menu
MemurOl
Türkçe Testleri

Genel Tekrar Testi - 145

Soru 1 / 25

Aşağıdaki parçada anlatıcı hangi düşünceyi savunmaktadır? "Eleştiri, sanatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ne var ki bugün eleştiri anlayışı ciddi bir kırılma yaşamaktadır. Sosyal medya platformlarında her kullanıcı, herhangi bir eser hakkında dilediği yorumu anında yayınlayabilmektedir. Bu durum, eleştiriyi demokratikleştirdiği izlenimini verse de aslında sığlaştırmaktadır. Zira birikim, deneyim ve emek gerektiren eleştiri, yerini anlık tepkilere bırakmaktadır. Bu koşullarda eleştirmenin toplumsal işlevi büyük ölçüde zayıflamaktadır." A) Sosyal medya, sanat eleştirisine yeni ve özgün bir boyut katmıştır. B) Eleştirmenlerin birikim ve deneyimi, dijital çağda artık değerini yitirmiştir. C) Sanat eleştirisinin niteliği, herkesin yoruma katılmasıyla zenginleşmektedir. D) Dijital platformların yaygınlaşması eleştiriyi güçlendirmek bir yana zayıflatmaktadır. E) Eleştiri, sanat eserlerinin toplumsal kabulünde belirleyici bir rol üstlenemez.

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıdaki parçada anlatıcı hangi düşünceyi savunmaktadır? "Eleştiri, sanatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ne var ki bugün eleştiri anlayışı ciddi bir kırılma yaşamaktadır. Sosyal medya platformlarında her kullanıcı, herhangi bir eser hakkında dilediği yorumu anında yayınlayabilmektedir. Bu durum, eleştiriyi demokratikleştirdiği izlenimini verse de aslında sığlaştırmaktadır. Zira birikim, deneyim ve emek gerektiren eleştiri, yerini anlık tepkilere bırakmaktadır. Bu koşullarda eleştirmenin toplumsal işlevi büyük ölçüde zayıflamaktadır." A) Sosyal medya, sanat eleştirisine yeni ve özgün bir boyut katmıştır. B) Eleştirmenlerin birikim ve deneyimi, dijital çağda artık değerini yitirmiştir. C) Sanat eleştirisinin niteliği, herkesin yoruma katılmasıyla zenginleşmektedir. D) Dijital platformların yaygınlaşması eleştiriyi güçlendirmek bir yana zayıflatmaktadır. E) Eleştiri, sanat eserlerinin toplumsal kabulünde belirleyici bir rol üstlenemez.

    • A) Sanat eleştirisinin niteliği, herkesin yoruma katılmasıyla zenginleşmektedir.
    • B) Dijital platformların yaygınlaşması eleştiriyi güçlendirmek bir yana zayıflatmaktadır.
    • C) Sosyal medya, sanat eleştirisine yeni ve özgün bir boyut katmıştır.
    • D) Eleştirmenlerin birikim ve deneyimi, dijital çağda artık değerini yitirmiştir.
    • E) Eleştiri, sanat eserlerinin toplumsal kabulünde belirleyici bir rol üstlenemez.

    Anlatıcı,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sosyal medyanın eleştiriyi 'demokratikleştirdiği' izlenimi yaratsa da gerçekte onu 'sığlaştırdığını' ve eleştirmenin işlevini zayıflattığını savunmaktadır. Bu doğrudan D seçeneğiyle örtüşmektedir. A, B ve C seçenekleri parçanın tezine aykırıdır; E seçeneği ise parçada hiç işlenmeyen bir iddiayı öne sürmektedir.

  2. 2. Aşağıdaki parçanın ana düşüncesi hangisidir? "Hız, modern yaşamın en belirgin özelliği hâline gelmiştir. Ulaşımda, iletişimde, üretimde hız artık bir erdem gibi sunulmaktadır. Ancak bu hız kültürü, derinliği ve düşünmeyi törpülemektedir. Bir kitabı birkaç dakikada özetleyen uygulamalar, bir filmi fragmanıyla tüketme alışkanlığı, düşüncenin olgunlaşmasını engellemektedir. Oysa büyük fikirler, aceleci bir zihin tarafından değil; sabırla düşünen bir zihin tarafından üretilir." A) Modern yaşamın hızlanması, teknolojik yeniliklerin kaçınılmaz bir sonucudur. B) Günümüzde insanlar zamanlarını verimli kullanmak amacıyla hız odaklı araçlara yönelmektedir. C) Hız kültürünün derinliği ve olgun düşünceyi sekteye uğrattığı göz ardı edilmemelidir. D) Büyük fikirlerin üretilmesi, yalnızca bireysel sabır ve azimle mümkün olabilmektedir. E) Kitap özeti uygulamaları ve fragman izleme alışkanlığı, kültür tüketimini yaygınlaştırmaktadır.

    • A) Büyük fikirlerin üretilmesi, yalnızca bireysel sabır ve azimle mümkün olabilmektedir.
    • B) Kitap özeti uygulamaları ve fragman izleme alışkanlığı, kültür tüketimini yaygınlaştırmaktadır.
    • C) Hız kültürünün derinliği ve olgun düşünceyi sekteye uğrattığı göz ardı edilmemelidir.
    • D) Modern yaşamın hızlanması, teknolojik yeniliklerin kaçınılmaz bir sonucudur.
    • E) Günümüzde insanlar zamanlarını verimli kullanmak amacıyla hız odaklı araçlara yönelmektedir.

    Parça,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ hızın bir erdem olarak sunulmasını eleştirmekte ve bunun derinlik ile düşünme üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymaktadır. Ana fikir, hız kültürünün olgunlaşmış ve derin düşünceyi engellediği yönündedir. Bu, C seçeneğinde tam olarak yansıtılmıştır. D seçeneği yalnızca son cümledeki bir detayı öne çıkarmakta, A ve B seçenekleri ise parçanın eleştirdiği durumu tarafsız biçimde yansıtmaktadır.

