menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 4

Soru 1 / 25

Bugün Türk sinemasının neden bir türlü istenen düzeye gelemediğini, bunalımda olduğunu tartışanlar; önce kendilerine, başarılı birçok karakter oyuncusuna başrolün verildiği bir filmin bugüne kadar neden çekilmediğini sormalıdırlar. Başrolün hep genç, güzel, alımlı oyunculara verilmesinden dolayı sinemamızda belli bir kitlenin yaşamı beyaz perdeye yansıtılmadı. Oysa sinemayı sadece genç insanların seyretmediği düşünülecek olursa bu sorunun cevabı alınmış olur. Bu parçada Türk sineması ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Bugün Türk sinemasının neden bir türlü istenen düzeye gelemediğini, bunalımda olduğunu tartışanlar; önce kendilerine, başarılı birçok karakter oyuncusuna başrolün verildiği bir filmin bugüne kadar neden çekilmediğini sormalıdırlar. Başrolün hep genç, güzel, alımlı oyunculara verilmesinden dolayı sinemamızda belli bir kitlenin yaşamı beyaz perdeye yansıtılmadı. Oysa sinemayı sadece genç insanların seyretmediği düşünülecek olursa bu sorunun cevabı alınmış olur. Bu parçada Türk sineması ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Oyuncu yetiştirmede yetersiz kaldığı
    • B) Bu işle uğraşanların üzerine düşenleri yeterince yapmadığı
    • C) Karakter oyuncusu bulmakta zorlandığı
    • D) Gelişmemesine başrol oyuncusu seçimindeki tutumun neden olduğu

    Türk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sinemasının gelişiminin önündeki engellerden birinin, başrol seçimlerinde hayatın gerçekliğinden uzak, sadece görselliğe dayalı klişe tercihler yapılması olduğu vurgulanmıştır.

  2. 2. Alanında başarılı olmuş insanları incelerseniz; onların en iyi, en zeki, en hızlı ya da en güçlü değil, en çok sorumluluk alan insanlar olduğunu görürsünüz. Ünlü bir Rus sanatçı, “Başarının sırrı, sorumluluk alarak hedefi takip etmektir.” demiş. Bu, başarıyı amaçlayanların en önemli özelliği olmalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sorumluluk almaktan kaçınmayan insanlar başarıyı yakalar.
    • B) İnsanlar, davranışlarını aldıkları sorumluluklara göre sergilemelidir.
    • C) Sorumluluk, her insanda olması gereken önemli bir özelliktir.
    • D) Yaşam boyunca her insanın bir sorumluluğu olmuştur.

    Başarının‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ temel anahtarının zeka veya güçten ziyade, sorumluluk bilinci ve hedef takibi olduğu anlatılmaktadır.

  3. 3. Bu yazar, ölçü, uyak gibi şiir ögelerine uzak durması, hiçbir kural tanımamasıyla yazın dünyasında kendine özgü bir yer edindi. Bu yeri sadece sanatsal niteliklerle değil, okurların beklentilerine cevap verebilmesiyle kazandı. Sokaktaki bireyin duyarlığını yine o kesimin diliyle eleştirdi. Şiirlerini yalnızca bireysel duygularla örgüleyenlere karşı şiirlerinde toplumun sesini duyurdu. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Şiiri öteki yazınsal türlerden üstün tuttuğu
    • B) Şiirlerini oluştururken özgür bir tavır takındığı
    • C) Sanat dünyasında farklı bir çizgisinin olduğu
    • D) Sokağın dilini şiirlerine taşıdığı

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şairin şiir anlayışı, tekniği ve toplumsal yönü anlatılmıştır ancak şiiri diğer türlerden üstün tuttuğuna dair bir çıkarım yapılamaz.

