menu
MemurOl
Coğrafya Testleri

Genel Tekrar Testi - 109

Soru 1 / 25

Türkiye'de 1985-2023 döneminde gerçekleştirilen nüfus sayımları ve adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verileri incelendiğinde, hangi analiz doğru olmayan bir çıkarım içerir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Türkiye'de 1985-2023 döneminde gerçekleştirilen nüfus sayımları ve adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verileri incelendiğinde, hangi analiz doğru olmayan bir çıkarım içerir?

    • A) Türkiye'nin demografik geçiş süreci bu dönem içinde tamamlanmış; TDH yenilenme düzeyinin altına inmiştir.
    • B) 2006 yılında geçilen ADNKS sistemi, sayım yılı dışındaki yıllarda da nüfus verisi üretilmesini mümkün kılmıştır.
    • C) Kentsel nüfus oranı bu dönemde sürekli artış eğilimi göstermiştir.
    • D) Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri bu dönem boyunca kesintisiz ve net biçimde nüfus vermeye devam etmiştir.
    • E) Türkiye'nin toplam nüfusu bu süreçte yaklaşık 51 milyondan 85 milyona ulaşmıştır.

    Türkiye'nin‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ toplam doğurganlık hızı (TDH) 2023 itibarıyla yaklaşık 1,51 düzeyine gerilemiş ve yenilenme eşiği olan 2,1'in altına inmiştir. Ancak bu düşüşün 'demografik geçişin tamamlanması' olarak nitelendirilmesi tartışmalıdır: Demografik geçişin tamamlanması hem doğum hem ölüm hızlarının düşük ve stabil düzeye oturmasını gerektirir. Türkiye'de ölüm hızları yönetilebilir düzeyde olsa da bölgeler arası doğurganlık farklılıkları hâlâ belirgindir ve bazı bölgelerde TDH 3'ün üzerindedir. Dolayısıyla ulusal ortalamanın yenilenme eşiğinin altında olması, geçişin tüm bölgeler için tamamlandığı anlamına gelmez. D seçeneğinin 'tamamlanmıştır' ve 'TDH yenilenme düzeyinin altına inmiştir' şeklindeki kesin ifadesi, bölgesel heterojenliği göz ardı ettiğinden hatalı bir çıkarım içerir.

  2. 2. Ravenstein'ın göç yasaları arasında yer alan 'göç dalgalanmaları' ilkesine göre bir bölgeye gerçekleşen her büyük göç hareketi, o bölgede boşalan yere doğru karşı bir göç dalgası yaratır. Türkiye'de bu ilkenin somutlaşmasına en iyi örnek olan süreç hangisidir?

    • A) İstanbul'dan diğer büyük şehirlere yayılan sanayi yatırımlarıyla bağlantılı göçler
    • B) Marmara bölgesindeki kentlerin taşraya uydu kent kurması
    • C) Mevsimlik tarım işçilerinin belirli güzergahlar üzerinde döngüsel hareket etmesi
    • D) Kırsal kesimden kente göç eden nüfusun boşalttığı köylere, Balkan ve Kafkas ülkelerinden gelen göçmen nüfusun yerleşmesi
    • E) İstanbul'a göç eden nüfusun kentsel dönüşüm projeleri nedeniyle çevre illere taşınması

    Ravenstein'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ 'göç dalgalanmaları' ilkesinin Türkiye'deki en güçlü tarihsel örneği, kırdan kente göç eden Anadolu köylüsünün geride bıraktığı boşluğun, başta Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen Türk ve Müslüman göçmenler tarafından doldurulmasıdır. 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyılın ortasına uzanan süreçte bu dinamik açıkça işlemiştir: Doğu'dan Batı'ya akan iç göç, Dışarıdan Anadolu'ya akan dış göçle eşzamanlı gerçekleşmiştir. D seçeneğinde tanımlanan kentsel dönüşüm göçleri de Ravenstein'a örnek verilebilir ancak bu göç mekânsal ölçek bakımından daha kısıtlıdır ve 'karşı dalga' niteliği taşımaz.

  3. 3. Bir coğrafya öğretmeni, öğrencilerine nüfus yoğunluğu kavramını öğretmek için dört farklı yoğunluk türünü anlatmıştır: aritmetik yoğunluk, fizyolojik yoğunluk, tarımsal yoğunluk ve ekonomik yoğunluk. Aşağıdaki ülke profili bu dört yoğunluk türünün birbirinden çok farklı değerler almasına yol açar. Hangi ülke profili bu duruma en iyi örnek oluşturur?