  3. 3. Aşağıdaki parçada 'bu tutarsızlık' sözüyle kastedilen nedir? "Doğa sevgisini dile getiren insanların, aynı zamanda doğayı tahrip eden tüketim alışkanlıklarını sürdürdüğü sıkça gözlemlenmektedir. Piknik alanlarında doğanın güzelliğini metheden kişiler, atıklarını geride bırakarak ayrılabilmektedir. Çevre duyarlılığını sosyal medyada dile getirenler, yüksek karbon ayak izine sahip ürünleri tercih etmeye devam edebilmektedir. Bu tutarsızlık, yalnızca bireysel bir zaaf değil; sistemik bir çelişkidir." A) İnsanların doğayı koruma konusunda bilinçsiz olması B) Sosyal medyanın gerçek çevre duyarlılığını yansıtmaması C) Doğa sevgisini söylemde benimseyip davranışta bunun tersini yaşatma çelişkisi D) Piknik alanlarının yetersiz çöp yönetimi altyapısına sahip olması E) Çevre duyarlılığının sistemik değil bireysel bir sorun olarak algılanması

    • A) Piknik alanlarının yetersiz çöp yönetimi altyapısına sahip olması
    • B) İnsanların doğayı koruma konusunda bilinçsiz olması
    • C) Doğa sevgisini söylemde benimseyip davranışta bunun tersini yaşatma çelişkisi
    • D) Sosyal medyanın gerçek çevre duyarlılığını yansıtmaması
    • E) Çevre duyarlılığının sistemik değil bireysel bir sorun olarak algılanması

    'Bu‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ tutarsızlık' ifadesi, önceki cümlelerde verilen örneklerin ortak paydası olan durumu işaret etmektedir: doğa sevgisini sözde dile getirip davranışta tam tersini yaşatmak. A seçeneği bilinçsizliği öne çıkarır oysa parçada bilinçli bir söylem mevcuttur. B seçeneği sosyal medyayı araç olarak görür ama tutarsızlığın kaynağı değildir. D ve E seçenekleri ise parçadaki fikri çarpıtmaktadır.

  4. 4. Aşağıdaki iki parçada ortak olarak savunulan düşünce hangisidir? Parça I: "Hafıza, kimliğin temel taşıdır. Bir bireyin geçmişini unutması, onu kendi hikâyesinden koparmaktadır. Bu yüzden hatırlamak yalnızca bir zihinsel işlev değil; varoluşsal bir eylemdir." Parça II: "Toplumlar da bireyler gibi hafızalarına sahip çıkmalıdır. Tarihini unutmaya yüz tutan bir toplum, geleceğini inşa edecek temeli kaybetmektedir. Kolektif bellek, bir toplumu toplum yapan en derin bağdır." A) Geçmişi hatırlamak, hem birey hem toplum için kimlik ve varoluşla doğrudan ilişkilidir. B) Unutmanın bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması, psikolojik bir zorunluluktur. C) Hafıza yalnızca bireysel düzeyde değil; toplumsal düzeyde de korunmaya muhtaçtır. D) Tarihini bilen toplumlar, bireysel hafıza kayıplarını daha iyi tolere edebilmektedir. E) Tarih bilinci, toplumların kolektif belleklerini güçlendiren temel unsurdur.

    • A) Geçmişi hatırlamak, hem birey hem toplum için kimlik ve varoluşla doğrudan ilişkilidir.
    • B) Tarihini bilen toplumlar, bireysel hafıza kayıplarını daha iyi tolere edebilmektedir.
    • C) Unutmanın bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması, psikolojik bir zorunluluktur.
    • D) Tarih bilinci, toplumların kolektif belleklerini güçlendiren temel unsurdur.
    • E) Hafıza yalnızca bireysel düzeyde değil; toplumsal düzeyde de korunmaya muhtaçtır.

    Her‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ iki parça da hafızanın kimlik ve varoluşla bağını ele almaktadır: birincisi bireysel, ikincisi toplumsal boyutuyla. Ortak fikir, hafızanın kimliğin ve varoluşun ayrılmaz parçası olduğudur. A seçeneği bu iki boyutu birlikte kapsamaktadır. C seçeneği yalnızca 'korunma' vurgusunu öne çıkarır; kimlik bağını dışarıda bırakır. E seçeneği ise yalnızca ikinci parçayı yansıtmaktadır.

  5. 5. Aşağıdaki parçada yazar, okuma alışkanlığı konusunda ne tür bir yaklaşım sergilemektedir? "Okumak, yalnızca bilgi edinmek için yapılmamalıdır. Kitaplar, insanı başka zihinlerin dünyasına taşır; böylece kendi sınırlarının farkına varmasını sağlar. Bu anlamda okumak, hem bir alçakgönüllülük pratiği hem de bir özgüvenin kaynağıdır. Çünkü ne kadar çok okursanız, bilmediğinizin ne denli geniş olduğunu o denli iyi kavrar; ama aynı zamanda düşüncenizin derinleştiğini de hissedersiniz." A) Okuma, bilgi birikimini artıran araçsal bir işlev üstlenir; bu nedenle düzenli yapılmalıdır. B) Okumanın asıl değeri, insanın hem sınırlılıklarının hem de düşünsel derinleşmesinin farkına varmasını sağlamasında yatar. C) Kitaplar, insanı başkalarının dünyasına taşıdığı için özgüven ve alçakgönüllülüğü çelişkili biçimde bir arada yaşatır. D) Ne kadar çok okunursa okunsun, bilginin sonsuzluğu karşısında insan kendini yetersiz hissetmekten kurtulamaz. E) Okumak, bireyin toplumsal çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasına zemin hazırlar.

    • A) Okumak, bireyin toplumsal çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasına zemin hazırlar.
    • B) Okumanın asıl değeri, insanın hem sınırlılıklarının hem de düşünsel derinleşmesinin farkına varmasını sağlamasında yatar.
    • C) Ne kadar çok okunursa okunsun, bilginin sonsuzluğu karşısında insan kendini yetersiz hissetmekten kurtulamaz.
    • D) Okuma, bilgi birikimini artıran araçsal bir işlev üstlenir; bu nedenle düzenli yapılmalıdır.
    • E) Kitaplar, insanı başkalarının dünyasına taşıdığı için özgüven ve alçakgönüllülüğü çelişkili biçimde bir arada yaşatır.

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ okumanın yalnızca bilgi edinme işlevi olmadığını; aynı zamanda bireyin kendi sınırlılıklarının ve düşünsel gelişiminin farkına varmasını sağladığını vurgulamaktadır. Bu iki unsurun bütüncül ifadesi B seçeneğinde yer almaktadır. C seçeneği çelişki olarak nitelendirdiği için yanıltıcıdır; oysa parçada bu iki duygu çelişki değil, tamamlayıcı olarak sunulmaktadır. D seçeneği ise parçanın iyimser tonuyla çelişmektedir.

