Paragraf Test 9
Başta eleştirel düşünmeye çok yabancı oluşumuz geliyor aklıma. Düşünme geleneğinin olmaması, ezberci eğitim sistemi gibi sorunlar ister istemez karşımıza çıkıyor. Bir de öyle bir ortam var ki, eli azıcık kalem tutan, birden kendini eleştirmen sanıyor. Kendini geliştirmek, yenilemek için hiçbir çaba harcamıyor. Oysa eleştirel düşünme sürekli bir yenilenmeyi ve öğrenmeyi gerektiriyor. Hiç bitmeyen bir süreç bu. Ama bizde insanlar hiç çaba harcamadan belirli konumlara gelebileceklerini sandıkları için eleştiri, istenen düzeye ulaşamıyor. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Başta eleştirel düşünmeye çok yabancı oluşumuz geliyor aklıma. Düşünme geleneğinin olmaması, ezberci eğitim sistemi gibi sorunlar ister istemez karşımıza çıkıyor. Bir de öyle bir ortam var ki, eli azıcık kalem tutan, birden kendini eleştirmen sanıyor. Kendini geliştirmek, yenilemek için hiçbir çaba harcamıyor. Oysa eleştirel düşünme sürekli bir yenilenmeyi ve öğrenmeyi gerektiriyor. Hiç bitmeyen bir süreç bu. Ama bizde insanlar hiç çaba harcamadan belirli konumlara gelebileceklerini sandıkları için eleştiri, istenen düzeye ulaşamıyor. Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin karşılığı olabilir?
- A) Eleştirinin, yazınsal türler arasındaki yeri nedir?
- B) İyi bir eleştiri nasıl yazılabilir?
- C) Eleştirinin gelişmemesini neye bağlıyorsunuz? ✓
- D) Günümüz eleştirmenlerini nasıl buluyorsunuz?
Konuşmacı, eleştiri kurumunun yeterli düzeye ulaşamamasının nedenlerini eğitim sistemi, geleneksizlik ve liyakat eksikliği gibi faktörlere bağlamaktadır.
2. (I) Bir iş gezisi dolayısıyla bu ülkeye gelmiştik. (II) Güvenlik nedeniyle otelde kalmamızı uygun bulmadı yetkililer. (III) Bizim, evini pansiyon olarak sunan bir kadının yanında kalacağımız bildirdiler. (IV) Arabamız on dakikalık bir yolculuktan sonra durdu. (V) Önünde durduğumuz ev pencerelerine sarmaşıkların sardığı tarihî bir yapıydı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde betimleme yapılmıştır?
- A) IV.
- B) V. ✓
- C) III.
- D) II.
V. cümlede evin dış görünüşü (sarmaşıkların sardığı, tarihi yapı) hakkında ayırt edici özellikler verilerek zihinde resmetme (betimleme) yapılmıştır.
3. Sanatçı bu uzun şiirinde -insafsız olmak istemiyorum ama-şiir yazmamış, adeta hikaye anlatmış. Mekanın, insan davranışlarının gereğinden fazla biraz da doldurma dizelerle verilişi, okuyucuda tiyatro seyrettiği izlenimi bırakıyor. Bu gereksiz uzatmalar, şiirdeki anlam akışını yer yer bozuyor ve bu bozukluk, bu bölümlerin şiire sonradan eklendiği hissi veriyor. Akışı bozan dizeler, şairin diğer şiirlerinde de var. Bakıyorsunuz şair yakaladığı şiiri birkaç dize sonra kaybedivermiş. İnsan, keşke bu şiiri burada kesseydi, gerisi olmasa da olurdu, diye düşünmekten alamıyor kendini. Bu durumda diğer şiirleri okuma isteği kalmıyor içinizde. Bu parçada, sözü edilen şiirlerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Zaman zaman, şiirsel özelliklerden uzaklaştığı
- B) Gerçek yaşamdan uzak olduğu ✓
- C) Ayrıntılara gereğinden fazla yer verildiği
- D) Asıl konuyla ilgisiz dizeler bulunduğu
Parçada şiirin tekniği ve akışı eleştirilmiştir ancak şiirin konusunun gerçek yaşamdan uzak olduğuna dair bir saptama yoktur.
