menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 3

Soru 1 / 25

Edebiyatımızda çevirmenleri görmezden gelmek yaygın bir davranış oldu. Fakat ben konuda eleştirmenlerle okurları aynı kefeye koymayacağım. Okurlar daha sağduyulu hareket ediyor. Okurlar, eleştirmenler gibi değil. Bunu çevirmen olarak deneyimlerimden biliyorum. Onlar, bir çevirinin, çevirmenin yapıtı olduğunu çok iyi biliyorlar. Çevirmeni, başarılı bir yazar olarak görüyorlar. Çeviriyi de özgün bir yapıt gibi okuyorlar. Doğrusu da budur zaten. Size bir örnek vereyim: Melih Cevdet Anday’ın Annabell Lee çevirisi öylesine sevilmiş ve benimsenmiştir ki yazarının Edgar Allen Poe olduğu unutulmuştur bile. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Edebiyatımızda çevirmenleri görmezden gelmek yaygın bir davranış oldu. Fakat ben konuda eleştirmenlerle okurları aynı kefeye koymayacağım. Okurlar daha sağduyulu hareket ediyor. Okurlar, eleştirmenler gibi değil. Bunu çevirmen olarak deneyimlerimden biliyorum. Onlar, bir çevirinin, çevirmenin yapıtı olduğunu çok iyi biliyorlar. Çevirmeni, başarılı bir yazar olarak görüyorlar. Çeviriyi de özgün bir yapıt gibi okuyorlar. Doğrusu da budur zaten. Size bir örnek vereyim: Melih Cevdet Anday’ın Annabell Lee çevirisi öylesine sevilmiş ve benimsenmiştir ki yazarının Edgar Allen Poe olduğu unutulmuştur bile. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Eleştirmenler, çeviri eserleri nesnel ölçütlerle değerlendirmeli, yapıcı önerilerde bulunmalıdır.
    • B) Çevirmeni, gerçek bir yazar; çeviriyi, orijinal bir yapıt olarak değerlendirmek gerekir.
    • C) Tanınmış yazarlar tarafından çevrilen yapıtlar, okurların daha çok ilgisini çekmektedir.
    • D) Çeviride kültürel etkileşimin önemli olduğu, çevirinin dilsel aktarımla sınırlı kalmadığı unutulmamalıdır.

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ okurların çeviriyi çevirmenin bir yapıtı olarak gördüklerini ve çevirmeni de başarılı bir yazar gibi değerlendirdiklerini belirterek bu durumun "doğrusu" olduğunu ifade etmiştir. Asıl anlatılmak istenen, çeviri ve çevirmene yönelik bu doğru bakış açısıdır.

  2. 2. Okurun önüne allanıp pullanmış olarak çıkan yazıların, öykülerin, romanların yazana neler çektirdiğini bir bilseniz! Yazar, bir yazıya başlamadan önce stresli, sinirli bir ruh hâliyle gezinir durur. Bir denemenin sütü mayalanıncaya, paragrafın ucu görününceye kadar sürer bu. Yazı belirmeye başladı mı oturur masaya aralıksız yazmaya başlar. Sancılı, sıkıntılı anların yerini keyifli dakikalar alır artık. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yazmak, gerekli eğitimi almamış kişilerin üstesinden geleceği bir iş değildir.
    • B) Yazar, ortaya koyduğu güzel bir ürünü okuruyla paylaştığında bütün sıkıntılarını unutur.
    • C) Yazarın içinde bulunduğu koşullar, yazısının içeriğini önemli ölçüde etkiler.
    • D) Her bakımdan güzel kabul edilen yapıtlar, yazılma sürecinin ilk anlarında yazarına sıkıntı vermiştir.

    Yazarın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ çok sevilen, başarılı ürünleri ortaya çıkarana dek başlangıç aşamasında sancılar ve zorluklar (stresli süreçler) çektiği fakat üretim hızlandıkça durumun düzeldiği asıl olarak verilmektedir.

