menu
MemurOl
Vatandaşlık Testleri

Genel Tekrar Testi - 90

Soru 1 / 25

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası'nın kuruluş amaçları ve işlevleri karşılaştırıldığında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası'nın kuruluş amaçları ve işlevleri karşılaştırıldığında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

    • A) IMF üyeliği isteğe bağlı olmakla birlikte Dünya Bankası üyeliği otomatik olarak BM üyeliğine bağlıdır.
    • B) Dünya Bankası'nın oy gücü üye devletlerin nüfusuna göre belirlendiğinden gelişmekte olan ülkeler daha fazla söz hakkına sahiptir.
    • C) IMF, uzun vadeli kalkınma projelerini finanse ederken Dünya Bankası kısa vadeli ödemeler dengesi krizlerini yönetir.
    • D) Her iki kurum da 1944 Bretton Woods Konferansı'nda tasarlanmış olup IMF likidite ve ödemeler dengesi sorunlarına, Dünya Bankası ise kalkınma finansmanına odaklanır.
    • E) IMF'nin Özel Çekme Hakları (SDR), uluslararası arenada fiilen kullanılan ve serbest dolaşıma giren bir para birimidir.

    Bretton‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Woods Konferansı (1944) hem IMF'yi hem de Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası'nı (Dünya Bankası'nın çekirdeği) tasarlamıştır. IMF; döviz kuru istikrarı, ödemeler dengesi desteği ve kısa vadeli likidite sağlamaya odaklanır. Dünya Bankası ise uzun vadeli kalkınma projelerini finanse eder. A şıkkı görevleri tam tersine çevirdiğinden yanlıştır. C şıkkı yanlıştır; Dünya Bankası üyeliği IMF üyeliğine bağlıdır, BM üyeliğine değil. D şıkkı yanlıştır; oy gücü katkı paylarına (kota) göre belirlenir. E şıkkı yanlıştır; SDR bir para birimi değil, üye devletlerin merkez bankası rezervlerine eklenen uluslararası rezerv varlığıdır.

  2. 2. Aşağıdaki uluslararası antlaşma ve örgüt eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

    • A) Wassenaar Düzenlemesi – Konvansiyonel silahlar ve çift kullanımlı mal ve teknolojiler için ihracat kontrol rejimi
    • B) Palermo Konvansiyonu – Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (UNCITRAL) bünyesinde ticari tahkim kuralları
    • C) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) – Nükleer silah devletleri ile nükleer silaha sahip olmayan devletler arasında asimetrik yükümlülükler
    • D) Maastricht Antlaşması – Avrupa Birliği'nin hukuki temelinin oluşturulması
    • E) Roma Statüsü – Uluslararası Ceza Mahkemesi

    Palermo‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Konvansiyonu'nun tam adı 'Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesi'dir (2000). Bu sözleşme; insan ticareti, ateşli silah kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadeleye ilişkin protokolleriyle birlikte örgütlü suçla mücadeleyi düzenler. UNCITRAL tahkim kurallarıyla hiçbir doğrudan bağlantısı yoktur. Diğer şıklar doğrudur: Roma Statüsü UCM'yi kurmuştur; Maastricht Antlaşması AB'nin temelini atmıştır; Wassenaar ihracat kontrolü rejimidir; NPT asimetrik bir yapıya sahiptir.

  3. 3. Avrupa Birliği'nin karar alma sürecinde 'olağan yasama usulü' (ordinary legislative procedure) ile 'özel yasama usulü' arasındaki temel ayrımı doğru biçimde tanımlayan seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Olağan usulde Avrupa Komisyonu veto yetkisini kullanabilirken özel usulde bu yetki Konsey'e aittir.
    • B) Olağan usulde Konsey tek başına karar alırken özel usulde Avrupa Parlamentosu onay yetkisine sahiptir.
    • C) Olağan yasama usulünde nitelikli çoğunluk hiçbir aşamada uygulanmaz; kararlar her zaman oybirliğiyle alınır.
    • D) Özel yasama usulü yalnızca dış politika alanında uygulanmakta olup bu alanda Parlamento'nun herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.
    • E) Olağan usulde Avrupa Parlamentosu ile Konsey eş yasama organı sıfatıyla hareket eder; özel usulde ise bir organ ağırlıklı rol üstlenir, diğeri danışma ya da onay konumuna gerilemektedir.

    AB‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Antlaşması çerçevesinde olağan yasama usulü (eski adıyla ortak karar alma), Avrupa Parlamentosu ile Konsey'i eşit ağırlıkta iki yasama organı olarak konumlandırır; bu usul AB mevzuatının büyük bölümünde uygulanır. Özel usullerde ise bağlama göre Konsey ya da Parlamento ön planda yer alır, diğeri ikincil konuma geçer. A şıkkı yanlıştır; olağan usulde Parlamento eş yasama organıdır. C şıkkı yanlıştır; Komisyon'un veto yetkisi yoktur. D şıkkı yanlıştır; özel usul farklı politika alanlarında uygulanır. E şıkkı yanlıştır; olağan usulün pek çok aşamasında nitelikli çoğunluk oylaması esastır.

  4. 4. Uluslararası hukukta 'erga omnes' yükümlülükler ile 'inter partes' yükümlülükler arasındaki ayrım bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) UAD, Nicaragua - ABD davasında erga omnes yükümlülük kavramını ilk kez tanımlamış ve bu kavramı ikili antlaşmalarla sınırlı tutmuştur.
    • B) Erga omnes yükümlülükler yalnızca ikili antlaşmalardan doğar ve ilgili taraflara karşı ileri sürülebilir.
    • C) BM Şartı kapsamındaki tüm yükümlülükler inter partes nitelik taşıdığından yalnızca doğrudan taraflar bu yükümlülüklere dayanabilir.
    • D) Erga omnes yükümlülükler, devletlerin uluslararası toplumun tamamına karşı üstlendiği yükümlülükler olup bu yükümlülüklerin ihlali halinde doğrudan zarar görmeyen devletler de dava açma ehliyetine sahip olabilir.
    • E) Inter partes yükümlülükler, jus cogens normlarla örtüşen ve hiçbir antlaşmayla bertaraf edilemeyen yükümlülüklerdir.

