Paragraf Test 11
(I) Şubat güneşi uzakta, al bir kuşakla yeri göğü birleştirerek batmaktaydı. (II) Gündüz bitmiş, kış gecesi yavaş yavaş her şeyi karanlığıyla sarmaya başlamıştı. (III) Şimdi tren, karanlık gecede kıvrıla kıvrıla yolunu açıyordu. (IV) Uzaklarda yer yer istasyon ışıkları deliyordu bozkır karanlığını. (V) Biz de yolculukla yaşamımızdaki kötü sayfaların kapanacağına inanıyorduk. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde gözleme yer verilmemiştir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. (I) Şubat güneşi uzakta, al bir kuşakla yeri göğü birleştirerek batmaktaydı. (II) Gündüz bitmiş, kış gecesi yavaş yavaş her şeyi karanlığıyla sarmaya başlamıştı. (III) Şimdi tren, karanlık gecede kıvrıla kıvrıla yolunu açıyordu. (IV) Uzaklarda yer yer istasyon ışıkları deliyordu bozkır karanlığını. (V) Biz de yolculukla yaşamımızdaki kötü sayfaların kapanacağına inanıyorduk. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde gözleme yer verilmemiştir?
- A) III.
- B) II.
- C) I.
- D) V. ✓
I, II, III ve IV. cümlelerde dış dünyadaki durumlar ve trenin hareketi anlatılarak gözleme yer verilmiştir. V. cümlede ise kahramanın iç dünyasındaki bir inanç dile getirilmiş, gözlem yapılmamıştır.
2. Batı romanının ardında yatan düşünsel birikim, Türk romancısının yetiştiği kültür içinde yoktur. Bizdeki edebiyat birikimi, iyi roman yazmaya yeterli değildir. Dolayısıyla, bizde yazılan romanlarda mekânın somutlaştırılmadığı, eşyanın yeterince belirginleşmediği, olayların birbirini mantık çizgisinde izlemediği, en önemlisi, insanların üçüncü boyutunu kazanamadığı görülür. Olay örgüsü, romana göre değil, bir masala göre düzenlenmiş gibidir. Bu parçada yerli romanların başarılı olmaması, aşağıdakilerden hangisine bağlanmaktadır?
- A) Romanı oluşturacak birikimin bizim kültürümüzde olmamasına ✓
- B) Yazınımızda romana gereken önemin verilmemesine
- C) Romanların evrensel çizgiyi yakalayamamasına
- D) Olay örgüsü kurulurken bazı ölçütlerin dikkate alınmamasına
Yerli romanın teknik kusurları, temelinde yatan düşünsel ve kültürel birikimin eksikliğine bağlanmıştır.
3. Vüsat O. Bener, Dost’u yayımlayalı altmış yıl olmuş. Zaman yazınsal metnin dokusunu gevşetir, ögelerini bütüncül yapıdan ayırmaya başlar, böylece yapısı zayıflar, direnci kırılır. Ancak yazar, zamana göre ayarlamamış kendini, geleceğe kalma kaygısıyla da yazmamış. İçinde doğduğu edebiyatın değerlerinin ötesine geçmeye, yeni olanı yapmaya çalıştığı için zamana yenik düşmemiş. Dost’taki öyküler altmış yıl önce yayımlandığı zaman dönemin yazarları ve eleştirmenlerince tuhaf ve kapalı bulunmuş, Bener’in ne demek istediği tam anlaşılamamış, ancak yazıldıkları dönemin edebiyatının önüne geçtiği için bugün unutulmamıştır. Bu parçada anlatılanlardan yola çıkılarak yazınsal yapıtlarla ilgili aşağıdaki genellemelerden hangisine ulaşılabilir?
- A) Bir yazar, dönemine göre aykırı düşünceler ortaya koyarsa geniş bir okur kitlesinin dikkatini çekebilir.
- B) Bir yazınsal yapıtın kalıcılığa ulaşması, içinde doğduğu toplumun dokusunu yansıtmasına bağlıdır.