  3. 3. Sanatta doğrunun, iyinin, güzelin kuralları yoktur. Birtakım kimseler kafa yorup ölçüler bulmak için istedikleri kadar çalışsınlar; ölçüye, kalıba gelmez bu iş. Tarifi bile yapılamıyor ki zaten. Romanı, şiiri tarif etmeye kalkıp da bir sonuca vardığınızı sandığınız günün ertesinde, dünyanın bir köşesinde birinin, yepyeni ölçülerle eser oluşturarak sizin tarifinizi hallaç pamuğu gibi savurduğunu görürsünüz. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat eserinin, belli kalıplarla sınırlandırılamayacağı
    • B) Bugüne kadar birçok roman tanımının yapıldığı
    • C) Herkesin roman, şiir, öykü yazmaya kalktığı
    • D) Sanatın evrensel bir nitelik taşıdığı

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanatın kuralları ve ölçüleri olmadığını, 'ölçüye ve kalıba gelmeyeceğini' belirterek, her yeni eserin eski tanımları (kalıpları) yıkabileceğini, yani sanat eserinin kalıplara sığdırılamayacağını anlatmaktadır.

  4. 4. “Şu televizyon denen aygıt, bütün yaşamımızı değiştirdi. Eskiden böyle miydi oysa? Bizim zamanımızda güzel sohbetler olurdu. Aile bireyleri bir araya gelince uzun uzun sohbet eder; sevinçlerini, kederlerini paylaşırlardı.” gibi sözleri çoğumuz artık, sadece büyüklerimizden, televizyondaki reklamlardan ya da öğretmenlerimizden işitir olduk. Eskinin günümüzden en önemli farkı galibe toplumu böylesine etkileyen teknolojik aygıtların olmamasıydı. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Aile bireylerinin, üzerine düşen görevleri yerine getirmediği
    • B) Toplumca bir arada yaşamanın unutulduğu
    • C) Teknolojik gelişmelerin insanın yaşamını kolaylaştırdığı
    • D) Televizyonun toplum hayatını olumsuz etkilediği

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ teknolojik aygıtların, özellikle de televizyonun geçmişte aile içi iletişimi, paylaşmayı ve neşeyi nasıl kestiğini yani topluma olumsuz etki ettiğini belirten serzenişlere yer verilmiştir.

  5. 5. Abdülhak Şinasi Hisar, yaşamı boyunca sürekli aynı kitabı yazmıştır. Aslında, bunlar isimleri ve uzunlukları farklı altı yedi kitap hâlinde yayımlanmış tek bir kitaptır. Bir başka ifadeyle, sanatçı aynı konuyu sürekli yeniden düşünüp tekrar tekrar yazmıştır. Bu yönüyle onun kitaplarının en çok söz edilen ve okuyucuları tarafından takdir edilen yönü dilidir. “Çamlıca’daki Eniştemiz”i okuyana, aynı öyküyü bir de “Fahim Bey ve Biz”de okuma hevesi uyandıran şey, yoğun bir dil tadını tekrar alma isteğidir. Bu parçada Abdülhak Şinasi Hisar ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Geniş bir okur kitlesinin bulunduğu
    • B) Bazı yapıtlarının kalıcılığı yakalayamadığı
    • C) Yapıtlarının, anlatımı sayesinde beğeni topladığı
    • D) Yazın dünyasının seçkin sanatçılarından biri olduğu

    Yazarın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ eserlerindeki asıl büyünün ve onu okutmaya iten temel unsurun anlattığı olaydan çok, anlatırkenki üslubu ve dili olduğu, dil tadı sayesinde okur tarafından bu eserlerin beğenildiği anlatılmıştır.

  6. 6. Yazınsal ürünlerin okur tarafından algılanabilir bir özü ve bu öze uygun dilsel bir örüntüsünün olması gerekir. Fakat bundan da önemlisi okurun bu ürün karşısındaki durumudur. Her yazınsal ürün bir iletişim aracıdır. Bu yüzden, sanatçının kendine özgü yollarla oluşturduğu yapıtının dokusuna sindirdiği özü algılayabilecek gücün okurda bulunması gerekir. Okur, dilin olanaklarını ve yazarın üslubunu çok iyi bilmelidir. Ancak okur, bu donanımdan yoksunsa ister istemez yapıtın özünü anlamayacak, okurla yazar arasında iletişim gerçekleşmeyecektir. Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Sanat yapıtlarında anlatılmak isteneni anlamak, belli bir birikime sahip olmayı gerektirir.
    • B) Bir sanat yapıtını her okur değişik biçimlerde algılayabilir.
    • C) Hiçbir sanat yapıtı, kolayca anlaşılsın diye kaleme alınmaz.
    • D) Sanatçı seslendiği okur kitlesinin beklentilerine uygun yapıtlar vermelidir.