    UAD,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ erga omnes kavramını 1970 tarihli Barcelona Traction davasında tanımlamıştır: Bu yükümlülükler devletlerin uluslararası toplumun bütününe karşı üstlendiği yükümlülüklerdir (soykırım yasağı, köleciliğin yasaklanması, self-determinasyon hakkı gibi). Doğrudan zarar görmeyen devletler de bu yükümlülüklerin ihlalinde usul kuralları çerçevesinde dava açabilir. A şıkkı yanlıştır; erga omnes yükümlülükler antlaşmadan değil uluslararası toplumun tamamına yönelir. C şıkkı yanlıştır; inter partes yükümlülükler ikili veya çok taraflı antlaşmadan doğup yalnızca tarafları bağlar. D şıkkı yanlıştır; kavram Barcelona Traction davasında, Nicaragua davasında değil tanımlanmıştır. E şıkkı yanlıştır; BM Şartı'nın pek çok hükmü erga omnes nitelik taşıyabilir.

  5. 5. G20'nin yapısı ve işleyişi göz önünde bulundurulduğunda aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) G20, 1999 yılında Asya mali krizinin ardından küresel ekonomik koordinasyonu güçlendirmek amacıyla kurulmuş; 2008 krizi sonrasında devlet ve hükümet başkanları düzeyine yükseltilmiştir.
    • B) Avrupa Birliği, G20'de ayrı bir üye olarak yer almakta; bu nedenle AB'nin konsey dönem başkanlığını üstlenen ülke ile AB aynı anda iki farklı koltuğa sahip olabilmektedir.
    • C) G20 kararları BM Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizmasına benzer biçimde büyük güçlerin onayına tabi olduğundan pratikte bağlayıcılık kazanır.
    • D) G20, uluslararası hukuki kişiliğe sahip olmayan, kararları bağlayıcı nitelik taşımayan gayri resmi bir forum niteliğindedir.
    • E) G20 üyeleri, dünya gayri safi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde seksenini ve küresel ticaretin büyük bölümünü temsil etmektedir.

    G20‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ hukuki kişiliğe sahip değildir ve aldığı kararlar uluslararası hukukta bağlayıcı sayılmaz. Üyeler arasında resmi bir veto mekanizması da bulunmamaktadır; D şıkkı tamamen yanlış bir nitelendirme yapmaktadır. A şıkkı doğrudur. B şıkkı doğrudur; G20 yaklaşık yüzde seksen küresel GSYİH'yi temsil eder. C şıkkı doğrudur; AB ayrı bir üyedir ancak dönem başkanlığını yürüten ülke de kendi adına katılır, bu teorik olarak çifte temsil görünümü yaratır. E şıkkı doğrudur.

  6. 6. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) NPT kapsamındaki denetim yetkisi ile Kapsamlı Güvenceler Anlaşması arasındaki ilişki değerlendirildiğinde hangisi doğrudur?

    • A) NPT'de tanınan beş nükleer silah devleti, Kapsamlı Güvenceler Anlaşması'nı imzalamak zorunda olduğundan UAEA denetimine tam olarak tabidir.
    • B) Ek Protokol, NPT'nin ayrılmaz bir parçasıdır ve tüm NPT tarafları için hukuki olarak bağlayıcıdır.
    • C) Kapsamlı Güvenceler Anlaşması, nükleer silaha sahip olmayan NPT taraflarının nükleer materyallerini UAEA denetimine tabi kılmasını zorunlu kılar; ancak Ek Protokol olmaksızın UAEA'nın beyan edilmemiş tesislere erişim yetkisi sınırlıdır.
    • D) UAEA'nın güvenceler sistemi kapsamında tespit ettiği ihlaller doğrudan UAD'a taşınır ve yaptırım kararı UAD tarafından verilir.
    • E) UAEA, nükleer silaha sahip olmayan her NPT tarafını, ilgili devletin onayı aranmaksızın denetleyebilir.

    Kapsamlı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Güvenceler Anlaşması (Comprehensive Safeguards Agreement – CSA), nükleer silaha sahip olmayan NPT tarafları için zorunludur; beyan edilen nükleer materyaller UAEA tarafından denetlenir. Ancak yalnızca CSA kapsamında, UAEA'nın beyan edilmemiş gizli nükleer faaliyetlere erişimi sınırlıdır; Ek Protokol (1997 Model Ek Protokolü) bu erişimi önemli ölçüde genişletir. A şıkkı yanlıştır; her denetim devletin onayına dayanan antlaşma çerçevesinde gerçekleşir. C şıkkı yanlıştır; Ek Protokol NPT'nin zorunlu bir parçası değildir. D şıkkı yanlıştır; UAEA ihlalleri BM Güvenlik Konseyi'ne iletir, UAD'a değil. E şıkkı yanlıştır; beş nükleer silah devleti CSA'ya tabi değildir.

  7. 7. Aşağıdaki uluslararası örgütlere ilişkin ifadelerden hangisi doğrudur?

