menu
MemurOl
Tarih Testleri

Genel Tekrar Testi - 265

Soru 1 / 25

Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh.' ilkesi dış politikada hangi temel anlayışı yansıtmaktadır?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh.' ilkesi dış politikada hangi temel anlayışı yansıtmaktadır?

    • A) Türkiye'nin saldırgan bir dış politika izleyerek yitirilen toprakları geri alma hedefi
    • B) Pan-Türkizm ideali doğrultusunda Orta Asya Türkleriyle siyasi birlik kurulması
    • C) Statükocu, barışçıl ve uluslararası işbirliğine dayalı bir dış politika anlayışı
    • D) İslam dünyasıyla dayanışmayı ön plana çıkaran Pan-İslamist bir yaklaşım
    • E) Büyük devletlere karşı küçük devletlerle ittifak kurulmasını öngören bir strateji

    'Yurtta‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sulh, cihanda sulh.' ilkesi, Türkiye'nin hem iç hem de dış politikada barışı esas alması gerektiğini ortaya koyar. Bu anlayış; Lozan'la belirlenen sınırların korunması, revizyonist politikalardan uzak durulması ve uluslararası örgütlere (Milletler Cemiyeti) katılım gibi somut adımlarla hayata geçirilmiştir. Türkiye 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye olmuş, 1934'te Balkan Antantı, 1937'de Sadabat Paktı'nı imzalamıştır. Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm ise Atatürk'ün açıkça reddedip milliyetçilik ilkesinin dışında tuttuğu akımlardır.

  2. 2. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924) ile gerçekleştirilen inkılabın birincil amacı aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eğitim ve öğretimin tek çatı altında birleştirilerek ikili eğitim yapısına son verilmesi
    • B) Yükseköğretim kurumlarının devlet denetimine alınması
    • C) Yabancı okulların kapatılarak eğitimin millileştirilmesi
    • D) Latin alfabesine geçişin zeminini hazırlamak için okuma yazma seferberliği başlatılması
    • E) Kız ve erkek öğrencilerin karma eğitim almasının zorunlu kılınması

    Tevhid-i‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Tedrisat Kanunu, Osmanlı döneminden kalan ikilik sorununu çözmek amacıyla çıkarıldı. O dönemde bir yanda Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı modern okullar, öte yanda Şeyhülislamlığa bağlı medreseler ve yabancı misyoner okulları işliyordu. Kanunla tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na devredildi. Yabancı okullara yönelik düzenleme bu kanunla değil farklı yasal düzenlemelerle yapıldı. Latin alfabesine geçiş ise 1928 yılında Harf İnkılabı ile gerçekleşti; bu kanunla doğrudan bir ilgisi yoktur.

  3. 3. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı aşağıdakilerden hangisiyle daha doğru biçimde örtüşür?

    • A) Tüm Türk dünyasını tek devlet çatısında birleştirmeyi amaçlayan Turancılık
    • B) İslam kardeşliği ekseninde şekillenen ümmetçi milliyetçilik
    • C) Osmanlı geçmişini yücelten imparatorlukçu milliyetçilik
    • D) Ortak dil, kültür ve ülkü birliğine dayanan vatandaşlık milliyetçiliği
    • E) Irk ve kan birliğine dayanan etnik milliyetçilik

    Atatürk'ün‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ milliyetçilik anlayışı etnik veya dini temellere değil; ortak dil, tarih, kültür ve ülkü birliğine dayanır. 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' sözü bu anlayışı özetler: Türklük, biyolojik bir miras değil, bilinçli bir aidiyet ve yurttaşlık kimliğidir. Turancılık ve Pan-İslamizm ise Atatürk tarafından Türkiye'nin çıkarlarına aykırı hayalci projeler olarak reddedilmiştir. Nitekim 1931 CHP Programı'nda milliyetçilik tanımlanırken ırk ve din ayrımı yapılmadığı açıkça vurgulanmıştır.

  4. 4. 1925'te çıkarılan Şapka Kanunu'na yönelik en yaygın halk tepkisi hangi olayla sembolleşmiştir?

