Genel Tekrar Testi - 113
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcükler arasında 'parça-bütün' ilişkisine dayalı ad aktarması vardır?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcükler arasında 'parça-bütün' ilişkisine dayalı ad aktarması vardır?
- A) Kalem bu konuda en güçlü silahtır.
- B) Beyaz saçlar tecrübeyi simgeler.
- C) Ankara bugün önemli bir adım attı.
- D) Tüm eller bu projeye katılmalı. ✓
- E) O gözler hiç yalan söylemez.
Parça-bütün ilişkisine dayalı ad aktarmasında bir bütünün parçası, bütünün tamamını temsil eder. B seçeneğinde 'eller', kişilerin yalnızca ellerini değil, bütün insanları (çalışanları, katılımcıları) temsil etmektedir. A seçeneğinde yer-kurum ilişkisi, C seçeneğinde nitelik-kişi ilişkisi, D seçeneğinde araç-kavram ilişkisi, E seçeneğinde ise parçanın duygusal anlam yüklenmesi söz konusudur ancak bütünü temsil eden bir ad aktarması niteliği taşımaz.
2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'yemek' sözcüğü hem ad hem de fiil olarak iki farklı görevde kullanılmıştır?
- A) Bu yemek tarifini anneannemden öğrendim.
- B) Güzel yemek pişirmesini biliyordu.
- C) Yemekleri çok lezzetliydi, hepsini bitirdik.
- D) Yemek yemek en büyük zevkimdir. ✓
- E) Akşam yemeği için erken geldiler.
A seçeneğinde 'yemek yemek' ifadesinin ilk 'yemek' sözcüğü ad (yiyecek, sofra), ikinci 'yemek' ise fiil (yeme eylemi) görevindedir. Böylece aynı sözcük aynı cümle içinde hem isim hem de fiil olarak iki farklı anlam ve görev üstlenmiştir. Diğer seçeneklerde 'yemek' ya yalnızca ad ya da yalnızca eylem olarak kullanılmıştır.
3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'vermek' fiili 'teslim etmek' anlamı dışında kullanılmıştır?
- A) Paketleri postacıya teslim ederek verdi.
- B) Hediyeyi kardeşine uzatarak verdi.
- C) Kitabı kütüphaneye iade edip geri verdi.
- D) Ağaç bu yıl bol meyve verdi. ✓
- E) Sınav kâğıdını öğretmene verdi.
A, B, C ve E seçeneklerinde 'vermek' fiili 'bir şeyi birine ulaştırmak, teslim etmek' temel anlamında kullanılmıştır. D seçeneğinde ise 'ağaç meyve verdi' ifadesinde 'vermek' fiili 'üretmek, meydana getirmek' anlamında kullanılmış olup bu temel anlamın dışında bir kullanımdır.
4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde eş sesli (sesteş) sözcüklere örnek vardır?
- A) Güneş battı, hava karardı.
- B) Deniz kenarında deniz mavisi bir elbise giymişti.
- C) Yaz mevsiminde yaz ödevini yazmayı ihmal etme. ✓
- D) Kar yağdı, çocuklar dışarı çıktı.
- E) Soğuk hava soğuk bir ruh hali yarattı.
Eş sesli (sesteş) sözcükler, yazılışları ve okunuşları aynı ancak anlamları farklı olan sözcüklerdir. C seçeneğinde geçen 'yaz' sözcüğü üç farklı anlamda kullanılmıştır: ilk 'yaz' dört mevsimden biri olan 'yaz' (isim), ikinci 'yaz' ise 'yazmak' fiilinin emir kipidir (fiil). Bu iki sözcük sesteş ilişkisi içindedir. D ve E seçeneklerinde aynı sözcük aynı anlamda tekrarlanmıştır.
