Paragraf Test 6
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? 'Teknoloji, hayatımızı kolaylaştıran yenilikler sunarken, aynı zamanda bizi hızla esir alabilen bir güçtür. Sürekli ekrana bakmak, bildirimleri kontrol etmek, sanal dünyada 'var olmaya' çalışmak... Tüm bunlar, gerçek anı kaçırmamıza neden oluyor. İnsanlarla yüz yüze sohbet etmenin, bir manzarayı sadece izlemenin ya da sessizce düşünmenin değerini unutuyoruz. ...'
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? 'Teknoloji, hayatımızı kolaylaştıran yenilikler sunarken, aynı zamanda bizi hızla esir alabilen bir güçtür. Sürekli ekrana bakmak, bildirimleri kontrol etmek, sanal dünyada 'var olmaya' çalışmak... Tüm bunlar, gerçek anı kaçırmamıza neden oluyor. İnsanlarla yüz yüze sohbet etmenin, bir manzarayı sadece izlemenin ya da sessizce düşünmenin değerini unutuyoruz. ...'
- A) Teknoloji olmadan modern bir yaşam düşünülemez.
- B) Bu yüzden teknolojik gelişmeler desteklenmelidir.
- C) Nitekim, teknoloji sayesinde tıp çok ilerlemiştir.
- D) Eğer bir denge kuramazsak, teknolojinin kölesi haline geleceğiz. ✓
Parçada, teknolojinin olumsuz yönleri (anı kaçırma, gerçek hayattan kopma) üzerinde durulmaktadır. Paragrafın son cümlesi, bu olumsuzlukları özetleyen ve bir çıkarımda bulunan bir cümle olmalıdır. 'Denge kuramazsak köle haline geleceğiz' ifadesi, paragrafta anlatılan tehlikelere karşı bir uyarı niteliği taşıyarak paragrafı en uygun şekilde sonlandırır.
2. Bu parçada kullanılan anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir? 'Fotosentez, yeşil bitkilerin ve bazı organizmaların ışık enerjisini kullanarak karbondioksit ve sudan besin üretme sürecidir. Bu süreç, klorofil adı verilen yeşil pigment sayesinde gerçekleşir. Bitkiler, kökleriyle topraktan su ve mineralleri, yapraklarıyla havadan karbondioksiti alır. Güneş ışığının enerjisiyle bu maddeler kimyasal tepkimeye girer ve sonuç olarak oksijen ile glikoz (besin) açığa çıkar. Bu oksijen, dünyadaki yaşamın devamı için kritik bir öneme sahiptir.'
- A) Açıklama ✓
- B) Tartışma
- C) Öyküleme
- D) Betimleme
Parçada 'Fotosentez nedir?' ve 'Nasıl gerçekleşir?' sorularına cevap verilmektedir. Yazar, okuyucuya bilgi verme amacı gütmüş ve konuyu tanımlayarak açıklamıştır. Bu nedenle kullanılan anlatım biçimi açıklamadır.
3. Bu parçada vurgulanan temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir? 'Bir sanatçının gelişimindeki en önemli durak, öz eleştiri yapabilme cesaretidir. Eserini bitirdiğinde onu 'mükemmel' kabul edip bir kenara koyan değil, onu acımasızca sorgulayan sanatçı ilerleyebilir. 'Daha iyi nasıl olabilirdi?', 'Nerede eksik yaptım?' sorularını sormaktan çekinmemelidir. Başkalarının övgüsü geçici bir tatmin sağlar; oysa kişinin kendi eksikliğini görmesi, kalıcılığa giden yolun kapısını aralar.'
- A) Sanatçıların övgüye ihtiyacı yoktur.
- B) Sanatçının gelişimi ve kalıcılığı için öz eleştiri yapabilmesi şarttır. ✓
- C) Eser bittikten sonra üzerinde değişiklik yapılmamalıdır.
- D) Başarılı bir sanatçı, eleştiriden korkmaz.
Paragrafta, sanatçının 'ilerleyebilmesi' ve 'kalıcılığa giden yol' için 'öz eleştiri yapabilme cesareti' ve 'eserini sorgulaması' gerektiği vurgulanmaktadır. Ana fikir, gelişimin öz eleştiriye bağlı olduğudur.