    • A) Rize ve Kastamonu Olayları
    • B) Şeyh Said İsyanı
    • C) Ağrı İsyanı
    • D) Bursa Olayları
    • E) Menemen Olayı

    Şapka‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Kanunu Kasım 1925'te yürürlüğe girdiğinde en belirgin halk muhalefeti Karadeniz'in Rize ilçelerinde ve İç Anadolu'da bazı vilayetlerde gözlemlendi. Özellikle Kastamonu'da şapka karşıtı gösteriler yaşandı; İstiklal Mahkemelerinde bu isyancılar yargılandı ve bir kısmı idam edildi. Menemen Olayı (1930) şapkayla değil, inkılapçı bir subayın öldürülmesiyle ilgilidir. Şeyh Said İsyanı (1925) Kürt-dini temelli bir ayaklanmadır, şapka meselesiyle doğrudan bağlantılı değildir. Ağrı İsyanı ise 1926-1930 arasında yaşanmış etnik temelli bir isyandır.

  5. 5. Türkiye'de çok partili hayata geçiş denemelerinden biri olan Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) kısa sürede kapatılmıştır. Bu gelişmenin temel nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilmektedir?

    • A) Atatürk ile parti kurucusu Fethi Okyar arasındaki kişisel çatışmanın büyümesi
    • B) Partinin inkılap karşıtı kesimlerin odak noktasına dönüşmesi ve rejimi tehdit eder hale gelmesi
    • C) Partinin yeterli seçmen desteğine ulaşamaması
    • D) Partinin gizlice İngiliz çıkarlarına hizmet ettiğinin anlaşılması
    • E) Ekonomik krizden çıkış için yeterli programa sahip olunmaması

    Serbest‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cumhuriyet Fırkası, Atatürk'ün yönlendirmesiyle Fethi Okyar tarafından kuruldu; amaç denetimli bir muhalefet ortamı oluşturmaktı. Ancak parti kısa sürede inkılap ve laiklik karşıtı çevrelerin, dini gerici grupların ve muhalif kitlelerin odağı haline geldi. İzmir'deki mitinglerde son derece kalabalık ve coşkulu tepkiler alınması, bir 'karşı devrim' zemini oluştuğu kaygısını doğurdu. Bunun üzerine Fethi Okyar partiyi bizzat kapattı (Kasım 1930). Partinin kapanmasında kişisel çatışma değil, siyasi konjonktür belirleyiciydi.

  6. 6. Aşağıdakilerden hangisi Atatürk döneminde gerçekleştirilen hukuk inkılapları arasında yer almaz?

    • A) Alman Ticaret Kanunu'nun uyarlanması
    • B) İsviçre Medeni Kanunu'nun uyarlanması
    • C) İtalyan Ceza Kanunu'nun uyarlanması
    • D) Fransız İdare Hukuku'nun uyarlanması
    • E) Neuchâtel Usul Hukuku'nun uyarlanması

    Türkiye‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cumhuriyeti'nin temel kanunları çeşitli Avrupa ülkelerinden uyarlandı: Medeni Kanun İsviçre'den (1926), Borçlar Kanunu İsviçre'den (1926), Ceza Kanunu İtalya'dan (1926), Ticaret Kanunu ise Almanya'dan değil, büyük ölçüde İtalya ve Fransız hukukundan yararlanılarak hazırlandı. Dolayısıyla 'Alman Ticaret Kanunu'nun uyarlanması' tanımı tarihsel olarak doğru bir eşleştirme değildir. Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlanmasında İsviçre ve İtalyan ticaret hukuku ile Fransız hukukundan yararlanılmıştır; Alman Ticaret Kanunu doğrudan esas alınmamıştır.

  7. 7. Atatürk İlkeleri'nden 'devletçilik' 1930'lardaki Türkiye koşullarında uygulandığında hangi anlama gelmekteydi?

