Genel Tekrar Testi - 146
Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere anlam bakımından en uygun seçenek hangisidir? Uzun yıllar boyunca tarih yazımı, büyük liderleri, savaşları ve hanedanları merkeze alarak ilerledi. Bu yaklaşım, tarihin yalnızca seçkinlerin eylemi olduğunu ima ediyordu. Sonraki dönemlerde sosyal tarih, bu anlayışa itiraz ederek sıradan insanların, anonim kalabalıkların ve toplumsal yapıların tarihsel süreçlerdeki belirleyiciliğini ön plana çıkardı. _____ Bununla birlikte bu iki yaklaşımın birbirini dışlayan değil tamamlayan araçlar olduğu artık daha yaygın biçimde kabul görmektedir.
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere anlam bakımından en uygun seçenek hangisidir? Uzun yıllar boyunca tarih yazımı, büyük liderleri, savaşları ve hanedanları merkeze alarak ilerledi. Bu yaklaşım, tarihin yalnızca seçkinlerin eylemi olduğunu ima ediyordu. Sonraki dönemlerde sosyal tarih, bu anlayışa itiraz ederek sıradan insanların, anonim kalabalıkların ve toplumsal yapıların tarihsel süreçlerdeki belirleyiciliğini ön plana çıkardı. _____ Bununla birlikte bu iki yaklaşımın birbirini dışlayan değil tamamlayan araçlar olduğu artık daha yaygın biçimde kabul görmektedir.
- A) Sosyal tarihin yükselişi, akademik çevrelerde büyük tartışmalara yol açmıştır.
- B) Tarih yazımının nesnelliği, hangi yöntemi benimsediğinden bağımsız olarak her zaman sorgulanmıştır.
- C) Tarihçiler bu tartışmayı kesin olarak sosyal tarihin lehine sonuçlandırmıştır.
- D) Siyasi tarih, bu eleştirilerden etkilenmeyerek özgünlüğünü korumuştur.
- E) Bu dönüşüm, tarih yazımında siyasi anlatının tamamen terk edilmesi anlamına gelmedi. ✓
Boşluktan sonraki cümle 'bununla birlikte' bağlacıyla iki yaklaşımın tamamlayıcı olduğunu söylemektedir. Bu cümle bir uzlaşma ifadesidir ve kendinden önceki cümlenin bir karşı yönde olası bir aşırı yorumu yumuşatıyor olması beklenir. C şıkkı, sosyal tarihin yükselişinin siyasi tarihi tamamen silmediğini belirterek bu uzlaşma cümlesi için doğal bir zemin hazırlar. A şıkkı ise kesin bir üstünlük iddiası taşıdığından ardından gelen uzlaşmacı tona uymaz. D şıkkı içerik olarak doğru bir gözlem olsa da boşluk sonrasındaki 'bununla birlikte' bağlacıyla mantıksal bir zincir oluşturmaz.
2. Bu parçada aşağıdaki iddialardan hangisinin kanıtı doğrudan yer almaktadır? Yazar olmak, yalnızca iyi cümleler kurmaktan ibaret değildir. Yazarlık, aynı zamanda bir okuma birikimi, gözlem disiplini ve sabır işidir. Büyük romancıların biyografileri incelendiğinde ortak bir örüntü dikkat çeker: Hepsi yoğun okuyuculardır ve kaleme aldıkları ilk eserler genellikle defalarca yeniden yazılmıştır. Nabokov, Lolita'yı yazmadan önce binlerce sayfalık not tutmuş; Flaubert bir cümleyi mükemmelleştirmek için günlerce çalışmıştır. Bu örnekler, edebi ustalığın doğuştan gelen bir yetenekten değil birikimli bir emekten kaynaklandığını güçlü biçimde düşündürmektedir.
- A) Yazarlık, okuma birikimi ve gözlem disiplini gerektiren bir süreçtir.
- B) Büyük romancıların ilk eserleri genellikle defalarca yeniden yazılmıştır. ✓
- C) İyi bir yazar olmak için bol miktarda okumak zorunludur.
- D) Flaubert ve Nabokov, tarihsel süreçteki en üretken yazarlar arasında yer alır.
- E) Edebi ustalık, doğuştan gelen yetenekten değil birikimli emekten kaynaklanır.
Parçada doğrudan kanıt sunulan iddia B şıkkıdır: 'Büyük romancıların ilk eserleri defalarca yeniden yazılmıştır' iddiası, parçada 'biyografiler incelendiğinde dikkat çeker' ve ardından Nabokov ile Flaubert'e ait somut örneklerle desteklenmektedir. A şıkkı, 'hepsi yoğun okuyuculardır' ifadesiyle geçmekte ancak okuma ile iyi yazarlık arasındaki zorunluluk ilişkisi kanıtlanmamaktadır. C şıkkı ise parçanın genel sonuç yargısıdır; somut kanıtlar bu yargıyı desteklemek için kullanılmaktadır, doğrudan kanıtı sunulan iddia değildir.
3. Bir romancı, eserlerinde toplumsal gerçekliği yansıtmak amacıyla bireyin iç dünyasını değil, dış çevreyi merkeze alır. Karakterlerini toplumsal koşulların bir ürünü olarak sunar; onların kaderini belirleyenin kişisel irade değil, içinde bulundukları sınıf ve çevre olduğunu savunur. Karakterlerin eylemlerini belirleyen etkenler büyük ölçüde ekonomik ve toplumsal baskılardır. Bu romancı için "psikolojik çözümleme yapmak yerine toplumcu bir perspektif benimsemek" yetersiz kalır; zira yazarın asıl amacı bireyin bilincinden bağımsız olarak onu şekillendiren nesnel koşulları gözler önüne sermektir. Bu parçada sözü edilen romancının edebi anlayışıyla en fazla çelişen yargı aşağıdakilerdir?
- A) Bireysel bilinç akışı, toplumsal gerçekliğin önüne geçemez.
