Genel Tekrar Testi - 252
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girişini sağlayan Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin Osmanlı sularına sığınması meselesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girişini sağlayan Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin Osmanlı sularına sığınması meselesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Gemiler, Osmanlı'nın İtilaf Devletleri'ne savaş açmasının ardından Boğaz'dan geçirilmiş ve Karadeniz'e çıkarılmıştır.
- B) Gemiler yalnızca lojistik destek amacıyla İstanbul'a gelmiş, Rus limanlarının topa tutulması tamamen Osmanlı Deniz Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
- C) Gemiler, Osmanlı'nın Almanya'ya savaş açmasından önce İstanbul'a gelmiş ve Osmanlı bayrağı altına alınarak Karadeniz'de Rus limanlarını topa tutmuştur. ✓
- D) Gemiler, İtilaf Devletleri'nin onayıyla Osmanlı'ya satılmış ve Osmanlı mürettebatı tarafından kullanılmıştır.
- E) Gemilerin Osmanlı bayrağı altına alınması, İngiltere'nin diplomatik müdahalesiyle önlenmiş ve Akdeniz'de durdurulmuştur.
Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) adlı Alman gemileri Ağustos 1914'te Osmanlı sularına sığınmış, sembolik bir 'satış' yapılarak Osmanlı bayrağı altına alınmıştır. Alman mürettebat Osmanlı üniforması giymiş ve Ekim 1914'te bu gemiler Karadeniz'de Sivastopol başta olmak üzere Rus limanlarını topa tutmuştur. Bu eylem, Osmanlı'nın fiilen savaşa girmesi sonucunu doğurmuştur. Gemilerin mürettebatının değişmediği ve savaş açılmadan bu provokatif eylemin gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda A şıkkı doğrudur.
2. Birinci Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Cephesi'ni açmalarının temel stratejik gerekçesi hangisidir ve bu gerekçenin başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedeni nedir?
- A) Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak amacıyla açılmıştır; başarısızlık Alman deniz kuvvetlerinin Boğaz'a yerleşmesinden kaynaklanmaktadır.
- B) Rusya'ya ikmal yolu açmak ve Osmanlı'yı çökertip Balkan devletlerini İtilaf saflarına çekmek amacıyla açılmıştır; başarısızlık hem deniz harekâtının mayin hatlarını öngörememesinden hem de kara harekâtında taktik esnekliğin yokluğundan kaynaklanmaktadır. ✓
- C) Almanya'ya arka kapıdan saldırıp Batı Cephesi'ndeki yıpranma savaşını sona erdirmek için açılmıştır; başarısızlık İngiliz Parlamentosu'nun harekâtı zamanından önce iptal etmesinden kaynaklanmaktadır.
- D) Yalnızca Rusya'ya ikmal yolu açmak amacıyla açılmıştır; başarısızlık Rus kuvvetlerinin Boğaz'ın karşı yakasından destek vermemesinden kaynaklanmaktadır.
- E) İtilaf Devletleri arasında Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere önceden yapılan Sykes-Picot Antlaşması çerçevesinde açılmıştır; başarısızlık antlaşmaya taraf ülkelerin koordinasyonsuzluğundan kaynaklanmaktadır.
Çanakkale Cephesi'nin açılmasının birden fazla stratejik gerekçesi vardır: Rusya'ya Boğazlar üzerinden ikmal yolu açmak, Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Bulgaristan ile Romanya gibi Balkan devletlerini İtilaf saflarına çekmek. Deniz harekâtı Mart 1915'te mayın kayıpları nedeniyle başarısız olmuş, akabinde Nisan 1915'te başlayan kara harekâtı ise Türk savunmasını kırmak için gereken taktik esneklik ve komuta koordinasyonundan yoksun kalmıştır. Sykes-Picot ise 1916 tarihlidir ve bu cepheyle doğrudan ilgisi yoktur. Dolayısıyla B şıkkı hem gerekçeleri hem de başarısızlık nedenlerini en bütünlüklü biçimde açıklamaktadır.
3. Aşağıdaki antlaşmalardan hangisi, imzalandığı ülkenin kendi iç siyasi çalkantıları nedeniyle kısa süre içinde fiilen geçersiz hale gelmiş ve onun yerini farklı bir antlaşma almıştır?
- A) Mondros Mütarekesi (1918)
- B) Brest-Litovsk Antlaşması (1918) ✓
- C) Sevr Antlaşması (1920)
- D) Nöyyi Antlaşması (1919)
- E) Saint-Germain Antlaşması (1919)
Brest-Litovsk Antlaşması, Rusya'nın savaştan çekilmesi amacıyla Mart 1918'de Almanya ile Bolşevik yönetimi arasında imzalanmıştır. Ancak Almanya'nın Kasım 1918'de yenilgiye uğraması ve Rusya'daki iç savaşın seyri nedeniyle antlaşma, Versailles Antlaşması'nın ilgili maddeleri çerçevesinde hükümsüz sayılmıştır. Öte yandan Sevr de fiilen uygulanamamış; ancak onun yerini alan Lozan Antlaşması Türkiye'nin inisiyatifiyle imzalanmıştır, iç siyasi çalkantı nedeniyle değil. Brest-Litovsk ise doğrudan Rus İç Savaşı ve Bolşevik iktidarının konsolidasyonu sürecindeki uluslararası baskılar sonucunda geçersizleşmiştir.
4. Birinci Dünya Savaşı'nda 'Şlieffen Planı'nın uygulamaya konulmasında en belirleyici sapma hangisidir ve bu sapma Almanya açısından hangi stratejik sonucu doğurmuştur?
- A) Planın deniz kuvvetleriyle koordinasyonsuz uygulanması, İngiliz Deniz Kuvvetleri'nin Kuzey Denizi'nde Almanya'yı ablukaya almasına zemin hazırlamıştır.
- B) Planın Avusturya-Macaristan ile koordineli uygulanmaması, Galiçya'daki Rus ilerleyişinin önüne geçilememesine yol açmıştır.
- C) Planın Rusya cephesine öncelik verecek biçimde değiştirilmesi, Batı Cephesi'nin savunmasız kalmasına neden olmuştur.