  6. 6. Aşağıdaki parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı hangisidir? "Spor müsabakalarında kazanmak, yüzyıllardır insanlığın en güçlü motivasyon kaynaklarından biri olmuştur. Ancak son dönemde performansı artırmak adına başvurulan bazı yöntemler, sporun ruhunu tartışmaya açmaktadır. Doping, biyomedikal müdahaleler ve veri manipülasyonu gibi uygulamalar; başarının salt çabanın değil, teknolojik üstünlüğün ürünü olabileceği kaygısını doğurmaktadır. Bu kaygı, sporun etik temellerini sorgulatmaktadır." A) Doping ve biyomedikal müdahaleler, sporcular arasında eşitsizliğe yol açmaktadır. B) Teknolojik gelişmeler, sporu bütünüyle olumsuz etkilemekte ve bu alanın geleceğini tehdit etmektedir. C) Sporun yalnızca kazanmaya odaklanması, etik değerlerin önüne geçmektedir. D) Teknoloji destekli başarı yöntemlerinin yaygınlaşması, sporun özündeki çaba ve adalet ilkelerini zedeleyebilmektedir. E) Sporun etik temelleri ancak uluslararası düzenlemelerle güvence altına alınabilir.

    • A) Sporun etik temelleri ancak uluslararası düzenlemelerle güvence altına alınabilir.
    • B) Doping ve biyomedikal müdahaleler, sporcular arasında eşitsizliğe yol açmaktadır.
    • C) Teknolojik gelişmeler, sporu bütünüyle olumsuz etkilemekte ve bu alanın geleceğini tehdit etmektedir.
    • D) Teknoloji destekli başarı yöntemlerinin yaygınlaşması, sporun özündeki çaba ve adalet ilkelerini zedeleyebilmektedir.
    • E) Sporun yalnızca kazanmaya odaklanması, etik değerlerin önüne geçmektedir.

    Parça,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sporda teknoloji destekli yöntemlerin (doping, biyomedikal müdahale, veri manipülasyonu) başarının çabadan değil teknolojik üstünlükten kaynaklandığı kaygısını doğurduğunu ve bu durumun sporun etik temellerini sorgulatır hale getirdiğini anlatmaktadır. D seçeneği bu kapsamlı fikri en doğru biçimde yansıtmaktadır. A seçeneği eşitsizlik boyutunu öne çıkarır ancak parçada bu açıkça belirtilmez. B seçeneği 'bütünüyle olumsuz' ve 'tehdit' gibi aşırı genellemeler içerir. E seçeneği parçada yer almayan bir çözüm önerisidir.

  7. 7. Aşağıdaki parçada altı çizili 'bu denge' sözü neyi ifade etmektedir? "Bir romancı için en büyük güçlük, gerçeklikle kurgunun arasındaki ince çizgiyi koruyabilmektir. Okuyucu, anlattığı dünyaya inanmak ister; ama aynı zamanda sıradan gerçekliğin ötesine geçen bir deneyim yaşamak ister. Yazar, tanıdık ayrıntılarla bilinmeyeni harmanlamalıdır. İşte bu denge sağlanamadığında, roman ya yaşanmış olayların kuru bir aktarımına dönüşür ya da gerçeklikten kopuk bir fanteziye kayar." A) Romancının kurgu içindeki olayları tarihsel gerçeklerle örtüştürme zorunluluğu B) Okuyucuyla kurulan duygusal bağın, anlatı akışını sekteye uğratmama gerekliliği C) Tanıdık ayrıntılarla bilinmeyeni harmanlayarak gerçeklik ile kurgu arasındaki ince çizginin korunması D) Romanın ne tamamen gerçekçi ne de tamamen fantastik olmasını sağlayan teknik kurgu yeteneği E) Yazarın kendi yaşam deneyimlerini kurguya aktarırken nesnel bir mesafe koruması

    • A) Romancının kurgu içindeki olayları tarihsel gerçeklerle örtüştürme zorunluluğu
    • B) Yazarın kendi yaşam deneyimlerini kurguya aktarırken nesnel bir mesafe koruması
    • C) Okuyucuyla kurulan duygusal bağın, anlatı akışını sekteye uğratmama gerekliliği
    • D) Tanıdık ayrıntılarla bilinmeyeni harmanlayarak gerçeklik ile kurgu arasındaki ince çizginin korunması
    • E) Romanın ne tamamen gerçekçi ne de tamamen fantastik olmasını sağlayan teknik kurgu yeteneği

    'Bu‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ denge' ifadesinin işaret ettiği kavram, bağlamdan çıkarılmalıdır. Parçada 'tanıdık ayrıntılarla bilinmeyeni harmanlamalıdır' cümlesi bu dengeyi tarif etmekte; hemen ardından gelen cümle ise bu denge sağlanamadığında ne olacağını açıklamaktadır. C seçeneği bu tanımı doğrudan karşılamaktadır. D seçeneği 'teknik kurgu yeteneği' ifadesiyle parçanın odağını daraltmaktadır; parçada yetenek değil, gerçeklik-kurgu dengesi ele alınmaktadır.

  8. 8. Aşağıdaki parçada yazar hangi yargıya ulaşmaktadır? "Çocukluk dönemi anıları, gerçekte nasıl yaşandıklarından çok nasıl hatırlandıkları biçiminde anlam kazanır. Araştırmalar, insanların geçmiş olayları zihinlerinde yeniden kurguladığını göstermektedir. Bu kurgu, çoğu zaman kişinin bugünkü duygusal durumuna göre şekillenir. Mutlu biri, geçmişini gül rengiyle boyarken; mutsuz biri aynı anıları karanlık bir filtre üzerinden anımsar. Demek ki hafıza, arşivleyen değil; yorumlayan bir süreçtir." A) Çocukluk anıları, bireyin kimliğini şekillendirmede en belirleyici rolü oynar. B) İnsan belleği, geçmiş olayları nesnel bir biçimde kaydedemez; çünkü duygu durumundan bağımsız değildir. C) Araştırmacılar, hafızanın güvenilmez yapısının farkında olduğundan anı verilerini sınırlı kullanır. D) Mutlu bireyler geçmişi olumlu yorumladığından psikolojik olarak daha sağlıklıdır. E) Hafıza, yalnızca duygusal değil; bilişsel süreçlerin de şekillendirdiği karmaşık bir yapıdır.

    • A) Araştırmacılar, hafızanın güvenilmez yapısının farkında olduğundan anı verilerini sınırlı kullanır.
    • B) Hafıza, yalnızca duygusal değil; bilişsel süreçlerin de şekillendirdiği karmaşık bir yapıdır.
    • C) Mutlu bireyler geçmişi olumlu yorumladığından psikolojik olarak daha sağlıklıdır.
    • D) İnsan belleği, geçmiş olayları nesnel bir biçimde kaydedemez; çünkü duygu durumundan bağımsız değildir.
    • E) Çocukluk anıları, bireyin kimliğini şekillendirmede en belirleyici rolü oynar.

