menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Paragraf Test 10

Soru 1 / 25

Sonbaharın gelişiyle o capcanlı doğayı bir hüzün kapladı. Soğuk havaya dayanamayan ağaçların narin yaprakları önce sapsarı oldu, sonra da dökülü. İnsanlar da artık eskisi gibi rahatça çıkamıyorlar dışarıya. Kendilerini korumaya alıyorlar. Özenle saklanan kışlıklar sandıklardan çıkarılıyor, uzun zamandır bir köşede sessizce bekleyen montlar, kazaklar vazgeçilmezler arasında yerlerini alıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Sonbaharın gelişiyle o capcanlı doğayı bir hüzün kapladı. Soğuk havaya dayanamayan ağaçların narin yaprakları önce sapsarı oldu, sonra da dökülü. İnsanlar da artık eskisi gibi rahatça çıkamıyorlar dışarıya. Kendilerini korumaya alıyorlar. Özenle saklanan kışlıklar sandıklardan çıkarılıyor, uzun zamandır bir köşede sessizce bekleyen montlar, kazaklar vazgeçilmezler arasında yerlerini alıyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Gözlemlerden yararlanılmıştır.
    • B) İkilemelere yer verilmiştir.
    • C) Pekiştirilmiş sözcüklere yer verilmiştir.
    • D) Anlatıma duygular katılmıştır.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'capcanlı', 'sapsarı' gibi pekiştirmeli kelimeler ve kişisel gözlemler/hisler vardır. Ancak 'yavaş yavaş', 'eğri büğrü' gibi herhangi bir ikileme kullanılmamıştır.

  2. 2. Kültür dili sözünü, günlük konuşma ve bilim dili dışında, geniş anlamda yazılı ve sözlü edebiyat dili karşılığı olarak kullanıyorum. Günlük konuşma dili, günlük ihtiyaçlara cevap vermesinden dolayı bilimsel ve edebi bir amaç gütmez. Dolayısıyla kültür dili grubuna girmez. Sözlü halk edebiyatı ise biçimi ve içeriği bakımından günlük dilden farklıdır. Bundan dolayı o, kültür diline girer. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Anlatılanları nedeniyle belirtme
    • B) Açıklayıcı anlatım yolunu seçme
    • C) Tanık göstermeden yararlanma
    • D) Karşılaştırmaya başvurma

    Konuşmacı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kültür dili üzerine karşılaştırmalı bir açıklama yapmıştır. Ancak düşüncesini desteklemek için başkasının sözüne başvurmamıştır (tanık gösterme yoktur).

  3. 3. Bu öyküleri okurken kendinizi tıpkı bir bilgisayar oyununun sürekli temposu ve heyecanı içinde buluyorsunuz. Onları bir an önce okup bitirmek ile yer yer durup sindire sindire ilerlemek arasında bocalıyorsunuz. Bir solukta bitirdiğiniz kitabı yeni baştan okuduğunuzda yer yer gizli, yer yer apaçık bazı cevherleri atlamış olduğunuzun farkına varıyorsunuz. Bu parçada sözü edilen öyküleri okurken yapılan en önemli yanlış aşağıdakilerden hangisinde belirtilmiştir?

    • A) Özensiz bir okumayla dil zevkine varamamak
    • B) Kararsız kalarak kitabın içeriğini fazla önemsemek
    • C) Yapıtın temposuna ayak uyduramamak
    • D) Kitabın sürükleyiciliğine kapılıp hızlı okumak

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kitabın temposuna ve sürükleyiciliğine kapılarak hızlı okunması sonucunda içerikteki önemli ayrıntıların (cevherlerin) kaçırıldığı ifade edilmiştir.