    Parçada,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanat yapıtındaki özü algılayabilmek için okurun belli bir donanıma, güce ve dil bilgisine sahip olması gerektiği ifade edilmiştir. Bir sanat yapıtını anlamak okurun birikimiyle ilişkilendirilmiştir.

  7. 7. Dili öğrenmede ilk öğreticimiz annelerimizdir. Giderek genişleyen bir çerçeve içinde öteki öğreticiler ailedir, sokaktır, mahalledir ve okuldur. Bu aşamada dilin, kurallarını aile ve çevre ortamında öğrenemeyiz. Dilin kuralları okullarda öğretilir. İşte asıl yanlışlık da burada başlar. Dil, kültürden, değer yargılarından, yaşam tarzından asla soyutlanamaz. Dolayısıyla dili ek, kök, tür, öge gibi kavramlar çerçevesine hapsetmek; dili yaşayan bir varlık olmaktan çıkarmak, tuğlaları incelemek için binayı yıkmak anlamına gelmektedir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Dil öğreniminin ailede başlayıp okulda tamamlandığı
    • B) Dilin kurallarının okulda kavratılması gerektiği
    • C) Dil kurallarının kültürden ayrı tutularak öğretilmesinin yanlış olduğu
    • D) Dilin ancak aile ortamında öğrenebileceği

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ dilin kültür, yaşayış ve değer yargıları ile var olduğunu (yaşayan bir varlık) belirterek, dili bunlardan koparıp sadece teknik dil bilgisi kuralları (ek, kök vs.) olarak okullarda öğretmenin yanlışlığı üzerinde durmuştur.

  8. 8. Şair, duyarlı insandır. Bir yerlerde birileri acı çekiyorsa şairin de canı yanar, gülen insanlar gördüğünde de mutlu olur şair. Bir yerlerde birilerine kötülük ediliyorsa üzülüyorum demez, ama üzülür ya da insanların mutluluğuyla sevinir, ama belli etmez ve bunları dizelerine yansıtır. Bunu yaparken de gördüklerini olduğu gibi değil, şair duyarlılığıyla estetik biçimde ortaya koyar. Bu parçada şairlerle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Alıngan bir kişiliğe sahip oldukları
    • B) Şiirleriyle, okurları yönlendirmeyi amaçladıkları
    • C) Toplumda meydana gelen her türlü kötülükten kendilerini sorumlu tuttukları
    • D) Yaşananlardan etkilenip onları güzel bir şekilde şiirlerinde anlattıkları

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şairin insanlara dair acı ya da sevinçlerden direkt etkilendiği, ancak bunu sadece bir yazar gibi değil 'estetik biçimde' yani güzel ve edebi bir yolla okura aktardığı (şair duyarlılığı) anlatılmaktadır.

  9. 9. Yaş, hiçbir zaman edebiyat dünyasında bir ölçü olmamıştır. Yaşlılığından dolayı bir yazarı köhne sayan bir anlayış ile genç yaştaki bir edebiyatçının yetkin eser veremeyeceğini düşünen anlayış, aynı yanlışın parçalarıdır. Edebiyat tarihi, başyapıtlarını gençlikte verdikten sonra, zamanla değerini kaybetmiş yazarlar kadar en yetkin eserlerini, yaşlılık dönemlerinde vermiş olanları da yan yana sıralar. Bu parçanın bütününde asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yazın hayatında yaşın bir ölçüt sayılamayacağı
    • B) Sadece belli bir yaşın üzerindeki yazarların nitelikli eserler oluşturabileceği
    • C) Sanat eserinin, coşkunluk ve deneyimin bir ürünü olarak ortaya çıktığı
    • D) Genç yazarların başarılı olamayacaklarını düşünmenin yanlış olduğu

    Yazar‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ genel anlamda yaşın eserlerin yetkinliğinde belirleyici olmadığından bahsetmektedir; gençliğinde harikalar yaratıp sonra bozulanlar da yaşlılıkta zirve yapanlar da mevcuttur. Yani edebiyatta yaş bir ölçüt değildir.