- C) Yazıldığı dönemin sanatsal beğenisini aşan yapıtlar, kendi döneminde anlaşılmaz bulunup yadırganabilir. ✓
- D) Bir yapıtın başarılı olması, onun kalıcı olacağı anlamına gelmez.
Yazıldığı dönemin sınırlarını zorlayan ve yenilik getiren eserlerin, kendi zamanında anlaşılamama riskine rağmen kalıcı olabildiği vurgulanmıştır.
4. İlçeyi gezmeye Eski Kent’ten başlıyoruz. Limanın arkasındaki sarp bir yarımadanın üzerine yükselen Alanya Kalesi, denizden yaklaşık 250 metre yüksekliğiyle bir kartal yuvasını andırıyor. Uzunluğu 6,5 kilometreyi bulan surlarla çevrelenen kalenin parçalarından biri olan Kızıl Kule tam 33 metre yüksekliğinde. Kulenin sol ucunda, beş gözlü bir köprüyü andıran taş yapı, günümüze kalan tek Selçuklu tersanesi. Kalenin içi ise bir açık hava müzesi gibi. Selçuklu’da Roma ve Osmanlı’ya onlarca yapı yan yana. Yeni Kent ise kalenin bulunduğu yarımadanın her iki yönüne yayılmış durumda. Ulaş Burnu’ndan başlayıp Gazipaşa sınırlarına kadar dayanan 70 kilometre uzunluğundaki sahil, yerleşimin ana bölümünü oluşturuyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Sayısal verilere yer verilmiştir.
- B) Tanıklıklardan yararlanılmıştır. ✓
- C) Benzetmelere yer verilmiştir.
- D) Açıklayıcı bir tutum izlenmiştir.
Metinde Alanya Kalesi hakkında bilgi verilmiş (açıklama), 'kartal yuvası gibi' benzetmeleri kullanılmış ve metre/kilometre gibi sayısal veriler sunulmuştur. Ancak bir düşünceyi desteklemek için birinin sözüne (tanıklık) başvurulmamıştır.
5. Ben, bitmiş öyküler sunan bir yazar değilim. Öncelikle, tiyatroya özgü bir anlatımı yeğliyorum. Metni kaleme alırken yaşadıklarımı, tiyatroda olduğu gibi, okurun da yaşamasını istiyorum. İşte bu yolla, okurun iç dünyasında bir değişiklik yapabileceğimi düşünüyorum. Bu parçanın bütününde sanatçının, kendisiyle ilgili olarak asıl anlatmak istediği, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öykülerinde kendine özgü bir anlatım çizgisi yakaladığı
- B) Öykülerini oluştururken okurun kültür düzeyini gözettiği
- C) Tiyatronun anlatım yöntemlerine sonuna kadar bağlı kaldığı
- D) Anlatımıyla okuyucuyu etkileyerek onu değiştirmeyi istediği ✓
Yazarın temel amacı, okura kendi yaşadıklarını yaşatarak onun iç dünyasında bir değişim meydana getirmektir.
6. (I) Aslında şu andaki eğitim programında bir eksiklik var. (II) Özellikle de edebiyat alanındaki eğitim, istenen düzeyde değil. (III) Edebiyat deyince çoğumuzun aklına ne dediği bir türlü anlaşılamayan Divan edebiyatı gelir. (IV) Oysa, henüz ortaokul-lise çağındaki çocuklarda dil ve edebiyat bilinci uyandırmak gerekir. (V) Çünkü kültür, dilin üzerinde yükselir, her şey ondan sonra gelir. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) IV.
- B) II.
- C) I.
- D) III. ✓
Parçanın genelinde eğitimdeki edebiyat bilinci eksikliği işlenirken, III. cümlede Divan edebiyatına dair kişisel ve olumsuz bir bakış açısı araya girerek akışı bozmuştur.
