Genel Tekrar Testi - 138
Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili söz öbeği gerçek bir deyim değil, kalıplaşmış bir söz ya da özdeyiştir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili söz öbeği gerçek bir deyim değil, kalıplaşmış bir söz ya da özdeyiştir?
- A) Arkadaşı olmadan o gün hiç etmedi, adeta <u>onu gözü gibi korudu</u>.
- B) 'Vakit nakittir' diyerek her dakikasını değerlendirdi. ✓
- C) Patronun önerisini duyan çalışanlar <u>dört dörtlük</u> buldular planı.
- D) Projeyi teslim etmeden önce bir kez daha <u>ince eleyip sık dokudu</u>.
- E) Zorlu süreçten çıkan adam <u>derin bir nefes alarak</u> rahatlayınca herkes güldü.
'Vakit nakittir' ifadesi, bir deyim değil özdeyiş (aphorism) niteliğinde kalıplaşmış bir sözdür; kaynağı Benjamin Franklin'e atfedilen bu söz, Türkçede de aynı biçimde kullanılmaktadır. Deyimler, anlamı bütünleşmiş ve çoğu zaman mecaz anlam kazanmış söz öbekleridir. 'Gözü gibi korumak', 'ince eleyip sık dokumak' birer deyimdir. 'Dört dörtlük' sıfat tamlaması da kalıplaşmış olmakla birlikte bir deyim işlevi görür. A'daki ifade ise bir deyim değil, bir özdeyiştir.
2. Aşağıdaki cümlelerden hangisi, 'gösterişli konuşup az iş yapan biri için söylenen ve söylem ile eylem arasındaki uçurumu eleştiren' bir atasözünü içermektedir?
- A) 'Lafın güzeli kötüsü olmaz.' derler; onun konuşmaları herkes tarafından takdirle karşılanırdı.
- B) 'İşleyen demir ışıldar.' diyerek emekliliği reddetti ve çalışmaya devam etti.
- C) 'Söz gümüşse sükût altındır.' diyerek o toplantıda tek kelime etmedi.
- D) 'Konuşmak gümüş, susmak altındır.' diyerek fikirleri olsa da hiçbirini paylaşmadı.
- E) 'Boş teneke çok ses çıkarır.' diyen müdür, az konuşan ama çok üreten çalışanını ödüllendirdi. ✓
'Boş teneke çok ses çıkarır' atasözü, bilgisi ve birikimi az olan, içi boş kimselerin çok konuştuğunu, gösterişli davrandığını; ama gerçek değerin sessiz sedasız çalışan kişilerde bulunduğunu vurgular. Bu atasözü, söylem ve eylem arasındaki uçurumu en iyi eleştiren seçenektir. C ve E seçeneklerindeki ifadeler ise susmayı erdem olarak sunan atasözleridir ve sorulan anlamla örtüşmez.
3. Aşağıdaki paragrafta numaralandırılmış deyimlerden hangisi anlamca yanlış kullanılmıştır? 'Yıllardır köşe bucak arayıp bulduğu o nadide kitabı (I) gözü gibi koruyan koleksiyoncu, bir gün kitabın sahte olduğunu öğrenince (II) aklı başından gitti. Durumu öğrenenler, onun bu kadar (III) kolay kandırılmasına şaşırarak birbirlerine bakıştılar. Koleksiyoncu, kendisini aldatan kişiyi (IV) dört gözle bekleyerek hesap sormaya kararlıydı. Söz konusu kitap satıcısı ise ortadan (V) sıvışıp gitmişti.'
- A) III - Kolay kandırılmak
- B) I - Gözü gibi korumak
- C) II - Aklı başından gitmek
- D) IV - Dört gözle beklemek ✓
- E) V - Sıvışıp gitmek
'Dört gözle beklemek' deyimi, birini ya da bir şeyi büyük bir özlem, heyecan veya arzuyla beklemek anlamına gelir; olumlu bir beklentiyi ifade eder. Cümlede ise koleksiyoncu, kendisini aldatan kişiyi hesap sormak amacıyla beklemektedir; bu, öfkeli ve olumsuz bir beklentidir. Dolayısıyla 'dört gözle beklemek' deyimi burada anlam bakımından yanlış kullanılmıştır. Diğer deyimler bağlamlarıyla uyumludur.
