menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 1

Soru 1 / 25

Mudurnu köylerine giderseniz kar yağdıktan sonra tepelere doğru yükselen sisi, üzerinde ak kristaller biriken tahta çitleri, çinko damlı evlerin balkonlarına yığılmış kabakları, çamların iğne yapraklarından sarkan ince ince buzları görebilirsiniz. Çamların iğne yaprakları, Mudurnu’yu anlatmanın ipuçlarını verir insana. Bundan yüzyıl önce tüm Anadolu’ya gönderdiği el iğneleriyle ünlüydü Mudurnu. 1640’ta Mudurnu’dan geçen Evliya Çelebi sıra sıra iğneci dükkanlarının dizdiği Mudurnu çarşısını ve iğnelerini övgüyle anlatır. Makine çağının el sanatlarını yok eden silindiri, bu el yapımı iğnelerin üzerinden geçse de tarihi özelliğini asla kaybetmez. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yoktur?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Mudurnu köylerine giderseniz kar yağdıktan sonra tepelere doğru yükselen sisi, üzerinde ak kristaller biriken tahta çitleri, çinko damlı evlerin balkonlarına yığılmış kabakları, çamların iğne yapraklarından sarkan ince ince buzları görebilirsiniz. Çamların iğne yaprakları, Mudurnu’yu anlatmanın ipuçlarını verir insana. Bundan yüzyıl önce tüm Anadolu’ya gönderdiği el iğneleriyle ünlüydü Mudurnu. 1640’ta Mudurnu’dan geçen Evliya Çelebi sıra sıra iğneci dükkanlarının dizdiği Mudurnu çarşısını ve iğnelerini övgüyle anlatır. Makine çağının el sanatlarını yok eden silindiri, bu el yapımı iğnelerin üzerinden geçse de tarihi özelliğini asla kaybetmez. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Betimleme
    • B) Açıklama
    • C) Devrik cümle
    • D) Alıntı yapma

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Evliya Çelebi'den bahsedilmiş (örneklendirme/tanık gösterme gibi) ancak onun sözü doğrudan veya dolaylı olarak tırnak içinde veya 'şöyle dedi' şeklinde aktarılmamıştır. Yazar kendi cümleleriyle Evliya Çelebi'nin anlattığını ifade etmiştir, doğrudan bir alıntı (aktarma cümle) yoktur.

  2. 2. Ankara’nın tarihi konaklarıyla, tatlılarıyla, şifalı sularıyla ve yemekleriyle ünlü bu şirin ilçesinin, Beypazarı’nın, sokaklarında dolaşıyoruz. İlçenin en gözde yeri, yöresel ürünlerin satıldığı ve restore edilen konakların bolca bulunduğu Alaattin Sokak’tır. Bir fay hattının oluşturduğu kayalara sırtını yaslamış tarihi Beypazarı konaklarını görmekle başlıyoruz gezimize. Çok görkemli görünüyor konaklar, mis kokular geliyor işlemeli saksılarda çiçek yetiştirilen pençelerinden. Bu sokakta satılan baharatlar, tarhanalar, fasulyeler tezgahlarda sıralanıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Ara söze yer verilmiştir.
    • B) Devrik cümleler kullanılmıştır.
    • C) Ikilemelere yer verilmiştir.
    • D) Betimleyici ögelerden faydalanılmıştır.

    Doğru‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cevap C seçeneğidir. Metnin anlam bütünlüğü ve iletisi göz önüne alındığında, Parçada belirgin bir ikileme kullanımı yoktur. Bu doğrultuda paragrafta veya cümlede vurgulanan temel düşünceyi doğrudan yansıtan seçenek doğru cevaptır.