- D) Fransız sağ kanadına yapılması öngörülen baskının zayıflatılarak sol kanada kuvvet aktarılması, hızlı Fransa zaferi yerine uzun soluklu mevzi savaşına sürüklenmeye yol açmıştır. ✓
- E) Planın Belçika yerine Hollanda üzerinden uygulanması, İngiltere'nin savaşa girmesini geciktirmiştir.
Şlieffen Planı'nın özü, Batı Cephesi'nde güçlü bir sağ kanatla Fransa'yı hızla çökertmek ve ardından kuvvetleri Doğu'ya kaydırmaktı. Plan Almanya'yı iki cepheli savaşın tuzağından kurtarmayı hedefliyordu. General Moltke, sağ kanadı zayıflatıp merkeze ve sol kanada kuvvet aktardığında planın kritik unsuru bozulmuş; Marne Muharebesi'nde (Eylül 1914) Almanya duraksatılmıştır. Bu durum, Fransa'nın çabuk çöküşü yerine yıllarca sürecek siperlere dayalı mevzi savaşını doğurmuş; iki cepheli savaş kaçınılmaz olmuştur. B şıkkı bu süreci doğru biçimde özetlemektedir.
5. Wilson'ın On Dört İlkesi'nden yola çıkıldığında, Paris Barış Konferansı'nda (1919) bu ilkelere en çok aykırı davranıldığı söylenebilecek karar aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Çekoslovakya ve Yugoslavya'nın bağımsız devletler olarak tanınması
- B) Almanya'ya ağır savaş tazminatı ve toprak kayıplarının yanı sıra tek taraflı savaş suçluluğu yüklenmesi ✓
- C) Milletler Cemiyeti'nin kurulması
- D) Polonya'ya bağımsızlık verilmesi
- E) Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesi ve mandater yönetimlerin kurulması
Wilson'ın On Dört İlkesi; açık diplomasi, denizlerin serbestliği, silahsızlanma, self-determinasyon ve intikamcı olmayan bir barış gibi ilkeleri kapsıyordu. Versailles Antlaşması'nın 231. maddesi (savaş suçluluğu maddesi) Almanya'ya tek taraflı sorumluluk yüklemiş, buna dayalı olarak astronomik tazminatlar ve ağır toprak kayıpları dayatılmıştır. Bu, Wilson'ın 'zafer olmaksızın barış' ilkesine açıkça aykırıydı. Milletler Cemiyeti ve yeni devletlerin tanınması ise Wilson'ın ilkeleriyle daha uyumludur. Mandater yönetimler, self-determinasyon ilkesine aykırı olmakla birlikte doğrudan Almanya'ya yönelik olmayıp farklı bir mekanizma çerçevesinde ele alınmıştır. C şıkkı en belirgin çelişkiyi temsil eder.
6. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın açtığı cepheler değerlendirildiğinde, aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi hem cephe adı hem de o cephedeki gelişmeler bakımından tamamen doğrudur?
- A) Irak Cephesi – İngilizler başlangıçta Kutü'l-Amare'de büyük bir yenilgiye uğramış, ancak savaşın sonuna kadar Bağdat'ı alamaşlardır.
- B) Kafkas Cephesi – Sarıkamış Harekâtı ağır bir yenilgiyle sonuçlanmış, Osmanlı kuvvetleri büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır. ✓
- C) Filistin Cephesi – Osmanlı kuvvetleri Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı bir savunma yaparak Kudüs'ü savaş boyunca elinde tutmuştur.
- D) Sina-Filistin Cephesi – Osmanlı kuvvetleri Süveyş Kanalı'nı ele geçirmiş ve İngilizlerin Mısır ile bağlantısını kesmiştir.
- E) Kafkas Cephesi – Enver Paşa komutasındaki harekât başarıyla sonuçlanmış ve Rusların Doğu Anadolu'ya girişi engellenmiştir.
Enver Paşa komutasındaki Sarıkamış Harekâtı (Aralık 1914 – Ocak 1915) kış koşullarında gerçekleştirilmiş ve Osmanlı 3. Ordusu büyük bir felaket yaşamıştır; tahminen 70.000-90.000 asker donarak ya da çatışmada hayatını kaybetmiştir. Bu, cephedeki en ağır yenilgilerden biridir. Irak Cephesi'nde İngilizler Kutü'l-Amare'de (1916) büyük bir yenilgiye uğramış olmakla birlikte Bağdat'ı 1917'de almışlardır. Filistin'de Kudüs 1917'de İngilizlere geçmiştir. Süveyş Kanalı ise hiçbir zaman Osmanlı'nın eline geçmemiştir. Dolayısıyla yalnızca D şıkkı doğrudur.
7. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'da Şubat ve Ekim 1917 devrimleri arasındaki süreçte Geçici Hükümet'in en kritik hatası neydi ve bu hata hangi sonucu doğurdu?
- A) Geçici Hükümet'in toprak reformunu derhal hayata geçirmemesi, köylüleri Bolşeviklere yöneltmiş; savaşa devam kararı ise işçi ve askerlerin desteğini yitirmesine neden olmuştur. ✓
- B) Geçici Hükümet'in Sovyetlerle iktidar paylaşımını reddetmesi, silahlı bir çatışmayı kaçınılmaz kılmıştır.
- C) Geçici Hükümet'in Almanya ile ayrı bir ateşkes imzalamayı reddetmesi, ordunun çöküşünü hızlandırmış ve Bolşeviklere meşruiyet zemini sağlamıştır.
- D) Geçici Hükümet'in monarşiyi tamamen tasfiye etmek yerine anayasal bir monarşiyi sürdürmeye çalışması, Çar'a bağlı kuvvetlerin devrim karşısında toparlanmasına yol açmıştır.
- E) Geçici Hükümet'in İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla hareket ederek kendi askeri politikalarını belirleyememesi, Rusya'nın sömürge statüsüne düşürülmesine neden olmuştur.
Geçici Hükümet, iki kritik alanda halkın beklentilerini karşılayamadı: Birincisi, savaşa devam etme kararı (özellikle Haziran 1917 Kerenskiy Taarruzu) askerler ve işçiler arasındaki muhalefeti derinleştirdi. İkincisi, acil toprak reformu ertelendi; bu durum köylü kitlesini Bolşeviklere yakınlaştırdı. Bolşevikler ise 'Barış, Ekmek, Toprak' sloganıyla bu boşluğu doldurdu. Geçici Hükümet aslında Sovyetlerle belirli düzeyde işbirliği yaptı (çifte iktidar dönemi); monarşi ise zaten Şubat'ta fiilen çökmüştü. C şıkkı hem savaş hem de toprak sorununu birlikte ele aldığı için en kapsamlı ve doğru değerlendirmeyi sunmaktadır.