4. Bu parçada kullanılan anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir? 'Sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. Pencereyi açtığında serin bir dağ havası yüzünü yaladı. Hızla hazırlandı, çantasını sırtına aldı ve patikaya doğru yürümeye başladı. Ormanın içi sessizdi, sadece kuş cıvıltıları ve ayaklarının altındaki yaprakların hışırtısı duyuluyordu. Yaklaşık bir saatlik tırmanışın ardından tepenin zirvesine ulaştı. Karşısındaki manzara nefes kesiciydi; vadi, sis denizi içinde kaybolmuştu.'
- A) Açıklama
- B) Tartışma
- C) Öyküleme ✓
- D) Tanımlama
Parçada, bir kişinin sabah uyanmasından başlayarak bir tepeye tırmanmasına kadar yaşadığı olaylar, bir 'olay örgüsü' (uyanma, hazırlanma, yürüme, tırmanma, ulaşma) içinde anlatılmaktadır. Olaylar oluş sırasına göre verilmiştir. Bu anlatım biçimi öykülemedir.
5. Bu parçanın anlam bütünlüğünü bozan cümle aşağıdakilerden hangisidir? '(I) Türkiye, biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. (II) Üç farklı bitki coğrafyasının kesişim noktasında yer alması, bu zenginliğin temel nedenidir. (III) Ülkemizde yaklaşık 12.000 bitki türü doğal olarak yetişmektedir ve bunların üçte biri endemiktir. (IV) Endemik türler, sadece belirli bir bölgede yaşayan eşsiz bitkilerdir. (V) Bu değerli mirasın korunması için milli parkların sayısının artırılması gerekmektedir.'
- A) II
- B) III
- C) IV
- D) V ✓
Parçanın ilk dört cümlesi, Türkiye'nin 'biyoçeşitliliği' ve 'endemik türleri' hakkında nesnel bilgiler vermekte ve bir durumu tespit etmektedir. Beşinci cümlede ise konu değişmiş, bu durumun tespiti bırakılıp 'koruma' amacıyla yapılması gereken bir 'öneri'ye (milli parkların artırılması) geçilmiştir. Parçanın ana konusu 'tespit' iken beşinci cümle 'öneri'ye geçtiği için akışı bozmaktadır.
6. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragraf numaralanmış hangi cümleyle başlar? '(I) Kahve, dünyada petrolden sonra en çok ticareti yapılan ikinci üründür. (II) Kökeni Etiyopya'nın Kaffa bölgesine dayanan bu bitki, oradan tüm dünyaya yayılmıştır. (III) Günümüzde Brezilya ve Vietnam, en büyük kahve üreticileridir. (IV) Kahvenin demlenme yöntemleri de kültürden kültüre değişiklik gösterir. (V) Türk kahvesi ince çekilmiş çekirdeklerin cezvede pişirilmesiyle, espresso ise basınçlı suyun çekirdeklerden geçirilmesiyle elde edilir.'
- A) II
- B) III
- C) IV ✓
- D) V
Parçanın ilk üç cümlesi kahvenin 'ekonomik değeri', 'kökeni' ve 'üreticileri' yani 'tarımı ve ticareti' hakkında bilgi verir. Dördüncü cümleden itibaren ise konu değişmiş, kahvenin 'demlenme yöntemleri' (Türk kahvesi, espresso) anlatılmaya başlanmıştır. Bu nedenle ikinci paragraf dördüncü cümle ile başlamalıdır.
7. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra etrafı ağaçlarla çevrili bir gölün kenarına geldik. Gürültüden uzak, oldukça sakin bir yerdi burası. Rengarenk çiçeklerden çok güzel kokular yayılıyordu etrafa. Biraz dinlendikten sonra vakit kaybetmeden sofrayı kurduk. Biz yemeğimizi yerken karıncalar da bayram ediyordu etrafımızda. Kuşlar da hoş geldiniz, diyordu kendi dillerince. Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur.
- B) Öyküleyici anlatıma başvurulmuştur.
- C) Tanık göstermeye başvurulmuştur. ✓
- D) İnsana özgü nitelikler doğaya aktarılmıştır.