  10. 10. Roman okuyan bir çocuğun, gözünün başka bir şeyi görmemecesine sayfalarda yitip gitmesi, romanın özelliğindendir. Söz gelimi zavallı Robenson’u adadan kurtarmak için günlerce kafa yorması, romanın doğasından gelen bir durumdur. Bir filme dalıp gitmiş bir yetişkinin, odaya başka birinin girmesiyle birden irkilmesi, gerçek dünyaya, ancak birkaç saniye duraladıktan sonra uyum sağlayabilmesi tıpkı buna benzer. Romanın kurmaca dünyası, gerçek dünyadan çekip uzaklaştırmıştır okuru. Bu parçanın bütününde romanın hangi özelliği vurgulanmaktadır?

    • A) Anlatılanların sürükleyiciliği
    • B) Anlatımının yalınlığı
    • C) Konusunun sıra dışılığı
    • D) Üslubunun özgünlüğü

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ okurun romana dalması, sayfalarda yitip gitmesi ve gerçek dünyadan kopması anlatılmaktadır. Bu da anlatılanların sürükleyici gücünü, okuru içine hapsetmesini (sürükleyiciliğini) göstermektedir.

  11. 11. Mimar olup evler yapmak, iyi bir spor adamı olmak, bir yandan da eğitimle uğraşmak gibi hayallerle doluydu çocukluk evreni. Mimarlık tutkusuna, yapılarda mimar yardımcılığı görevi üstlenerek hatta evini kendisi yaparak ulaştı. Sporda ise önce futbol, sonra voleybol antrenörlüğü yaptı. Yıllar sonra dönüp arkasına baktığında belki öğretmen olamamıştı; ama gençlere, çocuklara bir şeyler öğrettiği antrenörlük yaşamı, bu imkânı fazlasıyla vermişti ona. Bu parçada anlatılan kişiyle ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Çocukluk hayallerini değişik yollarla da olsa gerçekleştirmiştir.
    • B) Disiplinli olması amaçlarına ulaşmasını sağlamıştır.
    • C) En büyük tutkusu olan öğretmenliği yapamamıştır.
    • D) Mimarlık ve öğretmenlik tutkusu bir özlem olarak kalmıştır.

    Adam‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ mimar olamamış ama mimar yardımcılığı yapmış veya evini yapmıştır. Öğretmen olamamış ama antrenörlük yaparak eğitim verme hevesini tatmin etmiştir. Sonuçta farklı biçimlerde de olsa çocukluk hayallerini yaşamıştır.

  12. 12. Şiir yazmayı öğretecek bir okul yoktur, olamaz da. Şiir yetenek işidir. Özünde şiir yazma yeteneği olan bir kişi, içinde beliren ilhamı, kuvvetli gözlem ve duygularla desteklediği zaman ortaya çok güzel eserler çıkar. Şairin duyuşu, sezişi yeteneğinden; uygun sözcükleri bulması ve belli bir ahenk içerisinde düzenlemesi ise dili kullanmadaki ustalığındandır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Güzel şiirler yazmanın temel koşulu, iyi bir gözlemci olmaktır.
    • B) Şiir yazma becerisi her insanın ruhuna yerleştirilmiş bir yetenektir.
    • C) Yeni bir üslup bulmak, şair olabilmek için temel ilke olmalıdır.
    • D) Şair, doğuştan gelen şiir yazma yeteneğini belli ögelerle destekleyip geliştirir.

    Parçaya‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ göre şiir yazmak özünde olan yeteneği kuvvetli gözlem, duygu, dil ustalığı ve ilham gibi ögelerle desteklemeyi gerektirir. Şiir okulla öğrenilmez, doğuştan yetenekle birlikte kendini desteklemekle ortaya çıkar.