4. Aşağıdaki cümlelerin hangisi bir paragrafın ilk cümlesi olmaya en uygundur?
- A) Karikatürle mizah yapmak üzerine çok sayıda düşünür, çeşitli fikirler ortaya atmış. ✓
- B) Demek ki aradığımız okur, yorumlayıcılığı yaratıcılık düzeyine yükselmiş biridir.
- C) Şair-şiir-okur ilişkisine bir de şöyle bakılabilir.
- D) Sanatçılarımız bunun en iyi örneklerini yıllardır veriyor.
Diğer seçeneklerde 'bunun', 'şöyle', 'demek ki' gibi kendinden önce bir açıklama olduğunu hissettiren ifadeler varken, A seçeneği bağımsız bir giriş cümlesidir.
5. … Bir şiirde ahenkli birkaç sözcüğün yan yana gelmesinden ortaya çıkmış bir musikiyi, ezgilerindeki çeşitlilik, seslerindeki zenginlikle büyük bir sanat olan gerçek musiki yanında küçümsememeye olanak var mı? Ya da ay ışığının sudaki yansımasını gösteren bir resme bakmakla onu anlatan betimlemeyi okumak aynı şey midir? İnsanın gözüne hitap eden sanatların duyurduklarıyla aklına, gönlüne, kulağına seslenen sanatların duyurdukları farklı farklıdır. Bu nedenle şiiri şiir, resmi resim, musikiyi musiki olarak kabul etmelidir. Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) Bir manzaranın resmini görmekle şiirini okumak farklı şeylerdir.
- B) Şiir diğer sanatlardan farklı olarak musikiyle iç içe bir özellik gösterir.
- C) Her sanatın kendine özgü özellikleri, kendine özgü anlatım gereçleri vardır. ✓
- D) Şiir sanatını diğer sanatlarla karşılaştırmanın mantıklı bir gerekçesi yoktur.
Parçanın devamında resim, müzik ve şiir arasındaki yapısal farklardan ve her sanatın ayrı bir duygu uyandırdığından bahsedildiği için başlangıç cümlesi C seçeneği olmalıdır.
6. İlk çağlardan beri aykırı ve yanlış olana gülme isteğinden doğan mizah, zamanla daha düzenli hâle gelmiş ve sanat dallarının içerisine girmiştir. İlk örneklerini Antik Yunan’da gördüğümüz komedi oyunları ile hem gülme ve mizah anlayışı gelişmeye başlamış hem de mizah ile muhalefet etme fikri doğmuştur. Antik Yunan’da satir yani taşlama olarak karşımıza çıkan mizah, Orta Çağ’da kralları alaya almaya başlamıştır. Zamanla türlü baskılara karşın muhalefetin olmadığı yerde muhalefet görevi üstlenmiştir. Mizah; fıkralarla, şiirlerle, karikatürlerle gerekli yerlere uyarılar yapmış bir sanattır. Bu parçanın bütününde mizah ile ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Eğitmekten çok güldürmeyi amaçladığı
- B) Uyarılar yaparak toplumu şekillendirdiği
- C) Yergi ve eleştiri kimliği kazandığı ✓
- D) Zamanla vazgeçilmez bir duruma geldiği
Mizahın tarihsel süreçte eleştiri, taşlama ve muhalefet etme aracı olarak nasıl bir kimlik kazandığı anlatılmaktadır.