4. Aşağıdaki atasözü-anlam eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
- A) 'Taşıma su ile değirmen dönmez.' – Bir işin, sürdürülebilir olmayan yöntemlerle değil, kendi kaynaklarıyla yürütülmesi gerekir.
- B) 'Sakla samanı, gelir zamanı.' – Değersiz görünen şeyleri bile biriktirmek gerekir, günü gelir işe yarar.
- C) 'Dereyi görmeden paçaları sıvama.' – Sonucu belli olmayan bir iş için erken hazırlık yapılmamalıdır. ✓
- D) 'Mum dibine ışık vermez.' – Kişi, başkalarına yardım ederken yakın çevresini ihmal edebilir.
- E) 'İt ürür, kervan yürür.' – Eleştirilere aldırmadan hedefe yürümek gerekir.
'Dereyi görmeden paçaları sıvama' atasözünün gerçek anlamı tam tersidir: Bir işin güçlüğünü ya da gerekliliklerini peşinen bilmeden, o işe girecekmiş gibi hazırlanmamalısın; yani işin büyüklüğünü küçümseme, hazırlıksız yakalanma demektir. C seçeneğindeki açıklama ('erken hazırlık yapılmamalıdır') atasözünün anlamını tersyüz etmektedir. Atasözü aslında 'zorluğu görmeden rahat davranma' uyarısını içerir.
5. Bir yazarın, eleştirmenlerden yıllar boyu küçümseyici yorumlar almasına rağmen pes etmeyip çalışmaya devam ettiği ve nihayetinde büyük bir ödül kazandığı bir öykü için en uygun kapanış cümlesi hangisidir?
- A) 'Dost başa, düşman ayağa bakar.' diyerek ödülünü eleştirmenlerine ithaf etti.
- B) 'Sabreden derviş muradına ermiş.' atasözü, yıllarını ayakta tutan en güçlü düsturdu. ✓
- C) 'Mum dibine ışık vermez.' diyerek kendi başarısını görmezden gelen yazar, ödülü reddetti.
- D) 'Taşıma su ile değirmen dönmez.' sözü, onun bu zaferini en iyi özetliyordu.
- E) 'Lafı gevelemeden' doğruyu söyleyen yazar, eleştirmenlerle hesabını kapattı.
'Sabreden derviş muradına ermiş' atasözü, sabır ve kararlılıkla yoluna devam eden kişinin eninde sonunda istediğine ulaşacağını anlatır. Bu öykünün teması; yılmadan devam etmek ve sonunda başarmaktır. Atasözü, bu temayı hem anlam hem de ton bakımından en uygun biçimde özetlemektedir. Diğer seçenekler bağlamla ya anlam ya da mantık açısından uyuşmamaktadır.
6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir deyim, anlamı bozmadan bağlama en uygun biçimde kullanılmıştır? (Bağlam: Uzun süredir hastalıkla mücadele eden bir kişinin, zorlu sürecin ardından yeniden hayata tutunması anlatılmaktadır.)
- A) Uzun tedavi sürecinin ardından adam, neredeyse soluğu tükenmişken yeniden nefes alır gibi oldu ve hayata tutundu. ✓
- B) Hastalığı boyunca hiç dert etmedi, kimseye yük olmadı; adeta taşı sıksa suyunu çıkarırdı.
- C) Hastane koridorlarında aylarca volta atan adam, sonunda ayakta dikilmekten bıkıp pes etti.
- D) Doktorların bütün çabaları sonuçsuz kalınca adam, avucu yalayıp beklemeye başladı.
- E) Yıllarca hastalıkla boğuşan adam, bir sabah yataktan kalktığında ağzının tadının kaçtığını fark etti.