Parçada yazar kendi başından geçenleri anlatmaktadır (birinci kişili). Olaylar bir akış içindedir (öyküleme). Kuşların konuşması kişileştirmedir. Ancak parçada tanınmış bir kişinin sözüne veya düşüncesine yer verilmemiştir (tanık gösterme yoktur).
8. İnsan, toplumsal bir varlık olduğundan, ne kadar çabalasa da yaşadığı toplumdan soyutlayamaz kendisini. İster istemez bir dünya görüşünün içinde yer alır. Bu durum, özellikle sanatçılarda açık bir biçimde kendini gösterir. Çoğu klasik müzik sanatçısı, Bach ve Haendel’in etkisi altında yetişti. Kişiliklerine ve müziklerine bu etki bütünüyle yansıdı. Fransız Devrimi’nin rüzgarları bütün Avrupa’yı sarsarken Beethoven bu ortamın dışında kalamadı. Bestelerinde, devrim ülkelerinde oluşan hümanizmayı yansıttı. Bu parçada yazar, savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerden hangisine başvurmuştur?
- A) Tanık göstermeye
- B) Karşılaştırmadan yararlanmaya
- C) Tanımlamalara yer vermeye
- D) Örneklendirmeye ✓
Yazar, sanatçının toplumdan soyutlanamayacağı görüşünü desteklemek için Bach, Haendel ve Beethoven'ı örnek olarak vermiştir.
9. Birçok yazar ve şairin hayatında, müziğin önemli bir yeri vardır. Fransız şair Baudelaire, konuşma yeteneğini yitirdiği ve yatağa bağımlı yaşadığı bir dönemde, sevdiği bir müziği duyunca ağlamış. Hiçbir şeye tepki veremeyecek kadar hasta olmasına rağmen müziğe tepki vermesi oldukça anlamlı. Araştırılsa yaşamında müziğin ayrı bir yeri olan daha nice sanatçı bulunur. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
- A) Öyküleme
- B) Örneklendirme ✓
- C) Tanık gösterme
- D) Karşılaştırma
Yazar, 'yazar ve şairlerin hayatında müziğin yeri' konusundaki düşüncesini desteklemek için Baudelaire'i örnek olarak vermiştir.
10. Sakin, sıradan, ışıl ışıl bir gündü. Güngörmüş çınarların gölgesi suya vuruyor, ılık bir meltemle kıpırdayan sularda dantelli hareketlenmeler oluşuyordu. Bir ara yorgun bir vapur yanaştı iskeleye, içinden bir iki yolcu indi. Vapur kısa bir süre sonra nazlı bir edayla hareket etti. Ardında köpük köpük desenler bırakarak ilerledi. Ufukta bir nokta gibi kaldı, sonra kaybolup gitti. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Örneklerden yararlanma ✓
- B) Farklı duyulardan yararlanma
- C) Yinelemelere yer verme
- D) Doğayı hareket halinde anlatma
Parçada betimleme, öyküleme, kişileştirme ve görsellik (hareket) vardır ancak bir düşünceyi örnekleyerek anlatma yoktur.
11. Eşsiz bir coğrafyayı sarmalayan masmavi deniz… Yeşilin en güzel tonlarını barındıran uçsuz bucaksız zeytin ağaçları… Adını bu ağaçlardan alan Zeytinliada selam duruyor bizlere. Daha o zaman anlaşılıyor dönüşün buruk olacağı. Mis kokan meyve bahçeleri, uzun sahilleri ve ılık rüzgarlarıyla bir tabloyu andırıyor. Kimilerinin “çocukluğumun Bodrum”u olarak adlandırdıkları bu belde şimdilerde tekrar eski popülerliğine kavuşuyor. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Eksiltili cümleler kullanılmıştır.
- B) Bir manzara karşısındaki duygulanmalar dile getirmiştir.
- C) Söz sanatlarına yer verilmiştir.
