menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Genel Tekrar Testi - 63

Soru 1 / 25

Bir tiyatro yazarı olarak, tiyatro bütününü oluşturan parçalardan biri saydığım seyirciyi göz önünde tutmadan bu sanatın tamamlanabileceğine pek inanmıyorum. Ama bu, seyircisine göre iş yapılmalı anlamına da alınmamalıdır. Yalnız tiyatroda değil, tüm sanatlarda amaç, her insanda var olan yaratıcılık gücünü, o sanat dalı ile harekete geçirmeye yönelik olmalıdır. Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı olabilir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Bir tiyatro yazarı olarak, tiyatro bütününü oluşturan parçalardan biri saydığım seyirciyi göz önünde tutmadan bu sanatın tamamlanabileceğine pek inanmıyorum. Ama bu, seyircisine göre iş yapılmalı anlamına da alınmamalıdır. Yalnız tiyatroda değil, tüm sanatlarda amaç, her insanda var olan yaratıcılık gücünü, o sanat dalı ile harekete geçirmeye yönelik olmalıdır. Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı olabilir?

    • A) Sizce sanatçının yaratıcılığı amaçtan mı kaynaklanır?
    • B) Tiyatro sanatında seyirci faktörü, amaç bakımından onu diğer sanatlardan ayırır mı?
    • C) Yapıtlarınızı üretirken başlangıç noktası olarak neyi seçersiniz?
    • D) Oyunlarınızı yazarken onların seyircileri nasıl etkilediğini göz önünde tutar mısınız?

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ seyirciyi (etkileme faktörünü) göz önünde tuttuğunu belirterek ('seyirciyi göz önünde tutmadan... inanmıyorum') sorulan soruya yanıt vermiştir.

  2. 2. İnsan için ya da toplum için eskiden yazgı sayılan çoğu olgu, artık bilimin avuçları arasındadır. Nice ölümcül hastalığın çaresi bulunmuştur. Artık ne zenginlik bir yazgıdır ne de yoksulluk. İnsanda ve toplumda az gelişmişlik ya da geri kalmışlık yazgı değildir. Toplumbilim, tarihsel olayların yasalarını açıklamıştır; ekonomi bilimi kalkınmasının sırlarını keşfetmiştir. Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı, aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Bilimin gelişmesi insanı ve toplumu, olumlu ve olumsuz yönde, oldukça etkilemiştir.
    • B) Bilimsel gelişmelerle toplumsal gelişmeler birbirine paralel yürümüştür.
    • C) Çoğu insan, toplumun geri kalmışlığını yazgı olarak kabul eder.
    • D) Bilim, insan ve toplum için yazgı sayılan birçok konuyu çözecek kadar ilerlemiştir.

    Metin,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ eskiden kader olarak görülen (hastalık, yoksulluk vb.) durumların bilim sayesinde çözüldüğünü/çözülebileceğini genel bir yargıyla özetler.

  3. 3. Tam çağı işe başlamanın doğan günle / Buldum o kitapları yeniden / Her satırında buram buram alın teri / Her sayfası günlük güneşlik / Utanmıyorum suçun tümü benim değil / Alfabelik çocuk oldum yeniden / Duygularını, düşüncelerini böyle dile getiren bir kimse aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

    • A) Coşkulu
    • B) İyimser
    • C) Sabırsız
    • D) Alçakgönüllü

    Şiirin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ genel havası umut, iyimserlik, coşku ve bir tür alçakgönüllülük içerirken, **sabırsız** olduğuna dair bir nitelik çıkarılamaz.

  4. 4. Romandaki temel eksen, iktidarı çevresinde ışık görmüş pervaneler gibi dönen insanlar üzerine kurulu. İktidar insanları değiştiriyor. İktidar öyle görkemli bir şey ki “bakışıyla her canlıyı kımıltısız hale getiren bir engereğin bile gözünü kamaştırıyor.” Romanın kahramanı zenci hadım da iktidar yamaçlarına yakın duran ezilmiş bir adam tipi. Bazen kahraman, bazen korkak. Kimi zaman kendisini imparatorluk ailesine eş görüyor, kimi zaman bir hamamböceği kadar değersiz. Roman, iktidar ateşiyle kıvranan insanları konu ediniyor. Bu yüzden tarihsel değil, tarihi dekor olarak seçmiş bir roman türü. Ortega Gasset: “Tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.” diyordu. Sahakespeare’in bütün trajedilerini gerçek olaylara dayandırması ve tarih üzerine kurması rastlantı değil. Hamlet’i okuduğumuz zaman geçmiş yüzyıllardaki Danimarka sarayının yaşamını değil, insan ruhunun akla ziyan kargaşasını algılıyoruz. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?