B seçeneğinde 'nefes alır gibi olmak' ve 'hayata tutunmak' ifadeleri, hastalığın ardından sağlığa kavuşmayı mecaz yoluyla anlatan, bağlamla tam örtüşen ve doğru kullanılmış deyimsel ifadelerdir. A seçeneğindeki 'volta atmak' bağlama aykırı bir çağrışım taşır. C'deki 'ağzının tadı kaçmak' olumsuz bir anlam içerdiğinden bağlamla çelişir. D'deki 'avucu yalamak' deyimi burada anlamsız kalmaktadır. E'deki 'taşı sıksa suyunu çıkarmak' ise dayanıklılık değil cimrilik ya da aşırı güç anlamında kullanılan bir deyimdir ve bağlamla örtüşmez.
7. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'gözden düşmek' deyimi, diğerlerinden farklı bir anlamda kullanılmıştır?
- A) Siyasi çalkantılar sonucunda halkın gözünden düşen lider istifa etti.
- B) Yaşlılıkla birlikte görme yetisi giderek gözden düşmeye başladı. ✓
- C) Dedikodular yüzünden mahalledeki herkesin gözünden düştü.
- D) Yıllarca çalıştığı kurumda yöneticisinin gözünden düşmüştü.
- E) Bir hata yüzünden tüm ekip arkadaşlarının gözünden düştü.
'Gözden düşmek' deyimi, 'birisinin sevgi ve saygısını yitirmek, itibarını kaybetmek' anlamına gelir. A, B, C ve E seçeneklerinde bu mecazi anlam kullanılmıştır. D seçeneğinde ise deyim değil, 'görme yetisinin zayıflaması' anlamındaki gerçek/düz anlam kullanılmıştır. Bu seçenek diğerlerinden farklıdır.
8. 'Bir elin nesi var, iki elin sesi var.' atasözüyle anlam bakımından en yakın olanı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Dost başa, düşman ayağa bakar.
- B) Yalnız taş duvar olmaz. ✓
- C) Bugünün işini yarına bırakma.
- D) Sakla samanı, gelir zamanı.
- E) El elden üstündür.
'Bir elin nesi var, iki elin sesi var.' atasözü, birlikteliğin ve dayanışmanın gücünü vurgular; yalnız başarılamayanın, bir arada çalışıldığında başarılabileceğini anlatır. 'Yalnız taş duvar olmaz.' atasözü de aynı şekilde tek başına yeterli olunmadığını, birlikte hareket etmenin gücünü ifade eder. Diğer seçeneklerde ise sırasıyla vefa, tasarruf, vakit ve hiyerarşi temaları işlenmektedir.
9. Aşağıdaki atasözlerinden hangisinin diğerleriyle ortak bir temayı işlemediği söylenebilir?
- A) Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
- B) Mum dibine ışık vermez.
- C) Çiğ süt emmiş. ✓
- D) Körle yatan, şaşı kalkar.
- E) İt ürür, kervan yürür.
A, B, C ve D seçeneklerindeki atasözleri; çevre, alışkanlık, doğruluğun bedelini ödeme ve eleştirilere aldırmazlık gibi sosyal gerçeklikleri ya da olumsuz etkileri anlatan atasözleridir. Bu dört atasöz, toplumsal baskı, kötü çevre veya gerçeklerin görmezden gelinmesi temalarını paylaşır. Oysa E seçeneğindeki 'Çiğ süt emmiş.' deyimi kalıp söz niteliğinde olup kaba ve terbiyesiz kişiyi tanımlamak için kullanılır; diğer atasözleriyle ortak bir tema taşımaz.
10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde birbirine zıt anlamlı iki deyim bir arada kullanılmıştır?
- A) Küçük çıkarlar için dil döken adam, sonunda dilini yutmak zorunda kaldı.
- B) Arkadaşının sözlerine kulak veren Ayşe, duyduklarını bir kulağından girip öbüründen çıkardı.
- C) İşi eline yüzüne bulaştıran usta, bunun bedelini yüzde yüz ödedi.
- D) Adam, yıllarca göz yumduğu arkadaşının bu son hatasına göz dikti.