    • A) Sovyet modeline benzer biçimde her türlü özel mülkiyetin devletleştirilmesi
    • B) Yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi amacıyla devletin bu şirketlere ortak olması
    • C) Ekonomik faaliyetlerin tamamen serbest piyasaya bırakılması ve devletin yalnızca düzenleyici rol üstlenmesi
    • D) Özel girişimin yetersiz kaldığı alanlarda devletin ekonomiye müdahil olması ve sanayi yatırımları yapması
    • E) Tarım sektörünün ön plana çıkarılması ve sanayi yatırımlarından vazgeçilmesi

    Türk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ devletçiliği, Sovyet komünizminden farklı olarak özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı değil, piyasanın yetersiz kaldığı alanlarda devletin ekonomiye ortak olmasını öngörmektedir. 1929 Büyük Buhranı'nın ardından liberal ekonominin Türkiye'de istenilen sonuçları vermemesiyle birlikte devletçilik daha belirgin bir hal aldı. 1934 ve 1938 Beş Yıllık Sanayi Planları bu anlayışın somut ürünleridir; Sümerbank ve Etibank gibi KİT'ler bu dönemde kuruldu. Özel sektör tamamen dışlanmadı; devlet, özel kesimin yapamadığı yatırımları üstlendi.

  8. 8. Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanındığı yıl ile bu konuda dünyadan daha erken davranılan ülkeler düşünüldüğünde, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    • A) Türk kadını 1923'te milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı; bu tarih Almanya'dan öncedir.
    • B) Türk kadını 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı; bu tarih Fransa ve İtalya'dan öncedir.
    • C) Türk kadını 1930'da milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı; bu tarih Fransa'dan önce, İngiltere'den sonradır.
    • D) Türk kadını 1934'te seçme, 1946'da seçilme hakkını kazandı.
    • E) Türk kadını belediye seçimlerinde oy kullanma hakkını 1934'te, genel seçimlerde oy kullanma hakkını 1946'da kazandı.

    Türk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kadını 1930'da belediye seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkını, 1934'te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı. Fransa'da kadınlara bu hak 1944'te, İtalya'da 1945'te tanındı. Dolayısıyla Türkiye bu iki büyük Avrupa demokrasisinin önünde bu adımı attı. İngiltere'de ise kadınlar tam oy hakkını 1928'de kazandığından İngiltere Türkiye'den öndedir. D ve E seçenekleri ise yanlış tarihler içermektedir: seçme ve seçilme hakkı 1934'te birlikte verildi.

  9. 9. 1931 yılında kurulan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin (bugünkü Türk Tarih Kurumu) kuruluş amacı aşağıdakilerden hangisiyle doğrudan ilişkilidir?

    • A) Balkan ve Orta Doğu ülkeleriyle ortak tarih yazımı projelerinin yürütülmesi
    • B) Birinci Dünya Savaşı'na ilişkin belgelerin toplanması ve korunması
    • C) Türkçenin yabancı dillerden arındırılması için etimolojik çalışmalar yapılması
    • D) Osmanlı arşivlerinin sistematik biçimde düzenlenmesi
    • E) Millî kimlik inşası kapsamında Türk tarihinin bilimsel yöntemlerle araştırılması ve yaygınlaştırılması

    Türk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Tarihi Tetkik Cemiyeti, Türk Tarih Tezi çerçevesinde Türklerin tarihsel süreçteki köklü varlığını ortaya koymayı ve millî kimliği tarih bilinci üzerine inşa etmeyi amaçlıyordu. Bu tez; Türklerin dünya medeniyetlerine öncülük ettiğini ve Anadolu'nun tarihinin yalnızca Osmanlı dönemiyle sınırlı olmadığını savunuyordu. Türk Dil Kurumu (Türk Dili Tetkik Cemiyeti) ise 1932'de kurulmuş olup dil meselesiyle ilgilenmektedir. Osmanlı arşivleri ile Birinci Dünya Savaşı belgeleri bu kurumun kuruluş gerekçesi değildir.

  10. 10. Aşağıdakilerden hangisi laiklik ilkesinin uygulamaya yansımaları arasında sayılamaz?