5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, diğerlerinden farklı bir anlam özelliği taşımaktadır? A) Adamın sözleri beni derinden <u>sarstı</u>. B) Deprem esnasında bina çok <u>sallandı</u>. C) Bu haber ailemi büyük üzüntüye <u>boğdu</u>. D) Arkadaşının vefasızlığı onu içten <u>yaraladı</u>. E) Babasının eleştirisi onun özgüvenini <u>kırdı</u>.
- A) E seçeneği
- B) A seçeneği
- C) B seçeneği ✓
- D) C seçeneği
- E) D seçeneği
B seçeneğinde 'sallandı' fiili somut, fiziksel bir hareketi ifade eden gerçek anlamlı kullanımdır. Diğer seçeneklerde ise 'sarstı', 'boğdu', 'yaraladı', 'kırdı' fiilleri duygusal ya da psikolojik etkiyi anlatmak için mecaz anlama büründürülmüştür. Soruda test edilen beceri, gerçek anlam-mecaz anlam ayrımının cümle bağlamında fark edilmesidir.
6. 'Bu şehirde her taş bir tarihi barındırır.' cümlesindeki anlam olayıyla aynı anlam olayını içeren cümle aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Gözlerindeki ışık söndü, artık eski neşesi kalmamıştı. ✓
- B) Akşam yemeğinde çorba içti, ekmek yedi.
- C) Kitaplar rafa düzenli bir şekilde dizilmişti.
- D) Çocuk, çantasını omzuna vurarak koşmaya başladı.
- E) Yaşlı adam saatlerce pencereden dışarıyı izledi.
'Her taş bir tarihi barındırır' cümlesinde soyut kavram (tarih, geçmiş) somut bir nesneye (taş) aktarılmıştır; bu bir kapalı istiare (metafor) örneğidir. A seçeneğinde 'ışık söndü' ifadesi de soyut bir kavramı (umut, sevinç) somutlaştırmakta ve aynı mecaz anlam türünü yansıtmaktadır. Diğer seçenekler gerçek anlamlı kullanım içermektedir.
7. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcüğün kazandığı anlam, diğer dört cümledeki anlam değişmesinden farklı bir süreçle oluşmuştur?
- A) Patron, işçilerin ücretlerini dondurdu.
- B) Yönetim kurulu bu konuyu defalarca tartışıp çiğnedi.
- C) Hazine, yeni bir bütçe kalemi açtı.
- D) Savcı, sanığı köşeye sıkıştırdı.
- E) Muhalefet partisi, hükümetin teklifini reddetti. ✓
B seçeneğinde 'reddetmek' zaten soyut ve gerçek anlamlı bir eylemdir; sözcük anlam değişmesine uğramamıştır. Diğer seçeneklerde sözcükler anlam daralması veya genişlemesi değil, mecaza (istiareye) dayalı dönüşüm geçirmiştir: 'dondurmak', 'sıkıştırmak', 'çiğnemek', 'açmak' fiilleri somut eylemlerden soyut bağlamlara aktarılmıştır. B'deki 'reddetmek' ise böyle bir aktarım içermez.
8. Aşağıda verilen sözcük-anlam eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
- A) Depreşmek: Eskiden var olan bir şeyin yeniden ortaya çıkması ya da canlanması
- B) Sormak: Bir konuda bilgi edinmek amacıyla birine yönelmek
- C) Savsaklamak: Bir işi ertelemek, ihmal etmek ya da üstünkörü yapmak
- D) Bağdaşmak: İki şeyin zıt ya da çelişkili biçimde yan yana bulunması ✓
- E) Yadsımak: Bir şeyin var olduğunu ya da doğru olduğunu kabul etmemek
E seçeneğindeki tanım yanlıştır. 'Bağdaşmak', iki şeyin uyum içinde, çelişki olmaksızın bir arada bulunması anlamına gelir. Tanımda 'zıt ya da çelişkili' ifadesi kullanılmıştır ki bu durum tam tersini, yani 'bağdaşmamak' fiilini tanımlamaktadır. Diğer seçeneklerdeki eşleştirmeler doğrudur.
9. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, hem temel hem de yan anlamıyla eş zamanlı kullanılmıştır?
- A) Bu meselede ikimiz de aynı <u>gemideyiz</u>.
- B) Adam, <u>taşlaşmış</u> bir ifadeyle bana baktı.
- C) Söylediği <u>keskin</u> sözler herkesi şoke etti.
- D) Çocuğun <u>kanadı</u> kırık serçeye baktığını gördüm. ✓
- E) Dağın <u>eteğine</u> kurulan bu köy, yüzyıllardır burada.
B seçeneğinde 'kanat' sözcüğü hem kuşun gerçek kanadını (temel anlam) hem de 'çocuğun kanadı' ifadesiyle çocuğun koruyucu, kollayıcı tarafını (yan anlam/mecaz) eş zamanlı olarak çağrıştırmaktadır. Bu tür kullanıma 'çift anlamlılık' ya da 'anlam katmanlılığı' denir. Diğer seçeneklerde sözcükler yalnızca mecaz ya da yalnızca temel anlamda kullanılmıştır.
10. Aşağıdaki altı çizili sözcük çiftlerinden hangisinde her iki sözcük de eş anlamlı değil, yakın anlamlıdır?
- A) ev – konut
- B) cesur – yiğit ✓
- C) sabır – tahammül
- D) umut – ümit
- E) dert – keder
Eş anlamlılıkta sözcükler birbirinin yerine geçtiğinde anlam ve duygu değeri değişmez. 'Cesur' ve 'yiğit' sözcükleri ise yakın anlamlıdır; birbirinin tam karşılığı değildir. 'Yiğit', cesarete ek olarak onur, erdem ve toplumsal beğeni gibi kültürel çağrışımlar taşır. Diğer çiftler (sabır-tahammül, dert-keder, umut-ümit, ev-konut) gerçek eş anlamlı ya da eş anlamlıya daha yakın çiftlerdir. Bu ince ayrım birçok adayı yanıltır.
11. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlam belirsizliği, sözcüğün birden fazla anlama gelmesinden değil, cümlenin söz dizimsel yapısından kaynaklanmaktadır?
- A) Kapı açık.
- B) Müdür öğretmenleri toplantıya çağırdı. ✓
- C) Bu bardak kırıktır.
- D) O kitap güzeldir.
- E) Delikanlı yazar gibi konuşuyordu.
B seçeneğindeki 'Müdür öğretmenleri toplantıya çağırdı' cümlesinde belirsizlik sözcüksel değil, söz dizimseldir: cümlede 'müdür öğretmenler' (birleşik özne) mi yoksa 'müdür, öğretmenleri çağırdı' mı olduğu bağlama göre iki farklı biçimde yorumlanabilir. Ayrıca 'toplantıya çağırma' eylemini kimin yaptığı da 'müdür olan öğretmen' okuyuşuyla üçüncü bir anlam katmanı oluşturur. Diğer seçeneklerde belirsizlik sözcüksel çok anlamlılıktan kaynaklanır.
12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ad aktarması (mecaz-ı mürsel / metonymi) yoktur?
- A) Gençlik, bu memleketin en büyük umududur.
- B) Ankara bu konuda henüz bir açıklama yapmadı.
- C) Kalem, silahtan güçlüdür.
- D) Balzac'ı üç günde bitirdim.
- E) Ekmeğini taştan çıkaran bir insandı. ✓
E seçeneğindeki 'ekmeğini taştan çıkarmak' deyiminde sözcükler deyim bütünlüğü içinde mecaz anlam taşısa da bu bir ad aktarması değil, deyimleşmiş bir kalıp ifadedir. Diğer seçeneklerde ad aktarması mevcuttur: A'da yer adı hükümet yerine, B'de soyut kavram toplum yerine, C'de yazar adı eseri yerine, D'de araç kavramı askerlik/savaş yerine kullanılmıştır.