7. Ormandan çıktığımızda gözlerimizin önünde beliren manzaraya hayran kaldık. Kavakların, kırmızı kirazlarla donanmış ağaçların arasında köyün beyaz evleri, derenin serin suları bizi çağırıyordu. Sağ tarafta köprünün yanında değirmenin güneşle parıldayan bacasından, sol tarafta da ceviz ağaçları arasında koyu kırmızı kiremitlerle örtülmüş çatılardan mavi dumanlar yükseliyordu. Ördekler birbirinin arkasından nağmelerle bağırıyor; öteden horozlar, tren düdüğü gibi sesleri ile onlara cevap veriyordu. Çayırlarda tırpanların rüzgarı andıran hışırtısı, meyve bahçelerinde ise çocukların sesleri vardı. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) İnsana özgü nitelikleri doğaya aktarma
- B) Pekiştirmeli sözcüklere yer verme ✓
- C) İşitsel ögelere yer verme
- D) Benzetmelere başvurma
Nağmeler, hışırtılar (işitsel), tren düdüğü (benzetme) ve doğanın çağırması (kişileştirme) mevcuttur. Lakin 'masmavi' gibi pekiştirmeli sözcükler yoktur.
8. (I) Bu yazarın oyunlarındaki dil gerçekten canlıdır. (II) Bölgesel kişileri canlandırdığı halde bölgesel ağza girmez oyunlarında. (III) Belki sahneye koyanlar bölgesel ağza yer verir. (IV) Bölgesel özellikleri göz önünde bulundurarak giyimlerin seçimini de sahneye koyucuya bırakmıştır. (V) Sanki onun oyunları bu kişilerin elinde yeni baştan yaratılır. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra “Oyunlardaki kişilerin giyimleri üzerinde durmamıştır hiç.” cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
- A) II.
- B) III. ✓
- C) I.
- D) IV.
Parçanın anlam akışı incelendiğinde, II. ve III. cümlelerde yazarın ağız kullanımını sahneye koyanlara bıraktığı belirtilmiştir. IV. cümlede yer alan 'giyimlerin seçimini de' ifadesindeki 'de' bağlacı, tıpkı ağız kullanımı gibi giyim konusunun da yönetmenlere bırakıldığını gösterir. Bu nedenle yazarın giyim konusuna odaklanmadığını belirten geçiş cümlesi ('Oyunlardaki kişilerin giyimleri üzerinde durmamıştır hiç.'), anlamı bağlamak adına IV. cümleden hemen önce, yani III. cümleden sonra gelmelidir.
9. Dostoyevski, beni romancı olarak değil insan olarak çok etkilemiştir. İnsan ruhu ve karakteri hakkında beni bilgilendirmiş, yaşamı değerlendirişimi etkilemiştir. Yani… Bir adam yalancı mı veya söylediği şeyin doğruluğuna kendisi ne derece inanıyor gibi yaşam hakkında psikolojik bin bir gerçeği bana genç yaşımdayken öğretmiştir. Bir yazarın zenginliği size kısa yoldan bir çeşit bilgi vermekse Dostoyevski bana bunu kazandırmıştır. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) yapıtlarıyla düşünce dünyamın sınırlarını zorlayamamıştır.
- B) insanı ve yaşadıklarını anlatmayan bir romancı, romancı değildir.
- C) romanlarındaki anlam, her okuyuşunda beni derinden etkilemiştir.
- D) insanları anlama noktasında düşüncelerimi zenginleştirmiştir. ✓
Dostoyevski'nin insan ruhuna dair verdiği psikolojik bilgilerle konuşmacının insanları ve yaşamı değerlendirişini derinleştirdiği belirtilmektedir.
10. Batılı veya Doğulu, her insan düşler kurar; ama Batılı insan düşler kurduğunda bu düş şöhret ve eylemdir. Hâlbuki Doğulu insan sessizliği ve dinçliği elde etmeye çalışır. Biri kendini aşmaya, diğeri evrenle kaynaşmaya, kendini evrenin ahengi ile uzlaştırmaya can atar. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
- A) Betimleme
- B) Açıklama
- C) Karşılaştırma ✓
- D) Örneklendirme
Metinde Batılı insan ile Doğulu insanın hayallere ve evrene bakış açıları arasındaki farklar ortaya konduğu için 'karşılaştırma' ağır basmaktadır.