  4. 4. Değerbilir okurların desteğini alarak on iki yıldır kitap yayımlıyor, yayınevimiz. Özverili çalışmasıyla kırk yıllık yayınevlerine taş çıkartıyor. Bu başarıyı gerçekleştirirken sadece kültür ve bilim hayatına yaptığı, yapacağı katkıyı düşünüyor. Bu madalyalık hizmeti okurlar da manevi bir madalyayla, ilgileriyle ödüllendiriyorlar. Çıkan her kitabın ilk baskısı öyle bin falan değil, en azından beş atlı bin satılıyor. Eh,bu ödül yeter de artar bu ekonomik şartlarda. Bu parçada, sözü edilen yayıneviyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) On yılı aşkın bir süredir hizmet verdiğine
    • B) Daha eski yayınevlerine göre iyi durumda olduğuna
    • C) Sanatsal yayınlardan çok bilimsel yayınlara önem verdiğine
    • D) Çalışmalarının okurlar tarafından izlendiğine

    Yayınevinin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kültür ve bilim hayatına katkı sağlamayı hedeflediği belirtilmiş olsa da sanatsal ve bilimsel yayınlar arasında bir öncelik sıralaması yaptığına değinilmemiştir.

  5. 5. Edebiyatın her türü onu ilgilendirirdi. Ama şiiri hepsinden üstün tutardı. Böyle olmakla beraber, son yıllarda günlük yazma merakı başladı onda. Andre Gide’in günlüklerini çok sevdiğini söylüyor, hatta ona: “Andre Gide’i anımsatıyorsunuz.” dendiğinde bundan hoşnut oluyordu. Ama edebiyat dünyasında denemeleriyle ün yaptı. Denemenin edebiyatımızdaki üstadı kabul edildi. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Bütün yazınsal türlerle ilgilendiğine
    • B) Günlük türünü denemeden üstün tuttuğuna
    • C) Şiirden daha çok hoşlanmasına rağmen denemeleriyle tanındığına
    • D) Şiire büyük bir ilgi duyardı.

    André‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Gide'e benzetilmekten hoşlandığı ve günlük yazmaya başladığı belirtilmiş ancak günlüğü denemeden üstün tuttuğuna dair bir ifade yoktur.

  6. 6. Yazarken iki sözcükten, mümkünse, kısa olanını seçin. Bunun yanında yazdığınızı yüksek sesle okuyun, her cümlenin ses hâline gelişini duyun. Vermek istediğiniz düşünceleri ne kadar öz söylerseniz, ne kadar yalınlaştırırsanız başarılı bir yazın örneğine o kadar yaklaşmış olursunuz. Beş altı yüz sayfalık bir kitap yarıya inecek ve göreceksiniz, daha güzel olacak. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

    • A) Yetkin yapıtların özlü bir anlatıma sahip olduğu
    • B) Yazıyı gereksiz sözlerden arındırmak gerektiği
    • C) Az sözle çok şey anlatmanın zor olduğu
    • D) Kısa yazıları oluşturmanın daha çok emek istediği

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazının yalınlaştırılması, gereksiz kısımların atılması ve öz bir anlatıma ulaşılması üzerinde durulmaktadır.

  7. 7. On yaşındayken babamın kütüphanesinden, “Monte Kristo Kontu”nun bir çevirisini almış, on sayfa bile okuyamadan bırakmıştım. Bir ay sonra, aynı kitabın, çocuk kitapları yayımlayan bir yayınevinden başka bir çevirisini almıştım. Kitap aynı kitaptı ama, bir ay önce okuduğum çevirideki sıkıcı ve ağır anlatım bütünüyle yok olmuştu âdeta. Kitabın o kadar sürükleyici ve masalsı bir anlatımı vardı ki kitabı bir solukta bitirivermiştim. Sanki kitap, benim için yeniden yazılmıştı. Bu parçanın bütününde asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Çevirmenler, çevirdikleri yapıtların aslına bağlı kalmalıdır.
    • B) Kitap okuma, çocukluk döneminde kazandırılması gereken bir alışkanlıktır.
    • C) Çocuklar, düzeylerine göre hazırlanan yapıtları severek okuyup anlayabilir.
    • D) Kitap okuma alışkanlığının kazanılmasında insanların istekli olması çok önemlidir.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ aynı kitabın farklı çevirileri/düzenlemeleri arasındaki fark vurgulanarak, çocuğun kendi seviyesine uygun anlatımla kitabı severek okuduğu belirtilmiştir.