    • A) Türkçe ezan uygulaması (1932)
    • B) Tekke ve zaviyelerin kapatılması (1925)
    • C) Medreselerin kapatılması (1924)
    • D) Kapitülasyonların kaldırılması (1923)
    • E) Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması (1924)

    Kapitülasyonların‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kaldırılması laiklikle değil, millî egemenlik ve bağımsızlık ilkeleriyle doğrudan ilgilidir. Kapitülasyonlar yabancılara tanınan hukuki ayrıcalıklardı; bunların kaldırılması Lozan Antlaşması (1923) ile gerçekleşti ve tam bağımsızlık hedefini somutlaştırdı. Öte yandan tekke ve zaviyelerin kapatılması (677 sayılı Kanun, 1925), medreselerin kapatılması (Tevhid-i Tedrisat, 1924), Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurularak din işlerinin devlet denetimine alınması ve 1932'de ezanın Türkçe okunmaya başlanması; laikleşme sürecinin somut adımlarıdır.

  11. 11. 1923-1938 yılları arasında Türkiye'de gerçekleştirilen ekonomi politikaları incelendiğinde, aşağıdaki hangi dönemlendirme genel kabul görmektedir?

    • A) Başından itibaren Sovyet modeli planlı ekonomi benimsenmiş; ancak bu model 1930'larda yumuşatılmıştır.
    • B) 1923-1930 döneminde karma ekonomi uygulanmış, 1930'lardan sonra liberal politikalara geçilmiştir.
    • C) 1923-1929 döneminde görece liberal politikalar izlenmiş, 1930'lardan itibaren devletçilik ön plana çıkmıştır.
    • D) 1923-1938 boyunca tutarlı biçimde liberal ekonomi politikaları uygulanmıştır.
    • E) 1923-1938 boyunca İslam hukukuna dayalı ticaret kuralları geçerliliğini korumuştur.

    Türkiye'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Atatürk dönemi ekonomi politikası iki ana evreye ayrılır. 1923-1929 döneminde İzmir İktisat Kongresi'nin (1923) yönlendirmesiyle özel girişimciliği destekleyen liberal bir çizgi izlendi. 1929 Büyük Buhranı'nın dünya ekonomisini ve Türkiye'yi sarsmasının ardından liberal politika yetersiz kaldı; 1930'lardan itibaren devletçilik ilkesi ağır bastı ve Birinci (1934) ile İkinci (1938) Beş Yıllık Sanayi Planları hayata geçirildi. Sovyet modeli hiçbir zaman benimsenmedi; özel sektör ve çiftçi varlığını korudu.

  12. 12. Atatürk'ün 'inkılapçılık' ilkesine göre aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğru tanımı vermektedir?

    • A) Batı'dan alınan her yeniliği sorgulamaksızın benimsemek
    • B) Yapılan inkılapların kalıcılaştırılması ve Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine taşıyacak dönüşümlere açık olmak
    • C) Geçmişin tüm kurumlarını reddederek sürekli devrim halinde olmak
    • D) İnkılapların halk oylamasıyla sürekli güncellenmesi gerektiğini savunmak
    • E) Her neslin kendi dönemine ait köklü toplumsal değişiklikler yapma zorunluluğunda olduğunu kabul etmek

    İnkılapçılık‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ (Devrimcilik) ilkesi, yalnızca değişimi savunmak değil, yapılmış olan inkılapların korunmasını ve toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını engelleyecek her türlü geriye dönüşün önlenmesini de kapsar. Bu ilke aynı zamanda akla ve bilime dayalı yeni gelişmelere de kapıyı açık bırakır. 'Sürekli devrim' veya 'her şeyi yıkma' anlayışıyla karıştırılmamalıdır. Atatürk, inkılapların topluma yerleşmesini, kanıksanmasını ve içselleştirilmesini birincil hedef olarak görmüştür. Batıcılık ise inkılapçılıkla aynı anlama gelmez; Atatürk, Batı'yı bir model olarak değil, ulaşılması gereken çağdaş uygarlık seviyesinin temsilcisi olarak konumlandırmıştır.