11. Geleneksel toplumun kültür dünyasında şiirin, açıklanmayı ve doğrulanmayı gerektirmeyecek apaçık bir anlamı vardı. Şair ve okur anlamın doğrudan iletildiği bir yazın yolculuğunu gerçekleştiriyordu. … Açıklanmayı ve doğrulanmayı bekleyen dolaylı bir nitelik kazandı. Şairler şiirlerinde duygu ve düşüncelerini imge ve sembollerle anlatmaya başlamıştır. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) Ancak içinde bulunduğumuz çağda şiir, dolaysız anlatımını yitirmiştir. ✓
- B) Günümüz şiiri, geleneksel şiirden hiçbir zaman kopmamıştır.
- C) Günümüzde şiir, diğer türlere göre daha geride kalmıştır.
- D) Artık şiir herkesin okumaktan zevk aldığı bir tür haline gelmiştir.
Metinde geleneksel şiirin doğrudanlığı ile modern şiirin imge ve sembollere dayalı dolaylı yapısı arasındaki değişim anlatılmaktadır.
12. Gençlik yıllarımda Nietzche’den, Camus’dan çok etkilendim. Onların okuduktan sonra öykü yazmaya karar verdim ve kendimi edebiyat dünyasında buldum. Onların, eserlerinde uyguladığı tekniği ben de öykülerimde kullandım. Öykülerimde olaylara ve şahıslara karışmıyor, onları yönlendirmiyorum. Sadece dışarıdan bakıyor ve anlatıyorum. Yorum yapmıyorum. Böylece okuyucunun değerlendirme gücünü geliştiriyorum. Bu parçada sözü edilen yazarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Başka sanatçıların etkisi altında kaldığı
- B) Okuyucuyu düşünmeye yönelttiği
- C) Olayları yansız bir şekilde anlattığı
- D) Sanat hayatında önemli bir yere geldiği ✓
Parçada yazarın etkilendiği isimler ve anlatım tarzı belirtilmiştir ancak edebiyat dünyasında 'önemli bir yere geldiği'ne dair bir ifade bulunmamaktadır.
13. (I) Necatigil’in bir zamanlar pek yalın, pek açık bulduğumuz şiirleri de, tıpkı yenileri gibi, bir yorum gerektirir. (II) Bütün fark, bu ozanın eski şiirlerini yorumlarken yeterli bulduğumuz yöntemlerin yeni şiirleri karşısında yetersiz kalmalarıdır. (III) Ama bu, Necatilgil’in son şiirlerinin güç anlaşılır olduklarını göstermekle kalmaz, eski şiirlerini yanlış bir yöntemle yorumladığımızı da gösterir. (IV) Her şey gibi şiire ancak yorum yoluyla yaklaşabiliriz. (V) Bir şiir için bize güzel, çirkin, açık ya da kapalı dedirten de her şeyden önce bu aracı, bu yorumdur. (VI) Şiirin, dolayısıyla ozanın okurdan istediği, beklediği de işte bu yorumdur. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
- A) II.
- B) IV. ✓
- C) I.
- D) III.
İlk üç cümlede Necatigil'in şiirleri ve yorumlanması üzerinde durulurken, IV. cümleden itibaren genel anlamda şiir ve yorum ilişkisine geçilmiştir.
14. Yazın dünyasına atılmak, uzun bir yolculuğa çıkmak gibidir. Böyle bir yolculuğa çıkarken yol arkadaşınızı iyi seçmeniz gerekir. Aksi takdirde yol bitmez, bitse de kendiniz de tükenmiş olursunuz. Hikaye gibi daha kısa soluklu bir şey yazıyorsanız tekrar tekrar başa dönmek o kadar da sakıncalı olmayabilir. Ama romanda özellikle çok yol aldıktan sonra böyle olmuyor, baştan başlayayım, demek kolay değil. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- A) Düz bir anlatım yolu tutulmuştur.
- B) Yansız bir söylem benimsenmiştir.