    • A) Arap Birliği, üye devletleri bağlayan nitelikli çoğunluk kararı mekanizmasına sahip olduğundan bölgesel çatışmaları etkin biçimde yönetebilmektedir.
    • B) Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), yalnızca ekonomik entegrasyon hedefleri doğrultusunda kurulmuş olup herhangi bir güvenlik boyutu taşımamaktadır.
    • C) MERCOSUR, ortak dış gümrük tarifesini tam anlamıyla uygulamaya koymuş ve ekonomik birliğin tüm aşamalarını tamamlamış bir örgüttür.
    • D) ASEAN'ın 'ASEAN Way' olarak bilinen müdahale etmeme ilkesi, örgütün iç anlaşmazlıklarda karar alma kapasitesini zaman zaman sınırlamaktadır.
    • E) Afrika Birliği (AB), Afrikalı devletlerin iç işlerine kesinlikle müdahale etmeme ilkesini benimsediğinden anayasal düzeni devirmeyi amaçlayan darbelere hiçbir yaptırım uygulayamamaktadır.

    ASEAN'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ temel çalışma yöntemi olan 'ASEAN Way', oybirliği ve iç işlere müdahale etmeme ilkelerine dayanır. Bu yaklaşım, üye devletler arasındaki farklılıkların müzakereyle aşılmasını kolaylaştırırken hızlı karar almayı güçleştirir ve kurumsal kapasiteyi sınırlar. A şıkkı yanlıştır; ŞİÖ'nün güvenlik boyutu (terörle mücadele, bölgesel istikrar) oldukça belirgindir. C şıkkı yanlıştır; Afrika Birliği, anayasal düzeni devirme yoluyla gerçekleşen darbeleri kınama ve askıya alma yetkisine sahiptir (kurucu belgesi bu müdahale hakkını açıkça tanır). D şıkkı yanlıştır; Arap Birliği oybirliği ilkesine dayanır. E şıkkı yanlıştır; MERCOSUR hâlâ çeşitli entegrasyon sorunlarıyla boğuşmaktadır.

  8. 8. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) üçlü yapısı ve normlar hiyerarşisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) ILO tavsiye kararları (recommendations), sözleşmelerle aynı hukuki bağlayıcılığa sahip olmakla birlikte onay gerektirmez.
    • B) ILO sözleşmeleri, üye devlet parlamento onayı aranmaksızın otomatik olarak iç hukukun parçası haline gelir.
    • C) ILO, uluslararası çalışma standartlarını ihlal eden devletlere doğrudan ekonomik yaptırım uygulayabilir.
    • D) Temel ILO sözleşmeleri, onaylanmamış olsalar dahi üye devletlere doğrudan hukuki yükümlülük doğurur.
    • E) ILO'nun üçlü yapısı; hükümetler, işverenler ve işçileri eşit temsil esasına dayandırır; Uluslararası Çalışma Konferansı'nda bu üç grubun her biri oy kullanır.

    ILO'nun‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ayırt edici niteliği üçlü yapısıdır (tripartism): Her üye devlet Uluslararası Çalışma Konferansı'na 4 delege gönderir; 2'si hükümeti, 1'i işverenler, 1'i işçileri temsil eder ve bu delegelerin tamamı bağımsız oy kullanma hakkına sahiptir. A şıkkı yanlıştır; ILO sözleşmeleri iç hukuka dönüşmek için ulusal onay sürecini gerektirir. C şıkkı yanlıştır; tavsiye kararları bağlayıcı değildir, rehber niteliğindedir. D şıkkı yanlıştır; temel sözleşmeler de onay gerektirmekle birlikte ILO 1998 Bildirgesi üye devletlerden bu sözleşmelerin temel ilkelerine saygı göstermelerini bekler; bu yükümlülük tam hukuki bağlayıcılıkla özdeş değildir. E şıkkı yanlıştır; ILO'nun doğrudan yaptırım uygulama yetkisi yoktur.

  9. 9. BM Genel Kurulu'nun 'Birlik İçin Barış' (Uniting for Peace) Kararı'na (Res. 377) ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

    • A) Bu karar kapsamında alınan Genel Kurul kararları, BM Şartı'nın VII. Bölümü kapsamındaki Güvenlik Konseyi kararlarıyla eşdeğer hukuki bağlayıcılığa kavuşur.
    • B) Birlik İçin Barış Kararı, Soğuk Savaş sonrasında Güvenlik Konseyi'nin artan etkinliği karşısında işlevsiz kalmış ve hiç uygulanmamıştır.
    • C) Bu karar sayesinde Genel Kurul, Güvenlik Konseyi'nin veto nedeniyle harekete geçemediği durumlarda üçte iki çoğunlukla toplanarak üye devletlere barış ve güvenliği sağlayıcı tedbirleri tavsiye edebilir; ancak bu kararlar Güvenlik Konseyi kararları gibi bağlayıcı değildir.
    • D) Birlik İçin Barış Kararı yalnızca nükleer tehdit senaryolarını kapsamakta olup konvansiyonel çatışmalarda uygulanamaz.
    • E) Bu karar, BM Şartı'nda değişiklik niteliği taşıdığından beş daimi üyenin onayını gerektirir.

    Birlik‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ İçin Barış Kararı (1950, Kore Savaşı döneminde kabul edilmiştir), Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerin veto hakkını kullanması nedeniyle görevini yerine getiremediği durumlarda Genel Kurul'un 24 saat içinde Olağanüstü Acil Özel Oturum'a toplanarak kolektif tedbirler önerebileceğini öngörür. Bu tavsiye niteliğindeki kararlar, VII. Bölüm kapsamında Güvenlik Konseyi'nce alınan bağlayıcı kararlardan farklıdır. A şıkkı yanlıştır; bu bir Genel Kurul kararıdır, Şart değişikliği değildir. C şıkkı yanlıştır; karar Süveyş Krizi (1956), Kongo ve daha sonraki durumlarda kullanılmıştır. D şıkkı yanlıştır; bağlayıcılık kazanmaz. E şıkkı tamamen yanlıştır.