    • A) Tanımlama
    • B) Örnekleme
    • C) Alıntı yapma
    • D) Öyküleme

    Metin,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ iktidarı, romanın konusunu ve kahramanını **tanımlar**; Ortega Gasset ve Shakespeare'den **alıntı** yapar; pervaneler ve engerek ile **benzetme** yapar. Olay akışı olmadığı için **Öyküleme** yoktur.

  5. 5. Evet, insan soyu şiddete ve yok etmeye yatkın. Bunu hepimiz görüyoruz. Mesela televizyonlarda, insan bedeninin olağan bir parçası olan kadın memesi sansürlenirken insanın insana uyguladığı akıl almaz dehşet serbestçe gösteriliyor. Dünyada soyun devamı için gerekli olan ve herkesin yaptığı cinsel eylemler yasaklanırken makineli tüfeklerle insanların biçildiği, kafaların koptuğu, gözlerin oyulduğu sahnelere hiç itiraz yok. Oysa sevişmek dünyaya bir canlı getirmek güdüsüyle ilgilidir, şiddetin eğilimi ise o canlıyı yok etmek. Akıllı bir dünyada hangisi yasaklanır dersiniz? Bu parçanın anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Açıklama
    • B) Öyküleme
    • C) Betimleme
    • D) Tartışma

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ toplumsal bir çelişkiyi (şiddet ve cinsellik yasağı) sorgulayıcı bir dille sunarak kendi fikrini ispatlamaya çalışmaktadır, bu da **tartışmacı** anlatım biçimidir.

  6. 6. (I) Sophokles, insanların tekrar çocuklaşmak için yaşlandığını söylemişti. (II) Ama herkes bu düşüncede değil. (III) Bu sözde herhalde doğruluk payı var. (IV) Bir zamanlar Samuel Beckett’in gençliğe dönmek istemediğini belirten bir sözünü okumuştum. (V) Gençlik hırslarından, ateşli duygulardan, acıyla kıvranmalardan bir cehennem gibi söz ediyor ve yaşlılıkta kavuştuğu huzuru kaybetmek istemediğini söylüyordu. (VI) Çünkü insan yetişkin hırslarından arınmaya başlayınca çocuk saflığına tekrar dönme olanağına kavuşuyor. (VII) Ernest Hemingway gibi, yaşlı bir adam olamaya dayanamayan ve elden ayaktan düşmeden hayatına kendi elleriyle son verme iradesiyle tüfeği ağzına sokup ateş eden yazarlara da rastlanıyor. Bu parçada anlam bütünlüğünü sağlamak için hangi cümlelerin yeri değiştirilmelidir?

    • A) I. ve VII.
    • B) II. ve VI.
    • C) III. ve IV.
    • D) VI. ve VII.

    I.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cümle ana fikri verir. VI. cümle ise I. cümlenin nedenini (gerekçesini) açıklar. II. cümle ise karşıt görüşe geçişi sağlamalıdır. Bu nedenle II. ve VI. cümlelerin yer değiştirmesi akışı düzeltir.

  7. 7. Türk-İslam geleneği düşünceye pek önem vermez. Gazali’nin etkisi altında gelişmiş olan entelektüel hayatımız, “müminlerin inancını zayıflatacağı” gerekçesiyle bilime bile kuşkulu gözlerle bakar. Oysa büyük Aristoteles yorumcusu, Kurtuba Müftüsü İbn Rüşd’ün yolu takip edilseydi bugün Türk entelijansiyası bambaşka bir noktada olabilirdi. Halk kültürümüzde de düşünme eylemini öven bir tek söz yoktur ama tersi örneklere bol bol rastlanır: “Nasrettin Hoca’nın hindisi gibi düşünmek” deyiminin yanına “Düşün, düşün …tur işin”, “Karadeniz’de gemileri batmış gibi düşünmek”, “Ayağını sıcak, başını serin tutmak ve derin düşünmemek” gibi birçok halk sözünü koyabiliriz. Böylece insan oğlunun en soylu eylemlerinden birisi olan düşünmek, bu toprakların geleneğinde yararsız, gereksiz hatta tehlikeli ilan edilmiş. Böyle bir çorak toprakta “deneme” türünün gelişmesine olanak yoktu ve olamadı. Bu parçada aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı yoktur?