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ son cümlesi 'hafıza arşivleyen değil; yorumlayan bir süreçtir' biçiminde özetlenmiştir. Bu yargı, hafızanın nesnel bir kayıt değil; duygusal duruma göre şekillenen öznel bir süreç olduğunu anlatmaktadır. B seçeneği bu yargıyı doğrudan ve kapsamlı biçimde yansıtmaktadır. E seçeneği 'bilişsel süreçler' ifadesiyle aşırı genelleme yapmakta; parçada bu boyut yer almamaktadır. D seçeneği ise parçada yer almayan yeni bir çıkarım sunmaktadır.

  9. 9. Aşağıdaki parçanın başına getirildiğinde anlamı en uygun biçimde tamamlayan cümle hangisidir? "_____ Bu değişim, çocukluk döneminde başlar; merak, soru sorma ve keşfetme eğilimi zamanla 'doğru' cevabı bulmaya yönelik bir reflekse dönüşür. Eğitim sistemi, bu dönüşümü pekiştirir. Oysa yaratıcılığın özünde yanlış yapabilme cesareti yatmaktadır. Hataları ortadan kaldırma değil; hatalardan anlam üretme becerisi, yenilikçi düşüncenin asıl kaynağıdır." A) Yaratıcılık, doğuştan gelen bir yetenek olduğundan geliştirilebilir nitelik taşımaktadır. B) İnsan zihni, büyüdükçe yaratıcılıktan uzaklaşmakta ve kalıplar içinde düşünmeye yönelmektedir. C) Eğitim, bireylerin özgün fikirler üretmesini destekleyen en önemli toplumsal kurumdur. D) Yaratıcı düşüncenin önündeki en büyük engel, toplumun yeniliğe gösterdiği dirençtir. E) Hata yapmak, bireyin öğrenme sürecini sekteye uğratan istenmeyen bir durumdur.

    • A) Eğitim, bireylerin özgün fikirler üretmesini destekleyen en önemli toplumsal kurumdur.
    • B) İnsan zihni, büyüdükçe yaratıcılıktan uzaklaşmakta ve kalıplar içinde düşünmeye yönelmektedir.
    • C) Hata yapmak, bireyin öğrenme sürecini sekteye uğratan istenmeyen bir durumdur.
    • D) Yaratıcı düşüncenin önündeki en büyük engel, toplumun yeniliğe gösterdiği dirençtir.
    • E) Yaratıcılık, doğuştan gelen bir yetenek olduğundan geliştirilebilir nitelik taşımaktadır.

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ geri kalanına bakıldığında, çocukluk döneminde başlayan bir 'değişim'den söz edilmekte; bu değişim, merak ve keşfetme eğiliminin 'doğru cevap bulma refleksine' dönüşmesi olarak betimlenmektedir. Bu durumu başlatan ve parçanın geneline çerçeve oluşturan cümle B seçeneğidir: 'insan zihni büyüdükçe yaratıcılıktan uzaklaşmaktadır.' C seçeneği eğitimi olumlu sunar, oysa parça eğitimin bu süreci pekiştirdiğini eleştirmektedir.

  10. 10. Aşağıdaki parçada yazar hangi konuda karşıt görüşleri çürütmeye çalışmaktadır? "Bazıları kırsal yaşamın yalnızca yoksulluk ve geri kalmışlıkla özdeş olduğunu düşünür. Bu görüş, şehirli bakışın kırsalı nasıl çarpıttığını gözler önüne sermektedir. Oysa kırsal topluluklar, güçlü dayanışma ağları, doğayla kurulan derin bağ ve özgün kültürel birikimler gibi değerler barındırmaktadır. Bu değerleri yalnızca ekonomik göstergelere indirgemek, insanın çok boyutlu varlığını göz ardı etmek anlamına gelir." A) Kırsal kalkınmanın ekonomik büyümeyle doğrudan ilişkili olup olmadığı B) Şehirleşmenin kırsal kültür üzerindeki tahribatının nasıl önlenebileceği C) Kırsal yaşamın yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülüp ölçülemeyeceği D) Şehirli bireylerin kırsalı tanıma ve anlama kapasitesine sahip olup olmadığı E) Kırsal toplulukların kentsel yaşam tarzını benimsemesi gerekip gerekmediği

    • A) Kırsal yaşamın yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülüp ölçülemeyeceği
    • B) Şehirleşmenin kırsal kültür üzerindeki tahribatının nasıl önlenebileceği
    • C) Şehirli bireylerin kırsalı tanıma ve anlama kapasitesine sahip olup olmadığı
    • D) Kırsal toplulukların kentsel yaşam tarzını benimsemesi gerekip gerekmediği
    • E) Kırsal kalkınmanın ekonomik büyümeyle doğrudan ilişkili olup olmadığı

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kırsalı 'yalnızca yoksulluk ve geri kalmışlıkla özdeşleştiren' görüşü, yani kırsal yaşamın ekonomik göstergelerle değerlendirilmesini çürütmeye çalışmaktadır. Bunun yerine dayanışma, doğayla bağ ve kültürel birikim gibi değerleri öne çıkarmaktadır. Bu durum C seçeneğiyle örtüşmektedir. A seçeneği kalkınma politikasıyla ilgilidir; parçada ele alınmamaktadır. D seçeneği şehirli bireylerin kapasitesine odaklanmaktadır, oysa parçada bu soru sorulmamaktadır.

  11. 11. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerin mantıksal sıralaması nasıl olmalıdır? (I) Bu değişim, iklim krizinin tetiklediği göç dalgalarıyla birleşince kentlerin nüfus yönetimi giderek karmaşık bir soruna dönüşmektedir. (II) Dünya genelinde kentsel nüfus, kırsal nüfusu geçmeye başlamıştır. (III) Yalnızca altyapı yatırımları değil; sosyal uyum politikaları da bu sorunun çözümünde belirleyici rol oynamaktadır. (IV) Göç, kentlerin demografik yapısını ve sosyal dokusunu köklü biçimde dönüştürmektedir. A) II – I – IV – III B) II – IV – I – III C) IV – II – I – III D) I – II – IV – III E) II – I – III – IV

    • A) IV – II – I – III
    • B) II – I – III – IV
    • C) I – II – IV – III
    • D) II – IV – I – III
    • E) II – I – IV – III

    Mantıksal‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ sıralamada önce genel bir tespit yapılmalı, ardından bu tespiti derinleştiren bilgiler gelmeli, sonra sorun tanımlanmalı ve en sonunda çözüm önerisi sunulmalıdır. II numaralı cümle genel tespiti yapmaktadır (kentsel nüfus kırsalı geçmektedir). IV numaralı cümle göçün kent üzerindeki genel dönüşüm etkisini eklemektedir. I numaralı cümle iklim krizinin tetiklediği göçle sorunu karmaşıklaştırmaktadır. III numaralı cümle çözüm önerisiyle kapatmaktadır. Bu sıralama B seçeneğidir: II – IV – I – III.