- B) Ekonomik koşullar, bireyin tercihlerini belirleyici biçimde etkiler.
- C) Toplumsal baskılar, bireyin özgür iradesini geçersiz kılar.
- D) Karakterin davranışları sınıfsal konumunun doğal bir yansımasıdır.
- E) Karakter, içinde bulunduğu çevreyi dönüştürme kapasitesine sahip devingen bir varlıktır. ✓
Parçada söz edilen romancı, bireyin kaderini belirleyenin kişisel irade değil toplumsal/ekonomik koşullar olduğunu savunmaktadır. Bu anlayışa göre birey edilgen bir konumdadır; çevreyi değiştiren değil, çevre tarafından şekillendirilen bir varlıktır. D seçeneği ise bireyin çevreyi dönüştürebileceğini, yani devingen ve etkin bir özne olduğunu öne sürmektedir. Bu yargı, parçadaki anlayışla doğrudan çelişmektedir. Diğer seçenekler ise parçadaki görüşü pekiştirmekte ya da desteklemektedir.
4. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşünce akışını en iyi tamamlayan seçenek hangisidir? "Edebiyat tarihi yazımı, yalnızca eserlerin kronolojik sıralanmasından ibaret değildir. Dönemin siyasi iklimi, ekonomik dönüşümler ve toplumsal hareketler; yazarların hem biçim hem içerik tercihlerini derinden etkiler. Bununla birlikte salt dış etkenlerle açıklanan bir edebiyat tarihi, eserin özgün dilsel ve estetik boyutunu göz ardı eder. _______ Bu nedenle sağlıklı bir edebiyat tarihi yazımı, her iki boyutu da dengeleyici bir perspektife muhtaçtır."
- A) Bu yüzden estetik kaygılar tarihsel koşulların önüne geçmelidir.
- B) Dolayısıyla yazarın niyeti, metnin anlamını belirlemeye yetmez.
- C) Oysa eser, dönemin ruhunu yansıtmakla birlikte bu ruhu aşan bir iç tutarlılığa da sahiptir. ✓
- D) Nitekim biçimsel özellikler içerikten bağımsız ele alınmalıdır.
- E) Edebiyat tarihi ancak sosyoloji ve tarih disiplinleriyle iş birliği yapılarak yazılabilir.
Parça, edebiyat tarihinin hem dış etkenler hem de eserin iç estetik boyutu gözetilerek yazılması gerektiğini savunmaktadır. Boşluktan önce 'salt dış etkenlerle açıklamanın yetersizliği' vurgulanmakta; boşluktan sonra 'iki boyutu dengeleyen perspektife ihtiyaç' dile getirilmektedir. B seçeneği, eserin dönemin ruhunu taşıdığını ama onu aşan bir iç tutarlılığa sahip olduğunu belirterek bu köprüyü en mantıklı biçimde kurmaktadır. Diğer seçenekler ya konudan uzaklaşmakta ya da parçanın ana argümanıyla uyuşmamaktadır.
5. I. Yazarın kurmaca evreninde zaman, doğrusal bir çizgi izlemez; geçmiş ve gelecek iç içe geçer. II. Anlatıcı, olayları yaşandıktan sonra geriye dönüp aktarmaz; okuyucu olayları karakterle eş zamanlı deneyimler. III. Romandaki diyaloglar, karakterlerin toplumsal statüsünü yansıtacak biçimde kurgulanmıştır. IV. Yazar, okuyucunun metne müdahil olmasına olanak tanıyan açık uçlu bir yapı benimsemiştir. V. Eserde simgesel imgeler, gerçekçi bir zemin üzerine oturtulmuştur. Bu cümlelerden hangileri, yazarın modernist bir anlatı tekniği benimsediğinin kanıtı olarak değerlendirilebilir?
- A) II, III ve V
- B) I ve II
- C) III, IV ve V
- D) I, III ve V
- E) I, II ve IV ✓
Modernist anlatı teknikleri; doğrusal olmayan zaman yapısı (I), akış bilinci/eş zamanlı anlatım (II) ve okuyucuyu metne dahil eden açık yapı (IV) gibi özellikleri kapsar. Bu üç cümle modernist tekniğin belirgin göstergeleridir. III. cümledeki toplumsal statünün diyaloglara yansıtılması gerçekçi/natüralist bir kaygıya işaret eder; V. cümledeki simgeciliğin gerçekçi zemine oturtulması ise modernizmden çok sembolizm ile gerçekçiliğin bileşimidir. Dolayısıyla yalnızca I, II ve IV modernist anlatı tekniğinin kanıtı sayılabilir.
6. "Eleştirmen, bir eseri yalnızca yazarın yaşam öyküsüyle açıklamaya çalışırsa metnin özerkliğini yok saymış olur. Ancak yazarı bütünüyle dışlayan bir okuma da metnin üretildiği tarihsel ve bireysel bağlamı silip atar. Metnin anlamı ne yazarın zihninde gizlidir ne de okuyucunun keyfi yorumuna terk edilmiştir; anlam, metnin kendi dilsel örüntüsünde aranmalıdır." Bu parçanın yazarı, aşağıdaki eleştiri anlayışlarından hangisine en yakın bir tutum sergilemektedir?
- A) Psikanalitik eleştiri — yazarın bilinçdışını metne taşıması
- B) Alımlama estetiği — anlamın okuyucu tarafından inşa edildiğini savunmak
- C) Toplumsal eleştiri — eseri sınıf ilişkileri bağlamında yorumlamak
- D) Yeni eleştiri — anlam için metnin dil yapısına odaklanmak ✓
- E) Biyografik eleştiri — eseri yazarın hayatının yansıması olarak okumak
Parçada yazar; biyografik okumanın (yazarın hayatına dayanan yorumun) ve okuyucu merkezli keyfi yorumun her ikisinin de yetersiz olduğunu, anlamın metnin 'dilsel örüntüsünde' aranması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım, 'Yeni Eleştiri' (New Criticism) akımının temel ilkesiyle örtüşmektedir: metin özerk bir yapı olarak ele alınmalı, anlam yalnızca metnin iç dilsel/estetik örgüsünden çıkarılmalıdır. Diğer seçenekler parçada açıkça reddedilen ya da söz edilmeyen yaklaşımlardır.
7. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, cümlenin anlam bütünlüğünü bozacak biçimde yanlış kullanılmıştır? (Not: Altı çizili sözcükler köşeli parantezle gösterilmiştir.)
- A) Eleştirmenler, yazarın üslubunu [irdelemiş]; ancak eserlerinin toplumsal boyutuna yeterince değinmemiştir.
- B) Sanatçının bu dönem eserleri, biçimsel açıdan [devrimci] bir nitelik taşımakla birlikte içerik bakımından geleneğe bağlı kalmaktadır.
- C) Yazarın eserleri, dönemin siyasi atmosferini [yansıtmakla] kalmayıp onu biçimlendirmeye de katkıda bulunur.
- D) Roman, okuyucuyu belirli bir sonuca yönlendiren [didaktik] bir yapıdan uzak durarak yorumu tamamen okurun takdirine bırakır.
- E) Şairin imgelem dünyası, gerçeklikle fantastik öğeleri [ihmal ederek] birbirine bağlar. ✓
'İhmal etmek' sözcüğü 'önemsememek, göz ardı etmek' anlamına gelir. D seçeneğinde 'gerçeklikle fantastik öğeleri ihmal ederek birbirine bağlar' ifadesi çelişkili ve anlamsızdır; zira birleştirme eylemi göz ardı etmeyi değil, tam tersine gözetmeyi gerektirir. Burada 'harmanlayarak', 'kaynaştırarak' veya 'iç içe geçirerek' gibi bir sözcük kullanılmalıydı. Diğer seçeneklerde altı çizili sözcükler cümlenin anlam bütünlüğüyle uyumludur.
8. Yazarın ilk dönem romanlarında birey, topluma karşı direnişini yalnız ve sessiz bir isyan biçiminde ortaya koyar; sesini topluma değil, kendi iç dünyasına yükseltir. Geç dönem romanlarında ise bu bireysel isyan, kolektif eyleme dönüşür; kahraman artık yalnız değil, bir topluluğun sesi hâline gelir. Ancak dikkat çekici olan şu ki geç dönem romanlarında toplumsal sesini bulan kahraman, paradoks biçimde bireysel derinliğini yitirir; kalabalık içinde erir. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Erken dönem bireysel isyanı, geç dönemde işlevini kaybetmiş ve yerini kolektif eyleme bırakmıştır.
- B) Yazarın romanlarında bireyden toplumsala doğru bir evrim yaşanmaktadır.
- C) Geç dönem kahramanları kolektif kimliği benimsedikçe öznel derinliklerini yitirmektedir.
- D) Yazar, geç dönem eserlerinde bireysel derinliği kasıtlı olarak feda etmeyi tercih etmiştir. ✓
- E) Toplumsal sesini bulan kahraman ile bireysel derinliğini koruyan kahraman arasında bir gerilim bulunmaktadır.
Parça, geç dönem kahramanlarının kalabalık içinde bireysel derinliğini yitirdiğini gözlemsel bir tespit olarak aktarmaktadır. Ancak bu yitirişin yazarın bilinçli ve kasıtlı bir tercihi olup olmadığına dair parçada hiçbir bilgi yer almamaktadır. D seçeneği 'kasıtlı olarak feda etmeyi tercih etmiştir' yargısını içermekte, bu ise parçadan çıkarılamayan bir yorumdur. Diğer seçenekler parçanın içeriğiyle doğrudan örtüşmektedir.
9. Aşağıdaki parçada numaralandırılmış cümlelerden hangisi, parçanın ana fikriyle çelişmektedir? (I) Dil, yalnızca iletişim aracı değil; düşüncenin kendisini biçimlendiren bir yapıdır. (II) Bir kavramı adlandırmak, o kavramı zihinde var etmektir; adı olmayan şey düşüncede de belirsiz kalır. (III) Bu nedenle sözcük dağarcığı geniş olan bireyler daha özgür ve çok katmanlı düşünebilir. (IV) Bununla birlikte dilin bu belirleyiciliği mutlak değildir; insanlar zaman zaman dili aşan deneyimler yaşar ve bu deneyimleri ifade etmek için yeni sözcükler üretir. (V) Sonuç olarak dilin düşünceyi belirlemesi, düşüncenin dili aşamaması anlamına gelir.
- A) II
- B) III
- C) V ✓
- D) I
- E) IV
Parçanın genel seyri şöyledir: dil düşünceyi biçimlendirir (I, II, III), ancak bu belirleyicilik mutlak değildir; düşünce bazen dili aşar ve yeni sözcükler üretilir (IV). IV. cümle bu dengeyi açıkça ortaya koyar. V. cümle ise 'dilin düşünceyi belirlemesi, düşüncenin dili aşamaması anlamına gelir' demektedir. Bu yargı, IV. cümledeki 'insanlar dili aşan deneyimler yaşar' ifadesiyle ve parçanın genel argümanıyla doğrudan çelişmektedir; zira parça dili aşmanın mümkün olduğunu kabul etmektedir.
10. "Şiirde anlam, sözcüklerin tek tek taşıdığı anlamların toplamı değildir. Sözcükler bir araya geldiğinde birbirlerini dönüştürür; ses, ritim ve imge; anlamı çoğaltır ve kayar. Bu nedenle şiiri düz yazıya 'çevirmek', şiiri yok etmektir. Düz yazı çevirisi şiirin iskeletini aktarabilir; ama etini, kanını ve ruhunu aktaramaz." Bu parçanın yazarı, şiir çevirisi konusundaki hangi görüşe en güçlü biçimde karşı çıkmaktadır?