  3. 3. Adalar’ın sonbaharı şahanedir; renk şımarığı yapıverir insanı. Gün batımları daha erken, yollar daha tenhadır; manava mandalina turuncusu, ağaçlara en güzel sarılar çöker. Hüznün içindeki şeker tadı albenili bir lezzet katar son yaza. Sonra kış gelir. Benim dışımda pek kimsenin sevmediği kış daima vaktinde gelir, geç kalmayı hiç sevmez. Adalar’da kış, yalnızlığın en güzel görsel tanımıdır ve öyle doğaldır ki korkutucu olmaktan çıkar. Zaten doğduğu günden beri bütün hayatı boyunca denizler ortasında yalnız yaşayan adada, yalnızlık bizler için olsa olsa yalnızca yüzlerce insanlık durumundan biridir. Yine de onun kış yüzünü pek bilmeyiz, çok tanımayız, sanki kış onun mahremidir ve bilmemizi de istemez. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisi yoktur?

    • A) Yinelemeler
    • B) Devrik cümleler
    • C) İzlenimleri belirtme
    • D) Örnekler verme

    Metnin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Anlatım Teknikleri Analizi: • Devrik cümle: '...renk şımarığı yapıverir insanı' yüklemi sonda olmadığı için devrik cümledir. • Yinelemeler: İkilemeler ve kelime tekrarları metinde mevcuttur. • İzlenimleri belirtme: 'mandalina turuncusu', 'hüznün içindeki şeker tadı', 'en güzel sarılar' ifadeleri yazarın duyusal ve görsel izlenimleridir. 💡 Parçada bir düşünceyi somutlaştırmak için verilen herhangi bir 'örnekleme' tekniği yer almamaktadır. Doğru cevap Örnekler verme seçeneğidir.

  4. 4. Anadolu’nun güzelliklerinin peşine genellikle yaz aylarında düşülür. Oysa dağları, ormanları, gölleri ve sahilleriyla Anadolu, kış mevsiminin çok yakıştığı bir coğrafyadır. Bir kış günü Anadolu’da, huzurlu bir köy evinde olmak, bir günün tadını çıkarmak için yeter de artar. Kar, ince bir yalnızlık beyazı olarak kadim kentlerin üzerine iner. Köyler, kasabalar karşı koyulmaz bir çekiciliğe bürünür. Kış, asırlık ağaçların çıplak dallarını buzdan heykellere çevirir. Kar, beyaz kubbeli camilerden başlayıp neşeli neşeli akan ırmakların üzerine cumbalı evlerin yorgun çatılarına ince ince yağar. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi söylenemez?

    • A) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
    • B) Yinelemelere yer verilmiştir.
    • C) Deyimlere yer verilmiştir.
    • D) Anlatımda tekdüzeliğin kırılması için devrik cümlelerden yararlanılmıştır.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'ince ince', 'neşeli neşeli' gibi yinelemeler, 'yakışmak' gibi deyimler ve kişileştirmeler mevcuttur. Ancak tüm cümleler kurallı yapıda olup devrik cümlelere yer verilmemiştir.

  5. 5. Yazar, yapıtlarında, tiyatro tarihi boyunca değişik yapıtlar içinde yer almış çeşitli ögelerden yararlanma yoluna gitmiştir. Brecht’ten, Antik Yunan korolarından, Uzak Doğu tiyatrosunun anlatıcısından, Shakespeare oyunlarının çok tablolu olaya dayalı anlatımından, sessiz sinemanın olayları açıklayıcı yazılarından, Orta Çağ tiyatrosunun ders verme yaklaşımından amacı doğrultusunda yararlanarak özgün bir bireşim oluşturduğunu söylemektedir. Bu yönüyle altmışlı ve yetmişli yıllarda birçok oyun yazarını peşinden sürüklemiştir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Terimler
    • B) Devrik cümle
    • C) Örnekleme
    • D) Açıklama

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazarın tekniği hakkında bilgi verilmiş (açıklama), Brecht ve Shakespeare gibi örnekler sıralanmış ve tiyatro terimleri kullanılmıştır. Fakat metindeki cümlelerin tamamı kurallıdır, devrik cümle bulunmamaktadır.

