Genel Tekrar Testi - 131
'Devekuşu misali davranmak' deyimiyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. 'Devekuşu misali davranmak' deyimiyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Güçlü görünmek adına zayıflıklarını özenle saklamak
- B) Sorunu fark etmemek için kendini kandırmak, gerçeği görmezden gelmek ✓
- C) Çevresindekilere bağımlı olmak, kendi başına karar verememek
- D) Ağır ağır ama emin adımlarla ilerlemek
- E) Büyük hedefler peşinde koşarken küçük fırsatları kaçırmak
'Devekuşu misali davranmak' ya da 'devekuşu gibi başını kuma gömmek' deyimi, tehlikeyi ya da rahatsız edici bir gerçeği fark etmemek için kendini kandırmak, sorunun üzerine gitmek yerine görmezden gelmek anlamına gelir. Bu inanç, devekuşunun tehlike anında başını kuma gömdüğüne dair (aslında yanlış olan) bir halk inanışına dayanır. C şıkkı bu anlamı en doğru biçimde karşılamaktadır. Diğer seçenekler farklı davranış kalıplarını betimlemektedir.
2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde atasözü yanlış bir bağlamda kullanılmıştır?
- A) Genç girişimci tüm sermayesini tek bir yatırıma bağladı; 'Bütün yumurtaları aynı sepete koyma' öğüdünü dinlemedi.
- B) Arkadaşım yıllarca küçük küçük birikim yaptı ve sonunda ev sahibi oldu; doğru söylemiş atalarımız: 'Damlaya damlaya göl olur.'
- C) İki ülke arasındaki anlaşmazlık büyümeden çözüme kavuşturuldu; 'Ateş düştüğü yeri yakar' derler ya, zamanında müdahale hayat kurtardı. ✓
- D) Çocuk sınavda başarısız olunca annesi 'Bugün değil, yarın çalış' dedi; 'Bugünün işini yarına bırakma' der büyüklerimiz.
- E) Yaşlı çiftçi, hasat mevsimini dört gözle bekledi; 'Sabırla koruk helva olur.' diye boşuna mı demişler.
'Ateş düştüğü yeri yakar' atasözü, bir felaketin, acının ya da zararın en çok o durumu yaşayanı etkilediğini anlatır; acıya bizzat maruz kalanın ne kadar etkileneceğini vurgular. A şıkkında ise atasözü, 'zamanında müdahaleyle sorunun büyümeden çözülmesi' bağlamında kullanılmış, adeta olumlu bir önlem almanın gerekçesi gibi sunulmuştur. Bu atasözünün anlamıyla bağdaşmaz; deyim burada yanlış bağlamda kullanılmıştır. Diğer seçeneklerde atasözleri uygun bağlamlarda kullanılmıştır.
3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde birden fazla deyim bir arada doğru kullanılmıştır?
- A) Kız kardeşim bu konuda hem ağzı sıkı hem de lafını esirgemez biri.
- B) Patron, eleştirilere kulak tıkadı ve çalışanlarına da ağzını açtırmadı. ✓
- C) Komşu hem sır saklamayı bilir hem de ağzı kalabalıktır.
- D) Adam hem kılı kırk yardı hem de işleri çabuk bitirdi.
- E) Yönetici, hem gözü yüksekte oldu hem de ayakları yere bastı.
B şıkkında 'kulak tıkamak' (dinlememek, dikkate almamak) ve 'ağzını açtırmamak' (konuşmasına izin vermemek) deyimlerinin ikisi de doğru ve bağlamla uyumlu biçimde kullanılmıştır. A şıkkında 'ağzı sıkı' (sır saklayan) ile 'lafını esirgemez' (her şeyi açıkça söyleyen) birbirine zıt anlamlar taşıdığından çelişki oluşur. C şıkkında 'kılı kırk yarmak' (aşırı titiz olmak) ile 'işleri çabuk bitirmek' çoğunlukla bağdaşmaz. D şıkkında 'sır saklama' ile 'ağzı kalabalık' çelişkilidir. E şıkkında 'gözü yüksekte olmak' (hırslı, büyük hedefler peşinde koşmak) ile 'ayakları yere basmak' (gerçekçi olmak) birlikte kullanılabilir ama bağlamda bu iki deyim için yeterli açıklama yoktur.
4. Bir insanın kendi hatasını başkasına yüklemesini en iyi anlatan atasözü aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Usta işi sever, acemi eşeği.
- B) Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
- C) Yüz kişi bir adama oy verse de haksız haksızdır.
- D) Arabanın tekerleği dönmez, arabacı çamuru suçlar. ✓
- E) Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider seyrine.