  4. 4. (I) İnsanı, toplum içindeki yaşam ve deneyimlerinin üç boyutu ile kavrayan tiyatro sanatı, niteliği gereği, öteki sanat kollarından daha aktif, daha tesirli bir yapıya sahiptir. (II) En eski çağlardan beri toplum üzerindeki etkisini sıkı kurallara bağlı olmasıyla sürdürür. (III) Bu sanatın, hayatın gerçeklerine sıkı sıkıya bağlılığı ve tesirlerinin kesinliği de işte bu yüzdendir. (IV) Çünkü tiyatro, ferdin şahsında aileyi, ailenin şahsında toplumu, toplumun şahsında da bütün insanlığı hedef alır. (V) Bu bakımdan tiyatro, köklerini doğrudan doğruya hayatın, şu midemiz ve kalbimizle kıskıvrak bağlı bulunduğumuz hayatın gerçeklerini içine salmıştır. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) IV.

    Tiyatronun‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ hayatın gerçekliğiyle bağı ve kapsayıcı yapısı anlatılırken, II. cümlede sanatın sıkı kurallara bağlı olmasından bahsedilmesi tema dışı bir bilgi olarak akışı bozmaktadır.

  5. 5. 50’li yıllardı. Fabrikada çalışan kadınların tıka basa doldurduğu salonda yetişkin ve önemli insanlar gün boyu, tek başına iki çocuğunu yetiştirmeye çalışan genç bir kadını sorguladılar. Çocukları o salonda, yabancıların kucağında oturan bu kadın, çalıştığı atölyeden 10 makara ip çalmakla suçlanıyordu. Bir yanda dinleyiciler bağrışıyor, yalvarıyordu. Diğer yandan da suçlanan kadıncağız ağlıyordu… Sonunda 8 yıl verdiler. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

    • A) Açıklama
    • B) Örneklendirme
    • C) Öyküleme
    • D) Karşılaştırma

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yaşanmış bir olay; zaman (50'li yıllar), mekan (salon) ve kişi (kadın) unsurlarıyla bir süreç içinde anlatıldığı için 'öyküleme' anlatım biçimi ağır basmaktadır.

  6. 6. Sanatçılara ödül verme konusunda eksiklerimiz var bizim. Bu ödüller kurumsallaştırılmadığı sürece, bunların ömrü, aile bireylerinin ömrü ile sınırlı kalmaktan kurtulamayacaktır. Oysa ödülün amacı, bir sanatçıyı eşinin ya da çocuklarının ömrü boyunca yaşatmak değildir. Sanatçıyı yarınlara taşıyabilmektir. Bu da ödüllere kurumsal bir nitelik kazandırmakla mümkün olabilir. Böyle yapılmadığı takdirde, … Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    • A) ödüllerin her zaman manevi değeri ön planda olacaktır.
    • B) sanatçılarımızın dünyaca tanınmasına olanak sağlanamayacaktır.
    • C) kime ödül verileceği konusunda anlaşmazlık çıkacaktır.
    • D) ödüller amacına hiçbir zaman ulaşamayacaktır.

    Ödüllerin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sanatçıyı yarınlara taşıma amacının sadece kurumsallaşma ile mümkün olabileceği, aksi halde bu amacın gerçekleşmeyeceği vurgulanmıştır.

  7. 7. Tabii zaman zaman zorlandığım oluyor. Mesela Rusya’da çok zorlanmıştım. Bir sıkıntınız olduğunda bunu anlatamamak çok güç bir durum. Diğer ülkelerden farklı olarak nedense Rusya’daki insanlar başkalarını dinlemek, anlamak istemiyorlar. Orada bir tren istasyonunda saatlerce beklediğim oldu. Çünkü yardım isteyebileceğim kimse yoktu. Kime bir soru sorsam ya yanından kovuyor ya da cevap vermiyordu. Bu tür tersliklerle karşılaştığım oldu. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine cevap olarak söylenmiş olabilir?

    • A) Dilini bilmediğinizi insanlar arasında yaşamak zorunda olmak nasıl bir duygu?
    • B) Başka kültürlerin insanlarıyla iletişim kurmakta hiç güçlük çektiniz mi?
    • C) Rusya’daki insanların yabancıları sevmediğini söyleyebilir miyiz?
    • D) Gezilerinizde sürekli yer değiştirmekten bıktığınız oldu mu?

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ iletişim kurmakta zorlandığı bir örnek üzerinden (Rusya) yabancı kültürlerle ve insanlarla kurulan diyaloglardaki güçlükleri anlatmıştır.