- D) Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur. ✓
Parçada 'bizlere' ifadesi geçse de anlatım ağırlıklı olarak gözlemci/betimleyici bir dille (3. tekil şahıs veya genel ifadelerle) yapılmıştır. Ancak soruda 'hangisi söylenemez' dendiğinde cevap 'Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur' (E) olarak verilmiştir. Bunun nedeni metnin 'biz' (çoğul) üzerinden değil, daha çok nesnel/gözlemsel aktarımı olabilir veya 'selam duruyor bizlere' ifadesine rağmen genel çatının 1. kişi (ben yaptım, ettim) olmamasıdır. Cevap anahtarı D seçeneğidir.
12. Sanatçının bu romanı, öteki romanlarından farklı bir özellik gösteriyor. Bu da iki bölümden oluşan romanın her bölümünün farklı edebiyat yaklaşımlarıyla yazılmış olmasıdır. Romanın birinci bölümünde geleneksel edebiyat kurgusu egemenken ikinci bölüm çağın modern eğilimleriyle bütünleşiyor. Birinci bölümde somut yaşamdır odakta olan. İkinci bölümde ise düş ile gerçek, çağdaş anlayışın sarmal kurgusu içinde birbirine geçiyor. Burada soyut yaşamdır anlatılan. İlk bölümdeki yerellik de ikinci bölümde yerini evrensele bırakıyor. Bu parçanın anlatımında aşağıda verilenlerin hangilerinden yararlanılmıştır?
- A) Öyküleme-örneklendirme
- B) Açıklama-karşılaştırma ✓
- C) Betimleme-tanımlama
- D) Tartışma-karşılaştırma
Yazar, romanın özelliklerini ve bölümlerini bilgi vererek anlatmaktadır (açıklama). Ayrıca birinci ve ikinci bölümleri birbiriyle kıyaslamaktadır (karşılaştırma).
13. Ayvalık İskelesi’nden çıkınca yolun her iki yanındaki dükkanlar selamlar sizi. Yamru yumru taşlarla, çukurlarla dolu olan bu yol sizi kasabanın meydanına çıkarır. Kasabanın belki en eski, fakat tarihi özelliklerini kaybetmemiş evleri buradadır. O zamanın ölçülerine göre dar sayılmayan sokaklardan bugün ancak bir araba geçebilir. Kışın bozacılar, yazın dondurmacılar geçer tarih kokan sokaklardan bağıra bağıra. Evlerin arka tarafında bahçelerin demir parmaklıklarını saran hanımellerinin kokusu sizi alır başka dünyalara götürür. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Farklı duyulardan yararlanılmıştır.
- B) Ikilemelere yer verilmiştir.
- C) Betimlemeye başvurulmuştur.
- D) Birinci kişili anlatımla oluşturulmuştur. ✓
Yazar, 'sizi çıkarır', 'sizi götürür' gibi ifadelerle 2. tekil şahısa hitap eden veya gözlemci (3. tekil) bir anlatım kullanmıştır. 'Ben' veya 'biz' diliyle (1. kişili) anlatım yapılmamıştır.
14. Kişi; duygu, düşünce ve düş evrenini dille geliştirip zenginleştirir. İnsan ilişkilerini düzenleyen kurallar, dil aracılığıyla ifade edilir. Töreyi, yasayı, ahlakı, dini, felsefeyi oluşturan, anlatıp aktaran dildir. Heidegger, dil düşüncenin evidir, der. Düşünce; dilde barınır, korunur, gelişir, zenginleşir. Dil, düşünceyi gereği gibi ortaya koyamazsa iletişim sağlanamaz, toplumsal kurallar gerektiği gibi anlatılamaz. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?
- A) Açıklama-tanık gösterme ✓
- B) Tartışma-örneklendirme
- C) Açıklama-tartışma
- D) Açıklama-karşılaştırma
Parçada dilin önemi hakkında bilgi verilmiş (açıklama) ve bu düşünceyi desteklemek için Heidegger'in sözü alıntılanmıştır (tanık gösterme).
15. Manavgat Şelalesi’nin karşısında bir parkta oturuyoruz. Kaç gündür seyrine doyamadığım, o güzelim dağlar karşımızda… Âdeta doğanın tablolaştırılmış hâli… Günün her saatinde başka başka hâlleri var bu dağların. Eski liman altımızda… Tekneler uyukluyor. Eylülün bu son demlerinde, ağustos böcekleri konserlerine hâlâ devam ediyor. Kaleiçi denen eski mahalleler; ağaçlar, serviler arasında eski bir kabartma gibi duruyor. Eski sur parçaları, eski duvarlar… Masmavi, uçsuz bucaksız ve durgun bir deniz… Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Ikileme ve pekiştirilmiş sözcük kullanılmıştır.