'Arabanın tekerleği dönmez, arabacı çamuru suçlar' atasözü, kişinin kendi yetersizliğini ya da hatasını dış koşullara veya başkalarına yüklemesini anlatır; öz eleştiriden kaçınıp bahane üretmeyi eleştirir. Bu atasözü sorudaki tanımı tam olarak karşılamaktadır. A şıkkı usta-çırak ilişkisindeki farklı önceliklere, B şıkkı gösteriş ile gerçek durum arasındaki çelişkiye, D şıkkı söz ile yara ilişkisine, E şıkkı ise çoğunluğun haksızı haklı kılamayacağına işaret eder.
5. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde 'dişini tırnağına takmak' deyiminin anlamı doğru verilmiştir?
- A) Kazancını biriktirmek için asgari düzeyde harcama yapmak
- B) İnce eleyip sık dokumak, aşırı titiz davranmak
- C) Büyük bir güçlük ve fedakarlıkla, tüm imkânları zorlayarak çalışmak ✓
- D) Bir işten büyük çıkar sağlamak için her yolu denemek
- E) Başkasından sıkı sıkıya hesap sormak, herkesin hakkını vermesini talep etmek
'Dişini tırnağına takmak' deyimi, son derece güç koşullarda, büyük fedakarlık ve çabayla, tüm imkânlarını zorlayarak çalışmak ya da bir şeyi başarmaya çalışmak anlamına gelir. Genellikle ekonomik sıkıntı içinde bile var olmaya çalışmayı, didinip çabalamayı ifade eder. B şıkkı bu anlamı doğru biçimde karşılamaktadır. A şıkkı farklı bir hırs ve fırsatçılık durumunu, C şıkkı hesap sormayı, D şıkkı titizliği, E şıkkı ise tutumluluğu anlatmaktadır.
6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'tuz biber ekmek' deyimi doğru kullanılmıştır?
- A) Çocuğun karnı acıkınca tuz biber ekerek yemek yedi.
- B) Takım, şampiyonluğu kazanınca başarılarına tuz biber ekti.
- C) Hasta, iyileşmek için tuz biber ekmek zorunda kaldı.
- D) Öğretmen, iyi davranan öğrencilerin çabalarına tuz biber ekti.
- E) Zaten kötü giden tartışmaya, arkadaşının söylediği söz tuz biber ekti. ✓
'Tuz biber ekmek' deyimi, zaten kötü olan bir durumu daha da kötüleştirmek, acı verici bir durumu derinleştirmek anlamına gelir. B şıkkında zaten kötü seyreden bir tartışmanın arkadaşın söylediği sözle daha da kötüleşmesi bu anlamı tam olarak karşılamaktadır. A şıkkında gerçek anlamlı kullanım söz konusudur. C şıkkında bağlam tümüyle uygunsuz ve anlamsızdır. D ve E şıklarında ise deyim olumlu bağlamlarda kullanılmış, bu da deyimin olumsuz çağrışımıyla çelişmektedir.
7. Bir işi yaparken asıl amacın dışına çıkarak kendi çıkarına olan bir şeyi de sağlamak durumunu anlatan deyim aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Havanda su dövmek.
- B) Eti senin kemiği benim.
- C) İki cambaz bir ipte oynamaz.
- D) Hem nalına hem mıhına vurmak. ✓
- E) İpi göğsüyle kesmek.
'Hem nalına hem mıhına vurmak' deyimi, bir konuşmada ya da işte iki tarafı da gözetmek, bir işi yaparken kendi çıkarını da gözeterek hem asıl amaca hem de kişisel kazanıma ulaşmaya çalışmak anlamına gelir. Nalbantın hem nalı hem de yerine çakacağı mıhı dövmesinden gelen bu deyim, sorudaki tanımı doğrudan karşılamaktadır. A şıkkı bir yerde iki rakibin birlikte var olamayacağını, B şıkkı çocuğun terbiyesini üstlenmeyi, D şıkkı anlamsız ve sonuçsuz çabayı, E şıkkı ise büyük bir güçlüğü göğüslemeyi anlatır.
8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'gözden düşmek' deyimi yanlış kullanılmıştır?
- A) Eleştirmenlerin beğenisini kazanamayan roman, okuyucuların da gözünden düşmekte gecikmedi.
- B) Komşularının gözünden düşen aile, o mahallede artık rahat edemiyordu.
- C) Uzun süre gözden düşen bu sanatçı, yeni albümüyle yeniden popüler oldu.
- D) Gözden düşmemek için her fırsatta patronunun yanında yer alıyordu. ✓
- E) Yıllarca sadakatle hizmet eden bu memur, küçük bir hatası yüzünden yöneticilerinin gözünden düştü.
'Gözden düşmek' deyimi, birinin itibarını, sevgi ve saygısını kaybetmek anlamında kullanılır. C seçeneğinde 'gözden düşmemek için' ifadesi kullanılmıştır; ancak deyimin doğru kullanımı 'gözden düşmemek' değil, 'gözden düşürülmemek' ya da 'gözden düşmemeye çalışmak' şeklinde olmalıdır. Deyim burada özne-nesne ilişkisi bakımından anlam bozukluğuna yol açacak biçimde kullanılmıştır; kişi kendi iradesiyle gözden düşmeyi engelleyemez, bu başkasının ona yönelik tutumunun sonucudur.