    • A) Türk edebiyatında deneme türünün gelişmemesini nasıl açıklarsınız?
    • B) Halk kültürümüzde düşünme eylemini öven sözler var mıdır?
    • C) Türk dünyasının düşünme eylemine olumsuz etki eden kişiler var mıdır?
    • D) Halk kültüründeki deyimlerin Türk edebiyatına etkisini açıklar mısınız?

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ düşünme eyleminin olumsuz karşılanma nedenlerini ve denemeye etkisini anlatmıştır, ancak halk kültüründeki deyimlerin **genel olarak Türk edebiyatına** etkisine değinmemiştir.

  8. 8. (I) Yaşar Kemal’i okuyanlar sayfaların ve satırların içinde kaybolurlar. (II) Farkına varmadan bir yaşamın içine girer ve onu yaşadıklarını sanırlar. (III) Anlatımındaki duyarlılık dolu hava ve canlılık bir anda ruhlarını sarar. (IV) Eserleri yaşamın içinden gelen bir güçle çarpıcı ve sürükleyicidir. (V) O etkilenmişlikle farkına varmadan bir yaşamın içine girer, orada kendileriyle karşılaşırlar. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) V.

    I,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ II, III ve IV. cümleler birbirini mantıksal sırayla takip eden bir düşünce zinciridir (I. okuma -> II. yaşamın içine girme -> III. canlı anlatımın ruhu sarması -> IV. eserlerin çarpıcılığı). Ancak V. cümle, II. cümlede ifade edilen 'farkına varmadan bir yaşamın içine girer' fikrini kelimesi kelimesine tekrarlayarak paragrafın akışını bozmaktadır. Bu yüzden cevap V. cümledir (D seçeneği).

  9. 9. Bir yazarla ilgili aşağıdaki açıklamalardan hangisi ayraç içindeki özellikle uyuşmamaktadır?

    • A) Soyut fikirler dahi onun kaleminde herkesin anlayabileceği bir hal alır. (Açıklık)
    • B) Sözcükler dilinize takılmaz, bir solukta okursunuz yazılarını. (Akıcı)
    • C) Söz oyunlarına, sanatlara başvurmaz, söylemek istediğini doğrudan söyler. (Yalınlık)
    • D) Az sözle çok şey anlatmak ister. (Özgünlük)

    'Az‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sözle çok şey anlatmak' yazarın **özlülük** (yoğunluk) özelliğidir, **özgünlük** (orijinallik) değildir.

  10. 10. (I) Vüs'at O. Bener, öykücülüğümüzün olanaklarını zenginleştiren yazarların akla ilk gelenlerindendir. (II) 1950'lerde yayımlanan öyküleri o yıllarda oldukça tuhaf karşılanmış, aykırı ve kapalı bulunmuştu oysa bugün çok yalın, titizlikle örülmüş, usta işi öyküler olarak pekâlâ okunabiliyor. (III) Tıpkı bunun gibi günümüzde yazdığı yoğun öyküleri de yakın bir geleceğin okurlarına büsbütün açık ve dolaysız gelecektir. (IV) "Yaşamasız" adlı ikinci kitabında geleneksel kısa öykü çizgisinden bütünüyle kopmuş, kendine özgü yenilikçi bir anlatım kurmuştur. (V) Titizlik, ayrıntıcılık, kusursuzluk, tutumlu bir dil ve anlatım biçimi, okura bırakılmış geniş yorumlama alanları... onun öykülerinin başlıca özellikleri arasında saymak gerekir. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bir çıkarım söz konusudur?

    • A) I.
    • B) II.
    • C) III.
    • D) IV.

    III.‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cümlede, geçmişteki algı değişimine (II) dayanarak günümüzdeki eserlerin gelecekteki algısına yönelik bir **çıkarım** (tahmin/öngörü) yapılmıştır.