    • A) Büyük yüzölçümlü, geniş çöl ve dağlık alanları olan, nüfusun küçük kıyı ovalarına sıkıştığı, tarım arazisi sınırlı ama kişi başı milli geliri yüksek bir ülke
    • B) Küçük yüzölçümlü, tarım arazisi yok denecek kadar az, servis sektörüne dayalı, yüksek nüfuslu bir ülke
    • C) Büyük yüzölçümlü, düşük nüfuslu, tamamı orman olan, tarım arazisi bulunmayan bir ülke
    • D) Orta büyüklükte, eşit dağılımlı tarım ve sanayi alanları olan, homojen nüfus dağılışına sahip bir ülke
    • E) Küçük yüzölçümlü, tamamı tarım arazisi olan, yüksek nüfuslu ve gelişmiş bir ülke

    Aritmetik‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yoğunluk = toplam nüfus / toplam alan; fizyolojik yoğunluk = toplam nüfus / tarım arazisi; tarımsal yoğunluk = tarım nüfusu / tarım arazisi; ekonomik yoğunluk = GSYH / alan. B seçeneğindeki ülkede: Büyük yüzölçümü nedeniyle aritmetik yoğunluk düşük olabilir. Tarım arazisinin az olması fizyolojik yoğunluğu çok yüksek kılar. Nüfusun kıyı ovalarına sıkışması aritmetik ve fizyolojik yoğunluk farkını büyütür. Yüksek kişi başı milli geliri ekonomik yoğunluğu yükseltir. Bu dört değer arasındaki uçurum en belirgin bu profilde yaşanır. Avustralya bu profile yakın gerçek bir örnek oluşturabilir.

  4. 4. Türkiye'de 1950'lerden itibaren kırdan kente göçün ivme kazanmasının temel nedenleri arasında tarım sektöründe makineleşmenin artması gösterilmektedir. Bu durumun ortaya çıkardığı aşağıdaki sonuçların hangisi, hem demografik hem de ekonomik açıdan bir kısır döngü oluşturduğunu en iyi açıklar?

    • A) Kentlerde gecekondu bölgelerinin artması, arazi spekülasyonunu hızlandırmıştır.
    • B) Makineleşme, tarımsal verimliliği artırdığından kırsal gelir düzeyi yükselmiş ve iç göç yavaşlamıştır.
    • C) Kente göç eden nüfusun düşük vasıflı olması kentlerde işsizliği artırmış, işsizlik ise yeni göç dalgalarını tetikleyerek kentlerin sosyal altyapısını aşmıştır.
    • D) Kırsal nüfusun azalması tarımsal üretimi düşürmüş, bu da ithal gıda ihtiyacını artırmıştır.
    • E) Kırsal kesimdeki genç nüfusun göç etmesiyle yaşlı nüfus oranı artmış ve kırsal vergi gelirleri düşmüştür.

    Makineleşmeyle‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ işsiz kalan kırsal nüfus kente göç ettiğinde, düşük vasıf düzeyleri nedeniyle kentte de iş bulamaz ve işsiz kalır. Bu işsizlik, kente yerleşim maliyetini karşılayamayan bireylerin kötü yaşam koşullarına sürüklenmesine yol açar; ancak kırdaki koşullar daha da kötüleştiği için göç durmaz. Kentlerde büyüyen enformel sektör ve sosyal yük hem ekonomik hem demografik dengeyi kalıcı biçimde bozar. Diğer şıklar ya yanlış bir öncül içerir (E şıkkı) ya da kısır döngü mantığını yansıtmaz.

  5. 5. Aşağıdaki tablo, farklı ülkelerin demografik göstergelerini vermektedir: | Ülke | Doğurganlık Hızı | Bebek Ölüm Oranı | Kentleşme Oranı | Kişi Başı GSYİH | |------|-----------------|-----------------|----------------|----------------| | X | 5,8 | 68 | %28 | Düşük | | Y | 1,3 | 3 | %82 | Yüksek | | Z | 2,1 | 18 | %56 | Orta | | T | 4,2 | 45 | %41 | Düşük-Orta | Bu verilerden hareketle aşağıdaki çıkarımların hangisi hem demografik geçiş modeli hem de Zelinsky'nin mobilite geçiş modeli açısından birlikte doğrudur?

    • A) Y ülkesi, demografik geçişin 4. aşamasında olup Zelinsky modeline göre uluslararası göç yerine mesleki ve konut değişikliği odaklı dolaşım hareketleri ön plana çıkar.
    • B) Z ülkesi, demografik geçişin 3. aşamasında olup Zelinsky'ye göre yüksek doğurganlıktan kaynaklanan kırdan kente iç göç baskısı en yoğun bu ülkede yaşanır.
    • C) T ülkesi 3. aşamada olup Zelinsky modeline göre kentsel-kentsel göç bu ülkede baskın göç biçimidir.
    • D) X ülkesi, 2. aşamada olup Zelinsky modeline göre bu aşamada uluslararası göç iç göçü ikame eder.
    • E) Z ülkesi, 1. aşamada olup Zelinsky modeline göre kalıcı kırdan kente göç henüz başlamamıştır.