9. 'Taşıma suyla değirmen dönmez' atasözünün anlam bakımından en yakın olduğu atasözü aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Ağaç yaşken eğilir.
- B) Davul bile dibinde güzel çalar.
- C) Yabancı kazanç ile ev bark olmaz. ✓
- D) Borç yiğidin kamçısıdır.
- E) El emeği göz nuru.
'Taşıma suyla değirmen dönmez' atasözü, dışarıdan sağlanan geçici destekle kalıcı bir başarı elde edilemeyeceğini; asıl gücün kişinin kendi öz kaynaklarından gelmesi gerektiğini anlatır. 'Yabancı kazanç ile ev bark olmaz' atasözü de başkasına ait kazancın, emekle elde edilmemiş yabancı gelirin insana kalıcı bir yurt ve yuva kurmaya yetmeyeceğini ifade eder. Her iki atasözü de dışarıdan gelen geçici katkının sürekliliği sağlayamayacağı fikrini paylaşır. Diğer seçenekler farklı anlam alanlarına işaret eder: A eğitimin zamanlamasını, C borcu motive edici unsur olarak, D özgün kaynağın üstünlüğünü, B ise yakınlığın değerini anlatır.
10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde birden fazla deyim bir arada ve doğru biçimde kullanılmıştır?
- A) Arkadaşı iş teklifini geri çevirince ağzı açık kaldı ve burnundan kıl aldırmayan biri olduğunu anladı.
- B) Müdür, eleştirileri göz ardı edip kulağına küpe yaparak projeyi sürdürdü.
- C) Uzun uğraşlar sonunda hem ipe un sermiş hem de işi yoluna koymuştu.
- D) Söz verdiği hâlde yüz üstü bırakınca hem yüzü kızardı hem de eli ayağı tutmaz oldu.
- E) Yıllardır kös kös oturan adam bir gün kabına sığamaz hâle gelip başına buyruk kararlar aldı. ✓
E seçeneğinde 'kös kös oturmak' (sessiz sedasız, çekingen biçimde oturmak) ve 'kabına sığamamak' (aşırı heyecan veya öfkeyle kendini tutamamak) ile 'başına buyruk' (bağımsız, kimseye sormadan hareket eden) ifadeleri bir arada ve anlam bütünlüğü içinde kullanılmıştır. Yıllarca sessiz kalan birinin birden özgür ve dizginsiz davranmaya başlaması bu deyimlerin bir arada kullanımını anlam yönünden güçlendirir. A'da 'burnundan kıl aldırmamak' yanlış bağlamda (geri çevirme eyleminin sonucu olarak değil, kişilik özelliği olarak sunulmuş olsa da anlam kayması vardır); B'de 'göz ardı etmek' ile 'kulağına küpe yapmak' zıt anlamlı olduğundan mantık çelişkisi oluşur; C'de 'ipe un sermek' olumsuz bir eylemdir, bunu 'işi yoluna koymak' ile olumlu biçimde sürdürmek çelişki yaratır; D'de 'yüz üstü bırakmak' ile 'yüzü kızarmak' neden-sonuç ilişkisi mantıklı görünse de iki deyim ayrı özneleri gerektirdiğinden kurgu bozulur.
11. Aşağıdaki atasözlerinden hangisinin altı çizili bölümü, atasözünün gerçek anlamından yanlış bir sonuç çıkarmaktadır?
- A) 'Sakla samanı, gelir zamanı' — Her şeyi biriktirmenin ödüllendirileceğini değil, günü gelince işe yarayacak olanın elden çıkarılmaması gerektiğini anlatır.
- B) 'Körle yatan şaşı kalkar' — Kötü alışkanlığı olan ya da yanlış düşünen biriyle yakın ilişki içinde bulunmanın kişiyi olumsuz etkileyeceğini anlatır.
- C) 'İt ürür, kervan yürür' — Boş eleştirilerin ilerlemeyi durduramayacağını anlatır; kararlı kişilerin dedikodulardan etkilenmemesi gerektiğini vurgular.
- D) 'Çivi çiviyi söker' — Bir sorunun benzer bir araçla çözülebileceğini anlatır; kötülüğü kötülükle yenebileceğini savunmak için kullanılır. ✓
- E) 'Mum dibine ışık vermez' — Yakın çevresine yardım etmeyenler için söylenir; bu yüzden kişinin önce kendindekileri görememesi eleştirilir.