  10. 10. Aşağıdaki ifadelerden hangisi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yargı yetkisi ilkeleri bakımından yanlıştır?

    • A) UCM, devlet aktörlerini değil yalnızca şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını yargılayabilir; zira Roma Statüsü kişisel cezai sorumluluğu tanımamaktadır.
    • B) UCM, BM Güvenlik Konseyi'nin yönlendirmesiyle Roma Statüsü'ne taraf olmayan bir devletin vatandaşlarını yargılayabilir.
    • C) Saldırı suçu (aggression) için UCM'nin yargı yetkisini kullanabilmesi, 2017 yılında yürürlüğe giren Kampala değişikliklerine bağlı olup ek koşullara tabidir.
    • D) UCM'nin yargı yetkisi tamamlayıcılık ilkesine (complementarity) dayanır; ulusal mahkemeler gerçek anlamda soruşturma veya kovuşturma yürütüyorsa UCM devreye giremez.
    • E) UCM savcısı, taraf devletlerin sevki veya Güvenlik Konseyi'nin yönlendirmesi olmaksızın resen (proprio motu) soruşturma başlatabilir.

    C‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şıkkı tamamen yanlıştır. UCM, yalnızca gerçek kişileri yargılar; tüzel kişilerin (şirketler, örgütler) UCM'deki cezai sorumluluğu yoktur. Roma Statüsü'nün temel eksikliklerinden biri olarak da eleştirilen bu durum, C şıkkının tam aksine şirketleri değil bireyleri (devlet liderleri, komutanlar dahil) kapsadığını ortaya koyar. A şıkkı doğrudur; tamamlayıcılık ilkesi UCM'nin temel taşıdır. B şıkkı doğrudur; Güvenlik Konseyi Darfur (Sudan) ve Libya davalarında bu yola başvurmuştur. D şıkkı doğrudur; Kampala değişiklikleri saldırı suçu için özel koşullar getirmiştir. E şıkkı doğrudur; savcı resen soruşturma yetkisine sahiptir.

  11. 11. Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütler ve bu örgütlere ilişkin bilgiler değerlendirildiğinde aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    • A) Türkiye, NATO'ya 1952'de katılmış ve bu tarihten itibaren Madde 5 kapsamındaki kolektif savunma mekanizmasının fiilen parçası haline gelmiştir; ancak Türkiye NATO'nun entegre askeri komuta yapısından 1974-2009 yılları arasında belirli dönemlerde ayrılmıştır.
    • B) Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olduğundan AİHM'e bireysel başvuru hakkı 1949'dan bu yana Türk vatandaşlarına tanınmıştır.
    • C) Türkiye, Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün (ECO) kurucusu değildir; örgüte 1990'larda Orta Asya devletlerinin bağımsızlığının ardından katılmıştır.
    • D) Türkiye, DTÖ'nün kurucu üyesi olmakla birlikte GATT'a hiçbir zaman taraf olmamıştır.
    • E) Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'nde hiçbir zaman geçici üyelik üstlenmemiştir.

    Türkiye,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ NATO'ya 1952 yılında İspanya ile aynı anda katılmıştır ve o tarihten bu yana Madde 5'in bağlayıcılığı altındadır. Öte yandan Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yarattığı gerginlik sonucunda NATO'nun entegre askeri komuta yapısından 1974'te ayrılmış ve 2009'da yeniden tam anlamıyla bu yapıya dahil olmuştur. A şıkkı yanlıştır; Türkiye Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesidir ancak AİHM'e bireysel başvuru hakkı Türkiye tarafından 1987'de tanınmıştır. C şıkkı yanlıştır; Türkiye, İran ve Pakistan ECO'nun 1985'teki kurucu üyeleridir (RCD'nin devamı olarak). D şıkkı yanlıştır; Türkiye Güvenlik Konseyi'nde geçici üyelik üstlenmiştir (örneğin 1951-52, 1954-55, 1961, 2009-10). E şıkkı yanlıştır; Türkiye 1951'den itibaren GATT üyesidir.

  12. 12. Aşağıdakilerden hangisi, NATO'nun 5. Maddesi kapsamında yürütülen kolektif savunma ilkesini, BM Şartı'nın 51. Maddesi'ndeki meşru müdafaa hakkıyla bağdaştıran temel hukuki gerekçeyi doğru biçimde açıklamaktadır?

    • A) NATO üyesi devletler, BM Şartı'nın 51. Maddesi'nden bağımsız olarak örf ve adet uluslararası hukukuna göre hareket etme hakkına sahiptir.
    • B) BM Şartı'nın 51. Maddesi, bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkını tanıdığından NATO'nun kolektif savunması bu maddeye dayanır; ancak durum Güvenlik Konseyi'ne bildirilmelidir.
    • C) 5. Madde kapsamındaki müdahale ancak Güvenlik Konseyi onayından sonra gerçekleştirilebilir, aksi hâlde BM Şartı ihlal edilmiş sayılır.
    • D) NATO, BM'nin bölgesel alt örgütü sayıldığından, Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın askeri müdahale yapabilir.
    • E) BM Şartı'nın 51. Maddesi yalnızca bireysel meşru müdafaa hakkını tanıdığından, NATO'nun kolektif savunması bu maddenin kapsamı dışında kalır.

    BM‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Şartı'nın 51. Maddesi hem bireysel hem kolektif meşru müdafaa hakkını açıkça tanımaktadır. NATO'nun 5. Maddesi de üye devletlerden birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yönelik saldırı kabul ederek bu kolektif meşru müdafaa hakkına dayanır. Şart'ın 51. Maddesi, alınan tedbirlerin Güvenlik Konseyi'ne derhal bildirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi onayı ön koşul değil, bildirim yükümlülüğü söz konusudur.