  11. 11. Öykülerimi yazarken okurlar nelerden hoşlanır, macera öyküsü mü yoksa bir sevda masalı mı çok satar diye kaygılar hiç taşımadım. Benim için öykü yazmak ucu bucağı belirsiz bir yolculuğa çıkmak gibi bir şey. Öykünün atmosferi içinde yaşamak, saatlerce kendi kendime konuşmak, düş kurmak, yaşamın çok zengin ayrıntılarından birkaçını keşfetmek, mizah ögeleri yakalamak... Asıl keyif aldığım bunlar işte. En heyecanlı tarafı ise öykünün nerede ve nasıl biteceğini bilememem. Çoğu öyküm bitmemiş havasındadır zaten. Bitirmeyi, nokta koymayı sevmem çünkü. İsterim ki----. Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • A) okurlar öykülerimi anlamak için biraz çaba göstersin ve bu sayede öykünün kolay anlaşılan bir tür olmadığını anlasın
    • B) okur, öykülerimi, benim düşüncelerimin sözcülüğünü yapan metinler olarak algılamasın
    • C) öykülerim, okurlara yaşama sevinci vermenin yanı sıra onları bilinçlendirsin
    • D) okurlar, okuduktan sonra öykülerimi düş dünyalarında istedikleri gibi sürdürsünler

    Yazarın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'Bitirmeyi, nokta koymayı sevmem' ifadesi, öykünün okurun zihninde devam etmesini ve onun hayal gücüyle tamamlanmasını istediğini gösterir.

  12. 12. Büyükada’da her köşede uykucu kediler, tembel köpekler, geveze martılar, çalışkan atlar... İnsanların hayvan severliği gözümden kaçmıyor. İlk günler martı çığlıklarından uykularımda bölünmeler oldu. Sanki geceleri kavga ediyorlardı martılar. Bir koro gibi hep bir ağızdan çıkardıkları gürültüyü andıran ilginç çığlıkları gecenin sessizliğinde yankılanıyordu. Sanırım sürekli yaşayanlar alışmışlardır. Her yerdeler, insana çok yakınlar, buranın gerçek sahipleri gibi dolaşıyorlar ortalıkta. Bahçelere düşen yavru martılar, uçmayı öğreninceye kadar bahçelere konuk oluyor. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    • A) Sessel yinelemelerle ahenk sağlama
    • B) Söz sanatlarına yer verme
    • C) Gözlem gücünden yararlanma
    • D) Karşıt anlamlı sözcüklere yer verme

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'uykucu kediler', 'tembel köpekler' gibi gözlemlerden yararlanılmış; 'Bir koro gibi', 'gerçek sahipleri gibi' benzetmeleri (söz sanatı) kullanılmıştır. Ancak **karşıt (zıt) anlamlı sözcükler** bir arada kullanılmamıştır.

  13. 13. Bir kısım insanlar, edebiyat eserlerinden alacakları zevk, onlarda keşfedecekleri yeni insan tipleri, duygu ve düşüncelerle karşılaşmak için edebiyatla ilgilenirler. Bunlarda edebiyatın birtakım sorunlarıyla uğraşmak gibi bir çaba yoktur. İkinci bir grup insan vardır ki edebiyat eserleriyle yüz yüze gelmenin kişisel kazançları bunlar için de söz konusudur. Ancak bu gruptaki insanlar, edebiyatı ve onunla ilgili her türlü olguyu kendilerine problem edinen, çalışma alanı olarak seçen kimselerdir. Eleştiri, edebiyat tarihi, edebiyat araştırmaları bu ikinci gruptaki insanların çabalarıyla gerçekleşir. Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    • A) İnsan için, edebiyat eserleri karşısında iki tür ilgiden söz edilebilir.
    • B) Edebiyatla uğraşmak için belli bir donanım şarttır.
    • C) Her insanın edebiyat eserlerini tam olarak anlaması ve ondan haz duyması beklenemez.
    • D) İnsanların çoğu, yaşamlarına hiçbir katkı sağlamayan eserleri okumaya yanaşmaz.

    Parça,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'Bir kısım insanlar' ve 'İkinci bir grup insan' şeklinde iki farklı ilgilenen tipini tanımladığı için, giriş cümlesi **iki tür ilgiden** söz edileceğini belirtmelidir.