8. Versailles Antlaşması'nın 'savaş suçluluğu' (War Guilt Clause, madde 231) hükmünün uzun vadeli tarihsel önemi bakımından aşağıdakilerden hangisi en doğru yorumu sunmaktadır?
- A) Bu madde yalnızca tazminat miktarını belirlemek için bir hukuki dayanak oluşturmuş; Almanya'da siyasi bir tepkiye yol açmamıştır.
- B) Bu madde, Almanya'ya tek taraflı savaş sorumluluğu yükleyerek ülkede derin bir ulusal kırgınlık ve aşağılanma duygusu yaratmış; Nazi propagandasının 'Versailles efsanesi' üzerinden yükselmesine uygun siyasi zemin hazırlamıştır. ✓
- C) Bu madde, Almanya'nın Weimar Cumhuriyeti döneminde ödediği tazminatlar sayesinde Avrupa ekonomilerinin hızla toparlanmasına katkı sağlamıştır.
- D) Bu madde tarihsel açıdan doğru bir saptamadır; çünkü günümüz tarihçilerinin büyük çoğunluğu savaşın sorumluluğunu yalnızca Almanya'ya yüklemektedir.
- E) Bu madde yalnızca Almanya'ya değil, tüm İttifak Devletleri'ne eşit biçimde uygulanmış ve ortak tazminat sorumluluğu getirilmiştir.
231. madde Almanya'ya savaşın baş sorumluluğunu yüklemiş ve astronomik tazminatlar için hukuki dayanak oluşturmuştur. Bu durum Almanya'da 'Versailles utancı' olarak adlandırılan güçlü bir siyasi duygu yaratmıştır. Hitler ve NSDAP, bu maddeden kaynaklanan kırgınlığı ustalıkla sömürerek 'Versailles'ı yırtıp atacağız' vaadini propaganda malzemesine dönüştürmüştür. Günümüz tarihçilerinin büyük çoğunluğu ise savaşın sorumluluğunu birden fazla ülkeye paylaştırmaktadır; bu bağlamda C yanlıştır. Tazminat ödemeleri ise Avrupa ekonomilerini onarmak bir yana, Almanya'da kronik ekonomik istikrarsızlığa katkıda bulunmuştur. B şıkkı tarihsel gerçeklikle örtüşen en doğru değerlendirmedir.
9. Birinci Dünya Savaşı'nda cephe gerisini vurmak amacıyla ilk kez sistematik biçimde kullanılan hava bombardımanları ve deniz ablukası gibi araçların ortak stratejik mantığı nedir ve bu mantık hangi ahlaki-hukuki tartışmayı beraberinde getirmiştir?
- A) Her iki araç da düşman devletin toplumsal ve ekonomik dayanıklılığını aşındırarak savaşma iradesini kırmayı hedeflemiş; bu durum savaşan ile sivil arasındaki Lahey Hukuku'nun çizdiği sınırın sorgulanmasına yol açmıştır. ✓
- B) Her iki araç da yalnızca lojistik ikmal hatlarını hedef almış ve uluslararası hukukla tam uyum içinde uygulanmıştır.
- C) Deniz ablukası yalnızca İngiltere tarafından savaşanları hedef alarak uygulanmış; hava bombardımanı ise yalnızca askeri tesislere yönelik kalmıştır.
- D) Bu iki araç, yalnızca kıtlık değil doğrudan kimyasal silah etkisi yaratmak amacıyla koordineli biçimde tasarlanmıştır.
- E) Her iki araç da askeri hedeflere yönelik hassas vuruş kapasitesi geliştirmek amacıyla kullanılmış; savaşan-sivil ayrımını güçlendirmiştir.
İngiltere'nin Almanya'ya uyguladığı deniz ablukası ile Almanya'nın İngiltere'ye yönelik denizaltı savaşı ve Zeppelin/uçak bombardımanları ortak bir stratejik mantık paylaşmaktadır: Düşmanın ekonomik ve toplumsal gücünü zayıflatarak savaşma iradesini çöküşe sürüklemek. Bu strateji kaçınılmaz olarak sivilleri de hedef almıştır; İngiltere'nin ablukası yüz binlerce Alman sivilin yetersiz beslenmesine, Alman denizaltı savaşı ise tarafsız devlet gemilerinin batırılmasına yol açmıştır. Bu durum, savaşanlara karşı kabul edilebilir sayılan yöntemlerin sivillere uygulanıp uygulanamayacağı konusundaki Lahey ve Cenevre çerçevelerinde derin hukuki ve ahlaki tartışmalara zemin hazırlamıştır. B şıkkı bu bütünlüklü ilişkiyi en doğru biçimde yansıtmaktadır.
10. İtalya, Üçlü İttifak'ın üyesi olmasına karşın Birinci Dünya Savaşı'nın başında tarafsızlığını ilan etmiş; 1915'te ise İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa girmiştir. Bu tutum değişikliğini en kapsamlı biçimde açıklayan seçenek hangisidir?
- A) İtalya'nın tarafsızlığı, Almanya'nın İtalyan topraklarını işgal etmesi üzerine sona ermiş ve bu durum İtilaf Devletleri'yle ittifakı zorunlu kılmıştır.
- B) İtalya, Osmanlı'nın savaşa girmesinden endişelenerek Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak amacıyla İtilaf Devletleri'nden güvence talep etmiştir.
- C) İtalya, Almanya'nın savaşı saldırgan biçimde başlattığını öne sürerek ittifak yükümlülüklerinin savunma amaçlı savaşlara özgü olduğunu ileri sürmüştür; ardından London Paktı ile İtilaf Devletleri'nden toprak vaadi koparmıştır. ✓
- D) İtalya, iç kamuoyunun Almanya karşıtı tutumu nedeniyle hükümetin muhalefete direnmesi mümkün olmadığı için taraf değiştirmek zorunda kalmıştır.
- E) İtalya, Avusturya-Macaristan'ın savaş ilanına önceden dahil edilmediği için Üçlü İttifak'ın otomatik olarak çözüldüğünü açıklamıştır.