  13. 13. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bünyesindeki Anlaşmazlık Çözüm Mekanizması ile GATT dönemindeki anlaşmazlık çözüm sistemi karşılaştırıldığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi DTÖ sisteminin GATT'tan yapısal olarak ayrıştığı en belirgin özelliği doğru biçimde tanımlamaktadır?

    • A) DTÖ sistemi, GATT'tan farklı olarak gelişmekte olan ülkelerin panel süreçlerine katılımını yasaklamaktadır.
    • B) DTÖ'de Temyiz Organı aracılığıyla ikinci derece inceleme imkânı getirilmiş ve olumsuz mutabakat (reverse consensus) ilkesiyle panel raporlarının kabulü neredeyse otomatik hâle getirilmiştir.
    • C) DTÖ'de anlaşmazlık çözüm süreci yalnızca mal ticaretini kapsamakta, hizmet ticareti ve fikri mülkiyet anlaşmazlıkları kapsam dışında bırakılmaktadır.
    • D) GATT'ta anlaşmazlıklar bağımsız bir yargı organı tarafından çözümlenirken, DTÖ'de siyasi uzlaşma mekanizmaları ön plana çıkmıştır.
    • E) DTÖ'de panel kararları taraflarca reddedilebilirken, GATT'ta kararlar otomatik olarak bağlayıcıydı.

    GATT‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ döneminde panel raporlarının kabulü pozitif mutabakat (consensus) gerektirdiğinden, davalı taraf engel olabiliyordu. DTÖ ile birlikte olumsuz mutabakat (reverse consensus) ilkesi benimsendi; raporlar, tüm üyeler oy birliğiyle reddetmedikçe otomatik kabul edilir. Ayrıca Temyiz Organı ile ikinci derece inceleme hakkı tanındı. Bu iki değişiklik DTÖ sisteminin GATT'tan en belirgin yapısal ayrımını oluşturur.

  14. 14. Uluslararası Para Fonu (IMF) Stand-By Anlaşması ile Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF) arasındaki temel fark göz önüne alındığında, bir ülkenin yapısal reform gerektiren orta-uzun vadeli ödemeler dengesi sorununu çözmek için hangisini tercih etmesi daha uygundur ve bu tercih hangi gerekçeye dayanır?

    • A) Stand-By Anlaşması, çünkü geri ödeme süresi daha uzundur ve yapısal reformları desteklemek üzere tasarlanmıştır.
    • B) Her iki araç da yapısal reformlar için eşit etkinlikte tasarlanmıştır; tercih tamamen ülkenin döviz rezerv düzeyine göre belirlenir.
    • C) Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF), çünkü yalnızca gelişmiş ülkelere açık olup yapısal reform kapasitesini ölçmek amacıyla kullanılır.
    • D) Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF), çünkü daha uzun program süresi ve geri ödeme vadesiyle yapısal uyum reformlarını desteklemek için tasarlanmıştır.
    • E) Stand-By Anlaşması, çünkü yapısal koşulluluk içermez ve ülkelere daha esnek kullanım imkânı tanır.

    Stand-By‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Anlaşmaları genellikle 12-24 aylık kısa vadeli, konjonktürel ödemeler dengesi sorunlarına yönelik araçlardır. Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF) ise 3-4 yıl ve daha uzun geri ödeme vadesiyle orta-uzun vadeli yapısal sorunları hedef alır; yapısal reform koşulluluğu daha kapsamlıdır. Bu nedenle yapısal reform gerektiren kronik ödemeler dengesi sorunlarında EFF daha uygun araçtır.

  15. 15. Aşağıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargı yetkisine ilişkin dört önerme verilmiştir: I. AİHM, bireysel başvuruları doğrudan kabul ederek devletler hakkında karar verebilir. II. AİHM kararları ilgili devlet için hukuki olarak bağlayıcı olup icrasını Bakanlar Komitesi denetler. III. AİHM, iç hukuk yolları tüketilmeden yapılan bireysel başvuruları kabul edilemez ilan eder. IV. AİHM, devletlerin iç hukuklarındaki ilgili mevzuatı doğrudan iptal etme yetkisine sahiptir. Bu önermelerin doğruluk değerleri aşağıdakilerin hangisinde doğru sıralanmıştır?

    • A) I-Yanlış, II-Yanlış, III-Doğru, IV-Yanlış
    • B) I-Yanlış, II-Doğru, III-Yanlış, IV-Doğru
    • C) I-Doğru, II-Yanlış, III-Yanlış, IV-Doğru
    • D) I-Doğru, II-Yanlış, III-Doğru, IV-Doğru
    • E) I-Doğru, II-Doğru, III-Doğru, IV-Yanlış

    I.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Doğru: 1998'den itibaren bireysel başvuru zorunlu hâle gelmiştir. II. Doğru: AİHM kararları bağlayıcıdır; icrasını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi izler. III. Doğru: Sözleşme'nin 35. Maddesi iç hukuk yollarının tüketilmesini kabul edilebilirlik ön koşulu olarak belirler. IV. Yanlış: AİHM ulusal mevzuatı iptal edemez; ihlal tespiti ve tazminata hükmedebilir. Ulusal mevzuatı değiştirme yükümlülüğü dolaylı olup devlete bırakılmıştır. Dolayısıyla yalnızca IV yanlıştır.

  16. 16. G20'nin karar alma yapısı ile BM Güvenlik Konseyi'nin karar alma yapısı karşılaştırıldığında, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi her iki mekanizmanın ortak ve ayrışan yönlerini en isabetli biçimde özetlemektedir?