    Y‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ülkesinin düşük doğurganlık (1,3), düşük bebek ölüm oranı (3), yüksek kentleşme (%82) ve yüksek gelir göstergeleri, demografik geçişin 4. (hatta 5.) aşamasına işaret eder. Zelinsky'nin mobilite geçiş modelinde gelişmiş toplumlarda (4. aşama) kırdan kente köklü göçler yerini meslek değiştirme, banliyöleşme ve konut kaynaklı yer değiştirmelere bırakır; uluslararası göç ise nitelikli göçmen kabulü biçimine dönüşür. X ülkesi 1. ya da 2. aşamadadır ve Zelinsky'ye göre bu aşamada iç göç çok sınırlıdır. T ülkesi 2-3. aşama arasındadır ve kırdan kente göç baskındır, kentsel-kentsel göç değil.

  6. 6. Türkiye'de 2000-2020 yılları arasında gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verileri incelendiğinde, bazı Doğu Anadolu illerinin nüfusunun mutlak olarak azaldığı, ancak bu illerdeki kentsel nüfus oranının arttığı görülmektedir. Bu görünürde çelişkili durumun en tutarlı açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İllerin idari sınırları genişletilmiş, kırsal alanlar kentsel alanlara dahil edilmiştir.
    • B) Doğu Anadolu'da doğurganlık hızı düşmüş, bu nedenle toplam nüfus azalırken kentlerin çekici gücü sabit kalmıştır.
    • C) Yüksek bebek ölüm oranları kırsal nüfusu daha çok etkilediği için kentsel oran yapay biçimde yükselmiştir.
    • D) Kırsal nüfus, kentsel nüfusa kıyasla çok daha hızlı göç etmiş; böylece toplam nüfus düşerken kent içindeki payı artmıştır.
    • E) Doğu illerine gelen uluslararası göç kentleri büyütmüş, ancak kırsalı etkilememiştir.

    Bir‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ilin toplam nüfusu azalırken kentsel oran artabilir; çünkü kırsal nüfus hem il dışına göç eder hem de il içindeki kente iner. Kırsal kesimden çıkış hızı kente göçü aştığında toplam nüfus düşer, ama geriye kalanların oransal ağırlığı kentte artar. Bu durum, 2000'ler Türkiye'sinde Ağrı, Muş, Bitlis gibi illerde gözlemlenmiştir. D seçeneği 2012'de büyükşehir yasasıyla bir ölçüde gerçekleşmiş olsa da sorudaki zaman aralığının tamamını açıklamaz ve 'mutlak azalma' ile tam örtüşmez; B şıkkı temel mekanizmayı daha doğru tarif eder.

  7. 7. Aşağıdaki nüfus piramitlerinden (A, B, C, D, E harfleriyle simgelenenler) hangisi, hem nüfus yaşlanmasının hem de net göç kaybının eş zamanlı yaşandığı bir ülkeyi en doğru biçimde temsil eder? A) Geniş tabanlı, tepesi geniş, tüm yaş grupları dengeli dağılmış piramit B) Dar tabanlı, orta yaş gruplarında belirgin çıkıntı olan, 20-35 yaş grubunda belirgin çukurluk gösteren piramit C) Dar tabanlı, 20-40 yaş grubunda belirgin çıkıntı olan (dışarıdan göç alımı), tepesi geniş piramit D) Her yaş grubunda neredeyse eşit genişlikte dikdörtgen biçimli piramit E) Geniş tabanlı, orta ve üst yaş gruplarında belirgin daralma gösteren piramit

    • A) Piramit C
    • B) Piramit B
    • C) Piramit D
    • D) Piramit A
    • E) Piramit E

    Net‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ göç kaybı özellikle genç ve üretken yaş gruplarını (20-35 yaş) etkiler; bu yaş grubunda piramitte içe doğru bir çukurluk oluşur. Nüfus yaşlanması ise tabanı daraltır (düşük doğurganlık) ve üst yaş gruplarının görece ağırlığını artırır. Bu iki etki bir arada değerlendirildiğinde B şıkkındaki piramit biçimi ortaya çıkar: dar taban, 20-35 yaşta belirgin çukurluk ve orta-üst yaşlarda nispi genişleme. C şıkkı göç alımını, E şıkkı genç nüfusu ağırlıklı ülkeyi, A şıkkı dengeli büyümeyi, D şıkkı ise nüfus artışının sıfıra yaklaştığı fakat göç etkisi olmayan bir yapıyı temsil eder.

  8. 8. Bir ülkede şehirleşme düzeyi yüksek olmasına karşın sanayileşme düzeyi düşük kalmaktadır. Bu durum literatürde 'aşırı kentleşme' (over-urbanization) ya da 'sahte kentleşme' (pseudo-urbanization) olarak adlandırılmaktadır. Aşağıdaki ülke özelliklerinden hangisi bu olgunun oluşmasında birincil belirleyici faktör değildir?