  8. 8. Büyük Sahra’daki yolculuğumuza küçük bir deve kervanıyla başladık. Küçük tepeleri andıran kum yığınlarından, geniş vahalardan geçtik. Çadırları yerinden söken kum fırtınaları yüzünden korkulu geceler yaşadık. Gündüz sıcakla, gece soğukla boğuştuk. Geri dönme ümidimizi kaybettiğimiz zamanlara göçebelerin müziği bizi kendimize getirdi. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Varlıklar ayırt edici özellikleriyle verilmiştir.
    • B) İnsana ait özellikler doğaya aktarılmıştır.
    • C) Öyküleyici anlatımdan yararlanılmıştır.
    • D) Birden fazla duyudan yararlanılmıştır.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yolculuk hikaye edilmiş (öyküleme), görme-işitme-dokunma duyuları kullanılmış ve zıt kavramlara (gece-gündüz) yer verilmiştir. Ancak doğaya insani nitelik yüklenmesi yapılmamıştır.

  9. 9. Daha ortalık ışımadan alacakaranlıkta uyandık. Yıldızlar hâlâ parlıyordu. Gün ışığı, gökyüzünü doğusunda belli belirsiz soluk bir aydınlık oluşturmuştu. Horozlar nicedir ötüyordu. Erkenci ördekler, dalların, tahta parçalarının altını üstüne getirip yiyecek aramaya başlamışlardı bile. Kıyıdaki kulübenin üstünde, bir kuş sürüsü durmadan cıvıldaşıyor, odunların yığılı durduğu yerde uçuşuyordu. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Anlatıma beğeni duygusu katılmıştır.
    • B) Günün belli bir zamanı anlatılmıştır.
    • C) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.
    • D) Betimleyici bir yol izlenmiştir.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ alacakaranlık vakti (zaman), horoz ve kuş sesleri (işitme) ve hareketli bir tablo (betimleme) vardır. Ancak yazar nesnel bir gözlem tercih etmiş, kişisel bir beğeni veya takdir ifadesi kullanmamıştır.

  10. 10. Yaza daha yeni alışmaya başlamıştık ki hiç beklemediğimiz bir anda geliverdi sonbahar. Hazırlıksız yakaladı bizi. Şimdilerde doğada tatlı bir telaş… Ufka doğru uzanan dağların benzi solmakta. Rüzgar keskin, soğuk, sert… Deniz kokuları getirmekte Boğaz’dan. Gözlerimiz o rengarenk çiçekleri aramaya başladı bile. Her gün eskittiğimiz sokaklarda erguvanlara hasretimiz arttı. O ruhumuzu okşayan, bize hüznü fısıldayan güz güllerine… Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Kişileştirmeye yer verilmiştir.
    • B) Yinelemelere yer verilmiştir.
    • C) Anlatıma duygular katılmıştır.
    • D) Bitirilmemiş cümlelere yer verilmiştir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ eksiltili cümleler, doğaya insani özellik yüklenmesi ve duygusal bir dil hakimdir. Ancak kelime tekrarı veya yineleme kullanılmamıştır.

  11. 11. Beylerbeyi İskelesi’ndeki yolcular gibi geminin kaptanı da farklı. Kaptan köşkünden meydanı gözlüyor. Koşarak gelenleri görürse vapuru ağırdan kaldırıyor. Çımacı, iskeleyi çekmiyor. Kaptan, arkasında mahzun yolcu bırakmıyor. Büyük iskelelerde hoparlörden duyulan “Turnikeler Tamam” anonsu veya bir düdük sesiyle kapanan kapılardan, siz vapuru kaçırmanın sıkıntısı içindeyken suratınıza bile bakmayan, baksa bile sizi görmeyen, sırtını dönüp giden iskele görevlisinden sonra gördüklerinize inanmanız ve alışmanız zor oluyor. Belki de çoğunuza önemsiz bir ayrıntı gibi gelebilecek bu ortam, kentle ve çevrenizle ilişkilerinizde önemli bir özellik oluyor. Bu parçada iskeleyle ilgili aşağıdakilerden hangisi anlatılmak istenmiştir?