7. Ben çok zorluklar içinde büyüdüm. Babam, ben yaşındayken ölmüş. Annem bizi konu komşuya dikiş dikerek büyüttü. Çoğu zaman mısır koçanını havanda döver, şekerle karıştırır yerdik. Böyle bir yaşamdan sonra bugün geldiğim konumu düşünemezdim bile öyle değil mi? Ama mesleğin başında ideallerim vardı. Fakat görüyorum ki o günlerde daha geniş kapsamlı düşünmemişim. Belki de hayal gücüm biraz darmış. Bugün arzu ettiğim şeyi söyleyeyim size: Ressam olmak isterdim. Resimle daha içli dışlı olmak, yeni biçimler geliştirmek ve resim sanatında geleceğe kalmak. Ama yine de gerçekçi olmak gerek. Şimdi sadece yapabildiklerimle yetiniyorum. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?
- A) Önceden, böyle bir konuma geleceğinizi düşünebilmiş miydiniz? ✓
- B) Yaşadığınız zorluklar hayal gücünüzü daralttı mı?
- C) Çocukken kurduğunuz hayallerin ne kadarı gerçekleşti?
- D) Ressam olamayı çok mu istemiştiniz?
Konuşmacı, geçmişteki zorlu yaşam koşullarını anlatarak söze başlamış ve mevcut konumuna gelmeyi o zamanlar hayal bile edemediğini belirterek soruya yanıt vermiştir.
8. Şubat ayının son günleriydi. Sabahın erken bir saatinde aceleyle evden çıktım. Dışarıda kar öncesi esen sert rüzgar, yüzümün sinirlerini adeta germişti. Havada kar taneleri uçuşmaya başlamıştı. Sokakta benden başka kimsecikler yoktu. Karşıki evin penceresinin kenarında, birbirine iki ihtiyar gibi sokulmuş iki kumru vardı. Kumruların bu durumu soğuk havayı adeta ılık hale getirmişti, yüzümdeki gerginlik ise tebessüme dönüşmüştü. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Betimleyici ögelere yer verilmiştir.
- B) İkilemelerle ahenk sağlanmıştır. ✓
- C) Haber cümleleri kullanılmıştır.
- D) Benzetme yapılmıştır.
Olayın zamanı, tasviri ve benzetmeler (iki ihtiyar gibi) mevcuttur. Haber cümleleri kullanılmıştır. Lakin parçada ikilemelere (yavaş yavaş vb.) yer verilmemiştir.
9. Yönetmenlik çok emek ve zaman isteyen bir uğraş gerçekten. Ekiple hareket etmek, herkesle özel olarak ilgilenmek çok güç. Oysa yazarlık, kişinin kendisiyle baş başa kalmasını zorunlu kılıyor. Sizin dışınızdaki kişilerle, teknik konularla uğraşmanızı gerektiren bir durum yok. Gerçi her ikisinde de sanatsal duyarlık ön planda ama yazarlıkta yönetmenlikten farklı olarak ne karışanınız var ne görüşeniniz. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Tartışma
- B) Tanımlama
- C) Karşılaştırma ✓
- D) Örneklendirme
Metinde yönetmenlik ve yazarlık meslekleri; zorlukları, çalışma koşulları ve gerektirdikleri açısından karşılaştırılarak anlatılmıştır.
10. Amaçlarının çoğu kez buluştuğu bilim ve sanat alanı, zıt görünse de aslında birbirinin tamamlayıcısıdır. Bilimsel eğitimin yanında sanatsal eğitime de dengeli bir şekilde yer verilmesi, bireyin zihinsel yetilerinin gelişmesini sağlar. Bilim ve sanat bir denge unsurudur. Yaşam insan tarafından değiştirilir. Bu da bilim ve sanatla olur. Yöntemlerinin farklı olmasına karşın ikisinde de birikim, algı, deneyim, araştırma ve sezgi önemlidir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Karşılaştırma-açıklama ✓
- B) Öyküleme-betimleme
- C) Tanık gösterme-örneklendirme
- D) Tanımlama-karşılaştırma
Metinde bilim ve sanat alanları özellikleriyle açıklanmış ve birbirleriyle olan benzerlik ve farklılıkları (karşılaştırma) üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır.