  8. 8. Herkes şiirde anlam arıyor. Oysa şiir sanatı insanlara bilgi kazandırmak için değil, onların yüreklerine seslenmek için vardır. Herkes doğayı anlamıyla değil, duygularına bakan yönüyle değerlendirir. Bir kuşun ötüşü, gecenin sessizliği, çiçeklerin kokusu bize bir şey öğretmez ama herkeste farklı duygular uyandırır. Şiir bundan farklı mı sanki? Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Şiirde duygulara seslenebilmek için doğadan yararlanmak gerektiği
    • B) Şiirde önemli olanın, bilgilendirmek değil, duygulandırmak olduğu
    • C) Her şiirin, okur tarafından şairin istediği gibi anlaşılamayacağı
    • D) Şiirin, estetik kaygılar taşıması gereken bir yazınsal tür olduğu

    Şiirin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ temel işlevinin bilgi vermek değil, okurun duygularına hitap etmek ve onda bir duygu uyandırmak olduğu vurgulanmıştır.

  9. 9. Mektuplar, sanatçıyı ele veren ipuçlarıdır. Şiirlere, romanlara, herhangi bir esere yansımayan birçok düşünce ve ayrıntı, sanatçının özel mektuplarında gün ışığına çıkar. Sanatçılar mektuplarıyla yapıtları ve sanat anlayışları hakkında da bilgiler verirler. Onları kendi ağızlarından, en içten, en doğal duygularıyla tanıma şansını yakalar okuyucu. Bu da en çok edebiyat tarihçisinin işine yarar. Bir eseri yazarı kadar kim aydınlatabilir? Bu parçada mektupla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Sanatçıların eserlerinde bulamadığımız birtakım bilgileri içerdiğine
    • B) Yazarların ünlü olmasını sağladığı
    • C) Sanatçıların sanat anlayışlarıyla ilgili bilgiler verdiğine
    • D) Yazarların yapmacıksız hallerini gözler önüne serdiğine

    Mektupların‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanatçıyı tanıma, eserlerini aydınlatma ve içtenlik gibi işlevleri anlatılmıştır ancak yazarların ünlenmesini sağladığına dair bir bilgi yoktur.

  10. 10. İkinci Yeni; yanlış kuramlar, gereksiz tartışmalarla bir saman alevi gibi parlayıp sönmüş olan bir şiir akımıdır. Bu akımın önde gelen sanatçıları, şiire getirmek istedikleri yenilikleri iyi anlatamamışlardır. Buna rağmen bu akım, edebiyatımıza birçok usta şair kazandırmıştır. Bu akıma bağlı şairlerin, belki bir süre anlama sırt çevirip sadece şiirin biçimsel özellikleriyle ilgilenmeleri, coşturucu sözlerle şiiri yakalama yoluna sapmaları, şiir işçiliğine önem vermeleri onları başarıya ulaştırmıştır. Bu yüzden İkinci Yeni şiiri, yeni biçimlerle doludur. Bu parçada İkinci Yeni’yle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Etkisinin kısa süreli olduğuna
    • B) Anlamdan çok şekle önem verildiğine
    • C) Edebiyat dünyamıza başarılı şairler kazandırdığına
    • D) Bazı akımların etkisinden kurtulamadığına

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İkinci Yeni'nin 'saman alevi gibi parlayıp söndüğü' (kısa süreli), 'biçimsel özelliklerle ilgilendiği' (şekle önem verdiği), 'usta şairler kazandırdığı' belirtilmiştir. Ancak 'başka akımların etkisinden kurtulamadığına' dair bir ifade yoktur.

  11. 11. Şiirin gerçek gerçek anlamda ne olduğunu belki şairler söyleyebilir; fakat onlar da söylediklerinin kişisel olduğunu ve kendilerini bağladığını bilirler. Çünkü şiirin sınırlarını belirlemek mümkün değildir. Eleştirmenler de şiirin nasıl olması gerektiğini söyleyebilir; ama şiiri onların söyledikleriyle de elbette sınırlayamayız. Şairlerin de eleştirmenlerin de akıllarına gelmeyen şiir yapıları mutlaka vardır. Bunda, şiirin büyülü bir söyleyişinin olmasının etkisi büyüktür. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Şairlerin şiirle ilgili görüşlerinin öznel olduğu
    • B) Şiirin belli bir tanımının yapılamayacağı
    • C) Eleştirmenlerin önerilerine göre şiir yazılması gerektiği
    • D) Eleştirmenlerin şiirle ilgili söylediklerinin eksik olduğu

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ eleştirmenlerin şiirle ilgili görüş bildirebileceği ama şiirin bunlarla sınırlanamayacağı söylenmiştir. Eleştirmenlerin önerilerine GÖRE şiir yazılması gerektiği gibi bir zorunluluktan bahsedilmemiştir.