    • A) G20, uluslararası hukuk kişiliğine sahip bir örgüt olduğundan kararları devletleri hukuken bağlar.
    • B) G20 kararları siyasi taahhüt niteliğinde olup hukuki bağlayıcılıktan yoksunken, BM Güvenlik Konseyi'nin 7. Bölüm kapsamındaki kararları hukuki olarak bağlayıcıdır; her iki yapıda da veto benzeri tek taraflı engelleme mekanizmaları bulunmaktadır.
    • C) Her iki yapı da eşit oy hakkına dayalı oyçokluğu sistemiyle çalışır; fark yalnızca gündem belirleme süreçlerinde ortaya çıkar.
    • D) G20'de her üyenin eşit oy hakkı varken, BM Güvenlik Konseyi'nde yalnızca beş daimi üye oy kullanabilmektedir.
    • E) Her ikisi de hukuki bağlayıcı kararlar alabilir; ancak G20 olağanüstü toplantı mekanizmasına sahip değildir.

    G20‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ resmî bir uluslararası örgüt değil, forumsal bir yapıdır; kararları hukuken bağlayıcı değil, siyasi taahhüt niteliğindedir. BM Güvenlik Konseyi'nin BM Şartı'nın 7. Bölümü kapsamındaki kararları ise hukuki bağlayıcılığa sahiptir. Her iki yapıda da fiilî veto benzeri engelleme mekanizmaları mevcuttur: G20'de mutabakat aranır, BM GK'da 5 daimi üyenin veto hakkı vardır. G20'nin uluslararası hukuk kişiliği bulunmaz.

  17. 17. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Statüsü'ne göre tamamlayıcılık (complementarity) ilkesi bağlamında aşağıdaki senaryolardan hangisinde UCM'nin yargı yetkisini kullanması en güçlü hukuki dayanağa sahiptir?

    • A) Devlet, siyasi hassasiyet gerekçesiyle soruşturma açmamış olmakla birlikte yasama organı bir soruşturma komisyonu kurmuştur.
    • B) Devlet, soruşturmayı yürütmüş ve 5 yıl hapis cezasına hükmetmiştir; ancak UCM savcısı verilen cezayı yetersiz bulmaktadır.
    • C) Şüpheli kendi rızasıyla başka bir devletin yargı yetkisine tabi olmuş ve mahkûm edilmiştir.
    • D) Devlet soruşturma başlatmış ancak uluslararası kamuoyunun baskısıyla süreç dondurulmuş ve şüpheli hiçbir kısıtlama olmaksızın kamu görevine devam etmektedir.
    • E) Devlet soruşturmayı tamamlamış, delilleri incelemiş ve sanığı beraat ettirmiştir; UCM savcısı beraat kararını hatalı bulmaktadır.

    Roma‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Statüsü'nün 17. Maddesi uyarınca UCM, devletin soruşturmayı gerçek anlamda yürütmeye 'isteksiz veya yetersiz' olduğu durumlarda yetkisini kullanır. B şıkkında devlet soruşturmayı fiilen askıya almış ve şüpheli kısıtlama olmaksızın görevine devam etmektedir; bu durum açık isteksizlik göstergesidir. A ve C şıklarında yargılama tamamlanmıştır (ne bis in idem ilkesi geçerli olabilir). D şıkkında yasama komisyonu cezai yargılama sayılmaz. E şıkkında üçüncü devlet yargılaması gerçekleşmiştir.

  18. 18. ASEAN'ın karar alma süreçlerinde benimsenen 'ASEAN Way' yaklaşımının en belirgin özelliği ve bu yaklaşımın örgütün etkinliğine ilişkin en güçlü eleştirisi aşağıdakilerin hangisinde birlikte ve doğru biçimde verilmiştir?

    • A) Özellik: Rotasyonlu liderlik ve çoğunluk oyu; Eleştiri: Kararların ideolojik ön yargılara dayanması.
    • B) Özellik: Büyük üyelerin veto hakkı; Eleştiri: Küçük devletlerin temsil edilememesi.
    • C) Özellik: Mutabakat ve iç işlere karışmama ilkesi; Eleştiri: Bağlayıcı mekanizmaların yokluğu nedeniyle ciddi bölgesel krizlerde etkin ortak tepki üretilemediği görüşü.
    • D) Özellik: Çoğunluk oyu; Eleştiri: Azınlık üyelerin çıkarlarının göz ardı edilmesi.
    • E) Özellik: Süpranasyonal yetkili bir sekretaryanın kararları; Eleştiri: Üye devlet egemenliğinin aşınması.

    'ASEAN‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Way', müzakere, mutabakat (consensus) ve iç işlere karışmama (non-interference) ilkelerine dayalı bir karar alma kültürüdür. Bu yaklaşımın temel eleştirisi, üyeler arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğunda mutabakat zorunluluğunun etkili ortak kararları engellediği ve örgütün Güney Çin Denizi gibi krizlerde bütünleşik bir tutum sergileyemediğidir. ASEAN süpranasyonal bir yapıya sahip değildir; kararlar bağlayıcı değil tavsiye niteliğindedir.

  19. 19. Aşağıdaki uluslararası antlaşma ve örgütleri eşleştiren ifadelerden hangisi yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Montreal Protokolü – Ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımını kısıtlamayı amaçlar; BM Çevre Programı çatısı altında izlenir.
    • B) Ramsar Sözleşmesi – Sulak alanların korunmasını düzenler; DTÖ bünyesinde imzalanmış ve Dünya Bankası tarafından finanse edilmektedir.
    • C) CITES – Nesli tehlike altındaki yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretini düzenler; üç ekte listeleme sistemi öngörür.
    • D) Paris Anlaşması – Ülkelerin kendi belirledikleri ulusal katkı beyanlarına (NDC) dayanır; bağlayıcı emisyon hedefleri yerine şeffaflık mekanizması ön plandadır.
    • E) Kyoto Protokolü – UNFCCC çerçevesinde bağlayıcı sera gazı azaltım yükümlülükleri; yalnızca Ek-1 ülkelerine uygulanmıştır.