11. Romancı konuyu ön yargılarla ele almamalı imiş. Ya nasıl olmalı? Konusu ön yargılarla ele alınmamış tek bir sanat yapıtı bilmiyorum. Sanatçı, yapıtını hazırlamak için birtakım seçmeler yapar, ya konuyu seçer ya konunun işlenişinde kullanılacak gereçleri. Bir kere bu seçme bile bir ön yargıdır. Ön yargıyla hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünen, sevgiyi anlatan kitapları –Romeo ve Juliet’i, Leyla ile Mecnun’u, Kerem ile Aslı’yı-alın. Hepsinde, sevgililerin kavuşmasına engel olan kuvvetlere karşı durduğu görülür. Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
- A) Açıklama-tanımlama
- B) Betimleme-karşılaştırma
- C) Tartışma-örneklendirme ✓
- D) Öyküleme-tanık gösterme
Yazar, sanat yapıtının ön yargısız olamayacağı fikrini savunarak 'tartışma' yapmış, Romeo ve Juliet gibi eserleri 'örnek' vererek savını desteklemiştir.
12. (I) Bugün, özellikle Anadolu yakasında apartmanların arasına sıkışmış eski köşkler hâlâ var. (II) Kimi restore edilmiş kimi de yıkıldı yıkılacak. (III) Onların gerçekten köşk olduğu dönemleri yaşayan eski sakinleri, çoktan apartman dairelerine dağılmışlar. (IV) Tek katlı evlerden apartmanlara geçiş, hızlı nüfus artışının sonucunda olmuş. (V) Fotoğraflar albümlere girmiş, anılar hayatlara sinmiş, köşkten apartmana yolculuk acıklı bir masal gibi bitmiş… Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) III.
- B) IV. ✓
- C) II.
- D) I.
Köşklerin durumu ve eski yaşam üzerindeki duygusal etkiler anlatılırken, IV. cümlede bu durumun nüfus artışına bağlanması teknik ve sosyolojik bir açıklama olarak akışı bozmaktadır.
13. Çeviri, sadece sözcüklerin bire bir karşılıklarını yazmak değildir. Dilde yeni bir yapıt ortaya koyma işidir. Sadece sözcüklerin karşılıklarını bulmak olsaydı, bir dili iyi derecede biliyor olmak iyi bir çeviriye imza atmak için yeterli olurdu. Dolayısıyla çeviri yapıtlar, çevrildiği dilin rengine bürünüp okuyucuya yeni tatlar sunabilmelidir. Bu sözleri söyleyen kişinin anlatmak istediği düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Çevirinin başlı başına yeni bir yapıt üretme işi olduğu ✓
- B) Birçok çevirinin genellikle düzgün bir biçimde yapılmadığı
- C) Çeviri yapılacak dili bilmenin, çeviri için yeterli olduğu
- D) Çevirinin uzun uğraşlar gerektiren yazınsal bir tür olduğu
Çevirinin mekanik bir kelime eşleştirme değil, hedef dilde sanatsal bir yeniden yaratım süreci olduğu vurgulanmaktadır.
14. Patnos Ovası’na, Süphan Dağı’nın dibine tam kuşluk vaktinde geldi. Başını kaldırdı, dağın doruğuna baktı. Dağ süt beyaz bir duvar gibi yükseliyordu. Doruğu duman içindeydi. Doruğun yanından yöresinden, ağzına kadar renk renk çiçekle dolmuş ovaya bacaklarını sarkıtıp kanatlarını kısmış turnalar üst üste iniyorlar, salınarak oradan oraya nazlı nazlı yürüyorlardı. Gökten o kadar çok turna sağılıyordu ki ovaya, ova turna sürüleriyle doluyordu. Gün ışığı altında Süphan Dağı billurdandı. Uzun boyunlu, uzun kanatlı, uzun bacaklı kuşların, bacaklarının üstünden sarkan kırmızı, yeşil, mavi, sarı telleri gün ışığında renk renk kıvılcımlanıyor; ovaya çökmüş yoğun ışık altında parlıyordu. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
- A) Öyküleme ve betimlemeden yararlanılmıştır.
- B) Yinelemelere yer verilmiştir.