  12. 12. Aşağıdaki parçada yazarın asıl amacı nedir? "Günümüzde 'özgün olmak' neredeyse bir zorunluluk hâline gelmiştir. Sosyal medyadan iş görüşmelerine kadar her alanda bireylerin kendine özgü bir kimlik sunması beklenmektedir. Ancak bu özgünlük talebi, paradoks bir biçimde özgünlüğün kendisini tehdit etmektedir. Çünkü bir norm hâline gelen özgünlük artık özgün değildir; belirli kalıplarda üretilmiş, pazarlanmış ve tüketilmiş bir görüntüden ibarettir. Gerçek özgünlük ise tam da bu baskıya direnç gösterdiğimiz anda kendini gösterir." A) Sosyal medyanın kimlik algısını nasıl çarpıttığını betimlemek B) Özgünlüğün bir toplumsal baskıya dönüşmesinin özgünlüğü nasıl anlamsızlaştırdığını göstermek C) Bireylerin iş dünyasında özgünlüklerini nasıl daha etkili biçimde sergileyebileceğini açıklamak D) Özgünlük kavramının tarihsel dönüşümünü ve günümüzdeki anlamını sorgulamak E) Gerçek özgünlüğe ulaşmak için sosyal normlardan uzak durulması gerektiğini önermek

    • A) Özgünlük kavramının tarihsel dönüşümünü ve günümüzdeki anlamını sorgulamak
    • B) Bireylerin iş dünyasında özgünlüklerini nasıl daha etkili biçimde sergileyebileceğini açıklamak
    • C) Gerçek özgünlüğe ulaşmak için sosyal normlardan uzak durulması gerektiğini önermek
    • D) Sosyal medyanın kimlik algısını nasıl çarpıttığını betimlemek
    • E) Özgünlüğün bir toplumsal baskıya dönüşmesinin özgünlüğü nasıl anlamsızlaştırdığını göstermek

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ merkezi paradoksu şudur: özgünlük toplumsal bir norm hâline gelince özgünlük olmaktan çıkar. Yazar bu paradoksu sergileyerek özgünlüğün bir baskıya dönüşmesinin özgünlüğü nasıl boşalttığını göstermektedir. B seçeneği bu amacı en doğru biçimde karşılamaktadır. A seçeneği yalnızca sosyal medyaya odaklanır; parçada bu daha geniş bir bağlamda ele alınmıştır. D seçeneği 'tarihsel dönüşüm'den söz eder, oysa parçada tarihsel bir analiz yapılmamaktadır. E seçeneği parçada önerilmeyen bir eylem önerisi sunmaktadır.

  13. 13. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre hangi cümle getirilmelidir? Edebiyat, yalnızca güzel söz söyleme sanatı değildir. Bir toplumun kültürel belleğini, değerlerini ve çatışmalarını yansıtan bir ayna işlevi görür. Bu nedenle bir eseri değerlendirirken onu yazıldığı dönemden soyutlamak büyük bir yanılgıya yol açar. _____ Bunun aksine, döneminin koşullarını göz ardı ederek yapılan yorumlar yüzeysel kalmaya mahkûmdur.

    • A) Dönemin siyasi atmosferi, yazarın üslubunu doğrudan biçimlendirir.
    • B) Her yazar, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına çözüm üretmek zorundadır.
    • C) Edebî eleştiri, nesnel ölçütlere dayanmalı ve kişisel yargılardan arındırılmalıdır.
    • D) Tarihsel bağlam, eseri anlamlandırmanın vazgeçilmez bir parçasıdır.
    • E) Büyük yapıtlar, evrensel temalar işledikleri için her dönemde geçerliliğini korur.

    Boşluktan‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ önceki cümle, eseri döneminden soyutlamanın yanılgıya yol açacağını söylemektedir. Boşluktan sonraki cümle ise 'bunun aksine' bağlacıyla dönem koşullarının göz ardı edilmesini eleştirmektedir. Bu iki cümle arasında 'tarihsel bağlamın zorunluluğunu' vurgulayan bir köprü cümleye ihtiyaç vardır. B şıkkı bu işlevi tam olarak karşılar. A şıkkı siyasi atmosferle üslubu ilişkilendirir, ancak bağlamın bütününe değil tek bir boyutuna odaklanır. E şıkkı ise düşüncenin akışıyla çelişen karşıt bir argüman içerir.

  14. 14. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşünce akışını bozmaktadır? (I) Kentsel dönüşüm projeleri, eski ve riskli yapıların yıkılarak yenilenmesini hedefler. (II) Bu süreçte bazı tarihi dokular ve mahalle kültürleri telafi edilemez biçimde yok olmaktadır. (III) Oysa bir kentin kimliğini oluşturan en önemli unsurların başında bu özgün dokular gelir. (IV) Deprem riski taşıyan binaların yenilenmesi, can güvenliği açısından kaçınılmazdır. (V) Dolayısıyla dönüşüm süreçleri, kültürel mirası koruma kaygısıyla ele alınmadığında telafisi güç kayıplara neden olmaktadır.

    • A) II
    • B) I
    • C) III
    • D) V
    • E) IV

    Paragraf,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ kentsel dönüşümün tarihi dokuya ve mahalle kültürüne verdiği zararı ele almaktadır. I. cümle konuyu tanıtır, II. cümle olumsuz sonuçları ortaya koyar, III. cümle bu olumsuzluğu pekiştirir, V. cümle ise bir sonuç çıkarır. IV. cümle ise 'deprem riski' bağlamında kentsel dönüşümü haklı göstermeye çalışmakta; bu durum paragrafın can kaybı önlemi değil kültürel kayıp kaygısı üzerine kurulu bütününden kopuk bir argüman oluşturmaktadır. Dolayısıyla IV. cümle düşünce akışını bozmaktadır.