    Ramsar‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Sözleşmesi (1971) sulak alanların korunmasına ilişkin olup İran'ın Ramsar kentinde imzalanmıştır. DTÖ ile herhangi bir kurumsal bağı yoktur; sekretaryası IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) ile iş birliği içindedir ve Dünya Bankası tarafından finanse edildiği iddiası doğru değildir. Diğer tüm şıklardaki bilgiler doğrudur.

  20. 20. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ilişkisi değerlendirildiğinde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi hukuki ve kurumsal açıdan yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Nükleer Silah Devleti olmayan NPT tarafları, nükleer malzemelerini UAEA güvencelerine tabi tutmak zorundadır.
    • B) Hindistan, Pakistan ve İsrail NPT'ye taraf olmadığından UAEA'nın NPT güvenceler sistemi bu devletler için bağlayıcı değildir.
    • C) NPT, nükleer devletleri (P5) silahsızlanma yükümlülüğünden tamamen muaf tutmaktadır; Madde 6'nın bu devletlere uygulanmadığı antlaşmada açıkça ifade edilmiştir.
    • D) UAEA denetimleri NPT'nin doğrulama mekanizmasını oluşturur; taraflar UAEA ile kapsamlı güvenceler anlaşması imzalamak zorundadır.
    • E) UAEA'nın Ek Protokol'ü, standart güvenceler anlaşmalarına kıyasla daha kapsamlı denetim ve bildirim yükümlülükleri getirmektedir.

    NPT'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 6. Maddesi nükleer silahlı devletleri de nükleer silahsızlanma müzakerelerini iyi niyetle yürütme yükümlülüğü altına almaktadır. Anlaşma bu devletleri Madde 6'dan 'açıkça' muaf tutmamaktadır; aksine uzun vadeli silahsızlanma taahhüdü öngörülmektedir. Bu nedenle B şıkkı yanlış bilgi içermektedir. Diğer şıklardaki bilgiler hukuken doğrudur.

  21. 21. Avrupa Birliği'nin karar alma süreçleri analiz edildiğinde, 'olağan yasama usulü' ile 'özel yasama usulü' arasındaki temel farkı ve Avrupa Parlamentosu'nun her iki usuldeki rolünü en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?

    • A) Özel yasama usulü yalnızca dış politika alanlarında uygulanır ve Parlamento bu alanlarda hiçbir yetkiye sahip değildir.
    • B) Olağan yasama usulünde Parlamento Konsey ile eş yasamacı sıfatıyla hareket eder; özel yasama usulünde ise Konsey tek yasamacıdır, Parlamento yalnızca onay veya danışma rolü üstlenir.
    • C) Olağan yasama usulünde Konsey basit çoğunlukla karar alırken, özel yasama usulünde Parlamento nitelikli çoğunluk arar.
    • D) Olağan yasama usulünde Parlamento yalnızca görüş bildirirken, özel yasama usulünde Parlamento Konsey ile eş yasamacı sıfatıyla hareket eder.
    • E) Her iki usulde de Parlamento veto yetkisine sahiptir; fark yalnızca Komisyon'un teklif sunma yönteminde ortaya çıkar.

    AB'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ olağan yasama usulünde (TFEU m.294) Parlamento ve Konsey eş yasamacı olarak birlikte hareket eder; üç okuma aşaması ve uzlaşma komitesi mekanizması içerir. Özel yasama usulünde ise kural olarak Konsey tek yasamacıdır; Parlamento'nun rolü alana göre ya 'onay' (consent) ya da 'danışma' (consultation) ile sınırlıdır. Bu durum özellikle vergi, bütçe ve bazı AB vatandaşlığı konularında geçerlidir.

  22. 22. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ/WHO) uluslararası halk sağlığı krizlerinde kullandığı 'Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu' (PHEIC) ilanının hukuki sonuçları değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) Uluslararası Sağlık Tüzüğü'ne (IHR 2005) taraf devletlerin hastalık gözetimi ve bildirim yükümlülükleri bulunmakta olup bu yükümlülükler PHEIC ilanından bağımsız olarak geçerliliğini korumaktadır.
    • B) PHEIC ilanı, diğer devletlerin ilgili ülkeye ticaret ve seyahat kısıtlaması uygulamasını otomatik olarak meşrulaştırır ve uluslararası hukuk açısından bağlayıcı zorunlu tedbir alma yükümlülüğü doğurur.
    • C) PHEIC ilanı, Genel Direktör'ün Uluslararası Sağlık Tüzüğü çerçevesinde bağımsız uzman komitesi (IHR Acil Komitesi) önerisine dayalı olarak yapabileceği bir karardır.
    • D) PHEIC, yalnızca olağandışı bir olay için ve hastalığın uluslararası yayılma riski taşıması ile uluslararası koordineli müdahale gerektirmesi koşullarının birlikte bulunması hâlinde ilan edilebilir.
    • E) PHEIC ilanına ilişkin öneriler bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde olup Genel Direktör teknik önerileri kamuoyuyla paylaşabilir.

    PHEIC‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ilanı diğer devletlere otomatik bağlayıcı tedbir alma zorunluluğu doğurmaz; IHR 2005 çerçevesinde verilen geçici tavsiyeler hukuki bağlayıcılıktan yoksundur. Ayrıca PHEIC, ticaret ve seyahat kısıtlamalarını otomatik meşrulaştırmaz; aksine IHR, gereksiz kısıtlamalardan kaçınılmasını tavsiye eder. B şıkkı bu nedenle yanlıştır. Diğer şıklardaki bilgiler IHR 2005 hükümlerine uygundur.