13. Aşağıdaki cümlelerde geçen sözcüklerin hangisi anlam daralmasına uğramış bir örnektir?
- A) Bu dükkan eski tüfeklerden biriydi, yıllardır burada.
- B) Bugün çok yorgunum, eve gidip uyuyacağım.
- C) Doktor, hastayı muayene ederek iyileşeceğini söyledi.
- D) Oğlan, okula başladığında tüm sınıfı büyülemişti. ✓
- E) Sınava çalışmak için kütüphaneye gitti.
C seçeneğindeki 'oğlan' sözcüğü anlam daralmasına uğramış bir örnektir. Eski Türkçede 'oğlan' sözcüğü hem kız hem erkek çocuk için kullanılırken zamanla yalnızca erkek çocuk anlamına gelecek biçimde anlam daralmasına uğramıştır. Diğer seçeneklerde sözcükler herhangi bir anlam değişmesi sürecine örnek oluşturmamaktadır ya da farklı anlam olaylarına aittir.
14. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerin hangisi cümledeki kullanımıyla soyutlaşma (somuttan soyuta anlam genişlemesi) sürecine girmemiştir?
- A) Ekonomik <u>dalgalanmalar</u> piyasaları olumsuz etkiledi.
- B) Çocuk, oyun parkındaki <u>kaydırakta</u> oynuyordu. ✓
- C) Bu konuşma ikimizin arasında derin bir <u>uçurum</u> yarattı.
- D) Başarısına giden <u>yolu</u> hep beraber açtık.
- E) Sorularım onu köşeye <u>sıkıştırdı</u>.
D seçeneğindeki 'kaydırak' sözcüğü gerçek, somut ve fiziksel anlamıyla kullanılmıştır; herhangi bir mecaz ya da soyutlaşma içermez. Diğer seçeneklerde somut sözcükler soyut bağlamlara taşınmıştır: 'uçurum' (mesafe/kopukluk), 'sıkıştırmak' (baskı altına almak), 'yol' (süreç, imkân), 'dalgalanmalar' (istikrarsız değişim) soyut kavramları aktarmaktadır.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, yapısı itibarıyla terim niteliği kazanmıştır?
- A) Havanın birdenbire <u>soğuması</u> herkesi şaşırttı.
- B) Sınıfın en <u>parlak</u> öğrencisiydi.
- C) Annesinin sözleri onu çok <u>duygulandırdı</u>.
- D) Mahkeme, davanın <u>düşmesine</u> karar verdi. ✓
- E) Bu meseleyi bir an önce <u>çözmek</u> şarttır.
B seçeneğinde 'düşmek' fiili hukuk terimi olarak kullanılmıştır. 'Davanın düşmesi', yargı dilinde belirli hukuki koşullar altında bir davanın geçersiz sayılması ya da sonlandırılması anlamına gelir ve bu kullanım terimlerin tanımlayıcı özelliği olan 'tek ve sabit anlam' ilkesini karşılamaktadır. Diğer seçeneklerdeki kullanımlar mecaz ya da gündelik anlam taşımaktadır, terminolojik bir değer edinmemiştir.
16. Aşağıdaki dizelerin hangisinde sözcük, yan anlamıyla değil temel (gerçek) anlamıyla kullanılmıştır?
- A) Gönlüm bir yangın yeri, kül oldu her şey.
- B) Sabah ışığı pencereden süzülüp odaya doldu. ✓
- C) Kökler derine tutunur, fırtına geçer gider.
- D) Eller uzandı gökyüzüne, dualar sessiz aktı.
- E) Yıllar taş gibi çöktü omuzlarıma.
D seçeneğinde 'sabah ışığı pencereden süzülüp odaya doldu' dizesinde 'süzülmek' ve 'dolmak' fiilleri ışığın fiziksel davranışını betimlemektedir ve gerçek anlamda kullanılmıştır. Diğer seçeneklerde şiirsel mecazlar söz konusudur: 'yangın yeri' (A), 'eller uzandı / dualar aktı' (B), 'köklerin tutunması' (C) ve 'yılların çökmesi' (E) birer imgedir.
17. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, hem olumlu hem de olumsuz anlam çağrışımı yaratacak biçimde bağlamda kullanılmıştır?
- A) Adam, çevresindekiler üzerinde güçlü bir <u>etki</u> bıraktı.
- B) Toplantıda söyledikleri herkesi <u>şaşırttı</u>.
- C) Kadın, karşısındaki kişiyi dikkatle <u>inceledi</u>.
- D) O kadar <u>titiz</u> çalışıyordu ki hatayı fark etmek imkânsızdı. ✓
- E) Yeni müdür işe gelir gelmez herkesi <u>topladı</u>.
C seçeneğinde 'titiz' sözcüğü olumlu (özenli, dikkatli, mükemmeliyetçi) ve olumsuz (aşırı takıntılı, yorucu, güç çalışılır biri) çağrışımları aynı anda taşımaktadır. 'Hatayı fark etmek imkânsızdı' ifadesi ise bu iki yorumu pekiştirmektedir: ya o kadar dikkatli çalışıyordu ki hiç hata yapmıyordu (olumlu) ya da sürecini o kadar zorlaştırıyordu ki hatayı tespit etmek güçleşiyordu (olumsuz). Diğer seçeneklerde sözcükler bağlamca tek yönlü anlam taşımaktadır.
18. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcüğün kazandığı anlam, 'güzel sanatlara özgü bir nesneyi ya da kavramı sıradan gündelik dile aktarma' biçiminde tanımlanan anlam genişlemesiyle oluşmuştur?
- A) Çocuk, oyuncağını kutusuna <u>yerleştirdi</u>.
- B) Konuşmacı mikrofona <u>vuruş</u> yaptı.
- C) Masa örtüsü yere <u>düşünce</u> herkes irkildi.
- D) Bu proje gerçek bir <u>şaheser</u>dir.
- E) Sınıfın <u>ritmi</u> bozuldu, hiç kimse derse odaklanamadı. ✓
C seçeneğinde 'ritim' sözcüğü müzikal bir terim olarak özgün anlamını korurken burada 'sınıfın düzeni, akışı' anlamına gelecek biçimde gündelik soyut bir kavrama aktarılmıştır. Bu, sanata özgü bir terimin anlam genişlemesiyle gündelik dile geçiş örneğidir. A'da 'şaheser' zaten mecaz anlamda yaygınlaşmış bir sözcüktür; B, D, E seçeneklerinde ise sanat diline özgü bir kavramın gündelik dile aktarımı yoktur.
19. Aşağıdaki altı sözcükten hangisi diğerleriyle kökdeş (aynı kökten türemiş) değildir ve bu nedenle verilen anlam dizisinin dışında kalır? 'Sezmek, sezgi, sezinlemek, seziş, sezar, sezdirmek'
- A) sezdirmek
- B) sezgi
- C) sezar ✓
- D) sezmek
- E) sezinlemek
D seçeneğindeki 'sezar' sözcüğü diğerleriyle kökdeş değildir. 'Sezar', Latince kökenli bir özel addır (Caesar) ve Türkçeye tarihsel bir unvan ya da isim olarak geçmiştir. Oysa sezmek, sezgi, sezinlemek, seziş ve sezdirmek sözcüklerinin tümü Türkçe 'sez-' kökünden türemiş olup 'farkında olmak, hissetmek' anlamı etrafında kümelenmektedir. Bu soru hem sözcük ailesi bilgisini hem köken farkındalığını aynı anda ölçmektedir.
20. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, diğerlerinden farklı bir anlam özelliği taşımaktadır? A) Konuşmasındaki _ince_ ayrıntıları herkes fark edemedi. B) Duvara _ince_ bir boya tabakası çektiler. C) Sesi o kadar _ince_ çıkıyordu ki camlar titredi. D) _İnce_ düşünceli biri olduğu için herkesçe seviliyor. E) Bugün hava oldukça _ince_ ve keskin esiyordu.