  6. 6. Bu kente üç defa, üçünde de farklı yollardan gittim. Bu yolculukların birincisinde çocuk denecek yaştaydım. Balkan Harbi’nin sonuydu ve babamın memurluk yaptığı bir kentten dönüyorduk. On bir gün, belki daha fazla süren bu yolculukta geceleri çadırda kalırdık. Böcek seslerini, dere uğultularını dinler, çoban köpeklerinin sesleriyle ürperirdik. Büyükannemin anlattığı masallarla büyülendiğim bu geceleri hiç unutamam. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Geçmişle ilgili bir beğeniyi dile getirme
    • B) Birinci kişili anlatımla oluşturulma
    • C) Öyküleyici bir anlatım yolu benimseme
    • D) Devrik cümlelerle anlatıma canlılık kazandırma

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'gittim, dönüyorduk, kalırdık' gibi yüklemler cümlenin sonunda yer aldığı için devrik cümleler ağırlıkta değildir, kurallı cümleler hakimdir. Diğer özellikler (beğeni, birinci kişi, öyküleme) mevcuttur.

  7. 7. (I) Zamanın onca aşındırmasına karşın güzelliğini neredeyse hiç kaybetmemiş bir doğa harikası Kabak Koyu. (II) Kızıl, yalçın kayalar üzerinde yükselen sıra sıra çamlar, kayalardan çağlayan sular, dağda bayırda sere serpe gezen keçiler, altın renkli kumsalda yumurtlayan kaplumbağalar, kelebekler… (III) Eşsiz güzelliklere sahip Kabak Vadisi, el değmemişliğin huzurunu yaşıyor. (IV) Burada çam ağaçları arasında, patikada ilerlerken kuş cıvıltılarına karışan denizin sesi kulağınıza tatlı bir ninni gibi geliyor. (V) Üç tarafı çam ağaçlarıyla çevrili koyun sessizliğini, cırcır böcekleri ve denizin kumsala vuran dingin sesi bozar. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) I. cümlede mecazlı bir söyleyiş vardır.
    • B) II. cümlede yinelemelere yer verilmiştir.
    • C) III. cümlede anlatıcının duygusal etkilenmesini yansıtmaktadır.
    • D) V. cümlede karşıt anlamlı sözcüklere yer verilmiştir.

    V.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cümlede 'sessizlik', 'cırcır böcekleri' ve 'dingin ses' ifadeleri vardır ancak bunlar doğrudan zıt anlamlı (sessizlik-gürültü gibi) kelimeler olarak bir arada tezat oluşturacak şekilde kullanılmamış, daha çok sessizliği bozan sesler betimlenmiştir. Cevap anahtarına göre E seçeneğindeki karşıt anlamlı sözcükler ifadesi söylenemez.

  8. 8. Her büyük sanat eserinin sahibi ile binlerce insan iş birliği içindedir. Çünkü büyük sanatçı toplumun içinde yaşar ve üstün gözlem gücüyle toplumun bütün özelliklerini eserlerine yansıtır. Bu bakımdan her büyük eser, yalnız bir kişinin değil, bütün bir ulusun dehasının ürünüdür. Böyle eserler, bu yönüyle bir ulusun ülkülerinin, fiziksel ve ruhsal durumunun, dünya görüşünün eksiksiz bir fotoğrafıdır. Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

    • A) Bir sanatçı, okur kitlesini ne kadar geniş tutarsa yetkinliği o ölçüde yakalar.
    • B) Bir sanat eserinin kalıcı olabilmesi, millî değerleri evrensel bir bakış açısıyla işlemesine bağlıdır.
    • C) Sanatçılar, nitelikli eserler ortaya koymak için toplumsal konulara ağırlık vermelidir.
    • D) Gerçek bir sanat eseri, ait olduğu milletin değerlerini her yönüyle ortaya koyar.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ her büyük sanat eserinin sadece tek bir yazarın değil, bütün bir ulusun dehasının ürünü olduğu ve 'bir ulusun ülkülerinin, durumlarının, dünya görüşünün eksiksiz fotoğrafı' olduğu, yani milletine dair değerleri her yönüyle yansıttığı anlatılmıştır.

  9. 9. Edebiyatımızın son yetmiş yıllık gelişimine baktığınızda, çok keskin bir şekilde geçmiş kaynaklarla ilgisini kesmiş olduğunu görürsünüz. Tanzimat’tan sonra yepyeni ve Avrupalı bir edebiyat olmuştu. Fakat bu yeniliğin yararlı olduğunu söylemek çok zor. Çünkü bir edebiyat, ancak kendi geleneği içinde yetişebilir. Dış etkiler, geleneğin üzerine aşılandığında edebiyatı zenginleştirir, genişletir, eksiklerini tamamlar. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?