- A) Çeviri, her zaman özgün esere kıyasla bir kayıp içerir.
- B) Şiirde ritim ve ses, anlamla iç içe geçmiş ayrılmaz öğelerdir.
- C) Her dil şiiri kendi kültürel örüntüsüyle farklı biçimde dönüştürür.
- D) Şiir çevirisi, özgün eserin yaratıcı bir yeniden yorumudur.
- E) Şiirin anlamı tam ve eksiksiz biçimde düz yazıya aktarılabilir. ✓
Parça, şiirin düz yazıya çevrilmesinin şiiri yok ettiğini, çünkü ses, ritim ve imgenin anlamı çoğalttığını ve bu öğelerin aktarılamayacağını savunmaktadır. Bu yaklaşım, C seçeneğindeki 'şiirin anlamı tam ve eksiksiz biçimde düz yazıya aktarılabilir' görüşüne en sert biçimde karşı çıkmaktadır. A seçeneği çevirinin yaratıcı bir yorum olduğunu söylemekte ki bu görüşle parça çelişmez. E seçeneği ise parçayla uyumlu bir görüştür; parça bu 'kaybın' tam ve eksiksizlik iddiasını reddederken E bu kaybı zaten kabul etmektedir.
11. Aşağıdaki parçada anlam belirsizliğine yol açan cümle hangisidir? I. Edebiyat dergisi, yıllık değerlendirme sayısında önemli yazarlara yer verdi. II. Eleştirmenler, romanın dil açısından özgün olduğunu vurguladı. III. Genç yazarların eserleri, jüri tarafından beğeniyle karşılandı. IV. Ödülü kazanan yazar, törende konuşma yapmak istemediğini belirtti. V. Derginin bu sayısı, geçen yılki sayısından çok daha fazla ilgi gördü.
- A) V
- B) II
- C) I
- D) III
- E) IV ✓
'Ödülü kazanan yazar, törende konuşma yapmak istemediğini belirtti.' cümlesinde anlam belirsizliği vardır. Bu cümle iki biçimde yorumlanabilir: (1) Yazar, törende [o an, törenin içinde] konuşmak istemediğini belirtti. (2) Yazar, törende [törendeyken, törenin içinde bulunurken] konuşma yapmak istemediğini [başka bir ortamda önceden] belirtti. Yani 'törende' zarfı hem 'belirtme' eylemine hem de 'konuşma' eylemine bağlanabilmekte; bu durum yapısal anlam belirsizliği yaratmaktadır. Diğer cümleler bu tür bir çift anlamlılık içermemektedir.
12. Bir edebiyat akımı olarak natüralizm, insan davranışını kalıtım ve çevre koşullarının kaçınılmaz bir sonucu olarak ele alır. İnsan iradesinin bu koşullar karşısında ne denli özgür olabileceği tartışmalıdır. Natüralist yazarlar bu belirlenimci bakış açısını benimseyerek toplumun alt kesimlerindeki yaşamı, sansürsüz ve bilimsel bir gözlemcinin soğukkanlılığıyla aktarmayı amaçlamıştır. Aşağıdaki eser tanımlamalarından hangisi bu akımın ilkeleriyle en çok örtüşür?
- A) Mitolojik figürlerin simgesel düzlemde insanlığın varoluşsal sorularını yanıtladığı bir roman.
- B) Yazarın kendi duygusal deneyimlerini şiirsel bir dille aktardığı lirik bir roman.
- C) Bireyin toplumsal baskılara rağmen ahlaki tercihlerini özgürce yapabildiğini gösteren bir roman.
- D) Aristokrat bir ailenin çöküşünü, kalıtsal hastalıklar ve ekonomik yıkımın kaçınılmaz sarmalında belgeleyen bir roman. ✓
- E) Köy yaşamını idealize eden, doğayla uyum içindeki saf insanın mutluluğunu anlatan bir roman.
Natüralizmin temel ilkeleri şunlardır: kalıtım ve çevrenin insan kaderini belirlemesi, alt sınıf yaşamının belgesele yakın aktarımı, bireyin iradesinin çevre ve kalıtım karşısında çaresizliği. B seçeneği 'kalıtsal hastalıklar ve ekonomik yıkımın kaçınılmaz sarmalı' ifadesiyle hem kalıtım hem çevre belirlenimciliğini, hem de aile üzerindeki kaçınılmaz tahribatı yansıtmaktadır. Bu, Zola'nın Rougon-Macquart serisi gibi natüralist eserlerin tipik yapısıyla birebir örtüşür. A idealizasyon içermekte, C özgür iradeyi öne sürmekte, D ve E ise natüralizmin dışında kalan romantik/mitolojik/lirik anlayışları yansıtmaktadır.
13. Aşağıdaki parçada yazar, bir kavramı ele alırken hangi düşünce hatasına düşmektedir? "Geleneksel edebiyat anlayışını benimseyenler daima muhafazakâr siyasi görüşlere sahiptir. Nitekim tarihsel süreçte büyük muhafazakâr düşünürler, geleneği yücelten eserler yazmıştır. Öte yandan avangard sanatçıların tamamının sol görüşlü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bir sanatçının edebi tercihleri, onun siyasi kimliğini doğrudan yansıtır."
