Paragraf Test 2
Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? 'Kütüphaneler, sadece kitapların saklandığı yerler değil; bilgiye ulaşmanın, araştırma yapmanın ve yeni fikirler üretmenin merkezleridir.'
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? 'Kütüphaneler, sadece kitapların saklandığı yerler değil; bilgiye ulaşmanın, araştırma yapmanın ve yeni fikirler üretmenin merkezleridir.'
- A) Kütüphaneler yeni fikirlerin doğmasına ortam sağlar.
- B) Kütüphaneler yalnızca kitapların depolandığı yerlerdir. ✓
- C) Kütüphanelerde araştırma yapılabilir.
- D) Kütüphaneler bilgiye ulaşma merkezidir.
Soru kökü olumsuzdur ve bizden parçadan 'çıkarılamayacak' olan yargıyı bulmamız istenmektedir. Parçada kütüphanelerin sadece kitapların saklandığı (depolandığı) yerler olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle ikinci seçenekteki 'Kütüphaneler yalnızca kitapların depolandığı yerlerdir' yargısı parçayla tamamen çelişir ve bu metinden çıkarılamaz. Diğer tüm seçenekler ise parçada doğrudan ifade edilmiştir.
2. Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu aşağıdakilerden hangisidir? 'Bilim insanı; yaptığı araştırmalarla doğanın sırlarını çözen ve insanlığa yeni imkânlar sunan kişidir.'
- A) Karşılaştırma
- B) Tanımlama ✓
- C) Tanık gösterme
- D) Örneklendirme
Parçada 'Bilim insanı kimdir?' sorusunun cevabı verilerek kavramın tanımı yapılmıştır. Tanımlama cümleleri bir varlığın veya kavramın ne olduğunu açıklar ve genellikle '-dır/-dir' veya 'denir' ifadeleriyle biter.
3. Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu aşağıdakilerden hangisidir? 'Einstein, bilimin sadece akılla değil, hayal gücüyle de ilerleyeceğini söylemiştir.'
- A) Tanımlama
- B) Örneklendirme
- C) Karşılaştırma
- D) Tanık gösterme ✓
Doğru cevap D seçeneğidir. Metnin anlam bütünlüğü ve iletisi göz önüne alındığında, Ünlü bir kişinin ('Einstein') görüşüne yer verilmiştir, bu tanık göstermedir. Bu doğrultuda paragrafta veya cümlede vurgulanan temel düşünceyi doğrudan yansıtan seçenek doğru cevaptır.
4. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? 'Bir insanı gerçekten anlamak istiyorsanız, dünyayı onun gözünden görmeye çalışmalısınız. Kendi doğrularımızı bir kenara bırakıp karşımızdakinin hislerine ortak olmadığımız sürece kurduğumuz iletişim yüzeysel kalmaya mahkûmdur.'
- A) İletişimde beden dilinin önemi büyüktür.
- B) İnsanlar genellikle kendi düşüncelerini başkalarına dayatır.
- C) Empati kurmak, sağlıklı ve derin bir iletişimin temelidir. ✓
- D) Farklı düşüncelere saygı duymak her zaman mümkün olmayabilir.
Parçada sağlıklı ve derin bir iletişim kurabilmenin yolunun, karşımızdaki kişinin hislerini anlamaya çalışmaktan, yani empati kurmaktan geçtiği vurgulanmıştır.
5. Bu parçada hangi düşünceyi geliştirme yolu kullanılmıştır? 'Teknolojiye yön veren birçok isim vardır; Edison ve Elon Musk bu dâhilerin en bilinenleridir.'
- A) Tanık gösterme
- B) Karşılaştırma
- C) Örneklendirme ✓
- D) Tanımlama
Örneklendirme yöntemi: Düşünceyi somutlaştırmak için örnekler verilir. Edison ve Musk teknolojiye yön veren kişiler olarak somut örnek teşkil eder.