- B) İnsana özgü nitelikler doğaya yansıtılmıştır.
- C) Gözlemler, kişisel yargılarla aktarılmıştır.
- D) Kanıtlayıcı bir anlatım yolu izlenmiştir. ✓
Metin tamamen betimleme ve kişisel izlenimler üzerine kuruludur. Kanıtlayıcı (bilimsel, nesnel, ispatlayıcı) bir anlatım yoktur.
16. Yazınsal yapıtların özgürlüğünü, yazarın yaratım sürecinin sonlanması başlatır. Yapıt, yazarın elinden çıktı mı yazarının bile tahmin edemediği kişilere, kitlelere ulaşır. Aksi halde yazarın elinin altındadır ve her an yapıtın değiştirilmesi, ondan bazı bölümlerinin çıkarılması ya da ona bazı bölümlerin eklenmesi söz konusudur. Bunu iyi bildiğinden olsa gerek Blanchot, “Yazar, yapıtını bitirip bir başkasına başladığı anda o yapıt hürdür.” diyor. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
- A) Tartışma
- B) Tanık gösterme ✓
- C) Tanımlama
- D) Karşılaştırma
Yazar, düşüncesini desteklemek için Blanchot'un sözünü alıntılamıştır. Bu tanık göstermedir.
17. Pılını pırtısını toplayan kıştan sonra neşeli bir bahar geliyor. Dağlarda karlar eriyor. Yer altı suları besleniyor, tarlalara ve bostanlara sızıyor sular, köklerine ulaşıyor bitkilerin. Kış uykusu sona eriyor, uyanıyor adeta doğa. Bedenimiz geriniyor, kanımız başka türlü akmaya başlıyor damarlarımızda. Bedenimizde bir gevşeme, bakışlarımızda parlaklık beliriyor. Her yeni bahar yeni sevgiler, yeni arayışlar getiriyor. Bir şairimizin dediği gibi her bahar, varoluşumuzun tadını duyumsatıyor bizlere. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?
- A) Değişik yapılı cümlelere yer verilmiştir.
- B) Farklı duyulardan yararlanılmıştır.
- C) Düşsel ögelere yer verilmiştir. ✓
- D) Anlatıcı, izlenimlerini yansıtmıştır.
Anlatım Yolları Analizi: • Parçada GÖRME duyusu: 'karlar eriyor', 'bakışlarımızda parlaklık beliriyor' • Parçada DOKUNMA duyusu: 'bedenimiz geriniyor', 'bedenimizde bir gevşeme' → Parçada farklı duyular kullanılmıştır, bu nedenle 'Farklı duyulardan yararlanılmıştır' ifadesi DOĞRUDUR. • Değişik yapılı cümleler var (devrik, yüklemsiz gibi). • Söz sanatı var: 'kış uykusu sona eriyor, uyanıyor adeta doğa' (kişileştirme/teşhis) • Anlatıcı izlenimlerini yansıtmış. • Parçada DÜŞSEL ögeler bulunmamaktadır; metin gerçekçi gözleme dayalı betimlemedir. 💡 Doğru Cevap: 'Düşsel ögelere yer verilmiştir' seçeneğidir (yanlış olan bu ifadedir).
18. Şehrin, araba yakıtlarından boşalan dumanlı yaşamından sıkılmış, Ege’nin bu güzel kasabasında bir süreliğine tatil yapmak istemiştim. Bedenimin ve zihnimin, şehir yaşamında sürekli olarak aşınması karşısında, dinlenmenin tam zamanı diye düşündüm. O yılan yollarda arabayı uçarcasına kullanıyordum. İçimde çocuksu bir telaş… Dinlence olmasına karşın, şehirde bile kalkmadığım erken saatlerde kalkıp bahçedeki akşamsefası ile günaydınlaşmak, deniz kıyısında yürümek, mavinin ve yeşilin yeniden farkına varmak ve sıcak ekmek yiyebilmek için fırına yol almak… Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Söz sanatlarına başvurulmuştur.