  13. 13. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922'de aldığı karar ile saltanat kaldırılmış; ancak halifelik ayrı bir kurum olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Bu gelişmenin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Mecliste saltanatın kaldırılmasına yönelik yeterli çoğunluğun sağlanamamış olması
    • B) Saltanat ve halifeliğin tek elde toplanmasının İslam dünyasında olumsuz tepki doğuracağından endişe edilmesi
    • C) Halkın yeni yönetime alışması için geçiş sürecine ihtiyaç duyulması ve kamuoyunun hazırlanmak istenmesi
    • D) Lozan Konferansı'nda İngilizlerin halifeliğin korunması yönünde baskı uygulaması
    • E) Mustafa Kemal'in halifelik makamını kendisi için düşünmesi

    Saltanat‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kaldırılırken halifelik ayrı tutulmuştur. Bunun temel nedeni; kamuoyunun ve özellikle dinî çevrelerin ani değişime hazır olmaması, Kurtuluş Savaşı'nın dinî meşruiyet zeminini zedelememek ve süreci yönetilebilir kılmak için halkı bu köklü değişime kademeli olarak alıştırma ihtiyacıdır. Lozan görüşmeleri devam ettiğinden dış baskı da belirleyici bir etken olmakla birlikte asıl neden iç kamuoyunun hazırlanmasıdır.

  14. 14. Aşağıdakilerden hangisi, Türkiye'de çok partili hayata geçiş denemelerinden biri olan Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın (1930) kısa sürede kapatılmasının doğrudan nedeni değildir?

    • A) Cumhuriyet Halk Fırkası'nın seçimlerde usulsüzlük yaptığı yönünde iddialar çıkması
    • B) Partinin ekonomi politikası konusunda devletçilik ilkesiyle çelişen görüşler öne sürmesi
    • C) İzmir'deki karşılama töreninde Mustafa Kemal'in değil parti liderinin ön plana çıkması
    • D) Partinin muhalefet cephesinde dini akımların odak noktasına dönüşmesi
    • E) Menemen Olayı'nın doğrudan bu partinin yarattığı ortamın bir ürünü olduğu değerlendirmesi

    Serbest‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Cumhuriyet Fırkası, Fethi Okyar liderliğinde kurulmuş ve liberal ekonomi politikasını savunmuştur; bu CHF'nin devletçilik anlayışıyla çelişiyordu ancak bu doğrudan kapanma nedeni değildir. Kapatılmanın asıl nedenleri; dini ve gerici unsurların partiyi araç olarak kullanması, Menemen Olayı'nın (Aralık 1930) yarattığı gergin atmosfer ve Fethi Okyar'ın partiyi bizzat feshetmesidir. Seçim usulsüzlükleri iddiaları ise partinin kapatılmasına değil SCF'nin isteksizleşmesine zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla D seçeneğinde belirtilen ekonomi politikası çelişkisi kapatmanın doğrudan nedeni değil, yapısal bir gerilimd

  15. 15. Osmanlı Devleti'nde uygulanan kapitülasyonların Kurtuluş Savaşı sürecinde kaldırılamamasının ve ancak Lozan Antlaşması ile sona erdirilmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) TBMM'nin kapitülasyonları kaldırma konusunda yetki tartışması yaşaması
    • B) İtilaf devletlerinin Sevr'den farklı olarak Lozan'da kapitülasyonları müzakere masasına taşımayı reddetmesi
    • C) Milli hükümetin dış ticaret hacmini korumak amacıyla kapitülasyonlardan yararlanmak istemesi
    • D) Batılı devletlerin Anadolu'da askeri varlığını sürdürmesi nedeniyle müzakere ortamının oluşmaması
    • E) Mustafa Kemal'in kapitülasyonları hukuki açıdan meşru bulması

    Kurtuluş‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Savaşı devam ederken İtilaf devletleri Anadolu'da fiilen askeri varlığını sürdürüyor ve işgal koşulları hukuki müzakereye elverişli bir zemin bırakmıyordu. Kapitülasyonlar, ancak askeri zafer kazanılıp güç dengesi TBMM lehine döndükten sonra Lozan Konferansı'nda (1923) müzakere edilebilecek ve kaldırılabilecek konuma gelmiştir. Diğer seçenekler tarihsel gerçeklikle örtüşmemektedir.