- A) B ve C
- B) Yalnız E
- C) Yalnız A
- D) A ve D ✓
- E) Yalnız C
A ve D seçeneklerinde 'ince' sözcüğü soyut/mecaz anlamda (zekâ, düşünce inceliği) kullanılmıştır. B'de kalınlık ölçüsü (temel anlam), C'de sesin tizliği (yan anlam-duyusal), E'de ise soğuğun keskinliği (mecaz) vardır. A ve D, 'anlayış ve zekâ inceliği' bağlamında birbirine en yakın mecaz kullanımı oluştururken diğer seçenekler farklı anlam alanlarına aittir. Soruda 'diğerlerinden farklı anlam özelliği' sorulduğunda B ve C somut/duyusal alana, A ve D soyut/zihinsel alana, E ise meteorolojik mecaza aittir; dolayısıyla A ve D aynı kategoriyi oluşturup diğerlerinden ayrışır.
21. "Söylemek istediği şeyi hep yarım bırakır, sözün ucunu havada asılı tutar." Bu cümlede geçen 'ucunu havada asılı tutmak' ifadesiyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Söze başlayıp tamamlamadan bırakmak, muğlak bırakmak ✓
- B) Konuşurken sürekli duraksamak ve kararsız görünmek
- C) Gereksiz ayrıntılara takılıp asıl konuyu unutmak
- D) Söylediklerinin doğruluğundan emin olmamak
- E) Dinleyiciyi merakta bırakmak amacıyla konuyu değiştirmek
'Sözün ucunu havada asılı tutmak' deyimi, bir düşünceyi ya da konuşmayı sonuca bağlamadan, tamamlamadan yarıda kesmek anlamını taşır. A seçeneğindeki 'duraksamak' ve D'deki 'emin olmamak' söze ilişkin psikolojik durumu, E'deki 'konu değiştirmek' ise bilinçli bir stratejiyi anlatır; bunlar ifadenin tam karşılığı değildir. C'deki 'ayrıntılara takılmak' ise bambaşka bir durumu tanımlar. Doğru yanıt B'dir çünkü ifade, söylemin tamamlanmadan, belirsiz bırakılarak sonlandırılmasını betimler.
22. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcük, hem gerçek hem de mecaz anlamıyla aynı anda kullanılmıştır? (Yani sözcük çift anlamlılık / iham sanatı içermektedir.)
- A) Onun bakışları buz gibi soğuktu.
- B) Gönlüm hep o dağların ardında kaldı.
- C) Çocuklar bahçede uçurtma gibi koşuşturuyordu.
- D) Söyledikleri sözler yüreğime ok gibi saplandı.
- E) Yıllar geçtikçe saçlarım da düşüncelerim de ağardı. ✓
A seçeneğinde 'ağarmak' sözcüğü hem saçların gerçekten beyazlamasını (temel/somut anlam) hem de düşüncelerin olgunlaşmasını, tecrübe kazanmasını (mecaz anlam) ifade etmektedir; bu durum iham (tevriye) sanatına yakın bir çift anlamlılık yaratır. B, C, D, E seçeneklerinde ise karşılaştırma (benzetme) ya da istiare yoluyla yalnızca mecaz anlam kurulmuş, sözcükler gerçek anlamlarıyla aynı anda işlev görmemektedir. Dolayısıyla hem gerçek hem mecaz anlamın eş zamanlı işlediği tek cümle A'dır.
23. Aşağıdaki altı çizili sözcük çiftlerinden hangisinde ikisi de 'eş sesli' (sesteş) değil, 'eş anlamlı' (anlamdaş) ilişkisi içindedir?