- B) Betimleyici ögelerden yararlanılmıştır.
- C) Öyküleyici bir yol izlenmiştir.
- D) Günün belli bir zamanı anlatılmıştır. ✓
Parçada sabah erken saatlerden bahsedilse de metnin bütünü 'günün belli bir zamanını anlatmak' üzerine kurulu değildir, daha çok bir süreci ve ruh halini anlatır. Bu nedenle 'günün belli bir zamanı anlatılmıştır' yargısı bu parça için asıl vurgulanan özellik olarak söylenemez.
19. Eskiden Üsküdar’da daha çok, katipler otururdu. Katip, devlet dairelerinde çalışan memur sınıfının ismiydi. Üsküdar, her sabah devlet kapısından ekmeğini arayan bu kalabalığı erkenden İstanbul’a uğurlardı. Evlerde yalnız kalan kadınlar, gül sirkesi veya elma reçeli yapar; yaşlılar bir köşede miskin miskin otururdu. Öğleye doğru evler çekilmez olur; evdekiler, semaverini kapıp bahçedeki yorgun ağaçların altına koşardı. Ağaçların serin gölgesinde sıcacık çaylar eşliğinde akşama kadar sürecek bir sohbet başlardı. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A) Tanımlamaya başvurulmuştur.
- B) Kişileştirme yapılmıştır.
- C) Tanık göstermeye başvurulmuştur. ✓
- D) Farklı duyulardan yararlanılmıştır.
Parçada 'Katip, ... ismidir' şeklinde tanım vardır. 'Üsküdar ... uğurlardı' ve 'yorgun ağaçlar' kişileştirmedir. Ancak tanık göstermeye başvurulmamıştır.
20. Yazarlık, insanda doğuştan var olan bir özellik değildir. Yazarlık denen dil işçiliğinde ustalık, ancak uzun çalışmalar sonucu elde edilir. Bütün yazarların ilk dönemlerinde ortaya koydukları eserlerle sonrakileri karşılaştırdığımızda o dil işçiliğinin hangi aşamalardan geçtiği kolayca anlaşılır. Peyami Safa’nın yirmi yaş eseri olan Sözde Kızlar romanını alın. Bununla yine onun Yalnızız ve Matmazel Noralya’nın Koltuğu adlı ustalık dönemi romanları arasındaki fark gözden kaçmayacaktır. Bu parçanın anlatımında özellikle aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
- A) Benzetmeye
- B) Tanımlamaya
- C) Örneklendirmeye ✓
- D) Sayısal verilerden yararlanmaya
Yazar, yazarlığın zamanla geliştiği düşüncesini desteklemek için Peyami Safa'nın eserlerini örnek vermiştir.
21. Yaz çılgınlıkları bahçelerden elini eteğini çekmeye başladığı zamanlarda, fidanlıktan yeni kurtulmuş, ince bedenli kavaklar sonbahara direnir. Onlar dallarında artık ağustos böceklerinin şen seslerinin kesilmesini umursamadan sonbaharın her yönden bastıran rüzgarlarının keyfini çıkarmaya çalışır. Yalnız yaşlı kavaklar bu işten memnun değildir. Çünkü onlar poyraz ve lodoslar karşısında, ilk günden yapraklarını dökmeye başlar. Kavaklara karşılık, yaşlısıyla genciyle çam ağaçları, kışı yapraklarıyla geçirmeye hazırlanmaktadır. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Olayları abartarak anlatma
- B) Söz sanatına başvurma
- C) Varlıkları ayırıcı özellikleriyle belirtme
- D) Örneklere yer verme ✓
Parçada ağaçlar kişileştirilmiş (söz sanatı), betimlemeler yapılmış ancak bir düşünceyi kanıtlamak için herhangi bir örnek verilmemiştir.