  16. 16. Atatürk'ün 'Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir' ilkesi ile 'Egemenlik verilmez, alınır' sözü birlikte değerlendirildiğinde öne çıkan temel anlam aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Egemenliğin kaynağının yalnızca silahlı mücadele olduğu
    • B) Saltanat ve hilafetin ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğu
    • C) Milletin egemenliğini yalnızca seçimler aracılığıyla kullanabileceği
    • D) Parlamenter sistemin cumhuriyet rejimiyle özdeş olduğu
    • E) Egemenliğin dış güçlerden değil milletin kendi iradesinden doğduğu ve devredilemeyeceği

    Bu‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ iki söz birlikte okunduğunda egemenliğin hibe ya da tanınma yoluyla elde edilemeyeceğini, milletin kendi iradesiyle bizzat sahip çıkması gerektiğini vurgular. Egemenlik dışarıdan bahşedilmez; millet onu kendi gücüyle kazanır ve doğrudan kendisine ait kılar. Bu ilke, meşruiyetin kaynağını ilahi iradeye ya da hanedana değil halka dayandıran cumhuriyet anlayışının özüdür.

  17. 17. 1924 Anayasası'nda din işlerini yürütmek amacıyla kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın laiklik ilkesiyle çelişip çelişmediği tartışmalarında Atatürk dönemindeki resmi tutum aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Diyanet, hem Sünni hem Alevi inanç pratiklerini kapsayan bir yapı olarak örgütlenmiştir
    • B) Diyanet kurumu, tarikatların devlet bünyesine dahil edilmesini sağlamıştır
    • C) Diyanet İşleri Başkanlığı laikliği pekiştirmek amacıyla yurt dışındaki Türklere yönelik kurulmuştur
    • D) Diyanet, devlet denetimindeki bir kurum olarak dinin siyasete alet edilmesini önleme işlevi görmüştür
    • E) Diyanet'in varlığı laiklikle çeliştiği için 1937'de anayasadan çıkarılmıştır

    Diyanet‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İşleri Başkanlığı, dini devlet kontrolünde tutarak siyasi araçsallaşmasını engellemek amacıyla kurulmuştur. Laiklik ilkesi din-devlet ayrılığını değil, devletin dini kurumlar üzerindeki denetimini de içerir; bu sayede tekke ve tarikatların siyasete müdahalesi önlenmek istenmiştir. 1937'de laiklik anayasaya girmiş, ancak Diyanet kaldırılmamıştır. Diyanet yalnızca Sünni ibadet hizmetlerini kapsamakta olup Alevi inanç pratiklerini yönetmemektedir.

  18. 18. Türk Tarih Tezi'nin 1930'lu yıllarda geliştirilmesinin Atatürk döneminin milliyetçilik anlayışı açısından hangi işlevi üstlendiği söylenebilir?

    • A) Türk-İslam sentezini tarihsel temele oturtarak laikleşme sürecine meşruiyet kazandırmak
    • B) Bizans ve Roma uygarlıklarının Türk etkisiyle şekillendiğini kanıtlamak
    • C) Anadolu'nun Türk yurdu olmadığını ileri süren Batılı tezlere tarihsel veri sunmak
    • D) Osmanlı tarihinin Türk kimliğinin temeli olarak yeniden yorumlanması
    • E) Türklerin Orta Asya kökenlerini ve uygarlığa katkılarını ön plana çıkararak ulusal özgüveni pekiştirmek

    Türk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Tarih Tezi, Türklerin Orta Asya'dan dünyaya yayılarak büyük uygarlıklar kurduğunu, dolayısıyla köklü bir tarihe sahip olduğunu savunur. Bu yaklaşım, Osmanlı kimliğinden kopuşun yaşandığı bir dönemde yeni Türk kimliğine tarihsel derinlik ve özgüven kazandırmayı hedeflemiştir. İslam vurgusunu değil Türk-Orta Asya geleneğini öne çıkarması, laikleşme süreciyle de örtüşmektedir. Bizans ya da Roma'nın Türk etkisiyle şekillendiği tezi ise Türk Tarih Tezi'nin iddiası değildir.