'Çivi çiviyi söker' atasözü, bir dertten kurtulmak için benzer nitelikteki başka bir şeyin kullanılabileceğini anlatır; özgün anlamı pratik bir çözüm yöntemiyle ilgilidir. Ancak B seçeneğinde bu atasözünün anlamından 'kötülüğü kötülükle yenmek gerekir ve bu savunulabilir' gibi etik bir çıkarım yapılmaktadır. Atasözü ahlaki bir öğüt değil, yöntemsel bir tespittir; 'kötülükle kötülüğe karşı çıkmak meşrudur' gibi normatif bir anlam atasözünün özünde yoktur. Dolayısıyla B'deki yorum, atasözünden yapılan yanlış bir anlam genişlemesidir. Diğer seçeneklerdeki yorumlar atasözlerinin gerçek anlamıyla örtüşmektedir.
12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili deyim, cümlenin bütününde anlam çelişkisi oluşturmaktadır?
- A) Olayın iç yüzünü öğrenmek için kulak kabarttı ama yine de gerçeği öğrenemedi.
- B) Yıllardır biriktirdiği parayı harcamak istemediğinden cebini dört elle sıktı ve teklife hayır dedi.
- C) Sabahtan beri didinip durduğu hâlde eli yüzü düzgün bir iş ortaya çıkaramamıştı. ✓
- D) Eleştirmenler eseri yerden yere vururken yazar, kollarını sıvayıp yeni bir roman yazmaya koyuldu.
- E) Herkes fikrini söylerken o parmak kaldırmadı, toplantı bitince de söz almak için can attı.
'Eli yüzü düzgün' deyimi, bir kişinin görünüşüyle, yani fiziksel temizliği ve çekiciliğiyle ilgilidir; 'iyi görünümlü, temiz yüzlü' anlamına gelir. D seçeneğinde bu deyim 'bir iş ortaya çıkaramamak' yani emek ürünü için kullanılmıştır; oysa deyim iş kalitesini değil insan görünüşünü nitelendiren bir ifadedir. Cümlede anlatılmak istenen şey 'kaliteli, derli toplu bir iş ortaya çıkaramamak' olduğundan burada kullanılacak doğru deyim 'eline yüzüne bulaştırmak' ya da benzer bir ifade olmalıydı. Diğer seçeneklerde deyimler cümleleriyle anlam bütünlüğü içindedir.
13. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde verilen atasözü, karşısındaki açıklamayla yanlış eşleştirilmiştir?
- A) 'Tez gelen tez gider' — Çabuk elde edilen başarılar kalıcı olmaz ve kolayca yok olup gider.
- B) 'Ak akçe kara gün içindir' — Sıkıntılı günlere hazırlıklı olmak için tasarruf etmek gerekir.
- C) 'Dost başa, düşman ayağa bakar' — Dost kişi senin onuruna ve iyiliğine önem verir; düşman ise seni küçük düşürmek için fırsat kollar.
- D) 'Yuvayı dişi kuş yapar' — Evin huzur ve düzenini sağlayan asıl unsur, evdeki kadının çabasıdır. ✓
- E) 'Bir musibet bin nasihatten yeğdir' — Yaşanan zorluklar, söylenilen öğütlerden daha kalıcı dersler çıkarmayı sağlar.
'Yuvayı dişi kuş yapar' atasözü, evin ya da ailenin düzen ve huzurunu sağlayanın kadın olduğunu belirtir gibi görünse de gerçek anlamı bu kadar dar değildir. Atasözü özünde bir işin ya da kurumun işleyişini ve sürekliliğini asıl sağlayanın, görünürde öne çıkmasa da iç işleyişi ayakta tutan unsurun önemi üzerinedir. Kadın merkezli yorumun yanı sıra mecazi kullanımıyla 'herhangi bir yapının arka planda çalışan, görünmez ama vazgeçilmez unsuru' anlamını da taşır. D seçeneğindeki açıklama bu atasözünü yalnızca literal ve cinsiyete dayalı biçimde tanımlamakta, mecazi boyutunu ve asıl vurgusunu — işi fiilen yapanın kimliğini — yansıtmamaktadır. Diğer eşleşmeler atasözlerinin yaygın kabul görmüş anlamlarıyla doğru biçimde örtüşmektedir.
14. Bir yazara ait aşağıdaki paragrafta, deyimlerin anlamlarına bakıldığında hangisi bağlam açısından yerinde kullanılmamıştır? 'Editörümüz metni (I) eline yüzüne bulaştırmadan teslim etti. Uzun yıllar boyunca (II) dişini tırnağına takarak çalışmış, sektörde kendine (III) yer edinmişti. Artık kimse onu (IV) görmezden gelemiyordu; yazdığı her kitap (V) dillere destan oluyordu.'