6. Bu parçada asıl vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir? 'Gelenek, bir toplumun geçmişten getirdiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı değerler bütünüdür. Ancak gelenek, müzede sergilenen donmuş bir nesne değildir. Yaşayan bir organizma gibi, çağın koşullarına göre kendini yenilemeli ve adapte olmalıdır. Geçmişe körü körüne bağlı kalmak, toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Gerçek ilerleme, köklerinden kopmadan, o kökler üzerinde yeni filizler verebilmektir.'
- A) Toplumsal ilerleme için gelenekler tamamen terk edilmelidir.
- B) Gelenek, değişime kapalı olmalı ve olduğu gibi korunmalıdır.
- C) Gelenek, geçmişin deneyimlerinden yararlanarak kendini yenilemelidir. ✓
- D) Geçmişe bağlı kalmak ilerlemeyi hızlandırır.
Parçada asıl vurgulanmak istenen düşünce (ana fikir), geleneğin 'donmuş bir nesne' olmadığı, 'kendini yenilemesi' ve 'adapte olması' gerektiğidir. 'Köklerinden kopmadan' (gelenek) 'yeni filizler verebilmek' (yenilenme) ifadesi bu düşünceyi özetler.
7. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? "Kitap okumak, sadece bilgi edinmek değildir. İnsan okuduğu her satırda kendini, dünyayı ve başkalarını daha iyi tanır. Okuma alışkanlığı kazanan bireyler, olaylara farklı pencerelerden bakabilme yetisi kazanırlar. Zihinleri daha esnek ve anlayışlı olur. Kısacası okumak, zihinsel bir yolculuğa çıkmaktır."
- A) Kitaplar en doğru bilgi kaynaklarıdır.
- B) Okumak, bireyin düşünce dünyasını geliştirir ve bakış açısını zenginleştirir. ✓
- C) Çok okuyan insanlar her zaman başarılı olurlar.
- D) Bilgi edinmenin tek yolu kitap okumaktır.
Parçada okumanın sadece bilgi olmadığı, aynı zamanda bireye farklı bakış açıları kazandırdığı ve zihni geliştirdiği anlatılmaktadır.
8. Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu aşağıdakilerden hangisidir? 'Yaratıcılık, sanıldığı gibi sadece bazı insanlara bahşedilmiş bir yetenek değildir; geliştirilebilir bir beceridir. Önemli olan, kalıpların dışına çıkıp farklı bakış açıları denemektir. Zaten büyük düşünür Goethe de bu konuya şöyle dikkat çeker: 'En büyük deha, başkalarının gördüğünü görüp, kimsenin düşünmediğini düşünebilmektir.' Bu söz, yaratıcılığın temelinde farklı düşünmenin yattığını ne güzel özetliyor.'
- A) Tanık Gösterme ✓
- B) Karşılaştırma
- C) Benzetme
- D) Açıklama
Yazar, 'yaratıcılığın geliştirilebilir olduğu ve farklı düşünmeyi gerektirdiği' yönündeki düşüncesini savunmaktadır. Bu düşüncesini desteklemek ve daha güçlü kılmak için alanında uzman ve tanınan bir kişinin (Goethe) sözünü tırnak içinde aktarmıştır. Bu yönteme tanık gösterme (alıntı yapma) denir.
9. Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolları aşağıdakilerden hangisidir? 'Yalnızlık, modern insanın en büyük sorunlarından biridir. Kalabalıklar içinde bile kendini yapayalnız hissetmek, çağımızın vebası gibidir. Bu durum, özellikle bireyselliği kutsayan toplumlarda daha belirgindir. Doğu toplumlarında ise, aile bağları ve komşuluk ilişkileri sayesinde bu duygu daha az yaşanır. Ünlü psikolog Erich Fromm'un dediği gibi, 'İnsanın temel sorunu, yalnızlığının üstesinden gelip başkalarıyla birleşmektir.''