    • A) Kentteki enformel sektörün varlığının göçmenler için görece güvence sağlaması
    • B) Kırsal kesimde hızlı nüfus artışının toprağın taşıma kapasitesini aşması
    • C) Ülkedeki sanayi yatırımlarının yalnızca başkent ve liman şehirlerinde yoğunlaşması
    • D) Yüksek hızlı demiryolu ağının şehirler arasındaki erişilebilirliği artırması
    • E) Kırsal kesimdeki tarım reformlarının gecikmesi ve toprak mülkiyetinin dar bir kesimde toplanması

    Aşırı‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kentleşmeyi tetikleyen faktörler: kırsal itici güçler (nüfus baskısı, toprak yetersizliği, tarım reformu eksikliği) ve kentsel çekici güçler (enformel sektör, ücret farkı). Sanayi yatırımlarının yalnızca birkaç şehirde yoğunlaşması, o şehirlere orantısız göç yaratarak sahte kentleşmeye zemin hazırlar. Buna karşın yüksek hızlı demiryolu ağının artırılması, ekonomik aktiviteyi çeşitli şehirlere dağıtarak dengesiz büyümeyi yumuşatır, kutuplaşma etkisini azaltır; dolayısıyla aşırı kentleşmeyi beslemez, aksine önleme potansiyeli taşır. Bu nedenle D şıkkı birincil belirleyici faktör değildir.

  9. 9. Christaller'in Merkezi Yerler Kuramı'na göre K=3 (pazarlama ilkesi) hiyerarşisinde bir birinci derece merkez (metropol), teorik olarak kaç adet üçüncü derece alt merkezi doğrudan ya da dolaylı olarak beslemektedir?

    • A) 18
    • B) 27
    • C) 12
    • D) 6
    • E) 9

    K=3‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ hiyerarşisinde her üst merkez, hemen altındaki kademenin 3 katı kapsamında nüfusa hizmet eder. Hiyerarşi düzeyleri: Metropol (1. derece) → Büyük şehir (2. derece) → Orta şehir (3. derece). K=3'te 1. derece merkezin altında 2. derece merkezler vardır ve bunların sayısı (K-1)×1 = 2; her 2. derece altında yine (K-1) = 2 adet 3. derece merkez bulunur. Toplam 3. derece merkez: 1. kademedeki 2 adet ikinci derece × 3 = 6, artı birinci kademenin kendine ait kesri hesaplandığında aritmetik toplam 9 olur. Daha sistematik: K=3 ağında 1. derece = 1, 2. derece = 2, 3. derece = 6+3=9... Klasik Christaller çözümüne göre bir metropolün 3. derece merkez sayısı 9'dur.

  10. 10. Türkiye'de 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun nüfus coğrafyası açısından en tartışmalı sonucu nedir?

    • A) Köy tüzel kişiliklerinin kaldırılmasıyla kırsal halkın tapu ve mülkiyet haklarını yitirmesi
    • B) Büyükşehir ilçe belediyelerinin bağımsız bütçe yetkisini yitirerek merkeze bağımlı hale gelmesi
    • C) Büyükşehir statüsü kazanan illerde doğurganlık hızının yapay ölçümlerle düşük hesaplanması
    • D) İl sınırlarının belediye sınırı kabul edilmesiyle kırsal nüfusun istatistiksel olarak kentli sayılması ve Türkiye'nin kentleşme oranının suni biçimde yükselmesi
    • E) Büyükşehir belediyelerinde yaşayan nüfusun oy ağırlığının artması ve seçim dengelerinin değişmesi

    6360‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Sayılı Kanun, 30 ilde il mülki sınırını belediye sınırı olarak tanımladı. Bu sayede o illerdeki kırsal köy ve mezra nüfusları da yasal olarak 'belediye nüfusu' yani kentli sayıldı. TÜİK verilerine göre bu düzenleme Türkiye'nin resmi kentleşme oranını yaklaşık %77'den %91-92 düzeyine taşıdı; oysa söz konusu 'yeni kentliler' fiziksel olarak kırsal alanda yaşamaya devam ediyordu. Bu, coğrafyacıların 'istatistiksel kentleşme' ya da 'idari kentleşme' dediği olguya klasik bir örnek oluşturur ve kentleşme oranlarının yorumlanmasında kritik bir metodolojik sorundur.

  11. 11. Bir bölgede aynı anda hem 'nüfus seyrekliği' (10 kişi/km²'nin altı) hem de 'yüksek nüfus yoğunluğu odakları' gözlemlenebilir. Aşağıdaki coğrafi koşulların hangisi bu iki durumun eş zamanlı yaşanmasını en iyi açıklar?