  19. 19. Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasını öngören 1925 tarihli kanun aşağıdaki inkılaplardan hangisiyle doğrudan bağlantılıdır?

    • A) Medeni Kanun'un kabulü
    • B) Şeyh Said İsyanı'nın bastırılması ve laikleşme sürecinin hızlandırılması
    • C) Şapka Kanunu ve kıyafet devrimi
    • D) Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesi
    • E) Halifeliğin kaldırılması

    Tekke‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ve zaviyelerin kapatılması (Kasım 1925), Şeyh Said İsyanı'nın (Şubat-Mayıs 1925) ardından çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu'nun sağladığı otorite ortamında gerçekleştirilmiştir. Şeyh Said isyanının dini ve etnik içeriği, hükümetin tarikat yapılanmalarını kapsamlı biçimde tasfiye etmesine meşruiyet zemini hazırlamıştır. Bu kanun aynı zamanda laikleşme sürecinin somut bir halkasıdır.

  20. 20. Türkiye'de 1934 yılında kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması, döneminin hangi özelliğiyle özellikle önem kazanmaktadır?

    • A) Kadın milletvekilliğinin çok partili sistemle eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi
    • B) Söz konusu hakkın 1924 Anayasası'nın doğal bir sonucu olması
    • C) Türkiye'nin bu alanda pek çok Avrupa ülkesinden önce davranmış olması
    • D) Hakkın önce yerel seçimler için, ardından milletvekili seçimleri için verilmesi
    • E) Bu hakkın Türkiye'de kadınlara dünyada ilk kez tanınması

    Türkiye,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 1934'te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkını tanıyarak Fransa (1944), İtalya (1945) ve Belçika (1948) gibi pek çok Avrupa ülkesini geride bırakmıştır. Dünyada ilk değildir (Yeni Zelanda 1893, Finlandiya 1906 gibi öncüler vardır). Ayrıca kadınlara 1930'da belediye seçimlerinde oy hakkı verilmiş, milletvekili seçme ve seçilme hakkı ise 1934'te ayrı bir yasal düzenlemeyle eklenmiştir; bu süreç kademeli olup 1924 Anayasası'nın doğal uzantısı niteliğinde değildir.

  21. 21. Atatürk'ün 'Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir' sözü, onun hangi ilkesiyle en doğrudan örtüşmektedir?

    • A) Devletçilik
    • B) Milliyetçilik
    • C) Laiklik
    • D) Halkçılık
    • E) İnkılapçılık

    Akıl‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ve bilimi manevi miras olarak belirlemek, dini dogmalar yerine akılcı ve bilimsel düşünceyi temel referans almak anlamına gelir; bu da laiklik ilkesinin özüyle örtüşmektedir. Laiklik yalnızca din-devlet ayrılığı değil, aynı zamanda aklın ve bilimin toplumsal yaşamda belirleyici kılınmasıdır. Diğer şıklar bu sözün kapsamını tam karşılamamaktadır.

  22. 22. Misak-ı Millî'nin (28 Ocak 1920) ilanı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) Türkiye'nin bugünkü sınırlarını büyük ölçüde belirleyen temel belge niteliğindedir
    • B) TBMM tarafından ilk oturumunda yeniden onaylanarak geçerliliği tescil edilmiştir
    • C) Mondros Ateşkesi'nde işgal edilmemiş toprakları ulusal sınır olarak belirlemiştir
    • D) İstanbul'un resmen işgal edilmesine zemin hazırladığı değerlendirilmektedir
    • E) Son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilmiştir

    Misak-ı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Millî, son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de kabul edilmiştir ve bu durum İtilaf devletlerince tehdit olarak algılanmış; Mart 1920'deki İstanbul işgalinin nedenlerinden biri sayılmıştır. TBMM ise 23 Nisan 1920'de açılmış ve Misak-ı Millî'yi benimsemiştir; ancak 'ilk oturumunda yeniden onaylamıştır' ifadesi tam anlamıyla doğru değildir, bu taahhüt zımni kabul niteliğindedir. Asıl yanlış olan D seçeneğidir: TBMM, Misak-ı Millî'yi ilk oturumda resmi bir kararla tescil etmemiş; bu belgeyi kuruluş iradesi olarak benimsemiştir.