    • A) Görevlilerin yolculara çok kötü davrandığı
    • B) Gemilerde hoşgörülü kişilerin çalıştırılması gerektiği
    • C) Yolcuların önemsiz ayrıntıları büyütmemeleri gerektiği
    • D) Yolcularıyla, çalışanlarıyla büyük iskelelerden farklı olduğu

    Beylerbeyi‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İskelesi'ndeki samimi ve hoşgörülü ortamın, büyük ve anonim iskelelerdeki mekanik ve duyarsız işleyişten farklılığı vurgulanmıştır.

  12. 12. Antalya sanki cennetten bir köşedir. Sağda körfezi çevreleyen büyük dağ yığınının üstündeki bulutlar engin Akdeniz’e bakar. Toroslar, Akdeniz’e doğru bir kucak gibi açılmıştır. Anadolu’nun burada geniş bir nefes aldığını hisseder gibi olur insan. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Benzetmeye başvurulmuştur.
    • B) Gözlem gücünden yararlanılmıştır.
    • C) Bitmemiş cümleler kullanılmıştır.
    • D) Niteleyici sözcükler kullanılmıştır.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Antalya'nın tasviri yapılmış (gözlem), 'hisseder gibi' (benzetme) ve 'büyük dağ' (niteleme) kullanılmıştır. Ancak tüm cümlelerin yüklemi vardır, eksiltili (bitmemiş) cümle yoktur.

  13. 13. Yazarlar, dilin kendilerine sunduğu olanakları sonuna değin zorlamalı, dili geliştirip zenginleştirmelidirler. Bundan dolayı bir eseri özgün bir biçimde oluşturmak dili tüm yönleriyle tanımayı, onu günlük konuşma dilinin üstüne çıkarmayı gerektirir. Çünkü … Düzyazı için de şiir için de geçerlidir bu yargı. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?

    • A) sanatsal özelliklere sahip yapıtlar günlük dil üzerine temellendirilir
    • B) bir yapıtın anlatımının canlılığı, konuşma dilindeki sözcüklerle sağlanır
    • C) gerçekte hiçbir sanatsal yapıt, bütünüyle günlük dildeki sözcüklerle oluşturulamaz
    • D) yazınsal yapıtın nitelikli olması, sanatçının dil evreninin genişliğine bağlıdır

    Bir‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yapıtı özgün kılmanın yolu, dili günlük konuşma seviyesinin üzerine çıkarmak ve sanatsal bir boyuta taşımaktır.

  14. 14. Bir iki şey yazmış olabilirim. Ama o kadarını herkes yazıyor. Dergilere bir baksanıza! Şairinden romancısına herkes eleştiri yazıyor. Birbirlerinin, o arada kendilerinin, nasıl vazgeçilmez kişiler olduklarını ortaya koyuyorlar. Onca yazı yanında benim birkaç yazım devede kulak kalır. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?

    • A) Yazdıklarınızın niçin şiir olmadığını söyloysunuz?
    • B) Kendinizi beğenmemenizin sebebi nedir?
    • C) Eleştirmenlerimizi niçin beğenmiyorsunuz?
    • D) Siz hiç eleştiri yazmadınız mı?

    Konuşmacı,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ piyasadaki rastgele ve fazla miktardaki eleştiri yazıları içinde kendisinin de birkaç yazı yazdığını belirterek 'yazmadınız mı?' sorusunu yanıtlamıştır.

  15. 15. (I) Biz durmamacasına gerçeği düşselden ayırmaya, aralarına bir sınır çekmeye çalışsak da mümkün değildir bu. (II) Daha dün gerçek saydığımızı, dedelerimizin bilimini, onlara gerçeğin ta kendisi gibi görüleni bugün bir düş ürünü sayabildiğimize göre çok bulanık çok değişken bir sınırdır bu. (III) Sürekli gerileyen bu sınırın günün birinde bir yerde duracağını sanmak da boşuna olur. (IV) Öte yandan imgesel ögeler bir gereksinimin karşılığıdır, bir işlevi yerine getirir. (V) İmgesel kişiler gerçeğin boşluklarını doldurur, bu boşluklar konusunda bize ışık tutar. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi parçanın ana düşüncesi olmaya en uygundur?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) IV.