İtalya, Üçlü İttifak'ın savunma niteliğinde yorumlanması gerektiğini, oysa Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın saldırgan bir savaş başlattığını öne sürerek ittifak yükümlülüklerini askıya almıştır. Nisan 1915'te gizlice imzalanan London Paktı ile İtalya, Trieste, Trentino, İstria ve Dalmaçya kıyılarının bir bölümü başta olmak üzere önemli topraksal vaatler karşılığında İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa gireceğini taahhüt etmiştir. Bu karar büyük ölçüde toprak kazanımı hesapları üzerine kuruluydu. Almanya'nın İtalyan toprağını işgali gibi bir gelişme yaşanmamıştır; iç kamuoyunun tutumu ise belirleyici değil, tamamlayıcı bir etkendir. A şıkkı hukuki gerekçeyi ve pratik hesabı bir arada doğru biçimde açıklamaktadır.
11. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin İttihat ve Terakki Cemiyeti liderliğinin Anadolu'daki Ermenilere yönelik sürgün ve katliam politikasını hangi gerekçeyle meşrulaştırdığı bilinmektedir. Bu gerekçenin tarih yazımındaki temel tartışma ekseni nedir?
- A) Tartışma yalnızca kurban sayısına ilişkindir; olayların kasıtlı bir imha politikasının ürünü olup olmadığı tartışma konusu değildir.
- B) Tartışma, olayların Ermenistan mı yoksa Anadolu'da mı gerçekleştiği sorusu etrafında şekillenmektedir.
- C) Tartışma, olayların sorumluluğunun Osmanlı merkezi yönetimi mi yoksa yerel aşiret unsurları mı olduğuna ilişkindir ve akademik çevrelerde kesin bir uzlaşı sağlanmıştır.
- D) Temel tartışma ekseni, olayların merkezi bir kasıt ve sistematik imha politikasının ürünü olan soykırım mı yoksa savaş koşullarının kargaşasında yaşanan toplumsal çöküşün sonucu mu olduğu sorusudur; ancak pek çok tarihçi ve uluslararası kurum olayları soykırım olarak nitelendirmektedir. ✓
- E) Tartışma tamamen siyasi nitelikte olup tarihçiler arasında meseleye ilişkin ciddi bir akademik literatür bulunmamaktadır.
1915-1916 yıllarında Anadolu'daki Ermenilere yönelik sürgün ve katliamlar tarihin en tartışmalı meselelerinden biridir. Türkiye, olayların soykırım niteliği taşımadığını, savaş koşullarında zorunlu güvenlik tedbirleri kapsamında yaşanan trajik ama kasıtsız olaylar bütünü olduğunu savunmaktadır. Buna karşılık Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği başta olmak üzere akademik çevrelerin büyük çoğunluğu ve çok sayıda devlet, olayları soykırım olarak tanımlamaktadır. Temel tartışma eksenini oluşturan soru şudur: Merkezi bir kasıt ve sistematik imha iradesinin varlığı kanıtlanabilir mi? C şıkkı bu tartışmanın gerçek içeriğini ve uzlaşı noktasını en doğru biçimde yansıtmaktadır.
12. Savaş yıllarında 'toplam savaş' (total war) kavramının ortaya çıkmasının ekonomik boyutu değerlendirildiğinde, aşağıdaki hangi önerme bu kavramı en doğru biçimde tanımlar?
- A) Toplam savaş, savaşan devletlerin yalnızca gönüllü askerlerden oluşan ordulara başvurduğu ve sivil ekonomiyi mümkün olduğunca savaştan yalıtmaya çalıştığı bir savaş modelidir.
- B) Toplam savaş, yalnızca Almanya ve İngiltere'nin uyguladığı; diğer savaşan devletlerin büyük ölçüde 19. yüzyıl liberal savaş ekonomisi anlayışını koruduğu bir modeldir.
- C) Toplam savaş kavramı, savaşan devletlerin rakip karşısında nükleer caydırıcılığa başvurduğu 20. yüzyılın ikinci yarısına özgü bir olgudur.
- D) Toplam savaş, devletin ekonomik kaynak tahsisini, üretimi, işgücünü ve tüketimi askeri amaçlar doğrultusunda doğrudan yönettiği; cephe gerisi ile cephenin birbirinden ayrılamaz hale geldiği bir savaş modelidir. ✓
- E) Toplam savaş, savaşan devletlerin savaş harcamalarını uluslararası piyasalardan borçlanma yoluyla karşılamasını ve bu süreçte kendi iç ekonomilerine müdahaleden kaçınmasını öngörür.
Birinci Dünya Savaşı, 'toplam savaş' kavramının ilk kez tam anlamıyla somutlaştığı çatışmadır. Savaşan tüm büyük devletler seferberlik ekonomisine geçerek gıda dağıtımını, hammadde tahsisini, işgücü planlamasını ve endüstriyel üretimi devlet denetimine almıştır. Kadınlar fabrikaları ve tarla işlerini üstlenmiş; tüm toplum savaş ekonomisine entegre edilmiştir. Cephe ile cephe gerisi arasındaki ekonomik ve insani sınır fiilen ortadan kalkmıştır. B şıkkı bu gerçekliği doğru biçimde ifade etmektedir. Nükleer caydırıcılık ise Soğuk Savaş dönemine aittir.
13. Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle kurulan yeni uluslararası düzenin (Versailles sistemi) kalıcı bir barış sağlayamayıp yirmi yıl içinde İkinci Dünya Savaşı'na zemin hazırladığı ileri sürülmektedir. Bu değerlendirmeye göre Versailles sisteminin en temel işlevsel zaafiyeti nedir?
- A) Versailles sistemi, Almanya'yı hem yeniden silahlanmasını önleyecek kadar zayıflatmamış hem de sisteme entegre edip denetim altında tutmayı mümkün kılacak kadar çok taraflı mekanizmalar üretememiştir; intikamcı hükümler ise Almanya'da revizyonist bir siyasi iklim yaratmıştır. ✓
- B) Versailles sistemi, Fransa ve İngiltere'nin birbiriyle rekabetinden dolayı uygulanamamış; iki ülke Almanya politikasında hiçbir zaman uzlaşı sağlayamamıştır.
- C) Versailles sistemi, ABD'nin liderliğindeki güçlü bir kolektif güvenlik mekanizması kurmuş; ancak bu mekanizma SSCB'nin Milletler Cemiyeti'ne katılmayı reddetmesi nedeniyle işlevsiz kalmıştır.