- E) Toplantıda göze girmek için çabalayan yönetici, kısa sürede gözden düştü. ✓
'Göze girmek' deyimi 'birinin beğenisini ve güvenini kazanmak', 'gözden düşmek' deyimi ise 'birinin sevgi ve saygısını yitirmek, itibar kaybetmek' anlamına gelir. Bu iki deyim anlam olarak birbirinin karşıtıdır. B seçeneğinde her ikisi de bir arada ve zıt anlamlı şekilde kullanılmıştır. Diğer seçeneklerde benzer ya da ilgisiz deyimler bir arada kullanılmış, ancak zıt anlamlılık ilişkisi kurulamamıştır.
11. Bir kişinin deneyimlerinden ders çıkarmadan aynı hatayı sürekli tekrar etmesi durumunu en iyi anlatan atasözü hangisidir?
- A) Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur. ✓
- B) Yiğidi öldür, hakkını yeme.
- C) Ağaç yaşken eğilir.
- D) Eşeği sağlam kazığa bağla, ondan sonra Allah'a ısmarla.
- E) Tekerrür tarihin biricik kanunudur.
Sorulan durumu (küçük bir ihmalin büyük felakete yol açması ve bunun sürekli tekrar etmesi) en iyi anlatan 'Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.' atasözüdür. Bu atasözü, önemsiz görünen bir ayrıntının büyük sonuçlara yol açtığını vurgular ve kümülatif dikkatsizliği imler. A seçeneği eğitimde zamanlamayı, B seçeneği tedbiri, C seçeneği adaleti, D seçeneği ise tarihin tekerrürünü anlatır; bunların hiçbiri sorulan bağlamla birebir örtüşmez.
12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim, mecaz anlamından sıyrılarak gerçek anlamında kullanılmıştır?
- A) Büyükler, küçükleri hata yaptığında zaman zaman kulak çekerek uyarırdı.
- B) Usta, çırağın dikkatsizliğini görünce onu bir kez daha kulak çekti.
- C) Müdür, çalışanları her fırsatta kulak çekerek onları yolda tutmaya çalışırdı.
- D) Annesinin sürekli kulak çekmesinden bıkan genç, evden ayrılmaya karar verdi.
- E) Çocuk, sınıfta arkadaşlarını kızdırınca öğretmen ona kulak çekti. ✓
'Kulak çekmek' deyiminin iki anlamı vardır: biri 'uyarmak, azarlamak, ikaz etmek' (mecaz anlam), diğeri ise gerçekten bir kişinin kulağını tutup çekmek anlamındaki fiziksel eylemdir. B, C, D ve E seçeneklerinde 'uyarmak, azarlamak' mecaz anlamı kullanılmıştır. A seçeneğinde ise bağlam, sınıf ortamında çocuğun kulaklarının gerçek anlamda çekilmesi (fiziksel ikaz) biçiminde değerlendirilebilecek bir durum sunmaktadır ve deyim burada gerçek anlamına yakın kullanılmaktadır.
13. 'Lafı dolandırmak' ve 'lafa gelmek' deyimlerinin her ikisinin de anlamını karşılayan bir cümle aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Adam, sorulan soruya doğrudan yanıt vermek yerine konuyu değiştirerek lafı dolandırdı; ama ısrarcı soru karşısında lafa gelip her şeyi açıkladı. ✓
- B) Kalabalık toplantılarda lafa gelen politikacı, seçmenlerine karşı hiç lafı dolandırmadı.
- C) Toplantıda söz alan müdür, saatlerce lafa geldi ve sonunda lafı dolandırarak kürsüden indi.
- D) Yıllardır konuşmayan iki kardeş, bir gün birlikte lafa geldi ve lafı dolandırmadan anlaştı.
- E) Haberi duyan kadın lafı dolandırdı ve lafa gelince de kimseye bir şey söylemedi.
'Lafı dolandırmak' deyimi 'asıl konudan kaçınarak söz söylemek, netlik vermemek' anlamına gelir. 'Lafa gelmek' ise 'konuşmaya başlamak, söze açık olmak ya da ısrar karşısında konuşmak zorunda kalmak' anlamına gelir. A seçeneğinde her iki deyim hem doğru anlamlarıyla hem de birbirini tamamlar biçimde kullanılmıştır: kişi önce lafı dolandırıp konudan kaçmış, ardından ısrar karşısında lafa gelip konuşmak zorunda kalmıştır. Diğer seçeneklerde ise bu iki deyim ya çelişkili ya da anlamsız bağlamlarda kullanılmıştır.