- A) Yurt – Vatan ✓
- B) Yüz – Surat
- C) Bağ – Bağ
- D) Kara – Yüz
- E) Gül – Gül
Eş anlamlı (anlamdaş) sözcükler, yazılışları ve söylenişleri farklı olduğu hâlde aynı ya da çok yakın kavramı karşılayan sözcüklerdir. 'Yurt' ve 'vatan' sözcükleri yazılış ve söyleyiş bakımından farklı olmakla birlikte ikisi de 'insanın yaşadığı, ait hissettiği ülke/toprak' anlamını taşır. A'da 'kara' ve 'yüz' farklı anlamlı sözcüklerdir. B ve E'de aynı sözcük tekrar edilmiştir; bu eş seslilik değil özdeşliktir. D'de 'yüz' ve 'surat' anlamdaş görünse de 'surat' çoğunlukla olumsuz çağrışım taşıdığından tam eş anlamlı sayılmaz; üstelik 'yüz' sözcüğünün birden fazla anlamı vardır. En kesin eş anlamlı çift C'dir.
24. 'Pişmek' sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde diğerlerinden farklı bir anlam türüyle kullanılmıştır?
- A) Güneşte saatlerce kalınca tenimiz iyice _pişti_. ✓
- B) Fırındaki ekmekler güzel _pişmiş_, mis gibi kokuyor.
- C) Çorba henüz _pişmedi_, biraz daha bekleyelim.
- D) Bu işlerde epey _pişmiş_ biri, kolay kolay yanıltamazsınız.
- E) O acı olayların ardından insan çabuk _pişiyor_.
A ve E seçeneklerinde 'pişmek', yiyeceğin ısı etkisiyle hazır hâle gelmesi şeklinde temel/gerçek anlamıyla kullanılmıştır. B seçeneğinde 'deneyim kazanmak, olgunlaşmak' mecaz anlamı, D seçeneğinde 'zorluklarla olgunlaşmak' mecaz anlamı söz konusudur. C seçeneğinde ise 'pişmek' sözcüğü güneş ısısının cilde zarar verip yanıklık oluşturmasını anlatmak için kullanılmış olup bu hem ısı-dönüşüm bağlantısıyla temel anlama yakın hem de ten için özel bir yan anlam (anlam kayması/deyimleşme) içerir. Ancak diğer seçeneklerle karşılaştırıldığında C'deki kullanım, canlı bir varlığın dışından ısıyla etkilenmesini anlatır; bu, ne tam temel anlam (yiyecek için kullanım) ne de tam mecaz anlam (soyut olgunlaşma) sayılır. Dolayısıyla C, diğerlerinden farklı bir anlam türü (somut-yan anlam/aktarma) taşır.
25. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde deyim, gerçek anlamıyla kullanılmıştır? (Yani deyim, kalıplaşmış mecaz anlamından sıyrılıp sözcüklerin gerçek anlamıyla değerlendirilmektedir.)
- A) Ev almak için uzun yıllar gözünü yumup para biriktirdi.
- B) Patron toplantıda masaya yatırdı meseleyi, herkes konuştu.
- C) Yolculuk sırasında arabamız yolda kaldı, saatlerce bekledik. ✓
- D) Çocuk babasına bakarak eli boş dönmek istemedi.
- E) Sabahtan beri ayak üstünde dolaşıp durdu, oturmadı bile.
'Yolda kalmak' deyimi mecaz anlamda 'bir işi yarım bırakmak, çaresiz kalmak' demektir. Ancak B cümlesinde arabanın gerçekten bozulup yolun ortasında durması, yani deyimin sözcüklerinin kendi gerçek anlamlarıyla örtüşen somut bir olay anlatılmaktadır. A'da 'eli boş dönmemek' (bir şey götürmek istememek), C'de 'ayak üstünde durmak/oturmamak', D'de 'masaya yatırmak' (tartışmaya açmak), E'de 'gözünü yummak' (görmezden gelmek) deyimleri ise mecaz anlamlarıyla kullanılmıştır. B, deyimin gerçek anlamıyla (fiziksel olarak arabanın yolda durması) kullanıldığı tek seçenektir.