- A) Yanlış ikilem — yalnızca iki seçenek varmış gibi sunmak
- B) Ad hominem — kişinin kimliğini argümanın temeli yapmak
- C) Döngüsel akıl yürütme — sonucu öncül olarak kullanmak
- D) Genelleme hatası — sınırlı örneklerden evrensel sonuçlar çıkarmak ✓
- E) Otorite kanıtı — görüşü büyük isimlere dayandırarak desteklemek
Parçada yazar, 'büyük muhafazakâr düşünürler geleneği yüceltmiştir' ve 'avangard sanatçıların tamamı sol görüşlüdür' gibi seçilmiş ya da abartılmış örneklerden yola çıkarak 'bir sanatçının edebi tercihleri siyasi kimliğini doğrudan yansıtır' biçiminde evrensel ve kesin bir yargıya ulaşmaktadır. Bu, sınırlı ya da önyargılı örneklemden tüm evrene yönelik mutlak sonuçlar çıkarma olan 'genelleme hatası'dır (acele genelleme / hasty generalization). Öte yandan 'tamamının sol görüşlü olduğu bilinmektedir' ifadesi de hiçbir kanıt sunulmaksızın iddia olarak öne sürülmüştür.
14. Aşağıda bir yazarın üslubuyla ilgili beş yargı sıralanmıştır. Bu yargılardan hangileri birbiriyle çelişmektedir? I. Yazar, sözcükleri titizlikle seçer; ifadelerinde herhangi bir fazlalığa yer vermez. II. Yazar, uzun ve sarmal cümleler kurarak okuyucuyu derin bir düşünce labirentine çeker. III. Yazar, anlatımında yoğun imgeler ve simgeler kullanır; düz bir anlatımdan kaçınır. IV. Yazar, gereksiz sözcüklerden kaçınmaz; aksine doldurma ifadelerle metnini zenginleştirir. V. Yazar, okuyucunun metne aktif katılımını sağlamak amacıyla açık uçlu ifadeler tercih eder.
- A) II ile V
- B) I ile III
- C) I ile IV ✓
- D) III ile V
- E) II ile III
I. yargı yazarın ifadelerinde herhangi bir 'fazlalığa yer vermediğini', yani ekonomik ve yalın bir dil kullandığını belirtmektedir. IV. yargı ise yazarın 'gereksiz sözcüklerden kaçınmadığını' ve 'doldurma ifadeler' kullandığını söylemektedir. Bu iki yargı birbirini doğrudan çürütmektedir: biri fazlalığı yok sayarken diğeri fazlalığı onaylamaktadır. Diğer çiftler arasında (I-III, II-V, III-V, II-III) doğrudan bir mantıksal çelişki bulunmamaktadır; örneğin kısa cümlelerle de imgeli anlatım yapılabilir.
15. "Bir metnin anlamı, okuyucudan okuyucuya değişir; bu nedenle 'doğru yorum' diye bir şey yoktur. Her okuma, metni yeniden yaratır ve bu yaratma eylemi, yazarın niyetiyle ilgisizdir. Yazarın ölümü, metnin doğumudur." Bu görüşe en güçlü felsefi itirazı aşağıdakilerden hangisi oluşturur?
- A) Tüm okumalar eşit değerde olmayabilir; bazı yorumlar metnin dilsel kanıtlarına daha fazla dayanabilir.
- B) Yazar, metni yazarken belirli bir niyete sahiptir ve bu niyet, metnin yorumlanmasında belirleyici olmalıdır.
- C) Anlam okuyucu tarafından inşa edilirse, 'yanlış yorum' da mümkün olmayacak; bu ise bir metnin herhangi bir şekilde okunabileceği anlamına gelir; böylece anlam kavramı kendini iptal eder. ✓
- D) Postmodern eleştiri, metnin anlamını belirsizleştirerek edebiyat eğitimini güçleştirmektedir.
- E) Yazarın biyografisi, metnin yorumlanmasında yardımcı bir araç olarak kullanılabilir.
Parçadaki görüş, anlamın okuyucuya özgü ve göreceli olduğunu, dolayısıyla 'doğru yorum' bulunmadığını savunmaktadır. A seçeneği bu görüşe içsel tutarsızlık (kendi kendini çürütme) argümanıyla itiraz etmektedir: eğer hiçbir yorum diğerinden daha geçerli değilse ve anlam tamamen göreliyse, 'yanlış yorum' da olmayacaktır; bu durumda bir metni 'beyaz fil hakkında' diye okumak da geçerli sayılabilir, bu ise 'anlam' kavramını işlevsiz kılar. Bu, en güçlü felsefi itirazı oluşturmaktadır. Diğer seçenekler ise farklı açılardan itiraz etmekle birlikte, A'nın içsel çürütme gücüne ulaşamamaktadır.
16. Aşağıda bir yazarın iki farklı dönemine ait eserler hakkında yapılmış değerlendirmeler verilmiştir: Erken dönem: "Anlatı, bireyin çevreyle kurduğu uyum üzerine kuruludur. Kahraman, toplumsal normlarla barışıktır ve çatışma, dışarıdan gelen geçici engellerle sınırlıdır." Geç dönem: "Anlatı, bireyin kendi içindeki çelişkileri ekseninde ilerler. Kahraman, toplumsal normların kendisinde de içselleştiğini ve bu içselleşmenin özgürlüğünü nasıl kısıtladığını fark eder." Bu iki dönemi birbirinden ayırt eden temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Erken dönemde dil yalın, geç dönemde karmaşıktır.
- B) Erken dönemde kahraman edilgen, geç dönemde etkindir.
- C) Erken dönemde birey ön planda, geç dönemde toplum ön plandadır.
- D) Erken dönemde çatışma dışsal, geç dönemde içseldir. ✓
- E) Erken dönemde toplumsal normlar yüceltilmekte, geç dönemde reddedilmektedir.
Erken dönem değerlendirmesinde 'çatışma dışarıdan gelen geçici engellerle sınırlıdır' ifadesi çatışmanın dışsal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Geç dönem değerlendirmesinde ise kahraman 'kendi içindeki çelişkileri' fark etmekte, sorun bireyin kendisinde ve içselleştirdiği normlardadır; bu da çatışmanın içsel olduğunu göstermektedir. A seçeneği bu ayrımı tam ve doğru biçimde yakalamaktadır. B'de edilgenlik/etkinlik ayrımı metne dayanmıyor; C'de normlarin 'reddedilmesi' değil, sorgulanması söz konusu; D ve E ise parçada hiç ele alınmayan unsurlardır.