- C) Benzetmeden hareketle asıl düşünceye gidilmiştir. ✓
- D) İmgelerle anlatımda yoğunluk sağlanmıştır.
Yazar, yazın dünyasına girişi 'uzun bir yolculuk' benzetmesiyle başlatarak, roman ve hikaye yazma sürecindeki zorlukları bu benzetme üzerinden temellendirmiştir.
15. Buraya tayinim çıktığından beri köyün bir yol meselesi var ki bunu kendime iş edindim. Aylardır bu işle uğraşıyorum. İlk geldiğim gün kamyonda canımı çıkaran o yol, meğer bütün vilayetin en büyük derdiymiş. Herkesin eli mahkum, mahsulünü ve yolcusunu bu yoldan geçirmeye. Başka yol yok ve buna da yol demek için pek bol keseden atmak lazım. İşin garibi, vilayet merkezini altmış kilometre uzaktaki demir yoluna bağlayan yol da bu! Herhalde daha önemli işler bunun yapılmasını bu kadar geri bırakmış. Ben, hem bizim köyden hem de başka köylerden vilayete müracaat ettirdim; yolun yaptırılmasının ne kadar lazım olduğunu dilim döndüğü kadar anlattım. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Öneri içeren cümleler kullanılmıştır. ✓
- B) Deyimlere yer verilmiştir.
- C) Senli benli bir havası vardır.
- D) Açıklama niteliği taşıyan cümleler vardır.
Metinde 'canımı çıkarma', 'eli mahkum' gibi deyimler, samimi bir dil ve olay akışı vardır. Ancak yazar yolun yapılması için bir 'çözüm yolu' sunmamış, sadece durumu anlatmıştır.
16. Benim yetiştiğim yıllarda bir insanın Orhan Kemal’i, Sait Faik’i, Memduh Shveket’i, Refik Halit’i okumadan hikâyeci olmasını düşünmek imkânsızdı. Ama şimdilerde öyle mi? Bir iki sene önce genç bir yazarımız, “Ben mecbur muyum bu sanatçıları okumaya?” demişti bir röportajında. Bir mecburiyet yok tabii ki ama bir kültür zinciridir bu, bir mihenk taşıdır yapıtlarınızın değerini ölçebileceğiniz. Sevmeye değil ama bilmeye, ölçüp biçmeye mecburuz. Onların sanat ve edebiyat alanında yaptıklarının tam tersini yapacaksınız belki ama bunları bilmeden nasıl gerçekleşecek ki bu? Bu parçanın bütününde sanatçının vurgulamak istediği düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Geçmişin izlerini aynen takip etmenin bir sanatçının başarıyı yakalaması için zorunlu olduğu
- B) Yeni yazarların kültürel birikimden haberdar olması gerektiği ✓
- C) Özgünlüğü yakalamanın kısa bir zaman dilimi içinde başarılamayacağı
- D) Günümüzü iyi anlamanın eskiyle sıkı bağlar kurmaya bağlı olduğu
Yazar, başarılı ve özgün bir sanatçı olabilmek için geçmişteki birikimi ve ustaları tanımanın bir zorunluluk (mihenk taşı) olduğunu belirtmektedir.
17. (I) Ben sokağa çok yakın bir insanım, geceleri sabaha kadar yalnız başıma dolaştığım çok görülmüştür. (II) O saatten sonra zaten adınızın, kimliğinin özellikleri kalkar. (III) Geceleyin kendini sokaklara vurmuş, her türlü felaketle karşılaşabilecek, herhangi bir figürsünüzdür artık. (IV) Beyoğlu, yalnızlığı seven herkesin kendini bulduğu sihirli bir havaya sahiptir. (V) Ben işte böyle uzun gece yolculukları yapan, tehlikeyi ve macerayı seven, Beyoğlu’nun tuhaf dehlizlerinden içeriye burnunu sokmaya bayılan bir ruh taşıyorum. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) III.
- B) I.