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ başında yer alan, gerçek ile hayal arasındali sınırın kesin olarak çizilemeyeceği düşüncesi temel iddia olup diğer cümlelerle desteklenmiştir.

  16. 16. Baharın ilk günlerindeyiz. Her tarafı çiçek kokuları sarmış. Sokaklarda yürürken sert esen lodosun gürültülü sesi sürekli kulağımızda. İskele meydanındaki restoranlarda çeşitli deniz ürünleri seçiminize sunuluyor. Akşam saatlerinde Anadolu Kavağı’na düşen ışık, Boğaz’’ın sularını gümüş rengine boyuyor. Buraya gelen turistler bu eşsiz manzaranın tertemiz ve ılık denizin tadını çıkarıyor. Bu parçada aşağıdaki duyulardan hangisine yer verilmemiştir?

    • A) Dokunma
    • B) Görme
    • C) İşitme
    • D) Tatma

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ çiçek kokusu (koklama), rüzgarın sesi (işitme), ışık (görme) ve ılık deniz (dokunma) vardır. Ancak deniz ürünlerinin sunulduğu söylense de bir 'tat' alma durumu anlatılmamıştır.

  17. 17. Son yaptığım televizyon programında çok yoruldum. Yapılan iş harcanan enerjiyi pek karşılamıyor. Oturup bu kadar uğraşın sonunda ne kazandığımı düşünmeye başladım. Bir çeşit iç hesaplaşma gibiydi. İnsanlar nereye gidiyor? Neden varız? Neden çalışıyoruz? gibi sorular eskiye göre daha çok düşündürmeye başladı beni. Biraz da kendimle ilgileneyim dedim. Felsefenin içinde kendimi daha rahat ve huzurlu hissetmemi sağlayan bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Ben bu yaşımda hayatın çalışmaktan ibaret olmadığını anlıyor, onu yeniden keşfediyor ve birçok şeyi yeni öğreniyorum ne yazık ki … Bu sözleri söyleyen kişi aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?

    • A) Hayatını düş gücüyle yönlendiren
    • B) Hayatın anlamsız olduğunu savunan
    • C) Gerçeklerden kaçan
    • D) Kendini ve hayatı sorgulayan

    Konuşmacı,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yoğun bir tempodan sonra yaşamın amacını, harcanan emeği ve kendi felsefesini düşünmeye başlamış; hayatı anlamlandırma çabasına girmiştir.

  18. 18. Elbette hayır. Bizim geleneğimizde şiir, daha çok, söz oyunlarına dayanır. Başından beri yenileşme çabalarında, yüzyılların bu alışkanlığından bütünüyle kurtulduğumuz söylenemez. Söz oyunu, gazetelerin çapraz bulmacalarına çevirir şiiri. Anlatılmak istenenden uzaklaştırır okuru. Nasıl o bulmacaları çözenler, kareleri tamamladıkça kendi zekalarından hoşnut kalırlarsa şiiri de öyle anlamaya kalkarlar, bulmacasını çözerek anlayışlı kişiler olduklarını kanıtlarla. Peki, şiir bu mudur; hayır, şiir söz ve anlam sanatıdır, söz oyunu değil. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

    • A) Bir şiirin, oluşturulduğu dönemde ilgi görmemesi, onun niteliksiz olduğunu mu gösterir?
    • B) Türk şiirinin içinde bulunduğu çıkmaza, geleneğe sırt çevirmenin sebep olduğu görüşüne katılıyor musunuz?
    • C) Gerçek şiirin toplumsal bir duyarlılıkla yazılması gerektiğini söyleyebilir miyiz?
    • D) Şiirde söz oyunlarına önem vermek anlamdan daha önemlidir denebilir mi?

    Şiiri‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sadece zeka oyununa çeviren ve anlamdan uzaklaştıran söz oyunlarının eleştirilmesi, sorulan sorunun şiirdeki teknik ve anlam dengesiyle ilgili olduğunu gösterir.