- A) Açıklama - Örneklendirme
- B) Tanımlama - Benzetme
- C) Betimleme - Tartışma
- D) Karşılaştırma - Tanık Gösterme ✓
Yazar, 'Doğu toplumları' ile 'bireyselliği kutsayan (Batı) toplumlarını' yalnızlık hissi bakımından 'karşılaştırmıştır'. Ayrıca, yalnızlık konusundaki düşüncesini güçlendirmek için alanında uzman bir kişinin (Erich Fromm) sözünü alıntılayarak 'tanık gösterme' yoluna gitmiştir.
10. Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu aşağıdakilerden hangisidir? 'Birçok büyük sanatçı, doğup büyüdüğü şehirden ilham almıştır. Şehrin sokakları, sesleri ve insanları, onların eserlerinde gizli bir karakter olarak yaşar. James Joyce'un eserlerini Dublin'den, Orhan Pamuk'un romanlarını İstanbul'dan ayrı düşünmek mümkün değildir. Aynı şekilde Sait Faik de hikâyelerinde Burgazada'nın ruhunu ölümsüzleştirmiştir. Sanatçı, içinde yaşadığı çevrenin bir aynasıdır.'
- A) Tanımlama
- B) Tanık Gösterme
- C) Benzetme
- D) Örneklendirme ✓
Yazar, 'sanatçıların şehirlerinden ilham aldığı' yönündeki temel düşüncesini ortaya koymuştur. Bu düşünceyi daha inandırıcı ve somut hale getirmek için 'James Joyce', 'Orhan Pamuk' ve 'Sait Faik' gibi sanatçıları ve şehirlerini sıralamıştır. Bir düşünceyi desteklemek için isim veya eser sıralamaya örneklendirme denir.
11. Okura belli bir mesaj verme amacını önleyen, yapıtlarını toplumsal herhangi bir soruna parmak basmak, çözüm üretmek için yazan sanatçılar var. Ben buna slogancı sanat diyorum. Bu anlayış, zaman ve yer koşullarıyla sınırlıdır. Dolayısıyla Ulaşılması amaçlanan hedefe varıldığında etkisini yitirir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Bir düşünceyi savunmak için ortaya çıkan yapıtlar kalıcılığı sağlayamaz. ✓
- B) Her sanat yapıtında sanatçı, dolaylı da olsa belli bir düşünceyi savunur.
- C) Belli bir dönemi ele alan yapıtlar, toplumsal şartları da yansıtmalıdır.
- D) Yapıtlarını belirli bir amaçla yazan sanatçılar, dar bir okur kitlesine seslenir.
Yazar, belli bir ideolojiyi veya toplumsal mesajı doğrudan iletmeyi amaçlayan (slogancı) sanatın, o dönemsel amaç gerçekleştikten sonra değerini kaybedeceğini ve zamana direnemeyeceğini vurgulamaktadır.
12. Bu parçada aşağıdakilerden hangisine **değinilmemiştir**? 'Ekolojik denge, bir ekosistemdeki canlı ve cansız varlıklar arasındaki hassas bir uyumdur. Bu denge, binlerce yıllık bir süreçte oluşmuştur. Ancak insan faaliyetleri, özellikle sanayi devriminden sonra bu dengeyi hızla bozmaya başlamıştır. Ormanların yok edilmesi, fosil yakıtların aşırı kullanımı, su kaynaklarının kirletilmesi ve plansız kentleşme, bu bozulmanın başlıca nedenleridir. Bu bozulma, sadece doğayı değil, doğrudan insan yaşamını da tehdit etmektedir.'
- A) Ekolojik dengenin binlerce yılda oluştuğuna
- B) İnsan faaliyetlerinin dengeyi bozduğuna
- C) Ormanların yok edilmesinin bozulma nedenlerinden biri olduğuna
- D) Dengeyi korumak için alınan yasal tedbirlere ✓
Parçada, ekolojik dengenin tanımı yapılmış, insan faaliyetlerinin (ormansızlaşma, fosil yakıt vb.) bu dengeyi bozduğuna değinilmiştir. Ancak bu bozulmayı engellemek için 'alınan yasal tedbirler' veya herhangi bir 'önlem' hakkında bilgi verilmemiştir.