  13. 13. Şiir duygulardan, imgelerden, düşlerden, özlemlerden oluşmuş bir yaşantı birikiminin ürünüdür. Ozanın okuyucusu için oluşturduğu, okuyucunun paylaşacağı bir yaşantı… Bunun için şiire daha çok ilgi duyar insanlar. Örneğin, kışın yağan karı seyrediyoruz pencereden. Kar nedir, nasıl yağar, diye merak etmiyoruz. Fakat yağan karın etkisiyle Cenap Şahabettin’in “Elhan-ı Şita” şiirinin kimi dizelerini veya Ahmet Muhip Dıranas’ın “Kar yağıyor üstümüze inceden” dizesini mırıldanıyoruz. Demek ki şiir, dış dünyayı bize yepyeni bir gözle yaşattığı için daha sıcak geliyor. Bu parçada şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?

    • A) Yalın bir dile oluşturulmasının doğru olmadığı
    • B) Yaşamı farklı bir biçimde duyumsatarak zenginleştirdiği
    • C) Yaşamın gerçeklerini hiç değiştirmeden anlattığı
    • D) Düşlerle gerçekleri bir arada verdiği

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sonunda 'dış dünyayı bize yepyeni bir gözle yaşattığı için' denilerek şiirin sıradan hayatı (kışın yağan kar gibi) farklı bir duyarlılıkla hissettirip yaşattığı yani duyumsatarak zenginleştirdiği öne çıkarılmıştır.

  14. 14. Objektif olacağım derken duygularını büsbütün devre dışı bırakanlara içerliyorum. En büyük natüralist Emile Zola, o büyük üstat, duygularından bütünüyle sıyrılmış mıydı? Elbette hayır. “Teressa Raquin” adlı romanında başından sonuna kadar karamsarlık hâkim. Bu tema hemen bütün romanlarında omurgayı oluşturuyor. Emile Zola’nın bile yapamadığını bu çağda kim yapabilir? Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Objektif olma kaygısıyla, duygulardan soyutlanarak yapıt oluşturma olanağı yoktur.
    • B) Görsel anlatımın, yazılı anlatıma baskın çıktığı bu çağda Emile Zola’nın aşılması mümkün değildir.
    • C) Natüralist sanatçılar arasında en yetkin eser veren kişi Emile Zola’dır.
    • D) Emile Zola’nın birçok eserinde duygusal altyapı, karamsarlık üzerine kurulmuştur.

    Parça;‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ tam tarafsız olacağım diyerek duyguları devreden çıkarmanın ustaların bile (Emile Zola gibi) başaramadığı bir şey olduğunu, dolayısıyla duygulardan tamamen kopuk eser yazılamayacağını savunur.

  15. 15. Çoğu okur, öykülerin, yazarlar tarafından kısa sürede yazıldığını düşünür. Ancak aslında bir öykünün oluşması uzun bir sürece bağlıdır. O kısa sürede yazılan öyküler günlerin, gecelerin belki ayların hatta yılların birikimine dayanır. Öyle öyküler vardır ki yazarın zihninin bir köşesinde yirmi otuz yıl önce tasarlanmaya başlanmış, zamanla belli bir kıvama gelmiş, zamanı gelince de ortaya çıkmıştır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Öykülerin tamamlanması yazarın tasarladığı zamanı aşabilir.
    • B) Birçok öykünün değeri, üzerinden yıllar geçtikten sonra anlaşılır.
    • C) Öyküler, yazarın kafasında uzun bir olgunlaşma döneminden sonra kaleme alınır.
    • D) Yoğun bir çalışma yapmadan yetkin öyküler yazmak mümkün değildir.

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ öykülerin çok kısa sürede bir anda yazılıverdiği sanrısına karşı, arka planda yıllarca süren bir birikim, zihinde tasarlanıp 'belli bir kıvama gelme' yani uzun bir olgunlaşma süreci olduğunu belirtmektedir.