  12. 12. Bu kitapta edebiyatımızın ne olduğuna değil, ne olacağına ilişkin değerlendirmeler var. Yazar, son yıllarda yazınımızda var olan durgunluk üzerinde fazla durmadan bu noktada etkili önerilerde bulunuyor. Kendi değerlerimize yönelmeliyiz, başkalarına özenerek yazdıklarımızı bir kenara bırakalım, görüşünü savunuyor. Kimi örnekler vererek tezini somutluyor. Sorunu tanımlayan, birden çok çözümü arka arkaya sıralayan yazarın bu eseri yazın dünyamızda çok ses getirecek gibi görünüyor. Bu parçada sözü edilen yapıtla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Adından söz ettirecek bir niteliğe sahip olduğuna
    • B) Yazınımızın geleceğiyle ilgili tespitler içerdiğine
    • C) Yazınsal sorunlarla ilgili çözümler sunduğuna
    • D) Yazınımızla ilgilenen araştırmacıların azlığına dikkat çektiğine

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazarın çözüm önerileri sunduğu, geleceğe yönelik değerlendirmeler yaptığı ve eserin ses getireceği belirtilmiştir. Ancak araştırmacıların azlığına dair bir ifade yer almamaktadır.

  13. 13. Her edebiyatseverin gönlünde sayısız şair ve yazar, saraylar kurmuştur ve onların hepsi mükemmel özelliklere sahiptir. Örneğin, mizah ve yergi şairi Halil Nihat Boztepe gençliğinde tam bir Halit Ziya hayranıdır. Mai ve Siyah’ı, Aşk-ı Memnu’yu okuyup yazarına hayran kalmıştır. Bir gün Halit Ziya’nın, oturduğu şehre geleceğini duyunca sabah erkenden Trabzon sahiline koşar ve gemiyi bekler. Gemi gelir, yolcular iner. Halit Ziya yoktur. Arkadaşları sorar: ” Sen Halit Ziya Bey’i tanır mısın?” O da cevap verir: “Hayır, ama çıkanları gördüm. Benim hayalimdeki Halit Ziya yoktu içlerinde.” Oysa Mai ve Siyah yazarı onun gözünden geçip çoktan bir otele yerleşmiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bir insanın dış görünüşüne bakarak sanatçı olduğunun anlaşılamayacağı
    • B) Okurun, beğendiği sanatçıyı hayalinde çok farlı biçimde canlandırdığı
    • C) Halit Ziya’nın birçok genç sanatçıyı derinden etkilediği
    • D) Genç şairin, Halit Ziya’yı görünce hayal kırıklığına uğradığı

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Halil Nihat Boztepe'nin hayalindeki Halit Ziya ile gerçek Halit Ziya'nın uyuşmadığı, bu yüzden onu tanıyamadığı anlatılmaktadır. Bu da okurun sanatçıyı hayalinde farklı canlandırdığını gösterir.

  14. 14. Sonbahar, usul usul kapımıza dayandı. Takvimin değil, içinde yaşadığımız şehrin sonbaharı… Havada tarifi imkansız bir hüzün… Güneşte soluk bir renk… Gökyüzü gözleri dolmuş bir insanı andırıyor. Ağaçlar, yavaş yavaş sararan yapraklarını dökmeye başladı. Kuşlarda sıcak ülkelere göçme hazırlığı… Yaz, elini eteğini iyiden iyiye çekti buralardan. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Öğretici bir yol izlenmiştir.
    • B) Mecazlı söyleyişlere yer verilmiştir.
    • C) Varlıklar niteleyici özellikleriyle yansıtılmıştır.
    • D) Bitirilmemiş cümlelere yer verilmiştir.