  23. 23. Türkiye'de 1932'de başlatılan ve camilerde Türkçe ezan okutulmasını kapsayan uygulama hangi inkılap hareketiyle doğrudan ilişkilendirilmelidir?

    • A) Halkevlerinin kurulması ve kültür devrimi
    • B) Harf İnkılabı
    • C) Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden yapılandırılması
    • D) Dil Devrimi ve Türk Dil Kurumu'nun faaliyetleri
    • E) Laikleşme ve Türkleştirme politikaları

    Türkçe‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ezan uygulaması hem laikleşme (dini ritüelin devlet denetiminde dönüştürülmesi) hem de Türkleştirme politikasının (dini sembollerin Türk kimliğiyle bütünleştirilmesi) bir parçasıdır. 1932'de başlayan bu uygulama 1950'de çok partili dönemde kaldırılmıştır. Harf İnkılabı (1928) ve Dil Devrimi (1932) ayrı süreçlerdir; Türkçe ezan uygulamasının temel gerekçesi bu ikisiyle değil laikleşme-Türkleştirme eksenindeki politikayla açıklanmalıdır.

  24. 24. Lozan Antlaşması'nda (1923) azınlık hakları bağlamında Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi kararlaştırılmıştır. Bu mübadelenin hangi ölçüt temel alınarak gerçekleştirildiği, dönemin millet anlayışı açısından özellikle dikkat çekmektedir?

    • A) Kültürel kimlik ve öz beyan
    • B) Uyruk ve pasaport bilgisi
    • C) Coğrafi yerleşim bölgesi
    • D) Din
    • E) Etnik köken ve ana dil

    Lozan‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ nüfus mübadelesinde belirleyici ölçüt etnik köken ya da dil değil, din olmuştur. Türkiye'deki Ortodoks Hristiyanlar Yunanistan'a, Yunanistan'daki Müslümanlar Türkiye'ye gönderilmiştir. Bu nedenle Karamanlılar gibi Türkçe konuşan Ortodoks topluluklar da mübadeleye dahil edilmiştir. Bu durum, Osmanlı-İslam geleneğindeki 'millet' kavramının (dini cemaatler) milliyetçi dönemde de belirleyici olmaya devam ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

  25. 25. Atatürk'ün altı ilkesinden 'devletçilik', 1930'lu yılların Türkiye'sinde hangi koşulların sonucunda ön plana çıkmıştır?

    • A) Sovyet ekonomi modelinin Türkiye'de doğrudan uygulanmak istenmesi
    • B) Lozan Antlaşması'nın Türkiye'nin dış ticaret politikasını kısıtlaması
    • C) 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin yarattığı liberal ekonomiye güvensizlik ortamı ve özel sermayenin yetersizliği
    • D) Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın liberal ekonomi modelini başarıyla uygulaması
    • E) İngiltere ve Fransa'nın Türkiye'ye doğrudan yatırım yapmaktan kaçınması

    Devletçilik‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ilkesi, 1929 Büyük Buhranı'nın liberal piyasa ekonomisine duyulan güveni sarsmasının ardından ve Türkiye'nin sanayileşme için yeterli özel sermayeden yoksun bulunduğu koşullarda belirginleşmiştir. Devlet, ekonomik kalkınmayı bizzat yürütmek üzere KİT'ler kurmuş; beş yıllık sanayi planları hayata geçirilmiştir. Sovyet modeli ilham kaynakları arasında sayılsa da doğrudan bir kopya söz konusu değildir. SCF'nin başarısından söz etmek mümkün değildir; parti zaten kısa sürede kapanmıştır.