  14. 14. (I) Anlatıcı, edebî metin içerisinde yer alan ve onun önemli bir parçası olan, kurgusal bir varlıktır. (II) Öykü ya da romandaki tüm olaylar, kişiler, mekân, zaman kısacası her şey onun tarafından ve onun bakış açısıyla okuyucuya aktarılır. (III) O, bu görevini yerine getirirken amacına uygun olarak birtakım düzenlemeler yapar. (IV) Olayları, kişileri, durumları farklı bakış açılarından, farklı anlatım tutumlarıyla ve farklı biçimlerde anlatabilir. (V) Bazen tamamen aradan çekilmiş gibi görünür, bazen de olayların akışını durdurarak araya girebilir. (VI) Yazarın anlatımın akışını keserek okuru bilgilendirmeye ya da ona öğüt vermeye kalkışması, çoğu eleştirmen tarafından hoş karşılanmaz. (VII) Kimi zaman öykü ya da romanın başkişisi olarak, kimi zaman da olayları uzaktan izleyen bir tanık olarak okurun karşısına çıkabilir. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    • A) II.
    • B) III.
    • C) IV.
    • D) VI.

    Parça,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ anlatıcının ne olduğu, görevleri ve eylemleri üzerine kuruludur (I, II, III, IV, V, VII). VI. cümle ise anlatıcının eyleminin **eleştirmenlerce nasıl karşılandığı** üzerine odaklanarak konunun akışını bozar.

  15. 15. Şiirsel öykülerde soyut, simgesel bir anlatım tercih edilir. Bu öykülerde, dil işçiliği iyice incelmiş, felsefi boyut derinleşmiş, anlam soyutlamalarla zenginleştirilmiş bir hâldedir ve okurdan çaba isteyen biçimsel bir yapı oluşturulmuştur. Evet, biçim ağırlık kazanmıştır ama öykülerde geometrik bir kuruluk, suni bir çaba hissedilmez. Anlamı silecek bir arayış yoktur. Tam tersine yoğunluk ve şiirsellikle anlam parlatılmıştır. Akışkanlık, şiirsellik ve yoğunlukla oluşturulan öykülerde, anlam öbekleri simgesel ifadelerle izah edilir. Ancak bu tutum öyküde anlamı silerse o vakit bu şiirsel yaklaşımın hiçbir değeri olmaz. Yayımlanan öykülere bakıldığında bu tehlikeye düşmüş pek çok örnek göstermemiz mümkündür. Bu parçaya göre sanatçının sözünü ettiği tehlike aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Öyküde imgesel bir anlatım kullanma
    • B) Sadece bireysel konulara yönelme
    • C) Biçimle uğraşırken anlamı koruyamama
    • D) Yalın, anlaşılır bir dilden uzak durma

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ biçim ağırlık kazanırken asıl tehlikenin 'bu tutum öyküde **anlamı silerse**' ifadesiyle ortaya çıktığını belirtmiştir. Yani biçim kaygısının içeriğe zarar vermesi.

  16. 16. (I) Türk milleti çok zengin bir tarihe sahiptir. (II) Bu zenginlik, aynı zamanda kültür ve edebiyatımızı besleyen en güçlü damarlardan biridir. (III) Öyle ki tiyatroya, romana, müziğe, şiire, hikâyeye, sinemaya konu olan tarih, sanatçılarımız için bitip tükenmek bilmeyen bir kaynak niteliğindedir. (IV) Türk edebiyatının ilk dönemlerinden itibaren destanlar vasıtasıyla tarihî anlatılara yer verilmesi bunun en güzel kanıtıdır. (V) Tarih, dünyada romantizm akımının doğuşu ve etkisini artırmasıyla birlikte edebî eserlerde bir malzeme olarak kullanılmaya başlanmıştır. (VI) Çünkü romantizmin yaydığı milliyetçilik ve geçmişe özlem duygusu, edebiyatçıları tarihe yöneltmiştir. (VII) İşte bu dönemde yazılan tarih konulu romanlar, günümüz edebiyatının tarihî romanına bir bakıma zemin hazırlamıştır. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?

    • A) II.
    • B) III.
    • C) IV.
    • D) V.

    İlk‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ dört cümle (I-IV) genel olarak tarihin Türk edebiyatı üzerindeki genel etkisinden bahseder. V. cümle ise konuyu dünya edebiyatındaki spesifik bir akıma, **Romantizm**'e ve tarihin bu akımdaki yeni işlevine kaydırarak yeni bir paragraf başlatır.