    Metin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanatsal, betimleyici ve öyküleyicidir. Bilgi verme amacı taşıyan öğretici bir metin değildir.

  15. 15. Bu parça anlam akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle başlamalıdır? '.... Çünkü sanat, taklidin bittiği yerde başlar. Bir sanatçıyı diğerlerinden ayıran, onun dünyaya kendi penceresinden bakabilmesi ve bunu eserine eşsiz bir dille yansıtabilmesidir. Başkalarının ayak izlerini takip edenler, hiçbir zaman kendi yolunu bulamazlar. Edebiyat tarihi, hep kendi sesini bulan, başkasına benzemeyen yazarları kalıcı kılmıştır.'

    • A) Sanatın toplumsal bir işlevi olmalıdır.
    • B) Sanatçı, eserlerinde evrensel konuları işlemelidir.
    • C) Özgünlük, bir sanatçı için en temel niteliktir.
    • D) İyi bir eser, okuyucuyu hemen etkilemelidir.

    Paragrafın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ devamında 'taklidin bittiği yer', 'kendi penceresinden bakabilmesi', 'başkasına benzemeyen' gibi ifadeler kullanılmıştır. 'Çünkü' bağlacı, bu durumun nedeninin önceki cümlede belirtildiğini gösterir. Paragrafın tamamı 'özgünlük' kavramı üzerine kuruludur. Bu nedenle boşluğa özgünlükle ilgili bir cümle gelmelidir.

  16. 16. Dostları olmalı herkesin, vefalı dostları… Uğurladığı gemileri unutmadan bekleyen limanları andıran dostlar… Taşımaktan yorulduğunuzda hayat yükünüzü, gönlünüz çekemez olduğunda gam yükünüzü boşaltabileceğiniz, açık denizlere yol göründüğünde döneceğiniz günü heyecanla bekleyen dostlar… Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Anlatıcının duygularını yansıtma
    • B) Benzetmeye yer verme
    • C) Bitmemiş cümlelere yer verme
    • D) Eleştirel bir tutum izleme

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ dostluk kavramı lirik ve betimleyici (liman benzetmesi) bir dille anlatılmış, üç noktalarla bitmemiş cümleler kullanılmış ve duygular yansıtılmıştır. Ancak herhangi bir konu hakkında eleştiri yapılmamıştır.

  17. 17. Mecnun’un Leyla’ya tutkusu gibi bağlıyım şiire. Dünyada bir tek okuyucum kalmasa da, hiçbir eleştirmen adımı anmasa da yazmaya devam edeceğim. Biliyorum, gerçek şiir bir gün benim de kalemimden dökülecek ve ben sanatın o doyumsuz tadına varmış olacağım. Böyle diyen bir sanatçı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Sanat zevkine ulaşmak için yazdığı
    • B) Şiirde gerçekçiliğe önem verdiği
    • C) Şiirlerini yetkin bulmadığı
    • D) Şiir yazmayı çok sevdiği

    Sanatçı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şiire tutkuyla bağlı olduğunu ve sanat zevkine ulaşmak istediğini belirtmiş; henüz 'gerçek şiire' ulaşamadığını söyleyerek eserlerini tam yetkin bulmadığını hissettirmiştir. Ancak şiirde gerçekçilik (realizm) ilkesine dair bir bilgi verilmemiştir.

  18. 18. Bu parçada aşağıdaki duyuların hangisine ait bir ayrıntı **yoktur**? 'Fırtına aniden patladı. Soğuk bir rüzgâr, ıslak yaprakların keskin kokusunu getirdi. Gökyüzü, kulakları sağır eden bir gürültüyle yarıldı ve ardından buz gibi yağmur damlaları toprağa çarpmaya başladı. Sığındığı çardağın altından, rüzgârın uğultusunu ve ağaç dallarının birbirine çarpmasının çıkardığı çatırtıları dinliyordu.'

    • A) Tatma
    • B) Dokunma (Hissetme)
    • C) Koklama
    • D) İşitme

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'soğuk rüzgâr' ve 'buz gibi yağmur' (dokunma), 'keskin koku' (koklama), 'gürültü', 'uğultu' ve 'çatırtı' (işitme) duyularına yer verilmiştir. Ancak parçada 'tatma' duyusuyla ilgili herhangi bir ayrıntı bulunmamaktadır.