  15. 15. Bu parçada yazarın temel görüşü aşağıdakilerden hangisidir? Sosyal medya algoritmalarının insanları yalnızca kendi görüşlerini pekiştiren içeriklerle buluşturduğu artık geniş çevrelerce kabul görmektedir. Bu 'filtre balonu' olgusu, bireyleri farklı düşüncelere maruz bırakmak yerine onları mevcut inançlarında derinleştirmektedir. Ancak burada asıl meseleyi yanlış tanımlamak büyük bir hata olur: Sorun algoritmalar değil, algoritmaların tetiklediği tercihleri sorgulama alışkanlığından yoksun olan bireylerdir. Teknoloji, insanın eleştirel düşünme yetisini törpülemez; onu kullanmama eğilimini yalnızca görünür kılar.

    • A) Algoritmaların yarattığı kutuplaşma, bireyler tarafından değil devletler tarafından çözülebilir.
    • B) İnsanlar, sosyal medyada maruz kaldıkları içerikleri sorguladıklarında filtre balonundan çıkabilirler.
    • C) Filtre balonları, demokratik toplumlar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
    • D) Sosyal medya şirketleri algoritmalarını daha şeffaf biçimde tasarlamalıdır.
    • E) Teknoloji, eleştirel düşünceyi yok etmez; eksikliğini yalnızca gün yüzüne çıkarır.

    Yazarın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ temel argümanı son iki cümlede açıkça ortaya konmaktadır: Sorun algoritmalar değil, bireylerin eleştirel düşünme yetisini kullanmamasıdır; teknoloji bu yetisizliği yaratmaz, sadece görünür hâle getirir. C şıkkı bu görüşü doğrudan yansıtır. E şıkkı cazip görünse de parçanın vurgusu 'sorgulama yapıldığında çıkılabilir' değil, 'eleştirel düşünme yetisinin kullanılmamasıdır sorun' noktasındadır. A ve B şıkları ise parçanın reddettiği 'asıl sorun algoritmalar' yaklaşımına yakındır.

  16. 16. Aşağıdaki parçada yazar, hangi kavramın yanlış anlaşıldığını savunmaktadır? Özgürlük kavramı, çoğunlukla 'hiçbir kısıtlamaya tabi olmama' biçiminde algılanır. Oysa bu tanım, özgürlüğü anlamsız bir boşluğa indirger. Gerçek özgürlük, seçenekler arasında bilinçli tercih yapabilme kapasitesidir ve bu kapasite ancak eğitim, fırsat eşitliği ve toplumsal güvencelerle olgunlaşır. Bir insanı açlıkla terk edip 'özgürsün' demek, kavramı araçsallaştırmaktır. Bu yüzden özgürlüğü genişletmek, bazı kısıtlamaları ortadan kaldırmayı değil; bireyin gerçek seçeneklerinin sayısını artırmayı gerektirir.

    • A) Eğitim
    • B) Toplumsal güvence
    • C) Tercih
    • D) Özgürlük
    • E) Fırsat eşitliği

    Paragraf‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ boyunca yazar, 'özgürlük' kavramının 'hiçbir kısıtlamaya tabi olmama' şeklinde yaygın ama yanlış bir biçimde anlaşıldığını ve bunun yerine 'bilinçli tercih yapabilme kapasitesi' olarak anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Diğer kavramlar (eğitim, fırsat eşitliği, güvence, tercih) özgürlüğü doğru anlamlandırmak için araç olarak sunulmakta; yanlış anlaşılan kavram olarak gösterilmemektedir.

  17. 17. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılamaz? Mimari, çoğu zaman iktidarın taş ve betona yansımasıdır. Büyük saraylar, anıtsal binalar ve geniş meydanlar; devletin ya da kurumun gücünü görsel olarak temsil etme ihtiyacından doğar. Ancak modernizm, bu anlayışı kısmen kırmaya çalışmıştır. İşlevselliği ön plana çıkaran modern yapılar, sadeliğiyle statüyü değil insanı merkeze almayı amaçlar. Bununla birlikte bazı çağdaş ikonik yapılar, gövde gösterisi yarışına girerek eski iktidar mimarisinin yeni bir versiyonuna dönüşmüştür.

    • A) Mimari, siyasi ve toplumsal güç ilişkilerinden bağımsız değildir.
    • B) Modernizm, mimaride işlevselliği estetik kaygıların önüne geçirmiştir.
    • C) Anıtsal yapılar, kurumsal ya da devlet gücünü simgeleme amacı taşır.
    • D) İktidar mimarisi, tarihin hiçbir döneminde işlevselden vazgeçmemiştir.
    • E) Bazı çağdaş yapılar, modernizmin özgün ilkelerinden sapma göstermektedir.

    A‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ şıkkına parçanın ilk cümlesinden, B şıkkına modernizmin işlevselliği ön plana çıkardığına dair ifadeden, C şıkkına çağdaş ikonik yapıların eski iktidar mimarisine dönüştüğü yargısından, E şıkkına saraylar ve anıtsal binalara ilişkin açıklamadan ulaşılabilir. D şıkkında ise 'tarihin hiçbir döneminde' ifadesindeki genelleme parçada yer almamakta; aksine parça iktidar mimarisini sadelikten uzak olarak nitelendirmektedir. Bu yargıya parçadan ulaşmak mümkün değildir.

  18. 18. Aşağıdaki parçanın başına anlam ve içerik bakımından en uygun cümle hangisidir? _____ Dil, yalnızca iletişim aracı olmaktan çıkıp düşünceyi biçimlendiren bir kalıba dönüşür. Nitekim farklı dillerde bazı duygular ve kavramlar için karşılıksız sözcükler bulunmaktadır; bu sözcüklerin ifade ettiği deneyim, o dili konuşmayanlarca ancak yaklaşık olarak anlaşılabilir. Dilin bu derin yapısı, çeviri faaliyetini daima bir anlam kaybı riskiyle yüz yüze bırakır.

    • A) Dil öğrenmek, yalnızca sözcük ve dilbilgisi kurallarını ezberlemekten ibaret değildir.
    • B) Çeviri, iki dil arasında birebir anlam aktarımı sağlayan bir tekniktir.
    • C) Yabancı dil öğrenimi, bireyin bilişsel esnekliğini artırdığı için büyük önem taşır.
    • D) Her dil, konuşucularına dünyayı farklı kavramsal araçlarla algılatır.
    • E) İnsanlar arası iletişimin temel aracı olan dil, kültürden kültüre büyük farklılıklar gösterir.