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kullanılan deyim, cümlenin genel anlamıyla çelişmektedir?
- A) Hiç beklemediği bir anda gelen bu güzel haber onu yerinden oynatmış, sevinçle havalara uçmuştu. ✓
- B) Büyük bir utanç içinde kalan sanık, savcının sözleri karşısında küçük düşmüş ve yüzü kızarmıştı.
- C) Tüm çabalarına karşın işini kaybeden adam, etrafındakilere dert yanarken gözyaşlarını içine akıttı.
- D) Savcının tüm iddialarına gülen sanık, son derece rahat görünüyordu; içi gülmese de dışına vurmamasını biliyordu.
- E) Yıllarca emek verdiği projenin çöpe gitmesi onu yıkmıştı; bu haberi duyar duymaz içi sızladı.
'Yerinden oynamak' deyimi, olumsuz bir şok ya da kaygı karşısında aşırı telaşlanmak, büyük bir sarsıntıya uğramak anlamında kullanılır. 'Havalara uçmak' deyimi ise sevinç ve mutluluktan coşmak anlamına gelir. B seçeneğinde 'güzel haber' bağlamı, 'havalara uçmak' deyimiyle tutarlıdır; ancak 'yerinden oynatmak' ifadesi burada olumlu bir bağlamda kullanılmıştır ki bu deyim genellikle olumsuz durumlar için tercih edilir. Bu nedenle 'yerinden oynamak' deyimi, cümlenin sevinç içeren genel anlamıyla anlam bakımından çelişmektedir.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde iki farklı deyim, birbirinin anlamını pekiştirecek biçimde doğru kullanılmıştır?
- A) Geceyi uykusuz geçiren öğrenci, sabah sınavda hem gözleri açılmış hem de gözleri kapanmış hâldeydi.
- B) Yıllarca susturulan gazeteci hem dili tutulmuş hem de dilini tutamamış biri olarak tanınıyordu.
- C) Adam, arkadaşının isteğini yerine getirirken hem ağzının payını verdi hem de gönlünü aldı. ✓
- D) Müdür, çalışanın başarısını görünce hem onu başının üzerinde taşıdı hem de ayağını yere bastırdı.
- E) Uzun bir ayrılıktan sonra bir araya gelen iki dost, hem içlerini döktü hem de dertlerini gömdü.
'Ağzının payını vermek' deyimi 'birini sert bir dille azarlamak ya da hakkını vermek' anlamına gelir. 'Gönlünü almak' ise 'kırılan birini hoşnut etmek, gönlünü rahatlatmak' anlamına gelir. Ancak bu iki deyim anlam olarak birbiriyle çelişir gibi görünse de A seçeneğinde adam, bir yandan isteği yerine getirirken (gönlünü aldı) öte yandan gereken sert uyarıyı da yapmıştır (ağzının payını verdi). Diğer seçeneklerde ise deyimler birbirini anlam olarak çürütmektedir: B'de 'başının üzerinde taşımak' ile 'ayağını yere bastırmak' zıttır; C, D ve E'de de deyimler doğrudan çelişen anlamlara sahiptir.
16. 'Dereyi görmeden paçaları sıvamak' atasözüyle anlatılmak istenen düşünceye dayanan bir davranışın olumsuz sonucunu en iyi örnekleyen durum hangisidir?
- A) Gerçeği araştırmadan söylentilere inanarak karar veren bir yönetici, sonradan yanlış bilgi üzerine hareket ettiğini anladı.
- B) Sabırsız bir öğrenci, ders çalışmadan sınava girdi ve başarısız oldu.
- C) Aceleci bir yatırımcı, piyasayı araştırmadan büyük miktarda para yatırdı ve yüklü zarar etti.
- D) Uzun yıllar çalışıp para biriktiren bir girişimci, yatırımını titizce planlayarak büyük bir başarı elde etti.