  16. 16. Bazı şairlerimiz kapalılıkta, zor anlaşılmada bir derinlik, bir olağanüstülük var sanır. Bence şair, milletine mal olmuş bir dille şiir yazmalı, kullandığı dilin inceliklerine dikkat edip onlardan büyük ölçüde faydalanmaya çalışmalıdır. Yeni sözcükler uydurarak veya uydurulmuş sözcükleri rastgele kullanarak şiirde bir yenilik yapılmış olacağı düşüncesine kapılmamalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Şiirde yenilik, dildeki sözcüklerin değiştirilmesinde değil, kullanış şeklinde aranmalıdır.
    • B) Şiirde kapalılık adına yapılan her şey gereksizdir.
    • C) Hiçbir edebiyatta, özgün şiir diye bir şey yoktur.
    • D) Şairler, halkın kullanmadığı sözcükleri bularak şiirlerinde kullanmalıdır.

    Yazar‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yeni kelimeler uydurmayı (sözcük değiştirmeyi) değil, milletine mal olmuş o dilin inceliklerini kullanarak onda derinleşmeyi ve yeniliği mevcut sözcüklerin kullanılış biçiminde (inceliklerde) aramayı tavsiye etmektedir.

  17. 17. Çocuklardan birine Don Kişot’u vermiştim. Okuyup getirdi. Yapıtı çok beğendiğini ve bir çırpıda okuduğunu söyledi, ancak hepsi bu kadardı. Ben de ilk okumamda bu yapıtı elimden düşürmemiş, bir günde bitirmiştim. Ancak ikinci okumamda daha farklı şeyler gördüm bu yapıtta. Üç dört kez okuyan bir arkadaşım da benim gördüklerimden daha ilginç ve farklı şeyler bulduğunu belirtmişti bir konuşmamızda. İşte gerçek sanat yapıtı budur. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bir yapıttan herkesin farklı anlamlar çıkarabildiği
    • B) İnsanların, klasik yapıtlara küçük yaşlarda daha fazla ilgi duyduğu
    • C) Don Kişot’un, okuyucuyu etkileyen sürükleyici bir anlatıma sahip olduğu
    • D) Gerçek sanat yapıtlarının, her okunuşta okuyucusuna farklı bir lezzet verdiği

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ gerçek bir sanat yapıtının her okunuşta yeni ve farklı anlamlar, zenginlikler sunduğu vurgulanmaktadır.

  18. 18. Gerçek sanatçılar, başarılarıyla yetinmeyen, fikirleriyle topluma öncülük eden ve böbürlenmekten uzak insanlardır. Bu sanatçımız bu özelliklerin hepsine sahiptir. Gerek şiirde gerek düzyazıda, zirveye çıkmış ve toplumu etkilemiştir. En büyük ödülleri kazanmış, ama yine de şımarmamıştır. Öykü alanında da dünyaca kabul görmüş yetkin bir sanatçıdır. Olgunluk döneminde günlük ve anı karışımı bir tür oluşturması da ondaki sürekli yenilik yapma sevdasının bir yansımasıdır. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    • A) Düşünceleriyle insanlara yol gösterdiği
    • B) Eskiyi aşma çabası içinde olduğu
    • C) Alçak gönüllü bir sanatçı olduğu
    • D) Edebiyat ödüllerini işlevsiz bulduğu

    Sanatçının‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ en büyük ödülleri kazandığı ve şımarmadığı belirtilmiştir ancak ödülleri işlevsiz veya gereksiz bulduğuna dair bir bilgi yoktur.

  19. 19. Eski Türk şiirini, Türk şiirinin gelişim sürecini iyi bilen Orhan Veli, sanatta değişmez yasalar olduğuna inanmıyordu. Sanatçı, klişeleşmiş kalıplar içinden çıkıp her zaman kendini yenileyebilirdi. O da bunu yaptı zaten. O, her zaman şiirimize düzyazı dilinden büsbütün ayrı bir düzen kazandıranlardandır. J.Cocteau’nun öğüdüne uyup şiirlerinde sıfatlardan, benzetmelerden vebadan kaçar gibi kaçmıştır. Orhan Veli’nin özelliklerinden biri, şiiri, dizelerin sonlarındaki uyak dediğimiz birbirine benzeyen seslerin çınlayışından, sağır gürültülerden kurtarmaya çalışmasıdır. Bir başkası da, şiirimizi yöresel, hatta ulusal çevreden uzaklaştırıp evrensel şiire yaklaştırmada gösterdiği çabadır. Bu parçada Orhan Veli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Şiirimizi evrensel çizgiye taşımayı hedeflediğine
    • B) Alışılmış şiir anlayışlarından uzak şiirler yazdığına
    • C) Şiirlerinde günlük hayata yer verdiğine
    • D) Şiirlerinin, düzyazı özelliklerinden tamamen ayrıldığına