13. Öykü yazarı, her zaman olayın değil; anlatımın peşinde olmalıdır. Bu yüzden de öyküde biçem, içeriğin önünde yer alır ki gazete haberi ile öykü arasında bir fark olsun. Gazete haberinden farklı olarak öykünün bildirdiği haberi eskimez kılan, her okunuşta taze tutan da budur. Bu yüzden, öykü yazarı, öykünün konusundan çok, dokusunun ve işlemesinin üzerinde yoğunlaşmalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öykü yazmanın kendine özgü bir üslubunun olduğu
- B) Öyküde konu seçimine özen gösterilmesi gerektiği
- C) Öykülerde, gazete haberinden farklı olarak kalıcı konuların yer aldığı
- D) Öyküde içerikten çok, biçem özelliklerine önem verilmesi gerektiği ✓
Yazar, öyküde 'biçem, içeriğin önünde yer alır' diyerek öykü yazarının asıl üzerinde yoğunlaşması gerekenin konu (içerik) değil, doku ve işleme (biçem) olduğunu vurgulamaktadır.
14. Çok bilinen bir söz vardır: “Benim hayatım roman.” diye. Gerçek yaşamda kimin hayatı tek başına bir roman olabilir ki? Elbette bir romancı, en iyi bildiği olaylardan yararlanarak roman gerçeğine ulaşır. Belli bir olayı ya da bir gerçekliği ortaya koyabilmek için kendi gibi olan insanların gerçeğinden yola çıkar. Ama yazar, yaşamı olduğu gibi aktarmaz, kendince değiştirir ve kendine özgü bu gerçeği, roman sanatı olarak ortaya koyar. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Romanda anlatılanlar yaşanabilir nitelikte olmalıdır.
- B) Roman, yaşananların yansıdığı bir aynadır.
- C) Roman, yaşananların yorumlanmasıyla oluşturulan bir yazın türüdür. ✓
- D) Bir kişinin yaşamı tek başına roman olmaz.
Romancının yaşamı olduğu gibi aktarmayıp, onu 'kendince değiştirmesi' ve kendine özgü bir gerçeklik (roman sanatı) ortaya koyması, romanın salt anı değil, yaşananların yazarca yorumlanmasıyla oluştuğunu gösterir.
15. Yazarın, doğa ve eşya betimlemesiyle insan arasında bir bütünlük oluşturması gerekir. Karakterlerin gerçeklik kazanması da bu bütünlüğün kurulmasına bağlıdır. Anlatılan çevreye ve eşyaya ters düşen karakterler romanın gerçekliğini gölgeler. Gerçekçi romanda insanla dış dünya birbirinden soyutlanmadan bir bütün olarak verilir. Gerçekçi romanın öncülerinden sayılan Balzac da dış dünyayla karakterleri birbirine uygun olarak betimlemiştir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Gerçekleri olduğu gibi anlatan romanların kalıcılığı yakalayabildiği
- B) Romanın gerçekçi olabilmesi için çevre ile kahramanların birbiriyle uyum içinde olması gerektiği ✓
- C) Yazarın, anlattığı çevreyi ve insanları çok iyi tanıması gerektiği
- D) Yaşamını bütünüyle yapıtlarına yansıtan yazarların romanlarının okurlarca daha çok beğenildiği
Romanın gerçeklik kazanmasının ve okuru inandırmasının, anlatılan çevre ve eşya betimlemeleri ile karakterin özelliklerinin bir bütün oluşturmasına yani uyumlu olmasına bağlandığı vurgulanmaktadır.