    • A) Bölgenin dağlık yapısı nedeniyle tarıma elverişli ova tabanlarında yoğun tarımsal nüfusun birikmesi, geri kalan engebeli arazinin ise neredeyse ıssız kalması
    • B) Bölgede sanayi ve hizmet sektörünün eşit biçimde dağıldığı, ancak ulaşım ağının yetersiz kaldığı bir yapının hâkim olması
    • C) Bölgede çok sayıda küçük kasabanın eşit aralıklarla dağıldığı homojen bir yerleşim örüntüsünün bulunması
    • D) Bölgedeki tüm şehirlerin kıyı şeridinde konumlanması nedeniyle iç kesimlerin boş kalması
    • E) Bölgede yüksek doğurganlık ile yüksek ölüm oranının dengelenerek nüfusun sabit kaldığı bir yapının oluşması

    Dağlık‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bölgelerde genel km² başına düşen kişi sayısı oldukça düşük olabilir; ancak bu bölgelerdeki ova tabanları, vadiler ve sulak alanlar tarıma elverişliliği nedeniyle yoğun nüfus barındırır. Yani bölgenin ortalama yoğunluğu düşük olmasına rağmen belirli noktalarda yoğunluk çok yüksektir. Bu durum 'fizyolojik nüfus yoğunluğu' kavramıyla ilişkilidir. Doğu Anadolu'nun genel düşük yoğunluğuna karşın Erzincan, Malatya ve benzeri ova merkezlerinde yoğun yerleşimin bulunması buna örnek gösterilebilir. Diğer şıklar ya soru koşulunu yanlış açıklar ya da sorunun çelişkili görünümünü ortadan kaldırmaz.

  12. 12. Türkiye'de kaba doğum hızı (KDH), toplam doğurganlık hızından (TDH) farklı bir eğilim gösterebilir. 1990-2010 yılları arasında bazı dönemlerde TDH sürekli düşerken KDH'nin görece yüksek seyretmesi ya da hızlı düşmemesi hangi demografik olguyla açıklanır?

    • A) Nüfus momentumu: Önceki yüksek doğurganlık dönemlerinde doğan büyük genç kuşakların üreme çağına ulaşarak toplam doğum sayısını yüksek tutması
    • B) Sağlık hizmetlerinin iyileşmesiyle bebek ölüm oranlarının düşmesinin KDH'yi olduğundan yüksek göstermesi
    • C) Göçle gelen yabancı uyruklu nüfusun doğum oranını yapay biçimde yükseltmesi
    • D) TDH hesaplamalarında kullanılan yaş gruplarının yanlış belirlenmesi sonucu istatistiksel sapma oluşması
    • E) Kırsal nüfusun kentlere göçüyle birlikte doğurganlık tercihlerinin hızla değişmesi

    Nüfus‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ momentumu (demografik atalet), toplam doğurganlık hızı yenileme düzeyinin altına düşse bile önceki dönemlerde doğan büyük genç kuşaklar üreme çağına geldiğinde toplam doğum sayısının yüksek kalmasını ifade eder. KDH, doğum sayısını toplam nüfusa böldüğünden; nüfustaki genç yaş yapısı KDH'yi yapay biçimde yüksek tutar. TDH ise 15-49 yaş kadın başına düşen çocuk sayısını ölçtüğünden gerçek davranışsal değişimi daha doğru yansıtır. Bu nedenle 1990'larda TDH'nin belirgin düşüşüne rağmen Türkiye'de mutlak doğum sayıları ve KDH görece yüksek seyretmiştir.

  13. 13. Ravenstein'ın göç yasaları içinde 'göçlerin karşı akımı' (counter-current) ilkesi günümüz Türkiye'sinde hangi göç örüntüsüyle en iyi örtüşmektedir?

    • A) Ankara'dan İstanbul'a doğru gerçekleşen bürokrattan iş insanına dönüşüm göçü
    • B) Kıyı kentlerinden iç bölgelere doğru yayılan sanayi yatırımlarının göç yönünü değiştirmesi
    • C) İstanbul'dan Anadolu şehirlerine doğru emeklilik göçü ve geri dönüş göçünün artması
    • D) Ege ve Akdeniz kıyılarına yabancı uyruklu turistlerin mevsimlik olarak gelmesi
    • E) Suriyeli mültecilerin yoğun olarak Türkiye'nin güneydoğu sınır illerine yerleşmesi

    Ravenstein'ın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ karşı akım yasasına göre her büyük göç dalgasının bir ters akımı oluşur; yani göç alan yerden, göç veren yere doğru belirli bir hareket gözlemlenir. Türkiye'de onlarca yıl İstanbul'a yönelen kırsal göçün karşı akımı olarak; İstanbul'da emekli olan, ekonomik zorluk yaşayan ya da köklerine dönmek isteyen kitlelerin Anadolu'ya (özellikle doğdukları illere ya da kıyı kasabalarına) geri göçü bu ilkeyle doğrudan örtüşür. 2000'ler sonrası kentsel yaşam maliyetinin artmasıyla birlikte bu karşı akım güçlenmiştir. Diğer seçenekler ya uluslararası göçü ya da iç göçün farklı biçimlerini kapsamakta olup Ravenstein'ın söz konusu yasasını somutlaştırmaz.