  19. 19. Bu parçanın anlam bütünlüğünü bozan cümle aşağıdakilerden hangisidir? '(I) Şehir hayatı, sunduğu olanaklarla birçok insan için bir çekim merkezidir. (II) İş imkânları, eğitim olanakları ve kültürel etkinlikler, kırsal kesimden şehirlere göçü hızlandırmaktadır. (III) Bu durum, şehirlerde plansız kentleşmeye ve altyapı sorunlarına yol açar. (IV) Köy yaşamının sakinliği ve doğallığı ise pek çok insanın özlemidir. (V) Trafik, gürültü kirliliği ve stres, modern şehir insanının yaşam kalitesini düşüren başlıca etkenlerdir.'

    • A) II
    • B) III
    • C) IV
    • D) V

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ilk üç cümlesi şehir hayatının çekiciliğinden ve yarattığı sorunlardan bahsetmektedir. Beşinci cümle de bu sorunlara (trafik, gürültü) devam etmektedir. Ancak dördüncü cümlede, konunun dışına çıkılarak 'köy yaşamının sakinliğinden' bahsedilmiş ve paragrafın akışı bozulmuştur.

  20. 20. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi savunulmaktadır? 'Tek başına bilgi yeterli değildir. Bilgiyi doğru kullanmak ve üretime dönüştürmek gerekir.'

    • A) Bilgi gereksizdir.
    • B) Bilgi sadece kitaplarda kalmalıdır.
    • C) Bilgi tek başına yeterlidir.
    • D) Bilgi üretime dönüştürülmelidir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bilginin kullanılması ve üretime dönüştürülmesi gerektiği savunulmuştur.

  21. 21. Bu parçanın anlam bütünlüğünü bozan cümle aşağıdakilerden hangisidir? '(I) İletişim, sadece konuşmak ve dinlemek değildir. (II) Aynı zamanda beden dilini doğru kullanmak, jest ve mimiklerle anlatımı güçlendirmektir. (III) Etkili bir iletişimci, karşısındakinin sözsüz mesajlarını da okuyabilmelidir. (IV) Toplantı sırasında sürekli saatine bakması, sıkıldığını gösteriyordu. (V) Empati kurmak, yani kendini karşısındakinin yerine koyabilmek de iletişimin altın kuralıdır.'

    • A) II
    • B) III
    • C) IV
    • D) V

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ tamamında 'etkili iletişimin' genel kuralları (beden dili, empati, sözsüz mesajlar) anlatılmaktadır. Dördüncü cümlede ise bu genel kurallardan sapılarak 'toplantı sırasında saatine bakan' bir kişi hakkında özel bir gözlem, bir 'örnek' verilmiştir. Bu özel örnek, paragrafın genel akışını bozmaktadır.

  22. 22. Bu parçada kullanılan anlatım aşağıdakilerden hangisidir? 'O sabah yataktan kalktığımda içimde bir sıkıntı vardı. Ne olduğunu bilmiyordum ama kötü bir şey olacağını hissediyordum. Kahvaltımı yaparken bile aklım dalgındı. Telefon çaldığında irkildim. Arayan annemdi, sesi telaşlıydı. O an anladım; korktuğum başıma gelmişti. Hemen ceketimi alıp evden fırladım.'

    • A) Birinci kişi ağzından anlatım
    • B) Üçüncü kişi ağzından anlatım
    • C) Gözlemci bakış açısı
    • D) İlahi (Tanrısal) bakış açısı

    Paragrafta‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ anlatıcı, olayları kendi başından geçmiş gibi anlatmaktadır. 'Kalktığımda', 'içimde', 'bilmiyordum', 'hissediyordum', 'irkildim', 'annemdi', 'fırladım' gibi ifadeler, 'Ben' zamirini işaret eder. Bu nedenle anlatım, birinci kişi ağzından yapılmıştır.