  19. 19. I. Başkalarına sorarak yazdıklarının iyi mi kötü mü olduğunu anlamak isteyenleri hep uyarırım. II. Kimseye bu konuda bir şey sormayın. III. Sık sık mektuplar alırım, şiirlerini gönderirler, ardından da yazdıklarını beğenip beğenmediğimi açıklamamı isterler. IV. Kendi yolunuzu kendiniz bulmalısınız. V. Kimileri de, şiirin nasıl yazıldığını öğrenmek ister. VI. Çünkü onlar da bunun gizlerini bilmezler. Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden bir paragraf oluşturulmak istense cümleler aşağıdakilerden hangisine göre sıralanır?

    • A) I-III-IV-II-V-VI
    • B) III-V-I-II-VI-IV
    • C) I-V-III-II-VI-IV
    • D) III-I-V-VI-II-IV

    Paragraf,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazarın mektuplar aldığını belirterek (III) başlamalı, mektupların içeriğini (V) detaylandırmalı ve ardından bu kişilere verdiği uyarılarla (I-II-VI-IV) devam etmelidir.

  20. 20. Sadece mesai saatlerinde değil, artık hemen günün her saati duraklarda bekleyen kalabalık, üzeri rengarenk reklam panosuna dönüşen otobüslerden birinin durağa yanaşmasıyla aracın çift kanatlı kapısı önüne yığılır ve bir ritüeldir sürüp gider; bileti satış ve şoförün önünden otobüsün içine süzülüş. Kendini içeri atanların yüzlerinde sevinç çizgileri belirirken arkadan gelenler canhıraş gayretlerle bu ritüeli sürdürmeye çalışırlar. İçeridekilerin son bir gayretiyle arkadakiler de binmeye muvaffak olunca eziyetli bir şehir içi yolculuğu daha başlıyor demektir. Binemeyen bir pişmansa binen bin pişman. Ayrıca inmek de büyük çaba gerektirir. Yolculuk ederken durmadan arkaya doğru yürünür. Paranız az, vaktiniz bolsa binebilirsiniz. Üzerinde yazılı olan yere mutlaka ulaşır, ama kim bilir ne zaman… Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden özellikle söz edilmiştir?

    • A) Yolcuların birbirine anlayışsız davrandıklarından
    • B) Otobüslerin reklam panosuna dönmesinin çirkinliğinden
    • C) İnsanların otobüse binip otobüsten inme adabını bilmediklerinden
    • D) Otobüslere binmenin ve onda seyahat etmenin çok eziyet verici olduğundan

    Şehir‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ içi otobüs taşımacılığındaki kalabalık, bekleyiş ve yolculuk sürecinin zorluğu ve yıpratıcılığı betimlenmiştir.

  21. 21. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Akdeniz’de masmavi bir yerleşim yeri olan Didim’i keşfe çıkıyoruz. Renk renk şemsiyelerle bezenmiş bir sahil çıkıveriyor karşımıza. Sahil boyunca uzanmış ışıl ışıl cadede Didim’in kalp atışlarını duyuyoruz. Denizden esen ılık meltem bizi başka dünyalara götürüyor. Burada ister denize girin ister açlığınızı yatıştırın; isterseniz çeşit çeşit ürünle dolu dükkanlardan alışveriş yapın, tercih sizin. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Anlatıcının beğenilerine yer verme
    • B) Birden çok duyuya seslenme
    • C) Alıntı yaparak düşünceleri pekiştirme
    • D) Yinelemelere yer verme

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ renk renk, ışıl ışıl gibi yinelemeler, görme-işitme-dokunma duyuları ve öznel beğeniler vardır. Ancak bir başkasından alıntı yapılmamıştır.