  14. 14. Aşağıda bazı ülkelerin 'bağımlılık oranları' verilmektedir. Yalnızca bu verileri kullanarak ülkelerin olası işgücü ve tasarruf dinamikleri hakkında hangi çıkarım yapılabilir? • Ülke A: Genç bağımlılık oranı %68, yaşlı bağımlılık oranı %8 • Ülke B: Genç bağımlılık oranı %22, yaşlı bağımlılık oranı %34 • Ülke C: Genç bağımlılık oranı %38, yaşlı bağımlılık oranı %18

    • A) Ülke A, demografik fırsatı (demographic dividend) yaşamakta olup işgücü arzı en hızlı Ülke A'da artacaktır.
    • B) Ülke B'deki yüksek yaşlı bağımlılık oranı, sosyal güvenlik sistemleri üzerinde baskı oluşturduğundan tasarruf oranları düşük kalmaya eğilimlidir.
    • C) Ülke C, hem genç hem yaşlı bağımlılık oranlarının dengeliyle ideal bir demografik pencere yaşamaktadır.
    • D) Ülke B'de aktif nüfus oranı en yüksek olduğundan kişi başı GSYİH mutlaka en yüksektir.
    • E) Ülke A'nın düşük yaşlı bağımlılık oranı, sağlık harcamalarının en düşük bu ülkede olduğunu kanıtlar.

    Yüksek‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yaşlı bağımlılık oranı (Ülke B: %34), aktif nüfusun giderek daha büyük bir yaşlı kesimi finanse etmesi anlamına gelir. Bu durum sosyal güvenlik, emeklilik ve sağlık harcamaları yoluyla kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturur; hanehalkları da ebeveynlere destek olmak durumunda kaldığından tasarrufları kısıtlanır. Bu ilişki Modigliani'nin yaşam döngüsü hipoteziyle de tutarlıdır. A şıkkı yanlıştır: Ülke A'nın yüksek genç bağımlılığı, demografik fırsatın henüz başlamadığını gösterir; demografik fırsat genç bağımlılığın düştüğü dönemde ortaya çıkar. D şıkkı bağımlılık oranından sağlık harcamasına kesin bir nedensellik kuramaz. E şıkkı ise GSYİH'nin belirleyicilerini sadece demografik yapıya indirgemektedir.

  15. 15. Türkiye'de 'kentsel yayılma' (urban sprawl) ile 'kompakt kent' modelinin karşılaştırmalı değerlendirmesinde aşağıdakilerden hangisi kentsel yayılmanın bir sonucu değil, nedeni olarak kabul edilir?

    • A) İmar planlarının imar rantını kontrol etmekte yetersiz kalması
    • B) Artan trafik yoğunluğu ve kentsel ulaşım altyapısının yetersizleşmesi
    • C) Toplu ulaşım yatırımlarının merkezi bölgelerde yoğunlaşması ve çeperlere ulaşamaması
    • D) Kentin çeperlerinde arazi fiyatlarının merkeze göre düşük olması
    • E) Özel otomobil sahipliğinin yaygınlaşması ve akaryakıt maliyetlerinin görece düşük kalması

    Kentsel‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ yayılmanın nedenleri şunlardır: düşük arazi fiyatları (D), özel araç kullanımının kolaylığı (A), toplu ulaşımın çevreye ulaşmaması (C) ve imar denetiminin zayıflığı (E). Bu etkenler insanları kentin dış çeperlerine çeker ve konut gelişimi yayılır. Artan trafik yoğunluğu ve altyapı yetersizliği ise kentsel yayılmanın bir sonucudur; dağınık ve düşük yoğunluklu kentsel yapı, toplu ulaşımı ekonomik olmaktan çıkarır ve araç bağımlılığını artırır, bu da trafik ve altyapı sorunlarını derinleştirir. Soruda neden-sonuç ayrımı yapılması beklenmektedir; B şıkkı sonuçtur.

  16. 16. Lee'nin itme-çekme modeline göre göç kararında 'müdahale edici engeller' belirleyici bir rol oynamaktadır. Türkiye'de kırdan kente göç bağlamında aşağıdaki faktörlerden hangisi hem itme hem de müdahale edici engel işlevi görebilir?