    • A) Her toplumun kendine özgü bir edebiyat anlayışı vardır.
    • B) Edebiyatımızda son zamanlarda bir durgunluk göze çarpmaktadır.
    • C) Edebiyatımızın evrensele ulaşabilmesi, dünya edebiyatından yararlanmasına bağlıdır.
    • D) Edebiyatımız, kendi kaynaklarından beslendiğinde gelişme gösterebilir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bir edebiyatın ancak kendi geleneği içinde yetişebileceği ve geçmiş kaynaklarla ilişiği kesmenin yararlı olmadığı belirtilmiş, yani edebiyatın önce kendi kaynağından beslenmesi gerektiği anlatılmıştır.

  10. 10. Ben kelimelerin de tıpkı insanlar gibi bir ömürleri olduğuna inanıyorum. Ve kelimelerin ecelleriyle ölmeleri gerektiğini savunuyorum. Yani 'ihtimal' kelimesi yaşamaya devam ediyorsa bırakalım yaşasın. Zorla, bir kelimeyi ortadan kaldırmaya çalışmak, dilin akışkanlığını bozar. En kötüsü de kuşaklar arası süreklilik kalmaz. İnsanlar birbirlerinin dilini anlamaz. Ama öte yandan 'olasılık' kelimesi yaşıyorsa o da yaşasın. Duruma göre bazen bu kelimelerden biri uygun düşer, bazen öbürü. Tabii bir de şu var: Eğer bir kelime ölmüşse, artık yaşamıyorsa, onu zorla diriltmeye çalışmak da doğru değil. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir?

    • A) Eski sözcüklerin kullanımında ısrarcı olmanın kuşaklar arası iletişimi güçlendirdiği
    • B) Dildeki kelimelerin varlığının ve değişiminin doğal sürecine bırakılması gerektiği
    • C) Aynı anlama gelen sözcüklerden yalnızca yeni olanın tercih edilmesi gerektiği
    • D) Kullanımdan düşmüş sözcükleri yeniden canlandırmanın dile zenginlik kattığı

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazar, kelimelerin de insanlar gibi doğup, yaşayıp, öldüğünü savunmaktadır. Yaşayan kelimelerin (ihtimal, olasılık vb.) dilden zorla atılmaması, ömrünü tamamlamış kelimelerin ise zorla diriltilmeye çalışılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Yani metnin ana düşüncesi, dildeki kelime kullanımının dışarıdan müdahale edilmeden dilin doğal akışına ve sürecine bırakılması gerektiğidir.

  11. 11. Ozanlığın, yazarlığın bilincine varmış hiçbir yazar sözcüklerin var olan anlamlarıyla yetinmez. Sözcüklere yüklenmiş her anlam yeni bir sözcük ortaya koymuşçasına dile zenginlik kazandırır. İngilizlerin ünlü şairi Shakespeare’in, İngilizceye binlerce kelime kazandırdığından söz edilir. Shakespear’i büyük yapan, yeni sözcükler türetmesi değil, sözcüklerin art alanlarında dolaşarak anlatımına yoğunluk, özlülük kazandırmasıdır. Bu parçanın bütününden aşağıdakilerin hangisi çıkarılabilir?

    • A) Anlatıma canlılık katmak, kullanımdan düşmüş sözcüklere işlerlik kazandırmaya bağlıdır.
    • B) Bir sanatçıyı önemli kılan, dildeki kelimeleri yeni anlamlara gelecek şekilde kullanmasıdır.
    • C) Dillerin zengin ya da yoksul oluşu o dilde eser ortaya koyan yazarları önemli ölçüde etkiler.
    • D) Bir dile yeni kelimeler kazandırmak ancak sanatçıların başarabileceği zor bir iştir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Shakespeare örneği verilerek, önemli olanın yeni sözcük türetmek değil, var olan sözcüklerin 'art alanlarında dolaşarak' (yeni anlamlar yükleyerek) anlatıma yoğunluk kazandırmak olduğu vurgulanmıştır.