- C) IV. ✓
- D) II.
Yazarın gece yürüyüşleri ve sokaktaki kimliksizleşme hissi anlatılırken, IV. cümlede Beyoğlu'nun genel havasından bahsedilmesi öznel anlatım akışını kesintiye uğratmıştır.
18. Sanatçı, tarihi ve sosyal yönü olan kimsedir. Bu yönünü şiir olarak ortaya koyabilir. Bazen bakar ki diyecekleri şiirin sınırlarını aşıyor, o zaman tutar öyküye geçer. O da olmazsa romana yönelir. Bunlar, sanatçılığın yapısına aykırı değildir. Bu parça, aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?
- A) Bir sanatçının, birden çok yazın türünde yazması sizce doğru mu? ✓
- B) Farklı türde eser veren sanatçılar bu türlerin hepsinde başarılı olabilir mi?
- C) Sadece tek bir türde yapıt veren sanatçılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
- D) Hep aynı türde eser veren sanatçıların kalıcı olması mümkün mü?
Metinde sanatçının mesajını en iyi şekilde iletmek için tür değiştirmesinin doğal bir durum ve gereklilik olabileceği savunulmaktadır.
19. Gökyüzünün âdeta delindiği bir gündü. Herkesi saçak altlarına kovalayan yağmurun dinmesinden sonra saat kulesinin bulunduğu tepeye doğru tırmandık. Yerdeki killi toprak iyice kayganlaşmıştı, ama öyle güzel bir toprak kokusu vardı ki havada… Evlerine kaçmış olanlar kapılarının önüne minder atmaya başlamışlardı bile. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Deyimlere yer verilmiştir. ✓
- B) Betimlemelere duygular katılmıştır.
- C) Kişileştirmeden yararlanılmıştır.
- D) Varlıklar hareket hâlinde yansıtılmıştır.
Metinde yağmurun yağması ve toprağın kokusu gibi unsurlar kişileştirme ve duygularla verilmiştir. Ancak herhangi bir deyim (kalıplaşmış mecazlı söz grubu) kullanılmamıştır.
20. Sözcüklerin iç yapılarında, dış dünyada gösterdikleri şeylerin ötesine taşan bir duygu alanı vardır. İnsanın, sözün kendisinde, şiirsel bir ritmin varlığını duyumsaması, bu duygu alanına nüfuz edebilmesine bağlıdır. Eski çağlarda sözün şiirsel etkisi ozanın varlığına bağlıydı. Modern çağın ozanı şiiri sadece oluşturur, ama onu bir kez oluşturduktan sonra şiirsel metin artık şairinden ayrılır. Şiir toplumun ortak aklının ya da duygusunun eline geçmiştir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Kanıları öne çıkarma
- B) Tanımlama ✓
- C) Koşul
- D) Saptama
Metinde sözcükler üzerine kanılar, koşula bağlılık (nüfuz etmesi... bağlıdır) ve saptamalar vardır. Fakat tırnak içindeki gibi nesnel veya öznel bir tanım cümlesi bulunmaz.
21. İster okur ya da kahramanla dalga geçmekte kullanılsın ister birbirinden ilginç bilgiler vermekte, uzatı her romancı için de çekici bir anlatı ögesi değildir. Tam tersine özellikle çağcıl romancılar ellerinden geldiğince uzak dururlar ondan, Flaubert’in uzatı oranını sıfıra düşürmek için kendini zorladığı sezilir. Bir Malraux’un, bir Hemingway’in yapıtlarında uzatıya pek rastlanmaz. Bir Alain Raobbe Grillet’nin uzatıya başvurması için roman anlayışını tümden yadsıması gerekir. Bu parçada değişik yazarların örnek verilmesi aşağıdakilerin hangisini açıklamak içindir?