  23. 23. Aşağıdaki uluslararası örgütlerin oy hakkı ve karar alma yapılarına ilişkin eşleştirmelerden hangisi yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Dünya Bankası (IBRD) – IMF'ye paralel biçimde ağırlıklı oy sistemi; hissedar devletlerin sermaye katkılarına göre oy dağılımı belirlenir.
    • B) IMF – Ülkelerin kota paylarıyla orantılı ağırlıklı oy sistemi; büyük ekonomilerin orantısız biçimde fazla oy hakkı.
    • C) BM Genel Kurulu – Her üye devletin eşit bir oy hakkına sahip olduğu 'bir devlet, bir oy' ilkesi; kararlar tavsiye niteliğindedir.
    • D) BM Güvenlik Konseyi – Tüm 15 üyenin eşit oy hakkına sahip olduğu sistem; usul kararları dışında veto mekanizması tüm üyeler için geçerlidir.
    • E) DTÖ – Pratikte mutabakat esasına dayanır; ancak oy kullanmaya başvurulduğunda her üye devletin eşit oy hakkı vardır.

    BM‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı yalnızca beş daimi üyeye (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) tanınmıştır; geçici üyeler veto hakkına sahip değildir. E şıkkındaki 'veto mekanizması tüm üyeler için geçerlidir' ifadesi bu nedenle yanlıştır. Esasa ilişkin kararlarda 9 olumlu oy ve beş daimi üyenin karşı oy kullanmaması gerekmektedir. Diğer şıklardaki bilgiler doğrudur.

  24. 24. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (MSHS, 1966) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ESKHS, 1966) bir arada değerlendirildiğinde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi her üç belge açısından da doğrudur?

    • A) Her üçü de imzacı devletler için hukuken bağlayıcı nitelikte olup ihlaller durumunda bireysel şikâyet mekanizması öngörür.
    • B) Evrensel Beyanname, MSHS ve ESKHS ile birlikte 'Uluslararası İnsan Hakları Şartı'nı oluşturur; bu şart uluslararası teamül hukukunun bir parçası değildir.
    • C) ESKHS, haklarını derhal uygulanabilir (immediately applicable) kılarken, MSHS hakları kademeli gerçekleşme (progressive realization) ilkesine bırakmıştır.
    • D) Her üç belge de devletlerin iç hukuk düzenlemelerini otomatik olarak geçersiz kılma gücüne sahiptir.
    • E) Evrensel Beyanname bir BM Genel Kurul kararı olup başlangıçta hukuki bağlayıcılıktan yoksundur; MSHS ve ESKHS ise bağlayıcı antlaşmalardır. Bireysel şikâyet mekanizması MSHS için ihtiyari protokolle mümkünken, ESKHS için bu mekanizma 2008 tarihli ihtiyari protokole kadar fiilen işlememiştir.

    Evrensel‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Beyanname (UDHR) bir BM Genel Kurul kararıdır ve kabul edildiğinde hukuken bağlayıcı değildi; ancak zamanla örf ve adet uluslararası hukukunun parçası olduğu kabul görmüştür. MSHS ve ESKHS antlaşma niteliğinde bağlayıcıdır. Bireysel şikâyet MSHS için 1. İhtiyari Protokol ile mümkün olmuştur. ESKHS için benzer mekanizma 2008 İhtiyari Protokolü ile oluşturulmuş olup bu protokol 2013'te yürürlüğe girmiştir. A şıkkındaki 'her üçü bağlayıcı ve bireysel şikâyet öngörür' ifadesi yanlış; C, D ve E şıklarında da çeşitli hatalar mevcuttur.

  25. 25. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) kuruluş amacı, üyelik yapısı ve NATO ile karşılaştırmalı konumu bakımından aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi en isabetli analizi sunmaktadır?

    • A) ŞİÖ, NATO'ya paralel askeri ittifak olup kolektif savunma maddesi içerir; üyeler birbirine karşı savaş açmama taahhüdü vermiştir.
    • B) ŞİÖ, terörle mücadele, ayrılıkçılık ve aşırıcılığa karşı bölgesel güvenlik iş birliğini önceliklendiren bir örgüttür; NATO gibi 5. Madde eşdeğeri kolektif savunma yükümlülüğü öngörmez ve ekonomik iş birliği ile siyasi koordinasyonu da kapsayan çok boyutlu bir yapıya sahiptir.
    • C) ŞİÖ, Çin ve Rusya'nın ABD'ye karşı oluşturdukları resmi bir askeri savunma örgütüdür; tüm üyeler eşit oy hakkına sahip olup kararlar bağlayıcıdır.
    • D) ŞİÖ üyeleri arasında Hindistan ve Pakistan da bulunmakta olup bu iki devlet örgütün kolektif savunma mekanizmasını birbirine karşı işletmiştir.
    • E) ŞİÖ yalnızca ekonomik entegrasyon amacıyla kurulmuştur; güvenlik boyutu sonradan ve üye devletlerin talebi dışında eklenmiştir.

    ŞİÖ‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 2001'de kurulmuş olup üç kötülük (terör, ayrılıkçılık, aşırıcılık) olarak tanımlanan tehditlere karşı bölgesel güvenlik iş birliğini ön plana çıkarır. NATO'nun 5. Maddesi'ne eşdeğer kolektif savunma yükümlülüğü içermez. Ekonomik iş birliği, kültürel boyut ve siyasi koordinasyon da örgütün faaliyet alanındadır. Hindistan ve Pakistan 2017'de tam üye olmuştur; ancak örgüt kolektif savunma mekanizması işletilmemiştir. E şıkkındaki iddia fiilen gerçekleşmemiş ve hukuken öngörülmemiş bir durumu tanımlamaktadır.