  12. 12. Bu parçada yazarın ele aldığı konuya yaklaşım tarzı aşağıdakilerden hangisidir? 'Şehrin yeni imar planı, tam anlamıyla bir hayal kırıklığı. Mevcut yeşil alanları korumak yerine, onları da betona kurban etmeyi seçmişler. Tarihi dokuya hiçbir saygı gösterilmemiş, modern (!) yapılar estetikten yoksun bir şekilde eski binaların arasına sıkıştırılmış. Bu plan, şehre ihanettir ve gelecek nesillerin nefes alma hakkını gasp etmektir. Yetkililerin bu yanlıştan bir an önce dönmesi şarttır.'

    • A) Nesnel
    • B) Öznel
    • C) Eleştirel
    • D) Bilgilendirici

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'yeni imar planı'nı ele almaktadır. Paragraf boyunca 'hayal kırıklığı', 'betona kurban etmek', 'saygı gösterilmemiş', 'şehre ihanet' gibi ifadeler kullanarak planın olumsuz yönlerini sert bir dille vurgulamaktadır. Bu tutum, yazarın konuya eleştirel yaklaştığını gösterir.

  13. 13. Monet; Venedik’in kan kırmızıya, siyaha boyalı evlerini, dereler gibi kıvrıla kıvrıla denize inen sokaklarını, su üstünde yüzen kuşları andıran kayıklarını günler boyunca izledi. Her günün sonunda bir kenara çekilip bu sihirli tabiatın resmini çizmek istedi. Gökyüzünün, insanın ve doğanın birleşip bu kadar zarif ve göz okşayıcı görünümler oluşturabileceklerini nasıl düşünebilirdi ki… Gördükleri her bakışta değişiyor, doyumsuz güzelliklere dönüşüyordu. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Benzetmeden yararlanılmıştır.
    • B) Betimleyici ögelere yer verilmiştir.
    • C) Öznellik ağır basmaktadır.
    • D) Devrik cümleler kullanılmıştır.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cümleler genellikle kurallı (yüklem sonda) yapıdadır. Devrik cümle kullanımı belirgin değildir.

  14. 14. Yaşanan her şey öyle ya da böyle romana konu oluyor. Bu yüzden ben, “Roman, hayatın, hayatın her anının yazıya dökülmüş halidir.” diyorum. Başka bir deyişle roman; savaşların, aşkların, kavgaların, barışların anlatıldığı türdür. Yaşamdaki her şey romanın konusu olunca her edebiyatçının el attığı ilk yazınsal tür olmuştur. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

    • A) Tanımlamaya
    • B) Örnekler vermeye
    • C) Nesnel bilgilere
    • D) Tartışmacı bir yol izlemeye

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'Roman ... halidir' ve 'Roman ... türdür' cümleleriyle romanın tanımı yapılmıştır.

  15. 15. Fotoğraf icat edildiğinden beri bir tartışma vardır: Fotoğraf bir sanat mıdır, değil midir? Genel kanı, fotoğrafın bir sanat dalı olduğu yönündedir. Ama hangi fotoğraf? Hele dijital fotoğraf makinelerinin çıkmasıyla neredeyse herkesin bol bol fotoğraf çekip dergilerde, internette yayımladığı şu günlerde bu soru daha da önem kazanıyor. Sanat, dünyayı değişik yaklaşımla yansıtma işidir. O zaman burada şunu söylemek gerekir. Fotoğraf, gizli kalmış ayrıntıları öne çıkarırsa sanat katına yükselir. Bu parçada fotoğrafın sanat dalı sayılması aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?

    • A) Yayımlamak amacıyla çekilmesine
    • B) Nesneleri olduğu gibi aktarmasına
    • C) Nesnelerin fark edilmeyen yönlerini ortaya koymasına
    • D) Objelerin kapalı yanlarını aydınlatarak sanatseverleri büyülemesine

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ son cümlesinde fotoğrafın 'gizli kalmış ayrıntıları öne çıkarırsa' sanat eserine dönüşeceği belirtilmiştir ki bu da nesnelerin fark edilmeyen yönlerinin ortaya konulması demektir.