- E) Bir mühendis, projeyi yeterince analiz etmeksizin üretime geçti ve kritik hatalarla karşılaştı. ✓
'Dereyi görmeden paçaları sıvamak' atasözü, işin güçlüklerini değerlendirmeden, sonucu kesinleşmeden önce hazırlıklara girişmek ya da büyük planlar yapmak anlamına gelir. Bu atasözündeki asıl vurgu, işin gerekliliklerini ve koşullarını yeterince analiz etmeden eyleme geçmek üzerinedir. D seçeneğinde mühendis, projeyi yeterince analiz etmeksizin doğrudan üretime geçmiş ve bunun bedelini ödemiştir; bu durum atasözünün özünü en doğru biçimde örneklemektedir. E seçeneği de yakındır; ancak 'araştırmadan para yatırmak' bağlamı finansal sabırsızlığı vurgular ve 'piyasayı bilmemek' atasözünden daha dar bir anlam taşır. D seçeneği ise 'görevi icabı analiz yapmamak' üzerinden atasözünü daha doğrudan karşılar.
17. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'eli kulağında olmak' deyimi doğru anlamda kullanılmıştır?
- A) Sınavda başarılı olan öğrenci, ödülünün eli kulağında olduğunu düşünerek seviniyordu.
- B) Yıllardır beklediği haberin eli kulağındaydı; her an gelir diye telefonu bırakmıyordu. ✓
- C) Çocuk, öğretmeninin sözlerini dinlemek için eli kulağında bekliyordu.
- D) Kazadan sağ kurtulan adam, o günden sonra her şeyi eli kulağında yaşamaya başladı.
- E) Müdür, projenin bitmesi için eli kulağında çalışıyordu.
'Eli kulağında olmak' deyimi, 'bir şeyin gerçekleşmesinin çok yakın olması, an meselesi hâle gelmesi' anlamına gelir. A seçeneğinde kişi, yıllardır beklediği haberin artık çok yakın olduğunu düşünmektedir ve telefonu bırakmamaktadır; bu kullanım deyimin tam anlamıyla örtüşmektedir. B seçeneğinde 'dikkatle dinlemek', C seçeneğinde 'temkinli yaşamak', D seçeneğinde 'çok çalışmak' ve E seçeneğinde 'ödülün yakın olduğunu zannetmek' anlamları iletilmiş olup bunlar deyimin gerçek anlamından uzaktır.
18. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kullanılan atasözü, cümledeki durumu yanlış yorumlamaktadır?
- A) Yıllarca küçük ama düzenli tasarruf yapan emekli, birikimlerini görünce 'Damlaya damlaya göl olur.' diyerek haklıydım dedi.
- B) Yeni bir iş kurmak için geç kaldığını düşünen girişimci, mentöründen 'Daha vakit varken ağaç yaşken eğilir.' yanıtını aldı.
- C) Küçük hatalarını görmezden geldiği çalışanı, büyük bir yolsuzluğun ortasında bulan müdür, 'İt ürür, kervan yürür.' diyerek üzüntüsünü dile getirdi. ✓
- D) Uzun süren tartışmalardan yorulan anne, sonunda çocuğuna istediğini alarak 'Damlaya damlaya göl olur.' dedi.
- E) Her defasında dürüst olduğu için işinden kovulan gazeteci, 'Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.' diyerek kaderine güldü.
'İt ürür, kervan yürür.' atasözü, 'eleştiri ve engellemelere aldırmadan doğru yolda ilerlemeyi' ifade eder; olumsuz bir duruma üzülerek yakınmak için kullanılmaz. A seçeneğinde müdür, kendi ihmalinin sonucunu yaşamakta ve üzüntüsünü dile getirmektedir. Oysa bu atasözü, kararlılığı ve dış engellere aldırmazlığı anlatır; pişmanlık ya da üzüntü ifadesi için kullanılması anlam bakımından yanlıştır. Diğer seçeneklerde atasözleri doğru bağlamlarda kullanılmıştır.
19. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir? I. Sonuç olarak, teknolojinin hayatımıza kattığı kolaylıkları göz ardı etmemek gerekir. II. İnsanoğlu tarih boyunca çevresini anlamlandırmaya çalışmıştır. III. Bu nedenle söz konusu görüşler uzun süre kabul görmemiştir. IV. Oysa durum hiç de öyle değildir.