22. Dilimize Batı dillerinden giren “poetika” sözcüğü “şiir sanatı” yahut “şiir üzerine teoriler” anlamına gelmektedir. Sözcüğü ilk olarak Aristo kullanmış ve sözcüğün yaygınlaşmasını sağlamıştır. Fransızca’da bu sözcüğe bütün güzel sanatlarla ilgili olarak “güzellik felsefesi” anlamına gelen “estetik” kavramına yakın bir anlam verilmişse de bugün poetika, sadece şiir alanında kullanılan bir terimdir. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Öğreticiliği esas alma
- B) Açıklayıcı bir yol izleme
- C) Tanımsal nitelikli cümlelere yer verme
- D) Düşünceyi inandırıcı kılmak için alıntı yapma ✓
Doğru cevap D seçeneğidir. Metnin anlam bütünlüğü ve iletisi göz önüne alındığında, Parça bilgi vericidir ancak doğrudan bir alıntıya yer verilmemiştir. Bu doğrultuda paragrafta veya cümlede vurgulanan temel düşünceyi doğrudan yansıtan seçenek doğru cevaptır.
23. Yüksek bir tepeden Karadeniz’in hırçın dalgalarını selamlayan Kıyıköy; yemyeşil ormanları, masmavi denizi ve tertemiz havasıyla insanların ilgisini çekiyor. Daracık sokaklarıyla Karadeniz’in deli dalgalarına tepeden mağrur bakışlar atan bur şirin köyde akıp giden zamanı hücrelerinizde hissediyorsunuz. Teknelerin motor seslerine, kuşların cıvıltısına belki de en çok, dalgaların sesine hemen kaptırıveriyorsunuz kendinizi. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Kişileştirmeden yararlanılmıştır.
- B) Niteleyici sözcüklere yer verilmiştir.
- C) Tartışmacı anlatıma başvurulmuştur. ✓
- D) Pekiştirilmiş kelimeler kullanılmıştır.
Metin betimleyici ve öyküleyici niteliktedir. Bir fikri savunma veya çürütme (tartışma) amacı taşımaz.
24. Bazı şeyleri daha kısa anlatabilirsiniz, ama bazen de o kısalık yetmiyor size, uzun anlatmak gerekiyor. Belki kaçınılmaz olarak yazar malzemesinin bir öyküye sığmayacağını anladığında geçiyor romana. Böyle olunca da: “Öyküden romana geçmiş, öykü bir sıçrama tahtası mı?” gibi sorular çıkıyor ortaya; ama bunun kısmen zorunluluktan doğduğuna inanıyorum ben. Bu parçaya göre yazarların romana yönelmesinin asıl nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öykü türünde yeterince deneyim kazanması
- B) Öyküye diğer yazın türlerinden az değer verilmesi
- C) Öykünün, hacim bakımından anlatılacaklar için yeterli olmaması ✓
- D) Anlatacağı olayı daha ilgi çekici yönleriyle ele almak istemesi
Parçada yazarın elindeki malzemeyi öyküye sığdıramaması ve o kısalığın ona yetmemesi sonucu romana geçtiği, romana yönelme nedeninin hacimsel bir yetersizlik (zorunluluk) olduğu belirtilmiştir.
25. Bir hukuk kitabı için “Bunu okuyun bakalım. Sıradan bir insan anlayacak mı?” denmez hiçbir zaman. Çünkü bu kitabı belli bir birikime sahip kişilerin anlayabileceği düşünülür. Ama edebiyat yapıtı söz konusu olunca niçin aynı şey düşünülmez, bir türlü anlamıyorum bunu. Nedense her okuryazarın, bir edebiyat yapıtını okuyabildiğini rahatlıkla anlayacağı kabul edilir. Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisine karşı çıkmaktadır?
- A) Yazınsal yapıtların herkese seslenmesi gerektiğinin sanılmasına ✓
- B) Yazın yapıtlarında yalın bir dil kullanılmasına
- C) Sanat yapıtlarının, toplumun bütün kesimler için kaleme alınmamasına
- D) Sanatçıların, okurun bilgi düzeyini dikkate almadan yapıt vermesine
Yazar, hukuki gibi özel alanlardaki kitapların herkesçe anlaşılmayacağının peşin olarak kabul edilmesine rağmen edebiyat eserlerinin her okuryazar tarafından doğrudan anlaşılabileceği, onlara bu gözle bakılması düşüncesine karşı durmaktadır.