- D) Versailles sistemi, Almanya'yı uluslararası sistemin tamamen dışında bırakmış; Almanya'nın Milletler Cemiyeti'ne üyeliğini kalıcı olarak engelleyerek tecrit politikası izlemiştir.
- E) Versailles sistemi yalnızca toprak düzenlemelerine odaklanmış; ekonomik ve askeri hükümleri son derece cılız tuttuğu için Almanya'nın hızla yeniden silahlanmasına zemin hazırlamıştır.
Versailles sisteminin paradoksal zaafiyeti şudur: Almanya'ya yüklenen ağır koşullar (tazminatlar, silahsızlandırma, toprak kayıpları, savaş suçluluğu maddesi) Almanya'yı sisteme gönüllü ortaklıkla dahil edecek bir uzlaşı zemini oluşturmadığı gibi, Almanya'yı gerçekten çökertecek kadar da kapsamlı değildi. Sonuç olarak Almanya'da derin bir milliyetçi kırgınlık ve 'Versailles'ı yıkma' iradesi doğdu. Almanya Milletler Cemiyeti'ne 1926'da kabul edildi; dolayısıyla A yanlıştır. Ekonomik ve askeri hükümler son derece ağırdı; C bu nedenle yanlıştır. ABD kolektif güvenlik mekanizmasına katılmadı; E yanlıştır. B şıkkı sistemin temel gerilimini en doğru biçimde özetlemektedir.
14. Birinci Dünya Savaşı'nın teknolojik boyutu incelendiğinde, aşağıdaki hangi önerme savaşta kullanılan teknolojilerin dönemin askeri doktrinleriyle ilişkisini en doğru biçimde açıklar?
- A) Savaşın başında hâkim olan savunma doktrini, tank ve uçak gibi saldırı teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte yenilgiye uğramış ve cephelerin çabuk çözülmesine yol açmıştır.
- B) Savaşın başında hâkim olan saldırı doktrini, makineli tüfek, top ateşi ve dikenli tel gibi savunma teknolojilerinin sağladığı avantajı öngörememiş; bu durum yüksek kayıplara rağmen sürdürülen saldırı taktiklerini zorunlu kılmıştır. ✓
- C) Birinci Dünya Savaşı'nda geliştirilen tüm teknolojik yenilikler önce deniz kuvvetlerinde test edilmiş, ardından kara kuvvetlerine uyarlanmıştır.
- D) Savaş boyunca teknoloji ile doktrin arasındaki denge hiçbir zaman bozulmamış; her iki taraf da yeni silah sistemlerine anında doktrin geliştirerek yanıt vermiştir.
- E) Savaşın başında geliştirilen askeri doktrinler makineli tüfek ve topçu ateşini tam anlamıyla öngörmüş; ancak kimyasal silahlar hesaba katılamamıştır.
1914'te Avrupa ordularında hâkim olan askeri doktrin, Napolyon savaşlarından ve 1870-71 Prusya-Fransa Savaşı'ndan miras kalan saldırı üstünlüğü anlayışına dayanıyordu. Ancak makineli tüfek, gelişmiş topçu sistemleri ve dikenli tel, savunmayı saldırıdan çok daha avantajlı konuma getirmişti. Komutanlar bu değişimi algılayıp doktrinlerini güncelleyemedi; bu nedenle Somme (1916) ve Passchendaele (1917) gibi saldırılarda kitlesel kayıplar yaşandı. Tank ancak 1916'da Somme'da sınırlı biçimde kullanılmaya başlandı ve etkili bir saldırı doktriniyle bütünleştirilmesi zaman aldı. A şıkkı bu temel uyumsuzluğu en doğru biçimde açıklamaktadır.
15. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişini hızlandıran Goeben ve Breslau zırhlılarının Osmanlı'ya devredilmesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Gemiler, Almanya'nın Osmanlı'ya bir savaş tazminatı olarak verdiği hediyelerdir.
- B) Gemiler Akdeniz'den geçerken Fransız donanması tarafından yakalanmış, ancak Osmanlı diplomatik baskısıyla kurtarılmıştır.
- C) Osmanlı, gemileri satın almak için Almanya'dan borç almış ve bu durum savaşa girişin tek belirleyici nedeni olmuştur.
- D) Gemiler Osmanlı bayrağı çekerek Karadeniz'e geçmiş, böylece Osmanlı-Alman ittifakı fiilen gizli tutulmuştur.
- E) Gemilerin Osmanlı'ya devri, İngiltere'nin Osmanlı siparişi olan savaş gemilerini elinde tutmasından sonra gelişen sürecin bir parçasıdır ve gemiler Yavuz ile Midilli adını alarak Karadeniz'de Rus limanlarını bombalamıştır. ✓
İngiltere, Osmanlı'nın sipariş ettiği Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarına el koyunca Osmanlı kamuoyu İngiltere'ye karşı tepki gösterdi. Bu ortamda Almanya, Akdeniz'den Osmanlı'ya sığınan Goeben ve Breslau'yu sembolik bir satışla Yavuz Sultan Selim ve Midilli adlarıyla Osmanlı'ya devretti. Alman mürettebatı Osmanlı üniforması giyerek görevde kaldı. Ekim 1914'te bu gemiler Amiral Souchon komutasında Rus limanlarını (Sivastopol, Odessa) bombalayarak Osmanlı'yı fiilen savaşa soktu.
16. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın dört cephede birden savaşması stratejik açıdan değerlendirildiğinde, aşağıdaki yorumlardan hangisi tarihsel verilerle en tutarlıdır?
- A) Osmanlı, kısa sürede zafer kazanmayı hedeflediği için dört cepheli savaş bilinçli bir tercihti.
- B) Osmanlı'nın dört cephede savaşması, İtilaf Devletleri'nin güçlerini bölmesine neden olarak Almanya'nın Batı Cephesi'ndeki yükünü önemli ölçüde hafifletmiştir.
- C) İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin pan-İslamizm ve pan-Türkizm idealleri doğrultusunda açtığı ek cepheler (Kafkasya ve Kanal), zaten yetersiz olan askeri ve lojistik kaynakların dağılmasına yol açarak savaşın seyrini Osmanlı aleyhine hızlandırmıştır. ✓
- D) Dört cepheli savaş stratejisi, Osmanlı'nın İngiltere ile gizli yürüttüğü müzakerelerin bir parçasıydı.