- A) I ve III
- B) Yalnız I
- C) Yalnız II ✓
- D) Yalnız III
- E) II ve IV
Paragrafın giriş cümlesi, öncesinde bir cümle gerektirmeyen, konuyu tanıtan cümledir. 'İnsanoğlu tarih boyunca çevresini anlamlandırmaya çalışmıştır.' cümlesi herhangi bir bağlama ihtiyaç duymadan konuyu açmaktadır. I. cümle sonuç bildirir, III. cümle 'bu nedenle' bağlacıyla önceki bir cümleye bağlıdır, IV. cümle 'oysa' ile bir karşıtlık kurar; bunların tümü öncesinde bir cümle gerektirir.
20. Aşağıdaki cümlelerin hangisi paragrafın sonuç cümlesi olarak kullanılmaya en uygundur?
- A) Yazarın ilk eseri 1985 yılında yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştür.
- B) Bunun yanı sıra şiirde anlam kadar ses de büyük önem taşımaktadır.
- C) Roman türü, Avrupa'da 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır.
- D) Görülüyor ki edebiyat, toplumların aynası olmaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir. ✓
- E) Edebiyatın tarihi incelendiğinde pek çok farklı akımla karşılaşılır.
'Görülüyor ki' ifadesi, sonuç bildiren bir bağlaçtır ve önceki cümlelerdeki bilgileri özetleyerek bir yargıya varıldığını gösterir. Bu özellik, söz konusu cümleyi paragraf sonucu için en uygun seçenek yapar. Diğer seçenekler bilgi verici nitelikte olup bir konuyu başlatmaya ya da geliştirmeye uygundur.
21. Aşağıdaki paragrafta boş bırakılan yere anlam bütünlüğünü sağlamak için hangi cümle getirilmelidir? 'Kitap okuma alışkanlığı, çocuklukta kazanılması gereken en değerli becerilerden biridir. Bu alışkanlık; kelime dağarcığını geliştirir, empati yeteneğini besler ve düşünme becerisini güçlendirir. _______ Bu yüzden ailelerin çocuklarını okumaya teşvik etmesi büyük önem taşımaktadır.'
- A) Okuma alışkanlığı olan çocuklar genellikle matematik dersinde de başarılıdır.
- B) Kitaplar, yüzyıllar boyunca bilginin aktarılmasını sağlamıştır.
- C) Tüm bu faydaları nedeniyle okuma, çocukların gelişimine büyük katkı sağlar. ✓
- D) Roman türü, en çok okunan edebi tür olmaya devam etmektedir.
- E) Ancak bazı çocuklar okumayı sıkıcı bulmaktadır.
Boş yere gelen cümle, öncesindeki bilgileri (kelime dağarcığı, empati, düşünme becerisi) özetleyerek sonraki cümleye ('Bu yüzden...') geçişi sağlamalıdır. C seçeneğindeki 'tüm bu faydaları' ifadesi önceki cümleleri toparlayarak hem anlam bütünlüğünü korur hem de sonraki cümleye doğal bir geçiş hazırlar.
22. Aşağıdaki paragrafın ana düşüncesi hangisidir? 'Bir dil yalnızca iletişim aracı değildir; aynı zamanda o dili konuşan toplumun kültürünü, tarihini ve düşünce biçimini taşır. Bir dilin sözcükleri, o toplumun neye değer verdiğini yansıtır. Bu nedenle bir dil yok olduğunda yalnızca sözcükler değil, onlarla birlikte taşınan bir uygarlık da yok olur.'
- A) Bir dilin yok olması, beraberinde bir kültürü de yok eder. ✓
- B) Dil çeşitliliği dünya mirasının önemli bir parçasıdır.
- C) Toplumların kültürü iletişim biçimlerine yansır.
- D) Sözcükler, dilin en temel yapı taşlarıdır.
- E) Diller zamanla değişip dönüşmektedir.