17. Aşağıdaki parça, belirli bir sanat anlayışını eleştirmektedir. Parçanın eleştirdiği sanat anlayışı hangisidir? "Sanat eserinin değeri, onun ne kadar çok insana ulaştığı ve onları ne kadar mutlu ettiğiyle ölçülür. Bu anlayışa göre sanat, zevkli ve erişilebilir olmalı; anlaşılması güç, kapalı ya da rahatsız edici eserler 'başarısız' sayılmalıdır. Oysa bu ölçüt, sanatın tarihsel olarak en dönüştürücü eserlerini — anlaşılamayan, tartışma yaratan, hatta nefret edilen eserleri — otomatik olarak dışlar. Eğer Van Gogh'un tabloları yaşadığı dönemde bu ölçütle değerlendirilseydi, 'başarısız' ilan edilirdi."
- A) Sanat için sanat anlayışı — eserin yalnızca kendi estetik değeriyle var olması
- B) Biçimci eleştiri — sanatın yalnızca teknik ve biçimsel özelliklerle değerlendirilmesi
- C) Toplumcu gerçekçilik — sanatın toplumsal dönüşüme hizmet etmesi
- D) Popüler kültür estetiği — izleyici memnuniyetini başarı ölçütü olarak benimsemek ✓
- E) Avangard estetik — yerleşik beğenileri yıkmayı amaçlamak
Parça, sanatın değerini ulaştığı kitle ve yarattığı memnuniyetle ölçen bir anlayışı eleştirmektedir. 'Zevkli ve erişilebilir olmalı', 'ne kadar çok insana ulaştığı' ve 'ne kadar mutlu ettiği' gibi ifadeler kitlesel beğeni ve izleyici memnuniyetini esas alan bir anlayışı betimlemektedir. Bu, B seçeneğindeki 'popüler kültür estetiği'yle örtüşmektedir. Van Gogh örneği, anlık popüler beğeninin sanatsal değeri belirleyemeyeceğini kanıtlamak için kullanılmaktadır. Diğer seçeneklerdeki anlayışlar parçada eleştirilen ölçütü paylaşmamaktadır.
18. Bir düşünürün görüşlerini aktaran aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına en uygun cümle hangisidir? 'Tarih, yalnızca büyük olayların değil, gündelik yaşamın da kaydıdır. Ne var ki tarihçiler yüzyıllarca bu gerçeği görmezden gelmiş; savaşları, hükümdarları, antlaşmaları konu alan anlatılar yazmakla yetinmişlerdir. Oysa bir toplumun nasıl yemek yediği, nasıl yas tuttuğu, çocuklarını nasıl yetiştirdiği; o toplumun özünü, büyük savaş meydanlarından çok daha derinden yansıtır. _______ Bu nedenle tarih yazımının yöntemini köklü biçimde yeniden düşünmek zorunlu hale gelmiştir.'
- A) Nitekim arkeoloji ve antropoloji bu eksikliği kısmen gidermektedir.
- B) Ancak gündelik yaşamın incelenmesi, tarihçilere siyasi tarihten çok daha geniş bir alan sunmaktadır.
- C) Buna karşın büyük olaylar tarih yazımının merkezinden hiçbir zaman tam anlamıyla çıkarılamamıştır.
- D) Öyleyse tarihçilerin birincil kaynaklara olan bağımlılığını azaltmaları gerekmektedir.
- E) Dolayısıyla yalnızca iktidarın izini süren bir tarih, aslında insanlığın yarısını karanlıkta bırakmaktadır. ✓
Parçada 'yalnızca büyük olayları konu alan tarih anlayışının yetersizliği' savunulmakta, gündelik yaşamın toplumun özünü daha iyi yansıttığı vurgulanmaktadır. Boşluktan sonra 'tarih yazımı yönteminin yeniden düşünülmesi gerektiği' sonucuna varılmaktadır. Bu iki düşünceyi en doğal biçimde bağlayan seçenek C'dir; çünkü yalnızca iktidar odaklı tarihin insanlığın büyük kesimini görmezden geldiğini söyleyerek hem önceki argümanı pekiştirir hem de sonuçtaki zorunluluğa zemin hazırlar. A parçada doğrudan geçen argümanı tekrar eder, B ise metnin karşı tezini destekler niteliktedir.
19. Aşağıdaki parçada yazarın temel savı hangisidir? 'Modernliğin en büyük yanılsamalarından biri, ilerlemenin sürekli ve kaçınılmaz olduğu inancıdır. Bu inanç, tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz; zira tarih, doğrusal bir çizgi üzerinde ilerlemez. Uygarlıklar çökmüş, bilgiler unutulmuş, özgürlükler yeniden kazanılmak zorunda kalınmıştır. Bununla birlikte modern insan, geçmişin bu derslerini kendi dönemine taşımak yerine onu yalnızca bir referans noktası olarak kullanmayı tercih etmektedir. Bu tutum, bizi tarihten öğrenmekten değil, yalnızca onu okumaktan ibaret bir konuma mahkûm etmektedir.'
- A) Tarih bilgisi modern insanın karar alma süreçlerinde belirleyici bir işlev görmemektedir.
- B) Uygarlıkların çöküşü, ilerlemeci tarih anlayışının teorik zeminini tamamen çürütmektedir.
- C) İlerlemeci tarih anlayışı, bilimsel verilere değil ideolojik önyargılara dayanmaktadır.
- D) Tarihten öğrenme kapasitesini yitiren toplumlar kaçınılmaz olarak gerilemeye mahkûm olmaktadır.