  22. 22. Dünyada neler olup bittiğini bilmekle ya da tutum bilim uzmanı olmakla iyi şiir yazmanın bir ilişkisi yoktur. (I) Benim karşılıklı oturup doğru dürüst iki söz edilemeyecek kadar bilgisiz her şeyi gırgıra alan şair arkadaşlarım oldu. (II) Sıradan bir insanın kafası, duyarlılığıyla bayağı beğenilen şiirler yazıyordu.(III) Bakıyorsunuz felsefe okumuş ya da siyasal tutum bilim okumuş ya da özel okumalarıyla bilgi nitelikleri kazanmış kişiler de başarılı şiirler yazabiliyorlar. (IV) Demek ki, şiir bilgi ortamında yeşerebiliyor, bilgisizlik ortamında da. (V) Gerekli olan onu yaratacak ya da yapacak şiir uzmanı kişi, yani şair. Bu parçada numaralanmış yerlerden hangisine “Tersine de sayısız örnek var.” cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır.

    • A) III.
    • B) II.
    • C) I.
    • D) IV.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ önce bilgisizlerin iyi şiir yazabildiği anlatılmış, III. numaralı yerden itibaren ise tam tersi durumdaki bilgili şairlerin başarısına geçilmiştir.

  23. 23. Aşağıdaki cümlelerin hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olmaya en uygundur?

    • A) Edebiyat eleştirmecisinin önce edebiyat konusunda geniş bilgisi olmalıdır.
    • B) Başlangıçta fazlasıyla genel, fazlasıyla yüzeyseldir bu bilgi.
    • C) Böyle olunca genel, doğru ve gerçek bir ölçü bulmanın güçlüğü ortaya çıkar.
    • D) İkisini de o çağ ve yerdeki toplumsal koşullar etkiler biçimlendirir, yönlendirir.

    Giriş‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cümleleri kendinden önce bir yargı gerektirmeyen, bağımsız ve kapsamlı yargılar olmalıdır. A seçeneği bu niteliğe en uygun olanıdır.

  24. 24. Orhan Veli üzerinde yıllardır yazdığım yazıları derlemek istiyordum. 1960’lardan beri nerede, ne yazdımsa hepsini tek bir kitapta toplayacaktım. Ansiklopediler için yazdığım bir Orhan Veli maddesi vardı. Onu gözden geçirdim, pek beğenmedim. Düzeltilmesi gereken yerleri olduğunu gördüm. Ayrıca bu yazıyı biraz daha genişletmeliydim. Şunu da, bunu da ekleyeyim derken, iş çığırından çıktı. Bir süre sonra yazdığımın ayrı bir kitap olması gerektiğini anladım. Yani anlayacağınız bu kitap, aslında, Orhan Veli için yazdığım yazıları bir araya toplayacak derlemenin başına koymayı düşündüğüm ön sözün genişlemesiyle oluştu. Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

    • A) Niçin Orhan Veli’nin hayatını ele aldınız?
    • B) Orhan Veli’yle ilgili kitabınızın yazılma sürecinden söz eder misiniz?
    • C) Son yapıtınızı yayımlamakta neden kararsız kaldınız?
    • D) Orhan Veli hakkında yazdıklarınızı kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazar, Orhan Veli üzerine yazdığı yazıların nasıl bir kitaba dönüştüğünü, başlangıçta bir derleme düşünürken işin nasıl genişlediğini anlatmaktadır.

  25. 25. Modern kentler, gökyüzüne uzanan beton parmaklar gibi doğanın bağrını delmekte. Cam ve çeliğin soğuk yüzü, ağaçların ve toprağın sıcaklığını her geçen gün biraz daha dışlıyor. Oysa insan ruhu, labirenti andıran bu asfalta gömülü sokaklarda değil; kuş cıvıltılarının rüzgârın fısıltısına karıştığı kırlarda nefes alabiliyor. Betonun estetiği ne kadar kusursuz olursa olsun, bir doğa parçasının rastgeleliğindeki huzuru asla vaat edemiyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    • A) Karşılaştırmaya yer verilmiştir.
    • B) Sayısal verilere başvurulmuştur.
    • C) Benzetme yapılmıştır.
    • D) Kişileştirme kullanılmıştır.

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ modern kentler ve doğa karşılaştırılmış, 'beton parmaklar' gibi benzetmeler yapılmış ve 'rüzgarın fısıltısı' gibi kişileştirmeler kullanılmıştır. Ancak metinde herhangi bir istatistiksel veya sayısal veri yer almamaktadır.