  16. 16. Günümüz yazın dünyasında bir kolaycılık, öykünme, tekdüzelik aldı başını gidiyor. Özellikle yeni şairlerin eserlerinde dil bakımından hiçbir yenilik göremiyoruz. Yaşayan dil yerine, Divan şiirinden, Halk şiirinden aldıkları ifadeleri yeni anlamlar yüklemeden, yeni çağrışım ve imgeler oluşturmadan aktarıyorlar yapıtlarına. Hiçbir dilsel emeğin, çalışmanın ortaya konmadığı görülüyor bu yapıtlarda. Bu parçada sözü edilen şairlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?

    • A) Anlatım yönüyle özgünlükten yoksun olmalarından
    • B) Şiirlerinde hep aynı konuları işlemelerinden
    • C) Okurun beklentilerini karşılayamamalarından
    • D) Çağın sorunlarına duyarsız kalmalarından

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yeni şairlerin divan ve halk edebiyatından sözleri, kalıpları aynen alıp bunlara yeni anlamlar ve imgeler katmamasından (öykünme ve tekdüzelik) şikâyetçidir. Yani dil ve anlatımda orijinal/özgün olamamalarıdır asıl eleştirisi.

  17. 17. Eleştiri çok zaman alan ve bilgi yenilenmesi gerektiren bir uğraştır. Bu özelliği ile eleştirmenler de eleştirilmeyi göze almak zorundadır. Yazınımızda eleştirmenler kendilerini eleştirilemez görür ve kendilerine yönelik değerlendirmeleri göz ardı ederlerse eleştirinin çıtası çok aşağılarda kalır diye düşünüyorum. Bu parçaya göre eleştirinin çıtasının yükselmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

    • A) Eleştirmenlerin öznellikten uzak bir yaklaşım içinde olmasına
    • B) Eleştirmenlerin, eleştirileriyle ilgili önerileri dikkate almalarına
    • C) Yazarların eleştirmenlerin düşüncelerine değer vermelerine
    • D) Eleştirmenlerin, geçmişi ve günümüzü doğru bir biçimde yorumlamasına

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ çıtanın aşağıda kalmasının sebebinin eleştirmenlerin kendilerini eleştirilemez görmeleri olduğu söylendiğine göre, eleştirinin ve çıtanın yükselmesi 'kendilerine yönelik değerlendirme ve önerileri dikkate almalarına' bağlıdır.

  18. 18. (I) Kanımca olumlu eleştiriler, sanatçının kendi öz eleştirisini yapmasıdır. (II) Ancak böyle eleştiriler sanatçıyı doğru yola çıkarır. (III) Çünkü sanatçı bu şekilde neyin yapılıp neyin yapılmayacağını, uygulayarak öğrenir. (IV) Kendi yapıtlarına karşıdan bakıp “Oldu!” ya da “Olmadı!” derken öznel ve yapıcı eleştirinin en üst katına yükselir. (V) Eleştiri deyince aklımıza bir yapıtın veya sanatçının eksik yönlerini ortaya koyma işi gelmemelidir. (VI) Sanatçının başarısı işte bu değerlendirme gücüne ulaşmakla doğru orantılıdır. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) V.
    • B) III.
    • C) II.
    • D) IV.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanatçının kendi yapıtlarını değerlendirme gücü ve öz eleştirisi üzerinde durulurken, V. cümlede eleştiriye dair genel bir tanım yapılması akışın yönünü değiştirmektedir.