- E) Modern insan tarihi işlevsel biçimde içselleştirmediği için ilerleme yanılsamasını aşamamaktadır. ✓
Parçanın ana savı iki katmanlıdır: (1) ilerlemenin kaçınılmaz olduğu yanılsaması var, (2) bu yanılsamanın devam etmesinin sebebi modern insanın tarihi yalnızca okuyup içselleştirmemesidir. C seçeneği bu iki katmanı birleştiren tek seçenektir. A seçeneği doğru olmakla birlikte parçanın sonuç cümlesini açıklamıyor, yalnızca bir tespiti yansıtıyor. D seçeneği ise parçanın destekleyici argümanını ana sav olarak sunmakta, bu nedenle yanıltıcıdır. B'deki 'ideolojik önyargı' ifadesine parçada hiç değinilmemiştir.
20. Aşağıdaki iki parçadan çıkarılabilecek ortak yargı hangisidir? Parça I: 'Dilin sadeliği, düşüncenin derinliğini azaltmaz; aksine onu daha erişilebilir kılar. Karmaşık bir üslupla örtülmüş basit bir fikir, ancak gösteriş değeri taşıyabilir.' Parça II: 'Felsefe tarihinin en kalıcı metinleri, çoğunlukla en yalın üslupla yazılanlardır. Okuyucuyu yormak yerine onu düşünmeye davet eden yazı, gerçek entelektüel değer taşır.'
- A) Dilsel yalınlık, düşünsel değeri artırır; ağır üslup ise değeri gizler. ✓
- B) Karmaşık üslup, içerik yetersizliğini gizleme aracına dönüşebilir.
- C) Üslubun sadeliği ile düşüncenin niteliği arasında doğrudan bir ilişki yoktur.
- D) Felsefi derinlik, ancak sade ve anlaşılır bir dille ifade edilebilir.
- E) Okuyucuyu düşünmeye davet eden yazı, kalıcı entelektüel iz bırakır.
Her iki parça da 'sade dil = daha iyi iletişim' ve 'karmaşık üslup = gerçek derinliği örtme tehlikesi' yargısını taşımaktadır. C seçeneği bu iki boyutu da kapsayan tek seçenektir. A seçeneği aşırı genelleyicidir; parçalar 'felsefi derinlik ancak sadelikle ifade edilir' demiyor, sadeliğin erişimi kolaylaştırdığını söylüyor. D seçeneği yalnızca II. parçanın bir boyutuna karşılık gelmektedir. B seçeneği ise yalnızca I. parçanın bir tespitini yansıtır, ortak yargı değildir.
21. Aşağıdaki parçada altı çizili cümlenin parça içindeki işlevi nedir? 'Ekonomik büyüme uzun yıllar boyunca refahın tek göstergesi olarak kabul edildi. Gayri safi yurt içi hasıla rakamları, bir ülkenin başarısının özeti sayıldı. Ancak bu anlayış, derin bir eksiklik barındırıyordu. __Bir ülkenin ortalama geliri yüksek olabilir; ama bu gelir, nüfusun küçük bir kesiminde yoğunlaşıyorsa mutluluk ve refah o ülkede eşit dağılmıyordur.__ Bu nedenle pek çok ekonomist artık insani gelişme endeksleri, eşitsizlik katsayıları ve öznel iyi oluş ölçütleri gibi çok boyutlu göstergelere yönelmektedir.'
- A) Paragrafın ana savını özetleyen bir çıkarım niteliği taşımaktadır.
- B) Önceki tezin yanlışlığını somut verilerle kanıtlamaktadır.
- C) Sonraki önerilerin teorik temelini açıklamaktadır.
- D) Alternatif ölçütlerin neden yetersiz kaldığını dolaylı biçimde ortaya koymaktadır.
- E) Önceki tespitteki eksikliği somutlaştırarak argümanın köprüsünü kurmaktadır. ✓
Altı çizili cümle, öncesinde soyut olarak dile getirilen 'derin eksiklik' tespitini somut bir örnekle açıklamakta (gelir yüksek olabilir ama eşitsiz dağılıyorsa refah yok) ve bu sayede arkasından gelen 'çok boyutlu göstergelere yönelme' sonucuna mantıksal geçişi sağlamaktadır. Bu işlev D'de tanımlanmaktadır. A yanlıştır çünkü 'somut veriler' değil, hipotetik bir örnek kullanılmaktadır. C yanlıştır çünkü altı çizili cümle paragrafın ana savını değil, bir ara argümanı özetlemektedir.
22. Aşağıdaki parçada yazarın görüşüyle çelişen ifade hangisidir? 'Sanat eleştirisi, sanatı izah etmek için değil, onunla karşılaşmayı derinleştirmek için vardır. İyi bir eleştiri, eserin önüne geçmez; onu gölgelemez. Aksine izleyiciye ya da okuyucuya, esere girecek yeni kapılar açar. Eleştirmenin görevi yargılamak değil, olası anlamları genişletmektir. Bu nedenle bir eleştiri metnini okuduktan sonra esere olan ilginiz azalmışsa, o eleştiri kendi işlevine ihanet etmiştir.'
- A) Eleştirinin asıl amacı, izleyiciyi esere daha derin bir şekilde bağlamaktır.
- B) İyi eleştiri, esere yaklaşmak için farklı perspektifler sunar.
- C) Eleştiri, eserin tüm anlamlarını nihai olarak belirleyip sınıflandırmalıdır. ✓
- D) Eleştirmenin rolü yargılamak değil, anlam olanaklarını çoğaltmaktır.
- E) Bir eleştiri esere olan ilgiyi öldürüyorsa amacından sapıyor demektir.
Parçada eleştirinin işlevi 'olası anlamları genişletmek', 'yeni kapılar açmak' olarak tanımlanmaktadır. A seçeneğinde ise eleştirinin anlamları 'nihai olarak belirleyip sınıflandırması' gerektiği söylenmektedir; bu, parçanın savunduğu açık uçlu, genişletici eleştiri anlayışıyla doğrudan çelişmektedir. B, C, D ve E seçeneklerinin hepsi parçanın içeriğiyle uyumludur.