  23. 23. Ben öykülerimde olayı, kişileri diyeceklerime yardımcı olarak kullanırım. Ancak hiçbir olayı baştan sona izlemem. Bir ucundan yakalarım. Sonrası kendi kendine gelir. Okuyucularıma düşünme payı bırakırım öykülerimde. Bunu ağır bir dil kullanarak değil, öykülerimi kesin bir sonuca bağlamayarak yaparım. Bu parçada öykü anlayışını dile getiren yazar, kendisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinmemiştir?

    • A) Öykülerindeki kurgunun yazım sürecinde kendiliğinden şekillendiğine
    • B) Öykünün çeşitli unsurlarını kullanarak mesajını ilettiğine
    • C) Birçok öyküsünü eksik veya yarım bıraktığına
    • D) Öykülerini anlaşılır ve sade bir dille yazdığına

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazar; 'olayı, kişileri diyeceklerime yardımcı kullanırım' diyerek mesajını ilettiğine, 'sonrası kendi kendine gelir' diyerek kurgunun kendiliğinden şekillendiğine ve 'ağır bir dil kullanarak değil' diyerek sade bir dil kullandığına değinmiştir. Yazarın öykülerini 'kesin bir sonuca bağlamaması' edebi bir tekniktir ve okura düşünme payı bırakmak için hikâyeyi açık uçlu kurguladığını gösterir. Bu edebi tercih, öykünün yazım sürecinde 'yarım bırakıldığı' anlamına gelmez.

  24. 24. Bu parçada boş bırakılan (III) numaralı yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? 'İnsan beyni, karmaşık ve büyüleyici bir yapıya sahiptir. Milyarlarca nörondan oluşan bu ağ, düşüncelerimizi, duygularımızı ve hareketlerimizi yönetir. (I) Öğrenme süreci de bu nöronlar arasındaki bağların güçlenmesiyle gerçekleşir. (II) Bir bilgiyi ne kadar çok tekrar edersek, o bağ o kadar kalıcı hale gelir. (III) ... (IV) Bu nedenle, pasif bir şekilde dinlemek yerine aktif katılım göstermek ve pratik yapmak, öğrenmeyi kalıcı kılar.'

    • A) Ancak hafıza, zamanla zayıflayan bir yetidir.
    • B) Beyin, vücut ağırlığının sadece %2'sini oluşturur.
    • C) Ayrıca, yeni bir deneyim veya duygu da bu bağları anında şekillendirebilir.
    • D) Uyku, beynin dinlenmesi için gereklidir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ öğrenmenin nöronlar arasındaki bağların güçlenmesiyle gerçekleştiği ve tekrarın bilgiyi daha kalıcı hale getirdiği anlatılmaktadır. Ancak hafızanın zamanla zayıflayabileceği belirtilirse, ardından gelen 'Bu nedenle, pasif bir şekilde dinlemek yerine aktif katılım göstermek ve pratik yapmak, öğrenmeyi kalıcı kılar.' cümlesi anlamlı bir sonuç oluşturur. Bu nedenle boşluğa A seçeneği getirilmelidir.

  25. 25. (I) Ahşap, mimarlık sanatının başlangıcından bugüne insanoğlunun kullandığı ana yapı gereçlerinden biri olmuş. (II) Türklerin ahşabı kullanmaları ise daha çok Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra yaygınlık kazanmıştır. (III) Türk mimarlığında Batı etkisinin başladığı 18. yüzyıl sonuyla 19. yüzyılda İstanbul ve çevresinde ahşap yapılarda artış gözlenmiştir. (IV) Ahşaptan önce Türk mimarisinde taş işçiliği önemli bir yer tutmaktaydı. (V) Batı etkisiyle birlikte ahşap kullanımı daha sanatsal bir kimliğe bürünmüştür. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) II.
    • B) III.
    • C) IV.
    • D) V.

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ I, II, III ve V. cümlelerinde ahşap malzemenin mimarideki ve özellikle Türk mimarisindeki tarihi gelişimi ve Batı etkisiyle geçirdiği değişim anlatılmaktadır. III. ve V. cümleler birbirine 'Batı etkisi' bağıyla doğrudan bağlıdır. IV. cümlede ise ahşap dışına çıkılarak 'taş işçiliği'nden bahsedilmiş ve III. ve V. cümlelerin arasındaki bütünlük bozularak akış kesilmiştir. Bu nedenle IV. cümle akışı bozmaktadır.