16. Eleştiriyi sadece olumsuz ve eksik yanları belirleme olarak gören anlayış, artık geçen çağın tozlanmaya başlayan sayfalarında kaldı. Şimdilerde yeni bir eleştiri anlayışı hâkim oluyor edebiyat dünyasına. Yapıtın kusurları yanında güzel ve iyi yanları da anılıyor. Bu bahçede sadece dikenlerle uğraşmak artık kabul görmüyor. Okur; güllerden, goncalardan da söz edilmesini istiyor. Bu parçada eleştiri ile ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eleştirmenin asıl görevinin okurla yapıt arasında köprü kurmak olduğu
- B) Günümüz eleştirisinde kötünün yanında iyinin de ortaya konduğu ✓
- C) Okurun artık eleştiride yalnız güzellikleri görmek istediği
- D) Eleştiri anlayışının her dönemde farklılık gösterdiği
Metinde eleştirinin yalnızca eksik bulma işi olmaktan çıktığı, kusurların yanı sıra güzelliklerin (iyinin) de eleştiride gösterildiği, yeni eğilimin bu olduğu anlatılmaktadır.
17. İnsan zihni çok katmanlı bir anlam ve duyarlıklar merkezidir. Bu yönüyle bir görüntü, bir ses veya bir olay insan zihninde bir anda onlarca çağrışım oluşturur. Ne var ki bu çağrışımların çoğu, kontrolsüzdür ve gelip geçer. Sanatçı ise, günlük yaşamdaki bu çağrışımlardan işine yarayanları iyi tespit edip hemen harekete geçer. Bir iç değerlendirme yaparak bu çağrışımlardan “neyi, niçin alacağını ve ondan nasıl faydalanacağını” belirler. Hepimizin bildiği, gördüğü bir olaydan o, sanat eseri ortaya çıkarır. Bu parçada asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Belirli bir amaç için yazan sanatçı, zihnindeki anlık çağrışımlardan etkilenmemelidir.
- B) Başarılı eserler gerçekleri olduğu gibi yansıtır.
- C) Sanatçının, yaşamı algılayış yönüyle öteki insanlardan bir farkı yoktur.
- D) Sanatçı, yaşamdaki çağrışımları doğru değerlendirerek bundan bir eser oluşturabilen kişidir. ✓
Bütün insanların zihninde çağrışımlar olabileceği; fakat sanatçının farkının bu çağrışımları (gördüğünü) kontrol edip doğru bir seçki yaparak (nasıl kullanacağını belirleyerek) eserine dönüştürebilmesi olduğu anlatılmaktadır.
18. Şiirde anlam yok mudur? Elbette vardır: Bir şiirin anlamı, siz o şiiri dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeylerdir. Ama o şiiri dinlerken duyduğunuz, düşündüğünüz şeyleri sözle anlatamasınız. Çözümlemeye, uzun uzadıya açıklamaya çalışırsınız, yine de bilirsiniz ki bütün söyleyecekleriniz, o şiirin asıl anlamı değildir. Asıl anlamın çevresinde dolaşan, onu tam olarak veremeyen birtakım sözlerdir. Bu parçada şiirle ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Tam olarak açıklanmasının imkânsız olduğu ✓
- B) Her okuyuşta okura daha fazla haz verdiği
- C) Başka dillere çevirisinin zor olduğu
- D) Herkes tarafından anlaşılamadığı
Şiirin bize hissettirdiklerini kelimelerle ifade etmeye veya uzun uzadıya açıklamaya çalışsak da asıl anlamı birebir veremeyeceğimiz, yani şiirin tam olarak açıklanmasının imkânsız olduğu vurgulanmıştır.