23. Aşağıdaki parçada geçen 'suskunluğun dili' metaforuyla kastedilen anlam hangisidir? 'İletişim araştırmacıları, sözcüklerin iletişimdeki payının tahmin edilenden çok daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Sesimizin tonu, duruşumuz, gözlerimizin yönü; bunların tümü konuşmadan önce konuşur. Dahası kimi zaman en anlamlı şeyi söyleyen, susandır. Bir konuşmada kritik bir noktada oluşan sessizlik, uzun bir açıklamadan daha fazlasını ifade edebilir. Bu bağlamda 'suskunluğun dili', söylemediğimiz şeylerin söylediklerimizden daha yüklü anlam taşıyabileceğine işaret eder.'
- A) Sessizliğin bazen kasıtlı bir iletişim stratejisi olarak kullanıldığı
- B) Söylenmeyenlerin, söylenenlerden daha derin anlam içerebildiği ✓
- C) İnsanların gerçek duygularını sözcüklerle değil suskunlukla aktardığı
- D) Sessizliğin bir iletişim biçimi olarak toplumdan topluma farklı yorumlandığı
- E) Sözsüz iletişimin sözlü iletişimden her durumda daha etkili olduğu
Parçanın son cümlesi metaforu doğrudan açıklamaktadır: 'söylemediğimiz şeylerin söylediklerimizden daha yüklü anlam taşıyabileceği.' C seçeneği bu tanımı yansıtmaktadır. A seçeneği dar ve kasıtlılık boyutunu öne çıkaran bir yorum sunar; parçada bu vurgu yoktur. B seçeneğinde 'her durumda' genellemesi parçayla çelişir, çünkü parça 'kimi zaman' ifadesini kullanmaktadır. D seçeneği 'her zaman' içeren aşırı bir genelleme yapmaktadır.
24. Aşağıdaki parçanın anlam akışına göre, yazarın sonraki paragrafta en muhtemel olarak ele alacağı konu hangisidir? 'Küreselleşme, kültürel çeşitliliği tehdit eden bir güç olarak mı, yoksa onu zenginleştiren bir fırsat olarak mı değerlendirilmelidir? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde hangi kültürlerin küresel bilgi akışının merkezinde, hangilerinin çeperinde yer aldığına bağlıdır. Güçlü ekonomilere sahip toplumların kültürel ürünleri dünya genelinde kolayca dolaşırken, küçük ya da ekonomik olarak zayıf toplumların kültürel ifadeleri görünmez kalmaya devam etmektedir. Bu asimetrik ilişki, yalnızca ekonomik bir eşitsizlik değil; aynı zamanda sembolik bir tahakküm biçimidir.'
- A) Küçük toplumların kültürel kimliklerini koruma stratejileri
- B) Sembolik tahakkümün kırılması için önerilen kültürel politika modelleri ✓
- C) Küresel kültür endüstrisinin tarihsel gelişimi ve dönüşümü
- D) Ekonomik eşitsizlik ile kültürel çeşitlilik arasındaki nedensellik ilişkisi
- E) Küreselleşme karşıtı hareketlerin kültürel söylem üzerindeki etkisi
Parça, asimetrik kültürel ilişkinin 'sembolik bir tahakküm biçimi' olduğu tespitiyle bitmektedir. Bu güçlü bir sorun tespitinin sonuç cümlesidir. Akademik yazı geleneğinde böyle bir sorun tespitinin ardından genellikle bu durumun nasıl aşılabileceğine dair politika önerileri ya da çözüm modelleri gelir. B seçeneği bu mantıksal akışı en doğru biçimde yansıtmaktadır. D seçeneği cazip görünebilir ancak daha dar ve bireysel bir strateji boyutuna işaret etmektedir; parçanın sistemik/yapısal dili, B'deki 'kültürel politika modelleri' ifadesiyle daha uyumludur.
25. Aşağıdaki parçada yazarın eleştirdiği düşünce biçimi hangisidir? 'Bir sorunla karşılaştığımızda çoğu zaman ilk başvurduğumuz çözüm, sorunu ortadan kaldırmak değil, görünmez kılmaktır. Kentlerdeki yoksulluğu çözmek yerine yoksulları gözden ırak mekânlara taşırız. Trafik sorununu çözmek yerine tüneller ve köprülerle onu gizleriz. Ruhsal acıyı işlemek yerine onu uyuşturmaya çalışırız. Bu eğilim yalnızca bireysel değil, kurumsal ve toplumsal düzeyde de kendini gösterir. Sorunları yönetme adına aslında onları derinleştirdiğimizin farkında bile olmayız.'
- A) Sorunları bastırarak ya da gizleyerek yönetmeyi çözüm sayan yanılgı ✓
- B) Kurumsal çözüm mekanizmalarının bireysel müdahalelere tercih edilmesi
- C) Sorunların yapısal nedenlerini değil görünür belirtilerini hedef alan yaklaşım
- D) Toplumsal sorunların teknik araçlarla çözülebileceğine duyulan aşırı güven
- E) Sorunların kısa vadeli çözümlerle kalıcı sonuçlar doğurabileceğine olan inanç
Parçada verilen örneklerin ortak paydası şudur: sorun çözülmüyor, sadece görünmez hale getiriliyor (yoksulları taşımak, tünelle gizlemek, uyuşturmak). Yazar bu eğilimi, sorunu 'yönetme adına onu derinleştirme' olarak nitelendiriyor. D seçeneği bu eleştiriyi en doğrudan şekilde ifade etmektedir. B seçeneği 'yapısal nedenler' gibi bir boyutu öne çıkarıyor ki bu parçada vurgulanmıyor; parça nedenlerden değil müdahale biçiminden söz ediyor. A seçeneğinin 'kısa vadeli çözümler' ifadesi parçayla ilgisiz bir boyutu hedef almaktadır.