- E) Alman askeri danışmanlar dört cepheli savaşı zorunlu görmüş ve Osmanlı komutanlarını bu yönde yönlendirmiştir.
Enver Paşa'nın pan-Türkizm ideali doğrultusunda yürüttüğü Kafkasya Harekâtı (Sarıkamış, Aralık 1914) 90.000'den fazla askerin donarak ve savaşarak yitirilmesiyle büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. Aynı dönemde Cemal Paşa'nın Süveyş Kanalı harekâtı da başarısız oldu. Bu gereksiz taarruz cepheleri, Çanakkale ve Irak gibi zorunlu savunma cephelerinde kullanılabilecek kaynakları tüketerek Osmanlı'nın erken çöküşünü hazırladı.
17. Çanakkale Cephesi'nin stratejik önemine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
- A) Winston Churchill'in savunduğu bu plan, Batı Cephesi'ndeki kilitlenmeyi kırmak için tasarlanmış bir 'Doğu Stratejisi'ydi.
- B) Mustafa Kemal'in Anafartalar'daki başarısı, İngilizlerin deniz harekâtının başarıya ulaşmasını mümkün kılmıştır. ✓
- C) Boğazın açılması, Rusya'ya deniz yoluyla ikmal ve cephane ulaştırılmasını sağlayacaktı.
- D) Çanakkale'nin başarısızlıkla sonuçlanması, Rusya'nın batı müttefikleriyle bağlantısını kopararak 1917 Bolşevik Devrimi'nin zeminini hazırlayan etkenlerden biri olmuştur.
- E) İtilaf Devletleri, Çanakkale'yi aşarak İstanbul'u almayı ve Osmanlı'yı savaş dışı bırakmayı hedefliyordu.
E şıkkı yanlıştır; çünkü Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu komutanlığı sırasındaki başarısı İngilizlerin harekâtını değil, Türk savunmasını güçlendirmiş ve İngilizlerin kara harekâtını durdurmalarını sağlamıştır. İtilaf Devletleri nihayetinde Ocak 1916'da yarımadadan çekilmek zorunda kalmıştır. Diğer şıklar tarihsel açıdan doğrudur.
18. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan aşağıdaki savaş yöntem ve teknolojilerinden hangisi, savaşın niteliğini değiştirme bakımından diğerlerinden daha köklü bir dönüşüme yol açmıştır?
- A) Siper savaşı, çünkü saldırı avantajını tamamen ortadan kaldırarak yıllarca süren statik bir cepheye zemin hazırlamış ve savaşın bireysel kahramanlıktan endüstriyel katliama dönüşümünü somutlaştırmıştır. ✓
- B) Denizaltı savaşı, çünkü Almanya'nın kısıtlısız denizaltı savaşı ilan etmesi savaşın sonucunu doğrudan belirlemiştir.
- C) Uçakların keşif ve bombalama amacıyla kullanılması, çünkü hava üstünlüğü cephe gerisini ilk kez tehdit altına almıştır.
- D) Tank kullanımı, çünkü Somme Muharebesi'nde ilk kez kullanılan tanklar savaşın gidişatını anında değiştirmiştir.
- E) Zehirli gaz kullanımı, çünkü ilk kez Almanlar tarafından İpres'te denenerek toplu ölüme yol açmıştır.
Bu soru analitik düşünce gerektirmektedir. Diğer tüm gelişmeler önemli olmakla birlikte, siper savaşı savaşın temel mantığını ve niteliğini en köklü biçimde dönüştürmüştür. Batı Cephesi'nde İsviçre'den Manş Denizi'ne kadar uzanan yaklaşık 700 km'lik siper hattı, harekât savaşını tamamen kilitlemiş; milyonlarca askerin metre kazanmak için ölmesine yol açmıştır. Somme'da tek günde 57.000 İngiliz askeri hayatını kaybetmiştir. Bu yapı, savaşın tüm teknolojik, ekonomik ve sosyal boyutlarını şekillendiren çerçeve olmuştur.
19. Almanya'nın 'Schlieffen Planı' başarısız olsaydı bile Almanya'nın iki cepheli savaşı kazanamayacağını öne süren tarih tezine göre planın temel yapısal zaafiyeti aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Belçika'nın tarafsızlığının ihlal edilerek İngiltere'nin savaşa çekilmesine neden olunması.
- B) Planın Rusya'nın seferberlik hızını yanlış hesaplamış olması.
- C) Fransız Maginot hattının Alman kuvvetlerini durdurmuş olması.
- D) Planın Avusturya-Macaristan'ın Rusya karşısındaki performansını fazla yüksek öngörmesi.
- E) Fransa'nın yenilmesi için öngörülen 6 haftanın, sanayi devrimi sonrası kitlesel ordular ve demiryolu ikmal sistemi karşısında gerçekçi bir varsayıma dayanmaması; planın tüm hesaplamalarının tek bir değişkenin (Fransa'nın hızlı çöküşü) doğru olmasına bağlı olması. ✓
Schlieffen Planı, Fransa'nın 6 haftada çöküşünü ön koşul olarak kabul eden tek seçenekli bir strateji üzerine kuruluydu. Bu planın temel yapısal zaafiyeti, başarının tamamen bu tek varsayıma bağlanmış olmasıydı. Üstelik plan teoride bile riskli görülmüş; Schlieffen ölüm döşeğinde 'sağ kanadı güçlü tutun' demiştir. Moltke planı uygulamada seyreltmiş, Marne Muharebesi'nde Alman sağ kanadı durduğunda Fransa düşmedi ve Almanya hiç hazır olmadığı uzun soluklu iki cepheli savaşa mahkûm oldu. E şıkkı kronolojik olarak da yanlıştır; Maginot Hattı II. Dünya Savaşı dönemine aittir.
20. I. Dünya Savaşı'nın sona ermesine giden süreçte Almanya'nın Kasım 1918'de teslim olmasını kaçınılmaz kılan iç çöküşün temel dinamiği aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanabilir?
- A) Alman ordusunun askeri açıdan tamamen yenilgiye uğraması ve cephe hattının çökmesi.