  19. 19. Sonbahar, yavaş yavaş terk ediyor şehri. Utangaç bir güneş sızıyor pencerelerden. Kışın geldiğini nereden mi bileceksiniz? Günler aceleci yolcular gibi kalkıp gidecek. Camlar buğulanacak. Pencere önlerine şaşkın güvercinler konacak. Çocukların elleri kırmızı kırmızı, yanakları gül pembesi olacak. Sonra köşe başlarında kestane ve mısır satıcıları, gecenin bir yarısında baştan başa dolaşan bozacılar… Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Örneklerden yararlanma
    • B) Öznel bir anlatıma başvurma
    • C) Yinelemelere yer verme
    • D) Söz sanatlarından yararlanma

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'yavaş yavaş', 'kırmızı kırmızı' gibi yinelemeler, benzetmeler (söz sanatı) ve öznel bir üslup vardır. Ancak bir düşünceyi somutlaştırmak için genel kategorinin alt birimleri (örnekleme) sıralanmamıştır.

  20. 20. Okura ulaşmış bir eser tümüyle yazarın değildir artık. Bir bakıma aynı eser de değildir. Doğru ya da yanlış, öznel ya da nesnel her türlü yoruma açık olması nedeniyle, çoğu kez yazarın bile aklından geçirmediği gizli anlamlarla yüklü karmaşık bir yapıdır o. Burada son söz okurundur her zaman. Son söz okurun olduğu için de yazarın, yapıtını savunma, onun tam kendi istediği biçimde değerlendirilmesini sağlama yolunda harcadığı çabalar, başarısızlığa adanmış çabalardır genellikle. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?

    • A) Sizce okur bir yapıt için gerçek bir eleştirmen sayılabilir mi?
    • B) Okurun bir eseri anlamak için yazarın, yapıtı hakkındaki görüşlerine ihtiyacı var mıdır?
    • C) Yazarın, yazıp bitirdikten sonra kendi eseriyle ilgili savunma ya da değerlendirme yapması uygun mudur?
    • D) Yazarlar niçin kendi yapıtlarıyla ilgili değerlendirmelerden tedirginlik duyarlar?

    Yazarın,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ eser yayınlandıktan sonra ona müdahale etme veya anlamını sınırlama çabasının yersizliği üzerinde durulmuş, eserle ilgili son sözün okura ait olduğu belirtilmiştir.

  21. 21. Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin başkenti Saraybosna, Osmanlı kültürünün izleriyle dolu tarihî bir şehir. Dağların çevrelediği bir vadi içindeki Miljacka Nehri’nin iki yakasına kurulan kent, Balkanların özünü yansıtan eşsiz bir kültürel senteze sahip. Caddelerin bir ucunda tarihî camiler ve hanlar, diğer ucunda ise klasik Avrupa mimarisini örnekleyen binalar görebilirsiniz. Başçarşı ya da yerel deyişle Başçarşiya, kentin karakterini hissettiren tarihî bir bölge. Türk Mahallesi olarak da anılan bölge, eski bir Anadolu kasabası âdeta. Kiremit çatılı ahşap evlerin çevrelediği çarşı meydanının ortasında tarihî bir şadırvan yükseliyor. Osmanlı Dönemi’nden kalma bir saat kulesinin de bulunduğu çarşıda kuyumcular, dericiler ve çeşitli zanaatkârlar geçmişte olduğu gibi bugün de mesleklerini sürdürüyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Günlük konuşma havasında yazılmıştır.
    • B) Öznelliğe yer verilmemiştir.
    • C) Niteleyici sözcükler kullanılmıştır.
    • D) Adlandırmadan yararlanılmıştır.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'eşsiz bir kültürel sentez', 'karakterini hissettiren', 'Anadolu kasabası adeta' gibi ifadelerle yazarın öznel izlenimleri yansıtılmıştır. Bu nedenle öznelliğe yer verilmediği söylenemez.

  22. 22. Sanatçı, anlatma işini sanatın genel yasalarına uygun olarak yapar. Herhangi bir sohbette çene çalmadığını, bir dakika aklından çıkarmaz. Bazen düpedüz bir sohbeti, iki insanın ahbaplığını bile, öylesine anlatır ki sanatçı kişiliğinin öznel damgasını hemen fark ederiz. Aslında konuşma, sıradan bir konuşmadır. Yani o bunu dedi şu bunu dedi meselesi. Fakat sanatçı lafları o biçimde sıralamış, o biçimde düzenlemiştir ki ortaya çıkan çalışma, estetik bir düzleme çıkabilmiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bir eserin sanat eseri sayılması için sıradan insanın hayatından kesitleri sunması gerekir.
    • B) Sıradan bir konuşmayı sanat eseri düzeyine yükseltmek yetenekli sanatçılara özgüdür.
    • C) Sanatçının öznel ve estetik anlatımı, sıradan bir olayı bir sanat eseri hâline getirebilir.
    • D) Sanatın genel yasaları dışına çıkan sanatçılar eleştirmenlerin tepkileriyle karşılaşır.