- A) Çağdaş romancıların uzatıdan uzak durduklarını ✓
- B) Romanın bir bilgi aktarma kitabı olmadığını
- C) Her romancının ayrı bir anlatımının olduğunu
- D) Romanda okurla dalga geçilmemesi gerektiğini
Metinde farklı modern yazarların isimleri kullanılarak, çağdaş roman anlayışında gereksiz uzatmalardan ve ek bilgilerden (uzatı) kaçınıldığı somutlaştırılmıştır.
22. Argoyu ve halk deyişlerini birbirine karıştırmaktan kaçınmalıyız. Argo, külhanbeyi dediğimiz bir zümrenin dilidir; halk deyişleri ise içine bütün sınıfları alan bir topluluğun ve bütün bir milletin ifade aracıdır. “Vız gelir.” bir argodur, “Adam sen de!” bir halk deyişidir. “Fiyakalı” argodur, “çalımlı” halk deyişidir. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
- A) Son zamanlarda dilimizde argonun yaygınlaştığı
- B) Halk deyişlerinin argodan üstün olduğu
- C) Edebî dilde halk deyişlerine yer verilmediği
- D) Argo ile halk deyişleri arasındaki farklılıklar olduğu ✓
Argo ve halk deyişlerinin tanımları ve kapsamları verilerek aralarındaki temel farklar örneklerle açıklanmıştır.
23. (I) Yayla, Orta Anadolu dağlıklarının düzü demektir. (II) Yaylalarda temiz hava ve tükenmez güneş vardır. (III) Yayla için ağlar, bütün suları için için aktığı gibi. (IV) Yaylalara daha çok, şehrin bunaltıcı havasından kurtulmak isteyenler gelir. (V) Mizaç, Anadolu’nun yaylasında dik, soğuk sularında titiz, ılık sularında sinirli, sıcak sularında kıvraktır. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) III.
- B) IV. ✓
- C) I.
- D) II.
Yaylanın tanımı ve doğası anlatılırken, IV. cümlede insanların yaylaya gidiş amaçlarından bahsedilmesi betimleme bütünlüğünü bozmaktadır.
24. (I) Kırmızı ve yeşil iki renk, bu mavi fonlu sulu boya tablonun üzerinde o kadar fazlaydı ki insana ürperti veriyordu. (II) Senelerdir görmeye alışık olmadığımız küçük bir sayfiye arabasıydı bu. (III) Arabanın dört bir yanı değişik müzik aletleri çalan kişilerin resimleriyle doluydu. (IV) Resimler, bütün müziyenler toplu halde bir ezgiyi çalıyorlar gibi bir duygu uyandırıyordu bakanda. (V) Bir çıngırak sesi beni yarı uyanık halde bulunduğum öğle sıcağında kendime getirdi. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangileri yer değiştirirse parça anlamlı bir bütün oluşturur?
- A) II. ve IV.
- B) I. ve II.
- C) I. ve V. ✓
- D) III. ve V.
V. cümle giriş cümlesi olmaya en uygundur. V numaralı cümle başa (I'in yerine), I numaralı cümle ise sona (V'in yerine) alındığında anlam akışı düzelir.
25. Eleştirmenlerin sanat yapıtlarının nitelik bakımından doğru algılanmasında önemli bir yeri vardır. O, sanat yapıtlarını kendi çağları ve oluşum koşulları içinde ele alıp inceler. İçinde yeşerdikleri tarihsel, toplumsal koşulları ortaya sererek sanat yapıtlarına daha bir açıklık getirir, onların daha iyi anlaşılmalarını sağlar. Böylece… Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) gerçek sanat yapıtlarını, okurların daha önce fark etmeleri sağlanmış olur.
- B) sanat yapıtlarına nasıl bakılacağını göstermiş olur. ✓
- C) sanat dünyasında tek otoritenin kendisi olduğunu belirtmiş olur.
- D) sanat yapıtlarını eleştirirken kendi düşüncelerini de dile getirir.
Parçada eleştirmenin sanat yapıtını tarihsel ve toplumsal bağlamıyla inceleyerek daha iyi anlaşılmasını sağladığı, okura bir rehber olduğu vurgulanmıştır.