- A) II
- B) III
- C) V
- D) I ✓
- E) IV
'Eline yüzüne bulaştırmak' deyimi, bir işi hatalı, özensiz ve berbat bir şekilde yapmak anlamına gelir. I. kullanımda 'metni eline yüzüne bulaştırmadan teslim etti' denilmiştir; bu ifade 'işi berbat etmeden yaptı' anlamına gelir ki bağlamda editörün başarısı övülmektedir. Ancak deyim olumsuz anlam taşıdığından onu olumsuzlayarak 'eline yüzüne bulaştırmadan' demek çok garip bir sözdizimsel yapıya yol açar; deyimin olumsuz biçimiyle olumlu anlam üretmek Türkçe kullanımda doğal değildir ve anlam bulanıklığı oluşturur. Doğrusu 'işi eksiksiz teslim etti' ya da 'başarıyla tamamladı' olmalıdır. Diğer deyimler bağlamlarıyla uyumludur: 'dişini tırnağına takmak' özveriyle çalışmak, 'yer edinmek' sektörde konum kazanmak, 'görmezden gelmek' fark etmemek gibi davranmak, 'dillere destan olmak' ise herkesin dilinde dolaşacak şekilde ün kazanmak anlamlarındadır.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, cümledeki öznenin gerçekleştirdiği eylemle mantıksal olarak bağdaşmamaktadır?
- A) Çocuk, oyun oynamak yerine ders çalışmayı tercih edince babası göğsünü gere gere dolaştı.
- B) Yönetim kurulu, zararın nedenini sormak için muhasebeciye hesap sordu.
- C) Uzlaşmak istemeyen taraf, müzakere masasını altüst edip odadan çıktı. ✓
- D) Uzun süredir çözülemeyen sorun, yeni yönetimin kafasını bir hayli yormuştu.
- E) Savcı, delilleri tek tek masaya yatırarak sanığı köşeye sıkıştırdı.
'Müzakere masasını altüst etmek' tamlaması, burada deyimsel değil literal (gerçek anlamıyla fiziksel) bir eylem gibi görünse de mecazi kullanımda 'süreç veya düzeni bozmak' anlamı kazanır. Asıl sorun B seçeneğinde deyimin özneyle ilişkisinde değil, cümledeki eylem zincirindedir: Uzlaşmak istemeyen biri müzakere masasını altüst edip odadan çıkar — bu mantıksal olarak bağdaşır. Asıl mantıksal bağdaşmazlık E seçeneğinde 'yönetim kurulunun muhasebeciye hesap sorması' ve bu eylemin 'zararın nedenini sormak için' yapılmasıdır; 'hesap sormak' kişiyi sorumlu tutmak, hesabını vermesini istemek anlamındadır, bilgi edinmek ya da neden araştırmak için kullanılmaz. Dolayısıyla E'deki kullanım, deyimin anlamıyla öznenin eylemini bağdaştırmaz. Ancak en belirgin bağdaşmazlık B'dedir: uzlaşmak istemeyip masayı altüst etmek ardından çıkmak zinciri arka arkaya iki anlamsal çelişki doğurur.
16. Aşağıda verilen durum açıklamalarından hangisine karşılık gelen atasözü yanlış verilmiştir?
- A) Durum: Bir kişi, aslında kendisi de bilmediği hâlde biliyormuş gibi davranarak başkalarına akıl verir. — Atasözü: 'Kör kör, körü götürmüş.'
- B) Durum: Bir çocuk, yanlış arkadaşlarla düşüp kalktıkça kötü alışkanlıklar edinmeye başlar. — Atasözü: 'Üzüm üzüme baka baka kararır.'
- C) Durum: Küçük bir ihmalin zamanla büyük hasara yol açacağını gören deneyimli bir usta uyarıda bulunur. — Atasözü: 'Bugünün işini yarına bırakma.'
- D) Durum: İki kişi tartışırken ikisi de haklı noktalar ortaya koyar, suç yalnızca birine yüklenemez. — Atasözü: 'El ele verince dağ kalkar.' ✓
- E) Durum: Zengin biri, parasını başkalarına göstermek için harcasa da yoksullara yardım etmekten kaçınır. — Atasözü: 'Cömert lokması büyük olur.'
B seçeneğindeki durum, iki tarafın da haklı olduğu ya da sorumluluğun paylaşılması gereken bir çatışmayı anlatmaktadır; bu durumla bağdaşacak atasözü 'El ele verince dağ kalkar' değildir. 'El ele verince dağ kalkar' atasözü, birlikte hareket edildiğinde büyük güçlüklerin de üstesinden gelinebileceğini, iş birliğinin gücünü anlatır; suç ya da sorumluluk paylaşımıyla ilgisi yoktur. Durumdaki anlam için 'Bir elin nesi var, iki elin sesi var' veya 'Bir ciğer yer gider, iki ciğer toy olur' gibi atasözleri daha yakın olabilirse de gerçek anlamda uygun düşen 'Dövüşen iki kişiden birisi de suçludur' ya da 'Kavgada suç ikiye bölünür' gibi halk sözleridir. Diğer seçenekler: A'daki durum 'cömert' kavramıyla doğrudan örtüşmez zaten fakat en az çelişen seçenektir; D'deki durum ile atasözü anlamca örtüşür; E ile atasözü çevre etkisini doğru biçimde yansıtır.
17. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde 'ayak uydurmak' deyimi, diğerlerinden farklı bir anlam katmanında kullanılmıştır?
- A) Şehrin hızlı değişimine ayak uyduramayan küçük esnaf, bir bir kepenk indirmek zorunda kaldı.
- B) Gruba katılan yeni üye, çok geçmeden ekibin ritmine ayak uydurdu.
- C) Yeni teknolojiyle tanışmayan öğretmenler, dijital dönüşüme ayak uydurmakta zorlanıyor.
- D) Küresel rekabete ayak uydurmak için şirket yapısını kökten değiştirdiler.
- E) Arkadaşları yanlış bir yola girince o da onlara ayak uydurdu. ✓
'Ayak uydurmak' deyimi genel kullanımda 'bir değişime, bir ritme veya bir ortama uyum sağlamak' anlamına gelir ve bu anlam olumlu ya da en azından tarafsız bir bağlamı ima eder. A, B, C ve E seçeneklerinde deyim 'uyum sağlamak, kendini adapte etmek' anlamında kullanılmıştır. Ancak D seçeneğinde deyim 'yanlış bir yola girmek, kötü bir örneği taklit etmek' bağlamında kullanılmıştır; burada deyim olumsuz bir eylemi onaylamak ya da onaya katılmak anlamı taşımakta, yani 'uyum' değil 'öykünme ve kötü yola sürüklenme' anlamı kazanmaktadır. Bu kullanım diğerlerinden anlam bakımından ayrışmakta, deyimin mecazi anlamını farklı bir boyuta taşımaktadır.
18. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde birden fazla deyimin kullanılmasına karşın anlatımda anlam kargaşası oluşmamıştır?
- A) Arkadaşına küçük düşürücü sözler söyleyince hem yüzü kızardı hem de suya düştü.
- B) Hem ağzı sıkı hem de dili uzun biri olduğu için herkes ona güvenirdi.
- C) İşini gözü gibi korurken bir yandan da elini çabuk tutarak fırsatları değerlendirdi. ✓
- D) Uzun soluklu tartışmada önce köşeye sıkıştı, ardından üst perdeden konuşmaya başladı.
- E) Ne yaptıysa boşa gitti; sonunda hem ipe un serdi hem de gözü arkada kalmadan ayrıldı.
D seçeneğinde 'gözü gibi korumak' (çok özen göstermek, titizlikle sahip çıkmak) ve 'elini çabuk tutmak' (hızlı davranmak, vakit kaybetmemek) deyimleri bir arada kullanılmış ve anlam bütünlüğü bozulmamıştır: İşini özenle korurken aynı zamanda çabuk hareket edip fırsatları değerlendiren birini anlatmak mantıksal bir çelişki doğurmaz. A'da 'ağzı sıkı' (sır saklayan) ile 'dili uzun' (çok konuşan, gevezelik yapan) birbiriyle çelişir. B'de 'köşeye sıkışmak' (çaresiz kalmak) ardından 'üst perdeden konuşmak' (küçümseyerek, kibirle konuşmak) geçişi psikolojik olarak tutarsızdır. C'de 'yüzü kızarmak' (utanmak) ile 'suya düşmek' (planın gerçekleşmemesi) aynı cümlede özneye bağlanmış ama 'suya düşmek' nesne gerektirdiğinden özne-deyim uyumsuzluğu oluşur. E'de 'ipe un sermek' (oyalamak, oyalayarak vakit geçirmek) olumsuz bir eylem iken 'gözü arkada kalmadan ayrılmak' (pişmanlıksız gitmek) olumlu bir sonucu ima eder; bu geçiş nedensellik bağı kurulmadan anlam kargaşası yaratır.
19. Aşağıdaki soruda verilen bağlamda hangi atasözü kullanılmamalıdır? Bağlam: Yıllarca emek vererek büyüttüğü şirketi sonunda karlı bir fiyata satan girişimci, parayı alınca şirketle ilgili tüm sorumluluklardan el etek çekti ve şirketin yeni dönemini umursamadı.
- A) Bal tutan parmağını yalar.
- B) İşi bitince torba yere.
- C) Elden giden canın yeri olmaz. ✓
- D) Deveyi sattın, deveden de geçtin.
- E) Parayı veren düdüğü çalar.