- C) Söz sanatlarına yer verilmiştir.
- D) I. kişili anlatımdan yararlanılmıştır. ✓
Metin baştan sona 'geldi, baktı, yürüyorlardı' gibi ifadelerle üçüncü kişi (o/onlar) ağzından anlatılmıştır. Anlatıcının olayın içinde olduğu birinci kişili anlatım yoktur.
15. Mavisi ve yeşili, kimi gün batımlarında kıpkızıl gökyüzüyle bir ebru tablosunu anımsatan güzelliği ile Amasra gülümseyerek ziyaretçilerini bekliyor. Bir zamanlar aralarında Fenikeliler, Megaralılar, Miletliler, Akalar ve Cenevizlilerin de bulunduğu tüccar ve denizci kavmin gözbebeği, namı denizler aşan Amasra… Karadeniz’in o dik kıyı dağlarının eteğinde beş küçük adanın dördünün zamanla birleşmesiyle meydana gelmiş küçük bir düzlükte ve bu düzlüğün devamı olan tepelerde yer bulmayı başarmış, antik korsanların ve tüccarların kenti… Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Benzetmeye yer verilmiştir.
- B) Abartmaya başvurulmuştur.
- C) Sessel yinelemelere yer verilmiştir.
- D) Açıklamadan yararlanılmıştır. ✓
Parçada 'ebru tablosunu anımsatan' ifadesiyle benzetme, 'namı denizler aşan' sözüyle abartma yapılmıştır. 'Fenikeliler, Megaralılar, Miletliler' sıralamasında eklerin peş peşe ritmik bir şekilde tekrar etmesi ve metin genelindeki ünlü uyumları sessel yineleme (ses tekrarı) örneğidir. Adayların sıklıkla karıştırdığı 'kıpkızıl' kelimesi ise bir yineleme değil, pekiştirmedir. Parçanın genelinde okuyucuya nesnel bilgi vermekten çok, bir izlenim kazandırma amacı güdüldüğü için metin açıklama değil, sanatsal bir betimleme tekniğiyle yazılmıştır.
16. Sinema düzmece, fotoğraf ise gerçektir. Rejisör düzer, düzenler, o sahne gerçekte yoktur aslında. Ortada tamamen kurmaca bir gerçeklik, sanal bir güzellik vardır. Fotoğraf ise gerçeği kaybeder. Gerçeğe ne denli farklı açılardan bakarsanız bakın, bakışınız gerçeği değiştirmez. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Açıklama
- B) Tartışma
- C) Karşılaştırma ✓
- D) Tanımlama
Metinde sinema ve fotoğraf sanatı; gerçeklik, kurmacalık ve bakış açısı bakımından 'karşılaştırılarak' aralarındaki farklar ortaya konmuştur.
17. (I) Belgesel yapımcılığının dikkat çeken yönü, zaman ve araştırma üzerine kurulu olmasıdır. (II) Bir projeyi gerçekleştirebilmek için arşivlere ulaşmak, kitaplar okumak ve tanıklar bulmak gerekir. (III) Bu da uzun zaman alan bir çalışma ve araştırma demektir. (IV) Türkiye’de belgesellerin çoğunun çekimi, gönüllü kuruluşlarca gerçekleştiriliyor. (V) Başka işten para kazanıp belgesel çeken yapımcılar çoğunlukla bizde. (VI) Bu yüzden ülkemizin bu tür uğraşlara zaman ve para ayıracak kişilere, sivil toplum kuruluşlarına her zaman ihtiyacı var. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
- A) III.
- B) V.
- C) IV. ✓
- D) II.
İlk üç cümlede belgesel yapımının doğası (zaman ve araştırma) anlatılırken, IV. cümleden itibaren Türkiye'deki belgeselcilik sektörünün işleyiş ve finansman yapısına geçilmiştir.