  17. 17. Tanpınar, monografisinde ve günlüklerinde eş zamanlı olarak iki farklı Yahya Kemal portresi çizmiştir. Düşünce dünyasında Doğu-Batı meselesiyle ilgili ikiliğin, Yahya Kemal konusunda da aynen devam ettiği anlaşılmaktadır. Tanpınar'ın tutkulu hayranı olduğu Yahya Kemal Avrupa'dan gelmiş, modern tavırlar sergileyen, Fransız gibi konuşan bir Yahya Kemal idi; eleştirdiği ve değersiz bulduğu Yahya Kemal ise Avrupa'dan uzaklaşmış, artık ondan söz etmeyen, sadece maziye yönelmiş olan bir Yahya Kemal'dir. Doğu ile Batı arasında kalan Tanpınar'ın, Yahya Kemal'i de Batılı ve Doğulu olarak iki ayrı kimlik hâlinde tanıdığı ve tanımladığı anlaşılmaktadır. Tanpınar, Yahya Kemal'i monografisinde ilk kimliğiyle göklere çıkarırken günlüklerinde de ikinci kimliği ile acımasızca eleştirmektedir. Bu parçada anlatılanların aşağıdaki genellemelerden hangisini örneklendirdiği söylenebilir?

    • A) Sanatçılar özel yaşamları ve kişilikleriyle değil, yapıtlarıyla değerlendirilmelidir.
    • B) Bir sanatçının başka bir sanatçıyı körü körüne taklit etmesi onu özgünlüğe ulaştırmaz.
    • C) Bir sanatçının, bazı yönleriyle çok beğendiği bir sanatçıda beğenmediği yönler de bulunabilir.
    • D) Sanatçıların yaşama bakış açıları zamanla değişiklik gösterse de değer yargıları değişmemelidir.

    Tanpınar'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Yahya Kemal'in bir yönüne hayranlık duyup diğer yönünü eleştirmesi, aynı kişide hem beğeni hem de eleştiri konularının bulunabileceğini gösterir.

  18. 18. “Cumbadan Rumbaya” kimi zaman okuru hüzünlendirse de aslında mizahi üslupla kaleme alınmış bir aşk romanı ve modernleşmenin halk nazarındaki anlamını irdeleyen bir eserdir. Romanın başkahramanı Cemile ve Karagümrük semti, okurun aklına hemen 1931 yılında yayımlanan Fatih-Harbiye romanını getirir. Ancak buradaki aşk, Fatih-Harbiye romanında karşımıza çıkan derinlikli ve buhranlı, medeniyet krizi yaşayan bir kahramanın aşkı değil; basit, kendi hâlinde, daha sade bir aşktır. Karagümrük’ün sakinleri kültür ve yaşayış bakımından Fatih-Harbiye romanındaki çevreden, bu çevrede yaşayan halktan daha sadedir. Bununla birlikte Cemile’nin “Karagümrüklü” denilerek anılması da dikkat çekicidir. Bu parçanın anlatımında özellikle aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?

    • A) Açıklama – tanık gösterme
    • B) Örneklendirme – betimleme
    • C) Karşılaştırma – tanık gösterme
    • D) Açıklama – karşılaştırma

    Metinde‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'Cumbadan Rumbaya' romanının içeriği tanıtılmış (Açıklama) ve bu romanın unsurları (aşk, çevre, kahraman) sürekli olarak 'Fatih-Harbiye' romanındaki unsurlarla **kıyaslanmıştır** (Karşılaştırma).

  19. 19. Yazarın yazdıkları elbette hayata değecek, toplumdan kopmayacaktır. Elbette her insan gibi yazar da ideolojiden, inançlarından, siyasetten soyutlanamaz. Bu anlamda her yazarın, ahlaki, felsefi tavırları şöyle ya da böyle eserlerine yansıyacaktır. Bunda garipsenecek bir yan yoktur. Ama baştan sona somut bir mesaj kaygısıyla, “Yapıtımın neresine ne sokuştururum?” tavrı, yapıtların paylaşımını zedeler. Yani sorun “siyaset”i, “inancı” edebiyatın merkezine koymak değil, - - - -. Yapıtlarda bir dünya görüşü, bir duyuş, bir bilinç aktarma hedefi elbette olacaktır; açıktır ki aslolan bunun sunumudur. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerin hangisinin getirilmesi en uygundur?