19. Yazınsal metinlerde ve kitaplarda sokak ağzının kullanımına dönük bunca olumsuz eleştirinin nedenini anlayamıyorum. Örneğin, benim Hüseyin Rahmi’yi çok sevmemin nedeni, onun yazılarında engin ve yürekten olmasının yanında, sokağın dilini, azınlıkların söyleyiş biçimlerini, deyimlerini kitaplarına taşımış olmasıdır. Şimdi, sokak ağzını beğenmiyorsunuz diye Hüseyin Rahmi’nin kitaplarından tutup da o sokak söyleyişlerini çıkarırsanız o büyük yazardan geriye ne kalır? Kuşa döner yapıtları, anlatımının gücü soluverir. Ben, sokağın dili neyse onu yapıtlarında işleyen sanatçılara hayranım ve bu sanatçıların, bu davranışlarından dolayı eleştirilmesine karşıyım. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Birçok yazarın okurun beklentilerini dikkate aldığından dolayı eserlerinde doğallıktan uzaklaştığı
- B) Sanatçıların yapıtlarında halkın anlayabileceği bir dil kullanması gerektiği
- C) Günümüzdeki eserlerde sokağın dilinin egemen olduğu
- D) Yapıtlarında sokağın dilini kullanan sanatçıların eleştirilmesinin yanlış olduğu ✓
Parçanın yazarının hem ilk cümlede "bu olumsuz eleştirilerin nedenini anlayamıyorum" demesi hem de son cümlede "bu davranışlarından dolayı eleştirilmesine karşıyım" diyerek tutumunu net şekilde belirtmesi, asıl amacın bu haksız eleştirilere karşı çıkmak olduğunu gösterir.
20. Edebiyatın coğrafyası geniş hatta sınırsızdır. Edebiyatın kanatlarında bir yazarın anlatamayacağı hemen hiçbir konu yoktur. Okur da bu geniş edebiyat coğrafyasında nice yeni kavramlarla, duygu ve düşüncelerle tanışır. Eski ya da yeni yaklaşımları öğrenir, bunlarla beslenir, gelişir, değişir. Edebiyatın işlevi de budur zaten: Değiştirmek, dönüştürmek ve geliştirmek. Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Zihin ve gönül coğrafyası geniş olmayan toplumların zengin edebiyatları olmaz.
- B) Okurlar, edebiyatın kuşatıcı atmosferi sayesinde kendilerini yeniler. ✓
- C) Değişen toplumla birlikte o toplumun ürettiği edebiyat ürünleri de değişir.
- D) Yazınsal eserler farklı coğrafyalardaki yaşamlara tanıklık eder.
Edebiyatın uçsuz bucaksız coğrafyasında okurun yeni duygu ve düşüncelerle beslenip, değişip, geliştiği, yani edebiyatın kuşatıcılığı sayesinde kendini yenilediği ifade edilmektedir.
21. Çağımızda roman bir sanat ürünü olmaktan çıkmış; basın yayın pazarının ticari aracı hâline gelmiştir. Romanın geniş kitlelere seslenmesiyle birlikte arz talep ilişkisi kurulmuş, bu arz talep ilişkisi romanın kalitesini, baskı sayısını ve okunma oranını belirlemiştir. Bu konuda çalışmalar yapan Iwan Watt’a göre roman günümüzde daha çok satılması için halk yığınlarının istek ve arzularına göre gelişen bir edebiyat türü olmaya başlamıştır. Bu parçada günümüz romanıyla ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Diğer türlere oranla daha çok ilgi gördüğü
- B) Okurların beklentileri dikkate alınmadan yazıldığı
- C) Eskiye göre daha çok alıcı bulduğu
- D) Yazınsal özelliklerinden çok ekonomik boyutuyla öne çıktığı ✓
Parçada çağımızda romanın 'sanat ürünü olmaktan çıktığı, ticari araç olduğu' söylenmekte, arz-talep ilişkisi ve çok satma hedefinin onun ekonomik boyutunu, yani ticari yönünü öne çıkardığı belirtilmektedir.
22. Polisiye romanlar, yazınımızın en çok satılan; ancak okunduktan sonra bir kenara bırakılan türlerindendir. Çünkü bir bulmaca, ancak çözüldüğü ana kadar heyecan vericidir. Yazarın serpiştirdiği ipuçlarına göre kimin katil olduğunu bulup çıkarma, gelişmiş bir bulmaca çözme keyfi verir. İşte bundan dolayı diğer roman türleri ikinci, üçüncü kez okunabildiği hâlde, bir kez okuyup “esrar”ını öğrendiğimiz bir polisiye romanı bir daha okumak anlamsızlaşır. Bu parçada polisiye romanlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?