    • A) Kırsal kesimdeki yüksek işsizlik oranı
    • B) Kente uyum sürecinde yaşanan kültürel yabancılaşma ve hemşeri ağlarının yokluğu
    • C) Kentteki ücret düzeyinin kırsala göre yüksek olması
    • D) Kırsal bölgelerin kentlere olan uzaklığı ve ulaşım maliyeti
    • E) Kentteki yüksek konut maliyetleri

    Lee‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ modelinde itme faktörleri (push) bireyi kökeninden koparırken, müdahale edici engeller (intervening obstacles) göçün gerçekleşmesini ya da varış noktasını etkiler. Kırsal bölgenin kente uzaklığı ve ulaşım maliyeti, her ikisi olarak da işlev görebilir: Uzak köylerde koşullar kötüleştiğinde uzaklık potansiyel göçmenler için caydırıcı bir engel haline gelir; öte yandan çok uzak köylerde yaşayan bireyler ulaşım erişimsizliği nedeniyle hareketsiz kalabilir, bu da uzaklığın hem bir 'itme' kısıtlayıcısı hem de bir 'engel' işlevi gördüğü anlamına gelir. A ve E saf itme/çekme faktörleridir; D müdahale edici engel ve varış engelidir ama itme değildir; B saf varış engelidir.

  17. 17. Aşağıda Türkiye'nin farklı bölgelerindeki dört ilin 2023 yılı tahmini net göç katsayıları (binde) verilmiştir: • İl 1: +42,3 • İl 2: –18,7 • İl 3: +6,1 • İl 4: –31,5 Bu illerin sırasıyla hangi demografik özellikteki illerle eşleşmesi, Türkiye'nin iç göç dinamikleriyle en tutarlı sonucu verir?

    • A) İl 1: Kocaeli, İl 2: Nevşehir, İl 3: Bingöl, İl 4: Mersin
    • B) İl 1: Antalya, İl 2: Ağrı, İl 3: İzmir, İl 4: Muş
    • C) İl 1: Tekirdağ, İl 2: Ağrı, İl 3: Konya, İl 4: Şırnak
    • D) İl 1: Erzurum, İl 2: Antalya, İl 3: Kocaeli, İl 4: Nevşehir
    • E) İl 1: Muş, İl 2: İstanbul, İl 3: Samsun, İl 4: Ankara

    Türkiye‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ iç göç dinamiklerine göre: Yüksek pozitif net göç (+42,3): Ege-Akdeniz turistik ve sanayi kentleri (Antalya, İzmir, Muğla, Bodrum gibi), son on yılda en yüksek göç çekiciliğini gösterenler arasında Antalya açık ara öndedir. Yüksek negatif net göç (–18,7): Doğu Anadolu illeri (Ağrı). Orta pozitif (+6,1): İzmir gibi büyük ama nüfusu stabilleşmeye başlayan iller. Yüksek negatif (–31,5): Muş, Şırnak veya Bitlis gibi Türkiye'nin en yüksek net göç kaybı veren illeri. C şıkkındaki Antalya (+), Ağrı (–), İzmir (orta +), Muş (–) dizilişi bu dinamiklerle en uyumlu kombinasyonu oluşturur. B şıkkı da mantıklı görünse de Tekirdağ bu dönemdeki değerlerde Antalya kadar yüksek bir katsayıya ulaşmamıştır.

  18. 18. Türkiye'de doğurganlık hızının bölgeden bölgeye önemli farklılıklar göstermesi, tek bir politika aracıyla ele alınamayacak çok boyutlu bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Güneydoğu Anadolu'da TDH'nin hâlâ 3,5'in üzerinde kalmasını açıklamaya çalışan 'kalıntı doğurganlık' (residual fertility) yaklaşımı, standart demografik geçiş teorisini hangi açıdan tamamlar ya da eleştirir?

    • A) Kalıntı doğurganlık, ekonomik kalkınmanın yeterli olduğu her yerde doğurganlığın mutlaka düşeceğini öngören deterministik geçiş modelini destekler.
    • B) Kalıntı doğurganlık, demografik geçişin sanayi öncesi toplumlar için değil yalnızca sanayileşmiş Batı toplumları için geçerli olduğunu kanıtlar.
    • C) Kalıntı doğurganlık, yüksek çocuk ölümlerinin hâlâ sigorta güdüsüyle doğurganlığı yüksek tuttuğunu kanıtladığından geçiş teorisiyle tamamen örtüşür.
    • D) Kalıntı doğurganlık, kültürel faktörlerin doğurganlık üzerindeki etkisinin yalnızca kısa vadede belirleyici olduğunu göstererek uzun vadede ekonomik gelişmenin önceliğini pekiştirir.
    • E) Kalıntı doğurganlık, ekonomik gelişmenin doğurganlığı düşürmek için tek başına yeterli olmadığını; eğitim, cinsiyet eşitliği ve kültürel normlardaki dönüşümlerin ek açıklayıcı güce sahip olduğunu ileri sürerek geçiş teorisini tamamlar.

    Standart‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ demografik geçiş teorisi, sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte doğurganlığın kaçınılmaz olarak düşeceğini öngörür; ancak Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerinde göreli ekonomik iyileşmeye rağmen TDH yüksek kalmaya devam etmektedir. 'Kalıntı doğurganlık' kavramı, bu kalıcı yüksekliğin ekonomik değişkenlerin yanı sıra cinsiyet eşitsizliği, kadın eğitim düzeyi, evlilik örüntüleri, aşiret ve akrabalık yapıları ile dini-kültürel normlarla açıklanması gerektiğini vurgular. Bu yaklaşım geçiş teorisini reddetmez; ancak onun tek nedensellik içeren mekanik yorumunu sorgulayarak çok değişkenli bir demografik analiz çerçevesi önerir. Bu nedenle B şıkkı en doğru yanıttır.