    Sanatın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ gücünün, sıradan bir olayı bile sanatçının özgün üslubu ve düzenlemesiyle estetik bir değere dönüştürebilmesinde olduğu vurgulanmıştır.

  23. 23. Köprüçay’a uçurumlarla kardeş bir yoldan varıyoruz. Kapadokya’da görmeye alıştığımız peribacaları burada, karstik siyah taşların üzerinde yer alıyor. Kırmızı gövdeli sandal ağaçları, Akdeniz servileri, yükseklerin bekçisi ardıçlar, av arayan kartallar dolaşırken bize eşlik ediyor. Altınkaya Köyü’ne vardığımızda bir sürprizle karşılaşıyoruz. 7000 kişilik bir antik tiyatro, köyün kurulduğu Bozburun Dağı’nın altında öylece bize bakıyor ve bir zamanlar burada ne denli büyük bir kent olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Farklı duyulardan yararlanma
    • B) Tahmin anlamı içeren cümleye yer verme
    • C) Betimleyici ögelerden yararlanma
    • D) Öznelliğe yer verme

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'kırmızı gövdeli sandal ağaçları', 'siyah taşlar' gibi ifadelerle betimleyici ögelere ve 'uçurumlarla kardeş yol', 'yükseklerin bekçisi ardıçlar' gibi ifadelerle öznelliğe yer verilmiştir. Parçanın sonundaki '...büyük bir kent olduğu düşüncesini güçlendiriyor' ifadesi ise bir tahmin (çıkarım) anlamı taşır. Ancak metnin tamamında yalnızca 'görme' duyusuna dair ayrıntılar verilmiş; işitme, dokunma, tatma veya koklama gibi farklı duyulardan yararlanılmamıştır.

  24. 24. İster çok önemli bir dergide yayımlanacak bir deneme olsun ister öğretmene sunulacak bir ödev, bir yazıda aranan en basit ama en temel nitelik noktalamanın gereklerini yerine getirmiş olmaktır. Savunulan görüşlerin tutarlılığı, kullanılan sözcüklerin uygunluğu, gösterilen kaynakların doğruluğu, yaratılan imgelerin etkinliği de çok önemlidir kuşkusuz, ama daha sonra gelir. Önce noktalama işaretlerini uygun biçimde kullanmak, nokta gereken yere noktayı, virgül gereken yere virgülü koymak gerekir. Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?

    • A) Noktalama işaretlerini doğru kullanmanın gerekliliğinden
    • B) Noktalama işaretlerinin anlatılan konuya göre değişiklik gösterebileceğinden
    • C) Dergilerde yayımlanacak yazıların titizlikle hazırlanması gerektiğinden
    • D) Noktalama işaretlerinin yanlış kullanılmasının cümlenin anlamını değiştireceğinden

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bir yazının en temel ve öncelikli kuralının, diğer tüm sanatsal ve bilimsel değerlerden önce doğru noktalama kullanımı olduğu vurgulanmaktadır.

  25. 25. Bu parçada asıl anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir? 'Okuma alışkanlığı bireyin dünyayı anlamasını, sorgulamasını ve farklı bakış açıları geliştirmesini sağlar. Kitaplar aracılığıyla tanımadığımız kültürleri tanır, bilmediğimiz hayatları öğreniriz.'

    • A) Okuma sadece bilgi edinmek içindir.
    • B) Okumak bireyin ufkunu genişletir.
    • C) Okuma bireyi toplumdan uzaklaştırır.
    • D) Okumak boş zamanları değerlendirme aracıdır.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ okumanın bireye kattığı en önemli şeyin dünyayı anlama ve ufkunu genişletme olduğu vurgulanmıştır.