- B) Amerikan kuvvetlerinin Batı Cephesi'ne katılmasıyla birlikte sayısal üstünlüğü kaybeden Almanya'nın savaşı sürdürecek insan gücünden yoksun kalması.
- C) Avusturya-Macaristan'ın çöküşünün Almanya'nın güney sınırını tehdit altına alması ve Almanya'yı üç cepheli savaşa zorlaması.
- D) İngiltere'nin deniz ablukasının yarattığı gıda ve hammadde kıtlığı, cephedeki Ludendorff taarruzlarının başarısız olmasıyla birleşen moral çöküşü ve 'hançer darbesi efsanesi'ni doğuran iç siyasi çalkantının oluşturduğu çok katmanlı bir bütünleşik kriz. ✓
- E) Osmanlı'nın Mondros Mütarekesi'ni imzalamasının yarattığı stratejik boşluğun Alman lojistik hatlarını çöküşe sürüklemesi.
Almanya'nın çöküşü tek bir nedene indirgenemez. İngiliz deniz ablukası 1914'ten itibaren Almanya'yı yavaş yavaş savaş öncesi kalori tüketiminin yüzde 50'sine inen açlık sınırına getirdi. Ludendorff'un Mart-Temmuz 1918 taarruzları başlangıçta başarılı göründü, ancak stratejik hedeflere ulaşamadan durdu. Ağustos 1918'deki 'Kara Gün'de İtilaf karşı taarruzu Alman hatlarını sardı. Bu askeri gelişmelere iç cephede işçi-asker ayaklanmaları (Kiel Deniz İsyanı, Kasım 1918) eşlik etti. Tüm bu etkenler birbirini besleyen bir çöküş sarmalı oluşturdu.
21. Versailles Antlaşması'nın (1919) Almanya'ya getirdiği koşullar, II. Dünya Savaşı'nın zeminini hazırlamak bakımından değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi tarih yazımındaki ana tartışmayı en doğru biçimde yansıtmaktadır?
- A) Antlaşma Almanya'yı ekonomik olarak tamamen çökertti; bu nedenle Nazizmin yükselişi tamamen Versailles'ın kaçınılmaz bir sonucudur.
- B) Versailles koşulları diğer yenik devletlere uygulananlarla kıyaslandığında oldukça ılımlıydı ve Nazi propagandasının abartması olmasaydı Almanya bunu kolayca kabullenirdi.
- C) Antlaşma sembolik açıdan son derece aşağılayıcıydı ancak ekonomik koşulları sonraki on yıllarda büyük ölçüde hafifletildi; asıl belirleyici olan Büyük Buhran ve Almanya'nın zaten kırılgan olan Weimar demokrasisinin kurumsal zayıflığıydı. ✓
- D) ABD Senatosu antlaşmayı onaylasaydı Almanya'nın ekonomik toparlanması sağlanabilir ve II. Dünya Savaşı önlenebilirdi.
- E) Antlaşmanın en yıkıcı maddesi toprak kayıpları değil, savaş suçluluğunu tescil eden 231. maddenin Almanya'nın oy hakkını uluslararası arenada kaldırmış olmasıdır.
Tarih yazımındaki ana tartışma A ve B şıkları arasında yoğunlaşmaktadır. Keynes gibi iktisatçılar antlaşmanın yıkıcılığını vurgulasa da, revizyonist tarihçiler (Marks, Ferguson) antlaşmanın Almanya'ya yüklediği tazminatın fiilen hiçbir zaman tam olarak ödenmediğini ve 1920'lerde ekonomik toparlanmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Asıl yıkıcı olan 'savaş suçluluğu' (Kriegsschuld) maddesiyle yaratılan psikolojik aşağılanma, Büyük Buhranın 1929'da tetiklediği ekonomik çöküş ve Weimar'ın seçim sistemi (nispi temsil) ile kurumsal kırılganlığıdır. B şıkkı bu çok katmanlı tarihin en dengeli özetidir.
22. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'nin Araplarla yaptığı Hüseyin-McMahon yazışmaları (1915-1916), Fransızlarla imzaladığı Sykes-Picot Anlaşması (1916) ve Siyonistlere verdiği Balfour Deklarasyonu (1917) birbiriyle çelişen taahhütler içermekteydi. Bu çelişkinin jeopolitik mirası değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi en kapsamlı ve tutarlı olanıdır?
- A) Sykes-Picot'un gerçek mirası, bölgede güçlü ulus-devletler yaratmış olmasıdır; bugünkü çatışmalar bu devletlerin dağılmasından kaynaklanmaktadır.
- B) Söz konusu belgeler geriye dönük olarak abartılmış olup Orta Doğu'daki çatışmaların temel nedeni değildir.
- C) İngiltere'nin çelişkili taahhütleri stratejik değil, diplomatik yetersizlikten kaynaklanmıştır.
- D) Balfour Deklarasyonu Filistin'de Yahudi vatanı için kesin sınırlar çizmiş olsaydı, sonraki çatışmaların tamamından kaçınılabilirdi.
- E) Bu çelişkili taahhütler, ulus-devlet sınırlarının etnik ve dinî gerçeklerle örtüşmediği yapay bir Orta Doğu düzeni kurarak hem Filistin meselesinin hem de bölgedeki devlet başarısızlıklarının uzun vadeli yapısal zeminini oluşturmuştur. ✓
İngilizler, savaş koşullarında farklı aktörleri kazanmak amacıyla birbirleriyle çelişen taahhütlerde bulundu. Hüseyin'e bağımsız Arap devleti vaadedilirken Sykes-Picot ile Fransa ve İngiltere bölgeyi nüfuz bölgelerine ayırdı. Balfour ise Filistin'de Yahudi yurdu kurulmasına destek verdi. Bu üçlü çelişki; kurgusal sınırlar, mezhep ve etnik grupları bölen ya da dayatmacı biçimde birleştiren yapay devletler ve Filistin meselesinin çözümsüz kalmasının yapısal zeminini hazırladı. Modern Orta Doğu çatışmalarının büyük bölümünü bu mirasla doğrudan ilişkilendiren kapsamlı akademik literatür mevcuttur.
23. I. Dünya Savaşı'nda savaşa giren devletlerin neredeyse tamamının kısa sürede zafer kazanacaklarını öngörmesi, ancak savaşın dört yıl sürmesi, aşağıdaki kavramlardan hangisiyle en doğru biçimde açıklanabilir?