'Elden giden canın yeri olmaz' atasözü, kaybedilen bir şeyin ardından duyulan acıyı, bir şeyi yitirmenin ne denli ağır hissettirdiğini anlatır; yani kişinin vazgeçtiği şeye içten içe bağlılığını sürdürdüğünü ima eder. Bağlamda ise girişimci şirketi sattıktan sonra tüm bağlarını kopararak sorumsuzca uzaklaşmıştır; dolayısıyla özlemle bağlı kalmayı çağrıştıran bu atasözü bağlamla çelişmektedir. Diğer seçenekler bağlama uygundur: A — işin bitişiyle birlikte sorumluluktan sıyrılmak; C — emek verdiği şeyden çıkar sağlamak; D — kontrolün artık alıcıda olduğunu ima etmek; E — tamamen uzaklaşmak, ilgisini kesmek anlamlarıyla bağlamla örtüşür.
20. Aşağıdaki parçada numaralanmış deyimlerden hangisi, parçanın anlam bütünlüğüne katkı sağlamaz ve metinden çıkarılması anlam kaybına neden olmaz? 'Yeni müdür göreve başlar başlamaz (I) ipleri eline aldı. Ekibine çok sert davranıyor, her şeyin kendi bildiği gibi gitmesi için (II) dört elle sarılıyordu. Çalışanlar başta (III) dikiş tutturamasa da zamanla ona (IV) alıştı. Müdür ise hiçbir zaman (V) yumuşamamış, sonunda ekip dağılmıştı.'
- A) I
- B) V
- C) IV ✓
- D) II
- E) III
IV. kullanımdaki 'alıştı' ifadesi, bu bağlamda bir deyim değil sıradan bir fiildir; dolayısıyla deyim olarak değerlendirilemez ve anlam bütünlüğüne deyimsel bir katkısı yoktur. Öte yandan parçadan çıkarılması durumunda 'dikiş tutturamama' ile 'yumuşamamak' arasındaki geçiş anlam boşluğuna yol açmaz çünkü metinde zaten çalışanların müdüre uyum sağlamakla ilgili bir çizgi izlediği anlatılmaktadır. Diğer kullanımlar açık deyimsel işlevler üstlenmiştir: I — kontrolü ele geçirmek, II — istekle, azimle çalışmak, III — düzene girememek, uyum sağlayamamak, V — sertliğini korumak, yumuşamamak; bunlar çıkarılırsa anlatı zayıflar. IV ise parçanın anlam akışında işlevsel ama deyimsel değil sözlük anlamlı bir bağlantı üstlenmektedir.
21. Aşağıda verilen atasözü-anlam eşleştirmelerinde hangisi hem anlam hem de kullanım bağlamı açısından tamamen doğrudur?
- A) 'Damlaya damlaya göl olur' — Biriken küçük iyilikler ya da biriken küçük kötülükler zamanla büyük sonuçlar doğurur; hem olumlu hem de olumsuz bağlamlarda kullanılır. ✓
- B) 'Komşu komşunun külüne muhtaçtır' — İnsanların birbirine ne kadar önemsiz görünen konularda bile ihtiyaç duyduğunu; küçük yardımlaşmanın topluluğu ayakta tuttuğunu anlatır.
- C) 'Armut piş, ağzıma düş' — Hiç emek vermeden her şeyin kucağına gelmesini bekleyen tembelliği eleştirir; haksız kazanç peşinde koşanlar için de kullanılır.
- D) 'Ağaç ne kadar uzasa da göğe yetişemez' — İnsanın ne kadar ilerlerse ilerlesin ulaşamayacağı sınırlar vardır; büyükler karşısında küçüklerin asla üste çıkamayacağını anlatır.
- E) 'Kuzguna yavrusu şahin görünür' — Her insan sahip olduğu şeyi başkasından üstün görür; bu yüzden objektif değerlendirme yapmak güçtür.
'Damlaya damlaya göl olur' atasözü, küçük şeylerin birikmesiyle büyük sonuçların ortaya çıktığını anlatır. D seçeneği bu atasözünün hem olumlu (küçük tasarruflar zamanla servet olur) hem de olumsuz (küçük hatalar zamanla büyük yıkıma yol açar) bağlamlarda kullanılabileceğini belirtmektedir; bu tamamen doğrudur. Diğer seçeneklerdeki sorunlar: A'da 'haksız kazanç' boyutu atasözünün özünde yoktur, atasözü yalnızca tembelliği eleştirir; B'deki açıklama 'kendi yavrusunu güzel görmek' olan özgün anlamın ötesine geçerek 'objektif değerlendirme' kavramına genişlemiş, bu genişleme doğru olmakla birlikte 'sahip olduğu şeyi üstün görmek' boyutu yanlış yoruma kapı aralar — atasözü ebeveynin kör sevgisini anlatır, genel mülkiyet övgüsünü değil; C'deki 'büyükler karşısında küçüklerin üste çıkamayacağı' yorumu atasözüne yüklenen bir çağrışımdır ama özgün anlam daha genel bir sınır kavramıyla ilgilidir; E doğru olmakla birlikte 'külü'nün somut kullanımına dair kültürel bağlam göz ardı edilmiştir.
22. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'kılı kırk yarmak' deyimi, diğerlerinden farklı bir bağlamda kullanılmıştır?
- A) Kılı kırk yararak düşünmeden verilen bu karar, şirketi zarara uğrattı. ✓
- B) Müfettiş, hesap cetvellerini kılı kırk yarak gözden geçirdi.
- C) Avukat, sözleşmenin her maddesini kılı kırk yararcasına inceledi.
- D) Kılı kırk yaran bu titiz çalışma, projenin başarısını garantiledi.
- E) Bilim insanı, deneyin her aşamasını kılı kırk yararak kayıt altına aldı.
'Kılı kırk yarmak' deyimi 'bir şeyi aşırı titizlikle, ince ince incelemek' anlamına gelir. A, B, C ve E seçeneklerinde deyim bu olumlu ya da nötr titizlik anlamıyla kullanılmıştır. D seçeneğinde ise deyim 'düşünmeden' ifadesiyle çelişen bir yapıda kullanılmış; cümlenin mantığı 'kılı kırk yarmadan' alınan kararı anlatmaktadır. Bu nedenle D seçeneğinde deyim anlam bütünlüğüne aykırı biçimde, yani yanlış ve farklı bir bağlamda kullanılmıştır.
23. 'Ateş olmayan yerden duman çıkmaz' atasözüyle anlam bakımından en çok örtüşen atasözü hangisidir?
- A) Taşıma su ile değirmen dönmez.
- B) Söz gümüşse sükût altındır.
- C) Rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz. ✓
- D) Damlaya damlaya göl olur.
- E) Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
'Ateş olmayan yerden duman çıkmaz' atasözü, her sonucun bir nedeni olduğunu, söylentilerin ya da belirtilerin arkasında mutlaka bir gerçeğin yattığını ifade eder. 'Rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz' atasözü de bir hareketin ya da sonucun mutlaka bir etkene, bir nedene bağlı olduğunu vurgular. Her ikisi de 'sonuç-neden zorunluluğu' teması üzerine kuruludur. Diğer seçenekler ise sabır, birikim, tembellik ve söz-sessizlik gibi farklı temaları işlemektedir.
24. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde iki deyim arasındaki anlam ilişkisi, diğerlerinden farklıdır?
- A) 'Baş koymak' – 'Canını ortaya atmak'
- B) 'Etekleri zil çalmak' – 'Yüreği ağzına gelmek' ✓
- C) 'Göze girmek' – 'Gözden düşmek'
- D) 'Kulak vermek' – 'Kulak kabartmak'
- E) 'Ağzından kaçırmak' – 'Diline dolamak'
A seçeneğinde iki deyim de 'söz, konuşma' temasıyla ilgilidir ancak anlamları farklıdır (istem dışı söylemek / söylemeye devam etmek). B seçeneğinde her iki deyim de 'dikkatlice dinlemek' anlamında eş anlamlıdır. C seçeneğinde deyimler zıt anlamlıdır (beğenilmek / beğenilmemek). D seçeneğinde deyimler eş anlamlıdır (bir uğurda hayatı göze almak). E seçeneğinde 'etekleri zil çalmak' aşırı sevinç, 'yüreği ağzına gelmek' ise aşırı korku/panik anlamı taşır; yani zıt duygusal durumları ifade eder. Bu seçenekte diğerlerinden farklı olarak iki deyim arasında duygu zıtlığı ilişkisi kurulmaktadır.
25. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyimin anlam yükü, cümlenin bütününde ironik bir çelişki yaratmaktadır?
- A) Söz verdiği her şeyi yerine getiren adam bugün de sözünün eri olduğunu kanıtladı.
- B) Hesabını çok iyi bilen tüccar, bu kez de işi gücü bırakıp dost meclisinde vakit geçirdi. ✓
- C) Pek çok projeyi omuzlayan ekip, sonunda ellerini taşın altına koymaktan kaçınmadı.
- D) Toplantıda herkesin gözü önünde günah keçisi ilan edilen müdür, görevinden istifa etti.
- E) Yıllarca ihmal ettiği annesini hastanede görünce eli ayağına dolaştı.
D seçeneğindeki 'işi gücü bırakıp dost meclisinde vakit geçirmek' ifadesi, cümlenin başında nitelendirilen 'hesabını çok iyi bilen tüccar' kimliğiyle çelişir; çünkü hesabını bilen bir tüccardan beklenen davranış, işini ihmal etmemektir. Bu çelişki, cümlede ironik bir anlam katmanı oluşturur. Diğer seçeneklerde deyimler cümlenin genel anlamını pekiştirecek ya da tamamlayacak biçimde kullanılmış, herhangi bir ironik çelişki yaratılmamıştır.