18. Hiçbir toplum tek boyutta yaşayamaz ve gelişemez. Şunu da unutmayalım ki ulusları kalıcı kılan, tarihe mal eden, sanat ve kültürleridir. Sadece bilimsel eğitime yönelmek, kişiyi tek kanatla uçmaya zorlamaktır. “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuştur.” diyen Atatürk’ün sözü bunu açıklamaya yeter. Bu parçada yazar, düşüncesini etkili kılmak için aşağıdaki yollardan hangisine başvurmuştur?
- A) Tanık göstermeye ✓
- B) Tanımlamaya
- C) Benzetmeye
- D) Karşılaştırmaya
Yazar, sanat ve kültürün önemine dair görüşünü desteklemek ve inandırıcı kılmak için Atatürk'ün bu konudaki ünlü sözünü paylaşarak 'tanık gösterme' yapmıştır.
19. Doğada her varlık kendi özelliklerini sergilemektedir. Edebiyat neden bunun dışında kalsın? Öykü yazdım, diyor bir yazar. Öyküsü yüz doksan sekiz sayfa. Kısa ölçekli bir roman sanki. Olay örgüsü de romandaki gibi: Çoklu olay silsilesi bir ana olay etrafında kurgulanmış. Kalabalık bir kişi kadrosu var, olayın akışı da yavaş. Yapıt, aynı zamanda geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Yazarımız niye, öykü yazdım, demiş ki? Bu parçada yazarın yapıtıyla ilgili olarak özellikle hangi tutumu eleştirilmektedir?
- A) Edebiyatla doğa arasındaki gizemli bağı görememesi
- B) Romana ait özelliklerle, öykü adı altında bir yapıt kaleme alması ✓
- C) Öykü kahramanlarının ayrıntılarıyla verilmesi
- D) Öyküsünde zamanı, başka öykülerden farklı olarak yavaş ilerletmesi
Yazarın, içerikte roman tekniklerini (şahıs kadrosu, zaman yayılımı vb.) kullanmasına rağmen eserini öykü olarak nitelendirmesi eleştirilmektedir.
20. Bazı öykücülerin serzenişte bulunduğunu duyuyorum: Öykülerimin sürprizler içermesi, okurla yazar arasındaki uyumu bozuyormuş. Şaka gibi geliyor insana. Sürpriz, dramatik yapıtın en önemli ve eğlendirici özelliklerinden birisidir. Benim öykücülüğümün en belirgin özelliklerinden birisi de sürprizler içermesidir. Bugüne dek hiçbir okurla uyumsuzluk yaşadığıma da şahit olmadım. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Tanımlama
- B) Örneklendirme
- C) Açıklama
- D) Tartışma ✓
Yazar, kendi öykücülüğüne getirilen 'sürprizlerin uyumu bozduğu' yönündeki eleştiriye karşı çıkarak kendi görüşünü savunmaktadır. Bu bir 'tartışma' anlatım biçimidir.
21. Şimdi ismini hatırlayamadığım bir şair de şiirinde söylüyordu şiir için; onun önemsediği, tahta bir kaşığa benzettiği şiirin sapını düz getirmekteydi marifet. Hikaye için de öyle değil mi durum? (I) Şiir zordur, tamam, peki hikaye çok mu kolay? (II) Ben hâlâ küçük insanları anlatmayı seviyorum. Çünkü onları çok iyi tanıyorum, çok iyi biliyorum. Bitmediler. (III) Ünlü bir yazar olmak, küçük insanlardan farklı bir konuma getirmiyor insanı. (IV) Bakış açısını, alçak gönüllü yaklaşımını da değiştirmiyor. Yakınlaşma, onları iyiden iyiye anlama, duygularına ve haklılıklarına ortak çıkma gücünüzü artırıyor. (V) Onların dünyaları renkli, onların dünyalarında hâlâ değişmeyen değerler var. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
- A) II. ✓
- B) IV.
- C) I.
- D) III.
I. cümleye kadar şiir ve hikaye yazmanın zorlukları işlenirken, II. cümleden itibaren yazarın 'küçük insanları' anlatma tercihi ve bu konudaki tutumu üzerine yeni bir paragrafa geçilmelidir.