    Paragraf,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ dilin düşünceyi biçimlendirdiğini, dile özgü kavramların başka dillerde tam karşılık bulmadığını ve bunun çeviriyi zorlaştırdığını anlatmaktadır. Bu düşüncenin başına gelmesi en uygun cümle, 'her dilin dünyayı farklı kavramsal araçlarla algılattığı' tezidir; çünkü bu giriş cümlesi, aşağıda geliştirilen tüm argümanlar için zemin hazırlar. D şıkkı cazip görünse de 'kültürden kültüre farklılık' vurgusu, paragrafın odaklandığı 'dil-düşünce ilişkisi ve çeviri kaybı' ekseninden kısmen uzaktır.

  19. 19. Bu parçada altı çizili sözcüğün anlamca eşdeğeri hangisidir? Bilim insanları uzun süre boyunca hafızanın sabit ve güvenilir bir depolama sistemi gibi işlediğini varsaydı. Ancak nörobilim araştırmaları, hafızanın her hatırlanma eyleminde yeniden inşa edildiğini, dolayısıyla zamanla ayrıntıların bozulabileceğini ya da değişebileceğini ortaya koydu. Bu bulgu, tanıklık gibi kritik alanlarda hafızaya duyulan sarsılmaz güvenin ne denli sorunlu olduğunu gözler önüne sermektedir.

    • A) Değişmez
    • B) Öngörülen
    • C) Aşırı
    • D) Mutlak
    • E) Köklü

    'Sarsılmaz‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ güven' ifadesi, hiçbir koşulda sorgulanmayan, mutlak kabul edilen bir güveni anlatmaktadır. 'Mutlak' sözcüğü bu anlamı en doğru biçimde karşılar. 'Öngörülen güven' farklı bir anlam taşır, 'köklü' ise daha çok köklü bir gelenek/alışkanlık için kullanılır. 'Değişmez' de anlama yakın görünse de 'sarsılmaz' sözcüğündeki 'hiçbir kanıt veya argümanla sarsılamama' nüansını tam yansıtmaz; 'mutlak' ise bu nüansı ve bağlamı daha iyi kapsar.

  20. 20. Aşağıdaki parçada yazar, bilim ile teknolojiyi birbirinden ayırt etmek için hangi ölçütü kullanmaktadır? Bilim ve teknoloji, günlük dilde çoğunlukla birbirinin yerine kullanılır; oysa bu iki etkinlik farklı sorulara yanıt arar. Bilim, 'neden' ve 'nasıl' sorularına odaklanarak doğanın işleyişini anlamayı hedefler. Teknoloji ise bu anlayışı 'ne işe yarar' sorusunun rehberliğinde pratiğe dönüştürür. Birini diğerinin önkoşulu saymak yanıltıcı olur; tarihte teknolojinin bilimsel anlayıştan önce geldiği pek çok örnek mevcuttur.

    • A) Akademik çevrelerde gördükleri ilginin yoğunluğu
    • B) Amaçladıkları soruların niteliği
    • C) Kullandıkları yöntemlerin farklılığı
    • D) Tarihsel olarak ortaya çıkış sıraları
    • E) Topluma sağladıkları faydanın büyüklüğü

    Yazar,‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bilim ile teknolojiyi birbirinden ayırt etmek için her birinin yanıt aradığı soru türlerini ölçüt olarak kullanır: Bilim 'neden/nasıl', teknoloji 'ne işe yarar' sorusuna odaklanır. B şıkkındaki yöntem farklılığına parçada değinilmemektedir. C şıkkındaki tarihsel sıra ise ayrımı tanımlamak için değil, 'birinin diğerinin önkoşulu sayılmasının yanlışlığını' pekiştirmek için kullanılmıştır; bu nedenle ölçüt değil, destekleyici bir gözlemdir.

  21. 21. Bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerden hangisi olmalıdır? Sanatın işlevi üzerine yüzyıllardır süren tartışmada iki temel görüş öne çıkmaktadır. Birincisine göre sanat, estetik bir haz sunmak için vardır ve toplumsal ya da ahlaki bir amaca hizmet etmek zorunda değildir. İkinci görüş ise sanatın toplumsal gerçekliği yansıtması, eleştirmesi ve dönüştürmesi gerektiğini savunur. Her iki görüşün de güçlü argümanları olduğu kabul edilmeli; ancak bu tartışmayı bir 'ya - ya da' seçimine indirgemek, sanatın doğasını daraltır. _____

    • A) Bu nedenle sanatçılar, eserlerini herhangi bir ideolojiye hizmet etmeden üretmelidir.
    • B) Sanatın tanımı öznel olduğundan bu tartışmanın kesin bir yanıtı hiçbir zaman bulunamaz.
    • C) Estetik kaygıyla üretilen yapıtlar, toplumsal değişime katkıda bulunamazlar.
    • D) Toplumsal mesajı güçlü eserler, her zaman estetik açıdan da başarılı kabul edilmiştir.
    • E) Sanatın estetik ve toplumsal boyutları birbiriyle çelişmez; aksine birbirini besleyebilir.

    Paragrafın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ akışı, iki karşıt görüşü sunmakta ve son olarak bu ayrımın 'ya-ya da' seçimine indirgenmesinin sanatı daralttığını belirtmektedir. Bu noktadan sonra gelmesi beklenen sonuç cümlesi, iki boyutun birbiriyle çelişmediğini, hatta birbirini beslediğini ifade etmelidir. B şıkkı bu mantıksal sonucu taşır. D şıkkı da bir sonuç içermekle birlikte 'kesin yanıt bulunamaz' ifadesi tartışmayı kapatmakta; paragrafın yapıcı bir sentez arayan tonuyla örtüşmemektedir.

  22. 22. Aşağıdaki parçanın ana fikrini en doğru biçimde özetleyen cümle hangisidir? İnsanlar uzun süredir mutluluğu kalıcı bir hedef olarak kavramaktadır: Doğru kararlar alınırsa, yeterli maddi güvence sağlanırsa, doğru ilişkiler kurulursa mutluluk kazanılacak ve sürekli hissedilecektir. Oysa pozitif psikoloji araştırmaları, mutluluğun bir varış noktası değil dinamik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlar ani sevinç anlarını ve derin tatmin duygularını aynı çatı altında beklemenin bir yanılsamadan ibaret olduğunu fark ettikçe, mutluluğu daha gerçekçi biçimde deneyimlemeye başlar.

