaktaydı; ancak birincil stratejik hedef Rusya'nın takviye edilmesiydi.

  24. 24. Aşağıdaki antlaşmalardan hangisi I. Dünya Savaşı'nı resmen sona erdiren ana antlaşmadır ve hangi devletle imzalanmıştır?

    • A) Trianon Antlaşması – Macaristan
    • B) Neuilly Antlaşması – Bulgaristan
    • C) Saint-Germain Antlaşması – Avusturya
    • D) Sevr Antlaşması – Osmanlı Devleti
    • E) Versailles Antlaşması – Almanya

    I.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Dünya Savaşı'nı resmen sona erdiren temel antlaşma, Haziran 1919'da Almanya ile imzalanan Versailles Antlaşması'dır. Diğer seçeneklerde yer alan antlaşmalar da savaşı bitiren Paris Barış Konferansı sürecinde imzalanmış olmakla birlikte bunlar yenik düşen diğer devletlerle yapılmıştır. Versailles, savaşın bütünü açısından belirleyici belgedir.

  25. 25. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cepheler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

    • A) Kafkas Cephesi
    • B) Kanal Cephesi
    • C) Hicaz-Yemen Cephesi
    • D) Irak Cephesi
    • E) Makedonya Cephesi

    Makedonya‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cephesi, Osmanlı Devleti'nin değil ağırlıklı olarak Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve İtilaf Devletleri'nin mücadele ettiği bir cephedir. Osmanlı Devleti; Kafkas, Çanakkale, Kanal (Süveyş), Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen ve Galiçya cephelerinde savaşmıştır. Makedonya Cephesi Osmanlı'nın doğrudan mücadele verdiği cepheler arasında yer almaz.