    • A) sanatın gerektirdiği estetik yaklaşımlardan uzak, kaba bir tutumla işlemektir
    • B) bunları insanlara benimsetmeye çalışmaktır
    • C) her zaman aynı kavramlar ve düşünceler etrafında dönüp durmaktır
    • D) geniş kitlelerin düşünsel düzeyini hafife almaktır

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yazarın bir dünya görüşüne sahip olması ya da bunu eserine yansıtması eleştirilmemektedir. Eleştirilen durum, bunun 'yapıtımın neresine ne sokuştururum' kaygısıyla, yani sanatsal kaygılardan uzak ve kaba bir mesaj iletme çabasıyla yapılmasıdır. Metnin son cümlesindeki 'aslolan bunun sunumudur' ifadesi de boşluğa 'sunumun biçimini/estetiğini' eleştiren bir ifadenin gelmesi gerektiğini gösterir. Bu nedenle 'sanatın gerektirdiği estetik yaklaşımlardan uzak, kaba bir tutumla işlemektir' seçeneği parçayı anlamca doğru tamamlamaktadır.

  20. 20. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'açmak' sözcüğü 'bir engeli kaldırmak' anlamında kullanılmıştır?

    • A) Hava çok sıcak, pencereyi açar mısın?
    • B) Belediye ekipleri kapanan köy yolunu açtı.
    • C) Bu kumaş kendini hiç göstermemiş, rengi seni açmamış.
    • D) Çiçekler bu sabah güneşe karşı açtı.

    B‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ seçeneğinde 'açmak', kapalı olan bir yolu (engeli) işler duruma getirmek anlamındadır.

  21. 21. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'dolaylama' yapılmıştır?

    • A) Ankara, Türkiye'nin başkentidir.
    • B) Bacasız sanayi, ülke ekonomisine can veriyor.
    • C) Yazarın son kitabı çok satanlar listesinde.
    • D) Akşam yemeğinde balık yedik.

    Doğru‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ cevap B seçeneğidir. Sorunun doğru cevabına ve çözüm mantığına bakıldığında, Turizm yerine 'bacasız sanayi' ifadesi kullanılarak dolaylama yapılmıştır. Bu kural ve açıklamalar, ALES/KPSS Türkçe sınavındaki benzer soru tiplerini çözebilmek için temel bir rehber niteliğindedir.

  22. 22. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'ünsüz düşmesi'ne uğramış bir sözcük vardır?

    • A) Daracık sokaklarda kaybolduk.
    • B) Minicik elleriyle kalemi tuttu.
    • C) Azıcık aşım, ağrısız başım.
    • D) Biricik kızını çok özlemişti.

    Minik-cik‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ -> Minicik (k ünsüzü düşmüştür). A, C ve D seçeneklerinde ünlü türemesi (dar-a-cık, az-ı-cık, bir-i-cik) vardır.

  23. 23. Aşağıdaki sözcüklerden hangisinin kökü türü bakımından 'fiil'dir?

    • A) Yolcu
    • B) Gözlük
    • C) Tuzluk
    • D) Bilgi

    Yol‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ (isim), Göz (isim), Tuz (isim). Bilgi sözcüğünün kökü 'Bil-' (fiil) köküdür.

  24. 24. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde fiilimsi (eylemsi) yoktur?

    • A) Gelen gideni aratır.
    • B) Konuşarak sorunları çözebiliriz.
    • C) Dondurma yemeyi çok severim.
    • D) Çocuklar bahçede koşuyor.

    D‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ seçeneğinde sadece çekimli fiil (koşuyor) vardır. A(Sıfat-fiil), B(Zarf-fiil), C(İsim-fiil).

  25. 25. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'ara söz' dolaylı tümlecin açıklayıcısıdır?

    • A) Ankara'ya, doğduğum şehre, gidiyorum.
    • B) Ali, sınıfın en çalışkanı, birinci oldu.
    • C) Bu kitabı, elindekini, bana ver.
    • D) Dün, o yağmurlu günde, seni aradım.

    Nereye‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ gidiyorum? Ankara'ya (Dolaylı Tümleç). 'Doğduğum şehre' ifadesi bu ögeyi açıklamaktadır.