- A) Ayrıntıların ancak dikkatli okurlarca yakalanabildiği
- B) Esrarengiz konular içermesinin okumayı tetiklediği
- C) Sadece bir kez okuma gereksinimi duyulduğu ✓
- D) Diğer türlerden ayrılan yönlerinin bulunduğu
Parçada polisiye romanların bir kez okunduktan sonra sırların çözülmesi sebebiyle ikinci veya üçüncü kez okunmasının anlamsızlaştığı, dolayısıyla sadece bir kez okunduğu vurgulanmaktadır.
23. Her yazınsal tür, kendi kurallarına yaslanarak yazılırken öykü; romana, şiire, oyuna en açık yazınsal türdür. Şiire özenen bir roman, daha yarıya gelmeden düzeyinden bir şeyler yitirirken öykü, şiire yanaştığında bıktırıcı olmak şöyle dursun ayrı bir çarpıcılık kazanır. Özenle seçilmiş parçalarını ele alarak romana yatkın çok yönlü bir olayı başarıyla yansıtabilir öykü. Bunun yanında tiyatronun da çeşitli kurallarından yararlanarak daha etkileyici bir söyleyişe sahip olabilir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öykü, başka türlerin niteliklerinden yararlanarak anlatım olanaklarını zenginleştirir. ✓
- B) Her sanat dalının kendine özgü kuralları vardır.
- C) Başarılı bir sanat yapıtı oluşturmak isteyen sanatçı diğer sanat dallarından yararlanmasını bilmelidir.
- D) Okuru etkileyen öyküler ancak başka türlerde de yazan sanatçılar tarafından kaleme alınır.
Yazar öykünün şiirden, romandan veya tiyatrodan özellikler taşımasına, onların niteliklerinden faydalanmasına rağmen zarar görmeyip aksine ayrı bir çarpıcılık kazandığını ifade ederek öykünün beslendiği olanaklara dikkat çekmektedir.
24. Bize şehirleri sevdiren, orada yaşayan insanlara duyduğumuz bağlılıktır. Sevdiğimiz insanlar çekip gitsin yaşadığımız yerlerden, yabancı bir gezgin gibi kalıveririz ortalıkta. Bin yerinden bağlı bulunduğumuz sokaklar, semtler ve şehir, “Merhaba!” demez artık bize. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sokak, semt ve şehirlerin hayatımızda önemli bir yerinin olduğu
- B) Yaşanan yerlerin sevilmesinde, oradaki insanlara duyulan sevginin önemli olduğu ✓
- C) Toplumsal bağlarımızın güçlenmesinin, şehirlerin güzelleşmesiyle mümkün olduğu
- D) Şehirlerin, insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirdiğinden
Parçada şehirleri (yaşanılan yerleri) sevdiren asıl unsurun, orada yaşayan sevdiğimiz insanlar olduğu söylenmiştir. Yani yaşanan yerlerin sevilmesinde insan sevgisi önemlidir.
25. Yazar olarak yaşamın içinde değil, kendi inşa ettiğimiz küçük kulelerde yaşıyoruz. Bir gün o küçük kuleden çıkıverince bir yabancı gibi kalıyoruz ortada. Konuşamıyor, yalpalıyor, yürümeyi beceremiyoruz. Yapıtlarımızı okuyanlar notumuzu veriyorlar hemen: “Yaşamdan kopuk olduğu için edebiyat tadı yetersiz bunların.” Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sanatçıların, ilgi alanlarının dışındaki konuları önemsemediği
- B) Kendi dünyasına kapanıp yaşamdan haberiz yaşayan sanatçıların, başarılı yapıtlar veremeyeceği ✓
- C) Birçok sanatçının, halktan uzak olmakla birlikte, halk için sanat anlayışını savunduğu
- D) Yapıtlar oluşturulurken halkın içinden örnek yaşamların seçilmesi gerektiği
Kendi sırça köşklerine, kulelerine çekilip yaşamdan kopuk üretilen sanatın insanlardan ve edebiyatın asıl tadından uzak olacağı, yani böyle yazarların iyi ve canlı/başarılı eserler üretemeyecekleri vurgulanmaktadır.