Paragrafta dil; kültür, tarih ve düşünce biçiminin taşıyıcısı olarak tanımlanmış, son cümlede ise ana yargıya ulaşılmıştır: bir dilin yok olması yalnızca sözcükleri değil bir uygarlığı da yok eder. Bu düşünce, paragrafın bütününü kapsayan ana düşüncedir. Diğer seçenekler paragrafta yer almayan ya da yalnızca kısmi bilgileri yansıtan yargılardır.
23. Aşağıdaki paragrafta anlam bütünlüğünü bozan cümle hangisidir? '(I) Fotoğrafçılık, 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve hızla yaygınlaşan bir sanattır. (II) İlk fotoğraf makineleri oldukça büyük ve kullanması zordu. (III) Zamanla teknolojinin gelişmesiyle birlikte makineler küçülmüş ve herkes tarafından kullanılabilir hâle gelmiştir. (IV) Resim sanatı da yüzyıllar içinde büyük bir dönüşüm yaşamıştır. (V) Günümüzde akıllı telefonlar sayesinde herkes fotoğraf çekebilmektedir.'
- A) V
- B) III
- C) IV ✓
- D) II
- E) I
Paragraf, fotoğrafçılığın tarihsel gelişimini ve teknolojinin bu sanata katkısını konu almaktadır. I, II, III ve V. cümleler bu konuyu doğrudan ele almaktadır. IV. cümle ise 'resim sanatının dönüşümünü' anlatmakta olup fotoğrafçılıkla doğrudan ilişkisi kurulmamış, konunun dışına çıkılmıştır. Bu nedenle anlam bütünlüğünü bozan cümle IV.'tür.
24. Aşağıdaki cümleler anlamlı bir paragraf oluşturacak biçimde sıralandığında doğru sıralama hangisi olur? I. Bu durum, uzun vadede şehirlerin yaşanabilirliğini tehdit etmektedir. II. Hızlı nüfus artışı, pek çok şehirde plansız yapılaşmaya neden olmaktadır. III. Yeşil alanlar yok olurken altyapı sorunları da gün geçtikçe büyümektedir. IV. Plansız yapılaşma; konut sorununa, trafik kargaşasına ve çevre kirliliğine yol açmaktadır.
- A) II - IV - III - I ✓
- B) II - III - IV - I
- C) I - II - III - IV
- D) III - II - IV - I
- E) IV - II - I - III
Mantıksal sıralama şu şekilde kurulur: Önce neden (II: hızlı nüfus artışı → plansız yapılaşma), ardından sonuçlar (IV: konut, trafik, çevre sorunları), sonra bu sorunların somut görünümü (III: yeşil alanlar, altyapı), en sonda ise genel yargı (I: şehirlerin yaşanabilirliğinin tehlike altında olması) gelir. Bu da II - IV - III - I sıralamasını verir.
25. Aşağıdaki paragrafta yazar, okuyucuya hangi mesajı vermek istemektedir? 'Başarı, çoğu zaman insanların düşündüğü gibi ani bir şekilde gelmez. Arka planda yıllarca süren emek, başarısızlık ve yeniden deneme vardır. Parlayan yıldızlar olarak gördüğümüz insanlar, aslında uzun bir mücadelenin sonunda o noktaya gelmişlerdir. Bu nedenle başkalarının başarısını şansla açıklamak, hem o kişiye haksızlık hem de kendimize yapılmış bir yanılsamadır.'
- A) Başarının temelinde uzun ve meşakkatli bir çalışma yatar. ✓
- B) Başarısızlık, insanı güçlendiren en önemli deneyimdir.
- C) Herkesin başarıya ulaşması mümkün değildir.
- D) Toplumun başarı anlayışı zamanla değişmektedir.
- E) Başarılı olmak için şansa da ihtiyaç duyulur.
Paragraf boyunca başarının ani gelmediği, aksine uzun emek ve mücadelenin ürünü olduğu vurgulanmaktadır. Son cümlede ise başarıyı şansla açıklamanın hem haksızlık hem yanılsama olduğu belirtilmekte; bu da emeğin yadsınamayacağı mesajını pekiştirmektedir. Yazar, okuyucuya başarının ardındaki gerçek sürecin farkına varmasını telkin etmektedir.