22. Yalın, açık ve etkileyici bir anlatıma sahip olan romancı, topluma dönük konuları anlatırken Fransız realistlerinin etkisinde kalmıştır. Sanatının ikinci bölümünde ise bireyin hem iç dünyasına hem de eğilimlerine yer vermilmiştir. Eserlerinde uzun ve yoğun cümlelerden kaçınmış, özgün benzetmelere yer vermiştir. Gençlik yıllarında yazdıkları ile bugünküler arasında açık bir anlayış değişikliği vardır. Sanat yaşamının olgunluk döneminde yaşayan yazar, geçmişimizin kültürel zenginliğini, kahramanlık dokusunu dile getirmiştir. Bu parçada sözü edilen sanatçı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Sanata bakışında zamanla farklılaşma olmuştur.
- B) Anlaşılır bir anlatımı vardır.
- C) Anlatımda farklı bir çizgi yakalamıştır.
- D) Bütün eserlerinde konuları güncel yaşamdan almıştır. ✓
Sanatçının olgunluk döneminde 'geçmişimizin kültürel zenginliğini ve kahramanlık dokusunu' işlediği belirtildiği için tüm konuların güncel olduğu söylenemez.
23. Önceden insanlar; mektuplarla bir dosta, bir yabancıya günün getirdiklerini, bir olayı, bir duyguyu iletebiliyordu. Üstelik bunu, bir sanat eserinden sorumlu olmak gibi kalemini dizginleyici bir yük altına girmeden yapabiliyordu. Bunun sonucu olarak da geçmişte mektuplar aracılığıyla, insanlar arasında sihirli bağlar kurulmuş, insandan insana mesajların ulaştırıldığı küçük mucizeler gerçekleşmişti. Bu mucizelerin kaynağı, işte bu sanat kaygısından uzak, doğal anlatımların olduğu mektuptur. Bu parçada mektupların özellikle hangi yönü üzerinde durulmaktadır?
- A) Diğer sanatsal türlerle alışverişinin devam ettiği
- B) Giderek unutulan bir tür olduğu
- C) Geçmişte iletişim adına daha etkili kullanıldığı
- D) İçten anlatımıyla insanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağladığı ✓
Mektupların sanat kaygısından uzak doğal yapısının insanlar arasında sıcak ve samimi bağlar kurulmasını sağladığı belirtilmektedir.
24. Ertesi sabah alçak bulutlar kurşunî gökyüzünde süzülürken yola çıktık. Baykuşlar için dikilen ağaçlardan oluşan bölgeye yöneldik. İri gagalı karganın boğuk çağrısını duyuyorduk. Meşe, karaağaç ve dişbudaklar arasında kıvrılan karlı patikada yürürken botlarımızın kütürtüsü sessizliği bozuyor. Bu parçada ayrıntıların seçiminde aşağıdaki duyuların hangilerinden yararlanılmıştır?
- A) İşitme-tatma
- B) Dokunma-tatma
- C) Görme-işitme ✓
- D) Koklama-görme
Bulutlar, ağaçlar, patika (görme); karganın çağrısı ve botların kütürtüsü (işitme) duyularına hitap eden ayrıntılar kullanılmıştır.
25. Sanatın ve edebiyatın çizgisi üzerinde yol alan öykü, geçen yüzyılın başlarında sıradan insanlar arasında filizlenmeye başlamıştır. Yine aynı ortamda gelişme dönemini tamamlamıştır. Zamanla akıcı bir dil, sarsılmaz bir yapı kazanarak yerini sağlamlaştırmıştır. Bu da öykünün etki alanını genişletmiştir. Böylece öykü, bütün insanlara seslenebilme olanağına kavuşmuştur. Bu parçada öykü ile ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Kalıcı bir nitelik taşıdığı
- B) Anlaşılmasının zaman aldığı
- C) Nasıl bir gelişim gösterdiği ✓
- D) Hayatı nasıl yansıttığı
Parçada öykünün ortaya çıkışından itibaren geçirdiği aşamalar, kazandığı nitelikler ve yaygınlaşma süreci, yani gelişim aşamaları üzerinde durulmuştur.