  19. 19. Türkiye'de tahıl tarımı en fazla hangi bölgede yapılmaktadır?

    • A) Karadeniz Bölgesi
    • B) Marmara Bölgesi
    • C) İç Anadolu Bölgesi
    • D) Ege Bölgesi
    • E) Güneydoğu Anadolu Bölgesi

    İç‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Anadolu Bölgesi, geniş düzlükleri, step iklimi ve kuru tarıma uygun yapısıyla Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinir. Buğday ve arpa üretiminde ülke genelinde birinci sıradadır.

  20. 20. Aşağıdaki ürünlerden hangisi Türkiye'de yalnızca Karadeniz Bölgesi'nde yetiştirilmektedir?

    • A) Tütün
    • B) Üzüm
    • C) Pamuk
    • D) Zeytin
    • E) Fındık

    Fındık,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Türkiye'de yalnızca Karadeniz Bölgesi'nde yetiştirilmekte olup Türkiye dünya fındık üretiminin yaklaşık %70'ini karşılamaktadır. Yüksek nem, yağış ve ılıman iklim fındık tarımı için ideal koşullar oluşturur.

  21. 21. Türkiye'de pamuk tarımı ağırlıklı olarak hangi bölgelerde yapılmaktadır?

    • A) Ege ve Güneydoğu Anadolu
    • B) Karadeniz ve Marmara
    • C) Marmara ve İç Anadolu
    • D) Karadeniz ve Doğu Anadolu
    • E) İç Anadolu ve Doğu Anadolu

    Pamuk,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sıcak ve kurak yaz iklimi gerektiren bir endüstri bitkisidir. Türkiye'de Ege Bölgesi (Büyük Menderes Havzası) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi (GAP sulama projesinin de katkısıyla) pamuk üretiminin merkezi konumundadır.

  22. 22. Aşağıdakilerden hangisi göçer hayvancılık için en doğru tanımdır?

    • A) Hayvanların fabrikada üretilen yemlerle beslenmesi
    • B) Belirli bir arazide sabit olarak yapılan hayvancılık
    • C) Sadece kümes hayvanlarının yetiştirilmesi
    • D) Hayvanların ahırlarda beslenmesi
    • E) Mevsimlere göre yaylak ve kışlak arasında yapılan hayvancılık

    Göçer‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ (transhumans) hayvancılık; yazın yüksek yaylalara (yaylak), kışın ise ovalara veya kıyılara (kışlak) inerek mevsimlere göre yer değiştirme esasına dayanan hayvancılık türüdür. Türkiye'de özellikle Doğu Anadolu'da yaygındır.

  23. 23. Türkiye'de zeytinin en fazla yetiştirildiği bölge aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Ege Bölgesi
    • B) İç Anadolu Bölgesi
    • C) Karadeniz Bölgesi
    • D) Doğu Anadolu Bölgesi
    • E) Güneydoğu Anadolu Bölgesi

    Zeytin,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ Akdeniz iklimine özgü bir bitkidir. Türkiye'de en fazla Ege Bölgesi'nde yetiştirilir; Ayvalık, İzmir, Edremit çevresi önemli zeytin üretim merkezleridir. Akdeniz Bölgesi de önemli miktarda zeytin üretmektedir.

  24. 24. Aşağıdaki tarım ürünlerinden hangisi Türkiye'nin dünya üretiminde ilk sıralarda yer aldığı ürünlerden değildir?

    • A) Fındık
    • B) Buğday
    • C) Kuru üzüm
    • D) Kuru incir
    • E) Kuru kayısı

    Türkiye;‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ fındık, kuru incir, kuru kayısı ve kuru üzümde dünya üretiminde ilk sıralar arasındadır. Ancak buğday üretiminde Türkiye iç tüketimi karşılamada zaman zaman ithalatçı konumuna düşmekte olup küresel ölçekte ilk sıralarda yer almamaktadır.

  25. 25. Türkiye'de çay tarımı hangi bölgede yapılmaktadır?

    • A) Ege Bölgesi
    • B) Marmara Bölgesi
    • C) Güneydoğu Anadolu Bölgesi
    • D) İç Anadolu Bölgesi
    • E) Doğu Karadeniz Bölümü

    Çay,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ çok yağışlı ve nemli bir iklim ister. Türkiye'de çay tarımı yalnızca Doğu Karadeniz Bölümü'nde (Rize, Artvin, Trabzon çevresi) yapılmaktadır. Bu alan Türkiye'nin en fazla yağış alan yeridir.