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Orhan Veli'nin şiir anlayışı, dili ve evrensellik çabası anlatılmış olsa da bu parçada şiirlerinde günlük hayata yer verdiğine dair bir bilgi geçmemektedir.

  20. 20. Okumak, sadece gözlerin satırlar üzerinde gezinmesi değil, bir zihnin başka bir zihinle sessizce gerçekleştirdiği en derin sohbettir. Yazarın bıraktığı kelimeler, okurun kendi iç dünyasındaki aynaya çarptığında asıl anlamını kazanır. Bu yüzden her kitap, her okurda farklı bir yankı bulur; kiminde fırtınalar koparırken kiminde dingin bir göle dönüşür. Kitabı bitirdiğinizde fırlatıp atmıyorsanız, sayfalar arasında kendinizden bir parça bulabilmişseniz gerçek bir okuma yapmışsınız demektir. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yazarların başarısı, bütün okurlar üzerinde aynı etkiyi bırakmalarına bağlıdır.
    • B) Kitapların kalıcılığı yazarın üslubuna bağlıdır.
    • C) Okuma eylemi, okurun kişisel yorumuyla tamamlanan öznel bir süreçtir.
    • D) Nitelikli eserler okuru her zaman derin bir hüzne sevk eder.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ okumanın sadece fiziksel bir eylem olmadığı, okurun kendi dünyasıyla birleştiğinde anlam kazandığı ve her okurda 'farklı bir yankı' bulduğu vurgulanmıştır. Bu durum okumanın 'öznel ve yorumlanabilir' bir süreç olduğunu kanıtlar.

  21. 21. Edebiyatımızda önemli bir yeri olan bu sanatçımız, şiirimizin iki önemli akımı içinde yer aldı. Böyle olmasına rağmen ikisinden de beslenerek bağımsız bir edebiyatçı kimliği oluşturdu kendisine. Türkçemizi belli bir kıvama getirerek kullandı yapıtlarında. Şiirini daima üzerine bir şeyler koyarak farklı evrelerden geçirdi. Onun şiirindeki değişimler birbirinden kopuşlarla değil, tutarlı bir bütünün kendini yenilemesi biçiminde gerçekleşir. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Kullandığı dili belli bir seviyeye yükselttiğine
    • B) Sanat çizgisinin durağan bir yapıda olmadığına
    • C) Kendine özgü bir edebiyat anlayışına sahip olduğuna
    • D) Yeni şairleri kendi sanat anlayışı doğrultusunda yönlendirdiğine

    Sanatçının‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bağımsız kimliği ve dil kullanımı üzerinde durulmuştur ancak yeni şairleri yönlendirdiğine dair bir bilgi verilmemiştir.

  22. 22. Saz şiirimizin büyük ustası, şiirlerinde aşk, yurt ve doğa sevgisini alışılagelen söyleyişten uzak bir duyarlıkla dile getirir. Zengin bir iç dünyası ve kuvvetli bir sezgi gücü vardır onun. Şairin düşündürücü, araştırıcı kişiliğini gösteren ve her haliyle bize ait olan sesi yansıttığı şiirlerinde, halkın her gün kullandığı dille geleneğe kendi sesini kattığını görürüz. Bu parçadan sözü edilen şairler ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Şiirlerinde çeşitli konuları ele aldığı
    • B) Şiirlerini yalın bir dille yazdığı
    • C) Duygularını farklı bir anlatım tarzıyla işlediği
    • D) Halk şiirinde bir çığır açtığı

    Şairin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ geleneğe kendi sesini kattığı ve özgünlüğü belirtilmiştir ancak halk şiirinde yeni bir 'çığır açtığı' (toptan bir değişim yaptığı) yargısına ulaşılamaz.