- A) Ekonomik karşılıklı bağımlılık teorisi; çünkü tarafların ekonomileri o denli iç içe geçmişti ki savaşı sürdürmek her ikisi için de karlıydı.
- B) Güç dengesi teorisi; çünkü tüm devletler birbirine denk güçteydi ve bu denge savaşı uzattı.
- C) Kitle imha silahları paradoksu; çünkü zehirli gaz gibi yeni silahlar her iki tarafı da nötralize ederek dengeyi bozdu.
- D) Nükleer caydırıcılık teorisinin öncülü; taraflar birbirinin topçu kapasitesinden korktukları için harekâta geçemedi.
- E) Saldırı-savunma dengesi teorisi; çünkü makineli tüfek, topçu ve siper sistemleri savunmayı saldırıya karşı yapısal olarak üstün kılmış, ancak tüm tarafların askeri doktrinleri hâlâ saldırı üstünlüğünü varsayan 19. yüzyıl anlayışına dayanıyordu. ✓
Uluslararası ilişkiler teorisinde 'saldırı-savunma dengesi' (offense-defense balance) kavramı bu paradoksu en iyi açıklayan çerçevedir. 1914'te tüm büyük güçlerin askeri doktrinleri saldırının belirleyici olduğu ve kısa, hızlı bir savaşın kazanılabileceği ön kabulüne dayanıyordu (Alman Schlieffen Planı, Fransız Plan XVII gibi). Ancak sanayi devrimi, savunma teknolojisini saldırıya karşı yapısal üstünlük kazandıracak biçimde dönüştürmüştü. Makineli tüfek, tel örgü ve topçu, savunmayı kolaylaştırırken saldırıyı son derece maliyetli kılıyordu. Bu teknolojik gerçekle örtüşmeyen askeri doktrinlerin çatışması, cepheleri yıllarca kilitledi.
24. ABD'nin 1917'de I. Dünya Savaşı'na girmesini açıklayan tek etken olarak Almanya'nın kısıtlısız denizaltı savaşı gösterilmektedir. Ancak bu açıklamanın yetersizliğini ortaya koyan tarihsel kanıt aşağıdakilerden hangisidir?
- A) ABD'nin İngiltere ve Fransa'ya verdiği dev krediler, ittifak devletleri yenilirse batacaktı; dolayısıyla ekonomik çıkar, denizaltı meselesinden bağımsız olarak savaşa girişi neredeyse kaçınılmaz kılıyordu.
- B) Wilson, Almanya'nın denizaltı savaşını durduracağına söz vermesi üzerine savaşa girme kararından vazgeçmiştir.
- C) Hem B hem de D şıkları doğrudur ve birbirini tamamlayarak tek etken açıklamasının yetersizliğini ortaya koyar. ✓
- D) Zimmermann Telgrafı, Meksika'yı ABD'ye karşı kışkırtmaya çalışmış ve ABD'nin savaşa girme kararının ardındaki iç kamuoyu desteğini güçlendiren ek bir etken olmuştur; bu durum, savaşa girişin denizaltı meselesine indirgenemeyeceğini gösterir.
- E) ABD, denizaltı savaşı başlamadan önce de Almanya'ya savaş açmayı planlamaktaydı.
Bu soru, tarihsel nedenselliği tek faktöre indirgemekten kaçınmayı ölçmektedir. ABD'nin 1917'de savaşa girmesi çok etkenli bir karardır. İlk olarak, ABD bankaları İngiltere ve Fransa'ya yaklaşık 2,3 milyar dolarlık kredi açmıştı; ittifak devletleri yenilseydi bu krediler büyük ihtimalle geri ödenmezdi. İkinci olarak, Ocak 1917'de deşifre edilen Zimmermann Telgrafı (Almanya'nın Meksika'yı ABD'ye karşı kışkırtma girişimi), Amerikan kamuoyunda Almanya'ya karşı derin bir tepkiye yol açtı. Dolayısıyla E şıkkı en doğru yanıttır; denizaltı meselesi tetikleyici olmakla birlikte belirleyici tek etken değildi.
25. Aşağıdaki önermelerden hangisi, I. Dünya Savaşı'nın çıkışında 'yapısal nedenler' ile 'aktörlerin bilinçli tercihleri' arasındaki tarih yazımı tartışmasını en doğru biçimde özetlemektedir?
- A) Almanya'nın savaş suçluluğunu tescil eden Versailles Antlaşması'nın 231. maddesi, bugünkü tarih yazımında da genel kabul görmektedir.
- B) Savaş, Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a savaş açma kararıyla başladığı için sorumluluk tartışması yalnızca bu iki devletle sınırlı tutulmalıdır.
- C) Christopher Clark'ın 'Uyurgezerler' tezi, tüm büyük güçlerin eşit derecede ve bilinçsizce savaşa sürüklendiğini savunarak sorumluluk meselesini tamamen çözümsüz bırakır.
- D) Fritz Fischer'in tezi, Almanya'nın kıtasal hegemonya planladığını ve savaşı kasıtlı olarak tetiklediğini savunurken, Clark savaşa gidişin hiçbir aktörün tümüyle öngöremediği sistemik bir çöküş olduğunu öne sürer; bu iki tez, sorumluluk ve yapısal kısıtlar arasındaki gerilimi farklı biçimlerde ağırlıklandırır. ✓
- E) Yapısal nedenler (ittifak sistemi, silahlanma yarışı, emperyalist rekabet) savaşı kaçınılmaz kılmıştı; aktörlerin kararları yalnızca zamanlamayı etkiledi.
Bu soru, tarih yazımı (historiography) bilgisini ölçmektedir. Fritz Fischer, 1961 tarihli 'Almanya'nın Dünya Gücü için Uğraşı' adlı eserinde Almanya'nın genişlemeci hedeflere sahip olduğunu ve savaşı kasten körüklediğini savundu. Bu tez, Almanya'da büyük tartışma yarattı. Christopher Clark ise 2012'de yayımlanan 'Uyurgezerler'de tüm büyük güçlerin yarı bilinçli kararlarla ve birbirini besleyen yanlış algılarla savaşa sürüklendiğini öne sürerek sorumluluğu dağıtır. Bu iki tez, savaşın nedenselliğine dair yapısal-bireysel açıklama gerilimini en iyi yansıtan kutupları temsil eder.