    • A) Maddi güvence ve sağlıklı ilişkiler, mutluluğun temel koşullarıdır.
    • B) Ani sevinçler ile derin tatmin, birbirinden bağımsız ve farklı psikolojik olgulardır.
    • C) Pozitif psikoloji, mutluluğun bireysel farklılıklara göre değiştiğini kanıtlamaktadır.
    • D) Araştırmalar, mutluluğun büyük ölçüde bireyin tutumuna bağlı olduğunu göstermektedir.
    • E) Mutluluk, kalıcı değil döngüsel bir süreçtir ve bu gerçekle yüzleşmek onu daha erişilebilir kılar.

    Parçanın‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ ana fikri, mutluluğun kalıcı bir varış noktası olarak değil dinamik bir süreç olarak anlaşılması gerektiğidir; bu yanılsamadan kurtulanların mutluluğu daha gerçekçi yaşadığı vurgulanmaktadır. B şıkkı bu özeti en doğru biçimde yansıtır. C şıkkı 'bireysel farklılıkları' gündeme getirir, ancak parçada bu boyuta değinilmemektedir. E şıkkındaki 'tutum' vurgusu da parçanın odağından farklıdır; parça tutumu değil, kavrayış biçiminin değişmesini ön plana çıkarır.

  23. 23. Bu parçada sözü edilen paradoks aşağıdakilerden hangisidir? Modern tüketici kültürü, bireye giderek artan bir seçenek yelpazesi sunmaktadır. Bu durum ilk bakışta özgürlüğün genişlemesi gibi görünür; daha çok seçenek demek daha fazla özerklik demektir. Ancak araştırmalar, seçenek sayısı belli bir eşiği aştığında kararlar üzerindeki tatminin azaldığını ve karar verme sürecinin çoğunlukla kaygı ve pişmanlıkla sonuçlandığını ortaya koymaktadır. Seçenek bolluğu, paradoksal biçimde özgürleştirmek yerine tükenmişliğe ve ataletin artmasına yol açmaktadır.

    • A) Araştırmaların bireyin özerkliğini kısıtlamayı haklı göstermesi
    • B) Özgürlük arttıkça sorumluluk duygusunun da orantılı olarak artması
    • C) Seçenek sayısı arttıkça özgürlük hissinin değil kaygının artması
    • D) Maddi refahın yükselmesine karşın genel yaşam doyumunun düşmesi
    • E) Tüketici kültürünün mutluluğu teşvik ederken onu aslında engellemesi

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ tanımlanan paradoks, daha fazla seçeneğin daha fazla özgürlük getireceği beklentisinin aksine, seçenek bolluğunun kaygı, pişmanlık ve atalet üretmesidir. Bu, seçenek artışı ile özgürlük hissi arasındaki beklenen ilişkinin tersine işlemesidir. C şıkkı bu paradoksu doğrudan ifade eder. B şıkkı cazip görünse de parçanın odağı 'tüketici kültürünün mutluluğu engellemesi' değil özellikle 'seçenek bolluğunun özgürleştirmemesi' üzerinedir.

  24. 24. Aşağıdaki parçada yazar aşağıdaki görüşlerden hangisine katılmamaktadır? Doğayı koruma çabalarında iki farklı yaklaşım belirginleşmektedir. Birinci yaklaşıma göre doğanın korunması, insanlığa sağladığı faydalar (temiz su, hava, gıda güvencesi) temelinde savunulmalıdır; aksi hâlde ekonomik gelişmeyle rekabet edemez. İkinci yaklaşım ise doğanın içsel bir değere sahip olduğunu, yani insanlar için yararlı olup olmadığından bağımsız olarak korunmayı hak ettiğini öne sürer. Yazar, doğanın değerini yalnızca insan yararına indirgeyen bir anlayışın hem felsefi hem de pratik açıdan yetersiz kaldığını düşünmektedir.

    • A) Doğanın insanlara sağladığı faydalar, onu korumak için tek ve yeterli temeldir.
    • B) İnsan merkezli çevreci yaklaşım, felsefi açıdan eksik kalmaktadır.
    • C) Doğanın korunması, ekonomik argümanlarla da desteklenebilir.
    • D) Pratik argümanlar tek başına alındığında doğa koruma konusunda yetersiz kalır.
    • E) Doğanın içsel değeri, onun korunması için yeterli bir gerekçedir.

    Yazar‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ açıkça, doğanın değerini yalnızca insan yararına indirgeyen anlayışın yetersiz kaldığını savunmaktadır. Bu nedenle D şıkkındaki 'faydanın tek ve yeterli temel olduğu' görüşüne yazarın katılmadığı kesindir. A şıkkına bakıldığında, yazar ekonomik argümanların kullanılabileceğini reddetmemekte; yalnızca bunların tek temel olamayacağını söylemektedir. B ve C şıkları yazarın desteklediği görüşlerdir. E şıkkı da yazarın benimsediği bir yargıdır.

  25. 25. Bu parçadaki anlatım tekniği için en doğru değerlendirme hangisidir? Yıllarca aynı masada oturmuş, aynı çayı içmişlerdi. Küçük çay bardağının dışında biriken su damlacıkları, yüzlerce sabahın ortak tanığıydı. Sonra bir gün masa orada kaldı ama sandalye boşaldı. Artık tek bardak için su kaynatmak tuhaf geliyordu; çaydanlık hep fazlası için doluydu.

    • A) Nesnel bir bakış açısıyla sosyal yalnızlık olgusu istatistiksel verilerle aktarılmıştır.
    • B) Kişileştirme yoluyla nesnelere insan özellikleri kazandırılarak metafor oluşturulmuştur.
    • C) Karşılaştırmalı bir anlatım yöntemiyle iki farklı dönem arasındaki çelişki vurgulanmıştır.
    • D) Somut nesneler aracılığıyla soyut bir duygusal yitim dolaylı yoldan anlatılmıştır.
    • E) Bilinç akışı tekniğiyle karakterin iç dünyasına doğrudan girilmiştir.

    Parçada‍​‌​‌​​‌‌​‌​​​​‌‌​‌​​‌​‌‌​​‌‌​​‌​​​‌‌​‌‌​‍ bir kaybın (birinin yokluğunun) verdiği acı ve yalnızlık duygusu doğrudan anlatılmamış; bunun yerine çay bardağı, masa, sandalye ve çaydanlık gibi somut nesneler aracılığıyla bu soyut duygusal durum dolaylı biçimde aktarılmıştır. Bu teknik, göstererek anlatma (show, don't tell) olarak da bilinir. C şıkkındaki bilinç akışı için karakterin iç sesinin ve düşünce süreçlerinin doğrudan verilmesi gerekir; burada ise nesnel dış gözlem kullanılmıştır. E şıkkında sözü edilen kişileştirme ise parçanın temel anlatım tekniği değildir.