  23. 23. Antolojilere çok önem verirdi Mehmet Fuat. Bir antolojinin, ancak yetkin eleştirmenlerce hazırlanacağına inanırdı. Antoloji hazırlamak yüksek düzeyde eleştiri gücüne bağlıydı. Onun Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’ni ötekilerden ayrı kılan da bu titizliğiydi. Son yıllarda antolojisini 1940 doğumlulardan bugüne, hiç değilse bizim kuşağı da içine alacak biçimde genişletmesi için epeyce baskı altında kalmıştı. Okurların da isteğiydi bu, bizim de isteğimizdi. Yapmadı, yapamazdı da. Çünkü öyle bir antolojiyi günümüz şairlerini kapsayacak şekilde genişletmenin yol açacağı tartışmaların odağı durumunda kalmayı, aklının ucundan geçirmezdi. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?

    • A) Antolojiyi hazırlamak eleştiri yeteneğinin iyi olmasını gerektirir.
    • B) Mehmet Fuat, antoloji türünde özgün bir çalışmaya imza atmıştır.
    • C) Yetkin bir antolojiyi usta eleştirmenler hazırlayabilir.
    • D) Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, geçmişten günümüze kadar ürün vermiş bütün şairlerin şiirlerini içerir.

    Mehmet‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Fuat'ın antolojisini 1940 sonrası şairleri alacak şekilde genişletmeye yönelik baskılara rağmen bunu yapmadığı belirtilmektedir.

  24. 24. Romantik dönem yapıtları, sanatçıların kendi yaşantıları, iç gözlemleri üzerine kuruludur. Bu dönem sanatçıları, geleneksel, kendiyle yetinen, düzenli bir toplumun parçası değil; yapayalnız, toplumla kolay kolay uzlaşmaz bir bireydir. Öteden beri kurulu toplum düzenine başkaldırmış olan kahramanlara hayrandır. Yapıtlarında bu tür kahramanlara yer vererek onları yüceltir. İnsanı, bilgisi sınırlı bir yaratık olarak değil; çok güçlü bir varlık olarak ele alır. Yine bu dönemdeki yapıtlarda Ortaçağ dünyasına ilgi duyulduğu, o dünyanın bin bir renkli olağanüstü masallarına özlemle yaklaşıldığı ve eserlerin bu çizgide oluşturulduğu görülür. Bu parçadan romantik sanatçılarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    • A) Kahramanlarını sisteme karşı çıkan insanlar arasından seçtikleri
    • B) Tüm insanları ilgilendiren konuları işledikleri
    • C) Yapıtlarında olağanüstü olaylara yer verdikleri
    • D) Toplumsal düzenle ters düştükleri

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Romantiklerin bireysel dünyası, toplumla çatışmaları ve masalsı unsurları anlatılmış ancak evrensel (tüm insanları ilgilendiren) konuları işledikleri belirtilmemiştir.

  25. 25. Şiirlerinde daima gerçek hayatı anlatan sanatçı, gerçekçi çizginden hiçbir zaman kopmadı. Yenilenen ve değişen hayatla bütünleştirmeye çalıştı şiirlerini. Yaşamın günlük akışı içerisinde yakaladığı mutlu ve güzel anları anlatarak bunları okuyucularıyla paylaştı. İnsana çıkarsız bir sevgiyle yaklaşmaktan yana oldu bütün şiirlerinde. Dizelerinde süse, gösterişe ve abartıya yer vermedi hiç, anlaşılırlıktan vazgeçmedi. Kullandığı her imgenin yerli yerine oturmasına özen gösterdi. Bu parçada sözü edilen şairle ilgili olarak, aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    • A) Günlük yaşamdaki güzellikleri şiirlerine taşıdığına
    • B) Şiirlerini, değişen yaşam koşullarına uydurmaya çalıştığına
    • C) Şiirleriyle toplumu yönlendirmeye çalıştığına
    • D) Şiirlerinde yalın bir anlatımın olduğuna

    Şairin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ insana yaklaşımı ve gerçekçiliği vurgulanmıştır ancak toplumu yönlendirme veya topluma mesaj verme gibi bir misyonuna değinilmemiştir.